İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 12 · 26 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 12

11. HUZURLU KOLLAR

~Bölüm Şarkıları~

M Lisa~Ellerim Boş

Isabel LaRosa~Older

Yeni bölümden herkese merhabalar efenim!!!

Nasılsınız bakalım???

Umarım çok iyisinizdir ve benim de iyi olmamı isterseniz bolca BEĞENİ VE YORUM atmayı lütfen ihmal etmeyinn!!!

Bu arada geçen bölüm ki beğeni hedefini yapmazsanız sınır koyacağım dedim ve yapmışsınız :)) Teşekkür ederimm:))

Bu bölüm ki beğeni hedefimiz ise 300 ve yine aynı durum geçerli, olmazsa sınır koymaya başlarım…

“Ellerim boş, aklımda bi sen. İmkansız odaklanmak, sen varken. Rüzgarına açalım bi yelken. Gidelim, nereye dersen…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~~~

Farkındalığın verdiği o sersemlik hissi bedenimde süzülürken kendimi hiç olmadığım kadar heyecanlı hissediyordum, bu yanlış mıydı? Senelerdir bana takıntılı olan birinin kollarındaydım ve bir şekilde zerre korku hissetmiyordum, hatta hiç olmadığım kadar güven doluydum. Bende mi bir sorun vardı bilmiyordum ama asla umrumda değildi. Hayatımda ilk kez anın tadını çıkaracaktım…

Boynumda hissettiğim hareketlenmeyle gözlerim tekrardan kapanırken uyuyormuş taklidine devam etmiştim, henüz bildiğimi anlamaması gerekiyordu. Onu en tuhaf özelliklerine kadar tanımak istiyordum ve bunu yapmak için elimde böylesine bir fırsat varken onu elimin tersiyle itemezdim. Bu nereye kadar devam ederdi bilmiyordum ama gittiği yere kadar zorlayacağım bir kesindi.

Başı yavaşça benden uzaklaştığında oyunuma devam ederken sanki ortamda hala çalmaya devam eden alarm sesinden rahatsız olmuşum gibi başıma yastığa daha çok gömmüştüm.

“Fanculo!” (Siktir!) diyen mırıltısıyla düşünmeye başlamıştım, sanırım küfür etmişti.

Eski patronum da çok sık bu kelimeyi söylerdi, o şerefsizi hatırlamak yine midemi bulandırmıştı. Zihnimdeki kanlı görüntüleri hızla yok etmek için çevremdeki seslere odaklandım.

“Non era un sogno.” (Rüya değilmiş.) diyen sesiyle artık sinirlenmeye başlıyordum, niye İtalyan’a bağlamıştı yine? Ne güzel az önce şakır şakır Türkçe konuşuyordu!

Ortamda bir süre sessizlik olduktan sonra yüzümde hissettiğim sıcak nefesle tepki vermemek için kendimi oldukça zor tutmuştum ama kalbim için aynı şey geçerli değildi, yine dörtnala koşturmaya başlamıştı. O esnada dudaklarını eğer uyanık olmasam asla hissedemeyeceğim kadar hafif bir şekilde yanağıma dokundurmuştu. Hızlanmak için adeta benimle yarış içine giren nefesimi zor bela yavaş tutmaya çalışarak oyunuma devam ettim.

“Cosa farò con te? (Seninle ne yapacağım ben?) diyen mırıltısıyla içten içe sinirlerim bozulsada oyunumu bozmamıştım, söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum.

Nefesi benden uzaklaştığı sırada kalçamdaki elide kaybolmuştu, bu detayı umursamamaya çalışarak ona odaklanmaya devam ettim. Hafifçe üzerimde hissettiğim bedeniyle hala ısrar kıyamet çalan telefonuna uzandığını anlamıştım, kısa bir süre sonra susan telefonla derin bir nefes almıştım. Artık kulaklarım ağrımaya başlamıştı!

“Ni…neyse, biraz daha uyu.” derken dudaklarını saçlarıma bastırarak derin bir nefes aldıktan sonra geriye çekildiğinde bedeni tamamen yataktan ayrılmıştı. Sarsılan yatağın ardından odada adım sesleri duyulmuştu, hemen sonrasında bir kapı açılıp kapandığında gözlerim hızla aralanmıştı.

Bakışlarım yavaşça arkama döndüğünde odanın içinde olan üç kapıya bakmıştım, biri çıkış kapısıydı ve oraya doğru yürümemişti. Diğer ikisi ise giyinme odası ve banyo olmalıydı ama ikisi de yan yana olduğu için hangisine gittiğini bilmiyordum. Hızla yanda bıraktığı telefonuna uzanarak saate bakmak için ekranı açmıştım ki gördüğüm resimle öylece kalakalmıştım, ekranında ben vardım…

Arkam dönüktü ve elimdeki paletle tuvale resim yapıyordum, fotoğraf açısına bakılırsa ise salonumun camından çekilmiş bir fotoğraftı. Yani karşı dairemdeyken çekmiş olmalıydı ama resmin yeni olmadığına emindim, seneler önce bile olabilirdi. Son birkaç senedir saçlarımı düzenli olarak sırtımda kestirirdim ve fotoğrafta saçlarım belime kadardı. Bu adam kaç senedir beni izliyordu?

O esnada duyduğum su sesiyle bakışlarım sağdaki kapıya dönmüştü, banyoya girmişti. Tekrardan elimdeki telefona baktığımda bu sefer saate dikkat etmiştim, daha derse birkaç saatim vardı ama bu evden gitmek ne kadar sürerdi bilmiyordum. Hazır o duştayken çıksam çok iyi olurdu, elinin sıcaklığını hala kalçamda hissederken suratına bakabileceğimi sanmıyordum.

Yavaşça yataktan kalkarak kapıya yönelmiştim ki bakışlarım camın önündeki koltuğun üzerinde duran kırmızı kazağa kaymıştı, kıyafetlerimi ne ara buraya getirmişti? Gece ben uyuduktan sonra uyanmış ve getirmiş olmalıydı. İstemsizce tüylerim ürperirken bakışlarım banyo kapısına kaymıştı, hala su sesi geliyordu. Hızla koltuğa doğru adımlayarak pantolonuma uzandım.

Pantolonu çıplak bacaklarımdan geçirdikten sonra tişörte uzandığımda bir yandan da banyoyu kontrol etmeyi ihmal etmeden hızlıca onu da çıkartıp kazağımı giymiştim. Elimdeki tişörtü katlayarak koltuğa geri bıraktıktan sonra gözümün önüne düşen saçlarımla kaşlarım çatılmıştı, gece yatarken hala toplu olduklarına emindim ama şu anda saçımda toka yoktu. Normalde tek bir çıta uyanan ben hem yanımdan kalktığında hemde saçımdaki tokayı çıkardığında nasıl olmuştu da uyanmamıştım?

