Oturaklarda patenlerimizi giymiş, Minho'nun elinden tutarak onu ayağa kaldırmış ve buzun üstüne çıkmadan önce dengesini sağlamayı öğretmiştim. "Şimdi yavaşça buza doğru ilerleyelim. Dengeni bozmamaya çalış."
Minho elimi daha sıkı sıkarken biraz tökezleme sonucunda buzun üstüne çıkmıştık. Bir eli ile benim elimi tutuyor, diğer eli ile pistin kenarlarından tutuyordu.
"Merhabalar efendim, yardım etmemi ister misiniz?" Görevlilerden biri yanımıza gelip Minho'ya itafen konuştuğunda kafasını iki yana sallayarak cevapladı. "Sağ olun ama sevgilim öğretecek." Kenardan tutunduğu elini kaldırıp konuşurken beni işaret ettiğinde saliselik dengesi bozulmuştu. Adam bize iyi eğlenceler diyip yanımızdan gittikten sonra kaymak için öne atıldığımda Minho tarafından durduruldum.
"Jisung ben kesin düşeceğim." Kayan insanlara bakıp yutkunmuştu. "Sen kay ben seni şurada izleyeyim." Geri dönmeye çalıştığında onu durdurdum.
"Olmaz öyle beraber kayacağız."
Sonrasında bir 10-15 dakika Minho'ya kaymayı öğrettim. Kolay öğrenmişti. Korktuğu gibi de düşmemişti -tabii bazen düşmenin eşiğine gelmişti ama onu tuttuğum için yere çakılmaktan kurtulmuştu.
Şimdi ise yavaş bir tempoda yan yana kayıyorduk. Minho elini bırakmayı istememişti çünkü dengesini korumayacağını düşünüyordu.
"Zor muymuş?"
"Biraz."
Güldükten sonra biraz daha kaymış ve artık tek başına kalabileceğini söyleyip birleşik ellerimizi ayırmıştım. Güzel bir şekilde kaymaya devam etmiştik fakat Minho kaşla göz arasında yeri boylamıştı.
"Anasını sikeyim böyle işin." Dudaklarımı birbirne bastırıp gülmemi tuttum. Elimi uzatarak onun elini tutmuş ve kaldırmak için kendime doğru çektim. O da bir eli ile yerden destek alarak bana yardımcı olmaya çalıştı.
Minho bana göre ağırdı ve zeminin kaygan olması da eklenince ayağımın altındaki zemin kaydı ve bende Minho'nun üstüne düştüm.
Üst üste gerçekleşen bu düşmeler sebebiyle daha fazla gülmeden duramamıştım.
***
"Filmin başlamasına daha var bebeğim. Gel şuradan patlamış mısır falan alalım." Onun gösterdiği yere gittiğimizde iki kutu patlamış mısır ve iki tane gazoz almıştık. Daha fazla yapacak bir şey bulamayınca filmi izleyeceğimiz salona girmiştik.
Bize ait olan koltuklara oturduktan sonra salona göz gezdirğimde bizim gibi birkaç kişinin daha olduğunu gördüm.
"Kaç dakika var?" Minho saatine bakıp cevapladı sorumu. "15 dakika var."
Arkama yaşlandığımda Minho açmış olduğu içeceğimi bana uzattı. "Teşekkür ederim yakışıklı." Havadan öpücük atarak bitirdigim konuşmanın sonunda salonda diğer insanları önemsemeden dudaklarıma baskılı bir öpücük kondurdu.
Geri çekildiğinde dilimi damağıma vurarak onaylamadığıma dair sesler çıkarttıktan sonra "Terbiyesiz!" dedim gözlerimi kısarak.
"Dün akşam öyle demiyordun ama. Daha fazlası iç-" sözünü tamamlamasına izin vermeyip elimi mısır koasına daldırmış ve bir avuç patlamış mısırı onun ağzına tıkıştırmıştım.
Mısırları çiğnemeye başladığında o da bana aynısını yaparak ağzımı mısırla doldurmuştu.
Mısırların hepsini yedikten sonra "Sence kaç mısırı ağzıma sokabilirim?" Diye sormuştu.
"Yirmi iki demek istiyorum." Her bir mısırı ağzıma attığında kaç tane olduğunu sayıyorduk. Mısırlar büyük olduğu için yirmi iki taneyi bile zor sokardı.
"18..." bir tane daha "19..." Mısırlılardan dolayı dudakları birbirine değmiyordu bile. Kovadan aldığı mısır tanesi ağzına yakıştırmaya çalıştığında yer kalmadığı için sokamadı. "19 tane."
Telefonumu çıkartıp onun bu hâlini ölümsüzleştirdim. "Şimdi sıra bende. Sence ben kaç tane sokabilirim?" Ağzı dolu olduğu için parmakları ile tahminini söyledi. Parmaklari ile on yedi sayısını yaptı.
Benim ona yaptığım gibi o da benim kaç tane attığımı saymıştı. Sayarken de ağzındaki mısırları bitirmişti.
"Oha, 20" Dolu ağzım ile ona gülümsedim. Bir-iki tanelik daha yer vardı.
Dört tane daha attıktan sonra beşinciye yer kalmamıştı. "24. Tahmin yaparken senin sincap olduğunu göz önünde bulundurmalıydım."
Kapanmayan ağzımı elime siper edip mısırları çiğnemeye başladım. Zaten sonra da film başlamıştı.
°°°
Film bittikten sonra acıktığını için bir restorana gidip bir şeyler yemistik. AVM'den çıktığınızda ise saat altıya geliyordu ve hava çoktan kararmıştı. Yoldayken kar yağmaya başladığından karanlıkta yolu görüşümüz daha da zorlaştı. Minho kaza yapmamamız için yavaş gidiyordu.
Yolculuk sessiz geçtiği için radyoyu açmıştım. Bir buçuk saatlik yolcuğu yoldan dolayı iki buçuk saate çıkarmıştık.
Kapının önünde başka birilerinin ayakkabılarını görünce Minho "Misafir var anlaşılan." Diye mırıldandı. Kapıyı çalıp beklemeye başladık. Biraz sonra kapı açıldığında Yuna ile karşılaşmayı beklemiyordum.
"Hoşgeldin Minho." Beni görmezden gelerek konuşması ve özellikle Minho'ya gülümseyerek konuşması sinirimi bozmuştu. Minho'da ona ''Sizde hoşgeldiniz" diye karşılık vermişti.
Ayakkabılarımızı çıkarıp içeri girdiğimizde mutfaktan Nayeon Teyze elinde çay dolu tepsi ile çıkmıştı. "Hosgeldiniz çocuklar. Biz yedik ama açsanız size bir şeyler hazırlayabilirim. "
"Gerek yok anne, Jisung'la yedik." Nayeon Teyze elindeki tepsi ile salona yöneldiğinde sadece üçümüz kaldık. Yuna bize garip bakışlar atarken Minho elimi tutup "Gel bebeğim, üstümüzü değiştirelim." Diyerek odasına götürdü beni.
Oy sayılarına göre daha erken attım bölümü 😌


