İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 6 · 30 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 6

5. KORKUNUN GÜVENİ

~Bölüm Şarkıları~

Chris Grey~Let The World Burn

Göksel İpekçi~Mecburum

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!

Nasılsınız bakalım??

Umarım iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz bolca BEĞENİ VE YORUM yapmayı lütfen ihmal etmeyinnn!!!

Ayrıca her pazar yeni bölüm sizlerle olacak, bilginizeee ;)

“Sen bana sor, nasıl biriyim? Herkes mavi, ben griyim. Yani nasıl anlatayım, güneşli havada yün bere gibiyim. Sen beni al, çiz bir güzel. Kıyak olsun denizlerimiz, üstünden belki de vapurlar geçer. Biz iskeleden seyrederiz…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum…

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~~~

Ürperti damarlarımda can bulurken kendimi denizin hemen dibinde çırpınan bir balık gibi hissetmiştim. Dışarı düştüğü için korku doluydu fakat suyun hemen yanında olması heyecanını daha çok harlıyordu, çünkü o dalganın onu çekip alacağını biliyordu. Yüreğim benzer bir heyecanla kasılırken gözlerimi ateş bakışlardan ayıramıyordum, neden mankenim olmayı seçmişti?

Peki ya ben neden heyecanlanıyordum? Hiç tanımadığım bir adamı çıplak çizeceğim için mi? Yüreğim şiddetle göğsüme çarpmaya devam ederken ne çevremde konuşanlar ne de açılan kapıdan içeri doluşan insanlar umrumda olmamıştı, sadece onu izliyordum. Amacı neydi? Neden bana bu kadar yakındı?

“Kesin altına yatmıştır, yoksa hoca niye onu seçsin ki?” diyen hemen yan tarafımdaki sesle düşüncelerim bıçak misali kesilirken kaşlarım yavaşça çatılmıştı.

“Orospu işte.” diyen başka bir sesle başım hızla sese doğru dönmüştü, ne demişti o bana?

Bakışlarım beni izleyen kızlarda gezinirken yavaşça tek kaşımı kaldırarak bakmayı sürdürdüm, hiçbir zaman yalnızlığımın sebebi insanlardan korkum olmamıştı. Yalnızlığı ben seçmiştim ama bu güçsüz olduğum anlamına gelmezdi.

“Ne bakıyorsun? Yalan mı?” diyen tiz sesiyle bakışlarım yüzünde gezinmeye devam ederken kim olduğunu hatırlamıştım, bana karakolda laf eden komiserin kızıydı. Hani şu her gece gelip yattığı kadınları anlatan…

“Mankenlerini alanlar çıkabilirler, ödevler iki hafta sonra teslim edilecek. Sakın unutmayın!” diyen hocayı duyuyordum ama tepki verebilecek halde değildim, sadece karşımdaki kıza kilitlenmiştim.

Dudaklarım yavaşça kıvrılırken ona bakmaya devam ederek çantamı alıp ayaklandım, hemen önünde durduğumda o da ayaklanmaya çalışmıştı ki omzundan iterek sertçe geri oturmasını sağladıktan sonra sakince yüzüne doğru eğildim.

“Annenle baban hala evli mi?” diye sorduğumda kaşları çatılsada dudaklarında alaycı bir gülüş belirmişti.

“Tabiki de evliler ve çok mutluyuz cicim, senin gibi piç değilim yani.” demesiyle dudaklarım her ne kadar kıvrılsa da kızgın bir ok kalbimi delip geçmişti, umursamamaya çalıştım. İlk kez duyduğum şeyler değildi.

“Hayır, yanılıyorsun. Bende ikisi de yok.” derken elimi omzundan çekip doğrulduğum sırada bütün sınıfın bize baktığını görmüştüm, işte şimdi tam zamanıydı. “Ve bence böylesi daha iyi, en azından babam her gece başka kadınların koynundayken her şeyden habersiz mutlu bir ailemiz olduğunu sanmıyorum.”

Ve bingo! Gözleri korkuyla büyürken tüm sınıfı ölüm sessizliği kaplamıştı, herkes şok içinde bize bakıyordu. Çantamı koluma takarak yavaşça tekrardan ona doğru eğilip elimi omzuna koydum.

“Bundan sonra arkasından salladığın insanlara dikkat et, belki de hakkında fazla bilgiye sahiplerdir.” diyerek omzuna iki kere vurduktan sonra geriye çekilecekken aklıma gelen şeyle duraksadım, en kötü ne olabilirdi ki? Yavaşça kulağına doğru eğildim. “Ayrıca haklısın, Vidus harika sevişiyor.” diye fısıldadıktan sonra hızla geriye çekilip arkamı dönerek sınıfın çıkışına doğru adımladım.

Son hareketi neden yapmıştım bilmiyordum, sadece içimden o kaşarı göt etmek gelmişti ve sondaki şaşkın suratına bakılırsa kesinlikle etmiştim. Dudaklarım daha çok kıvrılırken bakışlarım merakla beni izleyen ateş bakışlarla çakıştığında etkisi altına girmeden hızla önünden geçip sınıftan dışarı çıktım, bahçeye doğru hızlı adımlarla ilerlerken ardımdan gelen adım seslerini duyabiliyordum.

“Asistan.” diyen sesle gözlerimi devirerek duraksamak zorunda kalmıştım, adım yokmuş gibi ikide bir asistan demesi yok muydu bir de!

“Hocam.” diyerek arkamı döndüğüm sırada bahçeye çıkmıştık lakin dışarıda kimse yoktu, herkesin dersi vardı sanırım.

“Güzel gösteriydi.” demesiyle bakışlarım ateş bakışlarında gezinmişti, eğlenmiş gibi duruyordu.

“Gösteri değil, sadece gerçekler.” dediğimde bana doğru bir adım daha atmasıyla yüzünü görebilmek için başımı geriye yatırmam gerekmişti, kaçtı bu adamın boyu?

“Aferin, haketmişti.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.

“Sizin bir öğretici olarak bana kızmanız gerekmiyor muydu?” dediğimde başı hafifçe yana eğilirken dudakları kıvrılmıştı, o an bu hareketi sıklıkla yaptığını fark etmiştim.

“Hakaret eden oyken neden sana kızayım?” dediğinde konuşmanın bir kısmını duyduğunu fark etmiştim, acaba kızın ilk dediklerini de duymuş muydu?

“Doğru.” diye mırıldandığım sırada zihnimde verilen ödev çınlamıştı ve tabiki de verilen konular. Siktir! Ne yapacaktım ben şimdi? “Hocam şu çizim işi…”

“Bugün dersim var ama yarın müsaitim.” diyerek sözümü kestiğinde kaşlarım yavaşça çatılmıştı, kesin verilen ödevlerin ne olduğunu bilmiyordu. Bakışlarım yavaşça çevrede gezindiğinde kimsenin olmadığını teyit ettikten sonra tekrardan hocaya döndüm.

“Hocam figüratif çalışmanın ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sorduğumda tek kaşı havalanırken gözlerini gözlerimden ayırmadan başını yavaşça olumsuz anlamda sallamıştı, tam da tahmin ettiğim gibi!

“Neymiş?” diye sorarken bakışları saçlarıma kaydığında benimde gözlerim rüzgardan yüzüme çarpan saçıma kaymıştı, tam elimi uzatıp çekecekken başka bir el benden hızla davranarak yüzüme çarpan tutamı yakalayıp yavaşça okşadı.

