İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 51 · 32 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 51

50. TEKERRÜR

~Bölüm Şarkıları~

Skapova~Bin Pişman

Emir Can İğrek~Kor

Perdenin Ardındakiler~Vedalardan Bir Buket

***SEZON FİNALİ BÖLÜMÜDÜR, YENİ BÖLÜM BİR AY SONRA GELECEKTİR!!!***

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!

Nasılsınız bakalımmm???

Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞

“Onlara bakma sakın, beni sevmediler zaten. Bakarız birbirimize, bu sefer üzülmeden. Bana sordun ya o gün, niye neden? Ben her şeyi bozdum, bilerek bilmeden…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥☀️

~~~~~~~~~

Kendimi yeri geliyordu mutluluktan havaya uçan küçük bir çocuk gibi hissediyordum, bazen ise içimdeki tüm o mutluluk yerle bir olurken yetişkin olmak zorunda kalan kadın asık suratıyla etrafı izliyordu. Huzurla rahatlayan bedeni gerilirken hayatın zorluğunu tekrar ve tekrar hatırlıyordu, öyleki içindeki mutlu çocuğun yavaşça yok olduğunu bile görebiliyordu. Mutlu olduğumuz anlar neden elbet bir gün sona ermeliydi? Neden her mutluluğun mutlaka bir sonu vardı?

Hızla akıp giden yol hayatım gibi gözümün önünden geçerken gergin omuzlarım bana hayatımı hatırlatıyordu. Hayattan zevk almaya başladığım her an sanki bana aksini kanıtlamak ister gibi bir olay çıkıyor, yine ve yine o huzursuz kadına dönüyordum. Aldığım derin bir nefesle ciğerlerime dolan tedirginlik beynimin içinde dönüp dururken tüm bedenim kasılmıştı, çatık kaşlarımla yolu izlerken düşünceler durmaksızın zihnime akın edip duruyorlardı.

Bir elim onun belime sarılı elini sıkıca tutarken diğer elim ise karnımı okşuyordu. Bebeğim için sakinleşmek zorundaydım, bunu biliyordum ama kendime söz geçiremiyordum. Düşündükçe daha da delirecek gibi oluyordum, nasıl olurdu da böylesine büyük bir olayı bizden saklardı? Sadece bir korumaydı, kendisini ne sanıyordu? O otel odasında kalmaya devam ederken ya kardeşimin başına daha kötü bir şey gelseydi, o zaman ne olacaktı? Hesabını bana kim verecekti?!

“Mia bella.” diyen sesiyle derin bir nefes aldığımda zihnimdeki sesler az da olsa duraksamıştı.

“Efendim?” diye soran sesimle başımı hafifçe ona çevirdiğimde boştaki eli ona yaslanan omzumu kavrayarak yavaşça okşamıştı.

“Gerilmeni gerektirecek bir konu yok serçem, ben her şeyi halledeceğim.” dediğinde kaşlarım daha çok çatılırken ona yaslanmayı keserek yerimde dikleşmiştim.

“Ne demek yok Vidus? Basbaya kardeşimin saldırıya uğradığını bizden gizlemiş, ya oteldeyken tekrar uğrasaydı? Tek koruma onu ne kadar koruyacaktı?” diyen sert sesimle Vidus’un başı hafifçe yana eğilmişti.

Bizim düğünden sonraki günlerde annemle konuşurken Han’ın diğer korumayı Maria’ya sulandığı için dövdüğünü ve Maria’nın da korumayı kovduğunu öğrenmiştim, bu sebeple sadece tek koruma Maria’nın başında beklemeye başlamıştı. Abime yeni bir koruma daha yollamasını söylemiştim ama her defasında Maria’nın istemediğini ve Han’ın korumak için yeterli olduğunu söyleyip durmuştu, bu muydu yeterli olan? Onu güvenli kılan kardeşimin hayati tehlikesini bizden gizlemesi miydi?

“Anlıyorum güzelim ama devamıyla ben ilgileneceğim, tüm sorunları ortadan kaldıracağım.” derken omzumdaki eli yanağıma yönelip hafifçe okşamıştı. “Senin sadece sakinleşmeye ihtiyacın var mia bella, söz veriyorum bütün sorunları halledeceğim. Güven bana.” diyen naif sesiyle derin bir nefes alarak tekrardan önüme dönüp ona yaslanmıştım.

“Tamam ama önce şu sinirimi atmak istiyorum.” dediğim sırada çenesini başıma yaslamıştı. “Yaptığı çok saçma değil mi ama? Bir koruma neden bunu saklar ki?”

“Bilmiyorum mia bella ama iki hafta boyunca hiç kayıt olmaması normal değil, onu biliyorum.” dediğinde kalbim tekrar gerilirken aklımdan binbir türlü senaryo geçmeye başlamıştı.

Ya Han Murat’ın adamıysa ve her şeyi bilerek yaptıysa, o zaman ne olacaktı? Uçak boyunca asla aklımdan çıkmayan bu düşünce araba yolculuğumuzda da zihnimi kurcalamaya devam ediyordu. Eğer gerçekten bu sebep yüzünden bizden gizleyip sesleri kapatıyorsa ne yapacaktım? Onu açığa çıkarıp kovmalı mıydım, yoksa direk öldürmeli miydim? Sanırım bu senaryoda mantıklı olan ikincisiydi.

“Bak bebeğimizde hissediyor mia bella, rahatla artık.” derken onun eli de karnımdaki elimin üstüne gelmişti, elimin üzerini okşarken sanki hem beni hem de bebeğimizi seviyor gibiydi.

“Ya Murat’ın adamıysa?” diyerek tüm korkumu dile getirdiğimde kalbim bir kez daha sıkışmıştı. “Ya biz gidene kadar ona zarar verirse ve ben kardeşimi koruyamazsam?” derken bedenim sakinleşmenin aksine daha çok gerilmişti.

“Şhh! Öyle bir şey olmayacak.” diyen sesiyle kaşlarım tekrardan çatılırken yine öne gelerek hızla ona döndüm.

“Nasıl bu kadar eminsin? Aramızdaki en şüpheci kişinin sen olduğunu sanırdım.” dememle dudakları hafifçe kıvrılmıştı.

“Çünkü abine Maria ve Han’ı onların eve davet etmesini söyledim mia bella, şu anda ikisi de orada.” dediğinde çatık kaşlarım havalanırken dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.

“Tabi, senin her ihtimali düşündüğün kısmı atlamışım ben.” diyerek sırıttığımda onun da gülüşü büyürken tekrardan yanağımı bulan eliyle yüzümü kendine doğru çekmişti.

“İşin içinde sen varsan her şeyi düşünürüm serçem.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktığında bedenimin sakinleştiğini hissetmiştim, hala her ne kadar sinirim canlı kalsada en azından gerginliğim azalmıştı.

“Seni çok sevdiğimi söylemiş miydim adam?” dediğim sırada sesim oldukça cilveli duyulmuştu, ateş bakışları tüm yüzümde gezinirken derin bir nefes aldı.

“Hmm! Yok, hayır. Hiç duymadım.” diyerek dalga geçmesiyle gülerek gözlerimi devirmiştim.

“Gıcıksın Diavolo.” dememle sırıtışı büyürken yüzünü yüzüme daha çok yaklaştırıp dudaklarını dudaklarıma sürtmüştü.

“Bende sana aşığım mia bella, hemde görüp görebileceğin en doyumsuz şekilde.” diyen sesiyle birlikte dudaklarını dudaklarıma yasladığında karnımdan ayrılan ellerim göğsüne yaslanmıştı.

Dudakları yavaş ve yumuşaktı, sanki amacı daha çok beni sakinleştirmek ister gibiydi ve kesinlikle bunu başardığını söyleyebilirdim. Gergin omuzlarım gevşerken alt dudağımı nazikçe emerek bıraktığında derin bir nefes almıştım. Bana böylesine yakın olduğunda ne dert kalıyordu ne de tasa…

“Lütfen sakin kalmaya çalış mia bella, geri kalanı ben halledeceğim. Tamam mı birtanem?” derken dudaklarıma küçük bir öpücük daha bıraktığında başımı olumlu anlamda sallamıştım ki arabanın durduğunu yeni fark etmiştim.

“Tamam, iyiyim ben.” diyerek ondan hafifçe uzaklaşıp çevreme bakındım, abimlerin bahçeye girmiştik.

“Ciddiyim serçem.” diyen sesiyle bakışlarım tekrar ona döndüğünde dudaklarıma küçük bir tebessüm yerleştirdim.

“Sadece hesap soracağım sevgilim, hepsi bu ve buna hakkım olduğunu sende biliyorsun.” dedikten sonra konuşmasına izin vermeden hızlıca yan tarafımdaki kapıyı açarak dışarı çıktığımda Vidus beni tutmak için uğraşmamıştı, ardımdan o da arabadan inerken hızla peşime takıldı.

Az önceki sakinliğimin etkisi her ne kadar bedenimde hüküm sürmeye devam etsede çatılan kaşlarım ve yavaşça sıktığım yumruklarımla sinir hücrelerimin zihnime akın ettiğini hissedebiliyordum. Bir yanım inatla hala korumayı savunmak istiyordu, çünkü onun kumarhanedeki davranışlarını hatırlıyordum. Ölümüne savunabilecek birisi gibiydi, o zaman şimdi neden böylesine önemli bir konuyu saklamıştı?

