İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 10 · 29 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 10

9. YILLARIN ÖFKESİ

~Bölüm Şarkıları~

Güliz Ayla~Gelsin Öpsün Kalbimi

Yüzyüzeyken Konuşuruz~Esen

Chris Grey~Let The World Burn

Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!!

Nasılsınız bakalım???

Umarım iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz bolca BEĞENİ VE YORUM yapmayı lütfen ihmal etmeyin!!!

Bu bölüm ki beğeni hedefimiz 210… (Eğer biraz daha bu hedefler olmazsa mecburen sınır koymak zorunda kalacağım canlarım :( )

“Kafamda bin bir desen, sense rüzgarsız esen. Tek nefeste, karıştı tüm renkler… Sevenim sevmeyenim arsız, sensizlik boktan farksız. Ben neye doğru evrildim? Güneşimsin gökyüzümde ya da gök senin yüzünde, anlamlar aşıp geldim…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~~

Bir heyecan aynı bedende korkuyla birleşirse insan tam olarak ne hissederdi? Suyun altında boğulmak üzereyken su üstüne çıkmanın heyecanı mı, yoksa bir çocuğun yasak olan çikolatayı yerken yakalanmasının hissettirdiği korku mu? Hangisini hissetmem gerekirdi? Ya da şu anda bunları düşünmem bile saçmalık mıydı? Ah! Kesinlikle saçmalıktı!

Salonda yankılanan adım seslerini duydukça saklandığım koltuğun arkasında daha çok top şeklini alıyordum, beni bulması kesinlikle an meseleydi ve bu yaşandığında yapacağım tek bir açıklamam bile yoktu. Ne diyecektim? Şey pardon, evinize hırsızlık için geldim ama yemin ederim siz olduğunuzu bilsem gelmezdim mi?! Ayrıca kahretsin, bu adamın kaç tane evi vardı?! Lanet olası paranın suyu nereden geliyordu?!

Adım seslerini bu seferde benim olduğum tarafta duyduğumda tek gözümü açarak başımı hafifçe yana eğip bakmıştım ki gözlerimi hızla tekrar kapatmam bir olmuştu. Okyanus mavisi aşkına! Adam hemen önümdeydi ve sadece başını olduğum yere çevirmesi bile beni görmesini sağlayabilirdi! Kesinlikle sıçmıştım!

Gözlerimi yavaşça aralayıp tekrar ona bakarken bedenimi daha çok koltuğa yapıştırmıştım, ellerim nefes sesimin bile duyulmaması için burnumun üzerine kapanırken iri bedeni bir süre daha bir eli cebinde olacak şekilde camın önünde durarak dışarıyı izlemişti. Ev neredeyse denizin dibindeydi, bende yerinde olsam on saat durup denizi izlerdim ama şu an gerçekten hiç zamanı değildi. Stresten oluk oluk terlemeye başlamışken hiç ama hiç değildi!

O sırada çalan telefon sesiyle boştaki eli cebine giderek telefonu çıkartıp kısa bir an ekrana baktıktan sonra cevaplayarak kulağına yaslamıştı, arayan kişi her kimse kesinlikle benden bolca dua kazanmıştı.

“Ne var Ulvi?” diyen sesiyle benim bulunduğum yönün aksi yönüne doğru dönerek koltuklara doğru adımladığında tuttuğum nefesimi sessizce bırakmıştım. “O zaman etin ağzını dikin, bunu da bana mı soruyorsun?” derken tam önümdeki koltuğa oturmasıyla artık yaradandan sabır dilenmeye başlamıştım, bu adam niye uzaklaşmıyordu?! “Güzelce marine ettiniz mi?” dediğinde kaşlarım istemsizce havalanmıştı, sahiden yemek tarifi mi veriyordu?

Bakışlarım hafifçe yukarı kalktığında koltuğun arkasına doğru sarkan elini görmüştüm, parmağındaki yeşil ve kahve karışımlı taşı olan yüzük ise gerçekten dikkat çekiciydi. Ela bir göze benziyordu sanki…

“Yok, şimdi pişirmeyin. Biraz bekletin ki et yapılan marineyi özümsesin.” derken yüzüğüyle oynamaya başladığında bakışlarım istemsizce uzun parmaklarında gezinmişti.

Elleri oldukça biçimli duruyordu ve bir erkek eline göre de bakımlıydı, gerçi onu dışardan gören herkes bunu anlayabilirdi. Her zaman şık ve bakımlıydı, gerçekten anlatılan İtalyan erkekleri gibiydi.

“Hayır, evdeyim bugün. Yorgunum.” derken kafasını da arkaya yasladığında dağılmış saçları bakış açıma girmişti ve yanı sıra gelen şampuan kokusuyla istemsizce gözlerimi kapatıp derin bir nefes almıştım. “Keşke şimdi yanımda bana masaj yapacak biri olsaydı.” dediğinde bir an için içim cız etmişti.

Koskocaman evleri vardı ama iki seferdir de onu hep yalnız görmüştüm. Sanki hayatı boyunca hep yalnızmış gibi hissettiriyordu, tıpkı benim gibi… Belki de bu yüzden onun yanında kendimi rahat hissediyordum, bana benzediği için…

Kısa bir süre sonra telefon kapandığında yanına bırakıp koltuğa uzanmıştı, aradan ne kadar süre geçti bilmiyordum ama düzenli nefeslerini duymaya başladığımda yavaşça saklandığım koltuğun arkasından çıkarak ayaklandım. Hemen sonrasında ise sessiz adımlarla ona doğru adımlayıp elimi kapalı gözlerinin önünde sallamıştım, derin bir uykuya geçiş yapmıştı.

Hızlıca arkamı dönüp birkaç adım atmıştım ki aniden öylece duraksamıştım, sanki adımlarım ilerlemeyi reddediyordu. Yavaşça tekrar ona dönerken sol elimdeki eldivenimi çıkartarak önünde dizlerimin üstüne çöktüm, bakışlarım yüzünde gezinirken dudaklarım kıvrılmıştı. O ateş bakışları kapalı olduğunda ne kadar da masum duruyordu, eldiveni çıkarttığım elim yavaşça yumuşak saçlarını bulduğunda sessiz bir nefes almıştım.

Hafifçe okşamaya başladığımda nedense gözlerim dolmuştu, aramızdaki benzerlik kalbime dokunuyordu sanki. Aynı acıları tatmıştık, aynı şeylere üzülmüş ve belki de aynı şeylere ağlamıştık. Neden bu kadar benziyorduk ve en önemlisi, o karşıma nerden çıkmıştı?

