Michael Baratheon'un çalışma odasında zamanın farklı bir anlamı vardı.
Saatler, masanın üzerindeki eski saatin akrebiyle yelkovanı kadar yavaş ilerliyor; günler, üst üste yığılmış kitapların ve sararmış kâğıtların arasında birbirine karışıyordu. Lisno artık odanın düzenini ezbere biliyordu. Hangi rafta yaratıklarla ilgili kayıtların bulunduğunu, hangi çekmecede eski haritaların saklandığını, babasının hangi konularda ayrıntılı notlar tuttuğunu ve hangi defterlerin yarım bırakıldığını öğrenmişti.
İlk aylarda her şeyi baştan sona okumaya çalışmıştı.
Sonra bunun imkânsız olduğunu anlamıştı.
Michael'ın arşivi, bir insanın tek başına birkaç ayda tüketebileceği bir bilgi yığını değildi. Yıllar boyunca toplanmış kitaplar, av raporları, çizimler, farklı kaynaklardan kopyalanmış metinler ve el yazısıyla doldurulmuş defterler vardı. Bazı belgeler birbirleriyle çelişiyor, bazıları aynı yaratığı farklı isimlerle tanımlıyor, bazılarıysa açıklaması olmayan olaylardan söz ediyordu.
Lisno bir süre sonra yeni bir yöntem geliştirdi.
Önce yaratıkları sınıflandırıyor, sonra özelliklerini karşılaştırıyor, ardından babasının kişisel notlarını okuyordu. Bir yaratığın nasıl göründüğünden çok nasıl davrandığını anlamaya çalışıyordu. Nerede yaşadığını, nasıl beslendiğini, ne zaman saldırdığını, hangi durumlarda tehlikeli hâle geldiğini araştırıyordu.
Her şeyin bir düzeni olmalıydı.
Düzen varsa, anlaşılabilecek bir şey de vardı.
Anlaşılabilecek bir şey varsa, bir gün onunla mücadele etmek mümkün olabilirdi.
Lisno bu düşünceye tutunuyordu.
Çünkü bilmediği şeylerden nefret etmeye başlamıştı.
Daha doğrusu, bilmediği şeylerin kendisinden neler alabileceğini artık çok iyi biliyordu.
Masanın üzerinde açık duran defterin sayfasını çevirdi. Kenarlarına kendi el yazısıyla notlar aldığı bir kurtadam dosyasıydı bu. Michael'ın kayıtlarından derlediği bilgileri başka kaynaklarla karşılaştırmış, bazı cümlelerin altını çizmişti.
Kurtadamlar.
İnsan biçiminden kurt biçimine geçebilen, gelişmiş duyulara ve insanüstü fiziksel yeteneklere sahip doğaüstü varlıklar. Yaralanmalardan insanlara kıyasla çok daha hızlı iyileşebiliyorlardı. Güçleri, deneyimleri ve doğaları birbirinden farklı olabiliyordu.
Bazıları sürüler hâlinde yaşıyordu.
Bazıları yalnız dolaşıyordu.
Bazıları insanları koruyordu.
Bazılarıysa onları avlıyordu.
Lisno kalemini eline aldı ve sayfanın altına yeni bir cümle yazdı.
Bir türün bütün üyeleri aynı davranışı göstermez.
Cümleye birkaç saniye baktı.
Ardından yanına bir soru işareti koydu.
Teoride bu düşünce mantıklıydı. Michael'ın arşivlerinde de benzer uyarılar vardı. Her doğaüstü varlık düşman değildi. Her karşılaşma bir ölüm kalım mücadelesine dönüşmek zorunda değildi.
Ancak teoriyi yazan kişiyle, karşısında bir yaratık gördüğünde tetiği çekmesi gereken kişi aynı değildi.
Lisno bunu henüz sınamamıştı.
Ve sınamak istediğinden de emin değildi.
“Bu dosyayı üçüncü kez okuyorsun.”
Excalibur'un sesi zihninde belirdi.
Lisno başını kaldırmadı.
“İkinci.”
“Üçüncü.”
“Birinci okumayı saymıyorum. O zaman yalnızca başlıklara bakıyordum.”
“Bu, okumanın tanımını değiştirmez.”
“Senin de bir kılıç olduğun gerçeğini değiştirmediği gibi.”
Excalibur sustu.
Lisno dudaklarının kenarında beliren belli belirsiz gülümsemeyi bastırdı. Son haftalarda kılıçla tartışmak, istemediği hâlde günlük hayatının bir parçası hâline gelmişti. Excalibur'un her zaman cevap verecek olması başlangıçta onu rahatsız etmişti. Şimdiyse bazen odada yalnız olmadığı hissini veriyordu.
Bu, yalnızlığını ortadan kaldırmıyordu.
Ama sessizliği biraz daha katlanılır kılıyordu.
Lisno yeniden dosyaya döndü.
“Bana bir şey söyle.”
“Dinliyorum.”
“Bir kurtadamı öldürmek ne kadar zor?”
Excalibur hemen cevap vermedi.
Lisno kalemini bıraktı.
“Bunu bilmem gerekiyor.”
“Hayır. Önce neden bilmek istediğini anlamam gerekiyor.”
“Çünkü bir gün karşıma çıkabilir.”
“Bir gün bir insan da karşına çıkabilir.”
