İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 8 · 27 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 8

7. AŞKIN SARMAŞIKLARI

~Bölüm Şarkıları~

Redd~Nefes Bile Almadan

Neonı~Darkside

Yeni bölümden herkese merhabalar efenim!!!

Nasılsınız bakalım???

Umarım iyisinizdir ve benimde çokça iyi olmamı isterseniz lütfen BEĞENİ VE YORUMLARI unutmayın olur muuuu???

Bu bölüm beğeni hedefimiz 200 olsun bakalım…

“Sarmaşıklar gibi sardın kalbimi. Değiştirdin kanımı, koydun zehrini. Örümcek gibi ördün zihnimi, düşündükçe daha çok isterim seni…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~~~~~

Ölüm bu kadar kolaydı mıydı? Birkaç gün öncesine kadar karşınızda sapasağlam duran biri bir bakıyordunuz ki hayata gözlerini kapatmış, zihninizdeki anıları sadece bir resim karesinden ibaret olmuştu. Her insan yeryüzünde bir anlıktı, demek ki ölüm işte bu kadar kolaydı.

Kalbim korkuyla kasılırken zor bela kendimi koltuğa bırakmıştım, bir can ölmüştü. Bu hayattan göçüp giden bir ruh vardı ve ben bunun sebebi olmaktan ölesiye korkuyordum. Öylece haber kanalında dönen sahneleri izlerken elim üstümdeki kazağın yakasına gidip çekiştirmişti, sanki nefes almak birkaç saniye öncesine kadar çok daha zordu. O da ölürken böyle nefesi kesilmiş miydi acaba?

Ellerim hızla yüzüme kapanırken gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes aldım, benimle alakası olduğunu düşünmek istemiyordum. Bir cana daha sebep olduğumu bilmek istemiyordum, kahretsin ki sadece nefes almak istiyordum. Yaşamak, gülmek, ağlamak bile değil, sadece nefes almak istiyordum. Çok mu zordu bu hayatta sadece nefes almak? Öylece var olamaz mıydık? Kimsesiz ve yalnız başına nefes alarak…

Kulağımda hala haber kanalının sesi çınlarken bir elimi kenara uzatıp hızla kavradığım kumandayla televizyonu kapattım, duymak sadece kalbimdeki suçluluk hissini daha çok arttırıyordu. Zihnim yine günlerdir olduğu gibi çok sesliyken ellerim sertçe saç tutamlarımı kavradı.

***

‘Geri çekilmek için üç saniyen var.’

‘Yoksa bazı sahnelere şahit olmak zorunda kalırsın minik serçem.’

***

Mesajlar zihnimde çınlarken saçlarımı daha sıkı kavradım, sahiden o mu yapmıştı? Belki de sadece tesadüf olamaz mıydı? O esnada zihnimde çınlayan başka bir detayla karmakarışık duran yapboz parçalarından biri eşini bulmuştu. Bana attığı ilk mesajdan hemen öncesinde ona gülmüştüm, Emin’e…

***

‘O adama bir daha gülümsersen, onun bir daha gülemediğinden emin olurum.’

***

Saçlarımdaki elim korkuyla aralanan dudaklarımı bulduğunda gözlerimden birer damla yaş süzüldü. Ona bir daha gülersem açıkça öldüreceğini iddia etmişti ve ben geçen gün gülmüştüm, onun gördüğünü bile bile gülmüştüm. Ne kadar salaktım, o mesajda Emin’i kastettiğini bile anlamamıştım.

Telefonumun bildirim sesi tam o sırada salonda yankılandığında bakışlarım yavaşça telefona döndü, sanki mesaj atan eğer oysa bir anda telefondan çıkıp beni yakalayabilecekmiş gibi yüreğim korkuyla sıkıştığında öylece telefona bakmayı sürdürmüştüm. Ne kadar süre o şekilde telefona baktığımı bilmiyordum ama tekrar gelen bildirim sesiyle adeta yerimden sıçradığımda sanki telefon vebalıymış oturduğum yerde geriye doğru kaçmıştım.

Tekrar bakışlarımı önüme çevirdiğimde ellerimi sertçe başıma çarparak dirseklerimi dizlerime yaslayıp öne eğildim, ben ne yapacaktım bu korkuyla? Her an acaba o mu öldürdü ya da beni de öldürür mü korkusuyla nereye kadar yaşayacaktım? Bu lanet hayat ne zaman benimde varlığımı kabul edecekti?…

Yüzümden çekilen ellerim önüme düşerken aynı hızla birkaç damla daha yanaklarıma süzüldüğü sırada su ısıtıcısının sesi salonda yankılanmıştı ama şu an içimde ne yemek yeme isteği kalmıştı ne de herhangi bir şey yapma, sadece dümdüz oturup nefes almak istiyorum. Tıpkı asla başka bir işlevi olmayan bir bitki gibi, dümdüz ve çiçeksiz…

Üçüncü bir bildirim sesi daha duyulduğunda bu sefer sinirle doğrulup telefona uzanmıştım. Beni de mi öldürmek istiyordu? O zaman bunu yapabilirdi, çünkü ben lanet olası hayattan fazlasıyla yorulmuştum. Bedenimi mi almak istiyordu? Alabilirdi ve sonrasında bende boynuma doladığım bir iple lanet hayattan ayrılabilirdim. Nasıl olsa arkamdan ne bir üzülenim vardı ne de bir sevenim…

Bakışlarımı ekrana çevirirken derin bir nefes alıp gözlerimi sertçe elimin tersiyle sildim.

Resimlerimin adamı: Nasılsın? (10.40)

Resimlerimin adamı: Bunun cevabını gerçekten merak ediyorum. (10.41)

Resimlerimin adamı: Lütfen ağlama. (10.46)

Son mesajıyla gözlerim irileşirken ayağa nasıl kalktığımı bile anlamamıştım, çevremde dönerken gözlerim evimin salonunda farklı bir detay arıyordu ama yoktu. Beni nasıl görebiliyordu? Artık tüm bedenim korkudan kasılırken pencereme takılan bakışlarımla öylece duraksadım, perdem açıktı ve genelde evden çıkmadan önce hep açtığım camım kapanmıştı. Kolu bükülmemişti, rüzgarla da kapanmış olabilirdi. Lütfen tanrım, rüzgarla kapanmış olsundu…

Bakışlarım cama daha çok odaklandığında adımlarım ise yavaşça cama ilerlemişti, karşı binada hemen evimin karşısındaki dairede de bir adam camın önünde dikiliyordu. Kafasına kapattığı bir kapüşonluyla!

