02.30
Yatağımda düşüncelerimle boğuştuğum o zaman dilimindeydim tam anlamıyla. Kafamdakileri kenara atmam gerekiyordu ama bugün olanlar ve o camıma bırakılanlar kafamı allak bullak ediyordu. İçinden çıkamıyordum ve çıkamadıkca kafayı yemek üzereydim.
Düşüncelerimi attım kafamdan ve yavaşça doğruldum yatağımda. Hemşire gelemezdi günlük ilaç zamanım 1 e düşürülmüştü. Rahattım bu yüzden. Kafamı yatak ile pencere arasındaki o boşluğa sarkıttım ve müzik kutusunu çıkarttım. Hala benimleydi. Kitabım elimden alınsa da bunu almalarına izin vermeyecektim. Çünkü bana ait olan tek şey bu elimdeki güzel, ahşap kutuydu. Yavaşça kurdum melodiyi. Kulağımda melodi aklımda o adamın dedikleri ve hareketleri vardı. Korkutucu aurası olsa da bana karşı iyiydi. Herkese çok zor güvenirdim bu yüzden kafam karışıktı ama içimden bir ses güvenilir olduğunu söylüyordu. Yine de tedbirli olmalıydım. Hemen güvenemezdim. Pekala yarın o adamı bulmam gerekiyordu.
Saatin 3 olmasını bekliyordum. Yine camıma birşey bırakılıp bırakılmayacağına bakacaktım. Ve bu sefer almayacaktım ki neden bırakıldığını öğrenebileyim. Belirsizlikler canımı sıkıyordu ve nedense tüm hayatım belirsizlik içinde geçmişti ki hala daha geçmeye devam ediyordu. Sinirlendim o an. Bu belirsizliğe ben izin vermiştim. Bağırıp çağırmam gerekiyordu. Ben buydum ki susmazdım. Nasıl da susturulurdum? Yarın o adamı bulacaktım ve ilk işim de hesap sorup, sorularıma cevap almak olacaktı.
Bu sırada saat 3 buçuğa yaklaşmıştı ama ne bir ses geldi ne de bir görültü. Sanırım bırakılmayacaktı. Bırakılmasındı. İstemiyordum ki zaten. Evet istemiyordum ve içimdeki anlamsız sızı sinirimi bozmuştu. Uyumam gerekiyordu.
~~~~~~~~
09.30
Kahvaltı saatiydi. Muhtemelen herkes aşağıda kahvaltı yapıyordu. Aç hissetmiyordum sabahları bu yüzden inmeyecektim aşağıya. Pekala o zaman üstümü değiştirip aşağıya bakınmam gerekiyordu. O adamı bulmam gerekiyordu. Almam gereken cevaplar vardı.
Üzerimi değiştirip aynada kendime baktım. Altıma siyah kumaş bir pantolon üstüme ise açık gri, yakası geniş, bol ama ince bir kazak vardı. Hava sıcaktı ama terletmiyordu bu üstümdekiler. Saçlarıma baktım. Yine karışıklardı ama kötü durmuyordu. Durarsa dursundu. Yine de ellerimi saçlarımın arasına geçirdim ve perçemlerimi düzelttim. Perçemlerimi gözlerimin önüne aldım ve saçlarımı iki yandan balık sırtı olarak ördüm. Böylelikle terleme ihtimalim artık hiç yoktu. O adamı bulmaya gidebilirdim.
Beyaz duvarda minik nokta gibi duran siyah saate baktım. 09.50. Hemşirenin gelmesine yarım saat vardı. Yarım saat sorularım için gayet yeterliydi.
Kapı kulpunu indirdim ve çıktım odadan. Sabah olduğundan dolayı oldukça aydınlık olan koridordan geçtim yavaşça. Alt kattaki yemekhaneye götüren merdivenleri indim. Korkutuyordu bu merdivenler beni. Fazlasıyla dik duruyordu. İçeri girmeden, o adamı bulmak adına gözlerimi gezdirdim. Onunla konuşurken adam diye seslenemezdim. Ne demeliydim? İsmini öğrenmiştim. Reha. Reha Saruhan. Reha diyemezdim tanımıyordum ama içimden Reha desem sıkıntı olmazdı. Duymuyordu ki.
Ve gözlerimi daha dikkatli yemekhanede gezdirdim. Yoktu. Yemeğe inmemiş miydi? Yemeğe inmezsen tüm gün aç bırakırlardı. Aç kalacağını bilmiyor muydu? Yemek saatini mi bilmiyordu? Herneyse beni ilgilendiren bir durum değildi sonuçta. Benim yapmam gereken acilen onu bulup sorularımın cevaplarını almaktı.
Yemekhaneden geri çıktım ve üst kata yöneldim. Her katın kendine ait özellikleri vardı. Kalacağın oda ona göre ayarlanırdı ama ben istisna oluyordum bu durumda. İlk geldiğimde üst kata yatırmak isteseler de babam izin vermemişti. Ünlü iş adamının kızı Akça Sorelin üst katta kalması gururunu zedelemiş sanırım. Ama aklına beni bir kere dinlemek gelmemiş. Deli teşhisini koyan da kendisiydi. Bu yüzden kontrole girememiştim.
Kafamdakileri susturdum. Önceliğim o adamdı. Onu aramaya devam etmem gerekiyordu. Üst kata yönelmiştim ki birinin kolumdan çekmesi bir oldu. Kolumdan tuttu ve bir odaya soktu. Tutuşu sert olsaydı asla bu kadar sakin kalmazdım ama tutuşu o kadar narin ve yumuşaktı ki beni şaşırtmıştı. Yumuşak davranılmaya alışık değildim. Kim çekmişti beni buraya?
