İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 11 · 26 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 11

10. DÜĞÜMLENEN BEDENLER

~Bölüm Şarkıları~

Dolu Kadehi Ters Tut~Islansın

Justin Timberlake~Sexyback

Yeni bölümden herkese merhabalar efendim!!!

Nasılsınız bakalım???

Umarım iyisinizdir ve benimde iyi olmamı istersiniz lütfen BEĞENİ VE YORUMLARI unutmayın olur mu???

Ayrıca bakıyorum ki beğeni hedefleri umursanılmıyor ama daha erken bölüm isteniyor, o nasıl olacak canlarım? ;)

Bu bölümün beğeni hedefi: 250 (eğer olmazsa diğer bölümden sonra sınır koymaya başlayacağım canlarım…)

“Boşver inadı artık, bırak oluruna… Gel de yatağım ıslansın. Sabaha kadar alev alsın, yansın. Durmam, duramam imkansız! Bu gece imkansız…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~

İçim bir çocuğun en çok istediği oyuncağa ulaşması misali heyecan doluyken öylece ona bakıyordum, ne yapmalıydım? Şimdi her şeyi açık edip onu bulduğumu söyleyebilirdim ama buna hazır mıydım? Her ne kadar seneler önce onu görmüş ve biraz konuşmuş olsamda bu onu tanıdığım anlamına gelmezdi, ben gerçek onu tanımak istiyordum. Neyi sever ya da neyden nefret eder, hepsini öğrenmek istiyordum.

Bakışlarım kırmızı ışığın altında kızıllaşan harelerinde gezinirken dudaklarıma kadar gelen kelimeleri yutkunarak susmuştum, şimdi gerçekten zamanı değildi. Önce onu tanımak istiyordum, daha hakkında hiçbir bilgiye sahip değilken neyin içine çekileceğimi bile bilmediğim bir olaya balıklama atlayamazdım. Ayrıca her ne kadar o olduğuna emin olsamda bugünkü konuşma hala aklımın bir köşesinde zihnimi bulandırıyordu, gördüğüm maskeli kişi adamı falan olabilir miydi?

“Niran.” diyen mırıltısıyla bir elektrik akımı tüm bedenimi sararken derin bir nefes almıştım, bu isimden nefret etmeme rağmen neden o söyleyince böylesine etkileniyordum?

“Hı?” diyen sesimle bakışlarım hala gözlerine odaklıydı.

“Biraz daha burnumun dibinde durursan…” diyerek sustuğunda tek kaşım havalanmıştı.

“Durursam?” dedim soran bir sesle.

Bakışları yavaşça gözlemden ayrılarak aşağıya indiğinde dudaklarıma baktığını anlamıştım, bu hareketiyle kalbim sertçe göğsüme çarparken hızlanan nefeslerimi sakinleştirmeye çalışarak derin bir nefes daha aldım.

“Sınırını aşmış olurum.” dediğinde benim cümlemle beni vurduğunu anlamıştım.

“Sınırımın neresi olduğuna ben karar veririm.” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılırken gözlerime çıkan bakışlarıyla geriye doğru bir adım atmasıyla hızla ne zaman tuttuğumu anlamadığım nefesimi bıraktım.

“Bir ara görmek isterim.” derken odanın ortasına koyduğu sandalyeye ters bir şekilde oturduğunda bakışlarım sadece onu süzüyordu, bu adama kırmızı ışık yasaklanmalıydı!

“Neyi?” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken bakışları yavaşça bedenimde gezinmeye başladığında kasıklarımda bir sızı hissetmiştim, adeta baktığı her yerim karıncalanıyordu.

“Resme bugün başlar mıyız?” diyen sesiyle bakışları tekrardan gözlerime tutunduğunda kızıl harelerindeki eğlenceli pırıltıları fark etmiştim, benimle oynuyor muydu o?!

Keyifle beni izleyen suratıyla sinirlerim bozulurken hızla arkamı dönüp resim çantama uzanmıştım, içinden çıkardığım malzemeleri hemen karşısına gelecek şekilde hazırlarken bakışlarını bir saniye bile benden ayırmamıştı. Pür dikkat her hareketimi izliyordu ve bende aklımdaki milyonlarca soruyla resme nasıl odaklanacağımı düşünüyordum, beni bu şekilde dikizlemesi de başka bir etkendi tabi!

Tuvali ayaklığa yerleştirdikten sonra gerekli boyaları da elime aldığım sırada gözlerim ona döndüğünde bakışlarının çevrede gezindiğini fark etmiştim, sanki bir şey arıyor gibiydi.

“Bir sorun mu var?” dediğimde bakışları bana dönerken hızla ayaklandığında sessizce onu izlemeye başlamıştım.

“Burası soğuk, üşürsün.” dedikten sonra yandaki dolaplardan birini açarak elektrikli ısıtıcı olduğunu düşündüğüm bir şeyi çıkartıp bana doğru yaklaşmıştı, hemen yan tarafıma yerleştirip çalıştırdığında öylece ona bakarken zihnimde korku evindeki sahne canlanmıştı. Üşüdüğüm için eldivenlerini bırakıp gitmişti…

Garajın soğuk olduğunu bile fark etmemiştim oysaki ama o beni düşünüp ısıtıcıyı çıkarmıştı, kalbimin bu hareketiyle daha hızlı çarpmaya başlaması normal miydi? Alt dudağımı istemsizce dişlerimin arasına sıkıştırarak ona bakarken bakışları bana döndüğünde gözleri hızla dudaklarıma düşmüştü, aldığı derin bir nefesle bakışlarını hızla kaçırıp sandalyesine ilerlediğinde dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım.

Sanki bakışından bile rahatsız olmamdan korkar gibi bir hali vardı, bu çok tatlıydı ama her anımda yanımda olup beni dikizleyen birine göre fazla saygıdeğer bir hareket değil miydi? İçten içe bu duruma gülerken kendime de gülüyordum, sahi ben ne olsun istiyordum? Adam kibarlık yapıp ben bakarken dikkatli davranıyordu, dudaklarıma atılmasını mı tercih ederdim?

Zihnimden geçen düşünceyle anlık olarak bilinçaltım bana ihanet ederek görüntüleri gözümün önüne getirdiğinde boğazım kurumuştu, ellerinin sıkıca belimi sardığı ve bana yaslanan bedeniyle dudaklarımdaki sıcak dudaklarının bıraktığı his tüm bedenimde gezinirken hızla gözlerimi sıkıca kapatıp açarak kendime gelmeye çalıştım. Sapık gibi adamla bir fantezi kurmadığım kalmıştı gerçekten!

