~Bölüm Şarkıları~
Chris Grey~Give Me Your Love
Pera~Anlaması Lazım
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!!
Nasılsınız bakalım???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz lütfen BEĞENİ VE YORUMLARI eksik etmeyelim!!!
Bu bölüm beğeni hedefimiz de 200 olsun bakalım. (Bunları lütfen yapın!)
“Çarptı kalbim bir başka. Bak, nasıl düştüm aşka? Bayıldım havasına, bakmasa başkasına… Anlaması lazım, tam benim tarzım…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~
Ölümden korkmak kolaydı, can korkusu bedeninizi sardığında içsel bir dürtüyle eliniz ayağınız buz keserdi. Peki ya ölümden değil de öldürmekten korkmak, o zaman ne yapmalıydı insan? Bir insanın canına son vermek kolay olmamalıydı ama ya bunu isteyerek yapmıyorsanız ve mecbur kaldıysanız? O zamanda suçlu sayılır mıydınız?
Titreyen ellerimle bir süre tezgahtan güç alarak ayakta durmaya çalıştım, bacaklarımda dahil tüm bedenim titrerken zihnimde amansızca dönen anıları bir türlü zihnimden uzaklaştıramıyordum. Etrafımda olmadığına emin olduğum kanın paslı kokusu ciğerlerime dolarken nefes almayı bile kesmiştim, sadece kendime gelmeye çalışıyordum. O durum sadece mecburiyetten ibaretti, isteyerek yapmamıştım…
Kapanan gözlerimle tekrar derin bir nefes aldığımda duyduğum parfüm kokusuyla kaşlarım çatılırken gözlerimi hızlı açılmıştı, odunsu bir parfümdü ve bunun kime ait olduğunu biliyordum. Bakışlarım hızla çevremde gezindiğinde sadece boşlukla karşılaşmıştım, tekrardan derin bir nefes alıp havayı kokladığımda kırdığım şişenin dibindeki içkinin kokusunu alabilmiştim.
Kendi kendime gözlerimi devirerek önüme döndüm, bunca olaya asıl delirmesem şaşırırdım zaten. Bakışlarım yere ve tezgahın üstüne dağılmış cam kırıklarına kaydığında tekrar kendime kızmadan edememiştim, keşke şişeyi kafasında kırsaydım!
İçimde tekrardan alevlenen nefretle dizlerimin üstüne çökerek şişenin büyük parçalarını toplamaya başlamıştım. Birkaç tanesini avucuma alırken aniden kesilen parmağımla dudaklarımdan küçük bir inleme kaçtığında parmağımı göz hizama kaldırıp hasara baktım, sadece küçük bir kesikti ama cam kesiği olduğu için biraz fazla acıtmıştı.
Parmağımı umursamamaya çalışarak ayaklanıp elimdeki büyük parçaları çöpe attıktan sonra tekrar aynı yere gelip eğilmiştim, büyük parçaları toplamaya devam ederken yan tarafımda kalan bir parçaya uzanmıştım ki duyduğum adım sesleriyle elim duraksadı. Arkamdan biri öyle hızlıca geçmişti ki ben kafamı çevirene kadar kapıdan çıkmıştı bile, tek görebildiğim iri gölgesi olmuştu.
Kaşlarım çatılırken öylece kapıya bakakalmıştım, mekanda kimsenin olmadığını sanmıştım oysaki. Anlam veremeyerek tam doğrulmuştum ki hemen ayaklarımın dibinde gördüğüm yara bandıyla bakışlarım hızlıca tekrar kapıya kaydı, bu o olabilir miydi? Resimlerimdeki adam olabilir miydi?
Elimdeki parçaları hızla yere fırlatıp kapıya koştuğum sırada neredeyse Çiçek’le çarpışacakken son anda durabilmiştim. Bakışlarım hızla çevre de gezinse de yine karşılaştığım tek şey boşluktu ama nedense içimden bir ses onun olduğunu söylüyordu, her ne kadar delirmiş olduğumu düşünsem de…
“Elvin ne oluyor? İyi misin?” diyen Çiçek’le bakışlarım ona döndüğünde sessizce başımı olumlu anlamda sallayarak içeri girdim, hızla yerdeki yara bandına uzandığımda aklımda hala sorular dönüyordu.
Öylesine geçen biri elimi kestiğimi göremezdi, çünkü sırtım merdivenlere dönüktü. Eğer bu bandı veren kişi takipçimse onun da görmesi çok zordu, yine tek yer merdivenlere doğru giden yol kalıyordu. Bir elimi alnıma atarak artık sızlamaya başlayan başım yüzünden alnımı ovuşturdum, kimdi şimdi bu bandı veren kişi?!
“Elvin yüzün bembeyaz olmuş, otur bir şöyle.” diyen Çiçek bedenimi iterek hemen arkamdaki sandalyeye oturmamı sağlamıştı. “Her yer cam kırığı, biri bir şey mi yaptı Elvin? Gözünü seveyim, söyle artık bir şey.” dediğinde elimi alnımdan yavaşça çekerek bakışlarımı yerdeki cam kırıklarına çevirdim.
Zihnimde az önce unuttuğum anıların her biri çınlamaya başladığında yara bandı yumruk yaptığım elimde sıkışmıştı.
***
Her zamanki gibi aldığım görev haberiyle depoya giderken kapıdaki korumalarla duraksayarak beni aramaları için kollarımı kaldırmıştım. İki adam üstümü ararken dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı, hızla sağdaki adamın cebinden gözüken cüzdanı alarak avucumun arkasına sakladıktan sonra geriye çekildikleri sırada sol tarafımdaki adamın cebindeki telefonu da hızlıca alıp son kez baş selamı vererek içeri adımladım.
Birkaç adım ilerlediğimde arkamdan kapanan kapıyla aldığım cüzdanın içine bakarken yürümeye devam etmiştim, para vardı ama şu anlık ihtiyacım yoktu. Sadece yeni işe aldıkları iki salağı test etmek istemiştim ve tam da tahmin ettiğim gibi bir boktan haberleri yoktu. Dudaklarımdaki gülüşle elimdeki eşyaları tek elime alarak boştaki elimin tersiyle koridorun sonundaki kapıyı tıklattım, içeriden gelen sesle hızla kapıyı açıp içeri girmiştim.