Kesilen nefesimle öylece iri parmaklarını izlerken boğazım kurumuştu, bakışlarım teninin üstündeki damarlarda gezinirken o ise tutamı aynı sakinlikle kulağımın arkasına sıkıştırmıştı. Metalik gri aşkına! Birinin bana nefesi neremizden aldığımızı öğretmesi gerekiyordu, çünkü az önce onu bile unutmuştum!

“Ne olduğunu söyleyecek misin?” diyen boğuk sesiyle hızla kendime gelmeye çalışarak hafifçe öksürdüm, bu adamın kesinlikle bana dokunmaması gerekiyordu. O aptal gözleri yetmezmiş gibi teni de zehirliydi sanki, anında etkisi altına alıyordu.

“Figüratif çalışma da çizilen manken üzerinde detayları, ışık yansımalarını ve beden boğumlarını göstermemiz gerekir.” diyerek hızlıca konuştuğumda bakışlarım zoraki olarak gözlerine çıkmıştı, ateşleri parıldayarak beni izliyordu sanki.

“Yani?” diye soran sesiyle derin bir nefes aldım.

“Yani vazgeçerseniz bunu anlarım ve asla darılmam, sonuçta siz hocamsınız ve böyle bir şeyi kabul etmeniz tabiki de yersiz olur.” dediğimde kaşları yavaşça çatılmıştı.

“Neymiş yersiz olan?” dediğinde bakışlarım gözlerinde gezinirken ensemden süzülen ter damlası esen rüzgarla ürpermemi sağlamıştı.

“Figüratif çalışma bir tür nü çizim, mankenin çoğunlukla çıplak olması istenir.” dediğimde dudağının kenarı hafifçe havalanmıştı.

“Üzerime atlamandan korkmalı mıyım?” diyen şakacı sesiyle gözlerim büyürken zihnimde istemsizce kıza söylediklerim çınlamıştı.

**

“Ayrıca haklısın, Vidus harika sevişiyor.”

**

Gözlerimi hızla kırpıştırarak zihnimden sesi yollamaya çalıştım, asla böyle bir şey olmasına izin vermezdim. Sonuçta o benim hocamdı!

“Hayır, tabiki de hayır.” dediğimde anladığını belli edercesine başını sallamıştı.

“O zaman bir sorun yok.” diyerek hızla yanımdan geçtiği gibi ilerlemeye başladığında bir süre arkasından bakakalmıştım.

“Ama hocam…”

“Yarın birde seni alırım.” diyen sesi hızla sözlerimi yarıda kestiğinde arkasını bile dönmeden karşı bloktaki bir dersliğe doğru ilerlemişti. İnanılır gibi değildi, sahiden bir bu eksikti!

Sinirle çıkışa doğru adımlarken bugün tek dersim olduğu için şükretmiştim, sınıftakilerin ergen konuşmalarını tekrar çekmek zorunda değildim. Hızla okuldan çıktığım gibi otobüs durağına doğru yürümeye başlamıştım, karakola gidip polisle tekrar konuşmam gerekiyordu.

Düşüncelerimle adımlarım hızla duraksarken elimi sertçe alnıma çarpmıştım, salak gibi komiserin kızına laf soktuktan sonra tekrar karakola gidebileceğime mi inanmıştım sahiden? O adam artık sapık takipçiye kalmadan kendisi beni gördüğü yerde boğabilirdi, ikidir nefretini kazanıyordum.

Polis işi de şu anlık iptal olurken tekrardan yürümeye başlamıştım, o esnada bakışlarım yanımdan süzülen adamın cebindeki cüzdana kaydığında başımı hızla aksi yönde çevirerek adımlarımı hızlandırdım. Hayır, artık hırsızlık yoktu! Ve bir daha da olmayacaktı!

Hızlanan adımlarımla bakışlarımı yere dikerek otobüs durağına gelene kadar kimseye bakmamaya özen göstermiştim, durağa vardığım an ise şaşırtıcı şekilde şans ikinci kez benden yana olurken gelen otobüse bindim. Ya yakında ölecektim ya da tanrı artık bana acımıştı, bilemiyordum.

Bulduğum boş koltukla hızla oturduğum sırada telefonum çalmaya başladığında çantamdaki telefonumu çıkartıp ekrana baktım, bilinmeyen bir numara arıyordu. Kaşlarım çatılırken birkaç saniye ekrana baktım, yine o arıyor olabilir miydi? Ama numarasını engellememiştim, neden başka bir numaradan arıyordu ki? Nedenini anlamak için tek bir yolum vardı, aramayı cevaplayarak kulağıma yasladım.

“Elvin selam, ben Çiçek. Hatırladın mı? Hani şu artık arkadaşın olan.” diyen sevinç dolu sesle tuttuğum nefesimi verirken arkama yaslanmıştım, boşu boşuna gerilmiştim.

“Selam Çiçek.” diye mırıldanırken bakışlarım tekrar gözümün önüne düşen saçıma kaymıştı. Siktir! Saçlarım tekrar kıvırcıklaşmaya başlamıştı. Telefona hızla taktığım kulaklığımla cebimden tokamı alıp saçlarımı topuz yaptım, böylesi daha iyiydi.

“Bugün için müsait misin? Benim işim erken bitti, belki bir şey yaparız diye düşünmüştüm.” dediğinde bir süre düşünmüştüm, gece boyu ayakta olmama rağmen bir gram uykum yoktu ve belki biraz vakit geçirmek eğlenceli olabilirdi. Yalnız kaldıkça başıma nelerin geldiğini görmüştüm, biraz insanın zararı olmazdı.

“Olur, konum at.” dediğimde heyecanlı sesi duyulmuştu, biraz eğlenceden ne zarar gelirdi ki?

“Yaşasın! Zirve de buluşuruz o zaman.” dediğinde onu onaylamıştım, ardından telefonu kapattığımızda sessizce ineceğim durağı beklemeye koyulmuştum.

Aklımda yine binbir tane soru dönerken bakışlarım telefonuma çarpmıştı, bu sabahki olaylardan sonra maskeli adamdan bir daha mesaj gelmemişti. Acaba telefondaki sözlerimden gerçekten korkup geri adım atmış olabilir miydi? Umarım öyle olurdu, çünkü başımdaki onca derdin arasında bir de bir sapıkla uğraşacak güce sahip olduğumu sanmıyordum.

Geldiğimiz durakla ayaklanıp indikten sonra hızlı adımlarla bara varmıştım ki içeri girdiğimde Çiçek’i Kuzey’le konuşurken bulmuştum. Kapının açılma sesiyle ikisininde bakışları bana dönmüştü.

“Tüh lan! Kaybettim iddiayı.” diyen Kuzey’le tek kaşım havalanırken ikisinin yanına ilerleyip tezgahın önündeki sandalye de oturan Çiçek’in yanına oturmuştum.

“Ben demiştim sana mavi boncuk, Çiçek’le iddiaya girilmez.” diyen Çiçek’le Kuzey gözlerini devirerek köşede bir içki hazırlamaya başlamıştı, çilekli margarita.

“Ne iddiasıymış bu?” dediğimde Çiçek’in bakışları bana dönmüştü.

“Senin bir bahane bulup gelmeyeceğini söylemişti ve bende geleceğini söyledim.” demesiyle gözlerimi devirmiştim, genelde çağrıldığım yerlere gitmek gibi bir huyum yoktu ama bu sefer farklılık istemiştim.

“Şansınız yaver gitti.” diye mırıldandığım sırada Çiçek’in arkama kayan gözleri heyecanla büyümüştü.

“Aman tanrım! Saçları çok güzel!” diye bağıran Çiçek’le bakışlarım yanımızdan geçen iri yarı adama kaymıştı, saçları omuzlarına dökülüyordu.

