İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 5 · 31 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 5

4. RESİMLERİN ADAMI

~Bölüm Şarkıları~

Sezen Aksu~Unuttun Mu Beni?

Sertap Erener~Kime Diyorum

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!

Nasılsınız bakalım??

Umarım iyisinizdir ve eğer benimde iyi olmamı isterseniz bolca Beğeni ve Yorum atın lütfenn!!!

Ayrıca wp kanalıma da beklerim, link İnsta biomda mevcut!!!

“Niyetim yoktu sana bakmaya, mecalim yoktu aşık olmaya. Hem biraz mahçup, hem çapkın bariz. Bakmasan öyle, vermezdim taviz… Bir bakışta yaktın erittin cümle tövbeleri, bir gülüşte sildin o eski yaramın izlerini…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~~~

Korku tüm bedenimde sessiz bir hain misali gezinirken nefesim boğazımda düğümlenmişti, bakışlarım titreyen ellerimdeki telefondan ayrılarak hemen yan tarafımda gözüken gölgeye kaydığında derince yutkunmam gerekmişti. Kimdi o? Benden ne istiyordu? Ya da bana zarar verecek miydi?

Yüzüme sertçe esen rüzgar bana ihanet edercesine titrememi arttırırken kulaklarım uğuldamaya başlamıştı, bir daha aynı şeyleri yaşamaya katlanabilir miydim? Sanmıyordum, bir kez daha isteğim dışında bana dokunan bir şerefsizin emareleriyle yaşamak istemiyordum. Gözlerim sıkıca kapanırken elimdeki telefonu sıkıca kavradım, ne yapmalıydım? Polisi arasam bir faydası olur muydu? Hemen ardımda duran bedenden beni ne kadar koruyabilirlerdi?

Daha da önemlisi küçücük bir çocukken bile bana inanmayan insanlar şimdi barda çalışan ve eve sabaha karşı dönen bir genç kadına inanırlar mıydı?

Gözlerim aralanırken kaşlarım yavaşça çatıldı, ben artık çocuk değildim. Lanet olası insanlarında beni savunmalarına ihtiyacım yoktu, her ne yaşanacaksa yaşansın ben hep ayaklarımın üzerinde durmaya devam edecektim. Buna mecburdum…

Tekrardan aldığım derin bir nefesle aynı anda omzumda hissettiğim parmaklarla kalbim sertçe göğsüme çarptığında hızla ileri doğru bir adım atarak arkamı döndüm. Öylece korku dolu gözlerle karşıma bakarken ne görmeyi bekliyordum bilmiyordum ama sanırım hiçbiri ev sahibimin torunu düşüncesini içermiyordu.

“Elvin iyi misin? Az önceden beri sana sesleniyorum ama asla duymadın.” derken bakışları kulaklarıma kaymıştı, kulaklık arıyordu. “Şarkı da dinlemiyorsun, bir sorun mu var?”

Nefes nefese kalan bedenimle boştaki elim hızla çarpan kalbimi bulurken sakinleşmeye çalıştım, pek iyi olduğum söylenemezdi. Başım dönüyordu ve yaşadığım stresten dolayı hala ellerim titremeye devam ediyordu.

“Ben…” diye mırıldanırken cümlenin devamını getirememiştim. Karşımdaki adamın elleri, adını hala hatırlamıyordum, hızla yanaklarıma sarılırken endişeli bakışları gözlerimdeydi.

“Elvin iyi misin? Sakinleş güzellik, seni korkuttuysam kusura bakma. İsteyerek olmadı.” derken beni hızla kendisine çekip kollarını bedenime sardığı sırada telefonum tekrar titremişti. “Sakinleş, ben yanındayım.” Ve telefonum tekrar titredi.

Belime sardığı kolları yüzünden kollarım havada kalırken bir süre öylece kalmıştım, ne ona sarılıyordum ne de geriye çekilebiliyordum. Yazan kişi şu anda bana sarılan adam olabilir miydi? Bilmiyordum ama nedensizce içimden bir ses o olmadığını söylüyordu. Aldığım bir nefesle derince yutkunarak başımı hafifçe çevirip hala elimde açık olan telefonunun ekranına baktım.

0522*******: Geri çekilmek için üç saniyen var (06.24)

0522*******: Yoksa bazı sahnelere şahit olmak zorunda kalırsın minik serçem (06.24)

Gözlerim korkuyla irileşirken hızla karşımdaki adamı omuzlarından iterek geri çekildim, beni görebiliyor muydu? Bakışlarımı çaktırmadan çevrede gezdirirken artık tüm bedenim korkudan titremeye başlamıştı. Geriye doğru bir adım daha attım, hiç tanımadığım birini sinirlendirmek gibi saçma bir cesaret gösterisi istemiyordum. En azından şu anlık olmazdı.

Ne kadar yakınımdaydı? Zarar verebilecek kadar manyağın teki miydi? Yoksa sadece dalga geçen biri miydi? Eğer dalga geçen biriyse seneler önceki o notta yazan cümleyi nasıl bilebiliyordu?

Zihnimdeki soruların ardı arkası kesilmezken bir elimi boynuma atarak üstümdeki kazağın yakasını çekiştirdim, nefesim sanki boğazımdaki koca bir yumruya takılarak beni boğuyordu. Nefes almak istiyordum.

O esnada bakışlarım karşımda bana sorgulayan gözlerle bakan adama döndü, demek ki yazan o değildi. Hala bu sapığın ne kadar tehlikeli olabileceğini bilmiyordum, ona anlatarak onu da tehlikenin içine çekebilirdim. En iyisi konuyu değiştirmekti.

“Yılan.” dedim aklıma ilk gelen şeyi söyleyerek. “Yolun kenarında yılan gördüm, çok korkarım ben yılandan.” diyerek sanki çevremi kontrol ediyormuş gibi yaparak geriye doğru bir adım daha atmıştım. Bu arada külliyen yalandı, hiçbir hayvanla ilgili sıkıntım yoktu.

“Cidden mi Elvin?” diyerek gülmesiyle kaşlarım daha fazla çatılmıştı, git gide sinir olmaya başlıyordum bunun gülüşlerine. Sahi adı neydi bunun?!

“Komik mi?” diyen sert sesimle gülüşü yüzünde donarken öksürerek kendine gelmeye çalışmıştı.

“Tamam, sakin ol şampiyon. Eminim ki sadece bir solucandır, burada yılan olmaz.” derken bana doğru bir adım atarak ellerini omuzlarıma koyduğunda bakışlarım önce eline ardından da tekrar gözlerine çıkmıştı. “Adımın Emin olduğu kadar eminim hatta.”

Adı Emin’miş, niye aklımda tutmadığım belli oluyordu. Gereksiz bir isimdi, yeni doğan bir çocuktan neyin eminliğini almak isterdiniz ki? Saçmalıktı işte!

“Korktum diyorum, sen dalga geçiyorsun Emin.” diyerek gözlerimi devirdiğim sırada telefonum tekrar titremişti, bakışlarım hızla açık olan ekranıma döndü.

0522*******: Önemli bir aramaymış gibi hap (06.29)

0522*******: Yap (06.29)

Kuruyan boğazımı delicesine ıslatma ihtiyacı duyarken telefonu indirdiğimde meraklı bakışlarla beni izleyen Emin’i fark etmiştim, bakışları beni süzüyordu. Onu umursamamaya çalışarak tekrardan mesajlara baktığımda bir detay gözüme ilişmişti, noktalama işaretlerine dikkat etmiyordu. Oysaki önceki mesajlarında hep ederdi.

“Özür dilerim güzellik, kötü bir amacım yoktu.” diyen sesiyle bir şeyi merak etmiştim, acaba şu anda bizi izleyen sapığım aynı zamanda duyabiliyor muydu?

