İçeriğe geç

Summer Holiday | minsung

Bölüm 13 · 5 dk okuma

Summer Holiday | minsung

Bölüm 13

13. Mesela beni �pmeni istesem...

Minho'nun alnıma kondurduğu öpücükler yanaklarıma ve burnuma ulaşmıştı. O kadar çok öpmüştü ki artık öptükçe gıdıklanıyordum.

"Yeter Minho, öpücük manyağı yaptın beni!"

Kıkırdayıp geri çekildi. Ah, gerçekten... karşımda bu kadar güzel duruyorken ben nasıl sakin kalabilirim?

Biraz daha yaklaşsam burunlarımız birbirine sürünecekti. Minho aradaki mesafeyi azaltacağı sırada Hyunjin'in sesini duyduk ve geri çekildik.

"Balerinin suratı çok korkunçtu ya!"

"He ya! Ona bakmaktan eğlenemedim." Yanımıza kadar geldiklerinde Minho ile sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştık. Galiba görmemişlerdi.

"Peki şimdi neye bineceğiz?"

"Sen iyi oldun mu ki Jisung?" Minho'nun endişeli sesi gülümseme isteği uyandırmıştı. "Iyiyim ya, hadi hız trenine binelim."

Diğerleri de emin değilmiş gibi yüzüme bakmaya başladıklarında yerimden kalkıp önden ilerlemeye başladım. "Hadi!"

Atka arkaya olan oturaklara kurulduk. Minho yanıma oturmuştu. Önümüzde Hyunjin, Yeonjun ve Changbin üçü sıkışarak birlikte oturmuştu.Görevli sırasıyla önümüzdeki korkulukları kapatıp treni çalıştırmaya gitti.

"Iyisin değil mi? Hâlâ inmek için geç değil. "

"Iyiyim!"

Tren çalışmaya başladığında sıkı sıkı tutundum korkuluğa. Yavaşça yukarı çıkıp yokuştan hızlıca inmeye başladığında herkes çığlık atmıştı. Ama en çok duyulan Hyunjin'in ve Jeongin'in balina çığlınğıydı. Eğer Minho yanında oturmasaydı önün çığlığını bu kadar seste duyamazdım.

^_^

" Dönme dolaba binmeden önce biraz dolaşalım."

Dondurma standı görünce oraya yönelmiştik. "Dondurmalar benden!" Hyunjin öne çıkıp sırayla neli istediğimizi sormuş ve dondurmalarımızı alıp elimize tutuşturmuştu.

Parkın içinde ilerlerken karşımıza panayırlardaki gibi bir oyun standı çıktı. Oyuncak ödüllü olunca denemekten zarar gelmez dedik.

Oyun iğne ile balan patlatma oyunuydu. Görevli bir oyuncak tabancanın içine iğneleri doldurup bize uzattı. "Ilk kim deneyecek?" Chan gönüllü olunca adam tabancayı ona uzatmıştı.

"Hadi kurt bakışlım! Bana bir oyuncak al!"

Seungmin'in Chan'a seslenişine gülmüştüm. Oyun stadının yanında bulunan bir kaç insan da duyup gülmüştü. Değişikt bir çifti bunlar. Özellikle Seungmin çok değişik bir tip.

Chan hedefini alıp oyuncak tabancanın tetiğine bastı. Iki balonun tam ortasına gelmişti. "Sorun yok, sorun yok. İlkten olur öyle şeyler."

Chan bir kez daha attığında iğnenin nereye geldiğini takip edememiştim fakat yine ıskaydı. Yedi atış hakkını daha iki isabet olarak bitmişti. Adam Chan'a küçük bir anahtarlık vermişti. Chan da onu Seung'a vermişti.

"Ben de deneyeceğim." Adam tabancayı aynı şekilde ayarlayıp bu sefer Yeonjun'a uzattı. "En az beş tane atarım." Yeonjun tabancayı eline alıp havalı bir duruş sergiledi. Sanki kırk yıllık atışçı gibi duruyordu bu duruşla.

İlk atışı isabetli olunca onu cesaretlendirmek için aramızda konuşmuştuk. Ikinci atışı ıska gelmişti. Geri kalan beş atışı üç isabetli olarak tamamlamıştı. Adam Yeonjun'a çantalara takılmalık oyuncak vermişti.

"Bunu Boemgyu'ma vereceğim."

Bu sefer ben denemek istemiştim. Görevliden tabancayı alırken diğerlerine "Tahminleri alayım?" Diye sormuştum.

"3"

"6"

"2"

"5" Genel olarak tahminler aynıydı.

"0" Sinir bozucu bir sesle ve yine sınır bozucu bir sırıtışla bana bakan Minho'ya yan bir bakış attım. Bu bakış 'izle ve gör' bakışıydı.

Ilk attığım ıskaydı fakat diğerlerinin hepsi isabetliydi. Görevli adam bana avucum kadar bir oyuncak tavşan vermişti. Minho'nun yanına geçip elimdeki tavşanı sallayarak ona gösterdim.

Dolaşmaya biraz daha devam etmiştik. Dönme dolabın önüne geldiğimizde binmeye karar verdik. Hava zaten kararmıştı, buna bindikten sonra evlere dağılacaktık.

Ağırlık olmaması için ikişer ikişer binmiştik. Sadece Chan, Seungmin ve Yeonjun beraber binmişti. Dönme dolap beş tur atacaktı. Telefonunu çıkarıp kamerayı açtım. En tepeye çıkınca fotoğraf çekecektim. Bu yüzden kameramı ayarlayıp kucağıma koydum.