Gözlerim bir saniye olsun elindeki telefona bakan karşı komşumdan ayrılmazken boğazımdaki yumruyu yok etmek istercesine derince yutkundum, o esnada adamın başı hafifçe yukarı doğru hareket ettiğinde dudaklarının üstündeki maskeyle korkuyla geriye doğru birkaç adım attığımda dizimin arkası sertçe masaya çarpsa da umursamamıştım. Bu o muydu? Resimlerimin adamı hemen karşı dairemde miydi? Bunu anlamanın tek bir yolu vardı.

Telefonu tekrar görüş açıma kaldırarak hızla mesaj uygulamasından çıkıp numarayı aradım, bakışlarım tekrar adama döndüğünde başının yavaşça telefona eğildiğini görmemle elimdeki telefonu daha sıkı kavramıştım ki açılan aramanın sesi evde yankılanırken sakince telefonu kulağına götürüşünü izledim. Bu oydu, peşimde olan sapığın ta kendisiydi!

Yavaşça bende telefonu kulağıma yaslarken korkak adımlarla tekrardan cama yaklaştım, öylece camın ardındaki iri yansımasına bakarken gözlerim bir ipucu aramak istercesine onda gezinmişti ama yoktu. Teninin her yanı kapalıydı, tek anlayabildiğim iri cüssesiydi.

“Minik serçem.” diyen mekanik bir ses kulağıma dolduğunda sinirle gülmüştüm, tabiki de ses değiştirici kullanıyordu. Dibimdeyken salak gibi onu görme şansımı kaybettikten sonra tek bir telefonla kendini açık edecek değildi ya!

“Neden?” diye bir soru döküldü dudaklarımdan aniden. “Neden ben? Siktiğimin dünyasında başka kadın mı kalmamıştı? Neden ben?!” diye son cümle de bağırdığımda başı hafifçe yana eğildi.

“Bilmiyorum.” diyen mekanik sesle gözlerimi ondan bir saniye bile ayırmadım. “Bağır, kız ama ağlama.” dediğinde sanki gözyaşlarım ona inat daha hızlı akmaya başlamışlardı.

“Bana bir cevap vermek zorundasın.” derken sertçe gözlerimi sildim. “Bunca senedir aklımda olmanın hesabını vermek zorundasın!” dediğimde kulağımdaki nefes sesleri duraksamıştı. “Zihnimdeki o küçük çocuğun korkularını geri getirmenin cezasını çekmek zorundasın!” Tekrar gözlerim dolarken derin bir nefes aldım. “Artık konuşmak zorundasın.” diyen mırıltımla o da derin bir nefes almıştı.

“Bu zamana kadar kimseden af dilemedim ama sen affet beni.” demesiyle bir süre sessizce camın ardındaki yansımasını izledim, bir insan nasıl olurda kimseden özür dilemezdi? Ve böyle bir insan benden mi özür diliyordu? Sorularımı gidermesini isterken tek yaptığı ardında daha çok soru bırakmaktı.

“Şimdi sana soru soracağım ve sende dürüst bir şekilde cevaplayacaksın.” derken sözlerini duymazdan gelmiştim ama sorularımın cevaplarından ben bile korkuyordum.

“Tek bir şartla.” dediğinde sessiz kalarak onu dinlemeye devam ettim. “Sadece istediklerimi cevaplayacağım ve sende artık benden korkmayacaksın.”

“İki etti.” dememle mekanik ürkütücü bir gülümseme duyulmuştu, lanet ses onu daha da korkutucu gösteriyordu.

“O zaman iki şartla.” dediğinde derin bir nefes alıp saçlarımı çekiştirdim.

“Korkumu cevapların belirleyecek.” derken camın önündeki genişçe mermere oturup ona döndüm. “Neden bunca yıl sonra tekrar karşıma çıktın?” diyerek en basit sorudan başlamak istemiştim.

“Eğer elimde olsaydı hiç bırakmazdım Niran.” diyen sesiyle boştaki eli cama yaslanmıştı. “Sensiz yaşamaya çalışmak hayatımdaki her şeyden çok daha fazla acı verici.”

“Bir sapık gibi beni uzaktan izlediğinde de hayatında olmuş olmuyorum.” dediğimde derin bir nefes almıştı.

“Az kaldı minik serçem, bir gün sana tamamen sahip olacağım. Tıpkı senin bana sahip olduğun gibi.” dediğinde mekanik sese rağmen sözlerindeki umudu hissetmiştim.

“Ya istemezsem?” derken nefesimi tutup cevabını beklemiştim.

“İsteyeceksin, çünkü sende aslında ne kadar çok benzediğimizi anlayacaksın.” dediğinde istemsizce bakışlarım ilerdeki duvarın dibinde olan resimlerime dönmüştü, yüzlerce aynı resim sanki sözlerini doğrular gibi bana bakıyorlardı. Senelerdir onu resmetmek beni de takıntılı yapmaz mıydı?

“Beni nerelerde takip ediyorsun?” diyerek hızla konuyu dağıtıp tekrar ona döndüm. “Evim ve çevresi haricinde.”

“Baktığın her yerdeyim Niran.” demesiyle elimi tekrardan üstümdeki kazağın boynuna atıp çekiştirmiştim, çevremdeki oksijen git gide yok oluyordu.

“Bana şu isimle seslenip durma.” dediğimde bir süre sessizlik olsa da sonrasında yine o mekanik ses duyulmuştu.

“Niran, Niran’ım.” dediğinde gözlerimi devirmeden edememiştim, sapığında uyuzuna çatmıştık. “Sen bana özel tasarlanmış bir cehennemsin Niran, öldürürken yaşatıyorsun.”

Dilimdeki tüm sözler öylece kalakalırken sadece ona bakmıştım, sözleri neden bu kadar kalptendi? Daha da önemlisi nasıl olurda bir yabancının sözleri bu denli kalbime dokunmayı becerebilirdi?

“Sanki bir kalbin varmış gibi konuşuyorsun.” derken zihnimde tekrardan haberler yankılanmaya başlamıştı, ortada bir ölü vardı. Katil olan birinin ne kadar kalbi olabilirdi ki?

“Sen varsan, o da var.” dediğinde bu sefer sesi kısılmıştı, üzülmüş müydü?

“Madem senden korkmamamı ve seni tanımamı istiyorsun, o zaman cevap ver.” derken oturduğum mermerden kalkarak ayaklandığımda asıl sormak istediğim soruyla dudaklarım kurumuştu. “Onu sen mi öldürdün?”

Sorum aramızda çınladığında bir süre sadece nefes seslerini duymuştum. Cevabını beklerken kalbim sertçe göğsüme çarpıyordu, neden bir yanım hayır demesini istiyordu?