Hızla tuvale doğru ilerlerken bakışlarımı mecburen ona çevirmek zorunda kaldığımda kısık gözleriyle beni izlediğini görmüştüm, anlam vermeye çalışır gibi bir hali vardı. Zor olsa da bakışlarını umursamamaya çalışarak pozuna baktığımda tam da istediğim gibi olduğunu fark etmiştim, ters bir şekilde oturduğu sandalyeyle bir kolu dirseğine kadar sandalyenin arkasına yaslıyken diğer eli ise bacağındaydı.

Gömleğinin kollarını ne zaman yaptığını anlayamasamda yukarı katlamıştı ve tam istediğim gibi o serseri havayı yakalamıştık. Bakışlarım onu süzmeye devam ederken düzenli saçlarında duraksadığımda bu poz için dağınık olmalarını istemiştim, hızla elimdeki paleti ve fırçamı bırakarak ona yaklaştım.

Birkaç adımla yanına yaklaştığımda bakışları benden bir an olsun ayrılmamıştı, benimde gözlerim kızıl harelerine tutunduğunda hafifçe yutkunarak saçlarına uzanmıştım ki zihnimde yankılanan gerçekle öylece duraksamıştım. Benim dün gece saçlarını okşayıp alnını öptüğüm adam hemen karşımdaydı ve resimlerimin adamının ta kendisiydi! Sikeyim! Ben nasıl bir oyunun içindeydim?! Hırsızlık bile planlı olabilir miydi?

Zihnimdeki soru yığınına her geçen saniye yenisi eklenirken yumuşak saçlarına yasladığım parmaklarımı hareket ettirdiğimde başını bana yaklaştırarak gözlerini kapatmıştı. Rahatlamış yüzünü izlerken dudaklarım kıvrılmıştı, sırf bu yüzden parmaklarımı saçlarının arasında yavaşça gezdirmeye başlamıştım. Saçları yumuşaktı ama telleri çok ince sayılmazdı, bu sayede verdiği şekil daha kalıcı oluyor olmalıydı.

Koyu kahve tutamlar parmaklarımın arasından süzülürken saatlerce burada durup saçlarıyla oynayabileceğimi fark etmiştim, her defasında bana farklı bir hobi çıkarıyordu ve bu durum sinir bozucu olmaya başlamıştım. Ya bu hobilere bağımlı hale gelirsem…

Zihnimdeki soruyu hızla def ederek ellerimi ondan ayırdıktan sonra arkamı dönüp tuvale ilerlemiştim, saçma şeyler düşünmenin ne yeri ne de zamanı değildi. Elime aldığım fırça ve boyalarımla ona döndüğümde mayışmış bakışlarının bende olduğunu görmüştüm, sanki biraz daha devam etsem uyuyacak gibiydi.

Umursamamaya çalışarak resmimin ana hatlarını çizmeye başlamıştım. Kırmızı bu resmin ana rengi olurken nasıl görüneceğini merak etmeden duramıyordum, tabi bir de bu tuvalden sonraki resim vardı. Bilerek en sona bırakmıştım ama hala ne yapacağımı bilmiyordum, karşımda çıplak bir şekilde otururken onu çizmek benim için bir hayli zor olacak gibiydi.

“Bu sefer fotoğraf çekmek yok mu?” dediğinde bakışlarımı ona çevirmemek için yüksek bir çaba harcamıştım.

“Önce ana hatlarını birebir çizmem lazım, sonra çekeceğim.” derken başka bir boyaya uzanıp çizime devam etmiştim. Hayır, başımı tuvalin arkasından çıkararak ona bakmak istemiyorum!

“Poz hakkında bir yorum yapmadın.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken tuvalin arkasında olduğum için rahatça gülmüştüm.

“Güzel olmasa söylerdim.” dediğimde içimde yükselen o hisse daha fazla dayanamayarak tuvalin köşesinden bakışlarımı ona çevirmiştim, dudaklarındaki kıvrımla o da benim gibi başını eğmişti. “Pozunu bozma.” dememle tek kaşı havalanmıştı.

“Emredersiniz signora.” (hanımefendi) diyen alaycı sesiyle tekrar tuvalin arkasına geçtiğimde dudaklarımdaki gülümsemeyle resme devam ettim.

Aradan bir süre geçerken resmin ana hatlarını bitirmiştim ve artık ilerleyen saatle birkaç kare çeksem iyi olacaktı, sonuçta yarın okulum varken burada kalacak değildim. Üstelik ilk dersim tam olarak karşımdaki adamaydı! Evet, söylentiler umrumda değildi ama çokta bokunu çıkarmamak gerekirdi. Yönetimin kulağına giderse pek iyi şeylerin olacağını sanmıyordum.

Cebimdeki telefonumu çıkartarak fırçamı ayaklığın köşesine bıraktıktan sonra ona ilerlediğimde bakışlarının hala dikkatle beni izlediğini görmüştüm, az önceki mayışmış hali bile kaybolmuştu. Kamera uygulamasını açtıktan sonra telefonu ona çevirdiğimde ekrandaki bakışları bile gerçekteki haliyle aynı etkiyi bırakırken derin bir nefes alıp hızlıca birkaç kare almıştım.

Hemen ardından telefonu indirdikten sonra tekrardan tuvale yöneldiğimde sessiz bakışları beni izlemeye devam etmişti, elime fırçamı alarak bu sefer ışığın gölgelendirmesini yapmaya başlamıştım.

“Bugün suskunsun.” dediğinde bakışlarım tuvalin kenarından onu bulmuştu.

“Odakladığımda çok konuşmam.” dediğimde kaşları hafifçe çatılmıştı.

“Geçen sefer konuşmuştun.” demesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı. Konuşmamı mı istiyordu yoksa sadece canı mı sıkılmıştı anlamamıştım ama yine de hoşuma gitmişti.

“Çünkü o zaman sende konuşmuştun.” derken tekrardan resme dönmüştüm, kırmızı ışık altında durmaktan artık gözlerim acımaya başlamıştı. Renkleri anlamak bir hayli zordu.

“Yani odaklandığın için değil, ben konuşmadığım için konuşmuyorsun.” dediğinde gözlerimi devirerek tekrar tuvalin kenarından ona bakmıştım.

“Üçüncü meslek olarak dedektifliği de düşünmenizi öneririm, yetenek var.” dediğimde dudakları kıvrılırken derin bir nefes almıştı.

“Bunu düşüneceğim.” demesiyle gözlerim kısılırken önüme dönmüştüm.