Eğer yanında bir şeyler yemiş olsaydım kesinlikle uyku ilacı verdiğini bile düşünebilirdim ama o da olmamıştı, kendimi yanında bu denli uykuya bırakacak kadar mı ona güvenmiştim? Peki bu nasıl olmuştu? Sadece seneler önce konuştuğum ve şimdi ise bana takıntılı olduğunu bildiğim hocama nasıl bu kadar güvenebiliyordum? Bu kesinlikle kulağa çok saçma geliyordu ama bir şekilde huzur dolu olan ruhuma laf geçiremiyordum, neydi bu hissin sebebi?

O sırada sesi kesilen suyla düşüncelerim bıçak misali bölünmüştü, saçlarımı tekrardan topuz yaptıktan sonra bakışlarım çevre de tokamı aramıştı ama yoktu. Odada koşturarak her yere bakmıştım ama hiçbir yerde gözükmüyordu, kesin kıyıya köşeye bir yere düşmüş olmalıydı. Sinirle saçımı serbest bıraktıktan kapıya doğru hızla adımlamıştım ki tam elim kapıdayken odadaki diğer kapı açılmıştı.

Elim öylece kapının üstünde kalırken ne yapacağımı düşünüyordum, acaba az önce de uyanık olduğumu anlar mıydı? Yok canım, niye anlasındı ki? Yataktan kalktığında uyandığımı düşünürdü, yani en azından ben öyle umut ediyordum.

“Bir yere mi gidiyordun?” diyen boğuk sesiyle sebepsizce kendimi sanki gece bir şeyler yaşadıktan sonra sabahında kaçmaya çalışıyormuşum gibi hissetmiştim. Füme grisi aşkına! Benim niye aklım hep oraya kayıyordu?! Aramızdaki tek sapık şu an ben olabilirdim!

“Dersim var ya hani.” derken hızla arkama dönmüştüm ki başımdan aşağıya kaynar sular boşalmıştı, sadece belindeki bir havluyla karşımda dikiliyordu.

Gözlerim istemsizce irileşirken bakışlarım benim iznim olmadan çıplak bedeninde gezinmeye başlamıştı, kahretsin ki çıplak hali bile itinayla oyulmuş bir mermere benziyordu. Boğazım gördüğüm manzara karşısında kururken derince yutkunmamak için kendimi zor tutmuştum, karşımda heykel misali dikilirken izlememek bir hayli zor olsa da hızla gözlerimi kapatıp tekrardan arkama dönmüştüm.

Aferin Elvin, sanki birkaç dakikadır adamı gözlerinle yememişsin gibi şimdi arkanı dön! Gerçekten bravo Elvin!

“Utanmana gerek yok, birkaç gün sonra zaten bu halimi resmedeceksin.” diyen sesiyle bu sefer derince yutkunmuştum, keşke bakmamak için kendimi ne kadar zor tuttuğumu da bilseydi! “Hatta belki bu bile olmadan göreceksin.” derken hafifçe bir şeyin yere düşme sesi geldiğinde havluyu çıkardığını anlamıştım. Siktir! Şu an arkamda çırılçıplak bir Yunan tanrısı vardı!

“Ayıp denen bir şey var.” diyerek aklıma ilk gelen şeyi söylediğim sırada adım seslerini duyduğumda tüm bedenim gerilmişti, bana doğru yaklaşıyordu.

“Kime göre var?” diyen sesiyle nefesini saçlarımda hissetmeye başlamıştım, kalbim hızla göğsüme çarparken ellerim kazağımın eteklerini yakalayarak yumruklarımın içine hapsetmişti.

“Ayrıca çizim yaparken tamamen çıplak olmayacaksın.” derken onun sorusunu bilerek es geçmiştim, kime göre ayıp olduğuyla zerre ilgilenmiyordum. Kaldı ki hala zihnimde dönen bedeninin kimse için ayıp olduğunu da sanmıyordum.

“Buna manken karar vermez mi?” dediği sırada saçlarımda hissettiğim eli sağ omzumdaki saçlarımı geriye çekmişti.

“Bedenini bu kadar göstermek mi istiyorsun?” dememle yanağımda hissettiğim ıslak yanağıyla ellerim daha çok yumruk olmuştu.

“Bilmem, gördüğün hoşuna gitmedi mi?” derken dudaklarını yanağımda gezdirdiğinde nefesi temas ettiği yerleri yakarak geçiyordu, hızlanan nefesimi düzenlemeye çalışırken yakınlığı ise hiç yardımcı olmuyordu.

O esnada bir şeyi fark etmiştim, çıplak olmasına rağmen başka uzuvlarını hissetmiyordum. Sadece hala yanağıma dayalı yanağı ve saçlarımda gezinen bir eli bedenimdeydi, başka da hiçbir yerime dokunmuyordu. Bu hareketiyle kalbim istemsizce sıcacık olurken güven duygusu sanki daha çok harlanmıştı, iznim dışında gerçekten bana o anlamda dokunmuyordu.

Ondan ne kadar etkilendiğimi fark ettiğine emindim ama buna rağmen tek yaptığı saçlarımı okşamak ve ara sıra kokumu solurken dudaklarını yanağıma yada boynuma bastırmaktı. Onlar ise beni rahatsız etmiyordu, kaldı ki aynısını uyurken bende ona yapmıştım. Bu hesapta ikimizde aynı kulvarda yarışıyor olurduk.

“Ben gitsem iyi olacak, derse geç kalacağım.” derken bir elim hızla kapıya uzanıp aralamıştı ki omzumun üstünden uzanan kolu sertçe kapıyı geri kapatmıştı.

“Evine gidip oradan okula gitmeye çalışırsan geç kalırsın.” dediğinde kaşlarım hafifçe çatılmıştı, bu dağınık halimle nasıl okula gidebilirdim ki? “Ve ben dersime geç kalınmasını hiç sevmem.”

“Bu şekilde okula gidemem.” dediğim sırada boynuma dokunan dudaklarıyla adeta nefes almayı kesmiştim, hemen uzaklaşması gerekiyordu.

“Benden giyinirsin.” demesiyle gözlerim hızla irileşmişti, alnıma kocaman harflerle dün gece Vidus’la beraberdim yazsam daha az dikkat çekerdim.

