~Bölüm Şarkıları~
Zeki Arkun~Öpücük
Michele Morrone~Watch Me Burn
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalımmm???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞
GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!
Bu arada wp kanalımızda mevcuttur, herhangi bir aksi durumda oradan bildiri yapıyorum. Link Instagram adresimde, buradan link atamıyorum. Bölüm sonunda sosyal medya hesaplarım yazıyor…
“Kim kimi yere düşürüyorsa, tadına doymadan olmaz. Yavrum, sana bir gecede doymam. Lazım bana bir asır yoksan…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥☀️
~~~~~~~
Maria Korkmaz…
Şu an ben neredeydim? Çevremde uçuşan bulutları ve onlara eşlik eden kelebekleri görebiliyordum, bulutların üstünde olmak bu kadar güzel mi hissettiriyordu? Ömrüm boyunca asla yaşamadığım duygulardan birini daha şu an yaşıyordum, göğsüm sonuna kadar mutlulukla dolup taşarken zihnimdeki tüm acılar sanki yok olmuştu. Sanki ben yeniden doğmuştum ve bir bebek kadar sevinçle doluydum.
Havada kalan ellerim ve şaşkınlıktan irice açılan gözlerimle öylece kalakalırken kalbim haddini aşmıştı, birazdan arıza verip durabilecek kadar hızlı atarken nefesimi kesiyordu. Bedenimdeki bütün hisler dudaklarımda toplanırken dudaklarının tüm sıcaklığını hissediyordum. Üstümdeki şaşkınlık öyle büyüktü ki hareket bile edememiştim, tek yaptığım öylece durup beni öpmesine izin vermekti.
Kahretsin, şu anda Han tarafından öpülüyordum!
Beynime yeni dank eden detayla eş zamanlı olarak Han hafifçe geri çekildiğinde şaşkınlıktan irileşmiş gözlerimi kırpıştırarak ona baktım, siyahlarında beliren yeni duygular kalbime çarparken derince yutkunmuştum. Sadece sessizce yüzümü izliyordu ama gözlerini okuyabiliyordum, sanki tedirgindi. Ona karşılık vermediğim için mi emin olamıyordu? Nasıl yapabilirdim ki, daha önce hiç kimseyle öpüşmemiştim bile…
“Maria…” diyen fısıltısıyla sıcak nefesi yüzüme çarparken derince yutkunmam gerekmişti, şimdi ne yapacaktım?
Öpüştükten hemen sonra ne yapılırdı ki? Bunun hakkında bile en ufak bir fikrim yokken zihnimde sadece izlediğim dizi filmlerdeki sahneler dönüyordu, gerçi bu yaşanılana öpüşmek dahi denmezdi. Sadece o beni öpmüştü ve ben put gibi durmuştum. Utanç dalgası hızla yüzüme çarparken yanaklarımın ısındığını hissetmeye başlamıştım. Fanculo! Ben ne yapmıştım?!
“Maria, iyi misin?” derken biraz daha geri çekildiğinde sonunda derin bir nefes alabilmiştim.
Ahh! Delirmek üzereydim!
Artık ne kadar heykel gibi durduysam adam iyi olup olmadığımı sorgulamaya başlamıştı. Gerçekten kahretsin Maria, ilk olduğunu bu kadar belli etmek zorunda mıydın?!
“Güzelim, bir ses ver.” demesiyle kalbim sanki yapabilirmiş gibi daha da hızlanmıştı, güzelim mi demişti o bana? Gerçekten güzeli miydim?! “Maria.” diyerek ciddileşen sesiyle gözlerimi kırpıştırarak içimde kalan son güç kırıntılarıyla bakışlarımı kaçırmıştım, neden şimdi kendi ismimden soğumuştum ki?!
“İ…iyiyim.” diye mırıldanırken kekelediğim için kendi kendime sövmüştüm, kafam tek öpücükle allak bullak olmuştu ve bunu aşırı belli ediyordum!
“Buna sevindim.” derken çenemi kavrayan parmakları başımı tekrar kendisine çevirdiğinde engel bile olamadan gözlerim siyahlarıyla çakıştı. “İlkini aldığım için sakın benden özür bekleme.” diye mırıldanırken tekrardan bana yaklaştığında az önce aramıza koyduğu mesafeyi hızla yıkmıştı. “Çünkü asla üzgün değilim.” diyen fısıltısıyla çığlık çığlığa bağırarak yerimde tepinmek istemiştim, tabiki de ilk olduğunu hemen anlamıştı!