Çiçek’in sesini duymuş olacak ki bakışlarını bize doğru çevirdiğinde tek gözünde korsanların taktığı gibi bir göz bandı olduğunu görmüştüm, kesinlikle korkutucu duruyordu.

“Aynı zamanda bir korsan, bayılırım!” diye bağırarak adama doğru atılmıştı ki hızla kolundan tutarak yerine çektim.

“Çiçek salak gibi davranma, adamı görmüyor musun?” diyen kısık sesimle adamın bakışları bana döndüğünde başına eğerek selam verip bir daha önüne dönmüştü. Bir saniye o bana selam mı verdi?!

Kaşlarım daha çok çatılırken önüne dönen ürkütücü adamın arkasından öylece bakakalmıştım, bana niye selam vermişti ki şimdi?

“İşte size geçen gün anlattığım korkunç koruma bu, dediğim kadar varmış dimi?” diyen Kuzey’le adamın arkasından bakmayı keserek önüme dönmüştüm.

“Aynı filmlerden fırlamış gibi, çok iyi!” diye hala heyecanla adamın arkasından bakan Çiçek’le derin bir nefes alarak tekrar bakışlarımı adamın çıktığı kapıya çevirmiştim ki hemen mekanın önünde telefonla konuştuğunu görmüştüm.

Boyu en az Vidus hoca kadar uzundu ve gerçekten çok iriydi, sahiden karanlıkta görsem korkabileceğim bir tipti. Boynundan esmer tenini süsleyen dövmeleri belli olurken üstündeki takım elbisesinin ceketi neredeyse patlamak üzereymiş gibi gerilmişti. Bir bar sahibi neden böylesine izbandut gibi bir korumaya sahip olurdu ki?

“Pembe panter bir sakin ol, bu adam seni çiğ çiğ yer.” diyen Kuzey’le tekrar önüme dönmüştüm ama aklım hala korumadaydı, bana niye selam vermişti ki şimdi o?

“Bu yaptığın ayıp ama, insanları dış görünüşüne göre yargılamamalısın.” diyen Çiçek’in sert sesiyle Kuzey hafifçe gülmüştü.

“Heh! Sen pembe panter, o da ayı yogi. Harika ikili olursunuz.” demesiyle Çiçek’in gözleri kısılsa da tek kelime etmeden önüne dönüp kapıya bakmıştı, adam hala oradaydı.

“Ya sen onu bunu bırakta bu adam Elvin’e niye selam verdi?” diyen Çiçek iç sesime tercüman olurken bakışlar beni bulmuştu.

“Bildiğim kadarıyla tanımıyorum.” dediğimde hepimizin gözlerinde düşünceli bir bakış oluşmuştu.

“Adam patronun koruması ve sende buranın en kıdemli çalışanısın Elvin, başka niye olacak?” diyen Kuzey’le başımı olumlu anlamda sallamıştım, sözleri mantıklı gelmişti.

“Doğru, o yüzden olabilir.” diye mırıldanarak derin bir nefes aldım. “Ee, ne yapıyoruz?” dediğimde Çiçek’in dudakları kıvrılmıştı.

“Bana takılıyorsunuz ve hayatı yaşıyorsunuz.” demesiyle her ne kadar içimden hemen eve gitmez geçse de mecburen sesimi çıkarmamıştım. Yalnız kalmamak için katlanmam gereken birkaç eğlenceye sadece, en fazla ne olabilirdi ki?

~~~~~~~~~~

•••

Arabama doğru ilerlerken bir yandan da kameraları kontrol ediyordum. Oturduğu binanın dış kapısında ve onun salonuna bakan balkonumda kamera vardı, evine kamera yerleştirmek istememiştim. Özel hayatına çok saygım olduğu söylenemezdi ama en azından bu şansı ona vermek istemiştim, çünkü hayatına tamamen girdiğimde herhangi bir özel alanı kalmayacaktı. Bir süre daha keyfini çıkarmasına izin vermiştim.

Kameralarda gezinirken kaşlarım yavaşça çatıldı, eve henüz gitmemişti. Dün gece hiç uyumadan sabahın köründe okula gelmişti ve eve gitmek yerine nerdeydi? Yüreğim korkuyla kasılırken adımlarım hızla duraksamıştı, başına bir şey gelmiş olabilir miydi? Sanmıyordum, bana karşı gelmeye kimsenin götü yemezdi. Bu gücü yakalamak için senelerimi vermiştim ve beni karşısına alan her kim olursa olsun ölümü olurdum, bunu herkesin öğrenmesini sağlamıştım.

Kameralardan çıkarak mesajlara girdiğimde Ulvi’den gelen bir mesajla gerilen kaslarım hızla gevşemişti, Zirve’ye gitmişti benim minik serçem. Tekrar yürümeye başlarken bu seferde barın kamera sistemine girmiştim, işte oradaydı. Yanındaki iki kişiyle oturuyordu, saçlarını topuz yapmıştı. Dudaklarım yavaşça kıvrılırken hızla önünde durduğum arabama binip kamerayı izlemeye devam ettim.

O sırada kadraja giren Ulvi’yle hepsinin bakışları ona dönmüştü, aynı yerdeki başka bir kameraya geçerek ekranı büyüttüğümde serçemin bakışları hemen karşımdaydı. Meraklı gözleri Ulvi’yi tararken aniden yanındaki kızın ayaklanmasıyla öne atılıp kızı geri çekmiş ve hemen ardından tekrardan Ulvi’ye döndüğünde gözleri büyümüştü, neye şaşırmıştı? Hızla başka bir kameraya geçerek kaydı geri sardım, kızı tuttuktan sonra Ulvi’ye döndüğü sırada Ulvi yavaşça başını eğerek selam vermişti.

Siktir!

Kamera görüntülerini hızla arabamın ekranına bağladıktan sonra Ulvi’yi arayarak telefonu kulağıma yasladım, bir çuval inciri berbat edecekti.

“Buyur abi.” diye açılan telefonla hoparlöre alıp dizime bıraktıktan sonra arabayı çalıştırdım.

“Beynini sikeyim Ulvi.” dediğimde bir süre duraksayan Ulvi derin bir nefes almıştı, izlediğimi anlamıştı.

“Ama abi yenge bakarken selam vermese miydim?” dediğinde elimi sinirle yakama atıp birkaç düğmeyi açtım.

“Yengen henüz yengen olduğunu biliyor mu Ulvi?” derken birbirine bastırdığım dişlerim yüzünden sesim boğuk çıkmıştı.

“Ha, doğru.” demesiyle sinirle nefesimi verirken ekrana baktım, serçem hala şüpheli bakışlarla Ulvi’ye bakıyordu. Onu ben sanamazdı değil mi? Sikeyim, en kısa zamanda beni bulması gerekiyordu ve bunun içinde önce siktiğimin mesajlarına cevap vermeliydi.

“Birkaç gün gözüme gözükme Ulvi, yoksa diğer gözünü de zevkle ben oyarım.” diyerek konuşmasına izin vermeden hızla telefonu kapattıktan sonra kamera kayıtlarının sesini açtım.

“Adam patronun koruması ve sende buranın en kıdemli çalışanısın Elvin, başka niye olacak?” diyen barmen çocukla serçem başını sallamıştı, neyseki konuyu farklı anlamışlardı. Barmen çocuk bir zamı haketmişti.

“Doğru, o yüzden olabilir.” diyen serçemin sesiyle dudaklarım kıvrılırken daha çok gaza köklendim, yanında olmak istiyordum. “Ee, ne yapıyoruz?” diyerek yanındaki kıza döndüğünde kaşlarım çatılmıştı, hiç uyumadan ne yapmayı planlıyordu?

“Bana takılıyorsunuz ve hayatı yaşıyorsunuz.” diyen kızla kaşlarım daha fazla çatılmıştı, ardından hepsi mekandan çıktıklarında Ulvi’nin arabasındaki GPS’e bağlandım. Ulvi ben olmadığım zamanlarda serçemin korumalığını yapıyordu, çünkü tek tük güvendiğim insanlardan biriydi ve ürkek serçemi herkese emanet edemezdim.

Ulvi’nin arabasını takip ederken bir yandan da elimle dizime ritim tutmaya başlamıştım, belki de onu biraz kışkırtmam gerekiyordu. Eğer benden korkmak yerine bana daha çok sinirlenirse bulmak için çabalardı, çünkü asıl o zaman pençelerini çıkarırdı ve bunun içinde tek bir yol vardı. Onu tek bir şey gerçekten hem sinirlendirip hemde meraklandırırdı, korku…

“Üzgünüm minik serçem ama artık benden korkmaman gerekiyor ve bu dünyadaki her şey etki tepki ilişkisiyle ilerler.” diye kendi kendime mırıldanırken dizimdeki telefonu tekrardan elime aldım. “Bir kez korkarsan bir daha korkmazsın.”