Kapıya sertçe çarpan elimle beklemeye başlamıştım ki kısa süre içinde açılan kapıyla abim karşımda belirmişti. Dudakları kıvrılırken kollarını bana sardığında bende hızlıca ona sarılmıştım, Vidus ona olayın ne kadarını anlattı bilmiyordum ama sinirimi atmak için daha fazla beklemeye sabrım kalmamıştı. Abimden ayrılarak geri çekilip içeri girdiğim sırada bakışlarım çevrede gezinirken tekrardan abime döndüm.

“Maria ve koruması nerede?” dediğim sırada Vidus’ta içeri girmişti ki abimin bakışları ikimiz arasında gezindi.

“Siz niye bu ikiliye taktınız bu kadar? Vidus’ta ikisini birden çağırmam için diretip durdu, bir sorun mu var?” diyen abimle bilmediği ortaya çıkarken bakışlarım Vidus’a döndüğünde umursamazca omzunu silkmişti.

“Söylersem sabretmezdi bu, gider dalardı.” demesiyle ona hak vermiştim, abimin bu konularda gerçekten sabrı yoktu.

“Kime dalardım?” diyen abimin bakışları Vidus’a dönerken kaşları derinden çatılmıştı. “Lan yoksa o it bir şey mi yaptı Maria’ya?” derken Han’dan bahsettiği belliydi.

Cevap vermeden önüme dönerek çevreme bakınmıştım ki salondan çıkan Han’ı gördüğümde çatılan kaşlarımla hızla ona doğru ilerleyip hiç düşünmeden elimi sertçe yanağına geçirdim. Tokatımın etkisiyle başı yana düşerken şaşkınlığı her halinden belli oluyordu, bu hali sinirimi daha çok harlarken az önceki sakinliğimin yerini tekrardan gerginlik almaya başlamıştı.

“Ne hakla kardeşimin saldırıya uğradığını bizden gizlersin?! Hangi sıfatla Han?!” diyen haykırışım evin duvarlarında çınlarken göz ucuyla merdivenlerden koşarak inen Maria’yı görmüştüm ki umursamadan sertçe Han’ı yakalarından tutup bana bakması için başını kaldırdım. “KONUŞ!”

“Abla, dur!” diye bağıran Maria’yı duymazdan gelerek Han’ı tuttuğum yakalarından silkmeye başlamıştım.

“Konuş dedim lan, hangi cüretle saklarsın? Kimsin lan sen?!” diye bağırarak tekrar elimi kaldırmıştım ki aramıza giren Maria hızla elimi tutmuştu.

“BEN İSTEDİM!” diye haykıran Maria’yla kaşlarım daha derinden çatılırken bakışlarım gözlerine tutunmuştu. “Hamile olduğun için seni germek istemedim ve söylememesini ben emrettim, onun bir suçu yok.” demesiyle elimi sertçe geri çekip ellerinden kurtarmıştım.

“Ne olursa olsun söylemek zorundaydı. Onun patronu olan sadece sen değilsin, biziz.” diyen sert sesimle Maria’nın kaşları çatılırken Han’ın eli onun omzunu kavramıştı.

“Ablan haklı.” diyen Han’la sinirlerim daha çok gerilirken bakışlarım sadece ona odaklanmıştı.

“Hayırdır, Maria hanıma ne oldu? Ne bu samimiyet koruma?!” diye bağırarak Maria’yı itmeye çalışmıştım ki bana izin vermemişti.

“YETER!” diye haykıran Maria’yla bakışlarım tekrar ona döndüğünde çatık kaşlarla bana baktığını görmüştüm. “Her şeyi ben istedim ve o da yaptı, anla şunu artık. Ona gereksiz çıkışmana izin vermem.” demesiyle ellerim iki yanımda yumruk olurken sakinleşmek için derin bir nefes aldım.

“İki haftadır ses kayıt cihazını açmamış, peki buna bir cevabın var mı küçük hanım?” derken bir adım atarak Maria’ya yaklaşmıştım. “Bu adam kim ki kurallara uymuyor?!”

“Sevdiğim adam!” diye aniden haykıran Maria beni omuzlarımdan geriye ittiğinde hafifçe sendelemiştim. “Onu seviyorum ve evet, tüm bunları yapmasını da ben istedim abla. Oldu mu?” demesiyle şaşırmadan edememiştim, bunu beklemiyordum. “Neyden korktuğunu anlıyorum ama hayır, düşündüğün gibi bir şey yok. Onun Murat’la bir ilgisi yok.” diyen Maria’nın beni hemen anladığını fark etmek omuzlarımın düşmesini sağlamıştı, korkularımı çok mu belli ediyordum?

“Evet efendim, her türlü araştırmayı yapabilirsiniz. O kişiyle hiçbir alakam yok.” diyen Han’la bakışlarım ona kaydığında Maria’nın yanına gelip elini sıkıca kavramıştı. “Ve kardeşinizi gerçekten seviyorum, onu asla üzmeyeceğim konusunda canım üzerine yemin ederim.” demesiyle bedenim gevşerken derin bir nefes daha almıştım.

Sadece birbirlerine aşık olmuşlardı, korktuğum gibi bir durum olmadığını öğrenmek sakinleşmem için yeterli olurken geriye doğru bir adım attığımda bedenim tanıdık iri bedene çarpmıştı. İstediğimi yapmam için gerçekten sesini çıkarmamış ve bir adım gerimde durmuştu. Sessizce sinirimin geçmesini beklemişti.

“Kuralları da gayet iyi biliyorum, silahımı ve eşyalarımı bırakacağım ama lütfen ondan uzak durmamı benden istemeyin. Çünkü bunu yapamam.” diyen Han’la bakışlarım omzumun üstünden Vidus’a ve abime döndüğünde ikisininde bana baktığını görmüştüm

“Abla, lütfen kalsın.” diyen Maria’yla bakışlarım ona döndüğünde onun gözleri ise abime çevrilmişti. “Abi, lütfen.” demesiyle rahatlayan bedenim yüzünden büyükçe esnemiştim.

“Tamam ama en ufak aksilikten haberim olacak, anlaşıldı mı?” dediğimde Maria’nın bana dönen bakışları adeta ışıldamıştı.

“Ay! Gerçekten mi?” diye sevinçle gülümseyen Maria’yla abimde yanımıza gelmişti.

“Sen ne sandın bizi mavişim? Sonuçta bizde zamanında korumaydık.” diyen abimin bakışları ileriden annemle birlikte bizi izleyen Nilüfer’e dönmüştü.

“İkinizde birbirinizi sevdiğiniz sürece sorun yok.” dediğimde Maria çığlık atarak koşup abimle bana kollarını sarmıştı.

“Sizi çok ama çok seviyorum!” diye bağırırken dudaklarını yanağıma bastırdığında bende gülmüştüm. “Hala en büyük kahramanım sensin ablam.” dediğinde abim homurdanarak geri çekilmişti.

“Ben gidiyorum ya.” diyen abimle hepimiz gülmeye başlamıştık. “Anne bu ikisi beni örseliyorlar.” demesiyle daha çok gülerken annem de gülüşünü durdurmaya çalışarak kollarını açmıştı.

“Aa, dalga geçmeyin oğlumla. O hepimizin kahramanı.” diyerek gülen annemle abim sırıtarak gidip anneme sarılmıştı.

“Çatlayın, hıh!” demesiyle Vidus’a yaslanarak daha çok gülmüştüm.

“İyice beş yaşına döndü.” diyen Vidus’la başımı kaldırıp ona baktığımda ateş bakışları hızla bana dönmüştü ki tekrardan esnediğimde sırıtmıştı. “Birilerinin de uykusu gelmiş gibi.” diyerek dudaklarını alnıma bastırdığında başımı olumlu anlamda sallamıştım.

“Teşekkür ederim efendim.” diyen Han’ın sesiyle ona döndüğümde Maria’nın da anneme sarılmak için gittiğini görmüştüm. “Anlayışınız için.” dediğinde tekrar esnerken başımı olumlu anlamda salladım.

“Belli ki artık resmiyete gerek yokmuş damat, abla diyebilirsin.” dediğimde gülüşü büyürken o da başını olumlu anlamda sallamıştı.

“O zaman teşekkür ederim abla.” demesiyle gülmüştüm.

“Etmene de gerek yok, kardeşimi canın pahasına koru yeter.” diyerek konuşmasına izin vermeden Vidus’a döndüm. “Gidelim mi hayatım? Uykum geldi.” dediğimde Vidus başını olumlu anlamda sallamıştı.

Diğerlerine gittiğimizi haber verip vedalaştıktan sonra evden ayrılarak yandaki kendi evimize doğru adımlamaya başlamıştık.

“Benim damatlar da gün geçtikçe artıyor.” diyen Vidus’la gülerek ona dönmüştüm.

“En kıdemlisi sensin ama.” dememle o da gülerken dudaklarını yanağıma bastırmıştı.

“Tabiki de mia bella, bizden iyisi mezarda.” demesiyle kahkaham bahçemizde çınlamıştı.

“Çokta mütevaziyiz sevgilim.” dediğimde kolu belime sıkıca sarılırken beni aniden kucağına almasıyla gülerek kollarımı boynuna sardım.

“Her zamanki halim karım.” derken evden içeri girdiğinde ikimizde gülüşmüştük.

Bu dertten de kurtulmuştuk, bedenim saatlerce süren gerginliğin ardından sakinleşince iyice mayışmıştı. Sonunda tekrardan rahat bir nefes alabilirdim…