Yavaşça kafamı kaldırdım ve açık kahve gözleriyle karşı karşıya geldim. Islak kirpikleri ve parlak gözleriyle bana bakıyordu. Reha Saruhan. Bulmuştum onu. Daha doğrusu o beni bulmuştu. İyide nasıl tepki verecektim? Hersey karma karışık beynimde yankılanıyordu. Üstünde koyu yeşil, düz ve kapşonlu bir sweet vardı. ve yapılı vücudunu daha hoş göstermişti. Altında ise siyah bol bir eşofman vardı. Koyu ve iri dalgalı saçları ıslaktı. Yeni mi duş almıştı? Bananeydi. Nasıl konuşmaya başlamam gerektiğinini düşünmeye başladım. Konuşmama müsade etmeden o konuştu neyseki.
"Kafandaki sorularının farkındayım." Diye fısıldadı. Büyük ihtimalle bir personel odasındaydık ve sessiz olmamız gerekti. Sonunda konuşma gücünü kendimde buldum.
" O zaman bu bilinmezliğe son ver lütfen. Canımı sıkıyor bu durum. " Gözleri kısıldı. Minik bir tebessüm edindi yüzünde
"Belirsizliği sevmediğini biliyorum ve seni bu kadar bilinmezlik için de bıraktığım için üzgünüm. Sadece olan bazı şeyler senin iyiliğin için ve benden korkmanı istemiyorum. "
Soruların cevabını almadan korkmamam gerektiğini söyleyemezdi. Bağırıp çağırmak, hesap sormak istedim ama içimden gelmiyordu sanki. Yapamadım o an. Yapamadığımdan dolayı kendime sinirlendim bir anda. Yavaşça kaşlarımı çatmıs olmalıyım ki Reha denilen adamın eli kaşlarımı buldu. Ani tepkisiyle gerildim ve bir adım geri çekildim. Yüz ifadesini inceledim ama o da benim yüz ifademi inceliyordu o an. Ne ince, ne kalın olan hoş dudaklarını oynattı yavaşça.
"Merak ettiğin birkaç soruyu cevaplamak istiyorum. Ama burada değil. Akşam kendi odana geç. Yanına geleceğim. " Ya gelmezseydi? Şuana kadar kim geleceğim dediyse gelmemişti. Onun da geleceğine güvenemezdim.
"Ya gelmezsen? "
"Geleceğim" Dedi. kendinden son derece emin bir şekilde. Emin olsa da tekrarladım sorumu.
"Peki ya gelmezsen? " Gülümsedi o an ve bunun sonucu gözleri yavaşça kısıldı. Kısık gözlerinde ki parıltılarla bakıyordu şimdi bana.
"Geleceğim. Ama yine de şüpheni gidermeliyiz." Ne demek istiyordu? Yavaşça elini cebine attı ve iki tane neredeyse bir ip kalınlığında bir bileklik çıkardı. İkisi de düz ve ince bir zincirdi. Tek farkları birinde minik bir siyah kuğu diğerinde ise beyaz bir kuğu vardı. Bunlar neydi? Bununla onu nasıl bulabilirdim ki?
" Seni bununla mı bulacağım yani? " Sormaktan alıkoyamamıştım kendimi. Gülümsedi o an ve yavaşca kafasını eğerek boyuma yaklaştı. Kaç santimdi bunun boyu?
" Bileklikler ikimizin de kolunda olduğunda üstüne tıkla. Nerede olduğumu sana gösterir." Değişik birşeydi. Takmalı mıyım bilemedin o an ama onu birdaha bulamazsam bilinmezlikte kaybolurdum. Takacaktım.
Avucunu bana doğru uzattı al der gibi. Almadım bir süre. İnceledim. O an beyaz kuğulu olanı ince parmakları arasına aldı ve diğer eli ile sol bileğime uzandı. Her zaman yaptığı gibi hafif ve narin denilecek şekilde bileğimi kendine çekti ve birkaç saniye içinde bilekliği taktı. Daha sonra kendi sol bileğine de diğer bir bilekliği taktı.
" Ya bilekliği çıkarırsan ve seni bulamazsam? " Fazla mı abartıyordum bu durumu? Ama elimde değildi ki. İstemsiz herşeyi sorguluyordum. Fazla şüpheciydim.
" Bu sefer güven bana. Çıkarmam,çıkarmayacağım." Sessiz kaldım. Diyecek pek birşey bulamadım.
"Pekala." Demek ile yetindim. Şimdi ne olacaktı? Gidecek miydi? Gitmesini mı istiyordum? İstemiyordum. İstemeliydim ve o da gitmeliydi.
"Gitmem gerek şimdi. Geleceğim zamana dair saat veremem ama emin ol geleceğim. Seni o bilinmezliğin birkaçından kurtaracağım. Dikkat et kendine Akça."
Yine sessiz kalmakla yetindim. O da üstelemedi zaten ve arkasını dönüp sessiz adımlar ile çıktı. Bende daha fazla burda kalmak istemeyerek yemekhaneye yöneldim. Aç değildim ama akşamı düşünmemem gerekiyordu.
kafamda tonlarca kurgu var şuan hepsini düzenleyip güzel bir bölümle gelmek istiyoruum. Kitabımı okuyan, beğenen, yorum atan herkese de çok çok teşekkür ederim. Beni hayallerime yaklaştıran sizlersiniz 🦢🧚🏻♀️


