İçeriğe geç

Summer Holiday | minsung

Bölüm 27 · 5 dk okuma

Summer Holiday | minsung

Bölüm 27

27. Çömlek

Minho'dan

Bugün son kez dışarı çıkıyorduk. Bugünden sonra Jisung'umun gitmesine iki gün kalıyordu, her ne kadar onu bırakmak istemedem de durum buydu. Bizde Jisung ile gideceği günden önceki günü evde geçirme kararı almıştık.

Bugün bir çömlekçiye gidecektik. Jisung gitmeden önce birbirimize çömlekçide yaptığımız eşyaları hediye edecektik, ben vazo yapmayı düşünüyorum. Ilk defa böyle bir şey yapacaktım bu yüzden umarım güzel yaparım.

"Merhabalar efendim." Çömlekçiden içeri girdiğimizde bizden birkaç yaş büyük bir çocuk karşılamıştı bizi.

"Merhaba." Karşılık verdiğimde ilk önce bana bakmış ardından da arkamdan içeri giren sevgilime bakmıştı. Ona biraz daha uzun süre bakmıştı. Ya da bana öyle geldi bilmiyorum. Rahatsız olup Jisung'u yanıma çektiğimde ona bakmayı kesmişti.

"Çömlek mi yapacaksınız yoksa satın mı alacaksınız?"

"Yapacağız. " Sorunun cevabını alan adam bizi çömlek çarkının olduğu köşeye götürdü. Etraf boydan boya raflarla doluydu, raflarda ise değişik şekillerde ve renklerde çömlekler vardı.

"Daha önce yapmış mıydınız?" Ikimizde kafamızı olumsuz anlamda salladığımızda adam anladığını belirtir şekilde kafasını salladı. Üstümüz kirlenmesin diye kendisininki gibi iki önlük getirdi. " Sen nasıl hiç yapmadın? Bu işlerle ilgileniyor gibi duruyorsun." Jisung'a karşı pis pis sırıtarak konuşması sinirimi daha da bozdu. Daha önceden tanışıyor olabilirler mi? Jisung onun aksine daha ilgisiz bir şekilde "Aksine böyle şeylerle ilgilenmiyorum." Dedi.

Daha rahat etmek için montlarımız çıkarmış bir kenara koymuştuk. "Siz bu önlükleri giyin sonra size nasıl yapacağınızı kısaca göstereyim." Önlüğün tekini bana vermişti, diğerini de Jisung'a vereceğini düşünürken o arkasına geçip ona giydirmek için hamlede bulunmuştu. Hızlıca onun elinden önlüğü aldığımda elleri havada kaldı. Benim sevgilime önlük giydirmesindeki amaç ne anlayabilmiş değilim.

"Ben giydiririm." Sert bir şekilde konuştuğumda ellerini iki yanına teslim olur şekilde kaldırmış ve geri çekilmişti. Her hareketine çok kıl olmaya başladım.

Jisung hiçbir şeyi anlamamış gibi yanıma tatlı tatlı gülümseyerek geldiğinde istemsiz bende gülmüştüm. Onun önlüğünü giydirdikten sonra kendi önlüğümü de hızlıca giymiştim.

Çoktan sandalyeye oturmuş çömlek çarkını çalıştıran çocuğa bakarak sakinleşmeyi ve olay çıkarmamayı umdum.

"Çark otomatik döndüğü için sizin bir şey yapmanıza gerek yok. Çamura çok sert davranmadan şekil vermelisiniz eğer sert davranırsanız çömleğiniz böyle olur..." Bize hem anlatıp hem de kendi yaparak gösteriyordu. Şekile soktuğu çamura sertçe bastırdığında şekli bozuldu. "...bu yüzden yumuşak dokunuşlar yapmalısınız." Çamuru eski haline getirdikten sonra oturduğu sandalyeden kalktı.

Yan yan üç tane çömlek çarkı vardı. Ikisine oturmamız için eliyle gösterince Jisung ile yan yana olanlara geçtik.

"Ne yapmak istiyorsunuz? Bardak, tabak, vazo-"

"Ikimizde vazo yapacağız." Jisung sözünü keserek ikimiz adına konuştuğunda çocuk ona tekrar gülümsemişti. Içimden 'ya sabır' çektim.

Ikimize de kil verdikten sonra çarkı çalıştırdı. Yanlışlarımızda yardım etmek için başımızda dikiliyordu. Sadece işiyle ilgilense abuk subuk hareketler yapmasa işinde başarılı olduğunu söyler taktir ederdim.

Jisung'um vazonun ağız kısmını yapamayınca yardım istedi. Adam daha önce yapmadığı şekilde yardım etti ve bu yardım şekli kanın beynime sıçramasını sağladı. Jisung'un arkasına geçerek ellerini turarak onu yönlendirdi. Jisung sanki hissetmiş gibi bana baktığında yüz ifademden dolayı yutmuştu.

"Adın ne demiştin?" Ona seslenmem ile bana dönmüş fakat ellerini hâlâ daha çekmemişti. "Sungwon."