~~~

1 ay sonra…

Günler su gibi akıp geçmişti, bir ayın nasıl geçtiğini anlamazken içim kıpır kıpırdı. O günün ardından Maria çoğu vaktini Han’la geçirmeye başlamıştı ama yine de ara ara alışveriş günlerine çıkıyorduk, öğrendiğim kadarıyla araları ise gayet iyiydi. Han gerçekten ona çok iyi geliyordu, acı geçmişini unutturup yerlerini çiçeklerle donatıyordu.

Onların dışında ise aslında başlamam gereken okulumu dondurmuştum, her ne kadar Vidus bu duruma kızsada hamile halimle çok fazla göz önünde durmak istemiyordum. Sonuçta Murat şerefsizine hiç belli olmazdı.

Şimdi ise heyecanımdan yerimde duramazken evin içinde bir o yana bir bu yana gidip duruyordum, çünkü sonunda o gün gelip çatmıştı. 29 Mart…Bugün Vidus’un doğum günüydü ve ben tam iki haftadır bu günü planlamaya çalışıyordum. Abimin yardımıyla birlikte bir mekanı kapattırmıştım ve önce orada başbaşa bir yemek yiyecektik, yarın ise evimizde güzelce bir parti organize etmiştim. Çok kalabalık olmayacaktı ama onun mutlu olması için her şeyi düşünmüştüm.

Fakat küçük bir sorun vardı, Vidus’a bir şey çaktırmadan abimden son bilgileri alıp hazırlanarak Vidus’u mekana götürmem gerekiyordu ve öyle heyecanlanmıştım ki her şeyi çok belli ettiğim yine bir kesindi. Bakışlarım belki de yüzüncü kez merdivenlere kaydı, neyseki Vidus’un toplantısı olduğu için çalışma odasındaydı. Yoksa bu halimden kesinlikle bir işler çevirdiğimi anlardı ve ben bunun sürpriz olmasını istiyordum.

Çalan kapıyla hızla Vidus duymadan koşarak kapıya gidip açtığımda karşımdaki abimle dudaklarım kıvrılmıştı, o da sırıtarak bana bakarken geri çekilip bahçeye yöneldiğinde hızlıca yandaki ayakkabılarımı ve hırkamı giyip bende peşine takıldım. Onunda yüzünde gülücükler açtığına göre herhangi bir aksilik yoktu, akşam her şeyin düzgünce olmasını istiyordum. Her şey gönlümüzce olmalıydı…

“Her şey hazır mı abi?” diyerek yanına vardığımda kapının hemen karşısında, yani ön bahçedeydik.

Her yanımız çiçeklerle kaplıyken mis kokuları burnuma çarpıyordu, annem ve Nilüfer sağolsun bahçeleri güzelleştirmişlerdi.

“Hazır abiciğim, mekan boşaltıldı bile. Sadece çalışanlar kalacak.” diyen abimle bakışlarım ona dönerken dudaklarım daha çok kıvrılmıştı. “Ama tekrar söylüyorum, Vidus doğum gününü pek sevmez.” dediğinde gülen yüzüm hızla düşmüştü.

“Çünkü hiç kutlanmamış abi, sevip sevmediğini o da bilmiyor ki.” dediğimde abim kabullenişle başını olumlu anlamda sallamıştı. “Ben eminim, o çok mutlu olacak.” diyerek abimin koluna sarıldığımda o da gülmüştü.

“Sen yaparsın da olmaz mı abim? Elinde olsa her şeyi bırakıp sana tapacak.” demesiyle hafifçe kıkırdamıştım.

“Bende onu çok seviyorum.” dediğimde ters bakışları yandan bana dönmüştü. “Seni de çok seviyorum tabi abim.” dediğimde dudakları tekrardan kıvrılırken önüne dönmüştü.

“Bugünü bir halledelim de seninle şu nişanı konuşalım, daha fazla geciktirmek istemiyorum.” diyen abimle samimi bir edayla gülerken başım hafifçe yana eğilmişti.

Neredeyse bir aydır Nilüfer kendilerine kıyafet ve mekan arayıp duruyordu, her şeyin güzel olması için yavaşça halletmek istediğini söylüyordu ve haklıydı da. Sonuçta yaşı daha gençti ve bu olaylar pek aceleye gelmiyordu, bunu kendimde çok iyi anlamıştım. Aceleyle yapılan her işimizin sonu bir şekilde darmaduman olmuştu.

“Tamamdır abim. Şu doğum günü faslı bitsin, onu da hallederiz.” dedim dudaklarımdaki gülümsemeyle.

“İki kardeş, ne yapıyorsunuz orada bakalım?” diyen sesle omzumun üstünden hızla arkama dönmüştüm ki Vidus’un kapıya yaslanarak bize baktığını gördüğümde dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.