“İnsanlarla ilgili ayrı bir dosyam var.”
“Fark ettim.”
Lisno gözlerini devirdi.
“Ciddiyim.”
“Ben de.”
Kılıcın sesi bu kez daha ağırdı.
“Bir şeyi öldürebilme ihtimalini araştırmakla, onu öldürmeye karar vermek aynı şey değildir. Önce hangisini yaptığını anlamalısın.”
Lisno'nun yüzündeki ifade değişmedi.
“Bunu babamın notlarından mı öğrendin?”
“Hayır.”
“Nereden öğrendin?”
“Yaşadıklarımdan.”
Bu cevap, Lisno'nun beklediğinden daha fazla merak uyandırdı.
“Senin yaşadıkların mı var?”
“Çok.”
“Bana anlatacak mısın?”
“Bir gün.”
Lisno sandalyesine yaslandı.
“Bu evde herkesin bir şeyleri varmış da anlatmak için doğru zamanı bekliyormuş gibi hissediyorum.”
“Bazı şeyler doğru zamanda anlatılmalıdır.”
“Bundan nefret ediyorum.”
“Bunu da fark ettim.”
Lisno yeniden dosyaya döndü. Bu kez aynı satırları okumuyordu. Zihni, bir süredir kaçınmaya çalıştığı bir ihtimalin etrafında dolaşıyordu.
Scott McCall.
Derek Hale.
İkisini de yıllardır tanıyordu.
Beacon Hills'te büyüyen biri için doğaüstü dünyanın varlığı, bazı ailelerin sakladığı eski bir sır gibiydi. Herkes her şeyi bilmese de bazı şeyler fısıltılarla yayılırdı. Derek'in ailesi hakkında anlatılanları, Scott'ın hayatındaki açıklanamaz değişimleri ve ormanın çevresinde yaşanan tuhaf olayları Lisno da duymuştu.
Ancak duymakla bilmek aynı şey değildi.
Scott'ın bir kurtadam olduğunu artık biliyordu.
Derek'in de öyle olduğunu.
Ve bu bilgi, onları hatırlama biçimini değiştirmişti.
Scott'ın yıllar önce okul koridorunda kendisine çarptığında özür dileyip çantasını yerden toplamasını hatırlıyordu. Derek'in kendisine pek konuşmadan başıyla selam verdiği birkaç karşılaşmayı da. Onlar hayatının merkezinde olan insanlar değildi. Ama yabancı da değillerdi.
İsimleri, yüzleri ve sesleri vardı.
İşte bu yüzden dosyanın kapağını kapatmıştı.
Bir kurtadamı öldürmenin ne kadar zor olduğunu öğrenebilirdi.
Ama tanıdığı birini öldürmeye karar vermek başka bir şeydi.
Lisno kalemini eline aldı ve sayfanın en altına bir cümle yazdı.
Bir yaratığın ne olduğunu bilmek, onun kim olduğunu bilmek değildir.
Bu kez soru işareti koymadı.
---
Kapı zili çaldığında Lisno saatlerdir masanın başındaydı.
Başını kaldırıp saate baktı. Öğleden sonra olmuştu. Son birkaç gündür eve kimse gelmemişti. Gelenler genellikle resmî işler için uğrayan kişiler ya da komşulardı. Lisno kimseyle uzun konuşmalar yapmıyor, kapıyı açması gerektiğinde mümkün olduğunca kısa cevaplar veriyordu.
Zil yeniden çaldı.
Lisno defteri kapattı.
Excalibur'un sesini duydu.
“Beklediğin biri mi var?”
“Hayır.”
“O hâlde kapıya gitmelisin.”
“Bunu kendim de biliyorum.”
“Bazen emin olamıyorum.”
Lisno sandalyesini geriye itti ve koridora çıktı. Kapıya yaklaşırken yerde duran Excalibur'u aldı. Son haftalarda onu her yere taşımıyordu ama evde yalnızken yakınında tutmayı tercih ediyordu.
Kapının önünde durdu.
“Kim o?”
Dışarıdan bir ses geldi.
“Benim.”
Lisno dondu.
Sesi tanıyordu.
Kapıyı açtığında karşısında Scott McCall'ı gördü.
Scott her zamanki gibi görünüyordu; sade kıyafetleri, endişeli bakışları ve bir şey söylemeden önce karşısındaki kişinin yüzünü dikkatle inceleyen tavrıyla. Ancak bu kez yanında iki kişi daha vardı.
Derek Hale, Scott'ın birkaç adım gerisinde durmuştu. Kollarını göğsünde birleştirmiş, kapının üstündeki çerçeveyi ve ardından Lisno'nun elindeki kılıcı inceliyordu. Yüzündeki ifade, birinin evine ziyarete gelmiş birinden çok, girmeden önce içerideki bütün çıkışları hesaplayan birine aitti.
Onun yanında Stiles Stilinski duruyordu.
Stiles'ın bakışları önce Lisno'ya, sonra kılıca, ardından yeniden Lisno'ya kaydı.
“Pekâlâ,” dedi. “Bunun sıradan bir taziye ziyareti olmayacağını tahmin etmiştim ama kapıyı açan kişinin elinde kılıçla durması beklentilerimi biraz aştı.”
Lisno hiçbirine gülümsemedi.