“Bunu neden üst komşuna sormuyorsun?” demesiyle kaşlarım çatılırken geriye doğru birkaç adım atarak arkasını dönmesiyle elim korkuyla cama yaslanmıştı, şu an gidemezdi. Daha çoğu sorum beynimi meşgul ederken biraz daha durmalıydı.

“Dur, daha sorularım bitmedi.” desemde odadan çıkmıştı.

“Bugünlük yeter ve artık cevap almak istiyorsan sende cevaplar vermelisin.” dediğinde kaşlarım derinden çatılmıştı, o da mı bana soru soracaktı?

“Hakkımda her şeyi bildiğini düşünmüştüm.” dediğimde bir süre sessizleşmişti.

“Hakkındakileri değil zihnindekileri istiyorum Niran.” demesiyle öylece boş odasına bakakalmıştım. “Şimdi kapıyı açsan iyi olur, senin pembe kafa geldi.” dediği sırada zil sesi evi doldurduğunda bir an yerimden sıçramıştım.

Kapıya doğru hızla adımlayıp delikten baktığımda gerçekten Çiçek’in geldiğini görmüştüm, ya evime ve apartmanın her yerine kamera takmıştı yada az önce camdan binama giren Çiçek’i görmüştü. Artık iki ihtimalde hiç uzak gelmiyordu gözüme.

“Size iyi eğlenceler.” diyen kulağımdaki mekanik sesle kapıyı araladığım sırada benim cevap vermemi beklemeden telefon hızla kapanmıştı, karşımda sırıtan Çiçek’e bakarken verdiğim derin bir nefesle telefonu indirip geriye çekildim.

“Sen geç, ben hemen geleceğim.” diyerek içeri giren Çiçek’le hızla yukarı çıkan merdivenlere yöneldiğimde ardımdaki sesini işitmiştim.

“Kız nereye şimdi?” dediğinde onu duymazlıktan gelerek üst katın kapısının önünde durduğumda derince yutkunup kapıyı çaldım. Takıntılı bir sapığın sözüne inanıp gelmem ne kadar doğruydu bilmiyordum ama artık bir yerden cevaplara ulaşmak istiyordum.

Duyulan adım seslerinin ardından kapı açıldığında karşımda gördüğüm dizilerden fırlamış gibi hemşireyle tek kaşım havalanmıştı, bildiğim kadarıyla teyzenin böyle bir akrabası yoktu. Bakışlarım istemsizce kızı süzerken onunda beni süzdüğünü fark etmiştim ama umursamadan devam ettim, kızın üzerinde mini bir elbise ve elbiseyle aynı boyda bir önlük vardı. Hangi pembe dizinin içine ışınlanmıştım ben?!

“Buyrun, kime bakmak siz?” diyen kızla bu sefer kaşlarım havalanmıştı, tabiki de Türk değildi. Artık daha çok pembe dizilere benziyorduk, birazdan da ben çıkıp bu kızı zengin kocamdan kıskanacaktım.

“Kimmiş gelen Jane?” diyen arkadaki tanıdık sesle hızla kendime gelerek hafifçe öksürmüştüm, kafam iyice allak bullak olmuştu.

“Benim teyze, Elvin.” diyerek içeriye bağırdığımda Jane bana başıyla selam verip geriye çekilmişti, bu hareketine kaşlarım daha çok çatılırken gözlerimi kızdan ayırmadan içeriye doğru bir adım attım. Bu beni nerden tanıyordu şimdi?

“Ah! Elvin’ciğim, gel canım.” diyen teyzeyle kızdaki şüpheli bakışlarımı alarak içerideki odaya doğru adımlamıştım.

Başımı yavaşça kapıdan içeri doğru uzattığımda teyzeyi şu aralar hiç görmediğim kadar dinç ve güler yüzlü görmüştüm, en son ben ilk evi kiraladığımda böyleydi. Eliyle beni çağırdığında herhangi bir felçlik durumunun da olmadığını görmüştüm, o zaman niye torunu rahatsız olduğunu söylemişti ki?

“Bende tam seni çağırmak istiyordum, kalp kalbe karşıymış demek ki.” dediğinde hafifçe tebessüm ederek yanına doğru adımladığımda hemen yatağın karşısındaki televizyondan gelen sesi fark etmiştim, haberler açıktı.

“Siz niye beni çağırmak istemiştiniz?” dediğimde gülümseyerek yana kayıp elini yavaşça yanına vurduğunda gidip oturmuştum.

“Sanırım senin gelme sebebinle aynı durumdan.” demesiyle kaşlarım hafifçe çatılsa da yutkunarak gözlerimi kaçırmadan edemedim.

“Başınız sağolsun.” diye mırıldandığımda gülmesiyle şok içinde teyzeye dönmüştüm, acaba bir tür sinir krizi mi geçiriyordu? Yoksa torununu daha yeni kaybetmişken bu hali pek normal değildi.

“Başımı bilmem ama onun ölümüyle bedenimin sağ olduğu kesin.” dediğinde anlamayarak ona bakmayı sürdürmüştüm. “Borcu olduğu bir tefeci almış canını, kim olduğunu bilsem gidip elini öpeceğim.” derken bakışları beni bulduğunda elini elimin üstüne koymuştu. “Şimdi diyeceksin bu kadın delirdi mi diye, asıl şimdi aklım başımda kızım.”

Onu öldürenin tefeci olduğunu söylemişti, bu da resimlerimdeki adamın masum olduğunu mu gösterirdi? Nedensizce bir tefeci olduğunu düşünmüyordum, umarım beni yanıltmazdı.

“Neden peki?” dediğimde eli elimi daha sıkı kavramıştı.

“Beni öldürmeye çalışıyordu, mirasıma konabilmek için.” dediğinde bir an için tüylerim ürpermişti, insanlar nasılda hayatlarında olan ve onları koşulsuz sevebilecek insanları umursamıyorlardı. “İlaçlar vererek hareket etmemi engelledi ve ölmem için beklerken şükürler olsun ki o geldi.” derken adeta gözleri parıldamıştı. “Bana bu kısacık hayatımı geri verdi.”

“Kim geldi?” diye mırıldandığımda dudakları kıvrılmıştı.

“Ev sahibin.” demesiyle gözlerim irice açıldı.

“Bir saniye, ev sahibim siz değil miydiniz?” diyerek şok içinde sorduğum soruyla teyze başını olumsuz anlamda sallayarak gülümsemişti.

“Sen taşındıktan birkaç gün sonra orayı bir delikanlı satın aldı ve sana da hiçbir şey söylemememi istedi, sebebini anladığımda bende sesimi çıkarmadım.” dediğinde kalbim şiddetle göğsüme çarpmaya başlamıştı, ev sahibim tahmin ettiğim kişi miydi?

“Sebebi neydi?” diye sorduğumda elimi tekrardan hafifçe sıkmıştı.