~~~~~~~~~~

Elvin N. Varnalı…

“Sen ciddi olamazsın Çiçek?” diyen sert sesimle eş zamanlı olarak önüne geldiğimiz mekanın adında gözlerimi gezdiriyordum, lanet olası bir korku evine getirmişti!

“Niye ki? Bence çok eğlenceli olacak.” diyerek gülen sesiyle sert bakışlarım ona dönmüştü.

“Bu kızın gerçekten ciddi sorunları var ama belki de haklı olabilir.” diyen Kuzey’le bu seferde ona dönmüştüm, Çiçek sonradan onu da çağırmıştı. Fazla kişi olursak daha eğlenceli olur demesinden bir boklar döndüğünü anlamalıydım, siktiğimin korku evinde ne işimiz vardı bizim?!

“İyi, ikiniz girebilirsiniz o zaman.” diyerek hızla arkamı dönmüştüm ki ikiside kollarıma sarılıp beni tekrardan döndürmüşlerdi.

“Hadi ama Elvin, iki ışık oyunundan korktuğunu söyleme bana.” diyen Kuzey’le sert bakışlarım ona döndüğünde tek kelime etmeden kolumu bırakıp geri çekilmişti. “Tamam patron, kızma.”

“Kuzey haklı, nolur gel Elvin.” diyen Çiçek’in yalvaran sesiyle bakışlarım gökyüzünü bulduğunda batan güneşi fark etmiştim, aklıma gelen bakışlarla hızla önüme döndüm. Aklıma gelmesi gereken son kişi bile değildi, hem saat ne ara geçmişti? Oysaki buraya gelmeden önce sadece bir yemek yemiştik, zaman çok hızlı geçiyordu.

“Dün de o kadar yorulduk zaten, biraz stres atmak bizimde hakkımız Elvin.” diyen Kuzey sırıtarak kolumu dürttüğünde bakışlarım mavi gözlerine dönmüştü.

“Tamam ama tek bir ters anda çıkarım oyundan, haberiniz olsun.” dediğimde ikiside gülerek başlarını salladıktan sonra beni zorla mekana sokmuşlardı. Bu kararımdan pişman olacağıma nedense maviyle sarının karışımının yeşil olduğu kadar emindim!

Mekanın içine girdikten sonra işleyiş hakkında kısa bir özet geçilmişti, klasik bir korku eviydi. Birkaç bulmaca yapılması gerekiyordu ve evin içindeki düzeneklerin hepsi başka bir yerden yapılıyordu. Kapıların kilitlenmesi ve ışıklar da buna dahildi, bunların yanı sıra ise kostüm giymiş insanlar bizi korkutmak için çığlık atarak peşimizden gelebilirdi. Aman ne hoş!

Yüzümde mimik dahi oynamadan korku evinin sahibini izlerken adamın gözlerindeki korkuyu görmüştüm, bu garipti. Korku evinin sahibi olan bir adam neyden korkmuş olabilirdi? Belki de özel hayatıyla ilgili bir sıkıntı vardı, bilemezdim ama yine de içimi kaplayan ürpertiyle engel olamamıştım. Zaten nasıl olabilirdim ki, kahrolası bir korku evindeydik!

“İstediğimiz zaman çıkabiliyor muyuz?” diye adamın konuşmalarını asla umursamadan ortaya bir soru attığımda adam derince yutkunurken bakışlarını yere odaklamıştı, alnından damlayan terlere bakılırsa gerçekten korkmuş gözüküyordu.

“Tabi, kötü olduğunuz an oyun durur.” dediğinde kaşlarım çatılırken adama bakmaya devam ettim, hala bana bakmak yerine yere bakıyordu.

“Peki.” diye mırıldandığımda Çiçek sanki kaçmamdan korkar gibi hızla ücreti ödeyerek beni içeri doğru çekiştirmeye başlamıştı.

Girdiğimiz karanlık odayla arkamızdaki kapı hızla kilitlendiğinde Kuzey’de diğer koluma girerek sıkıca sarılmıştı. Bakışlarım iki kolumdaki salağa döndüğünde gözlerimi devirerek ilerlemeye başladım, korktukları halde bunu yaptıklarına inanamıyordum. Hemde sadece kendileri değil beni de bu işe bulaştırmışlardı, kesinlikle bende salağın tekiydim!

Bir odaya girdiğimizde kapı tekrardan arkamızdan kapanmıştı ve önümüzdeki duvarda ise üç parçalı bir yapboz vardı. O esnada ince bir kadın sesi odanın içinde yankılanmıştı.

“Selam üç arkadaş, Diana’nın büyülü evine hoşgeldiniz. Eğer buradan canlı kurtulmak istiyorsanız büyülerin tamamını bozup kaçmanız gerekiyor ama unutmayın, o sizi her an yakalayabilir.” diyerek ince sesiyle kahkaha atmasının hemen ardından az önce kilitlenen kapı açılıp arkasından çarşaf giymiş biri koşarak yanımızdan geçmişti, bu neydi şimdi?

İki yanımdaki ödlekler hızla çığlık atmaya başladıklarında yüzümü buruştururken kollarımı sertçe kendime çekip ellerinden kurtardım.

“Buraya gelmek isteyen sizdiniz, bağırmayın şimdi kulağımın dibinde bebek gibi.” derken öne atılıp odanın köşesinde gördüğüm yapboz parçasını alarak duvara yerleştirmiştim, hemen ardından arkamı döndüğümde bu sefer Çiçek elinde bir parçayla gelmişti ve hemen sonra Kuzey elindeki parçayı taktığında odadaki diğer bir kapı hızla açılmıştı.

“Hadi gidelim.” diyerek öne atıldığımda ikisi tekrardan koluma tutunmuştu sinirle nefesim verip kollarımı tekrar çektim. “Peşimden gelin, sinirimizi bozmayın.” diye söylenerek hızla kapıya ilerledim.

İkiside kuyruk gibi peşimden gelirken odadan içeri adımımı atmıştım ki aniden kapanan kapıyla ışıklar tamamen kesilmişti, kaşlarım hızla çatılırken arkamı dönüp kapıyı zorlamaya başladım.