Scott'ın yüzündeki endişe belirginleşti.
“Lisno... Seni rahatsız etmiyoruz, değil mi?”
“Ne istiyorsunuz?”
Sesi düşündüğünden daha soğuk çıkmıştı.
Scott bir an duraksadı.
“Bir süredir seni göremiyoruz. Okuldan ayrıldığını duyduk. İyi olup olmadığını merak ettik.”
“İyi olup olmadığımı öğrenmek için üç kişi mi geldiniz?”
Stiles elini kaldırdı.
“Ben gönüllü olarak geldim. Diğer ikisinin sosyal becerileri konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmiyorum.”
Derek ona baktı.
“Stiles.”
“Ne? İnsanları rahatlatmaya çalışıyorum.”
“Başarısız oluyorsun.”
“Bu benim doğal yeteneğim.”
Lisno, istemeden de olsa Stiles'ın yüzüne baktı. Çocuk her zamanki gibi konuşuyordu. Sanki dünyanın geri kalanı yerinden oynamamış gibi. Sanki bir insanın ailesini kaybetmesinin ardından kapısına gelip onunla konuşmanın ne kadar zor olabileceğini düşünmemiş gibi.
Ama Stiles'ın gözleri gülmüyordu.
Mizahının arkasında dikkatli bir gözlem vardı. Lisno'nun elindeki kılıcı, kapının ardındaki koridoru ve yüzündeki gerginliği fark etmişti.
Scott bir adım öne çıktı.
“İçeri girebilir miyiz?”
Lisno'nun parmakları kabzanın çevresinde sıkılaştı.
Üçünü de tanıyordu.
Ve ikisi, onun için artık yalnızca Scott ve Derek değildi.
Kurtadamlar.
Michael'ın arşivlerinde okuduğu, güçleri ve zayıflıkları hakkında notlar aldığı yaratıklar.
Scott'ın kokusunu alabiliyor olabileceğini, Derek'in kapının önündeki her hareketini izlediğini, ikisinin de kendisinden çok daha hızlı tepki verebileceğini düşündü.
Bir anlığına zihninde tek bir düşünce belirdi.
İçeri girerlerse, onları burada öldürebilirim.
Bu düşünce onu şaşırtmadı.
Asıl onu korkutan, düşüncenin ne kadar kolay geldiğiydi.
Kapıyı biraz daha açtı.
“Girin.”
Stiles eşiği geçerken kılıca bir kez daha baktı.
“Bunu sormak zorundayım. Evde bir kılıçla dolaşmak yeni bir moda mı, yoksa kaçırdığım bir şey mi var?”
Lisno kapıyı kapattı.
“Kaçırdığın çok şey var.”
“Harika. Gizemli cevaplar. Tam da ihtiyacımız olan şey.”
Derek sessizce etrafı inceliyordu. Scott ise Lisno'nun yüzünden gözlerini ayırmıyordu.
Üçü salona girdiler.
Hiçbiri oturmadı.
Lisno da oturmadı.
Aralarında, söylenmemiş sorularla dolu bir sessizlik oluştu.
Sonunda Scott konuştu.
“Başın sağ olsun.”
Lisno'nun çenesi gerildi.
“Bunu söylemek için biraz geç kaldınız.”
Scott'ın yüzü düştü.
“Biliyorum. Özür dilerim.”
“Biliyor musun?”
“Lisno...”
“Hayır. Gerçekten biliyor musun? O gece burada değildiniz. Ne olduğunu görmediniz. Ne kaybettiğimi bilmiyorsunuz.”
Scott başını eğdi.
“Hayır. Tam olarak bilmiyorum.”
Bu cevap Lisno'nun öfkesini daha da artırmalıydı. Fakat Scott kendisini savunmaya çalışmamıştı. Acısını küçümsememiş, ne yapması gerektiğini söylememiş, ona zamanın her şeyi düzelteceğini anlatmamıştı.
Sadece bilmediğini kabul etmişti.
Lisno bundan hoşlanmadı.
Çünkü öfkesini yöneltebileceği bir savunma bulamamıştı.
Derek nihayet konuştu.
“Buraya tartışmaya gelmedik.”
Lisno ona döndü.
“Öyleyse neden geldiniz?”
“Scott seni merak etti.”
“Sen de mi?”
Derek'in yüzü değişmedi.
“Seni tanıyorum.”
“Beni tanımıyorsun.”
“Eskiden tanıyordum.”
Bu söz, odanın içindeki havayı değiştirdi.
Lisno'nun aklına yıllar önceki birkaç görüntü geldi. Kasabada düzenlenen bir etkinlikte Derek'in uzaktan kendilerine baktığı an. Babasının onun ailesinden söz ederken kullandığı dikkatli ifadeler. Derek'in çevresinde insanların neden bu kadar temkinli davrandığı.
Derek Hale, hiçbir zaman kolay yaklaşılabilen biri olmamıştı.
Şimdi de değildi.
“Belki de beni hiç tanımadın,” dedi Lisno.
Derek başını hafifçe yana eğdi.
“Belki.”
Scott araya girdi.
“Biz sadece yalnız kalmanı istemiyoruz.”
Lisno ona döndü.
“Yalnız değilim.”
Scott'ın bakışları elindeki kılıca kaydı.