“Bu yanlış.” diye zor bela çıkan sesimle konuştuğum sırada belime yaslanan eli beni aniden kendine çekerek bedenine yaslamıştı.
“Bir yanlış yok, sonuçta artık patronum değilsin. Kimse karışamaz.” demesiyle tekrardan yutkunmam gerekmişti, her an kalbim bu kadar hızlandığı için durabilirdi. Alışkın değildi sonuçta.
“Han…” diye başladığım cümlem yine dudaklarıyla bölündüğünde bu sefer öncekinin aksine çeneme baskı uygulayıp dudaklarımın aralanmasını sağladıktan sonra alt dudağımı hafifçe emerek bırakmıştı.
“Efendim güzelim.” derken sondaki kelimeyi vurgulayarak söylemesiyle dilim damağım heyecandan kurusada derin bir nefes alıp çenemdeki elini sertçe itmiştim.
“Of! Şunu yapıp durma Han.” diyerek yakınımdaki bedenini de omuzlarından itmeye çalışmıştım ama yerinden milim dahi kıpırdamamıştı, hala yapışık bir şekilde duruyorduk.
“Ne yapmışım ki?” derken dudaklarında tatlı bir gülümseme vardı ve lanet olsun ki çok yakışıklı duruyordu.
“Beni öyle istediğin her an öpemezsin.” diye söylenirken onu itmekten vazgeçip kollarımı göğsümde bağlamıştım.
“Sebep?” dediği sırada çenemden ayrılan eli de belimi bulmuştu.
“Ne demek sebep?” derken rahat tavırları daha çok sinirlerime dokunuyordu, beni şak diye öpmüştü! “Sen kendini ne sanıyorsun?” dedim çatılan kaşlarım ve sinirlenmiş ifademle.
Dudaklarında seksi bir sırıtış oluşurken bakışları dudaklarım ve gözlerim arasında mekik dokumuştu, hemen ardından belime sarılı kollarını daha da sıkılaştırdığında bana neredeyse tamamen sarılmış gibi duruyordu.
“Etkilendiğin adam, yanlış mıyım?” demesiyle gözlerim kısılırken göğsümde bağlı olan kollarımı açıp omzuna bir tane geçirmiştim.
“Etkilendim dedim, aşığım demedim ya.” derken adeta kendimi savunmaya geçmiştim, benimde dalga geçemezdi. “Kaldı ki sende aşık falan değilsin.” dememle tek kaşı havalanırken yüzü yüzüme yaklaştığı sırada dilini üst dişlerine çarptığında ‘cık’ sesi çınlamıştı, hemen ardından yüzümü teğet geçip kulağıma yaklaştığında yanağı yanağıma yaslandı.
“Etkileniyorum, hemde deliler gibi.” diyen boğuk sesiyle tekrardan derince yutkunmam gerekmişti. “Ayrıca artık beni yanlış anlamaktan vaz mı geçsen, sevgilim?”
Sevgilim…
Sesi zihnimin derinliklerinde çınlarken onu itmek için havalanan ellerim göğsünde kalakalmıştı, ne demişti o bana? Sevgilim mi demişti? Yani şimdi biz sevgili mi olmuştuk? Fanculo! Bugün neden bu kadar salaktım?!
“Her şey bu kadar netken uzak kalmanın hiçbir mantığı yok.” derken geri çekildiğinde o siyah bakışları tekrardan gözlerime tutunarak beni karanlığa doğru çekmişti. “Seni her zaman yanımda isterken ve her an yanında olmak için yanarken uzak duramam, bizim karakterimiz de kaçmak yok İtalyan prenses.” diyerek tek gözünü kesinlikle seksi olduğunu düşündüğüm bir hareketle kırptığında sanki bir kurşun kalbimi delip geçmiş ve yerinde asla geçmeyecek bir yara oluşturmuştu, bu aşk mıydı?
“Neden bunu yapıyorsun?” diye dudaklarımdan istemsizce dökülen soruyla bakışlarım gözlerinde gezinmişti, sanki konuşan ben değil de kalbimdi.