“Seni çekiştiriyoruz.” diyen abimle Vidus’un tek kaşı havalanırken yaslandığı kapıdan ayrılıp yanımıza doğru adımlamaya başlamıştı.

“Ne kadar ayıp, insan hiç eniştesini çekiştirir mi kayınço?” derken kolunu belime sararak beni kendine çeken Vidus’la abim gözlerini devirmişti.

“Şunu söyleyip durma usta, bir tane çakasım geliyor.” diyen abimle Vidus’la ikimiz gülerken abimin bakışları aşağı düşmüştü, karnıma bakıyordu.

Üstümde dar bir elbise olduğu için hafifçe ortaya çıkmış olan karnım daha da belirginleşmişti. Dudaklarımdaki gülümsememle bir elim karnımı bulurken okşadığımda abiminde dudakları kıvrılmıştı, gözlerindeki saf sevgiyi görebiliyordum.

“Dayısının bir tanesi büyümüş.” diyerek o da elini uzatıp karnımı okşadığında Vidus başını başıma yaslarken derin bir nefes almıştı.

“Yavaş yavaş büyüyoruz.” dedim benimde bakışlarım karnıma inerken, hiç bilmeyen biri göbeğim olarak sanabilirdi ama biz içeride büyüyen bebeğimizi biliyorduk.

“Cinsiyeti ne zaman öğrenecektik?” diyen abimle gülerek ona dönmüştüm ki Vidus benden önce davranmıştı.

“Dördüncü ayda net belli oluyor ama öncesinde kan yoluyla öğrenme seçenekleri de varmış.” dediğinde bu sefer sırıtarak bakışlarımı Vidus’a çevirmiştim. “Ama biz direk ultrasondan öğrenmek istedik.” demesiyle gülmeden edememiştim, aslında sırf ben öyle öğrenmek istiyorum diye tüm merakına rağmen benimle birlikte bekliyordu. Diğer sürprizime bayılacaktı…

“Anlıyorum.” diyen abim kafasını olumlu anlamda salladığında Vidus ona inanmaz bakışlar atmıştı.

“Yani bir ay kaldı.” diyen Vidus’la abim ters bakışlarını ona çevirdi.

“Anladık dedik ya oğlum.” demesiyle Vidus’un tek kaşı havalanmıştı.

“Çok anlamış gibi bakmıyordun.” demesiyle abim gözlerini devirmişti ki Vidus’un çalan telefonuyla hepimizin bakışları elini cebine atıp çıkardığı telefona kaymıştı. “Tek seferde anlasalar şaşardım.” diyen Vidus’un ateş bakışları bana dönmüştü. “İşten arıyorlar mia bella, hemen konuşup geliyorum.” derken dudaklarını yanağıma bastırdığında gülümseyerek başımı olumlu anlamda sallamamla Vidus arka bahçeye yönelmişti.

“Cidden anlamamıştım bu arada.” diyen abimle bakışlarım ona dönerken kendimi daha fazla tutamayarak kahkahamı koyvermiştim.

“Onu anladık abim.” dediğimde abimde gülerek kolunu bana sarmıştı.

“O zaman hadi hazırlanıp çıkın, akşam olmak üzere.” dediğinde bakışlarım batmaya başlayan güneşe kaymıştı, yine onun gözlerine benziyordu. “Bir sorun olursa hemen beni arıyorsun, uçarak gelirim.” demesiyle bakışlarım yine ona dönerken gülüşüm büyümüştü.

“Biliyorum abim ama bir sorun olmayacak ki, mekanda kimse yok zaten. Dışarıda da hep korumalar olacak.” dediğimde abim başını olumlu anlamda sallarken dudaklarını başıma bastırmıştı. “O zaman hazır Vidus dışarıdayken ben hemen gidip hazırlanayım.” derken abimin yanağına hızlıca bir öpücük bıraktıktan sonra eve doğru koşmaya başlamıştım.

“Koşma kız, çocuk içeri de takla attı.” diye arkamdan bağıran abimle gülerek eve girip ona uzaktan öpücük atmıştım.

Hızla odama doğru ilerleyip girer girmez giyinme odasına yönelmiştim, bakışlarım kıyafetlerde gezinirken zaten birkaç gün önce karar verdiğim bordo elbiseyi uzanıp askılardan almıştım. Kalın askılı ve kare yaka olan elbise belime otururken geri kalanı bollaşıyordu, bu sayede hafifçe çıkmaya başlayan göbeğimi güzelce gizliyordu. Görünsede çok belli olmazdı ama yine de ne olur ne olmaz diye tehlikeye atmak istememiştim.

“Babamız yanımızdayken tehlike diye bir şey olmaz ki.” diye kendi kendime konuşarak üstümü çıkartıp elbisemi giymiştim, altına siyah topuklularımı giyerken üstüme ise hala ısınmayan havalar yüzünden kısa siyah bir kaban almıştım.

Saçlarımı zaten sabah duştan çıktığım gibi kremleyip buklelerimi düzelttiğim için yapılıydı, sadece hafif bir makyaj işim kalmıştı. Hızla odaya geçtiğim sırada açılan kapıyla öylece odanın ortasında duraksamıştım, Vidus’un bakışları yavaşça beni süzerken tek kaşı imalı bir edayla havalanmıştı. Siktir! Sanırım basılmıştım!

“Sanırım önemli bir yere mia bella, neresi olduğunu bende öğrenebilir miyim?” diyen sesiyle ateş bakışları gözlerime tutunduğunda bakışlarımı hızla kaçırarak makyaj masasına geçip oturdum.

“Lavinia’lar dışarıda yemek yiyeceklermiş, bizi de davet ettiler.” dediğimde aynada beliren yüzü beni süzüyordu.

“Öyle mi? Arhan bana bir şey söylememişti.” demesiyle yüzümle ilgilenirken aynadan bakışlarımı gözlerine çevirdim.

“Bana söylediler çünkü hayatım, bir daha niye sana söylesinler ki?” dediğimde başını yavaşça olumlu anlamda sallamıştı.

“Öyle olsun bakalım mia bella, o zaman ben giyineyim.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallarken hafifçe gülümsediğim de o da gülerek giyinme odasına girmişti.

Dudaklarımdaki gülümsememle hızlıca işimi hallederken hafif bir makyaj yapmıştım, son kez kendime bakarken Vidus yakalarını düzelterek odadan çıktığında bakışlarım aynadaki yansımasına takılmıştı. Simsiyah takımına tezat oluşturarak ceketinin önüne bordo saten bir mendil koymuştu, dudaklarım daha çok kıvrılırken yerimden kalkarak ona yönelmiştim.

“Diğer bir mesleğin kesinlikle mankenlik olabilirmiş.” diyerek ona yaklaştığımda hızla belime sarılan parmakları beni kendine yaslamıştı.

“Senin çizmediğin mankenlik umrumda değil.” diyen boğuk sesiyle kollarım boynuna sarılırken uzanıp dudaklarına küçük bir öpücük bırakmıştım.

“Aferin, tuzak soruydu.” dememle o da hafifçe gülmüştü.

“Hmm! Öyle miymiş?” derken dudaklarıma atılmıştı ki içimde az da olsa kalan güç kırıntılarıyla geri çekilip parmağımı dudaklarına yaslamıştım, bir kere izin verince ayrılmak zor oluyordu.

“Geç kalıyoruz sevgilim.” dememle yüzü hızla düşerken kaşları çatılmıştı.

“Sikeyim Arhan’ı mia bella, beklesin it. İşi ne?” dediğinde gülerek kollarının arasından sıyrılıp elini sıkıca tuttuğum gibi odanın kapısına doğru çekiştirmeye başlamıştım.

“Deme öyle hayatım, sonuçta davet etmişler.” derken kahkaha atmamak için kendimi zor tutarak evin çıkışına kadar onu çekiştirmeme izin vermişti.