Stiles da aynı şeyi fark etmişti.
“Bunu söylemek istemezdim ama şu anda elindeki kılıç, yalnız olmadığını kanıtlamak için en iyi seçenek olmayabilir.”
Lisno'nun parmakları yeniden sıkılaştı.
“Bunun ne olduğunu biliyor musun?”
“Keskin bir metal nesne olduğunu tahmin ediyorum.”
“Stiles,” dedi Scott.
“Ne? Bir soru sordum.”
Derek'in sesi sertleşti.
“Onu rahat bırak.”
Stiles ellerini kaldırdı.
“Tamam. Sessizim. Bu evde sessizliğin ne kadar popüler olduğunu zaten fark ettim.”
Lisno'nun bakışları Derek'e döndü.
“Beni korumaya mı çalışıyorsun?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden konuşuyorsun?”
“Çünkü Stiles bazen kendi sesini duymadan düşünemiyor.”
“Hey!”
Scott iç çekti.
“Lütfen. Hepimiz bir dakika normal davranabilir miyiz?”
“Ben normal davranıyorum,” dedi Stiles.
Derek aynı anda, “Hayır,” dedi.
İlk kez Lisno'nun yüzünde çok hafif bir gülümseme belirdi.
Ama hemen kayboldu.
Çünkü Scott'ın gözleri değişmişti.
Bir anlığına, Lisno'nun bildiği kahverengi gözlerin yerinde altın rengi bir parıltı belirdi. Çok kısa sürdü. Scott hemen başını çevirdi, fakat artık çok geçti.
Lisno görmüştü.
Derek'in gözleri de bir anlığına parladı.
Odanın içindeki bütün sesler kesilmiş gibi geldi.
Lisno'nun zihni, babasının arşivlerinden öğrendiği bilgileri hızla sıralamaya başladı. Göz rengi. Duyular. İnsan biçimindeki belirtiler. Tehdit algısı. Fiziksel güç.
Kurtadamlar.
İkisi de.
Gerçekten.
Yıllardır tanıdığı insanlar, Michael'ın kitaplarında tarif edilen yaratıklardı.
Lisno'nun elindeki Excalibur hafifçe ısındı.
“Sakin ol.”
Lisno'nun yüzü değişmedi.
“Bana emir verme.”
Scott kaşlarını çattı.
“Ne dedin?”
“Seninle konuşmuyordum.”
Stiles'ın başı aniden kılıca döndü.
“Bir dakika. Kiminle konuşuyordun?”
Lisno cevap vermedi.
Derek bir adım attı.
Lisno da aynı anda kılıcı kaldırdı.
Hareketi hızlıydı ama kusursuz değildi. Excalibur'un ucu doğrudan Derek'e yönelmişti. Scott hemen araya girdi.
“Lisno, bekle!”
“Geri çekil.”
“Bize saldırmayacağız.”
“Bunu nereden bileyim?”
Scott'ın yüzünde acı bir ifade belirdi.
“Çünkü beni tanıyorsun.”
Lisno'nun gözleri öfkeyle parladı.
“Ben seni tanıdığımı sanıyordum.”
Derek'in sesi buz gibiydi.
“Scott, geri çekil.”
“Derek—”
“Geri çekil.”
Scott istemeyerek bir adım geriledi.
Derek'in elleri iki yanında duruyordu. Henüz pençelerini çıkarmamıştı. Ancak Lisno, onun vücudundaki gerginliği fark edebiliyordu. Bir saldırı gelirse karşılık vermeye hazırdı.
Bu, Lisno'nun beklediği bir tepkiydi.
Bir yaratık tehlikeli hissettiğinde kendisini savunurdu.
Ve bir avcı, tehlikeyi fark ettiğinde hazırlıklı olmalıydı.
“Ne kadar süredir biliyorsunuz?” diye sordu Lisno.
Scott cevap verdi.
“Neyi?”
“Kurtadam olduğunuzu.”
Stiles gözlerini kapattı.
“Tamam. Bu ziyaret düşündüğümden çok daha kötü gidiyor.”
Derek'in bakışları Lisno'nun yüzüne sabitlendi.
“Bunu nereden öğrendin?”
“Bunun bir önemi yok.”
“Benim için var.”
“Senin için önemli olan şey, benim ne bildiğim mi? Yoksa seni öldürebilecek kadar şey öğrenip öğrenmediğim mi?”
Scott'ın yüzündeki ifade değişti.
“Lisno, biz canavar değiliz.”
Lisno'nun eli titredi.
Çünkü Scott bunu söylerken öfkeli değildi.
Kendisini savunmak için sesini yükseltmiyordu.
Yalnızca ona bir şey anlatmaya çalışıyordu.
“Kitaplarda ne yazdığını biliyorum,” dedi Lisno.
“Kitaplarda bizim hakkımızda ne yazıyor?”
“İnsanüstü güç. Hızlı iyileşme. Gelişmiş duyular. Dönüşüm. Sürü davranışları. Alfa hiyerarşisi.”
Stiles yavaşça Scott'a döndü.
“Bizi anlatan bir dosya hazırlamış.”
Scott cevap vermedi.
Stiles yeniden Lisno'ya baktı.