Yüzümdeki maskenin alt tarafını dudaklarımı açıkta bırakacak kadar kaldırdıktan sonra ona yaklaşıp alnına hissedilmeyecek kadar küçük bir öpücük bırakmış ve hemen ardından ise maskemi düzelterek ayaklanıp geldiğim yerden evi terk etmiştim…

~~~~~~~~~

•••

Uzaklaşan adım sesleriyle gözlerim aralanırken dudaklarımda bir sırıtış oluşmuştu, kalbim heyecanlanmış bir çocuk misali hızla atarken mutfağımın açılıp kapanan kapısını duyduğumda gittiğini anlamıştım. Yerimden sakince doğrulurken elim yavaşça alnımı bulduğumda gülüşüm daha çok büyürken kahkaha atmaya başlamıştım, boş evde sesim yankılanırken aldığım derin bir nefesle oturduğum koltukta arkama yaslanıp bakışlarımı tavana çevirdim.

Beni öpmüştü, hemde bunu kendi hür iradesiyle yapmıştı. Benden gerçekten hoşlanmış mıydı? Hoşlanmasaydı öpmezdi değil mi?

Bu az da olsa kalbinde bir yer ettiğim anlamına gelirdi, benden etkilenmişti. Alnımdan sıyrılan elim hafifçe saçlarıma dokunurken onun dokunduğu yerlerden geçtiğinde o kısacık anı sanki tekrar yaşamıştım, gözlerim kapanırken omuzlarımdaki o yüklerin tamamı sanki kaybolmuştu. Huzur böyle bir şey miydi?

O an zihnimde yankılanan detayla gözlerim aralanırken huzur hızla son bulmuştu, nasıl biri olduğumu öğrendiğinde de beni sevebilecek miydi? Birini öldürdüğü için bile tamamen içine kapanıp tüm hayatını geride bırakan kız bir katilin yanında durur muydu?

Az önceki tüm mutluluğum saman alevi misali yok olurken içimi bir korku sarmıştı, sadece öğretmeni olan benden etkilenmesi yeterli değildi. Kim olduğumu yavaşça anlaması gerekiyordu ama sözleşme bitmeden ona kendi kimliğimle yaklaşmam mümkün değildi, sıkıntıyla nefesimi verirken ellerimi yüzüme yaslayıp sertçe gözlerimi ovaladım.

Sadece iki ucu değil, her ucu boklu bir çemberin içindeydim ve bunun içine kendimi de ben sokmuştum. Şimdi ise nasıl çıkacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Eğer uzakta dursam sözleşme bittiğinde mafyanın kurallara uyacağı konusunda bir garantim yoktu ama yakınında durunca da bu sefer ben kurallarını ihlal etmiş oluyordum.

Bakışlarım yandaki telefonuma kayarken akıl alabileceğim tek bir isim zihnimde çınlamıştı, şu anda uyumadığına emindim ve seneler önce beni nasıl bu işin içine soktuysa aynı şekilde çıkmam içinde bir yol bulabilirdi. Yine her zamanki gibi ondan başka çarem yoktu…

Hızla uzandığım telefonumla tanıdık ismine tıklayıp kulağıma yasladım, telefon kısa süre çaldıktan sonra açılmıştı.

“Sen beni arar mıydın lan?” diyen sesiyle gözlerimi devirmiştim.

“İşim düştü.” dediğimde hafifçe bir gülme sesi duyulmuştu, evlenmek belli ki yumuşatmıştı. Artık gülebiliyordu.

“Şaşırmadım.” diyen keyifli sesiyle arkadan başka bir ses duyulmuştu.

“O kim hayatım?” diyen kadın sesiyle içimde istemsizce bir kıskançlık alevlenmişti. Göt, benden sonra sevip benden önce kavuşmuştu!

“Eski bir arkadaş güzelim, sen uyumaya devam et.” dedikten sonra bir öpme sesi duyulduğunda bakışlarım az önce önümde durduğu yere kaymıştı, keşke o da hep benim yanımda olsaydı. “Susmak için mi aradın?” derken bu sefer fısıldamıştı.

“Sözleşmenin bitmesine az kaldı.” dediğimde bir süre sessizlik olmuştu.

“Sözleşme mi?” diyen fısıltısının ardından birkaç gıcırdama duyulduğunda oturduğu yerden hareket ettiğini anlamıştım, bir süre sonra aldığı derin bir nefesin ardından kapı sesi duyulmuştu. “Sen hala o boktan sözleşmeyi mi uyguluyorsun?”

“Başka çarem mi var Fuoco?” derken iyice sinirlenmiştim.

“Adımla hitap et.” diyen sert sesiyle karısının yanından ayrıldığı belliydi, sesi yükselmişti.

“Sayende başka çarem mi var Arhan?” derken benimde sesim sertleşmişti, geçmiş zihnimde birer birer canlanırken bedenim gerilmeye başlamıştı.

“Benim sayemde şu an yaşıyorsun piç herif, boku bana atmaya çalışma.” dediğinde dudaklarımdan sinirli bir gülüş dökülürken bir elim sinirle saçlarımı bularak çekiştirmişti.

“Bıraksaydın da geberseydim.” diye mırıldandığımda derin bir nefes almıştı.

“Bak Vidus, o sözleşme yapıldığında iki yıl boyunca işkence gördüğün için güçsüzdün ve başka çaremiz yoktu ama şimdi aynı değil.” dediğinde gözümün önünde dönen görüntüler daha da canlanmıştı. “Mafyanın celladısın Diavolo, hepsini tek hareketle gebertebilirsin.”

“Onlarda serçemi gebertsin diye mi?” dediğimde sessizleşmişti. “Gerçi bunu sen daha iyi biliyordun değil mi? Sonuçta bunu ilk deneyen sendin.” derken zihnimde anılar birer birer oynamaya başlamıştı.

***

İçimdeki korkuyla gördüğüm mesaj yüzünden arabayı nasıl kullanıp buraya gelmiştim ondan bile haberim yokken hızla koşar adımlarla merdivenleri çıkmaya başlamıştım, onun katına geldiğimde ise açık olan evinin kapısıyla gördüğüm görüntü karşısında tüm sinirlerim boşalmıştı.

“Arhan çek şu siktiğimin silahını!” diye bağırarak hızla ona yaklaşmaya çalıştığımda silahı daha çok serçemin başına yaslamıştı ki adımlarım hızla duraksamıştı. “Yalvarırım yapma, indir şunu.”

“Sana söylemiştim kardeşim, bizim hayatımızda sevgiye yer yok.” derken silahın emniyetini kapattığında başımı korkuyla iki yana sallarken sadece baygın serçemin kafasına dayanmış silaha bakıyordum.

“Yapamadım lan, söz geçiremedim bu soktuğumun kalbine.” derken bir yumruğum sertçe göğsüme çarpmıştı. “Onunla tamamlanmışken çıkarıp atamadım.”

“Nerden biliyorsun lan sen sevmeyi? Bu yaşına kadar kaç kişi sevdi seni?” diyen sesi bir mızrak misali kalbime saplanırken bakışlarım hala silahtaydı, ona zarar gelirse yaşayamazdım.

“Yalvarırım çek şunu, öyle konuşalım.” derken dolan gözlerimden birer damla düşmüştü. “Beni sana düşman etme Arhan, bırak onu.”

Elindeki silahla yana düşmüş başını iterek baygın serçemin yüzünü bana çevirdiğinde ellerim iki yanımda yumruk olurken aniden silahı yukarı kaldırmasıyla gözlerim kapanmıştı, tuttuğum nefesimi verirken tüm bedenim adeta korkudan titriyordu.

“İnsan sevdiğini korur Diavolo.” diyen sesiyle sırtımı arkamdaki duvara yaslamıştım. “Daha onu benden bile koruyamazken kurallarını çiğnediğin mafya onu aldığında ne yapacaksın?”

Gözlerim yavaşça açılırken bulanık görüşümle koltuktaki narin bedenine baktım, düzleştirdiği saçları yine yüzüne düşmüştü. Ela bakışları kapalıyken sanki hayat daha da zordu ve artık biliyordum ki hayat bana hep çok zor olacaktı.

“Onu bulmuşlar.” diyen sesiyle bakışlarım hızla duygusuz bakan gözlerine dönmüştü.

“Ölürümde ona dokunmalarına izin vermem.” dediğimde dudaklarından histerik bir gülüş dökülmüştü.

“Bu şekilde mi?” derken alaycı bir ifadeyle beni göstermişti. “Onları benden daha iyi tanıyorsun Diavolo, sevgi yasaktır. Sadece onların istediği kişilerle çiftleşir ve soyunu devam ettirirsin.”

“Bu kuralı çiğneyenlerde cezalandırılır.” diyerek sözünü bitirdiğimde kaşları çatılırken silahını tekrar beline koymuştu.

“Bunun olmamasını sağlayacağım ama sende kızın peşini bırakacaksın, yoksa başına geleceği biliyorsun.” diye mırıldanarak kapıya doğru ilerlediğinde tam çıkacakken duraksayıp omzunun üstünden bana dönmüştü. “Bir kız için hayatını siktiğine inanamıyorum.”