“Oo! Bella, bende seni bekliyordum.” diyen kırklı yaşlarındaki patronumun aksanlı sesi ve ilgili bakışlarıyla her ne kadar midem bulansa da umursamamaya çalışmıştım, sonuçta Cengo onun güvenilir olduğunu söylüyordu. Para kazanabildiğim sürece sorun yoktu.
Masaya doğru birkaç adım atarak az önce korumalardan çaldığım eşyaları masaya fırlattım.
“Yine iki beceriksiz almışsınız.” dediğimde ilgili bakışları önüne attığım eşyaları hiç umursamadan beni süzmeye devam etmişti.
“Onlar beceriksiz değil.” derken yavaşça ayaklandığında bedenim gerilmişti, bakışları sadece tek bir kişiyi hatırlıyordu. “Sen çok yeteneklisin.” diye mırıldanırken önümde durduğunda geriye doğru bir adım atmıştım ki hızla kolumdan yakaladığında midem boğazıma kadar gelirken kalbim geçmişten gelen tanıdık bir korkuyla çarptı. “Kaçma artık benden Bella, seninde istediğini biliyorum.”
“Ne istemesi? Bırakın beni.” diyerek kolumu sertçe çekiştirsem de beni umursamadan morartacak kadar sıkı tutarak iyice burnumun dibine girmişti.
“Seni istiyorum Bella, eğer benimle olursan sana cenneti yaşatırım.” derken aniden dudaklarıma atılmasıyla hızla geri çekilip elimi sertçe yanağına geçirdim.
“Ben istemiyorum ama.” diyen sert sesimle yediği tokatla sersemlemiş olacak ki gevşeyen parmaklarından hızla kolumu kurtarıp arkamı dönerek kapıya yönelmiştim ki saçlarımda hissettim parmaklarla dudaklarımdan acı dolu bir inilti çıkmıştı.
“O zaman isteyene kadar benim olacaksın seni küçük sürtük, kimse koca Andre’yi reddedemez!” derken tuttuğu saçlarımdan beni sertçe fırlattığında masanın üstüne düşmüştüm.
Masaya çarpan belim acıyla sızlarken bakışlarımı kemerini çözerek bana yaklaşan şerefsize çevirdiğimde gözümde canlanan geçmiş daha da netletmişti. Tüm bedenim titrerken hissettiğim korkunun yanı sıra bu sefer içimde öfke de filizlenmişti. Hiçbir puşt bir kadına istemediği halde dokunamazdı!
Bana yaklaşan bedeniyle hızla ayağımı sertçe karnına geçirdiğimde inleyerek birkaç adım geri çekilmek zorunda kalmıştı. Kazandığım zamanla bakışlarım hızla masaya kaydığında gözüme çarpan makasa uzanmıştım ki saçlarımdan tekrar tutulup çekilmemle yüzümü kendine çevirmesi bir olmuştu.
“Seni oros…” derken sözünü bitirmesine izin vermeden hissettiğim öfkeyle sıkıca tuttuğum makası sertçe boynuna saplamıştım.
İrice açılan gözleriyle saçımdaki eli gevşediğinde bedeni geriye doğru sendelemişti ki karnına attığım bir tekmeyle bedeni sertçe yere yapışmıştı. Gözlerimin önü adeta hissettiğim nefretimle kana bulanırken ona doğru adımlayıp üstüne oturduktan sonra boynundaki makası çıkartıp iki elimle sıkıca kavrayarak bu sefer de sertçe göğsüne saplamıştım ve ardından bunu defalarca kez yapmaya devam etmiştim.
“Asıl orospu sensin lan! OROSPU ÇOCUĞU!” diye haykırırken son kez makası göğsüne sapladığımda bakışlarım boş bakan gözleriyle çakışmıştı, işte o an her şey dank etmişti. Ben birini öldürmüştüm…
Titreyen ellerimle hızla makası bırakıp adamın üstünden kalktığımda titreyen bacaklarım yüzünden ayakta duramayarak yere düşmüştüm, gördüğüm kan gölüyle çığlık atarak hızla geriye doğru kaçtığımda gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştım. Her yanım kan içindeydi ve ben birini öldürmüştüm, ben nasıl bir canı alabilmiştim?!
O esnada açılan kapıyla küfür sesleri duyulmuştu ama uğuldayan kulaklarım yüzünden kim olduğunu seçemiyordum, tek yaptığım gözleri açık duran cesedi izlemekti. Önümde duran bedenle ceset görüş açımdan çıkarken Cengo’nun yüzünü görebilmiştim, omuzlarımdan sarsıyordu.
“Teşekkür ederim Bella, bana öyle büyük bir iyilik yaptın ki.” diyen sesiyle kaşlarım çatılırken omuzlarımdaki ellerini itip geriye çekilerek sırıtan yüzüne baktım.
“Ne saçmalıyorsun Cengo, adam öldü. Ben…ben…” derken bakışlarım titreyen kanlı ellerime kaydığında derince yutkunmuştum. “Ben öldürdüm.”
“Ve önümü açtın, sayende hiç uğraşmadan yeni lider olacağım Bellacık.” derken yanağımdan makas alıp doğrulduğunda şok içinde ona dönmüştüm, bu olaya neden hiç şaşırmamıştı. “Cesedi de merak etme, ben hallederim.” dedikten sonra keyifle ıslık çalarak odadan çıkıp arkasında korkudan ve yaşadığı şoktan delirmiş bir adet beni bırakmıştı…
***
“Elvin!” diyen Çiçek’in bağırtısıyla kendime gelirken artık cam kırıkları olmayan zeminden bakışlarımı çekerek Çiçek’e çevirdim. “Temizledim her yeri, cam falan kalmadı.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.
Zihnimde dönen sahneler iki sene kadar öncesine aitti, Cengo itinin bilerek beni kullandığı o andan birkaç anıydı. Hatırladığım sahnelerle bedenim daha çok gerilirken derince yutkundum, sonradan öğrenmiştim ki Cengo bilerek o şerefsizi doldurup üstüme salmıştı. Geçmişimi bildiği için tetikleneceğimi düşünmüştü ve sahiden de düşündüğü gibi olmuştu.
Ben şerefsizi öldürmüştüm, o da kendisi yapmış gibi yerine geçmişti. Ardından ise ben işi bırakıp bir daha da hırsızlık yapmamıştım.