Dönme dolap yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştı. Yükseldikçe manzara güzelleşiyordu. Minho ile sessizce etrafı izleyerek en yukarı çıktık. Dönme dolap durmuştu. Kamerası açık olan telefonumu alıp hava karardığı için açılan ışıklarla rengarenk olan şehri çektim. Küçük küçük ışıklar harika görünüyordu.

Yaklaşık bir dakika sonra dönme dolap tekrar hareket etmeye başlamıştı. Kameramı bu sefer Minho'ya çevirdim. Çevresi açık olan kabine kolunu dayamıştı, çenesini de eline yaslayarak dışarıyı izliyordu. Bir kaç kare fotoğrafını çektiğimde onu çektiğimi anlamıştı. Yan gözle bana bakıp tekrar önüne dönmüştü, yukarı doğru kıvrılan dudakları bunun hoşuna gittiğini gösteriyordu.

Dönme dolap tam beş tur atacaktı. Biz şuan ikinci turu bitirmiştik. Şuana kadar tek kelime bile etmemiştik ve ben çok sıkılmıştım. Minho'nun dikkatini çekebilmek amacıyla bir kaç kez oflamıştım fakat işe yaramamıştı, bir kez olsun bakmamıştı bana! Karşımda oturduğu için ayağımı uzatarak ayağını dürttüm.

Nihayet bana döndüğünde "Ne oldu?" Diye sormuştu. "Sıkıldım." Diye cevaplamıştım onu.

"Ne yapmak istersin burada? Küçücük yer zaten, göbek atabiliriz istersen?" Birden bire kinayeli bir şekilde konuştuğu için sinirlenmiştim. Kaşlarımı çatarak ona baktım. "Evet, hadi göbek atalım." Ayağa kalktığımda bulunduğumuz kabin sallanmıştı.

"Salak, otur suraya!" Itiraz edemeden Minho beni kolumdan çekerek yanına düşürmüştü. Böyle olunca kabin biraz daha sallanmıştı. Düştüğüm için sağ bacağım Minho'nun iki bacağının arasındaydı.

"Tepetaklak olacağız senin yüzünden."

"Sen beni düşürdün diye bu kadar çok sallandı bir kere." Oflamıştı. "Otur oturduğun yerde."

Göz devirip başımı başka yine çevirdim. "Amuda kalktık sanki." Kendi kendime söylenmiştim fakat beni duymuştu. "Ne dedin canım?"

"Hiç." Canım demişti bana. Keşke bu canım iğneleyeci tonda olmasaydı, o zaman feels geçirirdim.

Dönme dolap üçüncü kez yukarıda durdu.

Kafamı çevirmeden göz bebeklerimi oynatarak Minho'ya baktım, ne yapıyor diye. Onunda bana baktığını görünce hemen geri kaçırdım gözlerimi. Bu davranışım onun kıkırdamasını sağlamıştı.

"Boynun tutulacak."

"Tutulmaz."

"Ama yan duruyorsun ve rüzgar esiyor."

"Bir şey olmaz."

"Trip mi atıyorsun?"

"Yoo, ne alaka?"

"Niye yüzüme bakmıyorsun o zaman?"

Kafamı çevirdim ve gözlerine baktım. "Oldu mu?" Dilini damağına vurarak onaylamadığını gösteren bir ses çıkardı. "Olmadı. Trip atıyorsun şuan."

"Atıyorum, ne yapacaksın?"

Gülümseyip "Kendimi affettireceğim." Dediğinde dönme dolap tekrar hareket etmeye başladı.

Tek kaşımı havaya kaldırıp ona bakmaya devam ettim. "Nasıl affettireceksin?" Sesim istemsiz biraz flörtöz çıkmıştı. Karşılık olarak eli, hâlâ daha bacakları arasında duran bacağıma tırmanmıştı. " Ne istersen onu yaparak."

Aklıma dizilerde yada filmlerde çiftlerin dönme dolaba binip yukarı çıktığında öpüştüğü geldi. Şimdi Minho böyle bir teklif sununca... Kabul etmeyebilirdi, ama bankta otururken az daha öpecekti beni. Kendi içimde çatışma yaşarken alt dudağıma dişlerimle eziyet etmeye başladım.

O beni sabırla beklerken sonunda karar vermiştim. Ben öpmesini isteyecektim. Reddederse alt tarafı gururum kırılırdı, bir daha yüzüne bakamazdım ve rezil olurdum. Çok önemli değil yani, ahaha. Hem kabul etmezse şakaydı diye de geçiştirebilirdim. Ne kadar inanırdı orası tartışılır.

Elimi uyruğumda elimin üstüne koymuştum. Kendimi ona doğru kaydırarak daha da yaklaştım. Bu hareketlerimi Minho şaşkınlıkla izliyordu. Boştaki elimin parmaklarını tişörtünün yakasına kanca gibi takıp burunlarımız sürtünene kadar yaklaştırdım. Şuan en az Minho kadar bende şaşkındım çünkü kendimden böyle bir şey bende beklemiyordum.

Dönme dolap dördüncü kere yukarı doğru çıkarken onun dudaklarına nefesimi vererek fısıldadım.

"Mesela beni öpmesi istesem...yapar mısın?"

Meraba👋 Başlıkta ö harfine soru işareti koyup koyup durdu, düzeltemedim. Yayınladığımda düzelmiş olur umarım.

Kendinize iyi bakın, görüştük.

Bölüm sonu

3 yorum