Sözlerinin ardından evden ayrıldığında zor bela yaslandığım duvardan uzaklaşarak ona yaklaşıp bedenini kucağıma aldım, odasına doğru adımlarken tatlı kokusunu derince içime çekerek ciğerlerime hapsetmeye çalıştım. Bedenini yatağına bıraktıktan sonra üstünü örttüğümde bir elim yavaşça yanağını bulmuştu, onun iyiliği için ondan uzak durmak zorundaydım ve bu benim için ölmekle eş değerdi.

Bu kadar kısa sürede ona nasıl bağlanmıştım bilmiyordum ama sanki yarım kalan çoğu tarafım onunla bütünleşmişti, beş ay boyunca hayatımda ilk kez yaşadığımı hissetmiştim. Beş ayın her günü onu izlemiştim ama o sadece bunların dört seferini biliyordu, onlarda da bilerek sarhoş olduğu anları seçtiğim için yüksek ihtimal çoğunu hatırlamıyordu.

Bilerek yapmıştım, olurda aklında yer edip onu bırakırsam o da benim gibi acı çeker diye beni hatırlamasını istememiştim. Çünkü biliyordum, bir gün ondan vazgeçmek zorunda kalacaktım. Mecbur bırakıldığım bu hayat bana başka çare bırakmıyordu.

Alnına küçük bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekilerek ona bir daha bakmadan evden hızla ayrılmıştım, çünkü bakarsam yine kalmak için kendime sebepler bulacaktım. Biliyordum ama artık başka yolum kalmamıştı, onun yaşaması için kendimi yok etmem gerekiyordu. Kural buydu, eğer ailenin önermediği birini hayatına alırsan ya onu öldürürlerdi ya da sen hatanı anlayana kadar zorla anlatırlardı.

Ardımdan kapattığım kapıyla hızla apartmanında merdivenlerini indiğimde Arhan’ın hala burada olduğunu görmüştüm, bakışları gecenin karanlığını izlerken öylece duruyordu.

“Mutlu olabilirsin, bir daha beni görmeyecek.” derken yanında durduğumda bakışları beni bulmuştu.

“Ben değil, sen mutlu olmalısın. O yaşayacak ve hayatına senden daha iyi biri girecek, onunla daha mutlu olacak.” dediğinde öfke tüm bedenimi esir alırken yumruk yaptığım elimi sertçe yanağına geçirmiştim.

“Sei un bastardo insensibile, Fuoco.” (Duygusuz piçin tekisin, Ateş.) diye sinirden adeta kelimeler dudaklarımdan hırıltı gibi dökülmüştü.

Dudakları kıvrılırken burnundan akan kanı silerek savrulduğu yerden yavaşça doğrulmuştu.

“Ceza almana izin vermeyeceğim kardeşim.” derken elini iki kez omzuma vurarak arkasını dönüp arabasına ilerlemişti.

Derin bir nefes alarak saçlarıma giden parmaklarım tutamları çekiştirerken arkamı döndüğümde bakışlarıma çarpan ilanla öylece Niran’ımın evinin hemen karşısındaki eve baktım, satılıktı…

***

Derin bir nefes alıp ayaklandığımda ihtiyacım olan tek şey sert bir içkiydi, vitrine doğru adımlarken boştaki elimi sakinleşmek için yumruk yapıp açıyordum. O gece gidip hemen o evi almıştım, sonrasında ise tekrar evime geldiğimde Don’un adamları beni karşılamıştı. Yakalanmıştım…

“Onu öldürmeyi denemedim, sadece sana gerçekleri gösterdim.” dediği sırada bardağa koyduğum viskiden büyük bir yudum almıştım. “Sonra ise aileden olmadığım halde götümü yırttım ceza alma diye.”

Ceza basitti, sevdiğiniz kişinin ölmesini istemiyorsanız size bir seçim hakkı verirlerdi. Ya çektiğiniz eziyetin sonunda ölürdünüz ya da büyük İtalyan mafya ailesinin gücünü kabul edip eziyetin sonunda kaldığınız yerden çalışmaya devam ederdiniz. Ben ölümü seçmiştim ama telefondaki piç buna izin vermemişti.

“Karını bir daha göremeyeceğini bilsen yaşamak ister miydin?” dediğimde karşı tarafta büyük bir sessizlik oluşmuştu. “Artık durumlarımızı eşit Ateş, ona göre konuş.” derken bilerek lakabını vurgulamıştım.

“Yılların öfkesini çıkarmak için mi aradın?” dediğinde bu sefer gülen taraf ben olmuştum.

“Ne yapacağımı söyle diye aradım, aynı o günkü gibi akıl ver diye.” derken elimdeki bardakla salondan ayrılarak çatı katına doğru adımladım.

“Hala uzaktan mı izliyorsun?” dediğinde merdivenleri çıkarken içkimden bir yudum daha almıştım.

“Kısmen.” dediğimde derin bir nefes almıştı.

“Doğru düzgün söyle şunu Vidus, kız seni biliyor mu?” dediği sırada vardığım çatı katıyla kapıya gözümü okutarak açılan kapının ardından içeri girmiştim.

“Okulda öğretmeni, çalıştığı yerde patronu, oturduğu evde karşı komşusu ve konuştuğu gizli takipçisi olarak biliyor.” derken odanın ortasındaki koltuğuma oturup arkama yaslandıktan sonra bakışlarımı karşımdaki tabloya dikmiştim.

“Taşak geçiyorsun değil mi?” diyen sesiyle dudaklarım kıvrılmıştı.

“No.” (Hayır.) diyen net sesimle tekrar derin bir nefes almıştı.

“İşi iyice çıkmaza sok, sonra gel yardım et bana de. Tanrı mıyım ben sikik?!” diyen sinirli sesiyle karşımdaki ela bakışlara bakmaya devam etmiştim.

“Ben sana sözleşmeyi sordum, geri kalanını siktir et.” derken elimdeki bardaktan bir yudum daha almıştım.

“İki yıl içinde senin ölmen gerekiyordu, öldün mü?” dediğinde kaşlarım yavaşça çatılırken sessiz kalmıştım. “Don elindeki en iyi celladını bırakmak istemiyor, sözleşmeye de uyacağını sanmam.” demesiyle bakışlarımı sol tarafımdaki başka bir resme çevirmiştim, bu karede gülümsüyordu.

“Peki ne yapacağım ben?” derken her ne kadar sesimden akan çaresizlikten nefret etsemde başka çarem yoktu, bana yardım edebilecek tek kişi oydu.

“Yakınında tutacaksın, gerekirse elini kaldırdığında bile sana çarpacak. Onu korumanın başka bir yolu yok.” dediğinde derin bir nefes alıp odadaki vanilya kokusunu ciğerlerime doldurmuştum. “Ve bunun içinde seni tanıyor olması lazım Vidus, sapık gibi kızın peşinde dolanıp durma.”

“Bakarız.” diye mırıldandığımda hafifçe gülmüştü.

“Haftaya toplantı var, gelmezsen karımı üstüne salarım.” demesiyle bende gülmüştüm, duyduğum kadarıyla karısı da bizim gibiydi. Katil ve manyak.

“Karında senin gibi delinin tekiymiş, Don şu aralar ağzından bir türlü düşürmüyor.” diye sırıtırken elimdeki içkinin tamamını kafaya dikmiştim. Arhan aileden olmadığı için hayatı hakkında yargılanmazdı, şanslı piç!

“İyi, bir daha onu gördüğünde söyle. Karım hakkında tek bir laf daha ederse sikerim belasını.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.

“Söylerim bak.” dedim eğlenircesine.

“Söyle, bir düşman daha kazansamda hissetmem zaten.” dediği sırada uzanıp serçemin güldüğü fotoğraf karesini elime almıştım.

“Öyle olsun bakalım.” diye mırıldanırken parmağımı yavaşça fotoğraftaki gülüşünde gezdirmiştim. “Sağol yardım için, öncekinden daha etkili oldu.”

“Eyvallah.” dediğinde derin bir nefes daha almıştım. “Sözlerimi unutma.”

“Merak etme, hiçbir sözünü unutmadım. Unutmam da.” dediğimde sesimde büyük bir ima vardı. “Arrivederci Fuoco.” (Görüşmek üzere Ateş.) dedikten sonra konuşmasına izin vermeden telefonu kapatmıştım.

Başımı arkaya yaslayarak odanın her yerinde asılı olan tablo ve fotoğraflard da bakışlarımı gezdirirken kıvrılan dudaklarımla yavaşça gözlerimi kapatıp derin bir nefes almıştım, odadaki koku daha çok mayışmamı sağlarken serçemin başında duran Ulvi’ye güvenerek kendimi uykunun kollarına bıraktım…