“Çuval niyetine mi?” dediğimde konuyu başka bir yerden ele almıştım ama aklım kesinlikle ilk düşündüğüm detaydaydı. Birlikte gidersek herkes daha çok konuşmaya başlardı ve yönetimin kulağına gitmesini istemiyordum. Olay açığa çıkarsa biraz başımızı ağrıtabilirdi.

“Şu anlık başka bir şansın yok.” derken dudaklarını hafifçe boynuma bastırıp geri çekildiğinde sonunda derin bir nefes alabilmiştim.

“Kıyafetimle alakalı bir sorun olduğunu söylemedim zaten.” dediğim sırada geriye doğru adımlayan ayak sesleri duyulmuştu.

“Her koşulda başka şansın yok.” diyerek bir kapıyı açtığında alnımı karşımdaki kapıya yaslamıştım, neden bu evde kalmaya tamam demiştim ki?!

“Gıcığın teki olduğunu söyleyen olmuş muydu?” dediğimde içerden hafif erkeksi bir gülüş duyulmuştu.

“Genelde ne kadar mükemmel olduğumu söylerler ama o da bir seçenek tabi.” diyen sesiyle başımı hızla geri çekerek arkamı döndüğümde içim sebebini bilmediğim bir sinirle dolmaya başlamıştı, kimler söylerdi?!

“Pekte mütevazisin.” derken yatağa doğru ilerleyip oturmuştum, tabiki de yanında ona mükemmel olduğunu söyleyecek onca kadın olurdu. Adam tanrının vücut bulmuş hali gibi geziyordu ortada, gayet normaldi ama bana neydi ki bundan?

“Öyleyimdir.” derken odadan çıktığında üstündeki beyaz gömleğinin önü açıktı, karnındaki boğumlar gözükürken boğazımın tekrar kuruduğunu hissediyordum. İtiraf etmek gerekirse bu adamdan etkilenmemek çok zordu!

O sırada yüzüme fırlatılan beyaz gömleği havada yakaladığımda ona inanmaz bakışlar atmıştım, kıyafetimde bir sorun olduğunu hala düşünmüyordum. Neden içime inatla gömlek giymemi istiyordu? Bakışlarım üstüme kaydığında kazağın açık yakasıyla karşılaşmıştım, diğerlerinden kıskandığı için mi giymemi istiyordu? Oysaki dün gece hiç kıyafetime karışacak biri gibi durmamıştı.

“Bu ne için?” diyerek elimdeki gömleği işaret ettiğimde kaşları hafifçe çatılırken arkasını dönüp çıktığı odaya yönelmişti ki sessiz mırıltısını duymuştum.

“Diğerlerinin sağlığı için.” demesiyle tek kaşım havalanırken bir süre arkasından bakmıştım, kesinlikle kıskandığı için giymemi istiyordu.

Önümde iki seçenek var gibi duruyordu, ya inat edip kıskançlığını izleyecektim ya da dediğini yapıp kendi eğlenceme bakacaktım. Şimdi okulda gidip birilerine saldırmasını istemezdim, ölüm gibi ciddi bir şey yapacağını sanmıyordum ama dövmeyeceği anlamına gelmezdi. O iri kasların çok acıttığına emindim.

“Sen hep böyle arkadaşlarını kıskanır mısın?” derken elimdeki gömlekle ayağa kalkıp az önce girdiği odaya sırtımı dönmüştüm.

Gömleği yatağa bıraktıktan sonra elim kazağın eteklerine gittiğinde ne yaptığıma dair düşünceler zihnimde çığlık atsa da hepsini susturup kazağı bir hareketle bedenimden çıkardım. Kazağı köşeye bıraktıktan sonra gömleğe uzanmıştım.

“Bilmem, hiç kız arkadaşım olmadı.” diyen sesiyle bakışlarım karşımdaki camın yansımasından ona dönmüştü, kapıya yaslanmış bir şekilde beni izliyordu. Kollarını ise göğsünde bağlamıştı, gömleğin kolları her an patlayacakmış gibi duruyordu.

“O zaman benimle neden arkadaş olmak istedin?” derken gömleği hızlıca üstüme geçirdikten sonra titreyen ellerimle düğmeleri bağlamaya başlamıştım.

“İlk olmanı istiyorum, her anlamda.” dediğinde düğmelerdeki elim birkaç saniyeliğine duraksamıştı, kalbim neden bu sözlerinden böylesine etkileniyordu? Neden onun yanındayken bir an olsun yavaşlamak bilmiyordu?

“Bu söylediğinin çok geniş anlamları var.” derken düğmeleri hızla bitirip kazağımı da üstünde geçirmiştim. Gömlek bir hayli uzun gelse de üstündeki kırmızı kazakla güzel durmuştu, ayrıca buram buram burnuma gelen odunsu koku ise işin cabası olmuştu.

Ardımda büyük bir sessizlik oluşurken kapıya doğru ilerleyen adımlarıyla bakışlarım hızla omzumun üzerinden onu bulmuştu. Açılan kapıyla duraksadığında bakışlarını bana çevirmeden hafifçe başını yana eğdi.

“Aşağıda seni bekliyorum.” dedikten sonra açtığı kapıdan hızla dışarı çıktığında dudaklarım kıvrılmıştı.

“Kaç tabi resimlerimin adamı, nasıl olsa artık ipler elimde.” diye mırıldanırken sırıtarak arkamdaki aynaya doğru ilerledim. Ellerimi kıvırcık tutamları az da düzeltmek için saçlarımdan geçirdikten sonra bakışlarımı gözlerimde gezdirmiştim, ela bakışlarım daha çok mu parıldıyordu sanki?

Hızla geri çekilerek aynaya arkamı dönüp kapıya doğru ilerledim, yine saçmalamaya başlamıştım. Elimi yakama atarak gömleğin iki düğmesini açtıktan sonra odadan çıkıp aşağıya doğru adımlamaya başladım, bakışlarım kapının yanındaki duvara yaslanmış adama kaydığında gözlerim ateş bakışlarıyla kesişmişti. Merdivenleri hızla inerek yanına yaklaştığım sırada yaslandığı duvardan ayrılmıştı.

Üstünde füme bir takım vardı ve her geçen gün nasıl tüm renklerin sanki onun için var olmuş gibi ona yakıştıklarına anlam veremiyordum. Her renge uyum sağlayabiliyordu, çok tuhaftı. Bakışlarım gözlerinden ayrılmadan önünde durduğumda elinde olduğunu yeni fark ettiğim kabanımı havaya kaldırarak açıp giymem için beklemeye başlamıştı, bu hareketiyle dudaklarım kıvrılırken arkamı dönüp kabanı giymiştim.