“Madem konuşmamı istiyorsun, o zaman birkaç sorum var.” derken bir yandan da resme devam etmiştim.

“Tabi, dinliyorum.” dediğinde resimdeki bir detay için bakışlarımı tekrardan ona çevirmem gerekmişti.

“İki mesleği aynı anda yapmak zor olmuyor mu?” dediğimde başını olumsuz anlamda sallamıştı.

“Pek sayılmaz.” dediğinde önüme dönerken onu dinlemeye devam etmiştim. “Gemi tasarlamak benim için daha çok terapi gibi, kafamı az da olsa dağıtıyor.”

“Peki sanat tarihi?” diye sorduğumda duraksayarak cevabını beklemiştim, neden içimden bir ses benim için bunu seçtiğini söylüyordu? Böyle düşünmem çok mu bencilceydi?

“O bağımlılık.” demesiyle midem kasılmıştı, boğuklaşan ses tonu sanki bir şeyleri ima eder gibiyken zihnimde tek bir ses çınlamıştı.

***

“Kanıma karışmış bir uyuşturucu gibisin, sensiz yaşayabilmem mümkün değil.”

***

Bu ses ona aitti, korku evindeyken söylemişti ve her geçen dakika ikisinin de aynı adam olduğuna daha çok emin oluyordum. Aradaki bu benzerlikleri nasıl daha erken fark edememiştim ki?! Bunun sebebini sadece aniden hayatıma girmesine bağlıyordum, aklımı öyle çok karıştırmıştı ki neyin ne olduğunu bile anlayamamıştım ama artık sonunda her şey yerli yerine oturmuştu.

“Sanat tarihi aşkıyla yanıp tutuşmanız ne hoş.” derken dudaklarım kıvrılmıştı, kesinlikle emin olmuştum. Okula gelmesinin sebebi de bendim ve bu durum tabiri caizse biraz egomu okşamıştı.

“Evet, yanıyorum aşkından.” demesiyle gülüşüm yüzümde donarken elim öylece tuvalin üstünde kalakalmıştı, sözleri zihnimde çınlarken kalbim adeta kulaklarımda atmaya başlamıştı. Az önceki sözleri bir nevi itiraf olarak algılayabilir miydim, yoksa gerçekten tarih hakkında mı söylemişti? İşte yine aynı şeyi yapmıştı, tüm ayarlarımı yerle bir etmişti!

Sinirle elimdeki fırçayı ayaklığa bıraktıktan sonra ayaklandığımda bakışlarımı ona çevirmeden boyalarımı toplamaya başlamıştım ki o da benim gibi ayaklanarak bana doğru attığı birkaç adımla yanıma gelmişti, kutusuna koyduğum boyaları çantama atarak ona dönmüştüm ki yakınımdaki sorgulayan bakışlarıyla öylece ateş bakışlarının etkisi altına girmiştim.

“Artık gitsem iyi olacak.” diye mırıldandığımda gözlerimdeki bakışları yavaşça dudaklarım ve gözlerim arasında gezinirken yakınımdaki kızıl hareleriyle boğazımın kurduğunu hissedebiliyordum.

“Nereye?” diyen boğuk sesiyle hafifçe yutkunmam gerekmişti.

“Evime.” dediğimde kaşları yavaşça çatılırken bana doğru attığı bir adımla geriye çekilmek zorunda kalmıştım.

“Kime?” derken bir adım daha attığında tekrardan geriye çekilmiştim.

“Kimseye.” diye mırıldandığımda sesim adeta içime kaçmıştı, neden böyle bir yalan atmıştım ki zaten?! Adam beni neredeyse her an takip eden ya da ettiren biriyken söylediğimin yalan olduğunu zaten biliyor olmalıydı, kesin rezil olmuştum!

“Gece randevuna ne oldu?” derken bir adım daha attığında garaj kapısına çarpan sırtımla duraksamıştım.

“İşi çıkmış.” dediğimde tek kaşı imalı bir ifadeyle havalanırken başı hafifçe yana eğilmişti.

“Neden?” dediğinde kaşlarım çatılırken çenemi havaya dikerek sanki iri bedeni ve garaj kapısı arasında sıkışmamışım gibi özgüvenli bir şekilde ona baktım.

“Size ne bundan? Niye bu kadar sorguladınız?” derken rahat bir görüntü sergilemek için kollarımı göğsümde bağlayıp daha çok arkamdaki kapıya yaslanmıştım. “Hocam olarak hayatımdaki erkekler sizi ne ilgilendirir?”

“Arkadaşınım.” dediği sırada çenesinin kasıldığını fark etmiştim, bariz bir şekilde kıskanıyordu ve kahretsin ki bu durum yeni hobim olma yolunda ilerliyordu.

“Arkadaşları da ilgilendirmez.” dediğimde gözlerimdeki bakışlarının yavaşça aşağıya kaymasıyla nereye baktığına merak ederek bende hafifçe başımı eğmiştim ki göğüslerimin neredeyse yarısının dışarıda olduğunu görmüştüm, kollarımı bağlarken kazağın yakasını hesaba katmamıştım. Şarap kırmızısı aşkına! Bu kazağı giyerken ne düşünüyordum ki?!

Kollarımı hızla açarak bir elimi yakama götürüp yukarı çekmiştim ki iri eli aniden kazağıma uzanıp yakamı tekrardan hafifçe aşağıya çekiştirmişti. Çatılan kaşlarımla bakışlarımı ona çevirdiğimde gözlerinin artık gözlerimde olduğunu görmüştüm, dudaklarında ise hafif bir kıvrım vardı. Sırıtıyordu.

“Eğer hakkını vermeyeceksen dekolte giymeyeceksin.” diyen boğuk mırıltısıyla kalbimin hızlandığını hissederken havalanan kaşlarımla ellerimi aşağıya indirmiştim.

“Gözlerinize sahip çıkın o zaman.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılmıştı, sanki ona cevap vermemden keyif alıyor gibiydi.

“Rahatsız mı oldun?” dediğinde zihnimden güçlü bir ses kesinlikle hayır diye haykırmıştı.

“Evet.” dememle bana doğru bir adım daha attığında nefesi iyice yüzüme çarpmaya başlamıştı.

Bana yaklaşan yüzüyle sanki dejavu yaşıyor gibi hissederken ellerim istemsizce üstümdeki kazağın eteklerini kavramıştı, bakışlarım sadece gözlerindeyken bana daha çok yaklaşan yüzüyle burunlarımız hafifçe birbirine dokunmuştu. Nefesimi tutarken kuruyan dudaklarımı deli gibi yalama isteği duyuyordum ama bu yakınlıkta hiç mantıklı gözükmemişti. Zihnimin gerilerinde mantık kırıntılarının hala var olduğunu bilmek güzeldi!