~~~~~~~~~~

Elvin N. Varnalı…

Elimdeki bardakları kurularken bir yandan da zihnimde çalan şarkının etkisiyle yerimde sallanıyordum, sanırım yine içkiyi biraz fazla kaçırmıştım. Dudaklarımdan şarkının sözleri mırıltı halinde dökülürken elimdeki bardakla işimi bitirip diğer bardağa geçmiştim ki üzerime çöken karartıyla bakışlarımı ona çevirmiştim, günlerdir gelmesini beklediğim adama.

“Geldin.” diyerek tezgaha yaslanırken dudaklarım kıvrılmıştı.

“Gelmemem gerekirdi.” diye mırıldanan boğuk sesiyle dudaklarım bir kıkırtı dökülmüştü.

“O zaman neden geldin?” derken bazı kelimelerin sonunu yutmaya başlamıştım, görüşümde bulanıklaşıyordu. Yüzünü net seçemiyordum.

“Yine vazgeçemedim senden.” dediğinde ona doğru biraz daha yaklaşıp yüzünü görmeye çalışmıştım ama olmuyordu.

“O zaman vazgeçme.” dediğimde erkeksi bir kıkırtı dökülmüştü dudaklarından. “Bana görünmek için sarhoş olmamı bekleme mesela artık.” dememle havalanan kavisli kaşları zihnimde netleşmişti.

“Sana bunu yapamam minik serçem, benim gibi kötü bir adamı hatırlamaman senin için çok daha iyi.” demesiyle kaşlarım çatılırken aniden ona uzanıp gömleğinin yakalarını kavramıştım.

“Seni bulacağım, hemde kafam ayıkken bulacağım ve sen bu sefer benden kaçamayacaksın.” dediğimde kıvrılan dudakları da netleşmişti.

“Bul beni mia bella ama hızlı ol, ben senden vazgeçmek zorunda kalmadan bul beni.” derken zihnimde netleşen gözlerine bakmıştım bir süre.

“Bulacağım lav bakışlı adam.” diye mırıldandığım sırada yüzünün geri kalanı da netleştiğinde dudaklarımdaki gülümseme büyümüştü. “Bu sefer seni unutmayacağım yakışıklı.”

***

Aniden açılan gözlerimle nefes nefese kalmış bir şekilde yerimden doğrulduğumda bir elim hızla çarpan kalbime gitmişti, bu rüya da neyin nesiydi şimdi? Neden rüyamda Vidus’u görmüştüm? Ellerim gözlerime kapanırken bedenimi tekrar yatağa bırakmıştım, rüyamda gördüğüm anı çat pat hatırlıyordum. Seneler önce son kez yanıma geldiği andı ama genelde yüzü hep bulanık olurdu, şimdi neden zihnim yerine Vidus’u koymuştu?

Üstümün terden sırılsıklam olduğunu fark ettiğimde aldığım derin bir nefesle hızla yerimden kalkmıştım, dünkü hırsızlık maceram yüzünden bilinçaltıma işlediğine emindim. Yoksa başka bir açıklaması olamazdı. Banyoya doğru giderken adımlarım aniden duraksamıştı, yoksa başka bir açıklaması olabilir miydi? Bu rüya anılarımdan birine aitse o da anılarımdaki kişi olabilir miydi?

Mesaj atan takipçiyle aynı anda karşıma çıkmaları tesadüf olabilir miydi? Ya da bu kadar çok birbirlerine benziyor oluşları ne kadar mümkündü?

O esnada sırtımda hissettiğim ürpertiyle bakışlarım hızla salonumdaki cana döndüğünde onu görmüştüm, yine camın karşısındaydı. Bu sefer farklılık olarak yüzünde gözlerini ve dudaklarını açıkta bırakan bir kar maskesi vardı, benim dünkü taktığıma benziyordu. Üzerinde yine siyah bir kapüşonlu vardı ve elinde ise bir kupa tutuyordu.