“Daha hiçbir şey yapmadım ama yapacağım.” derken bir eli yanağıma yaslanmıştı. “Gökyüzündeki bulutları silip güneşi getireceğim, söz veriyorum Maria’m.” demesiyle omuzlarım derin bir pes edişle düşmüştü.
“Yapma, bir yarayı daha kaldıra…” dediğim sırada cümle dudaklarıma yaslanan parmağıyla kesilmişti.
“Asla Maria’m, bu asla olmayacak.” diyerek belimdeki elini ayırıp cebine götürdükten sonra telefonunu çıkardığında ne yaptığına anlam vermeye çalışıyordum. “Olurda bir gün dünyanın en büyük aptallığını yaparsam çek ve vur beni, iznim var.” dedikten sonra telefonun ekrana tıklayıp bir şeyler yapmasının ardından cebimdeki telefonum titremişti. “Sesi gönderdim, bu aptallığı yaptığımda beni öldürdüğün için ceza almayacaksın.” demesiyle gözlerim irice açılırken şok içinde cebimden çıkardığım telefonun ekranına bakmıştım, gerçekten de dediği gibi ses atmıştı.
“Sen gerçekten manyağın tekisin.” diye şok içinde çıkan sesimle gülmeye başladığında telefonu tekrardan cebime attım.
“Aptal olmaktan çok daha iyidir.” derken aniden burnunu burnuma çarptığında gözlerimi kırpıştırmıştım. “Ee, cevabını söylemedin hala.” dediğinde hafifçe kaşlarım çatılırken bakışlarım gözlerinde gezinmişti.
“Ne cevabı?” dediğimde gülüşü daha çok büyümüştü.
“Sevgilim olur musun?” demesiyle bende dayanamayarak gülmeye başlamıştım, irileşen gözleri ve havalanan kaşlarıyla o kadar masum bakıyordu ki tatlılığına gülmemek elde değildi.
O esnada sorusu sinsi bir kıvılcım gibi yüreğime işledi, ne cevap vermeliydim? Gerçeği söylemek gerekirse bunu istiyordum ama bu gerçekten aşk mıydı, yoksa bir yanılgı mı emin olamıyordum. Bakışlarım tekrardan masumca beni izleyen siyah bakışlarıyla çakıştığında kasılan midem ve hızla çarpan kalbim cevabı çoktan vermişti, ne olursa olsun deneyecektim. İşin sonunda çok daha fazla üzülür müydüm bilmiyordum ama denemeden bunu göremezdim.
“Cevabı belli değil mi zaten?” derken hissettiğim utançla bakışlarımı kaçırmıştım ki yanağımdaki eli hafifçe tenimi okşarken yüzünü baktığım yere getirmişti.
“Duymak fena olmazdı.” diyerek sırıtmasıyla tekrar gülmüştüm.
“Of! Han, anladın işte.” diye nazlı bir edayla konuştuğum sırada diğer eli de yanağımı bulmuştu.
“Lütfen…” diye kelimeyi uzatarak söylediğinde sanki karşımda şirin bir erkek çocuğu var gibi hissetmiştim.
“Evet manyak adam, oldu mu? Evet.” diyerek güldüğümde gözleri kısılacak kadar büyükçe gülmüştü.
“Oldu.” diyen mırıltısıyla gülüşü daha çok sırıtışa dönmüştü. “Darısı başka evetlere.” diyerek göz kırpmasıyla hafifçe omzuna vurup gözlerimi kısmıştım.
“Yavaş canım, uçma.” dediğimde bir eli enseme giderken aniden beni kendine çektiğinde dudakları yine oldukça yaklaşmıştı ama temas yoktu.
“Bu kadar durduğum hata.” diyen boğuk fısıltısı bütün bedenimde gezinirken tam derince yutkunmuştum ki ardımdan gelen yüksek sesli öksürükle nasıl bir hızla Han’ın ellerini üstümden itip arkamı döndüğümü ben bile takip edememiştim.
Gördüğüm Nilüfer yengem arkamdaki bir yeri işaret ettiğinde tekrar önüme döndüğüm sırada abim mutfaktaki kapıdan çıkmıştı. Heyecandan bedenim kasılırken yengemin son anda beni kurtardığını anlamıştım, bu kız melek gibi bir şeydi ama şu anda ne yapacağım hakkında bir fikrim yoktu. Eğer abim öğrenirse kesin Han’ı kovardı ve beni de bu eve alacağı için bir daha Han’ı eve bile yaklaştırmazdı, en azından şimdi korumam olarak her an yanımda olabilirdi. Bir süre daha buna devam etmek çok daha iyi olacaktı.