O esnada aniden sırtımı dayadığım garaj kapısının yok olmasıyla geriye doğru savrulurken refleksle ellerim omuzlarına sarılmıştı ki sıkıca belime sarılan kolu beni hızla kendisine çekip düşmeme engel olmuştu, bu lanet olası kapı açılırken o kadar ses çıkardığı halde şimdi nasıl sessizce açılmıştı?! Her kahrolası detayın üstüme oynadığını hissediyordum!

Yüzüme çarpan sıcak nefesi yavaşça yanağımda gezinerek kulağıma ulaştığında boynumu geri yatırmamak için yüksek bir çaba harcamıştım, nefesi bu denli tenime çarparken kesinlikle sakin kalmak oldukça zordu.

“Tu piccolo bugiardo.” (Seni küçük yalancı.) diyen sesiyle kaşlarım çatılırken derin bir nefes alarak geriye çekildiğinde tek kaşım havalanmıştı.

“Ne dedin az önce?” dediğimde dudakları daha fazla kıvrılırken bedenimden ayrılan koluyla tüm soğuk havayı aniden hissetmiştim, bedenim titrerken kollarımı bedenime sararak ona bakmayı sürdürdüm.

“O da senin ödevin olsun asistan.” derken yanımdan geçip dışarı çıkmasıyla şaşkınca onu izliyordum. “Eşyalarını topla ve gel, seni bekliyorum.” dediğinde bir süre korumalarına doğru giden adamın geniş omuzlarını izlemiştim, bu adam kesinlikle farenin kediyle oynadığı gibi bütün devrelerimle oynuyordu.

Sinirle arkamı dönüp çantamı toplarken bir yandan da söylediği İtalyanca sözü unutmamak için aklımdan tekrar edip duruyordum, eve gider gitmez kesinlikle anlamına bakacaktım. Acaba ne demişti? Minik serçe demiş olabilir miydi? Gerçi o henüz onu bulduğumu bile bilmezken böyle bariz bir yem atacağını sanmıyordum.

Hızla eşyalarımı toparladıktan sonra köşedeki elektrikli ısıtıcıyı da kapatıp dışarı çıktığımda Vidus’u uzun saçlı ve iri bir adamla konuşurken görmüştüm, bu adamı hatırlıyordum. Bardaki patronun korumalarından biriydi, dudaklarım kıvrılırken onlara doğru yaklaştığımda yüzü bana dönük olan Vidus’un bakışları beni bulmuştu. Hızlı bir baş hareketiyle önündeki adam kaçar gibi yok olduğunda içimden kahkaha atmak gelse de yüzümü sabit tutmayı başarmıştım, bilmiyormuşum gibi gizlemeye çalışması çok eğlenceliydi.

Yanına yaklaştığım sırada ilerlemeye başladığında sesimi çıkarmadan onu takip etmiştim ki arabasının yanından geçerek eve yöneldiğinde kaşlarım çatışırken duraksadım, gerçekten onunla kalacağımı düşünmüyordu değil mi? Birkaç adım daha atmıştı ki peşinden gelmediğimi fark etmiş olacak ki bakışları omzunun üstünden bana dönmüştü.

“Neyi bekliyorsun?” demesiyle gözlerimi devirerek ona ters bir bakış atmıştım.

“Daha bir haftadır tanıdığım bir adamın evinde kalacak değilim.” dediğimde bedeni tamamen bana dönerken attığı birkaç adımla hızla dibime gelmişti.

“Bak, bende seni buna zorlamak istemem ama gerçekten acil bir işim çıktı ve müsait adamım yok.” dediğinde tek kaşım havalanırken ona inanmadığımı belli edercesine bir bakış atmıştım.

“Sahiden mi?” diyerek çevremizde duran korumaları göstermiştim, dünkünün en az üç katı kadar fazla koruma vardı. Neden artırma kararı almıştı ki?

“Hepsinin bir görevi olmasa burada ne işleri var?” demesiyle gözlerimi devirmiştim, bariz bir şekilde yalan atıyordu ama sebebini asla anlamamıştım. Neden burada kalmamı istiyordu?

“İyi, o zaman bende kendim giderim.” derken arkamı dönerek birkaç adım atmıştım ki hızla koluma sarılan parmaklarla bedenim aniden ona çevrilmişti.

“Bu saatte tek başına hiçbir yere gidemezsin.” diyen sesiyle sinirlendiğini fark etmiştim ama sorun yoktu, bende sinirliydim.

“Bana bir daha emir verirsen…” derken sinirden kasılan çenemle konuştuğumda bakışları havaya kaldırdığım parmağıma kaymıştı.

“Verirsem?” diye soran sesiyle bakışları beni bulduğunda az önceki sinirli ifadesinin kaybolduğunu görmüştüm, nasıl bu kadar hızlı sakinleşebiliyordu?

“Seni buna pişman ederim.” dediğimde benim bile kahkaha atasım gelmişti, benim iki katım kadar büyük olan adamı nasıl pişman edecektim acaba?! Keşke bazen konuşmadan önce düşünsem, o kadar iyi olacaktı ki!

Sözlerimin ardından dudakları kıvrılırken hızla bana doğru attığı bir adımla aramızdaki tüm mesafeyi kapatmıştı, kolumdaki eli ise yavaşça belime kaydığında midem başta olmak üzere tüm bedenim kasılmıştı.

“Çok korktum.” derken yüzü yüzüme yaklaştığında sıcak nefesi tenimi yalamıştı. “Hatta korkudan titriyorum, görüyor musun?” diyen alaylı sesiyle sinirlerim daha çok bozulmuştu, gıcıklığın yeryüzündeki vücut bulmuş haliydi!

“Korkutmanında yolunu bulurum, sen hiç merak etme.” dediğimde gülen yüzü yavaşça solarken kaşları çatılmıştı, aslında amacım sadece altta kalmamaktı ama sanırım sözlerim onun zihninde farklı bir anlama gelmişti. Gerçekten onu korkutabileceğim bir yol var mıydı? Peki o yol neydi?

“Toplantıma geç kalıyorum.” dediğinde az önceki keyifli hali yok olmuştu ve yerine ciddi bir adam gelmişti. “Sadece bu gecelik senden rica ediyorum, eğer rahatsız olursan evden giderim. Söz veriyorum.” demesiyle derin bir nefes alarak düşünmeye başlamıştım.