“Sevda be güzel kızım, o adam kalbinin tamamına seni yerleştirmiş.” demesiyle bakışlarımı kaçırmadam edememiştim. “Ve yıllar sevdasından hiçbir şey götürememiş.” derken elimi okşadığında bakışlarım tekrar gözlerine dönmüştü. “Böylesi bu devirde zor bulunur, sıkı tut bu delikanlıyı elinde.”

“Seni nasıl kurtardı peki?” diyerek hızla konuyu değiştirdiğimde tekrar gülmüştü.

“Buraya kesin dönüş yaptığını bildirmek için yanıma geldiğinde o üvey kanı bozuğu elinde ilaçlarla görüyor, biraz hırpaladığında kanı bozuk korkup kaçıyor. Sonra da işte bir orman yolunda tefecilere yakalanıyor, Allah’ın sopası yok işte.” dediğinde parçaları zihnimde oturtmaya çalışmıştım.

Resimlerimin adamı, yani maskeli adam benim ev sahibim olduğu için teyzeyle tanışıyordu ve olay olduğu sırada ise normal konuşmak için geldiğinde Emin’in nasıl bir şerefsiz olduğunu görüp teyzeyi kurtarıyordu. Her şey biliniyor olsa da sanki hala kafamda oturmayan bir şeyler vardı ama emin olamıyordum.

“Sonrasında da bana içerideki yardımcıyı tuttu, anlayacağın hayatımı kurtardı.” diyerek gülümsediğinde bakışlarımı kaçırmıştım. “Oldukça da yakışıklı bir delikanlı, seneler ona yaramış.” demesiyle gözlerim hızla ona dönmüştü.

“Siz yüzünü gördünüz mü?” dediğimde başını olumlu anlamda salladığında bakışlarım hızla çevrede gezinirken bir defter ve bir kalem aramıştım, belki bir robot resmini çizersem…

“Bekle kızım, eğer delikanlı şimdi çıkmak istemiyorsa karşına vardır bir bildiği.” dediğinde omuzlarım düşerken içimdeki heyecan balon gibi sönmüştü, belli ki teyze de söylemeyecekti. “Bu ihtiyara ne kadar inanırsın bilmem ama o adamın pamuk gibi bir kalbi ve o kalbin içinde de sakladığı bir sen varsın, bunu görmek için alim olmak gerekmez.”

“Ben ne yapacağımı bilmiyorum teyze, aniden her yanımı sarmaya başladı. Kafamı nereye çevirsem işin içinde o çıkıyor ve bu beni artık korkutuyor, her an beni izleyen bir sapık gibi davranıyor.” dediğimde dudaklarındaki gülümsemeyle beni izlemişti.

“Gizlice yaklaşmasını tasvip etmiyorum ama onun gibi güçlü kuvvetli, hemde o kadar yakışıklı bir delikanlının eminim ki gizlemesi gereken bir olayı olmasa bu kadar zahmetin içine girmezdi.” derken elimin üzerinden çektiği elini yavaşça kalbime yaslamıştı. “O sadece seni değil, burayı istiyor kızım. O yüzden bütün bu tantana.” demesiyle zihnimde az önceki mekanik ses tekrar can bulmuştu.

**

“Az kaldı minik serçem, bir gün sana tamamen sahip olacağım.Tıpkı senin bana sahip olduğun gibi.”

**

Tıpkı senin bana sahip olduğun gibi demişti, kalbini mi kastetmişti? Başım deli gibi ağrımaya başlarken derin bir nefes alıp ayaklandım, belli ki artık ondan kaçış yoktu. O zaman bende istediği gibi onu bulurdum, bakalım kimdi bu resimlerimin adamı?

“Ben artık gitsem iyi olacak teyze, ara ara gelirim yine yanına.” dediğimde gülümseyerek başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Sonraki gelişin delikanlıyla olursa sevinirim.” dediğinde bende gülmüştüm.

“İki ipucu vermiyorsun ki bulalım şu deliyi.” dediğimde dudaklarına hayali bir fermuar çekmişti. “Anlaşılan laf alamayacağız senden, hadi kaçtım ben.” diyerek arkamı dönüp odanın kapısına yaklaşmıştım ki duyduğum sesle hızla duraksadım.

“Kalbinde bir sarmaşık, ucunda da bir serçe var.” demesiyle omzumun üstünden bakışlarım onu bulduğunda tekrar gülmüştüm, felsefe yaparak konuşmayı çok seviyordu ama bu onu bulmam için ne yazık ki yardım etmiyordu.

Başımı eğerek son kez selam verip önce odadan ardındanda evden çıkıp hızla aşağıya inmiştim, pembe dizi hizmetçisi ortada gözükmüyordu. Kapıyı tıklattığım an açıldığında hızla eve girerek odama yönelmiştim ki Çiçek’te peşime takılmıştı.

“Elvin neler oluyor Allah aşkına ya? Çatladım burada.” diyen Çiçek’e dönmeden hızla dolabımı açıp içinden birkaç bir şey çıkarmıştım, kırmızı bir kazak ve siyah pantolon.

“Evde daraldım iyice, dışarda konuşalım.” derken tam üstümü çıkaracakken bakışlarım istemsizce çevremde gezinmişti, eve girip girmediğini sormamıştım. Ya ruh hastası gibi her yere kamera döşediyse?

“Tamam, bana uyar.” diye sevinçle konuşan Çiçek beni tekrar hayata döndürdüğünde içimde olan iç çamaşırlarıma güvenerek üzerimi hızlıca çıkartıp kıyafetlerimi giydim. “Uu! Siyah yakışmış, çok seksi.” diyen Çiçek’e ters bakışlarımı yollayarak çoraplarımı giymiştim, siyah derken iç çamaşırlarımı kastetmişti.

“Üzgünüm canım, sapık kontenjanımız dolu.” derken bakışlarımı aynaya çevirdiğimde kıvırcık tutamların varlığı o an zihnimde çınlamıştı, sabahtan beri açık olduklarını bile fark etmemiştim.

“O ne demek?” diyen Çiçek’le hafifçe gülmüştüm.

“Sonra anlatırım.” derken hızlıca saçımı topuz yapıp yüzüme de biraz renk verdikten sonra üstüme siyah kabanımı geçirerek çantamı alıp evin çıkışına yönelmiştim.

Çizmelerimi hızlıca giydikten sonra Çiçek’te pembe montunu giydiğinde dışarı çıkmak için hazırdık, evden ayrılırken kapıyı kilitlemeyi de unutmayarak dışarı çıkmıştık. Evin ilerisinde olan ve geçen Çiçek’le Kuzey’in oturduğu kafeye yöneldiğimizde ikimizde sessizdik. Kısa bir sürenin ardından vardığımız kafeyle bir masaya yerleşip içecek bir şeyler sipariş ettik.