Giydiğim kabanla elleri kollarıma tutunurken saçlarıma çarpan nefesiyle yaklaştığını anlamıştım, kollarımdaki elleri yavaşça aşağıya kayarken elleri ellerime tutunduğunda çapraz bir şekilde havaya kaldırarak adeta arkadan bana sarılmıştı. Şaşkınlıkla öylece beklerken sıcaklığı mayışmamı sağlıyordu, sırtıma yaslanan iri göğsü neden içimdeki güven duygusunu körüklüyordu? Daha onu tanımıyordum bile.

“Gömlek yakışmış.” diyen boğuk sesi kulağıma çarptığında bir elektrik akımı sırtımda gezinerek ürpermemi sağlamıştı ama bu korkudan değildi. Heyecanlanmıştım…

“Gereksizdi.” dediğimde aniden kollarımı bırakıp beni kendisine döndürdüğünde hızından dolayı saçlarım yüzüme çarpmıştı. Bakışlarım ateş bakışlarıyla çakıştığında içlerinde yanan kıvılcımları görmüştüm, sanki kendisini zor tutuyor gibiydi. Yine ve yine…

“O zaman giymeseydin, neden sözümü dinledin?” demesiyle zihnimde bir volkan patlamıştı, ne cevap verecektim? Bana karşı olan hislerinin farkındayım ve bu yüzden zorlamak istemedim mi?! Kahretsin ki beynimin durduğunu hissediyordum!

“Çünkü…” diyerek duraksadığımda kolumdaki eli belime inmişti.

“Çünkü ne?” diyen boğuk sesiyle yüzü bana yaklaştığında bakışlarım istemsizce dudaklarına düşmüştü, acaba tadı nasıldı?

“Çünkü karşı çıkmak istemedim.” derken nefeslerim hızlanmaya başlamıştı, yüzü yüzüme daha çok yaklaştığında yanağımı bulan sağ eliyle adeta sırtımdan aşağıya akan ter damlasını hissetmiştim.

“Her dediğimi yapacak mısın?” diyen mırıltısıyla onunda hızlanan nefesleri yüzüme çarpmaya başlamıştı.

“Bilmiyorum.” diyen fısıltımla artık aklım tamamen durmuştu, tek odaklanabildiğim yüzüme çarpan sıcak nefesiydi.

“Forse è giunto il momento.” (Belki de zamanı gelmiştir.) diyen boğuk fısıltısıyla başını hafifçe eğerek dudaklarıma uzandığında zaman sanki akmayı o an bırakmıştı, hareket bile edemezken sadece dudaklarıma yaklaşan dudaklarını izliyordum ki evin içinde çınlayan sesle zihnim hızla yerine gelmişti.

“Abi araba hazı…siktir.” diyen sesle bakışlarım hızla kaçırarak geriye doğru bir adım attığımda bedenimdeki elleri boşluğa düşerken derin bir nefes alıp doğrulmuştu.

Ateş bakışları yavaşça kapıya döndüğünde neredeyse benim bile tüylerim diken diken olmuştu, elinde olsa sadece bakışlarıyla bile öldürebilirmiş gibi bakıyordu. Bakışlarım hızla baktığı yöne dönerken bir yandan sıcaklayan bedenimi serinletmek için yakamı çekiştiriyordum, yanaklarım ısısına bakılırsa kesin kızarmıştım. Baktığım kapıda ise kimse yoktu.

“Gitsek iyi olur, geç kalıyoruz.” dediğimde bakışları beni bulduğu sırada az önceki sert ifadesinin yumuşadığını görmüştüm, sanki bana bakmak onu sakinleştiriyor gibiydi ya da ben sadece aklımdan uyduruyordum. Bilmiyordum.

“Gruba geç kalacağımı yaz o zaman asistanım.” derken kapıya doğru adımlayıp zaten açık olan kapıyı biraz daha açıp bana dönmüştü. “Çünkü sen kahvaltı yapmadan o okula gitmeyeceğiz.”

“Ben sonra atıştırı…”

“İtiraz kabul etmiyorum.” diyerek hızla sözümü keserken aniden elimi bulan parmaklarıyla beni dışarıya doğru çekiştirdiğinde koşar adımlarla onu takip etmek zorunda kalmıştım. “Zaten doğru düzgün yemiyorsun.” diyen mırıltısıyla bakışlarım alttan onu bulmuştu, aslında her cümlesiyle beni senelerdir izlediğini bu kadar belli ederken neden inatla gizleniyordu? Neyden çekiniyordu?

“Yemediğimi nerden çıkardın?” dediğimde çevredeki bakışlarını yavaşça bana çevirmişti.

“Elime gelen kemiklerinden.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı.

“Sarılıp durma o zaman.” dememle adımları duraksadığında bende durmuştum.

“Yoksa bundan da mı rahatsız oluyorsun, tu piccolo bugiardo?” (…seni küçük yalancı?) diyen keyifli sesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı, dün gece söylediği o kelimeleri söylemişti yine. Her ne diyorsa oldukça hoşuna gidiyor gibiydi.

“Bu haksızlık, ben ne söylediğini anlamıyorum.” dediğim sırada gözlerimdeki bakışları dudaklarıma düştüğünde dudaklarımı büzdüğümü fark etmiştim. Hızla kendimi toparlayarak hafifçe öksürdüğümde bakışları tekrar gözlerime çıkmıştı ki göz bebeklerinin irileştiğini görmüştüm, bu etkilendiği anlamına mı gelirdi?

“Teknoloji oldukça gelişti, bence öğrenebilirsin.” diyerek sırıtırken boştaki eliyle yandaki kapıyı açtığında ters bakışlarımı ona yollamıştım, elimdeki hala neden tuttuğumu anlamadığım elini bırakarak arabaya ilerlerken binmeden son anda durup ona dönmüştüm.

“Öyle olsun bakalım, Vidus.” derken sondaki ismini vurgulayarak hızla arabaya binip kapımı kendim kapatmıştım. Aradan geçen birkaç dakika sonra o da arabaya bindiğinde ilerlemeye başlamıştık ki aklıma resim çantam dank etmişti, bakışlarım arkaya döndüğünde arabada olduklarını görmüştüm. Kahretsin, ben bu kadar eşyayla okulda ne yapacaktım?!

