Bugün Minho gidiyordu. Kahvaltıdan sonra yola çıkacaklardı. Dünden beri Minho'ya yapışmış bir şekilde dolaşıyordum. Şimdi bile yanımda oturan Minho'nun elini masanın altından sıkı sıkı tutuyordum.
Dün akşam herkes uyuduktan sonra salona gitmiş ve Minho'nun yanına kıvrılmıştım. Yanına gittiğimde çoktan uyumuştu ama yattığımda yanlışlıkla onu uyandırmıştım. Önceden yaptığımız gibi sarılarak uyumuştuk.
Kahvaltı ne kadar kısa sürebilirse o kadar kısa sürmüştü. Ben olabildiğince yavaş yemiştim ama kimse benim yemeğimi bitirip bitirmeme bakmamıştı. Lee ailesi yolculuk için son kontrolleri yapmaya başlamıştı. Baktım kimse 'Durun Jisung hâlâ yemek yiyor, biraz bekleyelim' deneyince kahvaltımı öylece bırakmıştım.
Şimdi Minho'yla -malesef- vedalaşmam lazımdı. O zaten her şeyini önceden hazırladığı için boş boş duruyordu.
Onu çok dikkat çekmeden odama çağırdım. Peşimden odaya girdikten sonra kapıyı kapattı. Vakit kaybetmeden ona çok sıkı sarıldım. Minho da aynı şekilde karşılık vermişti. O benim saçlarımı koklayıp öperken ben burnumu onun boynuna gömmüştüm. Hiç gitsin istemiyorum.
Odada çok fazla zaman geçiremezdik bu yüzden boynuna sardığım kollarımı biraz gevşetip ona baktım ve fazla zamanımız olmadığı için dudaklarımızı birleştirdim.
Arkamızdaki kapı tıklandığında istemeye istemeye ondan ayrıldım. "Abi, bir an önce çıkın çünkü gidiyorlar." Evet, Jinni Minho ile sevgili olduğumu biliyordu. Dün akşam gelip sormuştu ve bende kardeşimden bir şey saklamak istemediğim için anlatmıştım.
"Tamam." Kapıdan uzaklaştığını hissedince Minho dudaklarıma arka arkaya bissürü öpücük kondurmuştu.
"Telefon alır almaz bana mesaja atıyorsun, tamam mı?" Daha Minho'ya telefon almamışlardı. Soobin Amca evlerine dönünce alacaklarını söylemişti.
Kafasını sallayıp beni onaylamıştı. Evin kapısının oraya gittiğimizde babamların bavulları arabaya yerleştirmek için çoktan çıktığını gördüm. Diğerleri de yavaş yavaş çıkıyordu.
Biz de onların peşine takılmış kapının önündeki arabaya doğru ilerliyorduk. Minho ve ben en arkadan geliyorduk ve Minho elimi tutuyordu.
Herkes vedalaşmaya başlayınca fark edilmemek için ellerimizi ayırdık. Lee ailesinin tüm üyelerine sarılıp vedalaştıktan sonra sıra Minho'ya gelmişti. Ona daha uzun sarılmak istemiştim bu yüzden en son sarılmaya karar vermiştim.
Ona sarıldığımda göz yaşlarım akmaya başlamıştı, sanki en ufak temasımızı bekliyorlarmış gibi.
Artık gitmeleri gerektiği için sarılmayı kesmemiz gerekiyordu. Hemen yankalarımdaki yaşları temizleyip "Yazmayı unutma" diye Minho'yu ellinciye uyarıp geri çekildim.
Arabaya binip uzaklaşana kadar göz yaşlarıma hakim olmaya çalıştım. Araba gidince eve geri girmiştik. Aileme erken kalktığımız için hâlâ uykum olduğunu söyleyip odama gittim.
...
Okulun ilk günü
Otobüste Minho ile mesajlaşarak okula gidiyordum. Bu sene lisedeki son senem ve çok çalışıp Minho ile aynı okula veya aynı şehirdeki bir okula gitmem lazım.