“Ee, bulabildin mi sana dediğim isimle ilgili bir şey?” diyerek hızla konuya girdiğimde Çiçek bilgisayarını masaya yerleştirerek bana döndü.

“Bu adam pek tekin değil sanki.” diyen Çiçek’le bakışlarım yüzünü bulmuştu. Fuşya aşkına! Ortada neler döndüğünü bilmiyordum ama hayatı saçları gibi toz pembe gören Çiçek bile bu kanıya vardıysa durum hiçte içler açıcı gözükmüyordu.

“Niye ki?” dedim meraklı bir sesle.

“Bu adam bir süre İtalya'da bir yetimhanede kalmış Elvin ve birkaç ayın sonunda yetimhane de büyük bir yangın çıkmış. 200’e yakın çocuk ve çalışan ölmüş.” dediğinde kaşlarım yavaşça çatılmıştı, Vidus hocayla bu söylediklerinin ne alakası vardı? Ayrıca o da mı yetimhane de büyümüştü? Tıpkı benim gibi…

“Yani?” dedim sinirli bir tonda, yavaş yavaş öfkelenmeye başlıyordum.

“O yangından bir tek o adam kurtulmuş Elvin, polislerin hepsi ondan şüphelenmiş ama mucizevi bir şekilde ondan da sıyrılmış.” derken gözleri sadece gözlerime odaklanmıştı, sözleriyle nefes almayı bile keserek dinlemeye devam ettim. “Sonrası içinse üniversite bilgileri dışında hayatında ne olduğu hiçbir yerde yazmıyor, bu bir tesadüf olabilir mi?” demesiyle derince yutkunmam gerekmişti.

“Belki de biraz abartıyorsundur, sonuçta hangimizin tüm hayatı internette var ki?” diyerek arkama yaslandığımda bakışları bilgisayar ekranına düşmüştü.

“Keşke abartıyor olsam Elvin.” demesiyle bedenim istemsizce gerilmişti, niye şimdi sanki bir şeyler biliyormuş gibi davranmıştı ki? Yoksa gerçekten biliyor muydu? “Yani gördüğüm haberler çok ürkütücüydü, baksana.” derken bilgisayarı bana çevirdiğinde ona odaklı şüpheli bakışlarımı ekrana çevirdim.

Yanmış yetimhanenin görüntüleri dönerken altında yazan isimlere bakmadan ekranı hızla kaydırıp metnin olduğu yere gelmiştim. Bakışlarımı kelimelerde hızlıca gezdirdiğimde Vidus’un yanındaki başka bir çocukla birlikte koca yangından kurtulduğu ve işin içinde kesinlikle başka güçlerin olduğu yazılmıştı.

“Bu olay olduğunda daha 11 yaşındaymış Çiçek, o yaştaki bir çocuk nerden bilir insan öldürmeyi?” diyerek bilgisayarı tekrar Çiçek’e doğru ittim. “Yalan haberdir.”

“Bende aslında ondan biraz şüphelendim, çünkü bu site harici başka bir yerde yazmıyor.” dediğinde bakışlarım mavi gözlerini bulurken tek kaşım havalanmıştı. “Ama başka bilgilerim de var.” diyerek hızla bilgisayarda bir şeyler yaptıktan sonra yine ekranı bana çevirdi. “Sanat tarihinden önce gemi mühendisliği okumuş.”

Bakışlarım ekranda gezinirken üstündeki cübbesiyle verdiği mezuniyet pozunu izledim bir süre, burada oldukça genç duruyordu. Bedeni çok daha zayıftı ama bakışlarında değişen hiçbir şey olmamıştı, hala çok sert bakıyordu. Demek gemi mühendisiydi, bu da evindeki maket sevdasını açıklıyordu. Adam resmen gemilere aşıktı.

“Sen niye bu adamı araştırmamı istedin ki?” dediğinde derin bir nefes alarak arkama yaslandım.

“Kendisi benim öğretmenim ama biraz tuhaf biri.” diye mırıldanırken yaşadığımız her şey gözümün önünde dönmeye başlamıştı. Yakınlaşması, sözleri, sert bakışları ve dokunmamak için kendini tutmaya çalışması…

“Sen insanları umursamazsın ki.” demesiyle bakışlarımı tekrardan gözlerine çevirdim.

“Bir hocan sana gelip bana güvenme deseydi ne düşünürdün?” dediğimde dudakları kıvrılırken kollarını masaya yaslayıp bana doğru eğilmişti.

“Bana asıldığını düşünürdüm.” dediğinde kaşlarım yavaşça çatıldı. “Ah! Hadi ama Elvin, bunu anlamamış olamazsın. Hayatımda birinin olup olmadığını da sordu de tam olsun.” demesiyle sessiz kaldığımda kahkaha atarak arkasına yaslanmıştı.

Tamam, Vidus hocanın bana yürüdüğü su götürmez bir gerçekti ama ne ara benden etkilenmişti ki? Daha tanışalı bir hafta olmamıştı.

“Bu adam basbayağı senden etkilenmiş Elvin, yakın davranmasının sebebi bu.” dediğinde gözlerim yavaşça kısılırken ona bakmaya devam ettim. “Hem daha 36 yaşındaymış, bir düşün istersen.” diye sırıttığında bende ona yaklaşmıştım.

“Yakın davrandığını söylemedim ki.” dememle gözleri gözlerimle buluşurken tekrar hafifçe gülmüştü.

“Buz gibi dursaydı sen bu kadar rahatsız olmazdın, bunu kör Nazife bile anlar.” dediğinde derin bir nefes alarak bakışlarımı kafenin içine çevirmiştim, o esnada gelen kahvelerimizle bir süre sessizce oturmuştuk. Vanilyalı bir latte şu an bana her şeyden daha iyi gelecekti.

O esnada telefonuma gelen bildirim sesiyle elimi cebime atarak telefonu çıkartıp ekranına baktığımda kaşlarım daha çok çatılmıştı.

Resimlerimin adamı: Kahvenin yine vanilyalı olduğuna eminim. (12.03)

Başımı hızla telefondan kaldırıp çevreme bakındığımda kafedeki herkeste gözlerimi gezdirmiştim ama şüpheli kimse gözükmüyordu, yüzü gizlenmiş hiçkimse de yoktu. İkinci bir bildirimle elimdeki telefon tekrar titrediğinde bakışlarım hızla ekrana döndü.

Resimlerimin adamı: İçeride değilim. (12.04)

Başım hızla yan tarafımdaki cama döndüğünde gözlerim boş yolda duran tek arabaya takılmıştı, camları filmli ve büyük bir arabaydı.