“Merak etme, ben her şeyi açıklayacağım.” diyen Han bir adım öne çıkmıştı ki hızla kolundan yakalayıp önüne geçtim.
“Hoşgeldin abi.” diye bağırmamla Han sessizleşirken abim bize yaklaşmıştı.
“Hoşbulduk abimde bir sorun mu var? Bu niye sana o kadar yakındı?” demesiyle Han tam konuşacakken ondan hızlı davranmıştım.
“Murat beni aradı abi, o yüzden kötü oldum. Han da beni sakinleştiriyordu.” dediğimde aslında çokta yalan söylememiştim, sonuçta eksik söylemek yalan sayılmazdı.
Abimin kaşları hızla çatılırken bakışları ben ve Han arasında gidip geldikten sonra Han’da takılı kalmıştı.
“Tamam, sen gidebilirsin.” diyerek beni hızla yanına çeken abimle bakışlarım Han’a döndüğünde onun zaten bana baktığını görmüştüm, o sıra abimin biraz arkasına doğru geçip dudaklarımı oynatarak ona tek bir kelime söyledim.
‘Sonra.’ dememle derin bir nefes alıp bakışlarını abime çevirmişti.
“Emredersiniz efendim.” diyen net sesiyle hızla arkasını dönüp ilerlemeye başladığında bakışlarımı ondan ayıramamıştım, izlemeye devam ediyordum ki abimin görüş açısından çıktığı an arkasına dönüp kıvrılan dudaklarıyla bana hızlıca öpücük atıp tekrardan önüne döndüğünde benimde dudaklarımda büyükçe bir gülümseme oluşmuştu.
“Sen kötü olduğuna emin misin? Çok mutlu gözüküyorsun.” diyen abimle bakışlarım ona dönerken omzumu silkmiştim.
“İlk aradığında kötüydüm ama sonra hatırladım.” dediğimde tek kaşı soran bir ifadeyle havalanmıştı. “Ben artık yalnız değilim abi, siz varsınız. Ablam var ve biliyorum ki o benim her zaman kahramanım olup beni kurtarır.” dememle abim önce gülsede sonrasında yüzü düşmüştü.
“Ben kahramanın olamaz mıyım yani cadı?” dediğinde kahkaham bahçede çınlamıştı.
“Sende öylesin tabi ki abim.” diyerek koluna sarıldığımda bana yalandan kötü kötü bakmıştı.
“Sen hepimizin kahramanısın korsan adam, hiç merak etme.” diyen yengemde yanımıza gelerek abimin diğer koluna sarıldığında abim sırıtmıştı.
“Öyleyim dimi?” diyen abimle yengemle bakışlarımız çalışırken ikimizde gülmeye başlamıştık.
“Öylesin tabiki de benim koca bebeğim.” diyen yengem abime doğru uzandığında abim hızla anlayarak yanağını yengeme uzatıp öpmesini bekledi.
“Tamam o zaman.” diyerek sırıtan abim aldığı öpücükle derin bir solukla ciğerlerini doldurmuştu. “Sen bana şu konuyu bir derinlemesine anlat, Vidus’lara da sonra anlatırız. Zaten kırk yılın başı tatile çıktılar, günlerini mahvetmeyelim.” diyen abimle hızla başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Peki ablamla hiç mi konuşamam? Özledim onu.” dediğimde yengem sırıtmıştı.
“Konuşursun yahu, müsait olmadıkları zaman bakamaz zaten.” diyerek kaşlarını kaldırıp indirdiğinde yaptığı imasıyla bende gülmüştüm ki abimin yüzü hızla düşmüştü.
“Hey! Ben bostan korkuluğu muyum burada?” diyen abimle gülüşümüz daha çok büyümüştü.
“Sanki bilmediğin şey aşkım.” diyen yengem abimi kolundan çekiştirerek arkaya doğru götürmeye başladığında bilerek geride kalmıştım.