Elimi kaldırıp yavaşça salladığımda o da boştaki elini kaldırıp bana sallamıştı, dudaklarım kıvrılırken arkamı dönüp tuvalete girmiştim. İşimi hızlıca hallettikten sonra aynadan kendime bakmıştım, fazla uyumaktan yüzüm şişmişti. Dün bir hışımla Vidus hocanın evinden çıktıktan sonra Cengo salağını arayıp hırsızlık yapmayacağımı söylemiştim ve o size dalga geçer gibi önemli değil deyip özür dilemişti. Şerefsizin hayatta ki tüm amacı benim hayatımı mahvetmek üzerineydi!

Yüzüme birkaç kez soğuk suyu çarptıktan sonra havluyla sildiğimde parmağım kaşımdaki piercinge gitmişti, dönmüş halini düzelttikten sonra saçlarımı hızla açıp parmaklarımla düzeltmeye başladığımda aniden duraksamıştım. Ben ne yapıyordum şimdi? Ona güzel görünmek için süsleniyor muydum? Hemde daha yüzünü bile net hatırlamadığım biri için!

Kendi kendime gözlerimi devirdikten sonra tuvaletten çıktığımda cama bakmadan mutfağa geçip buzdolabını açmıştım, içi iyice boşalmıştı. Bir ara markete çıksam iyi olacaktı. Şimdilik süte uzandıktan sonra buzdolabını kapatıp tezgahın üstündeki mısır gevreğini aldığımda gözlerim bana ihanet ederek cama dönmüştü, hala aynı yerde durup beni izliyordu.

Bakışlarım dün gece bilerek açık bıraktığım perdeye kaydığında kaşlarım çatılmıştı, ben şimdi niye böyle bir aptallık yapmıştım ki? İyice sinirlerim bozulurken ona döndüğümde eliyle üstünü göstermesiyle kaşlarım havalandığında hemen sonrasında ise beni göstermesiyle gözlerim hızla üzerime kaymıştı, beyaz ve üzerinde kırmızı kalpleri olan pijamam vardı. Gözlerim tekrar onu bulduğunda iki elimi avuçları tavana bakacak şekilde hafifçe kaldırmıştım, kısaca ‘ne var’ demek istemiştim.

Kıvrılan dudaklarıyla elindeki kupayı dudaklarına yaklaştırdığında tek kaşım havalanmıştı, o pijamalarıma mı gülmüştü az önce? Gözlerimi devirerek başımı mutfağıma çevirdiğimde köşede duran üstümde uyumlu kalpli kupamı görmüştüm, acaba ne içiyordu? Hızla kupama uzanıp elime aldıktan sonra bakışlarımı yine ona çevirmiştim.

Bir parmağımla kupayı gösterdikten sonra elimi tekrar soran bir ifadeyle kaldırdığımda bakışları bulunduğu odada gezinmişti. Hemen sonrasında bir köşeye uzanıp eline aldığı filtre kahve düzeneğini gösterdiğinde hafifçe gülmüştüm, elimdeki bardağı bırakmadan işaret parmağımla bu seferde bileğimi gösterdiğimde kısaca ‘bu saatte mi’ diye sormuştum.

Elindeki kupayı kenara bıraktıktan sonra iki elini birleştirip yanağının altına koyarak gözlerini kapatıp hemen ardından ise omuzlarını düşürerek başını kaldırdığında bu sefer evde kahkaha atmıştım, uyanamadığı için kahve içiyordu demek ki. İşin garibi biz birbirimizi bu şekilde nasıl anlıyorduk?

Bakışlarım tekrar onu bulduğunda yumruk yaptığı eline yanağını yaslayarak beni izlediğini fark etmiştim, ona gözlerimi devirerek önümdeki mısır gevreğimle ilgilenmeye başlamıştım. Neyseki bugün okulum yoktu, o yüzden rahattım. Kaseye koyduğum mısır gevreği ve sütle tam kaşığımı ağzıma götürürken hatırladığım şeyle duraksamıştım, bugün Vidus hocayla buluşacaktık.

Yani Vidus’la buluşacaktım, adamın hoca haline o kadar çok alışmıştım ki kafamın içinde bile hala hoca diye hitap ediyordum. Dudaklarım kıvrılırken kendi kendine gülmüştüm, her şey sahiden şaka gibiydi. Dün hocamın evlerinden birine hırsızlığa gitmiştim ve neredeyse basılacakken son anda kurtulup kaçmıştım, adamın yüzüne nasıl bakacaktım hiçbir fikrim yoktu.

Bir yandan da aklımı kurcalayan detaylar vardı, bakışlarım hala camdan beni izleyen adama kayarken diğer bir kaşığı da dudaklarıma yönlendirmiştim. Nasıl bu kadar çok benziyor olabilirlerdi? Kaşlarım çatılırken derin bir nefes alıp hızlıca mısır gevreğimi bitirdikten sonra aklıma gelen şeyle hızla ilerideki büyük resim defterime ilerledim, şema çıkaracaktım.

Defteri orta sehpamın üzerine koyduktan sonra yere oturarak bir kalemimi elime almıştım ve en üst sol köşeye onun ismini yazmıştım, Vidus Arjin Karsoylar. Sağ tarafa ise resimlerimin adamı yazmıştım, ikisinin de altını çizerek benzerliklerini yazmaya başladım.

İlk madde, ikisi de zengindi. Resimlerimin adamı hem benim evimin, hemde şu anki olduğu evin sahibiyse ve aynı zamanda barın da sahibiyse demek ki paralı biriydi. Vidus’un da zaten zengin olduğu her halinden belli oluyordu, adamın iki tane villasi ve bir ton koruması vardı.

Ardından ikinci maddeye geçtim, ikisi de İtalyan’dı ve bu bence oldukça önemli bir maddeydi. Dün gece uyumadan önce Vidus’un takipçim için söylediği lakabın anlamına bakmıştım ve İtalyanca şeytan demekti, aynı zamanda bana mia bella deyip duruyordu. Benim lakabım sadece Bella’ydı ama o önüne sahiplikte katıp güzelim diyordu. Gerçi sadece bu iki detayla İtalyan demek doğru olur muydu? Bu madde için resimlerimin adamının yanına soru işareti koydum, şüpheliydi.

Ve son olarak üçüncü madde, ikisininde dış görünüşleri ve kokuları çok benzerdi. Uzun bir boy, geniş omuzlar, iri bir beden ve aynı odunsu koku. Bu kadar detay tesadüf olabilir miydi? Kaşlarım çatılırken bakışlarımı hala beni izleyen adama çevirdim, gerçekten onu bulmuş olabilir miydim?

O esnada çalan telefonumun sesi evde yankılandığında hızla arkamdaki koltukta duran telefonumu alıp ekrana bakmıştım ki kaşlarım çatılmıştı, bakışlarım hızla tekrar cama döndüğünde elinde hala kupasını tuttuğunu görmüştüm ama arayan Vidus’tu. Bir elim sinirle alnıma çarparken diğer elimdeki kalemi sertçe yere fırlatmıştım, yine aynı noktaya gelmiştim. Elde vardı kocaman bir sıfır!

Cevapladığım aramayla telefonu kulağıma yasladığımda bakışlarım sadece ondaydı.

“Günaydın.” diyen sesiyle hala öylece kahvesini içen adama bakıyordum, nasıl o değildi ya?!