“Elvin ne oluyor?” diyen Çiçek’le bakışlarım ona döndüğünde korkuyla beni izlediğini görmüştüm.

“Ne olmuyor ki?” derken dudaklarımdan sinirli bir gülüş dökülmüştü ki o an bir şeyi fark etmiştim, içimde korku yerine sadece sinir vardı. Ondan korkmamıştım.

“Bana güvenmediğini biliyorum ama istediğin her an seni dinlerim, bunu unutma lütfen.” diyerek uzanıp masanın üstündeki elimi tuttuğunda önce eline sonra da ona bakmıştım, onunla ilgili aklımı kurcalayan şeyler vardı ama emin olamıyordum. Kahretsin ki kafam o kadar karışıktı ki hiçbir şeyi düşünemiyordum.

“Kimsin sen Çiçek?” diye bir soru hızlıca dudaklarımdan döküldüğünde kaçamak bakışlarının bilgisayara kaydığını gördüğümde hızla uzanıp ekranı kapattım.

“Öylesine biriyim.” derken düşen omuzlarıyla bakışlarını kaçırmıştı. “Ailesinin isim vermek için bile umursamadığı öylesine biriyim işte.” demesiyle gözlerindeki hüznü görmüştüm, o da mı yaralı bir çocuktu? “Zengin bir ailenin asla umurlarında olmayan o prensesim, öyleki ismimi bile babamın doğduğumda beni görmeye gelmek yerine yolladığı çiçeklerden alan biriyim.” dediğinde ağzımda oluşan acı tadı yok etmek için kahvemden bir yudum almıştım.

Babası onu görmek yerine çiçek yolladığı için mi adı Çiçek olmuştu? Sanki her şeyin suçlusu oymuş gibi ömrü boyunca başına kakmak için bu ismi vermişlerdi, aynı benim ismim gibi…

**

“Niran, Niran’ım…”

**

Zihnimde çınlayan sesle sıkıca gözlerimi kapatıp açmıştım, kafamı bu kadar kendisiyle doldurmasına izin veremezdim. Sanki tüm hayatım ondan ibaretmiş gibi bu denli aklımla oynayamazdı!

“Sonra bende baktım ki çevresi çok kalabalık olan yalnız bir prensesim, tamamen prenses oldum.” derken elleriyle kendisini göstermişti. “Ben buyum işte, ailesinin bile görmediği bir prenses.”

“En azından varlar.” diye mırıldandığımda dudaklarından sinirli bir gülüş dökülmüştü.

“Benim ailem sadece banka hesabımdaki paradan ibaret Elvin, onun dışında başka hiçkimse yok.” derken söylediği filtre kahvesinden bir yudum almıştı. “En son annem sevgilisiyle Kanada’daydı, babam ise diğer kadından olan çocuklarıyla gününü gün ediyordu. Bu arada yanlış anlaşılmasın, annemle babam hala evliler.”

Sözleriyle her ne kadar şaşırsam da yüzüme ulaşmasını engellemiştim, sessizce onu izlerken neden bir arkadaşı bu kadar çok istediğini tekrar anlamıştım. Çünkü o da yalnızdı ve bundan ölesiyle korkuyordu ama tek sebep sahiden bu muydu? Neden hala onda beni huzursuz eden bir şeyler vardı? Şu anlık bunu umursamamaya karar vererek kahvemden bir yudum daha aldım.

“Üzüldüm.” dediğimde hafifçe gülmüştü.

“Boşver, insan zamanla alışıyor.” derken arkasına yaslanmıştı. “Şimdi sıra sende, sen kimsin Elvin?”

“Yetimhane de büyüyen biriyim sadece, pek bir şey yok.” dememle gülüşü büyürken tekrar öne eğilmişti.

“Yani ikimizde aynıyız, işte ben buna kader derim.” dediğinde bende hafifçe gülmüştüm.

“Belki de.” diye mırıldanırken bakışlarım hala aynı yerde duran arabaya kaymıştı. Gözlerimi tekrar telefona çevirdiğimde hızla ekranı açarak parmaklarımın harfler üzerinde gezinmesine izin vermiştim.

Elvin: Hakkımdaki her şeyi biliyorsun değil mi? (12.15)

Mesajı atar atmaz görüldü olduktan sonra hızla yazmaya başlamıştı.

Resimlerimin adamı: Kısmen… (12.15)

Elvin: Korkmamı istemiyorsun ama bu şekilde beni izlemelerin sadece bunu sağlıyor. (12.16)

Resimlerimin adamı: Sadece seni koruyorum. (12.16)

Elvin: Kendinden mi? (12.16)

Bir süre mesaj görüldü de kaldığında bakışlarım Çiçek’e dönmüştü, o da telefonuyla uğraşıyordu.

“Kuzey rahatsızlanmış, işe biraz geç gelecekmiş.” derken bakışları bana dönen Çiçek’le başımı olumlu anlamda sakladığım sırada titreyen telefonumla gözlerimi tekrardan ekrana çevirdim.

Resimlerimin adamı: Öyle de denebilir. :) (12.17)

Resimlerimin adamı: Ama daha çok diğer etkenlerden, belayı üstüne çekmek gibi bir özelliğin var. (12.18)

Sözlerinle gözlerimi devirmeden edememiştim, gerçi haklı sayılırdı. Ne okulda yürüyen hocası biterdi ne de sapık takipçisi, sanırım gerçekten belayı çekiyordum.

Elvin: Sende kendini korumam mı ilan ettin yani? (12.18)

Resimlerimin adamı: Evet. (12.18)

Elvin: Ya gerçekten bir şeyi merak ediyorum (12.19)

Elvin: Senin hiç işin gücün yok mu??? (12.19)

Resimlerimin adamı: En önemli işim sensin. (12.19)

Resimlerimin adamı: Ama illa gitmem gerekirse korkma, yerime başka bir koruma bırakıyorum. (12.19)

Kaşlarım çatılırken gözlerimi tekrar devirmeden edememiştim, sanki sorunumuz benim korunmaya muhtaç olmammış gibi konuşması yok muydu bir de?! Tam o esnada Çiçek’in telefonu çaldığında bakışlarımın ona dönmesiyle ekranı çevirip bana göstermişti, arayan Kuzey’di. O sırada telefonuma tekrar bir bildirim geldiğinde dünkü aklımı kurcalayan saçma düşünceyi hatırlamıştım.

Kuzey’in olacabileceğini düşünmüştüm bir an için ama şu an dibine kadar saçma gözüküyordu, korku evinde adam hemen karşımdayken Kuzey’in dışarıdan sesi geliyordu. Ayrıca Kuzey onun kadar iri değildi, artık yaşadığım saçmalıklardan beynim bile yavaş yavaş ölmeye başlamıştı. Aptalın teki olma yolunda emin adımlarla ilerliyordum.