“Peki. Bir sonraki sorum şu: Dosyanın sonunda değerlendirme kısmı var mı? Hani, ‘Bu iki aptalın tehlike seviyesi: yüksek, zekâ seviyesi: tartışmalı’ gibi?”
Derek'in gözleri daraldı.
“Stiles.”
“Tamam, tamam.”
Lisno kılıcı indirmedi.
“Babanın arşivinde kurtadamlarla ilgili her şeyi okudum,” dedi. “Ne yapabileceklerini, nasıl saldırdıklarını, hangi koşullarda daha tehlikeli olduklarını...”
“Ve bizi öldürmeye karar verdin,” dedi Derek.
Bu bir soru değildi.
Lisno ona baktı.
“Henüz karar vermedim.”
Scott'ın yüzü soldu.
Derek ise neredeyse hiç tepki vermedi.
“Bunu düşünmüşsün.”
“Evet.”
“Neden?”
Lisno'nun cevabı hazırdı.
“Çünkü siz doğaüstü yaratıklarsınız.”
Scott yavaşça başını salladı.
“Bu, birini öldürmek için yeterli bir neden değil.”
“Bunu sen söylüyorsun.”
“Evet. Çünkü ben de bir kurtadamım.”
“Tam olarak sorun bu!”
Lisno'nun sesi yükseldi. Kılıcın gövdesindeki işaretler bir anlığına parladı.
“Sen bir kurtadamsın! Derek de öyle! Ve ben sizinle ilgili bir şey öğrendiğim anda, yıllardır tanıdığım insanların aslında ne olduğunu düşünmeye başladım. Bana ne kadar yalan söylediniz? Başka neleri saklıyorsunuz? Bir gün kontrolünüzü kaybederseniz ne olacak?”
Scott cevap vermek için ağzını açtı ama Lisno devam etti.
“Bana bunun bir önemi olmadığını söylemeyin. Ben bir gecede bütün ailemi kaybettim. Bir daha hazırlıksız yakalanmayacağım.”
Bu kez odada kimse konuşmadı.
Derek'in yüzündeki sert ifade biraz değişmişti. Çok az. Başka biri fark etmeyebilirdi.
Ama Lisno fark etti.
Çünkü Derek Hale kaybın ne olduğunu biliyordu.
Kendi ailesinin başına gelenleri, evlerinin nasıl yok olduğunu ve geride kalanların hayatlarını nasıl değiştirdiğini biliyordu. Lisno'nun gözlerindeki öfkenin altında ne olduğunu anlaması için uzun açıklamalara ihtiyacı yoktu.
“Bizi öldürürsen,” dedi Derek, “bir daha hazırlıksız yakalanmaktan kurtulmuş olmayacaksın. Yalnızca başka bir şey kaybetmiş olacaksın.”
Lisno'nun yüzü sertleşti.
“Beni tanımıyorsun.”
“Hayır. Ama neye benzediğini biliyorum.”
“Ne?”
“Kendini korumak için herkesi düşman ilan eden birine.”
Lisno'nun kılıcı bir santim yükseldi.
“Bir daha söyle.”
Derek yerinden kıpırdamadı.
“Beni duydun.”
Scott aralarına girmek istedi ama Stiles kolunu tuttu.
“Bekle,” diye fısıldadı.
Scott ona döndü.
“Stiles, bunu durdurmalıyız.”
“Evet. Ama şu anda ikisine de yaklaşmak, bir kılıçla kurtadam arasında ezilmek demek olabilir. Ben o konuda kariyer yapmayı düşünmüyorum.”
“Stiles.”
“Gözlem yapıyorum.”
Lisno, Derek'in gözlerine baktı.
Bir anlığına, kılıcı ileri itmek istedi.
Tek bir hamle.
Excalibur'un gücünü kullanabilirdi. Derek'in ne kadar hızlı olduğunu, yaralarının ne kadar çabuk iyileştiğini, kılıcın ona karşı ne kadar etkili olacağını öğrenebilirdi.
Belki Scott da araya girerdi.
Belki ikisini birden alt edemezdi.
Ama en azından hazırlıksız yakalanmazdı.
Bu düşünceler zihninde birbirini kovalarken, başka bir görüntü belirdi.
Scott'ın yıllar önce okulun koridorunda ona gülümsemesi.
Derek'in kasabada karşılaştıklarında başını hafifçe eğmesi.
Stiles'ın kendisini gördüğünde her zamanki gibi gereksiz bir yorum yapması.
Bunlar büyük anılar değildi.
Ama gerçekti.
Ve Lisno, bu insanları öldürmeye karar verirse, onları yalnızca birer yaratık olarak hatırlayamayacağını biliyordu.
İsimlerini hatırlayacaktı.
Yüzlerini.
Seslerini.
Yıllardır tanıdığı insanları.
Kılıcı tutan eli titredi.
“Ben...” diye başladı.
Söyleyecek bir şey bulamadı.
Scott'ın sesi yumuşadı.
“Lisno, bize saldırmak istemediğini biliyorum.”
“Bilmiyorsun.”
“Belki bilmiyorum. Ama hâlâ kılıcı indirmedin çünkü emin değilsin.”
Lisno ona baktı.
Scott bir adım atmadı.
“Bize güvenmek zorunda değilsin. Şimdi değil. Belki hiçbir zaman. Ama bizi tanıyorsun. Bize bir şans verebilirsin.”