“Günaydın hocam.” derken arkama yaslanmıştım.

“Bu akşam seni alacağımı hatırlatmak istedim.” dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı, hoca dediğim halde arkadaş muhabbeti yapmamıştı.

“Evet hocam, hatırlıyorum.” dediğimde derin bir nefes almıştı.

“Güzel, akşam yedide görüşürüz o zaman Elvin.” dedikten sonra hızla kapanan telefonla anlam veremediğim bakışlarım telefonda gezinmişti, bu da neydi şimdi? Herkes bir garipti!

Bakışlarım yaptığım tabloya kaydığında kaşlarım daha çok çatılmıştı, bu kadar benzerlik gerçekten tesadüf müydü? Sinirle resim defterini de kapattıktan sonra köşede beni bekleyen tuvalime ilerlemiştim ki bakışlarım cama kaydığında orada olmadığını görmüştüm, gitmiş miydi? Cama yaklaşarak bir süre binanın girişine bakmıştım ama herhangi bir çıkan kimse olmamıştı, demek ki hala içerdeydi ama odada değildi.

Umursamayarak tekrardan tuvale döndüm, ilk tuvali bitirmeme az kalmıştı. Sadece detay çalışmam gerekiyordu ve henüz akşama saatler olduğu için bitirebileceğimi düşünüyordum, hem belki böylelikle kafamı dağıtmış olurdum. Elime aldığım fırça ve paletimle yüzünün detaylarını yapmaya başlamıştım.

Aradan ne kadar süre geçti bilmiyordum ama bacaklarım ve boynum ağrımaya başladığında duraksamıştım, detaylarda bitmişti ve Vidus tüm hakimiyetiyle karşımda duruyordu. Resimden bana bakan keskin gözleri sanki gerçek gibi gözükürken kalbim istemsizce hızlanmıştı, belki de onun dış görünüşünden etkilendiğim için resimlerimin adamının o olmasını istemiştim ve rüyamda ise bilinçaltım bana bir oyun yapmıştı. Her şey muhtemeldi.

Resmi izlemeye devam ederken fark ettiğim bir detayla tuvale daha çok yaklaşmıştım, bir elimi yavaşça kaldırıp sanki yüzünün yarısı gözüküyor gibi kapattığımda gözlerim kısılmıştı. Önceki çizimlerime çok benziyordu. Hızla sol duvarımı kaplayan vitrinime doğru adımladığımda eğilerek içindeki eski resimlerime bakındım, en arkalardan uzandığım bir resimi çıkarttığımda aradığım resim olduğunu anlamıştım. Maskenin içerisini tahmin edip çizdiğim bir resimdi.

Bakışlarım tuvalde gezinirken kaşlarım daha çok çatışmıştı, hızla ayaklanıp tuvalimin yanına gittikten sonra elimdeki resmi de yanına kaldırdığımda gözlerim şaşkınlıkla irileşmişti. İki resim neredeyse aynıydı. Aynı oturuş ve aynı bakışlar, nasıl bu kadar benzer olabilirdi? Eğer oysa az önce beni nasıl arayabilmişti?

“Of! Kahretsin, kimsin sen?” diye söylenirken elimdeki tuvali arkamdaki koltuğa fırlatıp derin bir nefes almıştım, başım yine düşünmekten ağrımaya başlamıştı.

Bakışlarım yine hemen önümdeki cama kaydığında odanın hala boş olduğunu görmüştüm, gitmiş miydi? O sırada fark ettiğim başka bir detayla gözlerim büyürken hızla telefonuma atılmıştım, hava kararmaya başlamıştı. Bir saatim kaldığını görmemle ise hızla telefonumu bırakıp odama yönelerek dolabımı açtım, ne giyecektim şimdi? Yine çizim yapacağım için rahat olmak istiyordum.

Dolabımın köşesindeki kırmızı elbise gözüme çarptığında elim istemsizce ona uzanıp yumuşak saten kumaşının elimde kaymasını sağlamıştım. Hayır, bu olmazdı. Sanki hocamı ayartmaya gidiyormuşum gibi hissederdim, elimi hızla elbiseden çekerek bakınmaya devam ettiğimde altlardaki kırmızı kazağım gözüme çarpmıştı. Göğüs kısmı biraz fazla açık olduğu için genelde çok giymezdim.

Elimi hızla kazağa atıp çıkardığımda tek kaşım havalanmıştı, hala o adama dair şüphelerim vardı ve eğer takipçi değil de onu tanıyan biriyse benden etkilenmesi yanlış olurdu değil mi? O esnada geçen seferki küçük yakınlaşmamız zihnimde çınladığında düşünmeden edememiştim, durmasını söylememi istemişti. Zorlanıyor gibi bir hali vardı ve eğer korumaları olay çıkarmasaydı hiç geri çekilecek gibi durmuyordu.

Elimdeki kazağı sinirle yatağa fırlattım, her yolum bir şekilde çıkmaz sokağa çıkıyordu ve iyice sinirlenmeye başlamıştım. Eğer tanıyan birisi olsaydı arkadaşının sevdiği kadına yaklaşabilir miydi?

Tekrardan dolaba yönelip altıma dar bir siyah kot seçtiğimde onu da yatağımın üstüne atıp hızlıca duş almak için havlumu alarak banyoya yönelmiştim ki aklıma gelen detayla duraksadım.

“Ya da sadece yavşaktır ve arkadaşına ihanet ediyordur.” diye mırıldanırken Vidus’un okuldaki hali kafamda çınlamıştı, hiçbir öğrencisiyle yakın değildi. Benim dışımda. “Evet, yavşak seçeneği de elendi.” derken sinirden saçımı başımı yolmama az kalırken kendimi can havliyle banyoya atmıştım.

Üstümdekilerden hızlıca kurtulduktan sonra kendimi suyun altına atarak kısa bir duş almamın ardından havluma sarınıp odama geçmiştim. Siyah iç çamaşırlarım dolaptan bana göz kırptığında hızla uzanıp onları giydikten sonra yatağın üstündeki kıyafetlerime uzanmıştım. Çıplaklığımı hızla kapatmak istercesine çıkardığım kıyafetlerimi giydikten sonra kendime gülmeden edememiştim.

Geçen gece işten geldiğimde anlık bir ürpertiyle tüm evi en ince detaylara kadar arayarak kamera var mı diye bakmıştım ama yoktu, o yüzden içim bu konu da biraz daha rahattı ama tedbirli olmakta yarar vardı. Belki de göremediğim bir yere koymuş olabilirdi, sonuçta adam ev sahibimdi. Bu da aynı anahtardan onda da var demekti, bu düşünceyle tüylerim ürperirken içimi sarmaya başlayan korkuyu hızla uzaklaştırdım.

Zarar vermek isteyen birisi olsaydı bunca zaman içinde vermez miydi? Belki de artık birine güvenmem gerekiyordu ya da karşımdaki o olduğu için kendi kendime sebepler bulup duruyordum. Harika, kim olduğunu bile bilmediğim bir adamdan mı etkileniyordum gerçekten? Hayır, bu etkilenmek olamazdı. Sadece içimdeki merak duygusunu gıdıkladığı için ilgi duyuyordum, olan tek şey buydu.