“İyi misin Kuzey?” diyen Çiçek’le bakışlarım ona kaymıştı. “Üşüyorsan ateşin vardır, soğuk bir duş al istersen.” dedikten sonra karşı tarafı dinlemişti. “Tamam, ben haber ederim patrona. Sana bir şey lazım mı? İlaç falan alıp getirebilirim.” dediğinde karşı taraf her ne söylediyse yüzünde hüzünlü bir ifade oluşmuştu, bu kız gerçekten çok saf duruyordu. “Tamam mavi boncuk, ben sana şimdi birkaç ilaç alıp geliyorum. Evin konumunu at.”

“Ne oluyor?” dediğimde kapanan telefonuyla bakışları beni bulurken hızla kahvesinden bir yudum alıp ayaklanmıştı.

“Kuzey kötü hasta olmuş, ona hemen ilaç götürüp bara geleceğim. Sen hafta sonu çalışıyordun değil mi?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım, bu iki gün vardiya bendeydi. Part time çalıştığım için belirli günler kalıyordum ama Kuzey ful olduğu için her gün geliyordu, tek olmak beni biraz zorlayacaktı ama yapacak bir şey yoktu.

“Geçmiş olsun dileklerimi ilet.” dediğimde gülerek başını sallayıp ayaklandığında aniden dudaklarını yanağıma bastırmasıyla kaşlarım çatılmıştı, bu kadar yakınlık sevmiyordum.

“İyi ki seni tanımışım be.” diye gülerken geriye çekilip önce kasaya uğradıktan sonra kafeden çıkmıştı.

Bakışlarım gözden kaybolana kadar onu izlediğinde nedensizce bir an o arabaya bineceğini düşünmüştüm ama onun yerine ilerleyerek yoldan geçen bir taksiye bindi. Aldığım derin bir nefesle başımı olumsuz anlamda sallamıştım, gerçekten iyice paranoyak olmaya başlıyordum. Bakışlarım tekrar telefona döndüğü sırada tekrar bir bildirim düşmüştü.

Resimlerimin adamı: Tek kaldın. (12.24)

Gözlerim kısılırken telefonun üstünden tekrar cama döndüğümde aynı şekilde durduğunu görmüştüm, hala arabanın içinde olmalıydı. Aldığım derin bir nefesle önüme dönerek garsona el yaptığımda adam yavaşça yanıma geldi.

“Hesabınız az önceki hanımefendi tarafından ödendi, başka bir arzunuz var mıydı?” dediğinde sinirle nefesimi bırakarak çantama uzandım.

“Hayır, teşekkürler.” diyerek ayaklandığımda adam gülümseyerek yanımdan uzaklaşmıştı. Elimdeki telefonumla kafeden çıktığımda bakışlarım sadece arabadaydı, şimdi gidip onun kim olduğunu öğrenebilirdim ama bunun ne kadar tehlikeli olabileceğini bilmiyordum. Bakışlarım tekrar telefonuma döndüğünde klavyeyi açmıştım.

Elvin: Şimdi de kafeden çıktım. (12.27)

Elvin: Belki adamının sana iletirken gözünden kaçmıştır. (12.27)

Resimlerimin adamı: Bugün işim yok. (12.27)

Almak istediğim cevapla dudaklarım hafifçe kıvrılırken bakışlarım yine arabaya döndüğünde çalışma başlayan arabanın gür sesi sokağı doldurmuştu, tabiki de kaçacaktı.

Elvin: Korkan kim acaba??? (12.28)

Resimlerimin adamı: Sadece zamanı değil. (12.28)

Elvin: Benden seni bulmamı istedin ve zaman umrumda değil. (12.28)

Hızla arabaya doğru attığım birkaç adımla çalışan araba önümden hızlıca geçtiğinde tek kaşım havalanırken öylece arkasından bakmıştım, demek ki bu ürkütücü sapığında bir yakalanma korkusu vardı. Belki de bu iş sandığımdan daha keyifli olabilirdi, özellikle de zarar veren birisi olmadığını anladığımda…

O esnada titreyen telefonumla bakışlarım tekrar ekrana düştü.

Resimlerimin adamı: O zaman elini çabuk tutmalısın mia bella ;) (12.30)

Mesaja bakarken kıvrılan dudaklarımla belki de günlerdir binince kez aynı soruyu düşünmüştüm, kimdi bu adam?

~~~~~~~~~~~

•••

Dudaklarımda aptal bir sırıtışla arabayı kullanırken kendimi hiç olmadığım kadar keyifli hissediyordum, serçem artık benden korkmuyordu. Sonunda o pençelerini çıkarabilmişti ve itiraf etmek gerekirse hiç olmadığı kadar hoşuma gidiyordu. Hele ki beni bulmak için gözlerinde o hırslı bakışıyla arabaya doğru yürümesini hatırladıkça bir ergen gibi kalbimin çarpmasına engel olamıyordum.

Sadece bir an öylece orada bekleyip beni bulmasını istemiştim, kapıyı açtığında yüzündeki şaşkın ifadesini hayal etmek bile daha çok keyiflenmemi sağlarken son anda gaza yüklenebilmiştim. Henüz kalbinde yer etmemiştim ve bu da henüz zamanının gelmediğini gösterirdi, önce o da beni sevmeliydi. Zor olacaktı belki ama imkansız olduğunu düşünmüyordum. Sonuçta senelerdir o da beni unutamamıştı, tıpkı benim gibi…

Duran arabamla hızlıca barın arka kapısından geçip üstteki odama çıkmıştım, Ulvi onu takip etmeye devam ettiği için öncesinde bara gelmeye karar vermiştim. Hafta sonu vardiyası birkaç saat içinde başlayacaktı ve benim de daha iyi bir işim yoktu. Koltuğuma oturduğum sırada telefonum sadece ona özel bir bildirim sesiyle çınladığında hızla cebimden çıkarıp mesaja baktım.

Mia Bella: O zaman kendin hakkında bana ipucu vermelisin. (12.50)

Mesajına bakarken daha çok sırıtmıştım, benim güzelim beni mi merak etmeye başlamıştı? O zaman ona isteğini vermek benim için bir emirdi.

•••: Boyum uzundur. (12.50)

Mia Bella: Sahiden mi? Bende kör olduğum için bu detayı anlayamamıştım. (12.50)

Mia Bella: Teşekkürler 🙄(12.51)

Dudaklarımdan kısık sesli bir gülüş dökülürken aynı sırada masaüstündeki bilgisayarımı ayarlayarak kameraları açtım.

•••: Her gördüğün kapüşonluyu ben sanman pek hoşuma gitmez. (12.52)

Mia Bella: O zaman başka detaylarda ver (12.52)

•••: En sevdiğim renk siyah, genelde de o renk giyinirim. (12.53)

Mia Bella: Dünyanın geri kalan yüzde doksanı gibi yani (12.53)

Sözleriyle tekrar gülerken aslında sıçrayan kanı belli etmediği için sevdiğimi söylemekten vazgeçmiştim, henüz yeni rahatlamışken tekrar germeye gerek yoktu. O esnada kamera gördüğüm hareketlilikle tamamen ekrana odaklandığımda kaşlarım hızla çatıldı, barın arkasına saklanan biri vardı. Hızla belimdeki silahımı kontrol edip ayaklanırken serçeme içeriyi girmemesini yazacaktım ki kameradan gördüğüm bedeniyle korku bir anlığına tüm bedenime yayılmıştı.

O anda kapının köşesininden gözüken Ulvi’yle derin bir nefes alsamda sakinleşmek için asla yeterli değildi, belimdeki silahımı çıkartıp şarjörünü kontrol ettikten sonra tam masanın önünden çıkacakken ekrana kayan bakışlarımla kaşlarım havalanırken dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım.

“İşte benim hırçın kızım.” diye mırıldanırken kameraların sesini de açıp dinlemeye başladığımda kameraya dönen yüzüyle kaşlarım derinden çatıldı.

Yine nerden çıkmıştı bu yerden bitme? Kesinlikle işini öncesinde bitirmeliydim!