Garip bir şekilde bana bir zarar vereceğini düşünmüyordum, sonuçta haberim bile yokken senelerdir beni takip etmişti ama hiçbir zararını görmemiştim. Şimdi ise gerçekten telaşlı gözüküyordu, belli ki önemli bir toplantısı vardı ve korumalarına beni emanet etmek istemiyor gibiydi. Sanırım tek geceden zarar çıkmazdı.

“Sadece bu gecelik ve sabah erkenden evime döneceğim.” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılırken başını hızla olumlu anlamda sallamıştı.

“Sen nasıl istersen signora.” diyerek elimdeki resim çantama uzandığında almasına izin vermiştim, ardından boştaki eliyle evi işaret ettiğinde sessizce eve doğru adımlamaya başlamıştım. O ise hemen ardımdan beni takip ediyordu.

Evin önüne geldiğimiz sırada kenara çekildiğimde cebinden çıkardığı anahtarla hızla kapıyı açmıştı, açık tuttuğu kapıdan içeri girdiğimde tanıdık olan koridorla karşılaşmıştım. Bakışlarım gece karanlığında net göremediğim tablolara dönerken manzara resimlerine bakmaya başlamıştım, her birinde farklı bir gemi vardı.

“Demek ki tablolar bu evindeymiş.” derken bakışlarım ona döndüğünde evin kapısını kapatarak elindeki çantamı kenara bıraktığını görmüştüm. Hemen ardından bakışları bana dönerken gergin bir yüz ifadesi vardı, sanki bir sorun varmış gibiydi.

“Sana bilmeden yargılamamanı söylemiştim.” diyerek hafifçe gülümsediğinde bende gülmüştüm. “Acıktın mı bu arada? Bir şeyler hazırlayabilirim.” dediğinde başımı olumsuz anlamda sallamıştım, her ne kadar o manzarayı görmek için delice bir istek duysam da sabahtan beri ayakta durmaktan yorulmuştum. Ayrıca evde de resim yaparken bir şeyler atıştırdığım için hiç aç hissetmiyordum.

“Aslında ben yatsam iyi olacak, hem yarında okul var.” dediğimde bileğini kaldırarak saate bakmıştı.

“Saat on bire geliyor, haklısın. Odanı göstereyim.” diyerek merdivenlere doğru ilerlemeye başladığında sessizce onu takip etmiştim.

Üst kata çıktığında sayısız kapının içinden bir tane kapının önünde durduktan sonra derince bir nefes alıp kapıyı açmıştı, her zamanki gibi kapının önünde durarak geriye çekildiğinde ona doğru birkaç adım atıp içeri girmiştim. Bakışlarım oda da gezinirken oldukça ferah olduğunu görmüştüm, genel olarak beyaz tonlarında düzenlenmiş bir odaydı. Misafir odasına göre oldukça temiz ve düzenliydi, acaba evine çok sık misafir gelir miydi?

Bu düşünce sebepsizce sinirimi bozmuştu, kadın misafirleri hiç bu eve geliyorlar mıydı acaba? Sinir tüm damarlarımda gezinirken kaşlarım çatılmıştı, bana beni sevdiğini söylerken gidip eve kadın atacak hali yoktu değil mi? Ama ya varsa?!

“Beğenmedin mi?” diyen sesiyle sert bakışlarım ona döndüğünde o da odaya dönmüştü. “Kalacaksın diye sadece bu odayı temizlettim ama sevmediysen benim odamda kalabilirsin, ben burada kalırım.” dediğinde neden odanın temiz olduğunu anlamıştım, bedenim aniden gevşerken hafifçe gülümsedim.

“Hayır, sevdim. Gayet güzel.” dediğimde bana anlam veremiyormuş gibi baktıktan sonra başını olumlu anlamda sallamıştı. Ah! Resimlerimin adamı, daha ben kendimi anlamıyorken sen nasıl anlayacaktın ki?!

“O zaman ben sana giyecek bir şeyler getireyim.” dedikten sonra hızla odadan çıktığında bakışlarım tekrar odaya dönmüştü, yavaşça çevremde dönerek her yanına baktığımda sahiden güzel bir oda olduğunu fark etmiştim. Beyaz ve tonlarını severdim.

Birkaç dakika sonra Vidus elindeki kıyafetlerle geri geldiğinde bakışlarım o ve kıyafetler arasında gidip gelmişti, anlayabildiğim kadarıyla bir tişört ve bir eşofman getirmişti. Oldukça yeterliydi. Uzattığı kıyafetleri elinden aldığım sırada telefon sesi odanın içinde yankılandığında hızla cebindeki telefonunu çıkarıp ekrana bakmıştı.

“Toplantıya az kalmış, gitmem lazım.” diyerek geriye doğru bir adım atmıştı ki duraksayarak tekrar bana dönmüştü. “Kapının arkasında kilit var ama yine de rahatsız olursan evden gitme fikrinde ciddiydim.”

“Sorun yok, rahatım.” dediğimde başını olumlu anlamda salladıktan sonra kapıyı tutarak geriye doğru bir adım daha atmıştı.

“İyi geceler signora.” diyerek gülümsediğinde bende gülmüştüm, son birkaç seferdir hanımefendi deyip duruyordu. Neyseki izlediğim birkaç film yüzünden bu kelimeye hakimdim.

“İyi geceler beyefendi.” dediğimde hafifçe gülerek geriye çekilip kapıyı arkasından kapatmıştı.