Verdiğim nefesle tekrar önüme dönüp arkama yaslandığımda akıp giden yolu izlerken zihnimde az önceki sahneler dönüp duruyordu, gerçekten koruma gelmeseydi beni öpecek miydi? En önemlisi de benim bunu sorgusuz sualsiz kabul etmemdi. Adam kendini camdan aşağı at dese peki deyip atacak kıvama geldiğime inanamıyordum, beni nasıl tek bakışıyla böylesine büyüleyebiliyordu ki?!

Aradan ne kadar süre geçti bilmiyordum ama artık düşünmekten başım ağrımaya başladığında duran arabayla sessizce yanımdaki adama dönmüştüm, yol boyu onunda ağzını bıçak açmamıştı.

“Niye durduk?” dediğimde bakışları beni bulurken elindeki telefonunu bırakmıştı.

“İçeri oturursak çok geç kalabiliriz.” dediğinde anlamayarak ona bakmıştım, hala kahvaltıyı mı düşünüyordu gerçekten? “Bekle beni.” dedikten sonra hızla arabadan indiğinde hala arkasından sessizce bakıyordum. Kendi kendine düşünüp işleve sokuyordu.

Önünde durduğumuz kafe tarzı yere ilerleyen heybetli bedenini izlerken dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı. Yiğidi öldürüp hakkını yememek gerekirdi, adam gerçekten çok yakışıklıydı fakat anlamadığım bir şey vardı. Benim neyimden etkilenmişti de senelerdir unutamamıştı? Oldukça normal bir kızdım, hatta fazlasıyla normal olduğum bile söylenebilirdi. Hiçbir artım yoktu.

Derin bir nefes alarak kabanımın cebindeki telefonuma uzandığımda bakışlarım saate kaymıştı, hala yarım saatimiz vardı ve bildiğim kadarıyla çok bir yolumuz kalmamıştı. Gruba yazmaya gerek duymayarak diğer mesajlara baktığımda Çiçek’ten, daha doğrusu artık Nilüfer’den, mesaj olduğunu görmüştüm.

Çiçek Erden: Elvin nerdesinnn!! (06.34)

Çiçek Erden: Sesin soluğun çıkmıyor, yaşıyor musunnn??? (06.34)

Gördüğüm mesajlarla dudaklarım hafifçe kıvrılırken parmaklarımı hızla harflerin üzerinde hareket ettirmiştim.

Elvin: İyiyim (07.33)

Elvin: İşim vardı (07.33)

Elvin: Sen napıyorsun? (07.34)

Mesajları yazdıktan sonra bir süre bakacak mı diye beklemiştim ama hiçbir ses seda olmadığında telefonu kapatarak kucağıma bırakmıştım, demek ki işi vardı. O sırada sürücü tarafındaki kapı açıldığında bakışlarım ona dönmüştü ki kucağıma bırakılan paketlerle bir ona bir paketlere bakmıştım.

“Kasadaki kız bunun sevildiğini söyledi.” dediğinde kaşlarım hızla çatılmıştı, kız? Hangi kız? İstemsizce bedenim gerilirken arkama yaslandığımda bakışlarım kafenin kapısından bizim arabaya doğru bakan kıza kaymıştı, o kız bu muydu? Niye sırıtarak bakıyordu bu?!

Çalışan arabayla elim benden izinsizce camı açan düğmeye gittiğinde aralanan camla ters bakışlarım kızın gözleriyle buluşmuştu, kızın sırıtan yüzü hızla solarken bakışlarını kaçırsa da aynı şekilde bakmaya devam etmiştim. Hiç haz etmemiştim, salağa benziyordu. İlerlemeye başlayan arabayla göz hizamdan çıkana kadar kıza baktıktan sonra hızla arkama yaslanmıştım.

“Orospu.” diye bir mırıltı dudaklarımdan dökülmüştü.

“Ne?” diyen yanımdaki sesle gözlerim hızla büyürken bakışlarım ona dönmüştü, ben o kelimeyi çok mu sesli söylemiştim?!

“O Rus muydu diyorum, sanki benziyor gibiydi.” diyerek hızla çevirmeye çalıştığımda Vidus’un tek kaşı havalanmıştı.

“Sanmıyorum, aksanı yoktu.” dediğinde anladığımı belli edercesine başımı sallamıştım.

“Yanlış anladım demek ki.” diye mırıldanırken elimdeki paketlere dönmüştüm, ben şimdi niye sinirlenmiştim ki? Hiçbir bok anlamıyordum!

Paketlerin içine baktığımda en sevdiğim çilekli çöreklerle dolu olduğunu görmüştüm, dudaklarım istemsizce kıvrılırken gergin bedenim gevşemeye başlamıştı. Neden içimden bir ses bunu zaten bilerek aldığını ve kasadaki kızla alakasının olmadığını söylüyordu? Paketteki çöreklerden birine uzanıp büyükçe bir ısırık alarak gülüşümü gizlemeye çalışmıştım, beni böylesine tanımasından korkmam mı gerekiyordu?

Korkmuyordum, tam tersine artık yalnız olmadığımı bilmek bir şekilde içimi sıcaklıkla dolduruyordu. Dudaklarım biraz daha kıvrılırken yandaki kahveme uzanıp bir yudum aldığımda bununda tıpkı sevdiğim gibi vanilyalı olduğunu anlamıştım, bakışlarım yandan ona döndüğünde elindeki americano olduğunu tahmin ettiğim kahvesini içiyordu. Tam ona yakıştığı gibi sert kahve seviyordu demek ki.

“İster misin?” diyerek elimdeki çöreği gösterdiğimde bakışları beni bulmuştu.

“Olur.” dediğinde hızla paketteki diğer çöreğe uzanmıştım ki kırmızı ışıkta duran arabayla bileğimi yakalayan parmakları hızla ısırdığım çöreği dudaklarına götürüp büyükçe bir ısırık almıştı.

Bakışları beni bulurken ağzındakini yutmuştu ama benim gözlerim yavaşça dudağının kenarına sürülmüş çilek reçeline kaymıştı, aklımdan tek bir istek geçerken dudaklarım kıvrılmıştı. Her zaman dediğim gibi, en fazla ne olabilirdi ki?!

Elimdeki kahveyi kenara bırakıp elimi yanağına uzatarak baş parmağımla dudağının kenarındaki reçeli aldıktan sonra elimi geri çekip dudaklarıma götürdüğüm sırada kısılan gözleriyle sessizce beni izlemişti, ta ki arkadan gelen korna yığınına kadar. Hızla transtan çıkmış gibi önüne dönerek arabayı sürdüğünde kıvrılan dudaklarımla arkama yaslanmıştım. Her zaman o mu etkileyecekti?!