~~~~~~~~~

Elvin N. Varnalı…

Elimdeki telefondan bakışlarımı ayırmadan henüz vardiya başlamadığı için önden girmiştim, bara doğru adımladığım sırada boş barda adım seslerim yankılanmıştı. Henüz açılış saati gelmediği için kimse yoktu, herkesten önce gelmiş olmalıydım.

Çantamı boş şişelerin olduğu bara bırakırken görüldü de kalan mesajıma bakmaya başlamıştım, sanırım işi çıkmıştı. Bir de dalga geçer gibi uzun boyluyum demesi yok muydu? Otobüsteki adamın da o olduğunu düşünürsek kafası neredeyse tavana değecekti, uzun olduğu her halinden oldukça belli oluyordu zaten. Onu da geçmiştim, korku evindeki halini de hala hatırlıyordum. En az iki metre kesin vardı.

Tam o esnada duyduğum ahşabın gıcırdamasıyla kaşlarım çatılırken karşımdaki alkollerin bulunduğu dolabın cam kapağından barın yansımasına baktığımda karşılaştığım tanıdık simayla öfke tüm bedenimde gezinmeye başlamıştı. Bir elim yandaki boş şişelerden birini çaktırmadan kavrarken tek bir hamle beklemiştim.

Bana doğru bir adım daha attıktan sonra eli sertçe kolumu bulduğu sırada cam şişeyi sıkıca kavrayıp barın tezgahına sertçe çarparak parçalanmasını sağladıktan sonra ona döner dönmez yakasını kavrayıp sırtını tezgaha yasladım. Elimdeki yarısı parçalanmış şişenin keskin tarafını boynuna yasladığımda gözlerindeki korkuyla nefes almayı kesmişti.

“Cengo.” diyen sesim kısık ve nefret doluydu. “Ne işin var lan burada?”

“Sana da merhaba eski dostum.” derken kafasını camdan uzaklaştırmaya çalışsa da yakasını daha sıkı tutup buna izin vermedim.

“Kes palavrayı Cengo, ne işin var dedim?” diyen öfkeli sesimle dudakları kıvrılmıştı.

“Beni öldüremeyeceğini ikimizde biliyoruz Bella, boşa korkutmaya çalışma.” demesiyle elimdeki camı daha çok boğazına yaslamıştım.

“Yaralamakta bir seçenek.” dediğimde tekrar gülmüştü.

“Senin gibi bir melek mi? Hiç sanmıyorum.” dediğinde git gide midem bulanmaya başlamıştı.

“Belki de artık Azrail olmaya karar vermişimdir.” derken bıçağı teninde hafifçe hareket ettirdiğimde kesilmesini sağlamıştım, gördüğüm kanla ellerim hızla titremeye başlarken gözümün önüne gelen sanrılarla midem daha çok bulanmıştı.

Ellerimin tamamı kan içindeydi, yere damlayan kanlar bir gölet oluşturmuştu…

“Sen onu külahıma anlat.” diyen sesiyle hızla kendime geldiğimde aniden göğsümden ittirmesiyle odağım dağıldığı için elimden kurtulmuştu. Camı hala sıkıca elimde tutarken öfkeli bakışlarımı ona çevirdim. “Seninle burada durup geçmişi yad etmeyi çok isterdim ama işlerim var, o yüzden hemen konuya gireceğim.” derken üstünü düzelterek yerinde dikleşti. “Yüklü bir iş var ve yardımın lazım Bella, senden başka kimse bunu yapamaz.”

“Bu işleri bıraktım ben ve bir daha da başlamayacağım Cengo, defol.” diyerek elimdeki camla kapıyı gösterdiğimde kıvrılan dudaklarıyla bana doğru bir adım atmıştı.

“Yapacaksın Bella, buna mecbursun. Yoksa zor kullanmam için beni tahrik etmiş olursun.” demesiyle kalbim korkuyla sıkışmıştı.

“Hayır dedim Cengo, ikile.” dediğimde bana doğru bir adım daha attığı sırada telefonum çalmaya başlamıştı ama şu an o kimsenin umrunda değil gibiydi.

“Bende hala bazı görüntülerin olduğunu unutuyorsun Bella.” derken yüzünü kulağıma yaklaştırdığında ellerim hızla yumruk olmuştu. “Adam öldürdüğün anlar gibi”

Kulaklarım uğuldamaya başlarken ellerimin titrediğini hissedebiliyordum.

“Diğer detayları sana mesaj atarım, görüşmek üzere Bella.” diyen sesiyle hızla geriye çekilip mekandan ayrılmıştı.

Elimdeki cam yerle buluşurken bir elim barın tezgahını bulurken diğer elim ise hızla çarpan kalbimi bulmuştu, şimdi ben ne yapacaktım?!

~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonuu!!!

Neler oldu öyle yahu?!!

Cengo sen nerden çıktın şimdi! Tamda resimlerin adamına alışmışken…

Yine ürperti ve bol gerilimli bir bölüm oldu ha ne dersiniz???

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Elvin bu işten sıyrılabilecek mi???

Ve sizce son sahneyi izleyen takipçi ne yapacak??? :)

Heyecan ve çokça merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda TikTok’tan, İnstagram adresimden ve en önemlisi wp kanalımdan paylaşıyorum.

Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

6 yorum