Bakışlarım tekrardan çevrede gezinirken sanki olmayan yılana bakıyormuş gibi yapmıştım ama gözlerim sadece çevrede yabancı bir adam arıyordu, o sırada bakışlarım ileride ki bir binanın kenarında duran kişiye kaymıştı. Kapüşonlu biri orda durmuş bizi izliyordu, bu oydu.

“Tamam, sorun değil.” derken bakışlarımı tekrar karşımdaki adama çevirdiğim sırada çalan telefonumun sesi bulunduğumuz sessiz sokağı inletirken ikimizinde bakışları elimdeki telefona kaymıştı.

0522******* arıyor…

Tekrardan yutkunarak karşımdakine bakışlarımı çevirdiğimde büyük bir ikilemde kalmıştım, ya şimdi Emin’e her şeyi anlatarak yardım isteyip hayatını tehlikeye atabilirdim ya da hiçbir şey belli etmeden gidecektim fakat şöyle de önemli bir sorunumuz vardı. Yazan kişinin ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyordum, bir kişinin daha ölümüne sebep olmayı kaldıramazdım.

Dudaklarıma küçük bir gülümseme yerleştirirken telefonunun ekranını ona göstermeden havaya kaldırıp salladım.

“Bunu hemen cevaplamam lazım, sonra görüşürüz.” diyerek hızla arkamı dönüp apartmana doğru koşar adım ilerlerken bir yandan da telefonu cevaplayıp kulağıma yasladım, belki konuşarak başımdan def edebilirdim.

Açtığım telefonla duyduğum tek şey boğuk ve hızlı bir şekilde alınan nefes sesleri olmuştu, sanki karşı taraf sinirli bir boğaymış gibiydi. Sinirli ve kırmızı görmüş bir boğa!

“Bir kez daha beni rahatsız edersen polislerle uğraşmak zorunda kalırsın.” diye mırıldanırken apartmanın önüne yaklaşmıştım ki en üst kattaki perdeden gözüken silüete gözlerim takılmıştı, benim bir üst katımda oturan ev sahibimin eviydi. Umursamamaya çalışarak telefona odaklandım. “Bu sana ilk ve son ikazım, defol!” diyerek telefonu hızla kapattıktan sonra apartmana girip daireme doğru ilerlemeye başladım.