“Siktir! Kapı kapandı!” diye bağıran Kuzey’de kapıyı açmaya çalışırken Çiçek ise kapıyı yumrukluyordu.

“Elvin iyi misin? Kurtaracağız seni, kesin bir oyun daha vardır.” diyen Çiçek’in sesi uzaklaştığında odada dolandığını anlamıştım.

Elimi açılmayan kapının kolundan çekerek arkamı dönüp zifiri karanlığa doğru bir adım attım, muhakkak burada bir yerlerde düğme olmak zorundaydı. Bir duvar bulmak için kollarımı uzatarak ilerlemeye başladığım sırada hissettiğim kumaşla elimi refleksle hızla geri çekmiştim, yüreğim korkuyla çarparken en ufak bir şey görmek umuduyla etrafıma bakıyordum ama yoktu.

“Çarşaf giymiş birinden korkacak değilim, ayrıca senin bağırman gerekmiyor mu?” diyerek az önce kumaşı hissettiğim yere doğru adımladım, belki de korkutmak için cansız mankene takmış olabilirlerdi.

Tam o esnada aniden açılan ışıkla ilk başta gözlerimi kırpıştırarak kendime gelmeye çalışmıştım, hemen ardından ışığa alışan gözlerimi araladığımda karşımda gördüğüm şeyle istemsizce dudaklarımdan firar eden bir çığlıkla geriye doğru bir adım atmıştım ki ayağım bir şeye takıldığında sertçe geriye doğru kalçamın üstüne düşmüştüm. Neyseki yerde düşmeler hesaba katılarak ince süngerden bir zemin vardı ama yine de acımıştı.

Bakışlarım karşımdaki kişiden ayrılmazken derince yutkundum, esasında çok basit bir kostümdü. Çığlık maskesi ve siyah bir kapüşonlu pelerin, korkmamam gerekiyordu ama sessizliği daha çok ürpermemi sağlıyordu. O sırada bana doğru attığı bir adımıyla hızla geriye doğru sürünmüştüm ki aniden dizlerinin üzerine çöküp ayak bileğimden yakaladığında çığlık atarak diğer ayağımla ona vurmaya çalışmıştım ama bana izin vermeden tuttuğu bileğimle beni hızla kendine çekti.

Yüzüm yüzündeki maskeyle aynı hizaya geldiğinde işte bu sefer korkmaya başlamıştım, çünkü anlatan adam korkutmak için gelen kişilerin asla temas etmediğini söylemişti. Peki bu karşımdaki kişi çalışan değilse kimdi?

“Benden korkuyor musun minik serçe?” diye fısıldayan sesiyle gözlerim irice açılırken nefes almayı bile kesmiştim. Siktir! Bana mesajlar atıp takip eden sapık hemen karşımda mıydı?!

Öyle bir hale gelmiştim ki çığlık bile dudaklarımdan dökülmüyordu, öylece hemen karşımdaki maskeye bakarken tek yaptığım kulaklarımda çarpan kalbimi dinlemekti. Şok olmuş bir şekilde ona bakarken aklımdaki her odacıktan başka soru dökülüyordu. Bana zarar mı verecekti? Niye buradaydı? Resimlerin adamıyla aynı kişi miydi? Ve en önemlisi, bu kahrolası adam kimdi?!

“Korkma.” diyen fısıltılı sesi öyle kısıktı ki dibimde olmasa duyabileceğimi sanmıyordum, ayrıca maske yüzünden de oldukça boğuk çıkıyordu. Sesini tanıyamıyordum.

O sırada yüzüme uzanan eldivenli bir elle sanki transtan çıkmış gibi sertçe elini iterek geriye çekilmeye çalışmıştım ama ayak bileğimi tutan parmakları buna izin vermemişti.

“ÇİÇEK! KUZEY! KİMSE YOK MU?!” derken bir yandan onu itmeye çalışarak tekmelerimi ve yumruklarımı ona doğru savuruyordum ama sanki asla hissetmiyormuş gibiydi, yerinden bile oynamamıştı. “BİTİRİN ŞU LANET OYUNU! ÇIKMAK İSTİYORUM!” diye haykırdığım sırada aniden enseme sarılan parmakları beni kendisine çektiğinde maskeli yüzü kulak hizamda kalmıştı.

“Bağırmayı kes, boğazını acıtıyorsun.” diyen fısıltısıyla öylece kalakalırken kaşlarım daha çok çatılmıştı, bana zarar vermek isteyen biri neden boğazımı önemsiyordu ki? Her ne olursa olsun altta kalmayacaktım, ucunda ölüm bile olsa susmayacaktım. Siktiğimin hayatından korkmaktan yorulmuştum!

“Sana defolup gitmeni söylemiştim.” derken boştaki ayağımla eline vurmaya çalışmıştım ki bu seferde tek eliyle iki ayak bileğimi tutup yere sabitlemişti.

“Yapamam.” diyen fısıltısı netti, derin bir nefes alarak kendimi sakinleştirip mantıklı düşünmeye çalışmıştım ki burnuma dolan küf kokusuyla bakışlarım kıyafetlerine kaymıştı. Sanki uzunca bir süre depoda beklemiş gibilerdi. “Kanıma karışmış bir uyuşturucu gibisin, sensiz yaşayabilmem mümkün değil.”

Sözleri zihnimde çınlarken hareketlerim bir anlığına duraksamıştı, bu bana karşı hisleri olduğu anlamına mı gelirdi? Ama neden? Neden biri beni sevmek isterdi ki?

“Ka…kartını istiyorsan hemen verebilirim, yemin ederim hiç dokunmadım.” dediğimde sesimin titremesi sinirime dokunmuştu. Korkumu bu kadar belli etmemeliydim!

“O senin.” diyen fısıltısıyla derince yutkunduğumda bakışlarım maskesinin arka kısmına kaymıştı, belki onu fark ettirmeden çıkartabilirdim. Böylelikle tanıyıp tanımadığımı anlamış olurdum.

“Benden ne istiyorsun?” diye sorarken ondan uzakta olan elimi yavaşça kaldırarak maskesine doğru uzanmıştım ki aniden ensemden sıyrılan eli havadaki elimi yakalayıp hafifçe geri çekildi, bakışlarım maskesine döndüğü sırada hızla diğer elimi uzatmıştım ki onu da yakalamıştı.

“Seni.” diyen fısıltısıyla kalbim korkuyla göğsüme çarptı.

“Bana ne yapacaksın?” sorusu istemsizce dudaklarımdan döküldüğünde ellerimi tutan parmağı hafifçe elimin üstünü okşamıştı.

“Bunu beni bulduğunda öğreneceksin.” diyen fısıltısıyla kaşlarım daha çok çatılırken onun başı ise hafifçe öne doğru eğilmişti, sanırım ellerime bakıyordu. “Üşümüşsün.” dediğinde anlam veremeyerek ona bakmaya devam etmiştim. Evet, ellerim buz gibi olmuştu ama konuyla ilgisi neydi?

“Lütfen bırak beni, söz veriyorum polislere tek kelime bile etmem.” dediğim anda başı hızla kalkarken yana eğdiğinde ışıklar tekrardan kesilmişti.

Yine zifiri karanlık odayı kapladığında serbest kalan ellerimle yüzüme bir kumaşın sürüldüğünü hissetmiştim, hemen ardından ise yere düşen bir plastiğin sesi gelmişti. Maskesini çıkartmıştı! Başımı yavaşça ona doğru çevirdiğimde yüzüme çarpan nefes sesiyle öylece kalakalmıştım. Siktir! Çok yakınımdaydı!