Aradan geçen bir sürenin ardından hem kahvem bitmişti hemde okula yaklaşmıştık ve anladığım kadarıyla son hız okulun önüne gidiyorduk. Herkesin görebildiği bir yerde onun arabasından inmem demek sadece daha çok dedikodu anlamına gelirdi ve buna hiç gerek yoktu.

“Ben biraz geri de insem iyi olur.” derken bakışlarım ona döndüğünde onun beni umursamadan karşıya baktığını görmüştüm. “Vidus, kime diyorum?” desemde hala cevap vermeden ilerliyordu. “İnatçının tekisin Vidus Arjin.” dememle bakışları hızla beni bulduğunda gözlerinde tuhaf bir bakış yakalamıştım, bir şey hoşuna gitmiş gibiydi ama ne?

“İnsan insana benzermiş derler.” diye sırıtarak önüne döndüğünde tek kaşım havalanmıştı, bana inatçı mı demişti o?!

“Ben miyim inatçı? Asıl sensin inatçı, inatçı keçinin tekisin hatta.” derken kollarımı göğsümde bağlayarak okulun önünde duran arabayla çevreye bakındım, bir de bana inatçı derdi!

“Aksini söylemedim ki.” diyen sesiyle ters bakışlarım ona döndüğünde sırıtarak bana baktığını görmüştüm, gamzesi yine ortaya çıkmıştı. Çokta güzel gülüyordu namussuz!

“İnsanı deli edersin.” diyerek gözlerimi devirdiğim sırada yüzüme uzanan elle bakışlarım tekrar ona dönmüştü, gözümün önüne gelen tutamı yavaşça okşayarak kulağımın arkasına bıraktığında kalbim yine göğsüme çarpmaya başlamıştı.

“Doğrudur.” diye mırıldanmasıyla ona ters bakışlarımı atıp önüme dönmüştüm.

“En azından benden biraz sonra gir okula.” derken yandan ona döndüğümde başını olumlu anlamda sallamıştı. “Derste görüşürüz.” diyerek hafifçe gülümsedikten sonra arkamdaki çantama uzandığımda eli bana engel olmuştu.

“Dersten sonra gelip alırsın, şimdi taşımakla uğraşma.” dediğinde başımı olumlu anlamda sakladıktan sonra arabadan inerek okula doğru adımlamaya başlamıştım.

Girişe kartımı gösterdikten sonra bahçeye doğru adımladığımda herkesin bana baktığını fark etmiştim, kaşlarım çatılırken neye baktıklarını görmek için omzumun üstünden arkama dönmüştüm ki aniden omuzlarıma atılan bir kolla zorla ilerlemeye başladığımda şok içinde yanımdaki bedene dönmüştüm. Yok, artık kesinlikle emindim. Bilerek yapıyordu!

“Hani sonra gelecektin, tüm okul bize bakıyor.” diye sinirle mırıldandığım sırada bakışları bana dönerken elindeki şeffaf camlı kemik gözlüğünü gözlerine geçirmişti.

“Sonra geldim işte.” demesiyle yaradandan sabır dilenmek için bakışlarımı gökyüzüne çevirmiştim, bu adam sabrımı sınıyordu.

“Bilerek yapıyorsun dimi?” derken ters bakışlarımı ona çevirdiğimde kıvrılan dudaklarıyla başını olumlu anlamda sallamıştı, hemen ardından kulağıma yaklaşan başıyla adımlarımız duraksamıştı.

“Ayrıca kimsenin laf etmeye götü yemez, merak etme.” diyen mırıltısının ardından geriye çekildiğinde ona aynı şekilde bakmaya devam etmiştim.

“Niye, padişah mısın sen?” dediğimde dudakları daha çok kıvrıldığında yanaklarındaki çukurlar adeta göz kırpıyorlardı.

“Sinirlenince çok tatlı oluyorsun.” derken aniden yanağıma bastırdığı dudaklarıyla hızla beni bırakıp ilerlemeye başladığında öylece şok içinde arkasından bakakalmıştım.