Derek alaycı bir sesle araya girdi.
“Bu kadar basit değil.”
“Basit olduğunu söylemedim.”
“Öyle davranıyorsun.”
“Derek, her şeyi bir tartışmaya çevirmek zorunda mısın?”
“Ben çevirmiyorum.”
Stiles ellerini iki yana açtı.
“Harika. İki kurtadam, bir avcı adayı ve ben. Ve nedense odadaki en tehlikeli kişi hâlâ kılıç tutan on altı yaşındaki kız.”
Lisno'nun başı aniden ona döndü.
“Ben avcı adayı değilim.”
Stiles gözlerini kırpıştırdı.
“Peki. Kılıç tutan, ölümcül bakışlar atan, kitap arşivinde yaşayan on altı yaşındaki kız.”
“Stiles!”
“Tamam, son kez konuşuyorum.”
Derek'in bakışları Lisno'nun elindeki kılıca kaydı.
“Bu silah sıradan değil.”
Lisno cevap vermedi.
“Onu nereden aldın?”
“Babamdan kaldı.”
“Adı ne?”
Lisno bir süre sustu.
Sonra cevap verdi.
“Excalibur.”
Derek'in yüzündeki ifade ilk kez belirgin biçimde değişti.
Scott ona baktı.
“Derek?”
Derek cevap vermedi. Gözleri kılıcın üzerindeki işaretlerdeydi. Lisno'nun tutuşuna, metalin gövdesindeki eski işlemelere ve ışığın altında belli belirsiz parlayan çizgilere dikkatle baktı.
“Bu mümkün değil,” diye mırıldandı.
Lisno kılıcı kendisine doğru çekti.
“Ne mümkün değil?”
Derek başını kaldırdı.
“Bu silahın burada olması.”
“Beni biraz daha sinirlendirmek istiyorsan doğru yoldasın.”
“Lisno,” dedi Scott. “Derek'in ne demek istediğini anlamaya çalışıyoruz.”
“Öyleyse açıklasın.”
Derek bir an sessiz kaldı.
“Excalibur sıradan bir aile yadigârı değil. Onun hakkında hikâyeler duydum. Fakat gerçek olduğuna dair hiçbir kanıtım yoktu.”
“Artık var.”
“Evet.”
Lisno, Derek'in sesindeki ciddiyeti fark etti. İlk kez kılıca yalnızca bir silah olarak bakmıyordu. Derek'in gözlerinde tanıdığı bir şey vardı.
Şüphe.
Ve bunun altında, dikkatle saklanmış bir endişe.
Lisno kılıcı biraz indirdi ama elini kabzadan çekmedi.
“Bunun hakkında daha fazla şey biliyorsan anlat.”
Derek cevap verecekken Excalibur'un sesi Lisno'nun zihninde yankılandı.
“Lisno.”
Lisno'nun bakışları bir anlığına boşluğa kaydı.
“Dinliyorum,” diye düşündü.
“Bu üç kişi sana saldırmak için gelmedi.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Bedenleri saldırıya hazır olabilir. Ama niyetleri bu değil.”
Lisno, Derek'in duruşuna, Scott'ın ellerini açık tutuşuna ve Stiles'ın her ne kadar gergin görünse de çıkışa doğru kaçmaya hazır oluşuna baktı.
“Peki ya yanılıyorsan?”
“Yanılabilirim.”
Bu cevap Lisno'yu şaşırttı.
“Fakat onların ne olduğunu öğrenmek istiyorsan, onları öldürmek yerine kendilerini göstermelerine izin vermelisin.”
Lisno'nun çenesi gerildi.
“Ben onlara güvenmiyorum.”
“Güvenmek zorunda değilsin.”
“Bana bunu az önce Scott da söyledi.”
“Öyleyse ilk kez aynı fikirde olduğunuz bir konu bulmuşsunuz.”
Lisno, içinde yükselen öfkeye rağmen neredeyse gülecekti.
Ama Excalibur devam etti.
“Onların senden daha fazla deneyimi var. Özellikle kılıç ve yakın dövüş konusunda. Eğer gerçekten avcı olmak istiyorsan, yalnızca kitaplara güvenemezsin.”
Lisno'nun bakışları Derek'e kaydı.
“Onlardan eğitim almamı mı istiyorsun?”
“Onlara teklif etmeni istiyorum.”
“Bana saldırırlarsa?”
“O zaman kendini savunmayı öğrenmen gerekecek.”
“Bu hiç rahatlatıcı değil.”
“Seni rahatlatmaya çalışmıyorum. Seni hazırlamaya çalışıyorum.”
Lisno bir süre sustu.
Kılıcı yavaşça aşağı indirdi.
Scott'ın omuzları gevşedi. Stiles fark edilir biçimde nefes verdi.
Derek ise hâlâ tetikteydi.
Lisno Excalibur'u yere dayadı ve ikisine baktı.
“Bir teklifim var.”
Stiles başını yana eğdi.
“Bunun kulağa kötü bir fikir gibi geldiğini söylemek istiyorum ama henüz yeterli bilgiye sahip değilim.”
Lisno onu görmezden geldi.
“Bana kılıç kullanmayı ve dövüşmeyi öğreteceksiniz.”
Scott şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
“Ne?”
“Beni duydun.”