“Beni bul mia bella.” diyen fısıltısı öncekinin aksine daha netti ama hala sesi çok kısıktı, anlaşılmıyordu. O sırada söylediği kelime zihnimde çınladığında anlam vermeye çalışırken korku daha da artmıştı, eski patronumun bana verdiği lakabı nereden biliyordu?!

Mia bella…

Ayak bileklerimin üzerindeki eli de kaybolduğunda içim içimi yemeğe başlamıştı, hakkımda bu kadar fazla bilgiye sahip olan birini muhakkak bir kere de olsa görmüş olmam gerekiyordu. Eğer yüzünü göremiyorsam bende hissetmeye çalışırdım.

Geriye çekilmeye başlayan bedeniyle ellerim hızla öne atılırken üstündeki kumaşı kavradığımda duraksadığını hissetmiştim, tekrardan bana engel olmasına izin vermeden hissettiğim nefeslerinin yönüne göre hızla iki elimi ona uzattığımda pürüzlü tenini hissetmiştim. Ellerim yanaklarına sarılmıştı ve kesilen nefesiyle bunu beklemediğine yemin edebilirdim.

Ellerim karşı çıkmasına izin vermeden hızlıca yüzünde gezinmeye başlamıştı. Kemikli bir yüz hattına sahipti ve yanaklarında az da olsa kirli sakalı vardı ama çok azdı, sanki alalı en fazla bir hafta olmuş gibiydi.

Parmaklarım bu seferde yumuşak ve sıcak bir kısma dokunduğunda dudakları olduğunu anlamıştım, elimi yavaşça dudaklarında gezdirmeye başlamıştım ki aniden elleri bileklerime sarılırken son kez avuç içimde hissettiğim dudaklarla bıraktığı küçük öpücüğün sesi odada yankılanırken ellerimi sakince bırakıp geri çekilmişti.

Belki onu resmedecek kadar hissedememiştim ama geriye çekilip ayaklanırken küf kokusunun içinde hafif bir parfüm kokusunu da işitmiştim, bu odunsu koku bir yerden tanıdık geliyordu ama nereden? Nereden hatırlıyordum bu kokuyu?!

“Hey! Kimsin sen?!” diye hızla haykırsam da tek kelime söylememişti.

Duyulan adım seslerinin ardından kapı sesi duyulduktan hemen sonra ise ışıklar tekrar geldiğinde hızla diğer kapıda açılırken Çiçek ve Kuzey bana doğru koşmuşlardı ama benim ışığa alışan bakışlarım sadece tek bir yerdeydi, kucağıma bırakılmış bir çift deri eldivende…

~~

Vidus Hoca: Geldim (12.34)

Telefonuma gelen mesajla son kez aynadan kendime bakmıştım. Dün gece düşünmekten sadece birkaç saat uyuyabildiğim mosmor olan gözaltlarım kapatılmış, ayrıca hafif bir makyajla yüzüme renk verilmiş ve saçlarım tekrardan düzleştirilmişti. Üstüme ise beyaz bir kazak ve altıma klasik bir mavi kot geçirmiştim, resim çizeceksem eğer önceliğim rahat olmak olurdu.

Dünkü o korkunç olaydan sonra apar topar mekandan çıkmıştım, Çiçek her ne kadar kamera kayıtlarını görmek için diretse de adam asla izin vermediğinde Kuzey adamın üstüne yürümüştü ama arkasındaki koruma yığınıyla mecburen çıkmak zorunda kalmıştık. Çocuklar ne olduğunu sorsalarda hep kaçamak cevaplar vermiştim, tek bildikleri çığlık maskeli birinin beni odada sıkıştırdığıydı.

Sonrasında ise Çiçek’in yalvarmalarına inat ona gitmeyi kabul etmemiş ve evime gelmiştim ama tanrı biliyordu ki gece boyu hem düşünmekten hemde acaba evime girebilir mi düşüncesiyle gözüme uyku girmemişti. Ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yokken tek bildiğim bu işin böyle devam etmeyeceğiydi, belki de söylediği gibi gerçekten onu bulmalıydım.

Kapıya doğru adımlarken üstüme montumu da alarak dış kapıya yönelmiştim ki bakışlarım masanın üstüne bıraktığım eldivenlere kaymıştı, sırf ellerim üşüdüğü için eldivenlerini bırakıp gideceğini hiç düşünmemiştim ve bu durum doğruyu söylemek gerekirse aklımı karıştırmıştı. Belki de… kötü birisi değildi, sadece karşıma çıkmak için belki de kendisine güvenmiyordu. Neler olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu ama içimden bir ses korkmamam gerektiğini söyleyip duruyordu.

Birkaç saat önce ise gelen bir aramayla yarı uyuyor halimden çıkmıştım. Vidus hoca arayarak şimdi müsait olduğunu ve ben de eğer müsaitsem gelip alabileceğini söylemişti, şu resim işi ne kadar hızlı biterse o kadar iyiydi. O yüzden hızla teklifini kabul etmiştim. Evden çıkmadan son anda boş tuvalimin ve eşyalarımın olduğu resim çantamı alarak evden ayrılıp kapının bütün kilitlerini kapatmıştım, buraya da giremezdi bence artık.

Aldığım derin bir nefesle apartmandan ayrıldığımda hemen karşıda bekleyen adama kaymıştı bakışlarım, tüm karizmasıyla arabasına yaslanmış bir şekilde beni bekliyordu. Derince yutkunurken ona doğru adımlamaya başladığım sırada bakışlarım istemsizce üzerinde gezinmişti, siyah bir kumaş pantolon ve üzerindeki siyah, boğazlı ve ona dar olan kazağıyla daha gündelik gözüküyordu. Geniş omuzları ve geniş kolları kazak yüzünden tamamen gözler önündeyken yanına geldiğim sırada tekrar yutkunmuştum, aklımı karıştırıyordu.

“Selam.” diyen boğuk sesiyle başımı yavaşça olumlu anlamda sallayarak gülümsemiştim.

“Merhaba hocam.” dediğimde o da başını sallayarak hafifçe geri çekilip yolcu kapısını açtığında şaşırmadan edememiştim, yine centilmen olası mı gelmişti?

Şaşırdığımı belli etmemeye çalışarak açtığı kapıdan içeri otururken elimdeki çantamı arka koltuğun üzerine bırakmıştım, kapım tekrar kapandıktan sonra sürücü tarafına geçtiğinde yola koyulmuştuk ki aldığım derin bir nefesle kaşlarım çatılırken göz ucuyla yanımdaki adama dönmüştüm. Arabanın içi odunsu bir parfüm kokuyordu ve koku dünkü adamın kokusuna benziyordu.

Onunda bakışları bana döndüğünde hızla gözlerimi kaçırarak önüme dönmüştüm, sadece saçmalıyordum. Şu aralar popüler olan bir parfümdü sadece, birkaç kişiden de aynı kokuyu almıştım. Bu hiçbir şeyi açıklamazdı. Gerilen sinirlerimle arkama yaslandığımda tırnağımın kenarındaki etlerle oynamaya başlamıştım, kimdi bu lanet olası adam? Artık gerçekten merak etmeye başlamıştım.

“İyi misin?” diyen sesle bakışlarım yine ona dönmüştü.

“Evet hocam, nereye gidiyoruz?” diyerek bambaşka bir soru yöneltip konuyu değiştirmiştim, yoksa adam deli olduğumu sanabilirdi. Gerçi onu nerdeyse ben bile düşünebiliyordum.

“Evime.” derken yanan kırmızı ışıkla durduğumuzda kaşlarım hafifçe çatılmıştı, evime mi demişti o?!