“Elim çarptı şişeye, sonra da aklıma yetimhanedeki eski bir anı geldi.” diye yalan söylerken derin bir nefes almıştım, gerçekler ne yazık ki anlatabileceğim türden değildi. Kaldı ki ona henüz bu kadar güvenmiyordum.
“Ya kıyamam.” derken kollarını hızla bana sararak kafasını göğsüme yaslandığında şaşkınlıkla ona bakmıştım. “Çok canın yanmış olmalı, abim yanında olsaydı seni her şeyden korurdu.” demesiyle kaşlarım hızla çatılırken bakışlarım pembe saçlarına döndü.
“Abin?” diye soran bir sesle konuştuğumda bir süre ses etmemişti.
“Abim beni hep korur, senin yanında olsa seni de korurdu.” derken başını göğsümden ayırıp geriye çekilmişti. “Bana isim bile veren tek insan biliyor musun? O çok güçlü ve çok korkusuz.” dediğinde gerilen bedenim gevşemişti, sadece abisinden bahsediyordu. Her şeyden şüphelenmem çok yersizdi.
“Bir abin olduğunu bilmiyordum.” diyerek arkamı dönüp tezgahın arkasına doğru adımlamaya başlamıştım.
“Öz değil ama ailemden bile çok saygı duyup sevdiğim biri.” derken tezgaha yaslanarak meraklı bakışlarını bana dikmişti. “Ailemin umursamadığını o umursayıp bana hangi çiçek olduğumu bile söyledi, o benim için çok değerli.”
“Hmm! Hangi çiçekmişsin?” diye sorarken tezgahın altındaki bezlerden birini alıp tezgahı silmeye başlamıştım.
“Nilüfer.” diyerek sırıttığında bende hafifçe gülmüştüm. Bu durumu çok kafaya takıyor olmalıydı.
“Benimde öyle seslenmemi ister misin?” dediğimde gözleri büyürken hızla başını olumlu anlamda salladığında gülüşüm daha çok büyümüştü. “Peki garson Nilüfer, Kuzey’in gelemeyeceğini patrona ilettin mi?” dememle elleri şok içinde dudaklarına kapanmıştı.
“Hay bin kunduz! Onu unuttum.” derken hızla merdivenlere doğru koştuğunda gülerek tezgahı silmeye devam etmiştim, her ne kadar şüphelensem de tatlı kızdı. Bazı zamanlar şüphelendiğim için bile vicdanımın sızlamasını sağlıyordu.
~~~~~~~~~
•••
Sandalyeme otururken kıvrılan dudaklarımla kamera kayıtlarını izliyordum. Parmağının kesildiğini görünce bir an kalkıp eline bakmak ve yaranın ne kadar kötü olduğunu incelemek istemiştim, hatta içimden bir yanım hastaneye götürmem gerektiğini bile haykırmıştı ama ben ne yazık ki sadece yanına yara bandı bırakabilmiştim.
Kaşlarım çatılırken gülüşüm yavaşça soldu, Türkiye’deki zamanım dolmak üzereydi ve geri dönüp kendimi göstermek zorundaydım. Bunu asla yapmak istemiyordum ama başka çarem yoktu, onun canını korumak için buna mecburdum. Aldığım derin bir nefesle ellerimi saçlarıma atarak çekiştirdim, her geçen gün soktuğumun hayatından daha çok nefret ediyordum.
O esnada çalan telefonumla bakışlarım ekrana kaydığında Ulvi olduğunu gördüğümde hızla uzanıp aramayı cevaplayarak telefonu kulağıma yasladım.
“Abi paket hazır.” dediğinde gerilen bedenimle sakin kalabilmek için tekrar bilgisayarın ekranından gözüken serçeme bakmıştım, öylece oturuyordu. Bakışlarını tek bi yere odaklıydı, geçmişe dalmış gibiydi. Genelde bir şey düşündüğünde tek bir yere odaklanırdı.
“Ne istemiş?” derken derin bir nefes daha almıştım.
“Hırsızlık yapmasını istemiş abi.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı, az önce serçeme yaklaşan iti yakalatmıştım.
Ekranda gördükten bir süre sonra dayanamayıp aşağıya indiğimde serçemin kulağına eğilmişti ve o an onu orada bağırta bağırta gebertmememin tek sebebi minik serçemin de mekanda olmasıydı. Zaten hemen ardından beni görmüş ve hızla mekandan tüymeye çalışmıştı, kapıdaki Ulvi’den habersiz olduğu kesindi.
“Başka ne demiş? Bir tek bu yüzden Niran korkmaz.” derken boştaki elimi yumruk yapıp açmaya başlamıştım, benim kadınımı korkutmuştu. O puştu kesinlikle seneler önce arkadaş olduklarını öğrendiğim an gabertmeliydim, bir boka yaramayan şerefsizin tekiydi!
“Şey abi…” diyen Ulvi’yle kaşlarım daha çok çatılırken yaslandığım sandalyemden doğruldum, Ulvi kolay kolay lafı gevelemezdi. Bir bokluk vardı.
“Şey ne Ulvi?” diye sinirle sormuştum.
“Yengenin birini öldürdüğü video görüntülerini polise vermekle tehdit etmiş.” demesiyle bir an doğru duyup duymadığımı düşünmüştüm, serçem birini öldürmüştü ve ben bunu bilmiyor muydum?
“Kim dedin?” diye sorarken merakla cevabını beklemiştim.
“Niran yenge usta, başka yenge mi var? Sende de kafa uçtu he.” dediğinde şaşkınlıktan sözlerine bile sinirlenememiştim.
“Ne zaman olmuş bu olay? Ve sen bana neden böyle bir bilgiyi daha önce vermedin?” dediğimde Ulvi’nin adım sesleri duyulmuştu.
“Bu başlarındaki İtalyan kırması bir puşt vardı ya, biz yakalanınca Don’un senin yerine gönderdiği şerefsiz.” demesiyle hemen kim olduğunu hatırlamıştım, zihnimde dönen anılarla bedenim daha çok gerildi. İlk patronlarını serçemi ilk gördüğüm gece geberttikten sonra işleri ben ele almıştım, ta ki yakalanıncaya dek…
“Ee, yani?” dedim sertçe.
“Onu yenge öldürmüş usta.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken göğsüm gururla kabardı. “Şimdi video elimde, bu Cengo denen salak öldürdüğünü iddia edip yerine geçmiş sadece.”