Evin önünde bizi bekleyen benim arabamla sırıtarak elini bırakıp şoför kısmına yöneldiğimde binmeden önce bakışlarımı ona çevirmiştim, havalanmış tek kaşıyla bana bakıyordu.

“Bugün bendesin, atla.” diyerek arabaya binmemle o da gülerek yandaki yerine geçmişti ki hızla gaza yüklenip arabayı kaydırarak bahçeden çıkardım. Ah! Bu hissi kesinlikle özlemiştim!

“Ne içinmiş bu davet?” diyen Vidus aramızdaki sessizliği bölerken gaza biraz daha yüklenip arabayı tekrar kaydırdığımda Vidus’un gülüşü daha çok büyümüştü.

“Bilmem, gidince sorarız.” derken açtığım konuma bakmıştım, az kalmıştı.

Öyle hızlı gidiyordum ki dikkatimin dağılmaması en önemli detaydı ama yandan gelen odunsu koku hormonlarıma o kadar şiddetli bir baskı yapıyordu ki istemsizce aklım bulanıyordu, arabayı sağa çekip üstüne atlamak istiyordum ama bunu geceye bırakmak daha iyi olacaktı. Sonuçta bebeğimiz artık üç aylıktı ve bazı şeylere artık izin vardı.

“Bugün günlerden hangi gün olduğunu biliyor musun?” diyen sesiyle gülmemek için kendimi zor tutarak sanki anlamamışım gibi kaşlarımı çattım.

“Hayır hayatım, niye ki? Başka bir toplantın mı vardı yoksa?” diyerek yan gözle ona baktığımda bakışlarını yola çevirmişti, bir de doğum günü sevmez derlerdi. Bildiğiniz unuttuğumu sanıp üzülmüştü, benim koca bebeğim!

“Yok serçem, sadece merak etmiştim.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallayarak önüme döndüğüm sırada konuma yaklaştığımızı fark ederken yavaşlamıştım.

Sonunda restoranın önünde durduğumda çoktan kapıya yığılan korumaları görmüştüm, tamda istediğim gibi korumalar buradaydı. Kıvrılan dudaklarımla Vidus’un konuşmasına izin vermeden hızlıca kapımı açıp dışarı çıktığımda onunda çıktığını açılıp kapanan kapı sesinden anlamıştım, hızla yanıma geldiği sırada bakışlarım ona döndüğünde sert bakışlarının çevredeki bizim korumalarda olduğunu görmüştüm. Burada ne işleri olduğunu anlamaya çalışıyordu sanki.

Ona fırsat vermeden hızla içeri doğru çekiştirdiğimde bana izin vermişti, sessizce ardımdan gelirken benim dudaklarım ise adeta kulaklarıma varmıştı. Bu onun ilk doğum günü kutlamasıydı, en azından abim öyle olduğunu söylemişti ve bundan sonra son olmaması için elimden gelen her şeyi yapacaktım.

“Niran hanımdı değil mi?” diye içeri girdiğimiz an bizi karşılayan kadınla gülümseyerek başımı olumlu anlamda salladım.

“Evet.” dediğimde kadın gülümseyerek eliyle içeriyi göstermişti.

“Buyurun, geçebilirsiniz efendim. Dilediğiniz gibi denize bakan masamız hazırlatıldı.” diyen kadın önden ilerlerken bende tuttuğum Vidus’un eliyle ilerlemeye başlamıştım, hala sessizdi ama artık bir şeyleri anlamış olmalıydı.

Masamızın önüne geldiğimizde çoktan hazırlandığını fark etmiştim, sanırım abim çıktığımızı bildirmişti. Bu işte gerçekten bana çokça yardımı dokunmuştu, her ne kadar şu aralar atışıp dursada Vidus’u belki de en az benim kadar sevdiğine emindim. Onun için Vidus gerçekten öz bir abiydi.

“Tatlınızı yemekten önce mi alırdınız? Yoksa sonra mı?” diyen kadınla bakışlarım ona çevrilmişti, tatlı dediği şey pastaydı.

“Şimdi getirebilirsiniz.” dediğimde kadın hızla başını olumlu anlamda sallayıp geriye çekilerek gözden kaybolmuştu.

“Hatırlıyorsun.” diyen sesiyle ona döndüğümde dudaklarım büyükçe kıvrılmıştı.

“Seninle alakalı diğer her şeyi hatırladığım gibi, evet.” diyerek bir nevi onu taklit ettiğimde o da gülümsemişti.

“Bu işlerden normalde hiç haz etmem.” derken bedeni tamamen bana çevrildiğinde boştaki eli de diğer elimi kavramıştı. “Ama işin içinde sen olduğunda bunu bile sevdim.” demesiyle başım hafifçe yana eğilirken ona doğru bir adım atıp daha çok dibine girdim.

“Doğum günün kutlu olsun hayatım, nice birlikte mutlu senelerimize.” dediğim esnada o tanıdık doğum günü melodisi çalmaya başlarken ışıklar kapanmıştı ve az önceki kadın elinde mumları yanan bizim seçtiğimiz pastayla yanımıza geldi. “Dilek tutmayı unutma.” diye fısıldamamla bakışları pastada gezinirken dudakları daha çok kıvrılmıştı, sanki okyanus ateşlerle çevrelenmiş gibi yapılan pasta görüntümü sanırım sevmişti.

Adeta gözlerinin içi bile parıldarken o aşık olduğum ateş bakışları gözlerime tutunmuştu, bakışlarındaki mutluluğu görmek beni daha çok mutlu ederken derin bir nefes almıştı. Gözlerini benden ayırmadan öne eğilip mumları söndürdüğünde hızlıca ellerini bırakıp gülerek onu alkışlamaya başladığımda o da gülmüştü.

“İyi ki doğdun resimlerimin adamı.” dediğim sırada ışıklar tekrar yanarken kadın elindeki pastayla tekrardan gözden kaybolmuştu. “İyi ki bizim yanımızdasın ve iyisi babamız olmuşsun.” derken ellerim boynuna sarıldığında onun da elleri hızla belimi bulmuştu.

“Her defasında beni kendine daha çok aşık ediyorsun mia bella, en sonunda gerçekten aşkından delireceğim.” demesiyle başım hafifçe yana eğilirken gülmüştüm.

“Mutluluktan delirsen olmaz mı?” dediğimde alnı alnıma yaslanırken derin bir nefes almıştı.

“Sen varsan tüm güzel duygularda vardır zaten serçem.” dediğinde cilveli bir edayla kıkırdamıştım.

“O zaman sana soru.” derken başımı hafifçe geriye çekip parıldayan ateş bakışlarına bakmıştım. “Önce yemek mi, yoksa hediye mi?” dediğimde kaşları havalanmıştı.

“Hediye de mi var?” demesiyle içim istemsizce cız etsede gülümseyerek başımı olumlu anlamda sallamıştım, ona kimse daha önce hediye almamış mıydı?

“Hemde çok seveceğin bir hediye ama bence önce yemek yiyelim, çünkü biz biraz acıktık.” diyerek bir elimi karnıma yasladığımda Vidus’ta gülümseyerek karnımı okşamıştı.

“Acıkmış mı benim miniğim?” derken hızla geri çekilip sandalyemi çektiğinde gülmeye devam ederken oturmuştum. “Baba hemen doyursun o zaman.” diyerek ikimizi de hızlıca yemeklerden servis yapmaya başladığında gülümseyerek onu izlemiştim, kesinlikle çok doğru bir seçim yapmıştım.

Hem bu kadar güzel seven hem de bir o kadar harika bir babaydı ki onu izlerken istemsizce gözlerim doluyordu. Belki bizim güzel bir çocukluğumuz ya da harika bir ailemiz olmamıştı ama onun olacaktı, bebeğim kesinlikle çok şanslıydı ve artık bu şanslı bebeğimizi babası da öğrenmeliydi.