“Sebep?” diyen sert sesimle bakışları tekrardan beni bulmuştu.

“Çünkü evimde boş bir oda var, atölye gibi kullanabileceğini düşünmüştüm ama eğer rahatsız olduysan başka bir yer bulabilirim.” dediğinde derin bir nefes alarak kendime kızmıştım, adam sadece benim ödevime yardım etmek istiyordu ve paronayaklarım yüzünden her şeyi rezil ediyordum.

“Yoo, sorun yok. Gidebiliriz.” dediğimde anladığını belli edercesine başını sallayarak tekrardan yola koyulmuştu.

Sessiz geçen bir yolla arabanın içi fazla sıcak gelmeye başladığında üzerimdeki montumu da çıkartıp arkaya bırakmıştım. Saçlarımı tek bir tarafımda toplayarak hala soğuk olan elimi boynuma yasladığımda hissettiğim serinlik iyi gelmişti, kapanmak için beni zorlayan gözlerimi inatla açık tutmaya çalışarak bakışlarımı dışarıya çevirmiştim ki aniden fren yapmamızla önümüzdeki kalabalığa döndüm.

Büyükçe bir ağaç fırtınadan dolayı yola devrilmişti ve kapanan yolla itfaiyecilere kadar herkes gelmişti, kaşlarım havalanırken yanımdaki adama döndüğümde o ise çatık kaşlarıyla yola bakıyordu.

“Maalesef bundan sonrasında biraz yürümemiz gerek, eve giden tek yol bu.” diyerek ateş bakışlarını bana çevirdiğinde bakışlarım tekrar dışarı kaymıştı, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. “Zaten ev yakında.” derken aniden kapısını açmasıyla şok içinde ona dönmüştüm, yağmurun farkında mıydı? “Eşyaların arabada kalsın, birini gönderip aldırtırım.” dedikten sonra hızla arabadan çıktığında şok içinde hala ona bakıyordum ki benim olduğum tarafa adımlayarak kapımı açıp elini uzatmasıyla bir ona bir eline baktım.

“Hocam deli gibi yağmur yağıyor.” diyerek alttan ona baktığımda bir elini arabanın üst kısmına dayayıp içeri eğilirken yakınlığından dolayı kalbim sertçe göğsüme çarpmıştı.

“Çok tatlısın ama eriyeceğini sanmıyorum.” demesiyle gözlerim istemsizce büyüdüğünde daha ben ne olduğunu anlamadan tuttuğu elimle hızla beni dışarı çekerek koşmaya başladığında mecburen bende koşmaya başlamıştım. Az önce o benimle dalga mı geçmişti yoksa cidden tatlı olduğumu mu düşünüyordu? Lanet olası nemrut suratından hiçbir şey belli olmuyordu ki!

Hızla koşmaya devam ederken kaymamak için bende sıkıca elini tutmuştum, beş dakika kadar bu şekilde koştuktan sonra bir evin önüne geldiğimizde kaşlarım şaşkınlıkla havalanmıştı. Evi bir villadan halliceydi, hatta direk villa demek daha doğru olurdu. Siyah ve beyaz dış cephesiyle büyük bahçesi sahiden güzel gözüküyordu, bir öğretmen maaşıyla mı bu ev alınmıştı?

Evin kapısına doğru adımladığımızda cebinden çıkardığı anahtarla hızla açıp ikimizi de içeri çekmişti, sonrasında ise bakışları dışarı kaydığında kapının yanında duran birkaç tane takım elbiseli adama dışarıyı işaret etmesiyle iki adam koşarak arabanın olduğu yöne gitmeye başlamıştı. Her defasında işler daha çok karmaşıklaşıyordu, bir öğretmenin neden koruması olurdu ki?!

İçeri adım attığımızda bakışlarım üstüme kaymıştı, sırılsıklam olmuştum yine. O esnada ellerim hızla saçlarıma gitmişti. Siktir! Onlarda bozulmuştu tabi. Oturup sinirimden ağlamak istiyordum şu an, iki gündür ıslanıp duruyordum! Sinirle yanımda sırıtarak beni izleyen adama döndüğümde onunda sırılsıklam olduğunu görmüştüm, saçları tamamen alnına yapışmıştı.

“Sana kıyafet bulsak iyi olacak, takip et beni.” diyerek eve daldığında bende ayakkabılarımı çıkartıp onu takip etmiştim, üstteki merdivenlere yöneldiğinde hızla peşinden giderken bir yandan da eve bakınıyordum. Genel olarak siyah ve gri tonlarında düzenlenmişti, çok güzel gözüküyordu.

Bir odanın önünde durduğunda hızla açıp içeri geçmesiyle bende yavaşça onu takip etmiştim ki yüzüme çarpan odunsu kokuyla odasına geldiğimizi anlamıştım. Peki hocamın odasına girmem ne kadar etikti? Sonuçta evine gelmiştim, gerisi çok mühim sayılmazdı sanırım değil mi?

“Gelebilirsin.” diyen Vidus hocayla içeri doğru bir adım attığım sırada Vidus hoca ise başka bir kapıdan geçerek kaybolmuş ardından ise elinde beyaz bir gömlek ve baksır olduğunu tahmin ettiğim bir şortla çıktığında kaşlarım havalanmıştı. “Kadın kıyafeti yok evde, üstün kuruyana kadar idare edebilir misin?”

“Sorun değil.” diye mırıldandığımda başını sallayarak kıyafetleri yatağın üzerine bıraktıktan sonra kendisi tekrar az önce çıktığı odaya girip bu sefer elinde başka bir takım elbise takımıyla çıkmıştı ki bakışları beni bulmuştu.

“Hangi çizimi yapacaksın bugün?” dediğinde meraklı bakışlarıyla gülesim gelmişti, ne yaşıyorduk biz?!

“Gördüğüm kadarıyla salonunuz çok güzel, kompozisyonel çalışma yapabiliriz.” dediğimde anladığını belli edercesine başını sallamıştı ki bakışları tekrar elindeki siyah takıma dönmüştü.

“Bu olur mu peki?” diye soran masum sesiyle şaşırmadan edemiyordum, gözüme neden bu kadar tatlı gözükmüştü? İki gün üst üste birlikte ıslanmak iyi gelmemişti bana!

“Olur ama içinize beyaz gömlek giyin, çok fazla siyah olmasın.” dediğimde tekrardan başını olumlu anlamda sallamıştı. Her söylediğimi onaylayan bir çocuk gibi duruyordu şu anda, gülmemeye çalışarak yatağın üzerindeki kıyafetlere uzandım. “Üstümü nerede değiştirebilirim acaba?”

“Şurası banyo.” diyerek hemen yanındaki başka bir kapıyı gösterdiğinde başımı olumlu anlamda sallayarak oraya yönelip kapıyı ardımdan kapatmıştım. Adamın odasında hem banyosu hemde ayrıca kıyafet odası vardı, zenginliğe bakın be!

Hızlıca çıkardığım üstümle verdiklerini giydiğimde aynadaki yansımama bakıp gülmemek elden değildi, üzerimdeki gömlek o kadar büyüktü ki içine en az benden üç tane daha sığardı. Üzerimde elbise gibi durmuştu zaten, altıma ayrıca bir şey giymeme pek gerek yoktu aslında ama ne olur ne olmaz diye giymek istediğimde bana büyük geldiğini fark etmiştim.