Sözlerim ne kadar korkutucuydu tartışılırdı ama belki polisten az da olsa korkardı, en iyisi bugün okuldan döner dönmez şu polis memurunu tekrar aramaktı….

~~~~~~~~

•••

Kapanan telefonla sinirime rağmen dudaklarım kıvrıldı, bana karşı koyması hoşuma gidiyordu. Korkusuna rağmen sivri dilinden ödün vermiyordu ve bu durum beni sadece daha fazla tahrik ediyordu. Acaba hırçınlığının daha çok ilgimi çektiğini bilse böyle davranmaya devam eder miydi?

Bakışlarım apartmana doğru gelen puşta kaydığında gülüşüm hızla yok olmuştu, kaşlarım çatılırken elimdeki telefondan adamımın numarasını tuşladım.

“Gidebilirsin, yeterli.” dedikten sonra cevap vermesine izin vermeden kapattığımda köşede bekleyen adamım hızla bulunduğu yerden ayrılmıştı, benim bakışlarım ise apartmana giren şerefsizdeydi. Dakikalardır aşağıya inip onu gebertmemek için kendimi zor tutuyordum, o sikik kim oluyordu da benim kadınıma sarılabiliyordu?!

Yumruk yapıp açtığım ellerimle arkamı dönerek kendimi masanın arkasındaki sandalyeye bırakmıştım, sağ ayağımı sol dizime atarak arkama yaslandım. Dirseğim ise hemen yan tarafımdaki masaya yaslıyken elimdeki kibrit kutusunu parmaklarımın arasında çeviriyordum. Bakışlarım kapının olduğu taraftan ayrılmazken öylece avucuma gelmesini bekliyordum.

İlk eve girdiğinde beni göremeyeceği kör bir noktada oturuyordum, bu sebeple beni fark etmeden salonun ortasına kadar gelecekti ve sonrasında kaçmaya fırsatı olmayacaktı. Duyduğum adım sesleriyle zihnimde ona dokunduğu anlar birer film gösterisi misali dönüp duruyordu, kendime hakim olmalıydım. Özellikle de o hemen alt katımdayken.

Yavaşça açılan kapıyla parmaklarımın arasındaki kibrit kutusu sabit kalmıştı, sakince beni görmesini bekledim.

“Söylediğim gibi kız aptalın teki zaten, avucumun içine almam saniyeler sürer.” diyen sesiyle kaşlarım daha fazla çatılırken kibrit kutusu yumruk olan avucumun içinde kaldı, umarım bahsettiği kız tahmin ettiği kişidir de geberirken daha da zevk alırım. “Ya abiciğim sen rahat olsana, bu zamana kadar hangi iddiayı kaybettiğim görülmüş?” derken eğilip ayakkabılarını çıkarmaya başlamıştı, arkası bana dönüktü.

Tüm bedenim öfkeden ve atamadığım sinirimden dolayı gerginken kaskatı bir şekilde dudaklarından dökülecek tek bir kelimeyi bekliyordum, tek bir isim…

“Bunak karı da gebermek üzere zaten. Sonrasında gelsin miraslar, gelsin Elvin’im.” demesiyle sağ gözüm seğirmeye başlarken dişlerim çarklar misali birbirlerine geçmişti. “Altımda inim inim inletip o boktan iddiayı kazandıktan sonra senin boktan paralarını da yiyeceğim.” dediğinde artık kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. “Siktir! Sen kimsin lan?!”

Bakışlarım sadece gözlerine odaklıyken zihnimden bir ses acı verircesine haykırıyordu.

BİZİM OLANI ALMAK İSTİYOR! ÖLMELİ!

“Şhh! Sağır mısın birader? Ne işin var evimde?” diyen sesiyle görüşüm tamamen bulanıklaşırken derince bir nefes alıp avucumdaki paramparça olmuş kibritleri sertçe masaya bıraktım.

“Celladın.” derken yavaşça ayaklandığımda bakışları bende gezindikten sonra geriye doğru bir adım atıp hızla kapıya dönmüştü ki kilit sesi evin içinde yankılandı.

“Hassiktir!” diye haykırırken kilitli kapıyı açmaya çalıştığı sırada salonun ortasına doğru adımladım. “Bak yemin ediyorum borcumu en kısa zamanda ödeyeceğim, yüklü bir para almama az kaldı.”

Titreyen ellerimle üstümdeki ceketimi çıkartıp arkamdaki koltuğa attıktan sonra aynı sakinlikle gömleğimin kollarını da yukarı kıvırmaya başlamıştım, dıştan ne kadar sakin gözüküyorsam içimde o kadar fırtınalar kopuyordu. Benim kadınıma dokunmuş, hatta yetmezmiş gibi daha ilerisi için iddiaya girmişti. Yaşaması artık mucize bile olamazdı…

“Ne istersen yaparım, yalvarırım birkaç gün daha verin bana.” diye ağlarken hala bir umut kapıyı açmaya çalışıyordu, arkasında duran adamımı görse bunu yapmaması gerektiğini anlardı.

“Beyinsiz.” diye boğazımdan gelen içgüdüsel bir hırıltıyla konuştuğumda tamamen arkasındaki kapıya yapışmıştı. “Senin para aşırabileceğin birkaç kıytırık tefeciye mi benziyorum ben?” derken ona doğru bir adım daha attığımda korku dolu gözleri beni süzerken sertçe kapıyı yumruklamaya başlamıştı.

“YARDIM EDİN! SESİMİ DUYA…” demesine kalmadan attığım birkaç adımla sertçe ensesinden tutup salonun ortasındaki zigon sehpanın üstüne fırlattığımda sehpa parçalara ayrılmıştı.

“Kes o siktiğimin sesini.” diyerek sıktığım dişlerimin arasında konuştuğumda inleyerek yerinden doğrulmaya çalıştığı sırada hızla yanına gidip boğazına sardığım parmaklarımla ayağa kaldırdım.

“Kimsin…sen?” diye zor bela konuşurken elleri boğazını sıkan parmaklarıma sarılmıştı.

“Ölümün ta kendisi.” diyen sert sesimle ayaklarını yerden kesecek kadar havaya kaldırdıktan sonra tekrardan sertçe bedenini kırık sehpanın üzerine çarpmıştım. “Ama sen az önce inletmek istediğin kızın sahip olduğu adam olarakta bilebilirsin.” derken sertçe tuttuğum çenesiyle bana bakmasını sağlamıştım.

Gözleri hızla irileşirken benim ise sinirim dayanamayacağım bir raddeye çıkmıştı, aşağıya çok fazla ses gitmemesi için sakin olmaya çalışıyordum ama titreyen bedenimin dayanabilmesi mümkün gözükmüyordu. Çenesini sertçe geriye iterek bırakıp ayaklanarak arkamı döndüm, ellerim saçlarıma giderken çekiştirerek sakinleşmeye çalışmıştım.

Benim ürkek serçem hemen alt katımdaydı ve sesleri duyup daha fazla korkmasını istemiyordum, zaten benden yeteri kadar korkmuştu. Aslında amacım benden bu kadar korkması değil, sadece beni tanıyıp sevmesini sağlamaktı. Çünkü ne yazık ki ondan vazgeçemiyordum ve bunun içinde beni önceden tanıması için ona bir şans vermiştim, yoksa karşısına çıkıp benim olması için zorlamam gerekirdi ve bunu istemiyordum.

En azından henüz…

Hastalıklı zihnim senelerdir tek bir suret için haykırıyordu ve ne yaparsam yapayım onu silip atamamıştım, kimse atamamıştı. Şimdi ise hayatta benden korkmaması gereken tek kişi benden korkuyordu ve gariptir ki beni yaralayan da bir tek onun korkması olmuştu.

Belki de seçtiğim yol çok yanlıştı ama fiziken karşısına çıkıp hislerimi söyleseydim onunda beni sevebilmesi için yeterli süreyi sağlayamazdım, şimdi bile yakınımdaki varlığına zor dayanıyorken her şeyi bildiği haliyle bana karşı olan hislerini düşünecek bir vakti kalmazdı. İşte o an tamamen benim olmak zorunda kalırdı ve eminim ki bu onun için çok daha korkutucu olurdu, o yüzden şimdi ki oyunum biraz daha devam etmeliydi.

O sırada ardımda hissettiğim rüzgarla hızla arkamı döndüğümde sırtıma inmek üzere olan sehpanın ayaklarından birini serçe yakalayarak sopayı tutan puştu kendime çektim, diğer elim ise hızla boğazına sarılırken sopayı sertçe elinden çekip yere fırlatmıştım.

“Bir insanın salak olduğunu nasıl anlarsın biliyor musun?” diye her kelimeyi vurgulayarak konuşurken boynunu bırakıp yumruğumu sertçe yüzüne geçirdiğimde bedeni yere yapışmıştı. “Eceline koşmasından.” derken sertçe bir tekmeyi karnına geçirdiğimde inleyerek karnını tutmuştu.

“Yalvarırım…affet.” diye inlerken bir yandan da ağlıyordu.

“Aa! Affedeceğim tabi ki.” derken ona doğru attığım bir adımda geriye doğru sürünmeye başlamıştı. “Ama sen bunu göremeyeceksin.” dediğim sırada sırtı duvara çarpmıştı, korku dolu bakışları bende gezinirken derince yutkundu.

“Yemin ederim…abi, ben sadece…şaka…yapıyordum.” diye ağlamasıyla burnumdan sinirli bir nefes vererek ona uzanıp yakalarından kavradığım gibi ayağa kaldırdım, şimdiden burnu kanamaya başlamıştı bile. Soktuğumun süt çocuğu!

“Gir!” diye bağırmamla ardımdaki sokak kapısı açılırken hızla arkamı dönüp elimdeki piç kurusunu adamıma fırlattım. “Tut.” dediğimde elleri hızla şerefsizin kollarına sarılmıştı.

“Abi yalvarırım du…” demesine kalmadan yumruğumu sertçe yüzüne geçirdikten sonra art arda vurmaya başladım, öyle ki benden bile iri olan cüssesine rağmen adamım şerefsizi tutmakta zorlanıyordu.

Beşinci vuruştan sonra kafası öne düşen adamla sinirlerim daha çok bozulmuştu, henüz sinirimin çeyreğini bile atamamıştım.

“Uyandır şunu!” diye bağırdığım sırada alt kattan gelen şarkı sesiyle bakışlarım yere kaymıştı, o şarkıyı açmıştı yine. Onu ilk kez gördüğüm ve ona taktığım lakabın asıl sebebi olan şarkıyı, eller günahkar…

Adamım şerefsizi bir sandalyeye oturtarak cebinden çıkardığı ilacın kapağını açıp puştun burnuna yaklaştırdı, birkaç dakikanın ardından gözleri açıldığında kulağım sadece aşağıdan gelen sesteydi. Şu anda evimde olup balkondan genelde açık olan camı yüzünden onu izleyebilirdim ama şu an siktiğimin karakter yoksunuyla uğraşmak zorundaydım, bu sadece daha fazla sinirlenmemi sağlıyordu.

Tekrardan önüme dönerken yandaki ilaç kutusunu elime alıp şerefsizin çenesini tutarak ilacı gözünün önünde salladım.

“Öz akrabanı ilaçla öldürmeye çalıştın.” diyen sert sesimde korku dolu gözleri elimdeki ilaca kayarken başını olumsuz anlamda sallamıştı, esasında bir tür kan sulandırıcıydı ama fazla doz alımında önce felç yapardı. Ardından ise ölüme kadar giderdi. “Yalandan nefret ederim Emin.”

“Ben…yapmadım…” dediğinde geri çekilip yumruğumu tekrardan yüzüne geçirmiştim ama hala onu tutan adamım yüzünden düşmemişti.

“Aslında ne bok yediğin zerre sikimde olmazdı ama kadınım o kişiyi sevdiği için buna izin veremem ve sen ise bunca günahına rağmen gidip içlerinden en yasaklı olanı seçtin.” derken sessizce belimden çıkardığım silahıma cebimdeki susturucuyu takmaya başladım.

Sinir adeta yılan misali bedenimde gezinerek beni daha da fazla etkisi altına alırken sadece ona izin veriyordum, bu zevkten kendimi mahrum bırakamazdım.

“Kadınıma güldün.” diye mırıldanarak taktığım susturucuyla bakışlarımı ona çevirdim. “Ona dokundun.” derken silahın emniyetini açarak bedenine nişan aldım. “Ve onun hakkında hayaller kurmaya cüret ettin.” derken bir elim sertçe dudaklarının üstüne kapanmıştı.

Bacakların arasını nişan aldığım silahı ateşlememle çığlığı avucumun içinden sadece boğuk bir inilti gibi duyulmuştu. Dudaklarım kıvrılırken yüzüne yaklaşarak yüzümü net bir şekilde görmesini sağladım.

“Demek benim kadınımı inleteceksin.” derken elimdeki silahı az önce ateş ettiğim yere bastırdığımda yine aynı boğuk inilti dökülmüştü. “Bakalım kim kimi inletiyor.”

Geriye çekildiğim anda acıya daha fazla dayanamayan sikik bayıldığında silahımı üzerine silerek belimdeki yerine koydum.

“Götür şunu, henüz onunla işim bitmedi.” dediğimde adamım hızla şerefsizin baygın bedenini omzuna atarak arkasını dönmüştü ki sesimle tekrardan duraksadı. “Ulvi.”

Sağlam olan tek gözünü bana doğru çevirmişti, diğer gözü ise üstüne aldığı bir bıçak darbesiyle neredeyse kördü ve üzeri korsanların taktığı gibi bir göz bandıyla gizlenmişti. Omuzlarına dökülen saçları ve iri bedeniyle aslında gerçekten bir korsana benziyordu, korku filmlerinde oynayacak cinsten bir korsan.

“Eve bizim doktoru yolla, kadına bir baksınlar. Ölmemesi gerek.” dediğimde Ulvi’nin dudakları kıvrılmıştı. “Hayırdır?”

“Kusura bakma abi ama senin ilk kez birini yaşattığını görüyorum, garipsedim.” demesiyle kaşlarım çatılırken bakışlarım yine zemine kaymıştı.

“İlk kez değil.” diye mırıldanırken derince bir iç çekmiştim, oysaki kalpsizken ne kadar da rahattım. Nerden çıkmıştı karşıma bu minik serçe…