“Düşündüm de hediyeni şimdi alabilirsin aslında.” derken karşıma oturan bedeniyle bakışları bana çevrilmişti ki hızlıca yana bıraktığım çantamdan küçük kutuyu çıkardım. “Bu bizden minik bir hediye babamız.” diyerek kutuyu uzattığımda gülümseyerek alıp içine bakmıştı.

Bu bir kolyeydi, içine çift taraflı resim koyulabilen kolyelerdendi. Kutudan çıkardığı kolyenin içini açtığında gözlerim yine dolarken gülümseyerek bizim resmimize baktığını görmüştüm, düğünde çekilen fotoğraflardan biriydi. Birbirimize baktığımız bir andı ve kesinlikle içlerinden en beğendiğim oydu, fakat hemen yan tarafında bir alan daha vardı.

“Bu pembe ne için?” diyerek bakışları bana döndüğünde gülen dudaklarımla eş zamanlı olarak gözlerimden birer damla süzülmüştü.

O kan testini gizlice çıktığım bir an yaptırmıştım ve cinsiyetini bugün için öğrenmiştim…

“Haklıydın babası, kızımız geliyor.” dememle gözleri irileşirken onun da dolu dolu baktığını fark etmiştim.

“Kızımız geliyor.” diye mırıldandığında başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Benim minik gün ışığım geliyor.” derken hızla bana doğru uzanıp yanaklarıma yasladığı elleriyle dudaklarıma derince bir öpücük bırakmıştı. “Çok teşekkür ederim mia bella, hayatımda aldığım en güzel hediyeydi. Çok ama çok teşekkür ederim.”

“Etme, sadece yanımızda ol resimlerimizin adamı. O bize yeter.” diyerek gülümsediğimde tekrardan dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı.

“Her zaman serçem, canımın son damlasına kadar yanında olacağım. Söz veriyorum.” derken derince bir nefes alıp bu sefer dudaklarını alnıma bastırdıktan sonra yerine geçmişti.

Kolyesini hızlıca boynuna takarken tekrardan içine bakıp dudaklarına götürerek resmimizi öptüğünde başım yana eğilmişti, onu öyle çok seviyordum ki onun için yapmayacağım hiçbir şey yoktu. Şu anda bunu çok daha iyi anlamıştım.

“Hadi yemeğini ye mia bella, aç kalmayın daha fazla.” diye gülerek konuştuğunda bende aynı şekilde başımı olumlu anlamda sallayarak yemeğimi yemeye başlamıştım.

Tıka basa doyana kadar hem yemek yiyip hemde sohbet etmiştik, bu hayatımın en güzel günlerinden biri olabilirdi. Karşımda böylece mutlulukla oturan sevdiğim adam varken zaten nasıl olmazdı ki?

“Artık kalksak mı? Sohbete evimizde devam ederiz.” dediğinde başımı yavaşça olumlu anlamda sallayarak suyumdan büyükçe bir yudum almıştım.

“O zaman ben bir tuvalete gideyim, sonra kalkarız.” dediğimde Vidus gülümserken o da benim gibi başını olumlu anlamda sallamıştı.

Yavaşça yerimden kalkarak çantama uzanmıştım ki benimle birlikte ayaklanan Vidus’la tek kaşım havalanırken alttan ona bakmıştım ki onun kavisli kaşları çatılmıştı.

“Seni tek gönderecek değilim mia bella.” demesiyle gülerek çantamı alıp ona döndüm.

“Mekan bomboş sevgilim.” dediğimde küçük bir çocuk edasıyla omzunu silkmişti.

“Olabilir, ben yine de geleyim.” dediğinde gülerek başımı olumlu anlamda sallarken önden ilerlemiştim, o ise hızla peşimden gelerek elini her zamanki gibi belime sarmıştı.

Tuvaletlerin önüne geldiğimizde kadın ve erkek tuvaletlerinin ayrı olduğunu görmüştüm, tam kapıyı açtığım sırada peşimden gelmeye devam eden Vidus’la bakışlarım ona dönerken cinsiyetleri işaret eden tabloları gösterdim.

“Burada bekle hayatım, çalışanlardan biri de içeri gelebilir.” dememle Vidus’un her ne kadar yüzü düşsede hak vermiş olacak ki başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Burada bekliyorum.” dediğinde büyükçe gülümseyerek tuvalete girip kapıyı ardımdan kapatmıştım.