Merakım beni içten içe kemirirken bedenine baktığımda kaşlarım havalanmıştı, iki xlarge’dı. Baksır bedeni bu kadar büyükse… Gözlerimi hızla kapatarak başımı iki yana salladım, sapıklığın sırası değildi. Buraya ödevimi yapmaya gelmiştim ve adam da kibar bir şekilde yardım ediyordu, hepsi buydu. Derin bir nefes alarak kapıya yaklaştım.

“Hocam, orda mısınız?” diye seslendiğimde adım seslerini duymuştum.

“Efendim Elvin.” dediğinde derin bir nefes aldım, ne diyecektim ki? Şey pardon, donunuz büyük geldi mi?!

“Şey…” derken duraksamıştım, gerçekten ne söyleyeceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu!

“İstersen bir eşofman altı verebilirim.” demesiyle rahatlayarak tuttuğum nefesimi bırakmıştım, neyseki anlamıştı.

“Evet, çok iyi olur.” dediğimde adım sesleri duyulmuş, hemen ardından ise banyonun kapısı hafifçe tıklatılmıştı. Kapıyı biraz aralayarak elimi uzatıp eşofmanı aldığımda kaşlarım daha çok havalanmıştı, paçasını yarıya kadar katlamam gerekecekti sanırım.

Hızla onu da üstüme geçirdikten sonra belindeki ipini sonuna kadar çektiğimde zor bela belimde durmuştu ama paçalar vahimdi, eğilip onları da biraz katladıktan sonra üzerimdeki gömleğin eteklerindeki birkaç düğmeyi bağlamayıp iki parçayı bağlamıştım. Tekrar aynanın karşısına geçtiğimde hala gülünç durduğumu fark etsemde bakışlarımı banyoya çevirdim, burası da siyah ve beyaz renkleriyle düzenlenmişti ve evin her yeri gibi burası da oldukça büyüktü.

Kocaman bir küvet köşede dururken hemen arkasında ise bir duşakabin vardı ve duşakabinin duvarları hala ıslak duruyordu, bu da demek oluyordu ki daha yeni duş almıştı. Bu da banyonun neden hala buram buram traş losyonu koktuğunu açıklıyordu. Tekrardan derin bir nefes daha almıştım, adamın losyonu bile güzel kokuyordu.

Daha fazla banyoda vakit geçiremeyeceğimi düşünerek yavaşça kapıya doğru adımlayıp çıkmadan önce ıslak kıyafetlerimi köşede gördüğüm kurutma makinesine atıp anlayabildiğim kadarıyla çalıştırmıştım. Tekrardan aldığım derin bir nefesle banyodan çıktığımda telefonla konuşan Vidus hocanın bakışları beni bulmuştu, bilerek katlamadığım gömleğin kollarını kaldırarak ona salladığımda tek istediğim o gamzeleri tekrar görmekti. Yine gülmesini istiyordum ama Vidus hoca bunun yerine büyülenmiş gibi beni izliyordu.

“Ne parleremo più tardi.” (Sonra konuşuruz.) diyen sesiyle hızla telefonu kapattığında bakışları hala üzerimde geziniyordu.

“Sanırım biraz küçük geldiler.” diyerek imalı bir sesle yine kollarımı sallayıp güldüğümde bu sefer gözlerime tutunan gözleriyle o da güldüğünde gamzeleri belirmişti, böylesine ürkütücü gözüken bir adamın bu kadar tatlı gamzelerinin olması sadece hayatın bir cilvesi gibi geliyordu.

“Sanırım.” diye o da mırıldanırken bana doğru adımladığında üstündeki jilet gibi takımına kaymıştı bakışlarım, sahiden bir mankenden farkı yoktu. Ceket omuzlarını sıkıca sararken bakışları siyahların içinde parıldıyordu.

Bana yaklaşırken elini uzatıp kolumu yakaladıktan sonra gömleğin kolunu bana göre ayarlamaya başladığında bakışlarım sadece iri elinde gezinmişti, yine elleri mi titriyordu? Hızla bir kolumu bitirip diğerine geçerken ona da aynı işlemi yaptığında en azından artık ellerim gözüküyordu. Sonrasında ise bakışları beni süzerken hiç beklemediğim bir şey yaparak önümde diz çökmüştü.

Şaşkın bakışlarla ona bakarken eşofmanın paçalarına uzanıp onları da hallettiğinde ellerimi yumruk yapmamak için kendimi zor tutmuştum. Bakışları yavaşça alttan bana döndüğünde gözlerindeki yanan ateşi görmemek mümkün değildi fakat bu sefer tek yanan gözleri değildi, bedenimin de gözlerindeki alevlerden nasiplendiğini hissediyordum. Hemen kasıklarımın önünde duran yüzünü ise düşünmemeye çalışarak sadece gözlerini izlemeye çalıştım.

Yavaşça ayaklandığında bakışlarımı ondan ayırmadan kalkışını izlemiştim ki hemen yüzümün yakınında duran yüzüyle nefesim boğazımda düğümlenmişti, bakışlarım istemsizce dudaklarına kaydığında dolgun dudaklarıyla aklıma yine dünkü adam düşmüştü.

**

“Bul beni mia bella.”

**

Zihnimde çınlayan sesle hızla kendime gelirken gözlerimi kaçırdığım sırada odanın içine dolan telefon sesiyle Vidus hoca da hafifçe öksürerek geri çekilmişti. Az önceki garip ortamın bozulmasıyla sebepsizce nefes nefese kaldığımı hissetmiştim, hızla atan kalbimin pek iyi olduğunu söylenemezdi.

“Sen aşağıya in istersen, bende birazdan gelirim.” diyen boğuk sesiyle telefonunu eline aldığında hızla başımı olumlu anlamda sallayarak koşar adımlarla odadan çıkıp aşağıya inmiştim ki bu sefer de benim telefonumun bildirim sesi çınlamıştı.

Bakışlarım salondaki eşyalarıma kaydığında montumun cebindeki telefonuma doğru adımlayarak yavaşça elime aldım, yine istemsizce gerilmiştim. Derin bir nefes alarak ekranı açtığımda gerilmekte haklı olduğumu görmüştüm, yazan oydu. Resimlerimin adamı…

0522*******: Ne karar verdin? (13.58)

Mesaja kaşlarımı çatarak bakarken yazdığını belli eden işaretle beklemiştim.

0522*******: Beni bulabilecek misin mia bella? (13.59)

Kaşlarım çatılırken telefonu tutan elim kasılmıştı, madem amacı bana zarar vermek değildi o zaman beni böylesine korkutmanın sonuçlarına katlanacaktı. Böylesine elini kolunu sallayarak rahat rahat gezip insanları rahatsız edemezdi!

Elvin: Peki bunu sen istedin (14.00)

Elvin: Seni bulacağım ve kendi ellerimle polise teslim edeceğim (14.00)

Elvin: İzle ve gör (14.01)

Gönderdiğim mesajlar anında görüldü olduğunda hızlıca yazmaya başlamıştı, o sırada mesajına bakmadan hızla gidip numarasını kaydettikten sonra mesajına geri girmiştim.

Resimlerimin adamı: Zevkle :) (14.01)

~~~~~~~~

Veee bölüm sonuuu!!!

Yazarken çığlık attığım nadide bölümlerden biri oldu!!!

O korku evi sahnesinde hepimizin tüyleri ürperdi değil miii?? Ah resimlerin adamı, bize ne yapıyorsun böyle?!!!

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Elvin bu adamı bulabilecek mi???

Peki sizce Elvin hangi karakterle olmalı?? Vidus mu yoksa resimlerinin adamıyla mı???

Heyecanla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda TikTok’tan, İnstagram adresimden ve en önemlisi wp kanalımdan paylaşıyorum.

Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

10 yorum