Bakışlarım tekrar odaya döndüğünde zihnimden defalarca kez burada ne işim olduğunu düşünürken elimdeki kıyafetleri giymeye başlamıştım. Neden burada olduğunu bilmiyordum ama içimden kalmam için haykıran o baskın sesi bu seferlik reddedememiştim ve nedense bundan hiç pişman değildim…

~~~~~~~~~~

Vidus Arjin Karsoylar…

Bahçeye doğru adımlarken tüm bedenim gergindi, serçemin yanındayken bile beni sinirlendirmeye başaran o sikiğin elimden çekeceği vardı. Dışarı çıktığımda beklemeden Ulvi’nin yanından geçerek arka bahçeye doğru adımladığımda Ulvi de peşime takılmıştı. Başımı yavaşça iki yana yatırarak boynumu gevşetmeye çalışırken arka bahçeye vardığımda ellerim iki yanımda yumruk olmuştu.

Niran’la eve gelirken biri bizi takip etmeye başlamıştı, hız yaparak onu atlatmayı başarmıştım ve hemen sonrasında ise bizi takip eden Ulvi adamı yakalayıp buraya getirmişti. Bakışlarım ağzı bantlı ve iki yanındaki adamlarımın kollarından tuttuğu adama döndüğünde hiç durmadan ona doğru hızla attığım birkaç adımın ardından sıkılı yumruğumu sertçe yanağına geçirdim.

Başı hızla yana savrulurken sessiz iniltisi duyulmuştu ama umrumda değildi, o puşt yüzünden yanımda serçem varken hız yapmak zorunda kalarak hayatını tehlikeye atmıştım. Acının her türlü şeklini hissetmeden gebermeyecekti. Elim bu seferde sertçe diğer yanağına çarptığında iti tutan adamım bile yerinden sarsılmıştı.

“Sana tek bir şey soracağım.” derken boğazına sarılan elimle yüzünü kendime çevirerek parmaklarımı sıkılaştırdım. “Kim?”

Gözleri korkuyla irileşirken bir şeyler gevelediğinde ağzındaki bant yüzünden hiçbir şey anlaşılmıyordu, elimi uzatarak bandı sertçe çekip açtım. Boğazındaki elimi biraz daha sıkılaştırdığımda gözleri hızla beni bulurken elleri elime sarılmıştı.

“A…abi valla söylersem yaşatmazlar beni.” diyen korku dolu sesiyle başım hafifçe yana eğilirken dişlerim adeta sinirden birbirlerine geçmişlerdi.

“Ben yaşatır gibi mi duruyorum?” derken yüzünü kendime çektiğimde gözleri irileşmişti, başını yavaşça olumsuz anlamda salladığında boğazındaki elimi biraz daha sıkılaştırdım. “O zaman konuş.”

“A…ama…” dediği sırada geri çekilip yumruğumu tekrar yüzüne geçirdiğimde burnundan akan kanlar yüzüne doğru akmaya başlamıştı.

“Anlaşılan aynı dili konuşmuyoruz.” diyerek elimi yana uzattığımda Ulvi silahımı avucuma bırakmıştı, serçemin yanındayken genelde taşımamaya özen gösteriyordum. Benden korkmasını istemiyordum.

Silahı şerefsize doğrulttuğumda hızla geriye doğru kaçmaya çalışmıştı ama kollarını tutan adamlarım sayesinde olduğu yerde kalmıştı. Silahımı yavaşça bedenini göstererek hareket ettirmeye başladım.

“Seç, sakat kalmak mı?” derken bacağını göstermiştim. “Hadım olmak mı?” diyerek silahı bacaklarının arasına doğrulttuğumda başını hızla iki yana sallamıştı. “Seçmek için üç saniyen var, yoksa ben seçerim.” dedikten sonra silahımı tekrar bacağına indirmiştim. “Bir.”

“Abi kulun köpeğin olayım dur.” diyen sesini umursamadan devam ettim.

“İki.” diyerek bu sefer bacaklarının arasına nişan almıştım. “Üç.” derken silahın emniyetini kapattığımda hızla gözlerini kapatmıştı.

“Murat, abi. Murat tuttu beni.” diyen telaşlı sesiyle silahı hızla havaya kaldırıp emniyetini açmıştım. Kaşlarım çatılırken bedenimdeki öfke daha çok artıyordu, o yaşlı bunağı en yakın zamanda gebertecektim.

“Depoya götürün şunu.” diyerek elimdeki silahı hızla Ulvi’ye verip sahil tarafına doğru ilerlemiştim, evimin arka cephesi tamamen denize bakıyordu. Arkamdan gelen adım sesleriyle kimin geldiğini anladığım için ses etmemiştim.

“Şimdi ne yapacaksın abi?” dediğinde derin bir nefes alarak bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. Murat geçen gün beni arayan Don’un adamlarından biriydi, Uragano lakaplı itin tekiydi.

“Beni görmeden rahat etmeyecek puşt.” dediğimde Ulvi de derin bir nefes almıştı.

“Ne zaman gideceksin?” dediğinde bakışlarım ona dönmüştü ki elindeki sigara paketini uzattığında başımı olumsuz anlamda sallamıştım, içmeyi pek sevmezdim.

“Bir hafta sonra.” derken tekrar önüme dönmüştüm.

“Yine evlilik konusunu açacaklar, biliyorsun.” demesiyle haklılık payı daha çok sinirime dokunmuştu.

“Sikimde değil. Benim kalbim de, ömrüm de tek bir kişiye ait.” dediğimde yan tarafımdan süzülen gri duman görüş açıma girmişti, bir adım yana çekildim. Kokusunun üstüme sinmesini istemiyordum.

“Eyvallah abi de bu daha nereye kadar sürecek?” diyen sesiyle bakışlarım onu bulmuştu. “Kız şu an senin evinde, senin yanında zaten. Niye hala saklıyorsun gerçekleri?”

“Ben keyfimden mi saklıyorum Ulvi? Sanki bilmiyorsun sebebini.” derken tamamen ona dönmüştüm.

“Hadi öncesinde zarar verirler diye korkup yaklaşmıyordun ama şimdi zaten yanındasın, kıza her şeyi anlatıp onu korumak istediğini söylesene.” dediğinde sinirle nefesimi verirken kaşlarım çatılmıştı.

“Ne diyeceğim lan kıza? Ben sana deli divane aşık oldum ve bu yüzden canın tehlikede, seni korumam için dibimden ayrılma mı diyeyim?” dediğimde Ulvi bir süre düşündükten sonra bakışlarını kaçırmıştı. “Bir siz biliyorsunuz amına koduğumun yerinde doğruları.” derken sinirle önüme dönmüştüm.

“Senin de pek bildiğin söylenemez de neyse.” demesiyle sert bakışlarım yandan onu bulduğunda kıvrılan dudaklarıyla önüne dönmüştü.

“Sana da birini bulalım da gör ebeninkini.” dediğimde yüzünde iğrenir bir ifade oluşmuştu.

“Aman yok abi sağol, ben almayayım. Aşık olanların ayağı boktan çıkmıyor.” dediğinde ne yazık ki hak vermiştim.

“En son böyle konuşan adam şu an karısına tapıyor, bilmem anlatabildim mi?” dememle bu sefer Ulvi’nin sert bakışları bana dönmüştü.

“O Arhan’ın dönekliği.” demesiyle hafifçe gülmüştüm.

“Aman duymasın.” diyerek arkamı dönüp eve doğru ilerlemeye başlamıştım ki gelen sesle duraksadım.

“Abi.” diyen Ulvi’yle bakışlarım omzumun üstünden ona döndü. “Şu pembeli kız kim?” diye sormasıyla tek kaşım havalanmıştı. Nilüfer’i soruyordu, Ulvi çoğunlukla Niran’ın yakın koruması olduğu için yanımda pek gözükmezdi. O yüzden birbirlerini tanımıyorlardı.

“Sana ne?” diye sorduğumda omzunu silkmişti.

“Bir çocuğu neden bara aldığımızı merak ettim.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı.

“Beş sene kadar önce kumarda kızını ortaya koyan adam vardı ya.” dediğimde başını hatırladığını belli edercesine olumlu anlamda sallamıştı. “Onun kızı, beş senedir yanımda.” derken tam arkamı dönmüştüm ki duraksadım. “Ayrıca 23 yaşında, pekte çocuk sayılmaz.”

Sözlerimin ardından hızla eve doğru adımlamaya başlamıştım, sanırım bu gece hayatımdaki en rahat uykuyu çekecektim. Çünkü hayalim hemen yanı başımda olacaktı…

