İçeriğe geç

Summer Holiday | minsung

Bölüm 18 · 5 dk okuma

Summer Holiday | minsung

Bölüm 18

18. Allah belanı versin be

"Jisung!" Bizimkilerle beraber ilerlemeyi bırakıp kafamı sesin geldiği yöne çevirdim.

"Mark?" Geçen sene bir dönme Mark ile çıkmıştım fakat bu süre uzun değildi.

Koşar adımlarla yanıma geldiğinde 'Nasılsın?' diye sordu. Zil çaldığı için sınıfa doğru ilerlerken 'İyi sen?' Diye yanıtlamıştım. Sınıfıma gelene kadar sıradan şeyler hakkında konuşmuştuk. Onun sınıfı koridorun sonunda olduğu için bana veda edip gitmişti.

Jeongin'in yanına yani sırama geçip oturdum. Bir an önce okul bitse de Minho'yu arasam.

"Jisung?" Tam sıraya başımı yaslayacakken Jeongin bana seslendiği için durup ona baktım. "Sence de şu kız Hyunjin'le fazla yakın değil mi?" Bakışları ile gösterdiği yere baktığımda sınıftan bir kızın Hyunjin ile gülerek konuştuğunu gördüm. Jeongin, Yeji'yi Hyunjin'e yürümekle suçladığı için sırıtmıştım.

Ikisi yakın arkadaşlardı ve hatta Yeji, Hyunjin'in Jeongin'i sevdiğini biliyordu. Ama bunu Jeongin bilmese de olur.

"Sanki öyle." Belki Jeongin kıskanıp duygularını Hyunjin'e hissettirmeyi başarır.

Yazardan

Jeongin, arkadaşının onu onaylaması üzerine tekrar gülerek birbirleriyle konuşan ikiliye döndü. Gerçekten çok yakın duruyorlardı. Kıstığı gözleriyle onları izliyordu.

Sınıfta çok ses olduğu için ne konuştuklarını duyamıyordu. Yeji gülerek Hyunjin'in saçlarını karıştırmıştı. Hyunjin de karşılık olarak kızın saçını daha hızlı karıştırdı. Yeji'nin saçları önüne gelmiş ve sinirle Hyunjin'e doğru yumruğunu savurmuştu. Hyunjin ise gülerek ondan kaçmıştı.

Onları izleyen Jeongin ise şimdi ağladı ağlayacaktı. Jisung arkadaşının gözlerinin dolduğunu fark ettiğinde ona eğilip " Çok kıskanıyorsan git yanlarına, Hyunjin'i bir bahane ile yanına çağır."

Jeongin zaten şuan kıskançlıktan kuduruyordu bu yüzden kim ne derse yapabilirdi. Sırasından kalktığı gibi birbirleri ile boğuşan ikilinin yanına doğru ilerledi. Jisung ise sırasında olucakları heyecanla bekliyordu.

Jeongin'in yanına geldiğini fark eden Hyunjin tüm odağını ona verdi.

"Hyunjin, bu ders beraber oturalım mı?" Sesi olabildiğince davetkar çıkmıştı. Hyunjin hayran hayran Jeongin'e bakarken Yeji "Ben nereye geçiyim o zaman?" Diye araya girdi.

"Bizi alakadar etmiyor." Yeji, Jeongin'in birden bire böyle sert çıkışmasına şaşırmıştı. Hyunjin durumu toparlamak için "Jisung ile oturabilirsin bu ders." Diye bir fikir sunmuştu.

Yeji kafasını sallayıp sırasına gitmiş ve çantasını alıp Jisung'un yanına gitmişti. Jisung, kızı üzgün görünce ona Jeongin'in kıskandığını o yüzden böyle yaptığını anlatmak zorunda kalmıştı çünkü Yeji çok üzgün duruyordu.

"Neden bir anda Yeji'ye sert çıkıştın ki?" Tek kalınca Hyunjin Yeji'nin yanında soramadığı şeyi sormuştu. "Istediğim gibi davranabilirim. "

"Kırıldı ama..."

"Git yanına teselli et o zaman!" Jeongin sesini yükseltip konuştuğu için Hyunjin şaşkınlıkla kocaman açıldığı gözleri ile onu izlemeye başlamıştı.

Jeongin sırasına gidip çantasını almış ve Hyunjin'in yanındaki boş yere oturmuştu.

Öğretmenleri sınıfa girince Hyunjin sırasına gitmişti.

.

.

.

Jisung'dan

Okul sonunda bitmişti. Öğrenciler koyun sürüsü gibi okuldan çıkıyordu. Merdivenler çok dolu olduğu için koridorun sonundaki merdivene doğru yürüdüm.

Merdivenlerin kenarında demirlere yaşlanmış telefonuna bakan Mark ile karşılaştım. Beni görünce telefonunu kapatmış ve cebine sokuşturmuştu. "Jisung, naber?"

Beraber merdivenlerden inerken "İyi. Sen?" Diye mırıldandım. "İyi bende. Biraz dolaşalım mi seninle? Kafeye falan gideriz." Aslında planım eve gidip ders çalışmak ve sonra Minho ile konuşmaktı.

" Kusura bakma, bugün başka bir planım var daha sonra yapabiliriz belki." Sorun olmadığını belirtir şekilde gülümsedi.