“Videoyu hemen bana at Ulvi.” derken keyfim yerine gelmişti. Bakın siz şu benim minik serçeme, demek ki adam öldürebiliyormuş.
“Tamamdır abi ama bir şey daha var.” dediğinde sessiz kalarak dinlemeye devam ettim. “Hırsızlık yapmasını istenilen ev senin evlerden biri.” demesiyle dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
“O zaman bir süre daha bu iti gebertmeyelim, bakalım yengen nasıl bir hırsızmış.” diye mırıldandığım sırada titreyen telefonumla hızla kulağımdan çekip gelen ikinci aramaya baktığımda huzursuzluk tüm bedenimi sarmıştı, iti an çomağı hazırla tabi!
Hızla Ulvi’yi kapatıp ikinci aramayı cevaplayarak telefonu kulağıma yasladım.
“Sonunda açabildin.” diyen sesle içimden sabır dilemeye başlamıştım.
“Kapatmamı istemiyorsan konuş.” dediğimde karşı taraftan bir gülüş sesi duyulmuştu, koduğumun puştu!
“Sakin ol Diavolo, sadece kontrol etmek için aramıştım. Hala son emredilen adamı öldürdüğün resimleri iletmedin, yoksa tekrardan şu malum kıza mı döndün?” demesiyle az önce sakinleşen bedenim hızla gerilmişti.
Arayan Don’un adamlardan biri ve benim dışımda ekipte yarı Türk olan tek kişiydi, aynı zamanda orospu çocuğunun tekiydi.
“Saçmalama Uragano, sadece adam iyi saklanıyor ama bulmam an meselesi.” dediğimde şerefsiz yine gülmüştü, iyice kanıma dokunmaya başlamıştı.
“Öyle olsun bakalım Diavalo, sözleşmeni unutmuyorsun değil mi?” diyerek tekrar güldüğünde bakışlarım ekrandaki serçeme kaymıştı, unutmam ne mümkündü…
“Sözleşmenin bitmesine bir yıldan az kaldı Uragano, sen asıl o zamanı düşün.” dedikten sonra telefonu yüzüne kapatıp masaya fırlatmıştım, beni durduran sözleşme olmasaydı anında gebertirdim dua etsindi daha birkaç ayı vardı. Bu saçma sözleşmeden kurtulmam için son birkaç ay…
O sırada çalan kapının ardından yavaşça içeri süzülen bedenle kendimi sakinleştirmeye çalışarak ona döndüm.
“Sendin değil mi?” demesiyle anlamayarak ona bakmayı sürdürmüştüm. “Yara bandını bırakan sendin.” diyerek ellerini beline koyduğunda derin bir nefes alıp önüme döndüm.
“Evet Nilüfer.” dediğim sırada hızla birkaç adım atarak masanın önündeki koltuklardan birine oturmuştu.
“Kızın korkudan rengi atmıştı abi, ne zaman bırakacaksın bu korkutma işlerini?” dediğinde bakışlarım ona dönmüştü.
“Bu sefer benden değil.” dediğimde dudaklarından alaycı bir gülüş belirmişti.
“Hayret.” diye mırıldanmasıyla ona baygın bakışlar atmıştım.
“Günlük beni yargılama serüvenin için mi geldin?” dememle bakışları beni bulurken derin bir nefes almıştı.
“Nereye kadar böyle devam edecek abi?” diyen Nilüfer’le arkama yaslanarak bakışlarımı yine kamera kaydındaki yüzüne çevirdim, dikkatli bir şekilde tezgahı siliyordu ve yine her odaklandığında yaptığı gibi dudağını ısırmıştı.
“Bilmiyorum.” diye mırıldandığımda yüreğim acıyla kasılmıştı. “Tek bildiğim şimdi karşısına çıkamıyor oluşum.”
“Neden işte abi? Onun seni sevmeyeceğini ya da istemeyeceğini mi düşünüyorsun?” derken öne doğru eğilmişti. “Ama bunu onun karşısına çıkmadan bilemezsin ki.”
“Yapabiliyor olsaydım bir an bile düşünmezdim Nilüfer.” diye mırıldanırken bakışlarım ona döndüğünde gözlerinin dolu dolu baktığını görmüştüm, sanırım sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı. “Yani benim elimde olan bir durum değil.” derken bu sefer daha sakin konuştum.
“Anladım, o sebebi yine bana söylemeyeceksin.” diyerek arkasına yaslanırken bakışlarını kaçırmıştı. “Ama sende şunu bil, Niran benim bu hayattaki tek arkadaşım oldu ve ben onu kaybetmek istemiyorum.” derken bakışları yavaşça tekrardan bana döndü.
“Sence ben bu durumdan çok mu keyif alıyorum?” derken dudaklarımdan sinirli bir gülüş dökülmüştü. “Şu halime bak Nilüfer, gözümün önünde ama dokunamıyorum. Canı yanıyor, koşup yardım edemiyorum. Korkuyor…” derken bakışlarım tekrar kamera kaydına döndü. “Ben buradayken sana kimse zarar veremez, korkma diyemiyorum.”
Ekrandaki yansımasını izlerken boğazımdaki yumru göğsüme inerek kalbimi çepeçevre sarmıştı, her defasında canımı daha fazla yakıyordu.
“Yanındayım ama gidip ona ne kadar aşık olduğumu bile söyleyemiyorum.” diye bir mırıltı dudaklarımdan döküldüğünde burnunu çeken Nilüfer’le bakışlarım ona dönmüştü.
“Gizlice takip edip yazmanın tek sebebi önce onun seni sevmesi değildi dimi? Başka sebeplerde var.” dediğinde sessiz kalarak önüme dönmüştüm, çok daha büyük bir sebep vardı…
“Halledeceğim, onu kimsenin benden almasına izin vermeyeceğim.” derken sanki minik serçem beni duymuş gibi bakışlarını kameraya çevirdiğinde kaşlarım çatılmıştı, sonrasında ise tezgahın arkasından çıkarak az önce cam kırıklarını toplarken elini kestiği yere gelip kameraya bakmaya devam etti.
“Tamam, sana güveniyorum ama sende beni anla abi. Ben yalan söylemeyi beceremiyorum.” diyen Nilüfer’i umursamadan ekrana bakmaya devam ettiğim sırada Niran hızla arkasını dönüp merdivenlere doğru adımlamıştı.