~~~~~~~~

Elvin N. Varnalı…

Sinirle defalarca kez yaptığım gibi yatakta döndüğümde artık sıkılmaya başlamıştım, ne yaparsam yapayım uykum gelmiyordu. Koyunları bile saymayı denemiştim ama koyunlar her defasında zıplayan Vidus’lara dönüşmüştü, kesinlikle iyi değildim. İsmini düşündüğüm için bile tekrar hızlanan kalbimle gözlerim hızla açılırken sinirle üstümdeki yorganı atıp yataktan kalktım, belki biraz yürüyüş uykumu getirebilirdi.

Yavaş adımlarla kapıya yaklaşarak sessizce açtıktan sonra koridora doğru adımlamıştım, bakışlarım çevrede gezindiğinde görünürde kimse yoktu. Rahatça koridora doğru adım atmıştım ki bakışlarım üstüme çevrilmişti, eşofman çok büyük geldiği için ve tişörtü de oldukça büyük olduğu için altıma bir şey giymemeyi tercih etmiştim. Tişört zaten neredeyse dizime kadar geliyordu, bir sorun yok gibiydi.

Koridora doğru adımladıktan sonra bakışlarım çevrede gezindiğinde bir kat daha yukarı çıkan merdivenleri görmüştüm, teras katı olabilir miydi? Ev denizin dibindeydi ve terastan da manzaranın harika gözüktüğüne emindim. Gidip baksam en fazla ne olabilirdi ki?

Yukarı çıkan merdivenlere doğru hızla adımladığımda karşımda beliren kapıyla kaşlarım çatılmıştı, sanırım teras katında bir oda vardı ve içerde her ne varsa kapısının yanında aynı garaj da olduğu gibi göz okuma sistemi vardı. Evinde bu kadar önemli ne saklıyordu da her yerde bu kadar üst düzey koruma vardı?

Cengo’nun çalmam için beni gönderdiği şu pırlantalar olabilir miydi? Ama bu şekilde yerini daha çok belli etmiş oluyordu, sadece bir kasa da saklansa daha mantıklı olmaz mıydı? Bu duruma anlam veremezken arkamdan gelen sesle adeta yerimden zıplayarak hızla arkamı dönmüştüm.

“Burada ne işin var?” diyen sesiyle gözlerim ateş bakışlarıyla çakıştığında derince yutkunmam gerekmişti, sahiden burada ne işim vardı?!

“Uyku tutmayınca terasa çıkayım demiştim ama kapalıymış.” dediğimde başı hafifçe yana eğilirken bir basamak daha çıkarak hemen önümde durmuştu.

“Terasa çıkış diğer taraftan.” diyen boğuk sesiyle hafifçe gülmüştüm.

“Tabi benim bunu bilmem mümkün olmadığı için yanlış oldu.” diyerek gülmeye devam ettiğimde onunda dudakları kıvrılmıştı ama yüzümde gezinen bakışlarıyla gülüşü yavaşça solarken bana doğru yaklaşmıştı.

“Bunu yatarken çıkarmıyor musun?” derken kaşıma doğru baktığında piercingi kastettiğini anlamıştım.

“Hayır, neden çıkarayım?” dediğimde bakışları gözlerime dönmüştü.

“Acıtmıyor mu?” dediğinde meraklı sesiyle daha çok gülesim gelmişti, çocuk gibi gözüküyordu.

“Hayır, küpe gibi. Küpe acıtır mı?” dememle kaşları çatılmıştı.

“Ne bileyim ben.” demesiyle daha çok gülmemek için yanağımı ısırmak zorunda kalmıştım.

“Ne yani, hiç ergenken küpe takmadın mı?” dediğimde kaşları daha çok çatılmıştı.

“İbne miyim ben güzelim?” demesiyle cümlenin tamamına değil de sadece sondaki kelimeye takılmıştım. İçimdeki aptal kız adeta güzelin miyim gerçekten diyerek erirken gözlerimi kırpıştırarak derin bir nefes aldım.

“Ay! Uykum geldi sanki benim.” derken yalandan esnemiştim. “Gidip yatsam iyi olacak.” diyerek hızla yanından geçmeye çalışmıştım ki kolunu hemen yanımızdaki duvara yaslayıp buna engel olmuştu.

“Senden bir şey isteyebilir miyim?” diyen sesiyle bakışlarım ona döndüğünde merakla parıldayan kehribarlarını görmüştüm, bana böyle bakarken nasıl hayır diyebilirdim ki?! Başımı yavaşça olumlu anlamda salladım. “Ben uyuyana kadar biraz saçımla oynayabilir misin? Garajdaki gibi.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.

Bakışları öyle masumdaki sanki onu reddedersem içimdeki çocuk da bana küser gibiydi, bu kadar kolay bir şey için bile bana bu denli mahcup gibi bakarken aksini düşünmem zaten mümkün değildi. Belki bu yaptığım salaklığın önde gideniydi ama bir şekilde ben bu adama güveniyordum.

“Olur.” diye mırıldandığımda dudakları öyle bir kıvrılmıştı gamzeleri hızla ortaya çıkmıştı.

“Odam şu tarafta.” diyerek benim çıktığım odanın hemen yan tarafını gösterdiğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.

Önden adımlamaya başladığında sessizce onu takip etmiştim, odasının kapısını açtıktan sonra girmem için kapıda beklediğinde hızla attığım birkaç adımla odaya varmıştım. Oda krem ve kahve tonlarında döşenmişti, yatak başlığındaki ahşap oyma detaylar çok güzel duruyordu.

“Ben üzerime rahat bir şeyler giyip geliyorum.” derken hızla yandaki bir kapıdan girerek ortadan kaybolduğunda ben ise çalışma masasına doğru ilerlemiştim, yarım kalan bir çizim duruyordu.