Bakışlarım aynadaki yansımamla çakıştığında kıvırcık tutamlara bakmıştım, parmaklarım yavaşça saçlarıma dokunurken içimden seneler sonra ilk kez düzleştirmek gelmemişti. Kaşlarım çatılırken hızla köşedeki tokama uzanıp ıslak saçlarımı dağınık bir topuz yapmıştım, ardından ise çoraplarımı giydikten sonra parfümümü sıkarak çevreme bakınmıştım ki çalan kapımla tüm bedenim gerildi. O mu gelmişti? Yukarı çıkmasını beklememiştim.

Hızla kapıya koşarak delikten baktığımda gerçekten de geldiğini görmüştüm. Kaşlarım çatılırken geriye çekildim, dairemin kaçıncı kat olduğunu nereden biliyordu? Bunu ondaki belgeye yazmamıştım. Aldığım derin bir nefesle kendimi sakinleştirerek kapıyı yavaşça araladığımda bakışlarım hemen sanki yuvası gibi ateş bakışlarıyla çakışmıştı.

“Doğru evmiş.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı. “Yazmadığın için aşağıdaki bir teyzeye sormak zorunda kaldım.”

“Tüh! Yazık size.” diyerek hafifçe güldüğümde başı her zamanki gibi yana eğilirken dudakları kıvrılmıştı.

“Yine siz olmuşum.” dediğinde kapının pervazına yaslanıp alttan ona imalı bir bakış atmıştım.

“Telefonda da hocam demiştim, ses etmeyince vazgeçtiğinizi düşündüm.” dediğimde bakışları gözlerimde gezinirken içimden delicesine bir ipucu vermesi için haykırıyordum.

“Çünkü okuldaydım Elvin ve yanımda hocanız vardı.” derken bana doğru bir adım atıp yaslandığım pervazın üst kısmına yaslandığında odunsu kokusu her yanımı sarmıştı. “Okulda arkadaşlığımızın bilinmesini istemeyeceğini düşünmüştüm.”

“Doğru.” diye mırıldanırken yüzüme çarpan nefesiyle kalbim daha çok hızlanırken ışıldayarak bakan ateş bakışlarının etkisinden sıyrılmak için hızla geriye doğru bir adım atmıştım. “Ben hemen üzerimi giyinip geliyorum.” diyerek hızla arkamı dönüp odama ilerlemiştim.

Sırtım duvara yaslanırken bir elim hızlıca çarpan kalbimi bulduğunda derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım, tek bakışıyla nasıl oluyordu da bu kadar etkileyebiliyordu?! O sırada duyduğum adım sesleriyle hızla dolaptan siyah kabanımı alarak içeri yönelmiştim ki salonda gördüğüm iri bedeniyle gözlerim irice açılmıştı, az önce koltuğa attığım eski resmim elindeydi.

“Hemen çıkabilir miyiz?” diye alelacele aklıma ilk gelen şeyi söylemiştim, bakışları yavaşça beni bulurken dudaklarındaki gülümsemesi silinmişti. Bir saniye, o resme niye sırıtarak bakıyordu?

“Niye, acelen mi var?” diyerek resmi dikkatlice aldığı yere bıraktıktan sonra bakışları ayaklıktaki tuvale dönmüştü. “Çok güzel olmuş, başarılı.”

“Evet, acelem var.” dediğimde bakışları bana dönerken tek kaşı havalanmıştı. “Gece randevum var.” dememle kaşları hızla çatılırken bedeni tamamen bana döndüğünde doğru yere parmak bastığımı anlamıştım, sinirlenmişti.

“Gece randevun mu var?” diye benim sözlerimi tekrarladığında başımı yavaşça olumlu anlamda sallamıştım.

“Evet, ne var bunda?” dediğimde dudaklarında bir gülümseme oluşmuştu ama mutluluktan ziyade daha çok ürkütücü duruyordu.

“Hiç.” diyerek arkasını dönüp kapıya doğru ilerlediğinde kısılan gözlerimle onu izlemiştim, bariz bir şekilde gerilmişti.

Dudaklarım kıvrılırken köşede hazırladığım resim çantamı aldıktan sonra hızla çizmelerimi giyip peşinden bende evden çıkmıştım. Apartmandan sessizce inerken bakışlarım ellerine kaydığında yumruk yapıp açtığını görmüştüm, parmağındaki dün geceki yüzükte hala yerli yerindeydi. Takipçinin elinde eldivenler olduğu için bu detaydan anlayamazdım, içimden çığlık atarak tekrar bakışlarımı önümüze çevirmiştim.

Arabasına doğru yaklaştığımızda sürücünün yan tarafındaki kapıyı açıp geriye çekildiğinde bakışlarım ateş bakışlarına dokunurken yavaşça yerime geçmiştim, elimdeki çantayı hızla arkaya bırakırken kapım sertçe kapandığında daha çok gülesim gelse de suratımı hızla toparlamıştım. Kıskanmış mıydı o? Yoksa ben yanlış mı anlıyordum?

“Geceki adam için mi böyle süslendin?” diyen sesiyle araba yola çıktığında bakışlarımı ona çevirmiştim, biraz daha zorlamanın zararı olmazdı.

“Evet, güzel olmuş muyum?” diyerek tatlı olduğunu düşündüğüm bir şekilde gülümsediğimde gözlerime çarpan bakışları yavaşça aşağıya kaymıştı, dekoltemde gezinen gözleriyle istemsizce bedenimi bir sıcaklık sarmıştı.

“İptal et.” derken bakışlarını hızla önüne çevirdiğinde arabanın gitgide hızlandığını fark etmiştim.

“Pardon, anlayamadım.” dediğim sırada eli hemen yandaki telefonuna uzanmıştı, parmakları hızla hareket ederken birine mesaj attığını anlamıştım. Takipçiye yazıyor olabilir miydi? O zaman kendisi niye sinirlenmişti ki?

“Resim uzun sürer, gece bende kalacaksın.” demesiyle gözlerim irice açılırken şok içinde ona bakmıştım.

“Yok artık.” diye dudaklarımdan dökülen nidayla telefonunu kenara bırakırken sert bakışları gözlerimi bulmuştu.

“Var artık.” diyerek önüne dönmesiyle hala şok içinde ona bakıyordum. “Bu sefer ki resim konusu ne?” derken adeta konuyu değiştirmişti ama benim aklım hala onun evinde kalma düşüncesindeydi, buna izin verecek değildim.

“Dramatik ışık çalışması yapacağız, tek renk bir ışık altında seni çizmem gerek.” dediğimde başını yavaşça anladığını belli edercesine sallarken aniden ilerideki bir dönemeçten döndüğünde nereye gittiğimizi düşünüyordum, önceki evinin yolu bu değildi.

“Kırmızı ışık olur mu?” dediğinde ona dönmüştüm.

“Evet, olur.” derken üstümdeki kabanımı çıkartıp arkaya bırakmıştım, klimayı açtığı için araba iyice sıcak olmuştu. “Yine evine mi gidiyoruz?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştım, kaşları hala çatıktı.