Fanculo! (Siktir!)
~~~~~~~~~~~~
Elvin N. Varnalı…
Hızla çıktığım merdivenlerle içime garip bir heyecan doluyordu, fark ettiğim detay eğer gerçekse ne yapardım bilemiyordum ama onu bulabileceğimi düşünmek garip hissettiriyordu.
Tezgahı silerken tam elimi kestiğim yeri gören kamerayı fark etmiştim ve önümde iki seçenek vardı. Ya yara bandını veren kişi gerçekten patronumdu ve insanlık yapmak için vermişti ya da patronum bana yazan takipçinin ta kendisiydi ve nedense bir anda kaçıp gittiği için ikinci daha ağır basıyordu. Sonuçta adam aynı zamanda ev sahibim çıkmıştı, neden patronumda çıkmasındı ki?
Karşımdaki odaya doğru ilerlerken aniden sol taraftan koluma tutunan parmaklarla bakışlarım hızla Çiçek’e kaydığında tuvaletin önünde durduğumuzu fark etmiştim, kolumu tutan elleri ise ıslaktı.
“Nereye kız?” dediğinde bakışlarımı mavi gözlerinden ayırmadan kolumu tutan elini itmiştim.
“Patrona bir şey soracaktım, sen in aşağıya.” diyerek tekrardan odaya yöneldiğimde parmakları yine koluma sarılmıştı.
“Odasında yok ki, kapısı kilitli.” demesiyle bakışlarım yavaşça ona dönerken kaşlarım çatılmıştı. Eğer patron resimlerimdeki adamsa bile önümden geçip gitmişti ama bu arka kapıdan tekrar gelemeyeceği anlamına gelmezdi.
“Belki içerdedir.” dedikten sonra kolumu tekrar kendime çekerek kapıya doğru adımladığımda bu sefer beni durdurmaya çalışmamıştı.
Birkaç adımda kapının önüne vardığımda kalbim adeta ağzımda atıyordu, içimde garip bir heyecan vardı ve sanki ona yaklaşırken katlanarak artıyordu. Aldığım derin bir nefesle yumruk yaptım elimi kaldırarak parmak eklemlerimi üç kez kapıya vurdum ve ardından sessiz kalarak içeriyi dinlemeye başlamıştım, tek bir ses istiyordum.
Aradan geçen birkaç dakikanın ardından elimi kapının koluna atıp çevirdiğimde sahiden söylediği gibi kilitli olduğunu fark etmiştim. Elim kapıdan ayrıldığında omuzlarım hayal kırıklığıyla düşerken alnımı kapıya yaslayıp derin bir nefes aldım, ne yazık ki iç güdülerime güvenmekten başka çarem yoktu…
~~~~~~~~~
•••
Bir elim kapıdayken gözlerimi sıkıca kapatmıştım, şimdi şu kapıyı açıp karşısına çıkmak için nelerimi vermezdim ama yapamazdım. İşin ucunda onun canı varken gerekirse nefes bile almazdım. Kapıya biraz daha yaklaşarak alnımı kapıya yasladığımda uzunca bir süre sonra belki de ilk göz gözümden bir damla yanağıma doğru süzülmüştü.
“Elvin müşteriler gelmeye başlar birazdan, gitsek iyi olur.” diyen Nilüfer’in sesiyle kapının çok yakınından alınan derin bir nefesi duymuştum, hemen ardından ise adım sesleri gelmişti. Gitmişti…
“Beni biraz daha bulmaman lazım mia bella, sadece biraz daha.” diye mırıldanırken telefonumun ona özel bildirim sesi odada çınlamıştı.
Hızla kapının yanından ayrılıp masaya doğru adımladıktan sonra telefonumu bir hızla elime aldığımda beklemeden mesaj kısmına girmiştim.
Mia Bella: Onun sen olduğunu biliyorum (13.40)
Mia Bella: Aynı zamanda içeride olduğunu da (13.40)
Mia Bella: Ama şimdilik saklan bakalım, nasıl olsa bulmam yakın ;) (13.41)
Dudaklarımda bir gülümseme oluşurken masanın kenarına oturup yazdıklarını defalarca okumuştum, artık benden korkmuyordu ve sırf bunun için bile mutluluktan haykırabilirdim. Bir yanım beni bulması için türlü ipuçları bırakmak isterken diğer yanım bir köşeye saklanıp sözleşmenin bitmesini beklememi istiyordu ama ne yazık ki hiçbir şeyin o kadar kolay olacağını düşünmüyordum.
Sözleşme bitince beni anında bırakacaklarına güvenmiyordum, bu yüzden ne kadar çok yakınında olup onu koruyabilirsem o kadar iyiydi ve bunun sonucunda beni bir sapık gibi uzaktan onu izleyen biri olarak bilmesindense ona aşık olan bir adamı bulmaya çalışması çok daha mantıklıydı. En azından artık benden korkmayacaktı ve belki de istediğim o diğer sebep gibi bana bir şeyler hissedecekti, tabi bunların hepsi birer kumardan ibaretti ama başka çarem yoktu.
Ona zarar gelmemesi için her şeyi yapmaya hazırdım. Bunca sene onu uzaktan izlemekten çok yorulmuştum ve şimdi bu kadar yakınına girebilmişken ayrı kalamıyordum. O kadar gücüm kalmamıştı…
•••: Dört gözle bekliyorum mia bella. ;) (13.44)
~~~~~~~~
Elvin N. Varnalı…
Aradan geçen iki günün ardından yine okuldaydım ve aklım karmakarışıktı, resimlerimdeki adamın o günkü mesajına cevap vermemiştim ve sanırım o da iki gün kafamı dinlemem için bana izin vermiş olacak ki hiçbir iletişime geçmemişti.
Elimdeki kalem kağıdın üzerinde hareket ederken zihnim yine o güne gitmişti, kapısının önündeyken ayrılmadan hemen önce Çiçek, yani Nilüfer, ilerlemeye başladığında hızlıca eğilip deliği kontrol etmiştim. Anahtar arkasındaydı, bu da demek oluyordu ki içerden kilitlenmişti ve buna rağmen hiç sesinin çıkmamasının tek sebebi olabilirdi.