~~~~~~~~

Elvin N. Varnalı…

Adım attığım evle kapıyı sertçe arkamdan kapatarak içeri yönelmiştim, bir de hakkı varmış gibi beni tehdit ediyordu. O kim oluyordu da bana böyle davranabiliyordu?! Karşıma çıkmaya bile cesaret edemeyen bir piç kurusundan korktuğuma inanamıyordum!

Ellerim hala korkudan titrerken bir süre sırtımı kapının yanındaki duvara yaslayarak soluklandım, mantıklı düşünmem gerekiyordu ama bunu nasıl yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Her zaman takıntı yapmaya çalışan tipler olurdu, sonuçta her ne kadar polise sinirlensem de çalıştığım yer belliydi ama hiçbiri bu kadar iddialı olmamıştı. Takip eden olursa bile sadece birkaç sokak peşimden gelebiliyorlardı, sonrada kayboluyorlardı.

Peki bu adam seneler sonra beni nasıl bulabilmişti?…

Aklımda dönen binbir soruyla sinirlerim daha çok gerilirken oturup ağlamak istiyordum, neden bütün aksilikler beni buluyordu? Ne manyak hocası biterdi, ne de takıntılı sapığı! Bu kadar mı yük olmuştum bu hayata?…

Ayakkabılarımı fırlatırcasına çıkardıktan sonra üstümdeki kabanı da sertçe çıkartıp koltuğa fırlatarak yola bakan camıma doğru yürüdüm, bakışlarım az önce kapüşonlu adamı gördüğüm yere kaydığında tek karşılaştığım şey boşluk olmuştu. Her kimse ben eve çıkar çıkmaz yok olmuştu sanki, ya yukarıya çıkmak isteseydi o zaman ne yapacaktım?

Kendimi sertçe koltuğa bırakırken ellerimi saçlarımın içinden geçirerek çekiştirdim, kimdi bu lanet adam? Gerçekten söylediği gibi o maskeli adam mıydı? Eğer o değilse nasıl aynı o nottaki gibi bana hitap edebilmişti? Tesadüf olabilir miydi? Belki de seneler önce birine anlatmıştı ve anlattığı kişi ise dalga geçmek istiyordu, ellerimi sinirle yüzüme kapattım. Senaryo kurmakta üstüne yok Elvin!

Derin bir nefes alarak kendime gelmeye çalıştım, sadece fazlasıyla yorgun olduğum için bu kadar fazla kafaya takıyor olmalıydım. Okuldan sonra tekrardan polise gidecektim, en kötü burdan taşınıp başka bir ev bulana kadar barda yatıp kalkardım. Emin değildim ama muhakkak bir çaresini bulacaktım, bunca şeye yıkılmamışken karşıma bile çıkmaya cesareti olmayan bir korkağın beni korkutmasına izin veremezdim.

“Sen neleri atlatmışsın kızım, bu onların yanında ne ki? Saçma bir hayran sadece.” diye söylenerek tekrar derin bir nefes aldığımda kendimi çok daha iyi hissediyordum.

Ben güçlüydüm ve bu hayatta ki hiçbir şeyinde bunu alaşağı etmesine izin vermeyecektim!

“Hem o maskelinin de daha delikanlı biri olacağını düşünmüştüm, ödleğin tekiymiş.” diye kendi kendime mırıldanırken hızla masamdaki tokama uzanıp saçlarımı dağınık bir topuz yapmıştım. “Zaten on yıldır ortada olmamasından anlaşıyordu, kesin numaramı da o gün almıştır.” diye söylenirken maaşım yatar yatmaz ilk işimin numaramı değiştirmek olacağını zihnimin bir köşesine not etmiştim.

Bugünkü dersime henüz üç saat vardı, o yüzden rahat rahat dinlenmek istiyordum. Gece boyu bir durmak bilmeyen müşteriler bir Vidus hoca derken iyice gerilmiştim, sahi o beni bugün için niye çağırmıştı? Acaba ne isteyecekti benden?

Bakışlarım guruldayan midemle arkamdaki mutfağa kaydığında sinirlerim daha çok bozulmuştu, şimdi kim yemek yapmakla uğraşacaktı ki? Çok yorgundum ve saatte sipariş edemeyeceğim kadar erkendi, kapanan gözlerimle sırtımı tekrardan koltuğa yaslayıp iyice yayıldım. Biraz dinlendikten sonra bunu düşünebilirdim.

Zihnim tamamen kendini karanlığa bırakırken ne kadar uyukladığımı bilmiyordum ama üst katımdan gelen yüksek sesli patırtıyla bakışlarım hızla açılırken tavanı bulmuştu, bu da neydi şimdi?! Sinirle tavana bakmaya devam ederken sinirden çığlık atmamak için kendimi zor tutuyordum.

Emin denen şu adam ara ara arkadaşlarını eve çağırıp bu şekilde eğlenirdi, kesin yine o tür eğlenmelerinden birini yapıyordu. En çok evde felçli bir şekilde yatan teyzeye acımıştım, bu seslere katlanmak zorunda kalıyordu. Gelen başka patırtı sesleriyle uykum tamamen kaçarken kendimi zorlayarak ayaklanıp mutfağa yöneldim, kendimde bir tek mısır gevreği yapabilecek kadar enerji hissediyordum.

Açtığım buzdolabından sütü alarak masaya bıraktıktan sonra uzandığım mısır gevreğini dolaptan aldığım kaseye dökerek üzerine sütü ekledim ve yemeğim hazırdı. Çekmeceden kendime kaşık alarak mısır gevreğini yemeye başladığımda yukardan sesler gelmeye devam ediyordu, gözlerimi devirerek mısır gevreğinden bir kaşık daha aldım. Tam da zamanını bulmuştu gerçekten!

Mutfaktaki tezgahın hemen önünde duran bar tezgahına benzer masada yemeğimi yerken oturmayı bile düşünmemiştim, öylece ayakta yerken bakışlarım yavaşça odama kaymıştı. Zihnimde hala mesajlar dönerken bir kaşık daha alarak masadan uzaklaşıp odama doğru adımladım.