Derek'in yüzü yeniden sertleşti.
“Hayır.”
Lisno kaşlarını çattı.
“Daha ne istediğimi bile dinlemedin.”
“Dinledim. Cevabım hayır.”
“Derek,” dedi Scott.
“Bu kadar basit değil, Scott. Kılıç tutmayı bilmeyen, öfkesini kontrol edemeyen ve karşımızda bizi öldürmeyi düşündüğünü açıkça söyleyen birine eğitim vermeyeceğim.”
Lisno bir adım attı.
“Bana ihtiyacınız yoksa gidebilirsiniz.”
“Gideriz.”
“Derek!”
Scott bu kez sesini yükseltmişti.
Derek ona döndü.
“Ne? Bunun iyi bir fikir olduğunu mu düşünüyorsun?”
Scott birkaç saniye düşündü.
“Hayır. Bunun kolay olacağını düşünmüyorum. Ama ona yardım edebiliriz.”
“Ya bize saldırırsa?”
“Öyle bir şey olursa kendimizi savunuruz.”
Derek gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Seninle bu konuşmayı neden yaptığımı bazen unutuyorum.”
Stiles araya girdi.
“Çünkü Scott, insanlara yardım etmenin iyi bir şey olduğunu düşünüyor. Sen de ona engel olmaya çalışıyorsun. Ben de ikinizin arasında kalıp hayatımın kısalmasını izliyorum.”
Lisno, Stiles'a baktı.
“Sen ne yapacaksın?”
Stiles kendisini işaret etti.
“Ben mi? Ben insanım. Hatırlarsan, pençelerim yok. Gözlerim parlamıyor. Kafamı bir duvara çarptığımda iyileşmiyorum. Benim katkım genellikle plan yapmak, bilgi toplamak ve ikinizin de ne kadar aptal olduğunuzu söylemek.”
“Yani eğitim vermeyeceksin.”
“Ben sana kılıç kullanmayı öğretemem. Ama babanın arşivlerini inceleyebilirim. Araştırma konusunda fena değilim.”
Lisno'nun bakışları keskinleşti.
“Arşivlerime dokunmayacaksın.”
Stiles hemen başını salladı.
“Tamam. Sınırlar. Çok güzel. İnsanların sınırlarına saygı duyarım. Özellikle ellerinde büyülü kılıç varsa.”
“Stiles,” dedi Scott, bu kez gülümseyerek.
“Ne? Bu bilgiye göre davranışlarımı güncelliyorum.”
Lisno yeniden Scott'a döndü.
“Bana neden yardım etmek istiyorsun?”
Scott'ın cevabı gecikmedi.
“Çünkü seni tanıyorum. Çünkü ailenin başına gelenleri biliyorum. Ve çünkü bir daha kimsenin zarar görmesini istemediğini anlayabiliyorum.”
“Ya seni öldürmeye çalışırsam?”
Scott'ın yüzündeki yumuşak ifade kaybolmadı.
“O zaman seni durdururum.”
“Ya durduramazsan?”
“Denerim.”
Lisno ona uzun süre baktı.
Scott McCall'ın en sinir bozucu yanı buydu.
Kendisini olduğundan daha güçlü göstermeye çalışmıyordu. Tehlikeden korkmadığını söylemiyordu. Her şeyi çözebileceğini iddia etmiyordu.
Sadece deneyeceğini söylüyordu.
Derek ise başka bir şeydi. Onun yardımını kazanmak daha zor olacaktı. Lisno, Derek'in kendisine acıdığı için eğitim vermesini istemiyordu. Onun kendisini ciddiye almasını istiyordu.
“Sen?” diye sordu Derek'e.
Derek kollarını göğsünde birleştirdi.
“Ne ben?”
“Bana eğitim verecek misin?”
“Henüz karar vermedim.”
“Ne karar vermeni sağlayacak?”
“Önce ne kadar bildiğini görmem gerekiyor.”
Lisno'nun yüzünde sert bir gülümseme belirdi.
“Kitapları okudum.”
Derek'in cevabı kesindi.
“Kitaplar seni kurtarmaz.”
Lisno'nun aklına ilk gece geldi.
Shax'in kendisine doğru atıldığı an.
Kılıcın elinde belirmesi.
Babasının yerde yatan bedeni.
Derek haklıydı.
Kitaplar onu hazırlamıştı ama kurtarmamıştı.
“Öyleyse bana kitapların öğretemediği şeyleri öğret,” dedi.
Derek uzun süre cevap vermedi.
Sonunda başını Scott'a çevirdi.
“Bir şartım var.”
Lisno bekledi.
“Eğitim sırasında ne dersek yapacaksın. Tehlikeli bir hareket yapmanı söylediğimiz için değil, yapmamanı söylediğimiz için durman gerektiğinde de duracaksın. Öfkeni eğitim alanına taşırsan çalışma biter. Bize saldırmaya kalkarsan da biter.”
Lisno'nun yüzü sertleşti.
“Beni kontrol edemezsiniz.”
“Kontrol etmeye çalışmıyorum. Sana sınır koyuyorum.”
“Aradaki fark ne?”
“Birini öğrenmek için zamanın var. Diğerini anlamak içinse önce hayatta kalman gerekiyor.”
Lisno bir süre düşündü.
Sonra başını salladı.