Ben sadece aynı arabadan indiğimiz için bile çıkacak dedikodulardan korkarken o bir de herkesin içinde beni öpüp kaçmıştı ve lanet olsun ki bu deliren kalbimin oldukça hoşuna gitmişti…

~~~~~~~~~~~

Çiçek Erden…

Elimdeki su şişemle spor salonundaki soyunma odasından çıkıp ilerlemeye başlamıştım, şu aralar sağlıklı yaşama kafayı takmış durumdaydım ve bu yüzden abimin spor salonlarından birine gelmiştim. Gerçi sadece salon değil, salonun içinde bulunduğu site tamamen ona aitti. Ailemin önceki halinden bile daha zengin olması beni hep şaşırtıyordu.

Koşu bandına doğru ilerlerken köşede gördüğüm bedenle dudaklarım kıvrılmıştı, yakışıklı korsan buradaydı. Bugün izin günüydü demek, kendisi abimin korumalarından biriydi. Gerçi araştırdığım kadarıyla koruması değil, daha çok arkadaşı gibi olduğunu görmüştüm. Kan kardeşi de denebilirdi.

Adı Ulvi Özalp’ti ve 34 yaşındaydı, öğrenebildiğim kadarıyla elektrik mühendisliği okumuştu ama uzunca bir süredir Elvin’in yakın korumalığını yapıyordu. Tabi Elvin’in bundan haberi yoktu, abimin gizli aşkının daha ne kadar süreceğini bilmiyordum. Ben onu tanıdığımdan beri aynı kişiyi uzaktan seviyordu ve bana söylemese de haklı bir sebepten ötürü buna mecbur kaldığına emindim.

Tekrardan korsana döndüğümde üstündeki siyah atletinde ve topuz yaptığı saçlarında bakışlarımı gezdirmiştim, dövmelerle süslü esmer teni parıldıyordu. Kuruyan boğazımı ıslatmak için derince yutkunarak yüzüme yerleştirdiğim tatlı bir gülümsemeyle ona doğru adımlamaya başladım, sesini hiçbir şeyi merak etmediğim kadar merak ediyordum. Abimin yanında kendisini sadece son zamanlarda birkaç kez görmüştüm ve genelde ona sorduğum tüm sorulara başını sallayarak cevap veriyordu, bu aşırı sinir bozucuydu.

Önünde duraksadığımda elindeki ağırlığı kaldırarak bakışlarını bana çevirmişti, kahve bakışı yüzümü tararken görmemiş gibi yaparak önüne döndüğünde elimdeki şişeyi başına geçirmek istesem de yüzümdeki tatlı gülümsemeyi silmemeye çalıştım.

“Selam.” dediğimde bakışları bana dönmemişti bile, duymamazlıktan gelerek elindeki ağırlığı kaldırmaya devam etmişti. “Seni burada ilk kez gördüm, izinli misin?” desemde hala aynı pozisyonda durmaya devam etmişti. Saçımı başımı yolmama gerçekten çok az kalmıştı!

Başımı yana eğerek baktığı yerde durduğumda oflayarak bakışlarını zoraki bir şekilde bana çevirmişti. Tek gözünde korsan bandı varken gözünün üst ve altındaki çizikler gözüküyordu, gözünün kendi halini de merak etmiştim. Ne kadar araştırdıysam ne olduğunu bulamamıştım, hiçbir hastane haberlerinde kaydı yoktu.

“Ne istiyorsun pamuk şeker?” diyen sesiyle kaşlarım havalanmıştı, beklediğimden bile güzeldi. Kalın bir sesi vardı ama aynı zamanda da boğuktu, içten gelen bir sesi vardı.

“Tanışmak.” diyerek gülümsediğimde derin bir nefes alarak gözlerini devirmişti.

“Beni rahat bırak.” derken bakışlarını çevirip ağırlığı kaldırmaya devam etmişti. Yerimden dikleşerek bende gözlerimi devirmiştim, her ne kadar kendisi çok ilgimi çekmiş olsa da bu triplerini çekecek değildim.

Tek kelime etmeden önünden ilerleyerek birkaç adım ötedeki koşu bandına çıkmıştım, kulaklığımı takarak makineyi çalıştırıp yürümeye başladım. Ne kadar da uyuzun tekiydi, konuşsa bir şeyi kesilecekti sanki! Sinirle koşu bandının ayarını yükselttiğim sırada kalçamda hissettiğim bir elle kaşlarım çatılırken yan tarafımdaki sırıtan adama döndüğümde duraksadığım için geriye savrulmuştum ki aniden belime sarılan iri bir kol beni sıkıca tutmuştu.

Bakışlarım belimden tutan adama döndüğünde ürkütücü bakışının az önce kalçamı elleyen adamda olduğunu görmüştüm, öldürecek gibi bakıyordu. Benimde bakışlarım diğer adama döndüğünde hala sırıtarak baktığını görmüştüm, gözleri tayt ve sporcu sütyeni giydiğim bedenimi süzüyordu. Vay şerefsiz!

“Arkamda dur.” diyen korsanım beni arkasına ittikten sonra ellerini benden çekip ileriye doğru bir adım atmıştı.

“Sen hayırdır birader, bayanın gönlü var belki. Ne karışıyorsun?” demesiyle midem bulanmıştı, iğrençti.

“Sağolun, maymun sevmiyorum.” dediğimde korsanımın bakışı omzunun üstünden bana dönerken dudaklarının hafifçe kırıldığını görmüştüm. “Gerçi böyle de maymunlara hakaret oldu.”

“Sen ne diyorsun kızım? Götünü ağzımızda sallarken böyle demi…” derken aniden boğazına sarılan bir elle sesi kesilmişti.

“Kadın istediğini yapar ve o istemediği sürece ona dokunamazsın.” diyen sert sesiyle elini sıkılaştırmış olacak ki adamın yüzü morarmaya başlamıştı. “Her gördüğüne bakamazsın.” derken yandaki elini yakaladığında adam can havliyle elinden kurtulmaya çalışmıştı ama hiç mümkün gözükmüyordu. “Sonra sikerler seni.” dediği sırada elini aksi yönde hızla büktüğünde adamın gözleri açılmıştı, elini kırmıştı.

Bakışlarım çevreye kayarken herkesin fısıldayarak bize baktığını görmüştüm, aslında umrumda değildi ama sırf bir salak yüzünden polislerle uğraşmasını istemiyordum. Hızla ileri atılıp kolundan tuttum.

“Ulvi polisi arayacaklar şimdi, bırak.” dememle bakışları bana dönmeden morarmış şerefsizi geriye iterek bırakmıştı.

“Şimdi siktir git, üyeliğinde iptal edildi. Bir daha seni burada görmeyeceğim.” diyen sert sesiyle adam inleyerek elini tutup adeta kaçmıştı.

“Rahat bırak beni diyordun en son.” dediğimde sert bakışı beni bulmuştu.

“Bırakmadın işte.” demesiyle benimde kaşlarım çatılmıştı.

“Ben ne yaptım be? Sen kalktın, daldın.” dememle bana doğru bir adım attığında dibime giren yüzüne bakmaya devam etmiştim, bu açıdan kesinlikle çok daha yakışıklıydı. Yakışıklı korsanım benim be!

“Rica ederim pamuk şeker.” diyen imalı sesiyle gözlerimi devirerek bakışlarımı çevirmiştim.

“Teşekkür ama gelmeseydin de ben ilgilenebilirdim.” dediğimde dudaklarında alaycı bir gülüş belirmişti.

“Merak ettim şimdi, nasıl ilgilenecektin? Çimdikler miydin?” dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı. Üzerimdeki sporcu sütyenimin ceplerinden birine elimi atarak içindeki küçük silahımın bir kısmını dışarı çıkardığımda bakışları elime dönmüştü.

“İstersen seni de bir çimdikleyeyim.” dediğimde havalanan kaşlarıyla tekrar bana dönmüştü.

“Şaşırttın.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken silahı tekrar yerine koymuştum.

“Severim.” derken omzundan hafifçe parmaklarımın ucuyla geriye itmiştim. “Şimdi bas geri, rahatsız ettiğim insanlarla ilgilenmiyorum.” dedikten sonra hızla yanından geçip çıkışa doğru ilerlemiştim.

Planlarıma göre şu anda aklına girmiş bulunmaktaydım ve istediğimde tam olarak buydu. Korsanımda garip olan bir şeyler vardı ve bu durum beni deli gibi kendine çekerken uzakta durmam imkansızdı…

~~~~~~~~~~

Vidus Arjin Karsoylar…

Bakışlarımı ekranda gezdirirken kıvrılan dudaklarımla onu izliyordum, üstünde hala benim gömleğim vardı. Çalışırken sıcakladığı için kazağını çıkarmış ve gömleğin eteklerini belinde bağlamıştı, bu haliyle bile çok güzeldi. Arkama yaslanarak kamera kaydını izlemeye devam ettiğim sırada kapı çalınmadan açıldığında içeri giren bedenle hafifçe girene baksamda umursamadan ekrana dönmüştüm, Ulvi gelmişti.