Okulun dışına çıktığımızda telefonum çalmaya başladı. Cebimden çıkardığımda arayan kişinin Minho olduğunu gördüm. Gözüm ekranın kenarındaki saate kayınca okuldan çıkış saatinin geldiğini gördüm. Çıkar çıkmaz beni aramıştı.

Gülümseyerek telefonu açtım. "Minho'm."

"Birtanem, nasıl geçti ilk günün?"

" Normal geçti. Matematikçi pek bi gıcık geldi, onun dışında bir sorun yok ya senin?"

"Aynı. Okul gibi geçti işte. Eve gidene kadar konuşalım mı?"

"Gerçekten mi! Konuşalım, noluur" Okulun kapısının önüne geldiğimde Mark'a el sallayıp otobüs durağına doğru gittim. Bizimkiler durakta bekliyordur. "Dişlerim kaşınıyor sanki." Yanımda olsaydı beni ya öper ya da yanaklarımdan ısırdı.

.

.

.

3 Gün Sonra

Müzik dersindeydik ve Hyunjin, ben, Jeongin sıranın altında telefonlarımızdan savaş oyunu oynuyorduk.

"Hyun senin gözünü sikim. Bana niye vurmaya çalışıyorsun?" Kafamı yana çevirip fısıldadığımda Jeongin yanımda sessizce gülmüştü. "Pardon."

"Allah belanı versin be!" Oyunu kaybedince Hyunjin kendini tutamayıp bağırmıştı. Biz ona 'gerizekalı' bakışı atarken tüm gözler ona dönmüştü.

"Ne diyorsun evladım?"

"Hocam ayağımı sıraya vurdum ya! Uff, çok kötü sızlıyor!" Yalandan ayağını tutup yüzünü buruşturduğunda gülmemek için dilimi ısırdım. Müzikçi şüphelenebilirdi.

Birkaç dakika dersi dinliyormuş gibi yaptıktan sonra tekrar oyunumuza döndük. Bir eli daha bitirdikten sonra yeni bir oyun başlatmıştık ki telefon elimden kaydı. Yere düşmeden tuttuğum sırada parmağım ses açma tuşuna denk geldi ve ne olduğunu anlamadan kısık sesi sonuna kadar açmış oldum.

Tüm sınıfta oyunun sesi yankılandığında acele ile kapatıp sıranın gözüne attım. Jeongin ve Hyunjin de aynı şekilde telefonları kapatıp saklamıştı.

"Kimden geldi o ses!?" Kimse cevap vermedi.

"Hanginiz dersimde telefonla oynuyor, söylesin yoksa tüm sınıfı disipline yollarım!" Jeongin elini kaldıracağı sırada elini tutarak ona engel oldum. Hyunjin'e de elini kaldırmaması hiç uyarıcı bir şekilde bakıp sınıfın başını yakmamak için kafamı eğip elimi kaldırdım. Sonuçta benim yüzünden yakalamıştık bu yüzden onların ve sınıfın ceza alasını istemem.

Öğretmenimiz topuklu ayakkabısını zemine vura vura yanıma geldi ve elini telefonu vermem için uzattı. Istemeye istemeye telefonu sıranın gözünden alıp eline verdiğimde telefonu elimden alıp kendi çantasına attı.

"Pazartesiye kadar telefonun bende kalıcak. Bir daha kimse dersimde telefon kullanmasın yoksa tutanak tutup disipline gönderirim. "

.

.

.

12 cevapsız arama

Minho

Jisung

Arıyorum açmıyorsun

Iyi misin

(İletildi 03.45)

.

.

.

"Oğlum sen aptal mısın? Niye derste telefona bakıyorsun?" Ellerimi önünde birleştirip annemin bana kızmayı bitirmesini bekliyordum.

Onlara fark ettirmeden pazartesiye kadar dayanırım sanmıştım ama malesef umduğum gibi olmadı.

Kızma işini bitirdikten sonra beni odama postalamıştı. Odama gitmek yerine Jinni'nin odasına gitmiştim. Onun okuk çıkış saati benimkinden erkendi. Bu yüzden yaklaşık iki saat kadar önce gelmişti eve.

"Jinni, telefonunu bir kullanayım mı?"

Tek kaşını kaldırıp 'niye' diye sordu.

"Dedim ya hoca telefonuma el koydu diye. Minho'ya haber veremedim, endişelenmiştir. "

"İyi." Telefonunu verdiğinde numarasını tuşlayıp aradım. "Alo? Kimsiniz?"

"Minho benim Jisung."

"Jisung, arıyorum açmıyorsun, mesajlarımı görmüyorsun... Çok endişelendim salak."

"Özür dilerim. Hoca telefonumu aldı. Şimdi Jinni'den arıyorum seni." Sıkıntı ile iç çekip "Neden aldı?" Diye sordu. Olanları kısaca anlattığımda annem gibi o da bana kızmıştı. Ama onun kızma nedeni derste telefona bakmadan çok yaptığım şey yüzünden pazartesiye kadar konuşamayacak olmamızdı.

Nasılsınız?

Kitabı çok uzatmayacağım. Birkaç bölüme bitiririm galiba. Yazacak bir şey bulamıyorum artık😔 Zaten derslerden dolayı zaman bulup yazmak da çok zor oluyor.

Görüşürüz👋

Bölüm sonu

2 yorum