Tuvaletteki işimi hızlıca hallettikten sonra çıkıp ellerimi yıkarken açılan tuvaletin kapısıyla yan gözle gelen hizmetli kıyafetli kadını görmüştüm, dudaklarım kıvrılırken haklı çıkmanın verdiği hisle derin bir nefes alıp bakışlarımı karşımdaki aynaya çevirmiştim ki içeri giren sarışın kadın arkamda duraksadı. Donuk bakan gözleri aynadaki yansımamla çakışırken bakışlarım yavaşça eline kaymıştı…

~~~~~~~~~

Vidus Arjin Karsoylar…

Serçemin çıkmasını beklerken derin bir nefes daha aldım, yüreğimi bir ağırlık kaplamıştı. Yakamı çekiştirirken biraz önce içeri giren hizmetli kadın çıkmıştı, başımı aksi yöne çevirdiğim sırada kaşlarım çatılırken burnuma çarpan ağır parfümle yüzümü buruşturdum. Serçemin kokusu hariç tüm kokulardan tiksiniyordum. Tekrardan çevreme bakınıp yaslandığım duvardan doğrulurken karşımdaki kapıya yönelmiştim.

“Mia bella, iyi misin?” diyerek içeri seslendiğimde karşılaştığım sessizlikle kaşlarım derinden çatılırken hızla kapıyı açıp içeri girdim.

Her attığım adım sanki ömrümden yıllar götürürken bakışlarım önce kapısı açık olan iki tuvalete kaymıştı, ikisi de boştu. Hemen ardından attığım bir adımla bakışlarım aynaların olduğu yere kaymıştı ki kalbim o an atmayı kesmişti, gözlerim korkuyla irileşirken yerde gördüğüm hizmetli kadının baygın bedeniyle hızla arkamı döndüğüm gibi tuvaletten çıkıp koşmaya başladım.

Ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim olmaması daha çok sinirlerimi bozarken hızla az önce çıkan kişiyi aramaya başlamıştım, eğer tuvalette yatan hizmetli kızsa o zaman az önce çıkan kimdi? Korku ve endişe zehirli bir yılan misali bedenimde gezinerek sıkıca boynuma sarıldığında nefes bile alamamıştım. Yoksa serçem…

“Hayır, hayır Niran’ım…” diye mırıldanırken bacağıma daha çok yüklendiğimde platin olan bacağım acıyla kasılsada umursamadan koşmaya devam ettim.

Mekandan dışarı çıkmamla adımlarım yavaşlarken yüzüme çarpan gazla öksürerek elimi burnumla ağzımın üstüne kapatmıştım. Umursamadan bakışlarımı çevrede gezdirmiştim ki gördüğüm diğer manzarayla boştaki elim sertçe yumruk olmuştu, korumaların hepsi yerdeydi. Etrafta olan gaz bir bayıltıcı gazdı, kokusundan anlamıştım ve tüm korumalarımı planlı bir şekilde bayıltmışlardı.

Duyduğum araba sesiyle gaz daha çok yayılırken açılan görüş açımla hızla tekrardan serçemi aramak için ileri atılmıştım ki koluma tutunan parmaklarla bakışlarım geriye dönmüştü ki gördüğüm yüzle kaşlarım daha çok çatılırken şok içinde ona bakmıştım, onun burada ne işi vardı?

“Anne.” diyen sesimle dudakları kıvrılmıştı.

“Oğlum geldim, senin için geldim.” demesiyle başımı hızla olumsuz anlamda iki yana sallamıştım. “Yaşıyorum yavrum.” dediğinde korkum daha çok büyürken kolumu çekiştirmiştim ki hızla bana doğru atılıp tekrar kolumu yakaladı.

“Karım yok, bırak beni!” diye haykırarak kolumu tekrar kendime çekmiştim ki bu sefer onunda gülen yüzü solmuştu.

“Karın öyle mi? Al sana karının gerçek yüzü.” derken başıyla bir yeri işaret ettiğinde hızla oraya dönmüştüm ki gördüğüm başka bir bedenle gözlerim korkuyla irileşirken öfkem tüm bedenimi ele geçirdi. “Ben seni kurtarmak için hayatımı tehlikeye attım ama karın seni tehlikeye atıp kaçmayı seçti. O senden vazgeçti.”

Murat buradaydı, hemen karşısında ise az önce kapıdan çıkan sarışın ve hizmetçi kıyafeti giyen kız vardı. Murat’ın bir baş hareketiyle kızın elleri saçına gittiğinde önce parmağındaki o tanıdık yüzük görüş açıma girmişti, omuzlarım hayal kırıklığıyla düşerken saçındaki sarı peruğu çıkarıp yere atmasıyla o aşık olduğum kıvırcık tutamları ensesine dökülmüştü. Gözlerimden birer damla yaş yanaklarıma süzülürken hızlıca üstündeki hizmetçi kıyafetini de çıkardığında kim olduğu tamamen ortaya çıkmıştı.

Serçem oradaydı, onun karşısındaydı. Giydiği başkasının kıyafetiyle bana belli etmeden mekandan çıkmıştı, bunu niye yapmıştı? Benden…benden mi kaçmıştı? Hayır, hayır serçem bunu yapmazdı. Bunu bana yapmazdı, kesin tehdit edilmişti ve bizi korumak için yine kendince bir şeye kalkılmıştı. Başka hiçbir açıklaması olamazdı.

“ÇEKİL LAN KARIMIN YANINDAN!” diye yüksek sesimle haykırırken sertçe kolumu kendime çektiğimde hızım yüzünden o kadın yere düşmüştü ama umursamadan serçeme doğru koşmaya başlamıştım ki gördüğüm manzarayla ayaklarım istemsizce yine yavaşlamıştı.

Serçem o adama sarılmıştı, Murat itine sarılmıştı. Gülerek bana bakan şerefsizle başımı olumsuz anlamda iki yana sallarken hızlıca tekrardan hızımı arttırıp onlara doğru koşmaya başladım. Ne planlıyorsa onu yapamayacaktı, ailemi benden almasına izin vermeyecektim. Veremezdim, yapamazdım. Ben… ben onsuz nefes bile alamazdım…

“Geç olsada doğru yolu seçeceğini biliyordum kızım.” diyen şerefsiz arabanın kapısını açtığında kalbim korkuyla tekrar kasılmıştı.

“Hayır, Niran…” diye mırıldanırken sızlayan bacağıma rağmen hızımı arttırdım. “NİRAN, HAYIR!” diye haykırarak sesimi duyurmaya çalıştım. “SENİ TEHDİT ETMESİNE İZİN VERME SERÇEM, HAYIR!”

Bağırışlarıma bile başını döndürmezken Murat iti de hızla arabaya bindiğinde çalışmaya başlayan arabayla durmadan arabanın peşine takıldım. Tüm hızımla koşarken artık korkum tüm bedenimi sarıp beni etkisi altına almıştı.

“NİRAN’IM, YAPMA!” diye arabanın arkasından haykırırken daha çok hızlanan araba ve artık dayanamayan bacağımda sertçe yere çakılmıştım. “NİRAN!” diye boğazım yırtılırcasına bağırırken sadece uzaklaşan arabayı öylece izleyebilmiştim. “Yapma meleğim, yapma bana bunu. Ben sensiz var olamam, yapma…” diye mırıldanırken görüş açımdan çıkan arabayla ve omuzlarım ise hissettiğim acıyla düşerken başım öne düştü.

Ellerim sertçe yerdeki toprağı kavrarken avazım çıktığı kadar acı içinde haykırdım, canım öyle çok yanıyordu ki ne nefes alabiliyordum ne de kalbim artık atıyordu. Birkaç dakika önce ölmüştüm ve okyanusum yanımda olmadığı sürece yaşayamazdım…

~~~~~~~~~~

Maria Korkmaz…

Huzurla oturmuş Han’la dizimizi izlediğimiz sırada şarjdayken çalan telefonu yüzünden diğer odaya gitmişti, bense koltukta oturmuş onun gelmesini bekliyordum. Derin bir nefes alarak etrafıma baktığımda bir elim istemsizce göğsümü bulmuştu, çarpıntım var gibiydi. Oysaki bugün çok kahve de içmemiştim, neden içimde bir sıkıntı var gibi hissediyordum?

Kendi kendime gözlerimi devirerek arkama yaslandım, ortada hiçbir sorun yoktu. Tüm ailem Han’la olan ilişkimi öğrenmişti ve herkes bir şekilde onaylamıştı, günlerimiz çok güzel geçiyordu. Birlikte kahvaltı yapıyor ve günün geri kalanını çoğunlukla birlikte geçiriyorduk. Hala korumam olmaya devam ettiği için yanımdan da ayrılamıyordu, bir nevi birlikte yaşamaya başlamış gibi bir şey olmuştuk ve bundan oldukça memnundum. Han gerçekten tam olarak o hayallerimdeki adamdı…

Açılan kapı sesiyle bakışlarım oraya döndüğünde gergin yüz ifadesiyle kaşlarım daha çok çatılırken üstünü değiştirdiğini fark etmiştim, eşofmanının aksine yine takımını giymişti. Hızla oturduğum koltuktan kalkarak ona doğru adımladığımda derin bir nefes alarak büyükçe yutkunmuştu, ne oluyordu?

“Ne oluyor aşkım? Nereye?” dediğimde tekrar derin bir nefes almıştı.

“Şimdi söyleyeceğim ama önce lütfen sakin ol.” demesiyle içimdeki sıkıntı korkuya dönüşerek tüm bedenimi sarmıştı.

“Söyle şunu Han, ne oldu? Bebeğe mi bir şey oldu, ablam iyi mi?” diye hissettiğim tedirginlikle konuşurken Han tekrardan yutkunduğunda doğru tahmin ettiğimi anlamıştım.

“Ne olduğunu bende bilmiyorum, sadece abin aradı ve acilen destek ekip gerektiğini söyledi. O yüzden buradaki korumaları oraya taşımam gerekiyor.” dediği sırada gözlerim dolarken korkuyla ona bakmıştım.

“Kesin ablama bir şey oldu, o şerefsiz kesin yine bir şey yaptı.” diyerek ağlamaya başlamamla Han’ın eller omuzlarımı kavramıştı.

“Güzelim, sakin ol. Daha hiçbir şey bilmiyoruz.” derken dudaklarını alnıma bastırmıştı. “Ben şimdi gideceğim, öğrenir öğrenmez de seni arayacağım. Tamam mı?” dediğinde mecburen başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Sende sakın buradan ayrılmıyorsun, otelin kendi güvenliğini aşıp içeri giremezler.” dediğinde tekrardan başımı sallamıştım.

“Sadece bana şunu söyle, ablamla mı ilgili?” diyen titreyen sesimle tekrar yutkunurken bakışlarını kaçırmıştı ki başını olumlu anlamda salladı.

“Detay bilmiyorum, abin sadece Niran hanımın kayıp olduğunu söyledi.” demesiyle gözlerim daha çok dolarken bedenim adeta koltuğa yıkılmıştı.

“O şerefsiz kaçırdı, kesin o yaptı.” derken ellerimi yüzüme yaslayıp ağlamaya devam etmiştim.

“Şhh! Yapma ama böyle gökyüzüm, sen böyle ağlarsan bırakıp gidemem.” dediğinde burnumu çekerek hızla ona baktım.

“Git ve ablamı bul Han, lütfen bul.” dediğim sırada elleri yanaklarıma sarılırken alnını alnıma yasladı.