Çeşit çeşit cetveller masa da dağılmış bir halde dururken biraz daha masaya yaklaşıp çizime baktım, anladığım kadarıyla büyük bir yata benziyordu. İçindeki bazı odaları isimlendirmişti. Acaba bunu kim almıştı? Tehlikeli adamlarla çalıştığını söylemişti, ne kadar tehlikeliydi acaba? O an aklımda Emin canlanmıştı, tefeciler tarafından öldürüldüğü söylenmişti. Acaba Vidus tefecilerle çalışıyor olabilir miydi?

Düşüncelerimin arasında yandaki kapı açıldığında bakışlarım onu bulmuştu ki şaşırmadan edememiştim, adam sade bir eşofman ve tişörtle bile sanki birazdan podyuma çıkacak gibi duruyordu. Kendimi yanında paçoz gibi hissetmem normal miydi?!

“Yeni işin sanırım.” diyerek masayı işaret ettiğimde başını olumlu anlamda sallamıştı. “Tehlikeli adamlar demiştin, tefecilere falan mı yapıyorsun?” dediğimde dudakları kıvrılırken gülmeye başladığında kaşlarım çatılmıştı, komik olan neydi?

“Tefeciler tehlikeli mi?” demesiyle şok içinde ona bakmıştım, daha da mı tehlikelisiyle çalışıyordu? Ya ona bir zarar verirlerse? Yüreğim anlık bir korkuyla sıkıştığına buna anlam verememiştim, bana neydi ki ondan?!

“Mafyayla mı?” diye çekingen bir sesle sorduğumda derin bir nefes alırken gülüşünün yavaşça solduğunu görmüştüm.

“Nerden bilebilirim Niran? Ben sadece istedikleri gemileri yapıp onlara satıyorum.” derken yanımdan geçip yatağa yönelerek yorganın içine girmişti, yorganın kenarını havaya kaldırarak bana döndüğünde az önceki korku yerini tekrardan heyecana bırakmıştı.

“Çalıştığın kişilerin kim olduğunu bilmiyor musun?” derken bende yatağa yönelip yavaşça oturduktan sonra ona dönmüştüm, bu yaptığım kesinlikle ve kesinlikle aşırı saçmaydı!

“Gidip hepsinin GBT’sine baktırmıyorum.” dediği sırada yatağa uzandığımda hızla yorganı açık bacaklarıma kapatmıştı.

“Ama ya senin yaptığın gemide kötü bir iş yaparlarsa ve suç sana kalırsa?” dememle hafifçe gülerken dirseğini yatağa yaslayarak üstten bana bakmıştı.

“Bence dedektif olması gereken kişi sensin ha, ne dersin?” dediğinde gözlerimi devirerek ona ters bir bakış atmıştım.

“Dalga geçme, bu ciddi bir konu.” dediğimde beni umursamadan gülmeye devam ederken aniden belime sarılan koluyla beni kendisine çekip başını göğsüme yaslamasıyla adeta nefesim kesilmişti.

“Bu ciddi konuyu sonra konuşuruz.” derken başını yukarı kaldırdığında nefesi boynuma çarpmaya başlamıştı, sanırım birazdan kalp çarpıntısından bayılacaktım!

“Ben yanda yatarsın diye düşünmüştüm.” diyen mırıltımla belimdeki kolu daha da sıkılaşırken burnunu hafifçe boynuma sürtmüştü.

“Burası daha rahat.” derken yandaki elimi tutarak saçlarının üstüne bıraktığında zor olsa da söylenmeyi keserek saçlarını okşamaya başlamıştım.

Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum ama derin nefesler almaya başladığı sırada benimde gözlerim yavaşça kapanmaya başlamıştı. Saçlarının kokusu ve sıcak bedeniyle iyice mayışırken daha fazla direnmeden kendimi uykunun huzurlu kollarına bırakmıştım.

~~

Adeta zihnimde çınlayan alarm sesiyle gözlerim açılırken gördüğüm odayla kaşlarım birkaç saniye çatılmıştı, nerdeydim ben? Boynuma çarpan sıcak ve düzenli nefeslerle dün gece gözlerimin önünden film şeridi misali akarken nerede olduğumu anlamıştım. Tanıdık olmayan alarm hala çalmaya devam ederken başımı yavaşça geriye çevirerek hemen yan tarafımdaki masanın üstündeki telefona baktım, Vidus’un alarmı çalıyordu.

Telefona uzanmak için arkamı dönmeye çalışmıştım ki kalçamdaki el sıkılaşarak geri çekilmeme izin vermemişti. Bir saniye, neremdeki el?! Gözlerim hızla büyürken tam kalçamda duran sıcak eli fark etmiştim, tekrar önüme döndüğümde gördüğüm pozisyonla öylece kalakalmıştım. Bildiğiniz düğüm olmuştuk!

Benim bacağım onun belindeyken onun bacağı ise bacaklarımın arasındaydı ve bir kolu alttan belime sarılıyken diğer eli ise bildiğiniz kalçamı kavramıştı. İkimizde yan bir şekilde yatıyorduk ve kollarım omuzlarına sıkıca sarılmışken onun başı ise boynumdaydı. Her ne kadar düşünmek istemesemde lanet olsun ki dün gece delicesine sevişmişiz gibi duruyorduk!

“Hassiktir.” diye bir mırıltı dudaklarımdan dökülürken boynumdaki başı hareketlenmişti, gözlerimi refleksle hızla kapatmıştım ki boynuma bastırdığı dudaklarıyla inlememek için kendimi zor tutmuştum.

“Şu telefonu kapatır mısın serçem?” diyen sesiyle gözlerim hızla açılırken olduğumuz pozisyonu bile unutmuştum, yüksek ihtimalle uyku sersemliğiyle ağzından kaçırmıştı ve emin olmam için o son atağı da yapmıştı.

Kesinlikle oydu ve artık sadece sessiz kalıp onu tanımam gereken zamana geçmiştik. İçimden bir ses bu sürede oldukça eğleneceğimi söylüyordu…

~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonuuu!!!

Vidus’la düğüm olup uyumak mı? Nasip olur mu be!!!

Peki Ulvi’ye ne demeli? Sizce de biraz fazla büyük konuşmadı mı? ;)

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Niran onu tanımaya çalışırken ne gibi oyunlar oynayacak???

Ve sizce Murat’ın amacı ne???

Son olarak sizcee Vidus davranışlarında haklı mı??? (Niran’dan saklama konusunda)

Heyecan ve çokça merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda TikTok’tan, İnstagram adresimden ve en önemlisi wp kanalımdan paylaşıyorum.

Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

8 yorum