Yatağımın yanına geldiğimde bakışlarım sadece hemen karşımdaki çekmecedeydi, seneler önce kartla birlikle bırakılan not oradaydı. Merakıma engel olamazken hızla eğilip açtığım çekmeyle elimi kıyafetlerimin altına sokarak notu yakalamıştım. Yavaşça görüş açıma getirirken derin bir nefes aldım.

‘2903 / Zamanı geldiğinde yanında olacağım ve bana olan borcunu o zaman ödeyeceksin. Şimdilik mutlu yıllar minik serçe, beni bekle…’

Bakışlarım notta gezinirken tüylerim diken diken olmuştu, konu sadece hitap şeklini tahmin etmesi değildi. Hızla ayağa kalkarak koşar adımlarla salona gittikten sonra telefonuma uzanıp mesajlar kısmına girerken ellerim titremeye başlamıştı.

0522*******: Zamanı geldi minik serçem, beni özledin mi? (03.29)

0522*******: Çünkü ben seni çok özledim. (06.21)

Bakışlarım mesajlarda gezinirken titreyen bacaklarımla kendimi koltuğa bırakmıştım, o gerçekten maskeli adam mıydı? Hayatımda ilk ve son kez beni yakalayan, aynı zamanda ilk ve son kez doğum günümü kutlayan kişi aniden geri mi gelmişti? Sonrasında defalarca konuştuğum ama hepsinde aşırı sarhoş olduğum için hatırlamadığım adam o muydu?

Üst kattan gelen takırtılarla iyice sinirlerim bozulurken telefonumdan son ses ilk karşıma gelen şarkıyı açıp telefonu yana attım, öyleki şarkının ismine bile bakmamıştım. Sadece kafamı dağıtacak bir sese ihtiyacım vardı.

Başlayan şarkının melodisiyle bakışlarım hızla telefona döndüğünde sinirimden kahkaha atmaya başlamıştım, gerçekten şu anda bunun çalması mı gerekiyordu? Evren mesaj vermeye falan mı çalışıyordu?!

Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece, yalnızlık sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna…

Arkama yaslanırken kapanan gözlerimin ardından yaşlar süzülmeye başladı. Ben güçlü falan değil, sadece salağın tekiydim. Şimdi bile korkudan ödüm koparken öylece oturup geçmişi hatırlamaktan başka hiçbir şey yapamıyordum, asıl ödlek tam olarak bendim.

Aralan bakışlarım camın kenarında duran ve hala bitmemiş tuvalime kaydığında yavaşça ayaklanarak resmime yaklaştım, aklımı dağıtmam gerekiyordu ve düşüncelerimi durduran tek şey buydu. Resim ve boyalar…

Köşede duran fırçama uzanmadan direk siyah boyama uzanıp elime sıktım, tüpü kenara bıraktıktan sonra yanaklarımdan hala yaşlar süzülürken resmin geri kalanını yapmaya başlamıştım. Boyalı parmaklarım tuvalin üzerinde hareket ederken derince bir nefes alıp boyanın kokusunu içime çektim, işte bunu seviyordum.

Gözlerimin önünde anılar dönerken ne çizdiğimi bile bilmiyordum, sadece ellerim hareket ediyordu. Zihnim ise bir köşede bana eziyet etmekle meşguldü, geçmişin zalim anıları bir türlü yok olmuyordu. Hayal meyal hatırladığım maskeli adam zihnimde belirdiğinde ellerim duraksamıştı, ardından ise barda çıkan çığlıkları ve konuştuğum maskelinin yanında olan adamın eski patronumu nasıl öldürdüğünü hatırlıyordum ama bunların hepsi yarım yamalaktı. Zihnimde sadece bazı kareler vardı, hepsi buydu.

Ellerim tekrardan hareket etmeye devam ettiğinde zihnimde gözler belirmişti, barın loş ışığında ateşi andıran bakışları vardı. Elim başka bir boyaya uzanırken ağlamam durmuştu, sadece zihnimde dönen kareleri izliyordum. Diğer bir kareye geçerken bu seferde tezgahın karşısındaki duruşu belirmişti ama yine yüzü yoktu, tıpkı her hatırlamaya çalıştığımda olduğu gibi…

“KAHRETSİN!” diye haykırırken önümdeki tuvali sertçe fırlattıktan sonra dizlerimin üzerine çökmüştüm. “Kimsin sen maskeli adam? Kötü müsün, yoksa tüm şüphelerime rağmen hayatımdaki tek iyi insan mısın?” diye mırıldanırken gözlerimi kapatıp derince bir nefes aldım. “Ben seni nasıl tanıyacağım be resimlerimin adamı?”

Açılan bakışlarım devirdiğim tuvale kaydığında öylece çizdiğim resime bakmıştım, yine aynı şeyi çizmiştim. Çatık kaşlar, ateş bakışlar, yüzünün yarısını kaplayan siyah bir maske ama bu sefer diğerlerinden farklı olarak başında bir kapüşon vardı. Elimle yaptığım için renkler dağınıktı ama yine de ne olduğu çok belliydi, onu çizmiştim.

Tek bir mesajıyla beni senelerce kendisine bağlamayı başaran ve hatırlamadığım konuşmalarını bile özlememi sağlayan o adamı çizmiştim, kesinlikle salağın tekiydim…

“Niye bu kadar aklımdasın resimlerimin adamı? İlk ve tek doğum günümü kutlayan olduğun için mi atamıyorum yoksa zihnimden seni?” diye mırıldanırken uzanıp tuvali önüme çekerken bakışlarım gözlerine tutundu, kaşlarım çatılırken tanıdık gözlerine bakmaya devam ettim. Yanlışlıkla gözlerini Vidus hocanın gözlerine benzetmiş olmalıydım, onun bakışları da ateş saçıyordu.

Buna gülerek geriye yaslandığımda sırtım camın altındaki peteğe hafifçe çarpmıştı, o esnada üst kattaki seslerin kesildiğini fark etmiştim. Dağılmışlardı demek ki, umursamadan dizlerimi kendime çekerek sıradaki yeni başlayan şarkıyı dinlemeye başladım.

Unuttun mu beni? Her şeyi mi? Sildin mi bütün izlerimi?…

Çalan şarkıyla gözlerimi devirmeden edememiştim, neydi bu böyle? İmalı şarkılar günü falan mıydı? Ya da Sezen ablanın bana garezi vardı, bilmiyordum ama sinir bozucu olmaya başlamıştı.

Ne yaptıysam olmadı, ne çare? Unutamadım gitti…

Ben çok mu yalnız kalmıştım acaba? Çalan şarkıların bile bana garezi olduğunu düşünüyordum, delirmiş olabilir miydim? Yüksek ihtimalle…

O esnada aniden susan şarkıyla telefonum çalmaya başladığında bakışlarım hızla telefonuma dönmüştü, arayan o olabilir miydi? Hızlıca yerimden kalkarak telefonuma uzanmıştım ki boya içindeki ellerimi fark edince tuvalin yanında duran ama fırlattığım için yere düşen bezi alıp ellerimi sildim, sonrasında ise hemen telefonu elime aldığımda gördüğüm isimle heyecanım yok olmuştu. Arayan Vidus hocaydı, cevaplayarak telefonu kulağıma yasladım.

“Okula gel.” diyen sert sesiyle gözlerimi devirmiştim. Yetmemişti tabi yaşadığım sinirler, bir de başıma bu çıkmalıydı.

“Size de günaydın hocam.” diyerek imalı bir sesle konuşurken ayaklanıp kendimi koltuğa bırakmıştım.

“Günaydın, okula gel.” demesiyle dudaklarım sinirden kıvrılmıştı.

“Benim dersime daha var hocam.” dediğimde derin bir nefes almıştı.

“Bana ne bundan? Asistanıma ihtiyacım var ve hemen geliyorsun.” dedikten sonra aniden yüzüme kapanan telefonla öylece ekrana bakakalmıştım.