"Sungwon sevgilimden ellerini çek!" Gıcık olduğum gülüşü sönmüş kaşlarını çatmıştı. Sevgilim olduğu anlamamış olucak ki bu kaş çatmanın altında şaşkınlık vardı. "Çok pardon." Geri çekilip eski yerine geçtiğinde ortamda çok gerici bir hava oluşmuştu. Bir an önce buradaki işimizi bitirip eve gitmek istiyordum. Olabildiğince hızlı bir şekilde vazomu bitirmeye çalıştım.

***

Sungwon denen çocuk çömleklerimizin katılaşması için onları götürdüğünde Jisung ile baş başa kalmıştık.

"O çocuğu tanıyor musun?" Sürekli aklımda dönüp dolaşan o soruyu sorduğumda kafasını boynumdan ayırarak bana baktı. "Hayır tanımıyorum. Nereden tanıyabilirim ki?"

"Iyi." Rahatlamıştım. "Bir an önce gitsek keşke..." Kucağımdan kaydığını hissedince baldırlarından tutup kendime doğru çektim. Yanağımı öpüp "Ben de gitmek istiyorum." Demişti. Sonra da başını deminki yere, boynuma, yasladı.

"Sürekli sana bakıp pişmiş kelle gibi sırıtıp durdu. Birde elini melini tutuyor!" Boynuma değen dudaklarından onun güldüğünü anlamıştım. "Boşversene, Sevgilim deyince bir daha bir şey yapmadı."

"Sen öyle san." Gözleriyle yiyip bitirmişti resmen. "Bir şey yapmadıysam senin için. Çömlek yapma konusunda çok heveslisin diye olay çıkarmadım. Ama çömlekler olduğu gibi gidiyoruz."

Çeneme kendisi gibi yumuşakça öpmüştü. "Tamam sevgilim." Bir kere daha aynı şekilde öpünce sinirim uçup gitmişti. Saçlarını sevmek için kolumu kaldırdığımda elim bir yere sürtmüş, oradan da çamur bulaşmıştı.

"Bebeğim elimi tekrar yıkayıp geliyorum." O benim kucağımdan kalkmış, ben ise oturduğum sandalyeden kalkıp yaklaşık yarım saat önce ellerimizi yıkamak için gittiğimiz yere tekrar gitmiştim.

Yıkayıp geri döndüğümde Sungwon'u Jisung'a epeyce yaklaşmış hâlde gördüm. "Siktir git!" Jisung kendisine yaklaşmış çocuğun bacak arasına tekme atarak onu kendinden uzaklaştırmıştı. Sungwon acıyla yere düştüğünde "Sacede bir gecelik, sevgilin ruhu bile duymaz." Dedi. Duyduklarımı hazmetmem saniyeler aldı.

Orospu çocuğu.

"Orospu çocuğu!" Yanına koştuğum gibi yerde oturan çocuğa yumruğu geçirdim. Kız kardeşi dükkana gelip de polisi arayana kadar da dövdüm.

***

Jisung ile aramızda parmaklıklardan bir engel vardı. Polis gelince ikimizi de gözaltına almışlardı. Şikâyetçi oldukları için bu gözaltı süresi uzayacak gibi duruyordu.

Jisung zemine oturmuş, dizlerini karnına çekmiş, kollarını da dizlerine dolamış bana bakıyordu.

"Ne oldu?" Biraz kızgın baktığından dolayı sorma gereği duymuştum.

"Ne olacak, vazolarımız orada kaldı." Bir an Sungwon orospusunu dövdüğüm için kızacak sanmıştım. Tek derdinin vazolar olması beni güldürmüştü. Sonrası yine sessizlik.

"Yere oturma, üşütürsün." Yaklaşık bir beş dakika kadar sonra Jisung'un yerde oturmasına için el vermediği için konuşmuştum. "Nereye oturabilirim ki?" Tek eliyle bomboş olan etrafı gösterdi. Bir süre düşündükten sonra ayağa kalkıp üstümdeki kapşonlu tişörtü çıkarttım. Tişörtün içine başka bir tişört daha giymiştim iyiki. Parmaklıkların arasından kolumu geçirerek tişörtü ona uzattım. "Bunun üstüne otur." Oturduğu yerden kalkıp yanıma ulaşmış benim yaptığım gibi parmaklıklardan elini uzatarak tişörtümü almıştı.

"Teşekkür ederim aşkım." Eski oturduğu yere dönmek yerine bulunduğu yere tişörtümü sererek oturdu. Ben de olduğum yere oturdum ve sessizce beklemeye başladık.

Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama kapı açılmış içeri polis amca, abim ve babam girmişti. Polis önce Jisung'un bulunduğu parmaklıkların kilidini açmış sonra benimkini açıp "Serbestsiniz çocuklar." Demişti.

Karakoldan çıkarken babam en önde biz önün arkasındaydık. Sinirliydi. Eve gidince azar işitmemiz olası bir durumdu. Abim de sürekli bize 'bittiniz siz' diyordu sessizce.

Biraz aceleye geldi, güzel olmamış olabilir.

Bölüm sonu

8 yorum