Patronumda seneler önce gördüğüm ve sonrasında yüzlerce kez resmettiğim adamın ta kendisiydi, tıpkı ev sahibimin de o olduğu gibi…
Ben tam böyle düşüncelere dalmışken hemen yan tarafımdan bir şeyle sıraya vurulmasıyla adeta yerimden sıçrarken tepemde dikilen adama bakışlarımı çevirmiştim, o malum odunsu kokusu anında ciğerlerime akın ederken ateş bakışları sertçe bana bakıyordu.
“Dersimde benim dersimle ilgilenmelisin asistan, başka bir işle değil.” diyen Vidus hocayla hızla yine maskeli bir adamı resmettiğim defterimi kapatmıştım.
“Affedersiniz hocam.” diye mırıldandığım sırada bakışlarım birkaç saniye daha bende kaldıktan sınıfa dönerek kalçasını benim oturduğum masaya yaslamıştı. Kokusu burnuma dolarken bakışlarımı onda gezdirmeden edememiştim. Uzun boy, iri cüsse, aynı koku…
Başım patlarcasına ağrırken sıkıca gözlerime kapatırken önüme dönüp dirseklerimi masaya yaslamıştım, artık kimin kim olduğunu çözemiyordum. Aklım o kadar karışıktı ki sanki çevremdeki herkes takipçi çıkabilir gibi geliyordu. Önce ev sahibim, sonrada patronum çıkmıştı. Şimdi sıradaki kimdi? Ara sıra poğaça aldığım pastanenin sahibi de mi o çıkacaktı? Ya da alışveriş yaptığım marketteki bir kasiyer miydi? Nerden bilecektim bunları?!
“Anlaşılan bugünlük bu kadar yeter, uyuklamaya başlayanları görüyorum.” diyen sesiyle ellerimi gözlerimden hafifçe çekerek ona döndüğümde beni izleyen ateş bakışlarıyla karşılaşmıştım, çakışan gözlerimizle başını hafifçe yana eğip kapıyı işaret ettikten sonra ayaklandığında derince yutkunmam gerekmişti. Neden şimdi bu adamda beni huzursuz eden bir şeyler hissetmeye başlamıştım ki?
Önüme dönerken kendi kendime kızmadan edememiştim, adam belki tekin biri olmayabilirdi ama benim sadece hocamdı. Eğer takipçi olsaydı bu kadar saklanmaya çalıştığı halde bir bu kadar da göz önünde olmaya çalışır mıydı? Zihnimdeki bilinmezlik silsilesiyle hızla eşyalarımı çantama atarak ayaklandıktan sonra kapıdan çıkan Vidus hocanın ardından bende çıkmıştım.
Geçen gün arkadaş olduğumuzu söylemiştik ama bu okul sınırları içerisinde geçerli değildi sanırım, neyseki benimde istediğim buydu. Zaten dönen dedikoduları daha fazla arttırmak istemiyordum. O sırada geçen gün şu gıcık velede söylediğim sözler zihnimde çınlamıştı. Tamam, birkaç önemsiz dedikodudan bir şey olmazdı!
Bahçeye çıktığımızda aniden durmasıyla son anda sırtına çarpmadan durabilmiştim ama fazla yakınımda olan bedeniyle kokusu daha çok ciğerlerime akın ederek kafamı karıştırıyordu, nasıl ikisi de bu kadar aynı kokabilirlerdi ki?
“Neyin var? Derste çok düşünceli duruyordun.” diyen sesiyle bedeni bana döndüğünde geri çekilmediğim için nefesini saçlarımda hissediyordum.
“Parfümünüz çok güzel.” diye mırıldanırken bakışlarımı gözlerine çıkarmıştım. Ne görmek istiyordum bilmiyordum ama bir yanım çığlık çığlığa bir ipucu bulmak için çırpınıyordu.
“Sağol, bir arkadaşımın hediyesi.” dediğinde zihnimde hızla parçalar yerine oturmuştu, patron onun bir arkadaşıydı. Siktir! Bu kısmı nasıl aklımdan çıkarmıştım?!
“Zirve’nin sahibini tanıdığınızı söylemiştiniz değil mi?” dememle kaşları çatılırken başı hafifçe yana eğilmişti.
“Konudan konuya geçiş yapıyorsun, iyi olduğuna emin misin?” diyen sesiyle derin bir nefes almıştım.
“Sadece bana bir isim verin, arkadaşınızın ismi ne?” dediğimde ateş bakışları dikkatli bir edayla gözlerimde gezinmişti.
“Diavolo.” diye mırıldandığında bu sefer kaşları çatılan ben olmuştum.
“İsmi bu mu?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Belki ismi, belki de lakabı. Fark eder mi?” demesiyle sinirle saçımı başımı yolmak ister gibi derin bir nefes almıştım.
“Bakın, gerçekten önemli bir mesele.” dememle tek kaşı imalı bir edayla havalanmıştı.
“O zaman bunu gidip patronuna sormayı ne dersin?” dediğinde sinirle nefesimi verip gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum. “Şimdi iznin olursa dersime yetişmem lazım, sende yarın akşam yedi de hazır ol. Şu ikinci resmi halledelim.” diyerek hızla arkasını dönüp ilerlediğinde sinirden yerimde tepinmek istiyordum. Gıcık herifin tekiydi işte!
“Ikşım yidide hızır ol, emir eri var sanki.” diye sinirle onu taklit eder gibi konuşarak ilerlemeye başlamıştım. “Kesin bu da biliyor takipçiyi, aynı Çiçek gibi. Belki de bu sayede hakkımda bu kadar bilgiye sahiptir, her yanım adamlarıyla çevrili.” diye kendi kendime mırıldanarak ilerlerken yanımdan hızla geçen biri omzuma sertçe çarptığında geriye savrulurken elim hızla acıyan omzuma gitmişti.
Bakışlarım hızla çarpan kişiye döndüğünde benim bölümden biri olduğu görmüştüm ama ismi asla aklımda değildi.
“Dikkat etsene.” diyen sert sesimle çocuk sırıtarak yanıma yaklaşmıştı.
“Yazık, uf mu oldun?” diyen çocuğun alaycı sesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı. “Bir bakayım istersen, benim ellerim şifalıdır.” derken sertçe kolumu tuttuğunda kim olduğu yeni dank etmişti, geçen günkü kızın manitası gibi bir şeydi.