“Senin centilmen olabileceğini düşündüğüm anları sikeyim ben.” derken telefonu sertçe koltuğa atarak ayağa kalktım. “Aynı…aynı fosforlu bir pembe gibisin. Evet, aynı fosforlu bir pembe.” Odama doğru adımlayarak sinirle dolabımın kapağını açtım. “Acaba kullansam canlı mı olur diye düşünürken tüm resmin içine sıçan o fosforlu pembesin sen, tıpkı onun gibi sinir bozucu!”

Bağırışım odanın içinde yankılanırken dolaptan aldığım kalın triko elbiseyi sertçe yatağıma fırlattıktan sonra üstümü çıkarmaya başlamıştım.

“Kime sinirlendiyse artık hıncını benden alıyor. Hayır yani, seni ben mi sinirlendirdim götoş?!” diye sinirle konuşurken elbiseyi üzerime geçirip aynanın karşısına geçmiştim, yandan aldığım vanilya kokulu parfümümü üzerime boşaltırken hala burnumdan soluyordum. Salak herif beni zorla asistan yapmış, bir de yetmemiş gibi zorla görev veriyordu. Ruh hastasının tekiydi!

Parfümle işim biterken köşeye bırakıp bakışlarımı aynadaki yüzümde gezdirdim, saçlarım hala düz olsa da yorgunluk yüzümden akıyordu. Kendimden tiksinirken hızla makyaj malzemelerime uzanıp kaportayı biraz düzelttikten sonra son kez deri ceketimi ve çantamı alıp kapıya yöneldim. Üstümdeki elbise zaten uzun ve kalın olduğu için deri ceket gözüme yeterli görünmüştü.

Koltuktan telefonumu da aldıktan sonra kapının yanındaki dolaba doğru adımlayarak siyah çizmelerimi aldım, siyah elbisemle birlikte iyice simsiyah olmuştum. Neyse umrumda değildi, normalde de pek renkli bir kişilik sayılmazdım.

Açtığım kapıyla evden ayrılırken kapıyı defalarca kez kilitlemeyi de ihmal etmemiştim, peşimde bir sapık varken bir de evime girmesini istemezdim. Telefonumdan otobüsün saatine bakarken durağa doğru adımlamaya başladığımda iki dakikaya geleceğini görmemle koşmaya başlamıştım, bir de geç kalıp hocanın çenesini çekemezdim.

Nefes nefese kalsamda yetiştiğim otobüse hızla binerek bulduğum boş bir yere oturmuştum ki aklıma bana birkaç gün önce yer veren kapüşonlu adam gelmişti, bugünde mesajlarla aynı sırada kapüşonlu bir adam görmüştüm. Gözlerim hızla büyürken öylece kalakalmıştım, o günkü adam resimlerimdeki adam mıydı?!

Korku tekrardan yavaşça benliğimi sarmaya başladığında elimi yakama atarak hafifçe çekiştirmiştim, sadece boktan bir tesadüf olduğunu haykırmak istesem de içimden bir ses öyle olmadığını inatla savunuyordu ve bende istemsizce o sese çekilmekten başka bir şey yapamıyordum. Bu okulumu da bildiği anlamına mı gelirdi? Yani beni öldürebileceği çokça anı olabilirdi. Gece ki havuz yada işten çıktığım an ama o sadece izlemiş miydi? Neden bir yanım kötü biri olmasını istemiyordu?…

Düşüncelerimle birlikte zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım, ineceğim durakta duran otobüsle hızla inerek karşıdaki sokağa adımlayıp okula doğru ilerledim. Girdiğim kampüsle adımlarım yolunu bildiğim yere doğru yönelmişti, Vidus hocanın odasına.

Önünde durduğum kapıyla bakışlarım yine ismine kaydığında aklıma geçenki anı gelmişti, nasıl da basılmıştım. Elim kapıya giderek birkaç kez tıklattıktan sonra içerden ses beklemiştim ama yoktu, tekrar tıklattığım sırada bakışlarım yine ismiyle buluşmuştu. Vidus Arjin Karsoylar…

“İsmime takıntılı olduğunu düşünmeye başlayacağım artık.” diyen ensemdeki mırıltıyla refleksle hızla arkamı dönmüştüm ki, dönmez olaydım! Aramızda bir karış mesafe var ya da yoktu ve gözleri beni içlerine çekip yakmak istercesine yine alev alevdi. “Çok sevdiysen senin olabilir.” demesiyle bir an kelimeler zihnimde birleşmemişti.

“Ne?” diyen sesimle dudakları kıvrıldığında zihnimden bütün o düşünceler uçup gitmişti, kahretsin ki gamzesi vardı. Hemde her iki yanağında da! Ve tekrar kahretsin ki yine büyülenmiş gibi adama bakıyordum.

“Diyorum ki çekilsen de içeri mi girsek?” demesiyle hala yüzüne bakmaya devam ediyordum, bugün gözlükleri yerli yerindeydi ve ona kesinlikle başka bir hava katıyordu. Daha çok hoca gibi hissettiriyordu. “Elvin, beni duyuyor musun?” dediğinde hızla gözlerimi kırpıştırarak kendime gelmeye çalıştım, ne oluyordu bana?!

“İkide bir şöyle sessizce gelmeyi keser misiniz?” dediğimde bakışları gözlerimde gezinirken biraz daha bana doğru eğildiğinde gözlerim irileşmişti, ne yapıyordu bu adam?!

“Imm! Vanilya.” diyen mırıltısıyla ellerim arkamdaki kapıya yaslanırken yüzümün yandığını hissediyordum.

“Parfüm.” diye bende mırıldandığımda başını olumlu anlamda sallayarak elini arkama atmasıyla aniden yaslandığım kapı açılmıştı, geriye doğru sendelemişti ki belime sarılan parmakları beni hızla kendine çekmesiyle bedenim sertçe bedenine yaslanmıştı.

Aldığım soluk bile boğazımda kalırken şok içinse ona bakıyordum, lanet olası elini hemen üzerimden çekmezse her an şuraya bayılacak gibi hissediyordum. Garip bir şekilde sanki saatlerce koşmuşum gibi nefes nefese kalmıştım ve ateş bakışları bu kadar yakından görmek işimi asla kolaylaştırmıyordu.

“Güzel kokuyor.” diyen fısıltısıyla yer ve zaman kavramı bile yok olmuştu.

“Teşekkürler.” diye mırıldandığım sırada gözlerini hızla kapatarak derin bir nefes alıp belimdeki kolunu geriye çekmişti, neden bunu yaparken acı çekiyormuş gibi duruyordu?

“İçeri geçelim.” derken aralanan bakışlarıyla arkamı işaret ettiğinde bende kendime gelerek hızla geriye doğru bir adım atıp arkamı dönmüştüm ki şok içinde bakışlarımı odada gezdirdim, oda içinde kitap dolu olan kolilerle doluydu. Odanın çevresinde ise boş kitaplıklar dururken bunların yeni yapıldığını fark etmiştim.

Ardımdan kapatılan kapıyla elimdeki çantamı sandalyenin üstüne bırakıp arkamı döndüm, neden çağırıldığım belli olmuştu. Kitapları dizecektim.

“Sanırım kitaplar için çağırıldım.” dediğimde elleri üstündeki siyah cekete giderken çıkartıp sadece beyaz gömleğiyle kalmıştı.

“Bu zeka fazla değil mi sana?” diyerek yanımdan geçip kolilerden birinin önünde eğildiğinde gözlerimi devirmiştim, oysaki konuşmasa ne kadar tatlı adamdı!