“Kabul.”
Scott hafifçe gülümsedi.
“Güzel. O zaman yarın—”
“Hayır,” dedi Lisno.
Scott durdu.
“Ne?”
“Yarın değil. Bugün.”
Derek ona baktı.
“Şaka yapıyorsun.”
“Hayır.”
“Daha ilk günümüzde bize kılıç doğrulttun.”
“Ve şimdi eğitim istiyorum.”
Stiles başını iki yana salladı.
“Bunu söyleyeceğime inanamıyorum ama Derek'in haklı olduğu bir nokta var. Seninle çalışmak insanın ömründen yıllar götürecek.”
Lisno ona döndü.
“Gelmek zorunda değilsin.”
“Biliyorum. Ama birinizin yaptığı aptallığı kayda geçirmek istiyorum. Tarihsel açıdan önemli olabilir.”
Scott gülerek başını salladı.
Derek ise Lisno'ya bakmaya devam ediyordu.
Sonunda kapıya yöneldi.
“Yarın sabah. Gün doğmadan. Eski antrenman alanında.”
Lisno kaşlarını kaldırdı.
“Beni kabul ettin mi?”
“Hayır. Sana bir şans veriyorum.”
Derek kapıyı açtı.
“Aradaki farkı öğren.”
Scott, Lisno'ya son bir kez baktı.
“Sabah görüşürüz.”
Stiles kapıdan çıkarken durdu.
“Bir de kahvaltı et. Ciddi söylüyorum. Açken yapılan eğitimler genellikle kötü sonuçlanıyor. Bunu bilimsel olarak kanıtlayamam ama tecrübeyle sabit.”
“Stiles,” diye seslendi Derek dışarıdan.
“Geliyorum!”
Kapı kapandı.
Lisno evin içinde yalnız kaldı.
Ama bu kez sessizlik, birkaç saat öncesindeki gibi değildi.
Elindeki Excalibur'a baktı.
“Mutlu musun?”
“Bu, senin kararındı.”
“Beni onlara yönlendirdin.”
“Sana bir seçenek gösterdim.”
“Ya beni öldürürlerse?”
“O zaman yanlış öğretmenleri seçmiş olursun.”
Lisno istemeden güldü.
“Bazen senden nefret ediyorum.”
“Bunu da fark ettim.”
Kılıcı masaya bıraktı.
Ardından Michael'ın çalışma odasına döndü ve açık duran kurtadam dosyasını önüne çekti.
Bir süre sayfaya baktı.
Sonra kalemini eline aldı.
Daha önce yazdığı cümlenin altına yeni bir satır ekledi.
Bir yaratığın ne olduğunu bilmek, onun kim olduğunu bilmek değildir.
Bunu öğrenmek için hayatta kalmam gerekiyor.
Kalemi bıraktı.
Dışarıda güneş yavaş yavaş alçalıyordu. Ertesi sabah Derek Hale ve Scott McCall, ona kılıç ve dövüş eğitimi vermek için gelecekti. Lisno, bunun kolay olmayacağını biliyordu. Scott'ın yumuşaklığına güvenip dikkatsiz davranmayacak, Derek'in sertliğine öfkelenip kontrolünü kaybetmeyecekti.
En azından bunu yapmaya çalışacaktı.
Çünkü artık yalnızca ailesinin intikamını almak isteyen bir kız değildi.
Bir avcı olmak istiyordu.
Ve ilk kez, avcılık yolunda kendisine yardım edebilecek insanların varlığını kabul etmişti.
Henüz onlara güvenmiyordu.
Henüz kendisine güvenmiyordu.
Ama ertesi sabah orada olacaktı.
Excalibur'un sesi zihninde yankılandı.
“Yarın zor bir gün olacak.”
Lisno pencerenin önüne yürüdü.
“Biliyorum.”
“Derek sabırlı bir öğretmen değil.”
“Fark ettim.”
“Scott ise sana zarar vermemek için kendini tutacak.”
Lisno bir süre düşündü.
“Buna ihtiyacım yok.”
“Biliyorum. Fakat onun doğası bu.”
Lisno dışarıdaki ormana baktı.
Karanlık ağaçların ardında, kasabanın ışıkları yanmaya başlamıştı. Bir zamanlar bu manzara ona evini hatırlatırdı. Şimdi ise bilmediği bir dünyanın sınırını gösteriyordu.
“Ben de kendimi tutmayacağım,” dedi.
Excalibur'un sesi sakindi.
“Bunu yarın göreceğiz.”
Lisno başını salladı.
O gece Michael'ın arşivlerinde daha fazla çalışmadı. Defterini kapattı, masayı topladı ve kılıcı yatağının yanına bıraktı.
Yarın ilk kez, yalnızca kitaplarda okuduğu bir dünyayla yüzleşecekti.
Derek Hale'in sertliğiyle.
Scott McCall'ın merhametiyle.
Stiles Stilinski'nin bitmeyen sorularıyla.
Ve kendi içinde, henüz anlamlandıramadığı bir gerçekle.
Çünkü Lisno Baratheon'un öğrenmesi gereken ilk şey, bir kurtadamın nasıl dövüşeceği değildi.
Bir canavarla karşılaştığında, karşısındakinin gerçekten canavar olup olmadığını nasıl anlayacağıydı.