Tenimi morartacak kadar sert kavrayan parmaklarıyla ben daha elimi eline atamadan arkadan başka bir el uzanıp elini sertçe kavrayarak kolumdan ayırdığında odunsu kokusu her yanımı sarmıştı. Sırtıma yaslanan göğsünü hissederken bakışlarım alttan onu bulduğunda ateş bakışları adeta yangın yerine dönmüş ve baktığı herkesi yakıp kül etmek ister gibi bakıyordu.
“Özür dile.” diyen sesi sert ve boğuktu. Karşımdaki çocuk acıyla çevrilmiş elini tutup elinden kurtarmaya çalışsa da tek bir parmağını bile oynatamamıştı. “Özür dile dedim Ayaz, tekrar etmem.”
“Ö…özür dilerim.” diyen adının Ayaz olduğunu öğrendiğim çocukla Vidus hoca elini biraz daha çevirdiğinde Ayaz acıyla inlemişti.
“Düzgünce.” diyen sert sesiyle öylece ikiliyi izliyordum.
“Çok özür dilerim, yemin ediyorum bir daha yapmayacağım.” diye hızlıca konuşan Ayaz’la ateş bakışlar bana döndüğünde başımı olumlu anlamda sallamamla tuttuğu çocuğun elini geri iterek bırakmıştı.
Ayaz elini tutarak hızla uzaklaşırken çevremizi saran öğrenciler bizi göstererek bir şeyler konuşuyorlardı ama şu an bu zerre umrumda değildi, sadece zihnimin içinde çınlayan bir detaya takılmıştım. Resimlerimdeki adamın onun arkadaşı değil de o olma ihtimali yüzde kaçtı?
“Kolun iyi mi?” diyen boğuk sesiyle bakışlarım gözlerinden ayrılmazken başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Bir öğreticinin bu kadar şiddet dolu davranması ne kadar doğru?” diye mırıldandığımda derin bakışları gözlerimde gezinirken başı yine hafifçe yana eğilmişti.
“Çünkü sana zarar vermeye çalıştı.” diyen boğuk mırıltısıyla kalbim göğsüme çarparken kuruyan boğazım yüzünden derince yutkunmam gerekmişti.
“Dersiniz olduğunu sanıyordum.” diye mırıldandığım sırada bildirim gelen telefonumun sesi ikimizin arasında çınlamıştı, gözlerime odaklı bakışları hızla cebime inmişti.
Gözlerimi ondan ayırmadan cebimdeki telefonu çıkardığımda şüphelerimin yok olması için tek bir kişiden mesaj gelmiş olmalıydı, yavaşça açılan ekrana baktığımda mesaj beklediğim kişiden değildi ama göğsümün sıkıntıyla gerilmesini sağlayan başka birinden gelmişti. Cengo konumu atmıştı…
Telefonun ekranını hızla kapatıp cebime attıktan sonra bakışlarımı ona çevirirken geriye doğru bir adım atıp o kendine çeken aurasından kurtulmaya çalıştım.
“Benim gitmem lazım, resmi de dediğiniz gibi yarın hallederiz.” derken hızla arkamı dönüp çıkışa doğru koşmaya başlamıştım, okuldan çıkar çıkmaz köşede duraksayarak tekrardan gelen mesaja baktım.
Bir konum vardı ve evin boş olduğunu, bugün halletmem gerektiği detayıyla birlikte almam gereken şey yazılmıştı. Kaşlarım daha çok çatılırken tüm bedenimde stres bir elektrik akımı misali gezinmeye başlamıştı. İki seneye yakındır hırsızlık yapmıyordum, paslanmış olduğuma emindim. Aldığım derin bir nefesle elimi boynuma atarak üstümdeki kazağın yakasını çekiştirdim, her koşulda bu işi yapmak zorundaydım.
Bakışlarım arkamdaki okula kayarken omuzlarımla dikleşmişti, hayallerim için buna mecburdum. Şimdi hapse atılamazdım, hayatımda ilk kez kendimi düşünmüşken olmazdı. Tekrar derin bir nefes aldıktan sonra arkamı dönüp otobüs durağına doğru ilerledim, ellerim iki yanımda yumruk olurken bu işin sonunda o Cengo’yu buna pişman edecektim.
Hayatımı mahvettiği yetmezmiş gibi tekrar ortaya çıkmıştı ve kim bilir yine ne boklar çeviriyordu da bu kadar zaman sonra bana bir iş bulmuştu, gönderdiği konum bir savcının evi bile olabilirdi. Otobüs durağına vardığım sırada gelen otobüsle hızla binerek evime doğru yol aldım, üzerime daha rahat bir şeyler giyip konuma gidecektim. Elinde lanet olası video görüntüleri varken başka şansım yoktu.
Bir sürenin ardından evimin olduğu durağa gelen otobüsle hızla inerek koşar adımlarla evime geçtim, kapıyı ardımdan serçe kapatırken hızla odama doğru adımladığımda üstümdeki kabanı çıkarıp yatağın üstüne fırlatmıştım. Hemen sonrasında ise dolabıma yöneldiğimde alt tarafa sakladığım kutuyu çıkartıp içindeki eşyalarımı alarak onları da yatağa fırlattım.
Maskelerim, eldivenlerim, fenerlerim, kapıyı açmak için kullandığım aletler ve hareketimi kısıtlamayan rahat kıyafetler…
Her birinde gözlerimi gezdirirken hızla üstümdekileri çıkartıp kıyafetleri giymeye başlamıştım, altıma uzun bir tayt ve üzerime ise dar bir body. Bunları en kalınlarından seçmeye çalıştıktan sonra üstümede kalın bir kapüşonlu geçirmiştim. Bakışlarım aynaya dönerken ayaklarıma kalınca bir çorap geçirdikten sonra elimdeki maskeyle aynaya yaklaştım, iki senenin ardından tekrar bu eşyalarla buluşmak tuhaf hissettiriyordu.
At kuyruğu yaptığım düz saçlarımla sadece gözlerimin gözüktüğü kar maskesini yüzüme geçirdikten sonra kapüşonu da kafama geçirdiğimde hazır sayılırdım. Kaşımdaki piercing maskenin altında kaldığı için bakışlarım yüzüme daha masum gözükmüştü, işte bu komikti. Çünkü ben asla masum sayılmazdım.
Aynadaki tanıdık bakışlar beni süzerken bedenim kasılmıştı, aslında ne kadar resimlerimin adamına benzediğimi fark etmiştim. Acaba bu hallerimi de biliyor muydu?