“Sağolun, darısı başınıza.” derken bende yanından geçtiğimde bakışları pür dikkat beni izlemişti, bu kadar sustuğuma şükretmeliydi. Kimse bana laf sokup duramazdı!

Bir süre sesi çıkmadığında bakışlarımı çevrede gezdirip kitaplara bakmıştım, üç koli ağzına kadar kitap doluydu ve oda zaten küçük olduğu için üç koliyle neredeyse yürüyecek yer kalmamıştı.

“Şimdi bunlar renklerine göre sıralanacak.” diyerek elinde tuttuğu bir kitap destesiyle ayaklandığında tek kaşım havalanmıştı.

“Kitap hocam bunlar, boya değil. Ne rengi?” dediğimde kaşları hafifçe çatılmıştı.

“Ben renk istiyorum.” derken elindeki kırmızı kapaklı kitapları rafa koyduğunda sinirimden derin bir nefes alarak hızla yanına gidip koyduğu kitaplara uzandım.

“Kitaplar ya yazarlarına ya da yayınevlerine göre sıralanır, renk her şeyi karıştırır.” diyerek kitapları almaya çalışsam da onunda elleri kitaplara giderken yerinde tutmuştu, o esnada ikimizin de sert bakışları birbirimize döndü.

“Ama renk daha estetik duruyor.” demesiyle içimden sabırlar çekerek kitapları daha sıkı tuttum.

“Ama siz hocasınız. İşiniz estetikle değil, bilgiyle.” diyerek kitapları kendime çektiğimde hızla bana izin vermemişti.

“Ben bir sanat tarihi hocasıyım, işim sanat.” derken bu sefer o kitapları çektiğinde gözlerim kısılmıştı, iyice sinirlenmeye başlıyordum.

“Hayır, işiniz tarih.” diyerek sertçe konuştuğumda onunla kaşları çatılırken hızla cevap vermişti.

“Hayır, işim se…” derken duraksadığında öksürerek hafifçe geriye çekilmişti ki burun buruna durduğumuzu yeni fark etmiştim, gerçekten koca bir siktir! “İşim sanatın tarihini anlatmak.” diyerek cümlesine devam ettiğinde hissettiğim sıcaklıkla bakışlarım kitaplara kaymıştı, ellerim onun ellerinin altında kalmıştı.

Ellerimi hızla geriye çekip ondan uzaklaştığımda o da ellerini kitaplardan ayırmıştı.

“Siz yapacaksanız beni niye çağırdınız?” dediğimde başı hafifçe yana eğilirken gözleri gözlerime tutunmuştu.

“Çünkü asistanımsın.” dediğinde gözlerimi devirerek bakışlarımı kitaplara çevirdim.

“Ve asistana iş yaptırmıyorsunuz.” diye söylenirken köşedeki bir koliye eğilip kitaplara uzanmıştım ki kutunun köşesinde duran tütsü paketi dikkatimi çekmişti, vanilya kokulu muydu o?

“Kitaplar zaten renklerine göre ayarlı, asistanım da inat etmeyi bırakırsa iş yapar.” diyen Vidus hocayla tütsüden gözlerimi alarak ona çevirdim.

“Peki hocam, peki.” derken kitap yığınını elime alıp rafa yerleştirdim. “Oldu mu?” dememle bakışlarını benden ayırmadan izlediğini görmüştüm.

“Çok güzel oldu.” diyen mırıltısıyla o boğuk sesinin etkisi altına girmemeye çalışarak hızla kitapları renklerine göre yerleştirmeye devam etmiştik, neyseki buraya gelmeden önce dersimin saatine alarm kurmuştum da geç kalma gibi bir durum olmayacaktı. Dersimiz kaçık Fehmi hocayaydı ve geç kalınmasından nefret ediyordu.

Kitapları bir süre yerleştirmeye devam ettiğimizde önümdeki koliyi bitirip içinde tütsü olan kutuya eğilmiştim ki bu sefer tütsüye uzanarak dışarı çıkardım.

“Vanilya tütsüsü mü?” diye soran bir sesle Vidus hocaya döndüğümde o kitlenmiş gibi bir saçlarıma bir de elime bakıyordu, koliye yanlışlıkla mı koymuştu acaba?

“Evet, yakalım mı?” derken suratını hızla düzeltmişti, az önce neye takılmıştı acaba?

“Bana fark etmez.” diyerek kitaplara uzanıp rafa döndüğümde Vidus hoca ise arkamdan geçip masasına geçmişti, duyduğum çakmak sesiyle kafamda hızla bir şimşek çalmıştı. Söylemeyi unutmuştum! “Hocam yangın sensörü…” derken hızla arkamı dönmemle üstümüze suların yağması bir olmuştu.

Ellerimi hızla başıma tuttuğumda Vidus hoca ise şaşkınca çevresine bakıyordu. Hayır yani, uzayda mı yaşamıştı bu adam?! Bunu nasıl bilmezdi?! Saçlarım tekrar kıvırcık olacaktı!

“Hocam ne yapıyorsunuz?” diye sinirle söylendiğimde onun yüzünü tam olarak göremiyordum. “Yangın sensörlü odada tütsü mü yakılır? Hadi ben öğrenci olduğum için bilmiyorum, ya siz?”

“Aklımdan çıkmış, durur zaten birazdan.” dediğinde sesindeki sakinlik şu an daha çok sinir bozucuydu.

“Saçlarım mahvoldu.” diye söylenirken hızla arkamı dönüp kapıya gitmeye çalışmıştım ki bacağımı masaya çarpmamla aniden belimde hissettiğim kollar beni kendisine çekmişti.

“Dikkat et.” diyen sert sesiyle onu tanımasam endişelendiğinde düşünebilirdim. Hızla çektiği için ellerim refleksle göğsüne tutunduğunda bakışlarım gözleriyle çakışmıştı, ateş bakışları pür dikkat beni izliyordu.

“Odadan çıkmamız lazım.” diye bağırarak sesimi duyurmaya çalıştığımda sanki beni hiç duymuyormuş gibi yüzümü izlemeye devam etmişti, gözlüklerini ne ara çıkarmıştı? Ayrıca gözlerinde gördüğüm şey hayranlık mıydı? Hayır, yine ayaküstü hayal görüyor olmalıydım.

“Dayanamıyorum artık.” diyen mırıltısıyla beni daha çok kendine çekip alnını alnıma yasladığında şok içinde kalakalmıştım, gözleri kapanırken derin bir nefes aldı. “Niran ben…”

Çalmaya başlayan telefonumun alarmıyla sözleri yarıda kesilirken aynı anda su da kesilmişti, başımı hafifçe geriye çekip bakışlarımı ona çevirdiğimde çenesi öyle bir kasılıydı ki dışardan bile oluyordu. Gözleri yavaşça aralanırken bu seferde hayal kırıklığı vardı bakışlarında. Bir saniye, neden gözlerinde her zamanki gibi duvar yoktu? Neden duygularını bu kadar net görebiliyordum?

Elleri belimden yavaşça çekilirken derince yutkunarak geriye doğru bir adım atıp benden uzaklaşmıştı, sıcaklığından ayrılan bedenim isyan edercesine titrerken bakışlarımı kaçırmak zorunda kalmıştım ki yumruk yaptığı ellerini fark etmiştim. Ellerinin üzeri neden yaralıydı?

“Ben…seni sonra ararım, kitaplar kuruduğunda.” diyen sesiyle bakışlarım yine ona döndüğünde gözlerindeki o duvarın geri geldiğini görmüştüm, duygular artık yoktu.

“Tamam o zaman, ben şey yapim.” derken elimle kapıyı göstermiştim, az önceki olayın heyecanı hala damarlarımda gezinirken konuşamıyorum! “Derse gideyim, sonra görüşürüz.” diyerek geriye doğru bir adım attıktan sonra çantamı alıp hızla odadan çıktım.

