"Minho ben indim ama sen nerede bekliyorsun?" Söz verdiğim gibi ara tatilde Minho'nun yanına gelmiştim. Iki hafta burada kalacaktım.
"Restorantlar var o taraftayım. Içeri girdiğinde görürüm seni." Valizimi sürükleyerek otogarın içine girip gözlerimle Minho'yu ve bahsettiği yeri aradım.
Onu sonunda bulduğumda zaten bana bakıyordu. Gözleri yaşardığı için uzaktan pırıl pırıl parlıyordu. Uzun zamandır birbirimize dokunamamıştık. Onu sadece telefon ekranından görmüştüm. Şimdi ise aramızda birkaç adımlık mesafe vardı.
Içimi saran heyecan ile valizimi peşimden sürükleyip hızlı adımlarıma uydurmaya çalıştım. Minho da birkaç adım atıp yanıma ulaşmıştı.
Ikimizde birbirimize özlemle sıkı sıkı sarıldığımızda ağlamaya başladığımı fark ettim.
Ben onun boynuna gömülmüş sessizce ağlarken o ise saçlarımı okşayıp arada bir saç tutamlarıma kelebek hissinde öpücükler konduruyordu.
Başımı dışarının aksine sıcacık olan boyundan çekip ona baktım. O da benim gibi ağlamış olucak ki yanaklarında gözyaşlarının bıraktığı ıslak izler vardı.
Minho'nun saçlarımın arasında olan eli yanağıma inip hâlâ daha akmakta olan gözyaşlarımı sildi. Bana bu kadar yakın duruyorken onu öpmemek çok zordu. Öpmek çok istiyordum ama çevremizde insanlar olduğu için çekiniyordum.
Gözlerimle yüzünün her bir karışını incelerken Minho daha fazla dayanamamış olacak ki benim çekindiğim için yapamadığım şeyi gerçekleştirip uzun zamandır kavuşmamış iki et parçasını birleştirdi.
Çok uzun olamayan ama birbirimize olan özlemi anlattığımız öpüşmenin sonunda Minho bir eliyle valizimi, diğer eliyle elimi kavrayıp çıkışa doğru yürümeye başladık.
"Ilk önce bir şeyler yemeğe gidelim mi güzelliğim?" Sabah erkenden yola çıktığım için düzgün kahvaltı yapamamıştım bu yüzden karnım kazınıyordu. Kafamı olumlu anlamda sağladığımda dışarı çıkmıştık bile.
Her yer bembeyaz olmuştu ve yavaştan kar yağmaya devam ediyordu. Minho beni bir arabanın yanına yönlendirmiş ve valizimi arabanın bagajına koymuştu. Ikimizde arabadaki yerimizi aldığımızda Minho "Seni en sevdiğim yere götüreceğim, yemek yedikten sonra eve geçeriz. Senin için de uygun mu?" Diye sordu.
Sirince sırıtıp yanağını öpmeden önce "Sen nasıl istersen aşkım." Dedim.
○●○
"Evet anne yemek yiyip geleceğiz eve." Garson masaya siparişlerimizi getirdiğinde Minho annesine yemeklerin geldiğini ve bu yüzden kapatacağını söyleyip vedalaşmış ve telefonu kapatmıştı.
"Çok güzel kokuyor..." Çok acıktığım için mi bilmiyorum fakat harika kokuyordu.
Yemeğimizi yerken ağzımız hiç boş durmuyordu. Birimizin ağzında lokması varsa diğerini konuşuyor, bir şeyler anlatıyordu. Görende bu zamana kadar hiç konuşmadık sanırdı.
Yemeklerini yedikten sonra tekrar arabaya bindiğinizde bu seferki hedefimiz Minhoların eviydi.
"Annemler komşuya gitmişler bu yüzden bir süreliğine evde tek olacağız." Dediklerini dinledikten sonra annemin attığı mesajlara cevap yazdım. Telefonumu montumun cebine koyduğumda radyoya uzanıp kanallarda dolaşmaya başladım. Sevdiğim bir şarkı çıkınca kanalı değiştirmeyi bırakıp arkama yaşlandım ve yol boyu Minho ile çıkan şarkılara eşlik ettik.
>
Binanın önüne geldiğimizde arabadan inip valizimi barajdan aldık. "Üşümeden içeri girelim." Minho'nun aksine benim aklımda başka bir fikir vardı. Binanın yanında bulunan bahçe gibi bir yerde karlar çok güzel duruyordu. Kimse dokunmamıştı o karlara. Pürüzsüz bir beyazlık vardı anlayacağınız.
"Minho, girmeden önce yapmak istediğim bir şey var." Bana meraklı gözlerle bakmaya başladığında hem merakını gidermek hem de istediğim şeyi reddetme olasılığını azaltmak için omuzlarının iki yanına ellerimi koyup yanağını öptüm. Ardından başımla karları gösterip "Kara yatabilir miyiz?" Diye sordum.
"Olmaz, üşütüp hasta olabilirsin." Beklediğim gibi olmadığı için kaşlarım çatıldı. Birkaç saniye bile düşünmeden reddetmişti.
"Sanki saatlerce yatacağız! Alt tarafı beş dakikalığına yatıp kara izimizi çıkartacağız. Hemen de reddet zaten! Sen beni sevmiyorsun. Sevsen tamam derdin." Omuzlarında olan ellerimi geri çekip kollarımı göğsümde bağladım.
Minho'dan oflama sesi geldiğinde sinirle ona döndüm. Elinde tuttuğu valizime uzanıp elinden almaya çalıştım. "Geri dönüyorum ben."
Belki abartıyor diyebilirsiniz ama uzun zamandır yan yana gelmediğimiz için ona naz yapmak istiyordum. Bence gayet normal yani.
Minho elimi valizinden çekip parmaklarımızı birleştirdi ve gösterdiğim karlara doğru yürümeye başladı. "Çok fazla yatmak yok ama."
"Hmhm."
Bahçenin ortasına geldiğimizde ikimizde kendimizi geriye doğru attık. Yüzümüz gökyüzüne doğru olduğu için yağan karlar gözlerime giriyordu. Kafamı Minho'ya taraf çevirdiğimde gözlerinin kapalı olduğunu gördüm.
Onu bu kadar yakınında görmek çok güzeldi. Ne kadar telefon aracılığı ile konuşsak bile özlemiştim. Elimi onun yanağına koyduğumda gözlerini aralayıp bana baktı. Yanağındaki elimin üstüne kendi elini koyduğunda "Gidelim mi artık? Elin buz gibi olmuş." Dedi. Kafamı salladığımda onun yardımı ile yattığım yerden kalkmış ve binaya girmiştik.

iyi akşamlarr. Bölümü bitirene kadar canım çıktı. Iyi okumalar❤


