İçeriğe geç

Sustuğum Her Şey Sendin

Bölüm 10 · 3 dk okuma

Sustuğum Her Şey Sendin

Bölüm 10

10. Bölüm- Kısa Günün Yorgunluğu

O sabah, okulun kapısında bekliyordum. Aras genelde benden önce gelirdi. Ama bugün gecikmişti. Ve geldiğinde... Yorgun gözüküyordu. Çok yorgun.

"Uyuyamadım," dedi. Sebebini sormadım. Sadece başımı salladım. Yanında yürürken kolunun bana her zamankinden daha fazla değdiğini fark ettim. Yavaş yürüyordu. Soluk soluğaydı.

"İyi misin?" diye sordum.

"Sabahları hep böyleyim, bir şey yok." diye geçiştirdi.

Ama göz altındaki morluklar... Konuşurken gözlerini kaçırması...

Hepsi bir şeylerin başladığını fısıldıyordu. Ben ise anlamamış gibi yaptım. Çünkü bazen anlamak, fazla acı veriyordu.

Teneffüste sessizliğe gömülmüştük. Defterini açmış, bir şeyler karalıyordu. Uzun zaman sonra... Bir ara göz ucuyla baktım. Yazdığı cümle yarım kalmıştı.

"Ayda'yı düşününce... Her şey biraz daha..."

Devamı yoktu.

Başını bana çevirdi.

"Yarın dışarı çıkalım mı?" dedi. "Okuldan sonra. Sahile gidelim mesela. Sessiz bir yere."

Gülümsedim.

"İstediğin yere."

Ama onun sesi bu kez cümleyi bitirirken titredi. Gözlerini deniz gibi uzaklara dikti. Sanki bulunduğu yerde değilmiş gibi...

O günün akşamı mesaj attım;

"Yarın için heyecanlıyım. Bunu söylemek istedim sadece."

Cevabı kısa geldi:

"Ben de. Belki de uzun zamandır en çok bunu bekledim."

Ama bu cümlede bir "veda" kokusu vardı. Ama ben fark etmemeye çalıştım. Çünkü bazı hisler ancak geç kalınca anlaşılır.

Ertesi gün okul çıkışı sahilde buluştuk. Martılar çığlık çığlığa, Aras ise sessizdi. Oturduk. Ayakkabılarını çıkardı, ayağını denize soktu. Üşüdü ama gülümsedi.

"Hayat garip değil mi?" dedi. "Bazen her şey yolundaymış gibi yapıyorsun ama içinden bir şey eksiliyor."

Baktım yüzüne.

"O eksilen şey ne?" diye sordum.

Gözlerini kaçırdı

Sonra yavaşça, sanki kendi kendine konuşur gibi fısıldadı.

"Zaman."

Bir anda içim ürperdi. Ama nedenini yine de tam anlayamadım.

"Sana bir şey vereceğim," dedi sonra. Cebinden küçük bir kağıt parçası çıkardı. Katlıydı. Deja vu?

"Şimdi açma. Eve gidince bak."

Başımı salladım. Gözlerinde bir yorgunluk vardı. Fazla derin, fazla sessiz.

O gün birbirimize sarıldık. Daha sıkı, daha uzun. Sanki her şey biraz daha ağırlaşmadan önce son bir kez hafiflemek ister gibi...

Eve geldiğimde kağıdı açtım.

"Sana söyleyemediğim çok şey var. Ama bil ki, sevmenin bir başka dili varsa... Ben onu seninle öğrendim."

Altına bir tarih yazmıştı. Ve o tarih... İki ay öncesine aitti.

Demek ki bu cümle, bu vedaya hazırlık... Çoktan başlamıştı.

Ama ben şimdi öğreniyordum.

Geç.

Ama gerçek.

O gece uzun süre kağıdı elimde tuttum. Sadece yazdıklarına değil, yazmadıklarına da takıldım. Kelimesiz cümleleri vardı Aras'ın. Bakışlarında, duraksamalarında, aniden değişen konu başlıklarında gizliydi hepsi.

Sonra bir mesaj geldi:

"İyi geceler. Bugün çok güzeldi. Gerçekti."

Bir kalp koymamıştı. Ama bazı cümleler kalpten daha çok şeydi.

Ertesi gün okulda bir gariplik vardı. Normalde bana yanaşıp alaycı ama yumuşak cümleler kurardı. O gün hiç konuşmadı.

"Aras?"

Kafasını kaldırdı ama yüzü bembeyazdı.

"Bir şeyin yok, değil mi?" dedim.

Sadece gülümsedi. Ve o sırada... Birden gözleri karardı. Ayağa kalkarken sendeledi. Yanındaki sıraya tutunmasaydı düşebilirdi.

Kalbim duracak gibi oldu. Koşarak yanına gittim.

"Aras! Ne oluyor?"

O ise sanki utanmış gibi başını öne eğdi.

"Bir şeyim yok," dedi. "Sadece... Biraz tansiyonum düştü galiba."

"Saçmalama," dedim. "Yüzün bembeyaz!"

Öğretmen sınıfa girmişti ama bir şey söylemeden çıkıp onu revirin odasına götürdü. O da ses etmeden geldi. Bu sessizlik... Beni daha da korkuttu.

Revirde hemşire onu yatırdı, nabzını ölçtü.

"Daha önceden oluyor muydu bu?" diye sordu.

Aras cevap vermedi. Gözlerini kapadı, dinleniyormuş gibi yaptı.

Ben bir kenarda, hiçbir şey yapamamanın ağırlığıyla oturuyordum.

"İstersen aileni arayalım." dedim yavaşça.

Aras hemen başını kaldırdı.

"Hayır, gerek yok. Zaten biliyorlar."

Buz gibi oldum.

Ne demekti bu?

Ama soramadım. Sanki içimdeki bir ses. cevabı öğrenmeye hazır olmadığımı söyleyip duruyordu.

Dersler boyunca aklım hep ondaydı. Yanıma geldiğinde yüzüne tekrar renk gelmişti ama gülümsemesi yalandı.

"Sakladığın bir şey var." dedim.

Durdu. Bir an gerçekten bana her şeyi anlatacakmış gibi baktı bana. Ama sonra başını iki yana salladı.

"Henüz zamanı değil. Ama... sana söz. Öğreneceksin."

"Geç olmadan mı?" dedim.

Yutkundu. Sonra sadece bir şey fısıldadı:

"Umarım.

Ve o cümle, içimi parçaladı...

O akşam, pencerenin pervazında otururken rüzgar cama çarpıyordu. Ama benim içimde kopan fırtına daha sesliydi. Aras bir şey saklıyordu. Ve bu şey, bizim hikayemizi zamana karşı bir yarışa çevirmişti.

Ama ben hala o yarışın ne kadar kısa süreceğini bilmiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.