Ellerim hala yaşadığımız yakınlıktan dolayı titrerken hızlı adımlarla dersliğe doğru koşmaya başlamıştım, geç kalırsam hoca beni haşlardı. Koşarken bir yandan da saçımdaki suları sıkmaya çalışıyordum, kıvırcıklar şimdiden kendilerini belli etmeye başlamışlardı. Derse girer girmez toplasam iyi olacaktı, görmek istemiyordum.

Dersliğe girer girmez her zamanki yerim olan sağ taraftaki ortalardan bir sıraya geçip oturduktan sonra üstümdeki deri ceketimi çıkartıp yanıma koymuştum, neyseki ceket olduğu için kazağım çok ıslanmamıştı. Tam elime aldığım çantamdan tokamı arayacakken içeri giren hocayla bakışlarım ona dönmüştü, altmışlarının sonunda yaşlı bir adamdı ama tam bir delinin tekiydi. Aslında kendisini sevdiğim söylenebilirdi fakat bazı zamanlar çok sinir edebiliyordu.

“Selamlar saygıdeğer resim dostları, şimdi sizi hiç bekletmeden konuya geçeceğim.” derken çantasını hızla masaya koyup sırıtarak bize dönmüştü. “Yeni bir ödeviniz var ve bunun için hocanız hiçbir masraftan kaçınmadı, her birinize özel canlı manken buldu.” diyerek kollarını havaya kaldırdığında sanırım bir an alkış beklemişti ama kimseden ses seda çıkmıyordu. “Alkışlasanıza lan!” diye bağırmasıyla benimde dudaklarım kıvrılırken sınıfça alkışmaya başlamıştık.

Deli olduğunu söylemiştim!

Alkışlayan sınıfla yüzü tekrardan gülerken kollarını indirmişti, bakışları hepimizin üzerinde gezinirken derin bir nefes alarak kaçamak bakışlarını kapıya çevirdi.

“Fakat şöyle küçük bir sorunumuz oldu, mankenler bir kişi eksik çıktı ama hocanız onu da halletti. Sağolsun şu yeni gelen hocanız yardım etmeyi kabul etti, zaten onunda mankenlerden pek bir farkı yok.” diyerek kahkaha atmaya başladığında gözlerim büyümüştü, Vidus hoca canlı mankenlik mi yapacaktı?!

Bakışlarım sınıfta gezindiğinde tüm kızların Vidus hocayı istediği belliydi, şimdiden fısıldaşmalar başlamıştı, istemsizce moralim bozulurken bulmuştum kendimi. Hocanın ne işi vardı mankenlikte?!

“Kendisinin de şu anda burada olması gerekiyordu ama işi çıktı demekti, birazdan gelir.” derken bakışları yine sınıfta gezinmişti. “Hocanızın asistanı kim buradan?” dediğinde herkesin bakışlarının bana dönmesiyle mecburen el kaldırmıştım. “Kızım ne bu halin? Yağmura mı yakalandın diyeceğim ama o da yok.” dediğinde yerin dibine girmemek için kendimi zor tutmuştum.

“Ufak bir aksilik oldu da hocam...” dediğim sırada kapı güçlü bir şekilde tıklatıldıktan sonra Vidus hocanın bedeni görüş açıma girmişti ve o da ıslaktı, kahretsin!

“Geç kaldım hocam, kusura bakmayın.” diyen Vidus hoca Fehmi hocanın yanına gittiğinde Fehmi hocanın bakışları ikimizin arasında gidip gelirken dudakları imalı bir şekilde kıvrılmıştı.

“Hocam noldu size böyle? İkinizde sırılsıklam.” diyen imalı sesiyle Vidus hocanın bakışları beni bulmuştu, kesinlikle utançtan domatese döndüğüme yemin edebilirdim.

“Odamda yangın alarmı olduğunu fark ettik.” demesiyle Fehmi hoca anladığını belli edercesine başını sallamıştı.

“Ah! Sizinde başınıza geldi öyle mi? Odamızda bir rahatlıkla sigara içemiyoruz yav.” diye sinirlenen Fehmi hocayla konu değiştiği için derin bir nefes alabilmiştim, boğazım bile kurumuştu gerginlikten.

“Ödev konusuna geçelim mi artık hocam?” diyen Vidus hocanın sesi sıkıldığını belli eder nitelikteydi.

“Tabi tabi, haklısınız hocam. Seçin bakalım sizi çizecek olan kişiyi.” diyerek sınıfı gösterdiğinde Vidus hocanın tek kaşı havalanmıştı. Hayır Elvin, ceketinin önünden kaslarına yapışmış beyaz gömleğine bakamazsın! Boğazım daha çok kurumuştu.

“Siz seçmeyecek miydiniz?” dediğinde Fehmi hoca gülmüştü.

“Bizim için manken olmayı kabul etmişsiniz hocam, seçim hakkı da sizin olsun.” diyerek göz kırptığında Vidus hocanın dudakları hafifçe seğirmişti ama gamzeleri gözükecek kadar değildi. Onları tekrar görmek isteyen bir yanım zihnimde bağırıp duruyordu, acilen susmalıydı!

“Öyle olsun bakalım.” derken bakışları sınıfa döndüğünde kızlar çoktan bağırmaya başlayarak kendilerini seçmesi için ellerini hızla sallıyorlardı. En sonunda Vidus hocanın bakışları gözlerimle kesiştiğinde bir süre zaman durmuştu. “Objektif olalım o zaman, asistanımı seçmem daha doğru olur.”

Sınıftan hayal kırıklığı nidaları dökülse de benim bakışlarım sadece ondaydı, ateşleri kül etmek istercesine bakarken ıslak saçlarından birkaç tutam alnına düşmüştü. Gerçekten de bir manken olmak için yaratılmıştı sanki. O an aklıma dank eden şeyle gözlerim büyümüştü. Siktir! Ben Vidus hocayı mı çizecektim?!

“Tamam, yeter. Kesin sesinizi, hocanız mantıklı bir karar verip asistanını seçti. Sizi seçse çiğ çiğ yerdiniz be adamı, şu halinize bakın.” diye kızan Fehmi hocayla Vidus hoca bakışlarını benden ayırarak sınıfa çevirmişti. “Şimdi gelelim ödevinize, sizden üç adet farklı tuvaller istiyorum. Bunlardan biri figüratif çalışma, diğeri chiaroscuro yani dramatik ışık çalışması ve kompozisyonel çalışma olacak, bunları bir önceki dönemimizde görmüştük.” demesiyle adeta kal gelmişti, hareket edemiyordum. “Süreniz ise iki hafta, mankenler birazdan burada olur. Bol şanslar.”

Şok içinde hocaya bakarken nefes almayı bile unutmuştum, çünkü figüratif çalışma denen şey bir nü çizimdi. Yani manken çıplak olmalıydı…

Hassiktir! Ben ne yapacaktım şimdi?!

~~~~~~~~~~

Veeee bölüm sonuuu!!!

Ne! Vidus hocayı çıplak çizmek miii??? Kalbimiz buna dayanır mııı?? :))

Bence yine oldukça eğlenceli bir bölüm oldu ha ne dersiniz???

Sizce bölüm nasıldıı???

Sizce Emin yaşadıklarını ve yaşayacaklarını hak etti mi???

Peki ya şu mesaj atan gerçekten resimlerindeki adam olabilir miii???

Ve sizce bu resim çizme sahnelerinde neler yaşanacak??? :)

Heyecanla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda TikTok’tan, İnstagram adresimden ve en önemlisi wp kanalımdan paylaşıyorum.

Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

9 yorum