“Aşağıda her şey yolunda abi.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım, sabah ki salaklığından sonra okkalı bir yumruğumu yediği için yanağı hala kızarıktı. Her defasında bok var gibi basıp duruyordu!

“Buz koy.” dediğimde kendisini masanın önündeki koltuklardan birine bırakmıştı.

“Sıkıntı yok ya, hafif vurdun.” demesiyle sert bakışlarım ona döndüğünde sırıtmıştı. “Yalnız gelmesem uzak durmalıyım palavraları bok oluyordu usta, ne oldu? Dayanamadın mı?” dediğinde yan da elime ilk gelen şeyi ona fırlatmıştım. Kalemlikti.

“Ulvi, sikeceğim şimdi belanı.” dediğimde gülerek ellerini kaldırmıştı.

“Tamam, tamam. Sustum.” dediğinde sinirle önüme dönmüştüm, serçem bir kokteyl hazırlıyordu. “Gerçi yenge hocasına ilgi duyuyor, senlik bir durum yok.” demesiyle bu sefer sinirlenmek yerine sırıtmıştım.

“Senin çenen niye açıldı lan bugün? Hayırdır, aşık mı oldun?” diyerek ona döndüğümde gözleri irileşmişti, kesin bir şey vardı.

“Hiç konuyu çevirme abi.” dediğinde arkama yaslanarak tamamen ona dönmüştüm.

“Salonda olay çıkarmışsın bugün, bir elemanın elini kırmışsın.” dediğimde bakışlarını kaçırmıştı.

“Kardeşimize sulandı, ne yapsaydım?” demesiyle başımı hafifçe yana eğerek bakmayı sürdürmüştüm.

“Nilüfer benim kardeşim, senin değil. Hiç tanımadığın birine kardeşim diyemezsin.” dememle ters bakışları bana dönmüştü, sonunda ben dağıtmadan önce o gülen suratı düzelmişti.

“Kız benden nerdeyse on yaş küçük, başka ne diyeceğim?” dediğinde tek kaşım havalanmıştı.

“Yengen de benden sekiz yaş küçük, bahane sunma bana Ulvi.” derken masaya yaslanarak ona doğru yaklaştım. “İkimizde biliyoruz ki böyle bir şeye denk geldiğinde kendine sahip çıkıp eleman dışarı çıktıktan sonra gider sikersin, şimdi seni hemen dellendiren noldu?”

“Bir bok olduğu yok abi, abuk sabuk konuşma. Küçücük kız hakkında ne düşünebilirim?” dediğinde dudaklarım kıvrılırken bir an kendimi görmüştüm, bende Niran’ı ilk gördüğümde aynı şeyleri söylemiştim.

***

“İçerideki halin neydi?” diyen Arhan’la bakışlarım ona dönmüştü.

“Ne varmış halimde?” dediğimde omuzlarını silkmişti.

“Kıza yiyecek gibi bakıp durdun, bilmiyorum artık.” demesiyle gözlerimi devirmiştim.

“On sekiz yaşında, küçücük kız. Şarkı söyledi, dinledik işte. Abartma.” dememle bana inanmaz bakışlar atsa da sessiz kalıp önüne dönmüştü.

“Aşık olmak gibi bir saçmalık yapma da ne bok yersen ye.” diyerek arabaya bindiğinde bakışlarım bir an için ilerdeki kalabalığa dönmüştü, ürkek bakışları çevredeydi.

“Umarım yapmam.” diye mırıldanırken arkamı dönüp bende arabaya bindim.

***

Zihnimde yankılanan anıyla bakışlarım ekrana kaymıştı, onu ilk gördüğüm gün yaşanan konuşmaydı. Arhan olacak puştu severdim ama bazı davranışlarını unutamıyordum ve ne yazık ki ben affetmezdim. Aldığım derin bir nefesle tekrar arkama yaslandığımda serçemin bakışları hafifçe kameraya dönmüştü, izlediğimi biliyordu.

“Sen beni boşver de cevap ver, yengenin şu an hocasına ilgi duyduğunu biliyorsun değil mi?” diyen Ulvi’yle hafifçe gülmüştüm.

“İşte günün harika olayı tam olarak bu.” derken bakışlarım Ulvi’ye dönmüştü. “Beni buldu ve buna rağmen yanımda.” dememle Ulvi’nin kaşları çatılırken yerinde dikleşmişti.

“Nasıl yani, şu an yengenin her şeyden haberi var mı?” dediğinde omzumu silkmiştim.

“Bazı detaylar haricinde evet ama şöyle bir sorunumuz var.” derken tekrar ekrana dönmüştüm. “Bana bildiğini söylemiyor, sessiz kalıp beni izliyor.”

“Söylemediyse sen nerden biliyorsun?” dediğinde ters bakışlarım ona dönmüştü. “Ne abi? Haklıyım.”

“Sabah yanımdaki bedenini rüya sanıp ona serçe dedim ve o da uyuma taklidi yapmaya devam etti, yani her şeyi zaten biliyordu.” dediğimde Ulvi’nin de dudakları kıvrılmıştı.

“Siz beraber mi uyudunuz?” demesiyle gözlerimi devirerek önüme dönmüştüm, dedikoducu karılara benziyordu!

“Ulvi, siktir git.” dediğimde Ulvi gülerek ayaklanmıştı.

“Şimdi yenge her şeyi biliyor ama hala gizli misin?” dediğinde bakışlarım yandan onu bulmuştu.

“Evet, çünkü bulduğunu bildiğimi bilmiyor. Sende mal gibi gidip bizi patlatma.” dediğimde bana inanmaz bakışı atmıştı.

“Dedi gizlemeye çalıştığı halde kendini patlatan adam.” demesiyle yaslandığım yerden doğrulup elimi belimdeki silahıma attığımda koşar adımlarla odadan kaçmıştı.

Arkasından gülerek tekrar arkama yaslandığımda bakışlarım serçeme dönmüştü, demek ki bana oyun yapmaya karar vermişti. O zaman ona ayak uydurmak benim için bir zevkti…

~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonuuu!!!

Vidus’um neler yapıyorsun öyle?? Hepimiz ateş attık okurken!!!

Peki ya Ulvi’me ne demeli? Bir çocuk için deli olan yakışıklı korsan ;)

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce aslında her şeyi bile Vidus bundan sonra nasıl davranacak???

Sizce Ulvi pamuk şekerin tatlılığına karşı koyabilecek mi???

Ve son olarak sizceee diğer bölüm neler yaşanacak??? ;)

Heyecan ve çokça merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda TikTok’tan, İnstagram adresimden ve en önemlisi wp kanalımdan paylaşıyorum.

Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

7 yorum