Bizimkiler durağa yaklaştığımızda düğmeye basıp beni dürtüp ineceğimizi haber verdiler.
Otobüsten indikten sonra okula girene kadar hatta sınıfa girene kadar Minho ile konuşmaya devam ettim.
Minho yeni telefonunu gittikten bir iki gün sonra almış ve söz verdiği gibi hattı taktığı gibi beni aramıştı. O günden sonra sürekli mesajlaşıyor veya telefonla konuşuyorduk. Herkes uyuduktan sonra bazen görüntülü konuşma yapıyorduk sıkılınca kapatıyor sabaha kadar mesajlaşıyorduk.
Bir keresinde saat sabah beşti. Minho ile mesajlaşırken attığım mesajlar görüldüde kalmaya başladı. Ne kadar yazsam bile görüldü atıp cevap vermiyordu. Bir şey oldu sanıp korktuğum için aradım. Yaklaşık bir on saniye çaldıktan sonra aramamı cevaplayıp uyuya kaldığını söyledi. Hehe.
Öğretmen gelmeden önce telefonumu sessize alıp çantama attım. Okulumuzda telefonumuzu kullanmamamız ve sessizde olması şartı ile çantada kalmasına izin veriyordu.
Ilk dersimiz fizikti. Kadın ilk defa dersimize girdiği için ilk dersimiz tanışma ile geçmişti. Daha çok kendini tanıtmıştı.
Ilk dersimiz bittiğinde bizimkilerle kantine gitmiştik. Jeongin kahvaltı yapmadan gelmişti ve bu yüzden midesi çok bulanıyordu.
Biz boş bir masaya geçmiştik. Hyunjin ise kantin sırasına Jeongin'e tost almak için girmişti.
Önünde çok fazla insan olmasına rağmen çabuk gelmişti. Ya sıraya kaynak yaptı ya da sıranın önündeki birinden rica etmişti.
Jeongin'in yanına oturup elindeki tostu ona uzattı. Jeongin tosttan küçük ısırıklar alıp yerken Hyunjin elindeki tuzlu krakerin paketini açıp içinden çıkardığı bir tanesine Jeongin'in dudaklarına doğru götürdü. Onları izlerken aklıma Minho geldi. Acaba şimdi ne yapıyor? Çok özledim onu...
"Miden iyi mi şimdi?" Hyunjin sesi ile masaya düşmüş bakışlarımı tekrar onlara çevirdim. Jeongin kızarık yanakları ile kafasını sallayıp onayladı Hyunjin'i. "Ama yanakların kızarmış senin! Hasta mı oluyorsun acaba?"
Ikisi de tam bir aptal aşık. Birbirlerini seviyorlar fakat bunun tek taraflı olduğunu düşünüyorlar. Biz karışmamaya karar verdik. Kendileri fark etsin dedik fakat bunların anlayacağı yok gibi.
"Yanaklarım mı kızarmış!"
"Hm hm." Hyunjin, elini Jeongin'in alnına koyup ateşi var mı diye bakarken Jeongin daha da kızardı. Kıpkırmızı yüzü ile domatese benziyordu. "Ateşin yok ama çok kötü duruyorsun."
"Biraz geri çekilirsen düzelir Hyunjin. Onun karın ağrısı başka." Felix de benim gibi onları izliyordu ve gülerek konuşmalarına dahil olmuştu.
Hyunjin gözlerini büyütüp Jeongin'e "Karnın da mı ağrıyor?" Diye sordu. Ciddi ciddi sorduğu için gülmeden duramamıştım. Jeongin cevap veremeden zil çalınca konuğu değiştirip "Sınıfa gidelim." Demişti.
Ayağa kalkmışken pek tanıdık gelmeyen ama aynı zamanda tanıdık gelen bir ses duydum.
"Jisung!"


Çok güzel bir bölüm olmadı ama bu haftalık böyle olsun.
Ee okulun ilk haftası nasıl geçti?? Benim bok gibi. Ingilizce hocamı hiç sevmedim o da beni sevmedi 😅