“Bu sefer başka bir evime gidiyoruz, çektiğim fotoğraf karelerini çıkartmak için özel bir oda var.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı, gittiğimiz yol dün gece girdiğim evin yoluna benziyordu.

“Başka bir ev mi? Öğretmen maaşı cidden bu kadar fazla mı?” dediğimde bakışları yandan beni bulmuştu.

“Sadece öğretmenlik yaptığımı kim söyledi?” demesiyle bende arkama yaslanarak bakışlarımı ona dikmiştim.

“Gemi mühendisliği de vardı sanırım.” dememle bakışları bir süre gözlerimde gezindikten sonra önüne dönmüştü.

“Evet.” dediği sırada gaza biraz daha yüklendiğinde adeta uçarak gitmeye başlamıştık, neyseki hızla alakalı bir sıkıntım yoktu.

“Bir şeyi merak ediyorum, bir mühendis neden korumaya ihtiyaç duyar?” dediğimde sorum arabanın sessizliğinde çınlamıştı, bakışları bana dönmezken parmaklarının sıkıca direksiyonu kavradığını görmüştüm.

“Belki de tehlikeli insanlarla çalışıyorumdur.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı. “Biraz daha sorularına devam edersen benimle evlenmek istediğini düşüneceğim.” demesiyle gözlerimi devirerek önüme dönmüştüm, bilerek sorularımdan kaçıyor gibi hissetmiştim.

Sessizce yolu izlemeye başladığımda onun ara sıra yandan bana baktığını görüyordum ama tek kelime etmeden eve varmayı beklemiştim, bir süre sonra araba duraksadığında gerçektende dün geceki eve gelmiştik. Acaba beni görmüştü de bilerek mi buraya getirmişti? Bu düşünceyle bedenim gerilirken yavaşça ona döndüğümde muşmula suratından yine hiçbir duygu okunmuyordu.

Onun bakışları ise bana dokunmadan hızla kendi kapısını açıp çıktığında bende hızla arkadaki çantamı ve kabanımı alıp peşinden çıkmıştım, yüzüme çarpan deniz kokusuyla derince bir nefes aldığımda sakinleştiğimi hissederken hızla adımlayan Vidus’u takip etmeye başlamıştım. Yanından geçtiği korumalar ona selam verirken o ise asla onlara bakmadan ilerlemeye devam ediyordu.

Garaj olduğunu düşündüğüm bir yerin önünde durduğumuzda köşedeki bir ekrana ilerleyip yüzünü ekrana yaklaştırmasıyla kaşlarım havalanmıştı, bir tür göz okuma kilidi mi vardı? Bakışlarım tekrar çevrede gezindiğinde içimdeki huzur yavaşça yok olmaya başlıyordu, bir gemi mühendisinin evinde neden göz okuma kilidi olurdu ki?

Garajın kapısı yüksek bir gürültüyle açılmaya başladığında kırmızı ışık her defasında daha fazla dışarıya yansıyordu, kısa bir süre sonra kapı sonuna kadar açıldığında gerçekten söylediği gibi içeride fotoğraf çıkartma düzeneği vardı. İçeriye doğru adımladığında bende hızla peşine takılırken bakışlarım çevrede gezinmişti, üstte asılmış ipler ve mandallar vardı ama hepsi boştu.

“Fotoğrafla uğraştığınızı bilmiyordum.” dediğim sırada ortadaki hemen kırmızı ışığın altında olan masayı köşeye iterken arkamdaki kapı yüksek bir gürültüyle tekrar kapanmaya başladığında içimdeki ürpertiye engel olamıyordum, ortam oldukça tuhaftı.

“Hakkımda bilmediğin çoğu şeyden biri.” diye mırıldanırken çektiği masanın yerine köşedeki sandalyeyi koyup bana döndüğünde sadece onu izliyordum, kırmızı ışık altında tıpkı bir şeytanı andırıyordu. Ruhumu ele geçirmek isteyen ürkütücü bir şeytanı…

“O zaman anlat, bende bileyim.” derken elimdekileri bir köşeye bırakıp ona yaklaşmıştım.

“Ya bilmeni istemiyorsam?” dediği sırada önünde durarak bakışlarımı üstündeki takımına çevirdim, bu ışık için fazla ciddiydi.

“O zaman sınırımı aşıp durma.” derken elimi kaldırıp tam ona dokunacakken durmuştum. “İzin var mı?” dediğimde bakışları gözlerimden bir an olsun ayrılmazken başını olumlu anlamda sallamıştı.

Önce üstündeki ceketini çıkarttıktan sonra kravatını da gevşettiğimde çıkartabilmem için önümde hafifçe eğilmişti, elimdeki eşyalarını alıp odanın bir köşesine fırlattığında bakışlarım kırmızı ışık altında tamamen kızıl gibi gözüken gözlerine kaymıştı, dikkatle beni izliyordu. Ellerim bu sefer de gömleğinin düğmelerine gittiğinde yavaşça ilk üç düğmesini aralarken bakışlarımı gözlerinden ayırmamıştım.

“Başka bir resmi mi çizmeye karar verdin?” diyen boğuk sesiyle başımı yavaşça olumsuz anlamda sallamıştım.

“Hala aynı, sadece daha rahat bir görüntü istiyorum.” derken elimin tersini bilerek pürüzsüz göğsünde gezdirdiğimde hızla verdiği soluğu yüzüme çarpmıştı.

“Bu yeterli olur mu?” dediğinde başımı yavaşça olumlu anlamda sallarken gömleğini düzeltmek için bakışlarım önüme kaydığında açık kalan göğsündeki sarmaşığı görmüştüm.

Bir elim istemsizce gömleğini kavrayarak hafifçe kenara çektiğinde göğsünün hemen üstündeki dövmeyi görmüştüm, kaşlarım çatılırken aklımda tek bir ses çınlamıştı.

***

“Kalbinde bir sarmaşık, ucunda da bir serçe var.”

***

Bakışlarım dövmeden bir saniye olsun ayrılmazken öylece kalbinin hemen üzerindeki sarmaşığın ucunda duran serçeye bakıyordum, teyze o sözleri söylerken bunu mı kastetmişti? Sadece saçmaladığını düşünürken aslında bana büyük bir ipucu vermişti.

Çeneme sarılan iri parmaklarla bakışlarım kızıl hareleriyle çakıştığında dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı, her ne olursa olsun artık emindim. Vidus, resimlerimdeki adamın ta kendisiydi…

~~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu!!!

O nasıl bir sondu öyle yahu!! Sanırım bende nefes almayı bıraktım…

Sonunda kızımız bir şeyleri anladı ha ne dersiniz? ;)

Peki Vidus ile Arhan’ın geçmişine ne demeli? Arhan’ın kurgusu olan SÂYE’de merak edilen bir konuydu ve artık öğrendik…

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Vidus kızımızın anladığını fark edecek mi???

Sizce Niran bu farkındalıktan sonra ne yapacak???

Ve son olarak sizce Vidus Niran’ı koruyabilecek mi???

Heyecan ve çokça merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda TikTok’tan, İnstagram adresimden ve en önemlisi wp kanalımdan paylaşıyorum.

Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

11 yorum