Sinirle arkamı dönerek yatağın üstündeki kapı açmak için olan aletlerimi alarak ceplerime doldurduktan sonra fenerimi de alıp hızla kapıya yönelirken son anda telefonumu ve anahtarlarımı da almayı akıl edebilmiştim. Ayağıma postallarımı da geçirdikten sonra artık tamamen simsiyah olmuş ve hırsızlığa hazırdım.
Geçmişim omuzlarımda ağır bir yük oluştururken kapımı kilitleyerek apartmandan ayrıldığımda kapıda bekleyen taksiyi görmüştüm, demek ki hala eski sistemi devam ettiriyordu. Taksiye doğru adımlarken derin bir nefes alıp arkaya oturdum, önceden de bir iş geldiğinde ekip için çalışan bir taksici kapımızdan bizi alıp işin olduğu konumun yakınına bırakırdı.
Bakışlarım şöföre döndüğünde iri yarı birisi olduğunu görmüştüm, Vidus’tan bile daha iriydi. Başındaki şapkası ve üstündeki boğazlı kazak yüzünden başka bir detaya sahip değildim ama gözüken ellerinden esmer bir adam olduğu belli oluyordu. Bakışlarım dikiz aynasına kaydığında ise sadece kendi yüzümü görebilmiştim, onun yüzü gözükmüyordu.
Umursamayarak arkama yaslanıp Cengo’yu aradım, beni yine nasıl bir boka bulaştırdığını açıklamak zorundaydı. Uzunca bir çalışın ardından telefon açıldığında kaşlarım çatılmıştı, normalde Cengo’nun şu anda telefonun başında sabahlıyor olması gerekiyordu.
“Alo.” diye zor bela çıkan sesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı, hasta mı olmuştu?
“Sahibi kim bu evin ve ne kadar koruması var?” diyerek hızla konuya geçtiğimde derince yutkunurken acıyla inlemişti.
“Üç koruma var önde, adam da bir mühendismiş herhalde. Evde yok.” dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı, korumalarla uğraştıracaktı bir de beni.
“Tamam.” diyerek hızla telefonu kapatmıştım, geberse bile iyi olup olmadığını sormazdım.
Aradan geçen birkaç saatinden ardından eve ulaştığımızda taksiden hızla inerek bakışlarımı çevrede gezdirdim. Önümdeki bir çöp kutusunun arkasına saklanarak öne baktığımda üç korumayı görmüştüm, hepsi öndeydi ama bu arkada da olmadığı anlamına gelmiyordu.
Derin bir nefes alarak karşıya geçip evin arkasına doğru dolandım, bu evde villa tipiydi ve diğer evlerle arasında mesafe vardı. Evin arkasına geçtiğimde cebimdeki deri eldivenlerimi elime geçirip önümdeki duvara tutunarak kendimi yukarı çektikten sonra ayaklarımla destekleyip duvarın üstüne çıkmıştım. Bakışlarım çevreye kaydığında ne bir kamera ne de bir koruma görünmüyordu ve hemen karşımda mutfak olduğunu düşündüğüm bir yere açılan bir kapı vardı.
Tekrardan çevrede kimsenin olmadığını teyit ettikten sonra kendimi duvardan aşağıya bırakıp hemen yandaki ağacın arkasına saklandım, gelen giden yoktu. Kararmaya başlayan havayla elimi çabuk tutarak cam kapıya yöneldikten sonra bir yandan çevreyi kontrol ederken diğer yandan da cebimdeki aletleri çıkartıp kapının kilidini açmaya çalışmıştım.
Kısa bir sürenin ardından gelen sesle kapı geriye doğru açıldığında gördüğüm gölgeyle kendimi hızla içeri atıp kapıyı ardımdan yavaşça kapattıktan sonra içeri adımlamıştım, masanın kenarına saklandıktan sonra camın önünden geçip giden korumayla derin nefes alarak ayaklanıp karanlık ev yüzünden fenerimi açarak ilerledim.
Feneri çevrede gezdirdiğimde ne yapacağımı bilemiyordum, önceki attığı mesajda kasadaki pırlantaları istemişti ama kasanın nerede olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Koridorda gezinmeye devam ederken fark ettiğim bir detayla kaşlarım çatılmıştı, her yerde denizcilikle alakalı olduğunu düşündüğüm tablolar vardı. Bazısında gemiler varken bazısında ise dümdüz okyanuslar vardı ve bu aklıma tek bir ismin gelmesini sağlamıştı.
Umursamamaya çalışarak salona girdiğim sırada gelen kilit sesiyle bedenim adeta buz keserken bakışlarım hızla salonda gezindi. Dış kapı yavaşça açılırken hızlıca fenerimi kapattıktan sonra hareket ederek en uzaktaki koltuğun arkasına saklanıp yere çökmüştüm, adım sesleri evin içinde yankılanırken kalbim artık kulaklarımda atmaya başlamıştı.
Biliyordum işte, o malın işiyle yola çıkılırsa bir bokluk çıkacağını biliyordum!
Açılan salonun ışığıyla nefesimi tutarak beklemeye başladım, kesin yakalanacaktım. Belki Cengo iti bilerek yakalanmam için yapmıştı, aklınca işi bıraktığım için intikam alıyordu. Gelen kişi salona doğru adımladıktan sonra bir süre sadece kumaş sesi duyulmuştu, sanırım üstünü çıkarmıştı.
İçimdeki merakıma engel olamayarak başımı yavaşça koltuğun köşesinden çıkardığım sırada gördüğüm yüzle gözlerim irice açılırken hızla tekrar saklandım.
Lanet olası Vidus hocanın evinde ne işim vardı?!
~~~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuu!!!
Bazı gerçekleri artık anlamışsınızdır diye umuyorum ;)
Bakalım bizim Elvin’inimiz ne zaman anlayacak!!!
Bu arada Don dediğimiz kişi İtalyan mafya liderine verilen isim, bilginizeee!!
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Elvin gerçekleri yavaş yavaş anlamaya başladı mı?
Ve sizceee bu sözleşme neyin nesi???
Heyecan ve çokça merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda TikTok’tan, İnstagram adresimden ve en önemlisi wp kanalımdan paylaşıyorum.
Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzzz
🎨❤️🔥