“Onu bulacağız güzelim, bulup sana getireceğiz. Söz veriyorum.” derken dudaklarıma küçük bir buse kondurup hızla kalkarak daireden ayrılmıştı.

Arkasından öylece bakarken zaman geçmek bilmiyordu. Tüm daireyi elimdeki telefonla belki de yüzlerce kez turlamıştım ama yine de ne arayan vardı ne de herhangi bir mesaj, bakışlarım gecenin karanlığında gezinirken içimden bildiğim tüm duaları ediyordum. Tanrım onu bize, karnındaki küçük bebeğine bağışlamalıydı. Bunu en çok o hak ediyordu.

Tam o sırada çalan telefonumla yerimden sıçrarken hızla ekranı kendime çevirdiğimde kaşlarım çatılmıştı, arayan Han değildi. Ablamdı…

“Alo, abla?” dedim hızla cevapladığım telefonu kulağıma yaslarken, kısa süreliği sessizliğin ardından o tanıdık gülüş zihnimde çınlamıştı.

“Çok mu özledin ablanı, benim küçük kızım?” diyen Murat’ın iğrenç sesiyle elim sıkıca telefonu kavrarken tüm bedenim hissettiğim sinirle gerildi.

“Nerede ablam, ne yaptın ona şerefsiz?!” diyen haykırışım odanın içinde çınlarken o iğrenç gülüşü tekrar duyulmuştu.

“Hiçbir şey yapmadım ama istediğimi yapmazsan her an ona zarar verebilirim.” demesiyle yüreğim korkuyla kasılırken boştaki elim sertçe saçlarımı bulmuştu.

“Ne istiyorsun lan, söyle?” dedim sert bir sesle.

“Attığım konuma gel, bende ablanı rahat bırakayım. Sonuçta onu tanımam etmem, benim için önemli olan sensin Maria.” diyen sesiyle gözlerim kapanırken derin bir nefes aldım, başka çarem sanırım yoktu.

Han da hala aramadığına göre onlar hiçbir iz yakalayamamışlardı ve ablamı o şerefsizin eline göz göre göre bırakamazdım. O benim için ona onca şey yapmama rağmen silahların önüne atlayıp beni korumuştu, nefret etmesine rağmen kol kanat gerdi. Şimdi sıra bendeydi, ne ablamı ne karnındaki yeğenimi o itin eline bırakmayacaktım.

“At konumu, geliyorum.” dediğimde bir süre sessizlik olmuştu.

“Tek gelmen gerektiğini söylememe gerek yok değil mi?” demesiyle aralanan bakışlarım gecenin karanlığına düşmüştü, onun gözlerinin benzediği karanlığa…

“Biliyorum.” diyerek telefonu yüzüne kapattıktan birkaç dakika sonra bildirim sesini duymuştum, konumu atmıştı.

Hızla kendime düşünmek için bile fırsat vermeden odaya gidip üstümü değiştirmiştim, rahat edebileceğim birkaç parça giydikten sonra çantamı ve telefonumu alarak koşar adımlarla dairemden ayrıldım. Hiç beklemeden asansöre bindiğimde tüm bedenim adeta korkudan titriyordu, ablama bir zarar gelecek korkusu göğsüme otururken gözlerimden yaşlar hızla süzülüyordu. Onlara bir zarar gelirse ben ne yapardım? Her ne kadar diğerleri olsada o benim tek ailemdi…

Duran asansörle hızla dışarı çıkıp otelin önünde duran ilk taksiye atlamıştım, hızlıca adama konumu gösterdiğimde yol almaya başlamıştı ki konumun aslında bana ne kadar yakın olduğunu yeni fark etmiştim. Bu da aslında nerede kaldığımı bildiği anlamına gelirdi ve beni dışarı çıkarmak için ablamı kullanmıştı, bunu anlamıştım ama başka bir yol yoktu. Ablamı bırakması için ölmem gerekse bile bunu yapardım.

Hızla telefonumu elime alıp mesaj ekranına girdim. Ben önemli değildim ama benden sonra ablamı bırakacağının garantisi yoktu, bu yüzden hızla Han’a o şerefsizin attığı konumu attım. Hemen ardından kısaca otelden çıktığımı ve bu konuma gittiğimi yazıp ekranı kapatmıştım ki arabada durmuştu. Bakışlarım çevreye kayarken ıssız bir yer olduğunu görmüştüm, yıkılmak için boşaltılmış bir sokaktı. Dudaklarımda acı bir gülüş belirirken taksiciye parasını verip arabadan indim.

Hızla konumda yazan binaya yönelirken kapıda duran arabayı tanımıştım, onun arabasıydı. Tekrar önüme dönerken derin bir nefes alıp karşımdaki apartmana girdim, merdivenleri ikişerli çıkarak konumda yazan üçüncü dairenin önünde durmuştum. Kapısı açıktı, elimle yavaşça iterek açmıştım ki karşımda duran ablamla gözlerim hızla dolarken kıvrılan dudaklarımla ona doğru koşup kollarımı sıkıca boynuna sardım.

“Ablam, çok korktum. Sana bir zarar verecek diye çok korktum.” derken geri çekilip ellerimi yanaklarına yasladım. “İyi misin? Sana bir şey yapmadı değil mi?” diye sorduğumda bile hiçbir şey dememişti.

Çatılan kaşlarımla ona bakarken bedeninin kaskatı olduğunu görmüştüm, yüzü donuktu. Hiçbir duygu yoktu, tıpkı cansız bir manken gibi bakıyordu. O an fark etmiştim, ona sarıldığımda da bana karşılık vermemişti.

“Abla, ne oluyor? Bir şey mi yaptı sana?” desemde tekrardan hiçbir cevap alamamıştım. “Sen sakin ol tamam mı? Ben gelirken Han’a haber verdim, seni kurta…”

Cümlem karnıma saplanan nefes kesici bir acıyla son bulduğunda irice açılan bakışlarım alta kaymıştı, ablam elindeki bıçağı karnıma saplamıştı. Eline doğru akan kanlar yere damlarken omuzlarına tutunan ellerim sayesinde zor bela ayakta dururken bakışlarım donuk bakan gözlerine çevrilmişti.

“A…a…abla…” diye zor bela çıkan sesimle eş zamanlı olarak bıçağı sertçe geriye çekip çıkardığında daha fazla kendini taşıyamayan bedenim yere çakılmıştı.

Karnımın acısı tüm benliğimi sararken ellerim karnımı bulmuştu, acıdan nefes dahi alamazken yere düşen kanlı bıçağın sesi acılı zihnimin içinde çınlamıştı. O sırada bakışlarım bana doğru bir adım atan ablama kaydığında hayal meyal donuk gözlerinden akan tek damlayı görmüştüm ama hemen sonrasında bunun aksini kanıtlar gibi arkasını dönüp gitti.

“Ne…neden abla, ne…neden?” diye acı içinde konuşmamla adımları duraksamıştı. “Tehdit e…ediyor, i…i…inanma.” desemde sanki beni duymamış gibi yoluna devam etmişti.

Artık daha fazla taşıyamadığım başım geriye düşerken kararan görüş açım ve daha da zorlanan nefesimle son hatırladığım adımı haykıran tanıdık bir sesti…

~~~~~~~~~~

***SEZON FİNALİ BÖLÜMÜDÜR, YENİ BÖLÜM BİR AY SONRA GELECEKTİR!!!***

Ve bölüm sonu…

Bazı zamanlarda tarih tekerrür eder, kaçamayız…

Karakterlerimizde kaçamadı…

Bir ay sonra, her zaman ki bölüm günümüz olan pazar gününde sizlerle birlikte olacağız. Bizi çokça özleyin ve bana bu bölüm için lütfen kızmayın olur mu???

Merakla yorumlarınızı bekliyorum!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.

Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥☀️

Bölüm sonu

4 yorum