“Olsun, duymak istemiyorum.” diyen abim yürümeye devam ettiği sırada titreyen telefonumu hızla cebimden çıkarıp ekrana bakmıştım, gördüğüm mesajla hızla dudaklarımda aptal bir sırıtış oluşmuştu.
Han (Yeni Koruma): Bu arada canın mıyım gerçekten??? :))) (15.12)
Yazan mesajla kendi kendime gülerken bakışlarım ismine takılmıştı, ilk numarası verildiğinde böyle kaydetmiştim ama sanırım artık değişebilirdi.
Maria: Hmm, öyle misin acaba??? (15.14)
Canımmm🤍: Onu bilmem de bir kez daha baksan canım yenilenir gibi :))) (15.14)
Gördüğüm mesajla hızla arkamı dönüp başımı kaldırmıştım ki evin duvarına yaslanmış bir şekilde bana baktığını görmüştüm, dudaklarında yine o gülümsemesi vardı. Tatlı ve oldukça şirin…
Hata mı etmiştim bilmiyordum ama eğer öyleyse bile hayatımın en güzel hatasıydı…
~~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Hep bir şekilde işin sonunun huzura bağlanmasını seviyordum. Acı da çeksek, hayat bir daha hiç düzelmezmiş gibi de gelse hep sonunda o mutlu ve huzurlu anımı yakalamıştım. Artık biliyordum, o yanımda olduğu sürece her zorluk aşılırdı, her acı elbet bir gün geçerdi. Önemli olan tek şey onunla olmaktı, onun olmaktı…
İndiğimiz asansörle birlikte yavaş adımlarla odamıza doğru ilerlemeye başlamıştık, gerçi kral dairemiz demek daha doğru olurdu. Bir evden farksızdı, Vidus Kuzgun olarak bile zenginliğinden asla ödün vermemişti. Aslında kaldığımız oteli tamamen satın almadığına bile şaşırmıştım, ondan beklenilen hareket olurdu. O an otelin hemen önünde, üstümdeki gelinliğimle dövdüğüm o sarı çiyan tekrardan zihnimde can bulmuştu. Evet, kesinlikle otel onun değildi. Olsaydı zaten beni tanırlardı ama onlar daha çok bir yabancıdan korkmuş gibi bakmışlardı.
“İşte nefret ettiğim o saniyeler.” diyen sesiyle bakışlarım yanımdaki bedenine döndüğünde onun zaten beni izlediğini görmüştüm. “Sessizliğinden nefret ediyorum mia bella, bunun aksine bana bağırıp çığırmanı bile tercih ederim.” demesiyle hafifçe gülmüştüm.
“Abartma hayatım, bir şeyler düşünüyordum sadece.” dediğim sırada adımları duraksadığında bakışlarım önünde durduğumuz kapıya kaymıştı, gelmiştik.
“O güzel zihninden ne geçtiğini paylaş benimle.” derken beni tamamen kendine çevirdiğinde sırtım kapıya dönmüştü.
“Biraz boş düşünmüş olabilirim, her zaman mantıklı şeyler düşünemem.” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.
“Mantıklı ya da mantıksız, umrumda değil. Benim istediğim tüm düşüncelerin mia bella, aklından geçen her şeyi istiyorum.” diyen kısık ama etkili sesiyle bana doğru bir adım attığında mecburen geriye giden bedenim kapıya yaslanmıştı. “Bilirsin, ben bencil bir adamım.” dediğinde kaşlarım havalanırken gülmeye başlamıştım.
“Sen ve bencillik mi? Onu benim külahıma anlat resimlerimin adamı.” dememle onun da dudakları kıvrılırken başı hafifçe yana eğilmişti.
“Sana değilim mia bella, diğerlerine hiçbir zaman aynı kişi olmadım.” derken boştaki kolu başımın yanından kapıya yaslanmıştı, yüzüme eğilen yüzüyle yer ve zaman kavramı yavaş yavaş yok oluyordu. “Senin resimlerinin adamı ve Diavolo çok farklı iki kişi.” dediğinde tek kaşım havalanırken bıraktığım eliyle iki elimi de omuzlarına sarmıştım.
“Bana ikisi de aynı ve geri kalan insanlar asla götümde değil.” derken yüzünü kendime daha çok yaklaştırıp dudaklarına küçük bir öpücük bırakmıştım. “Diavolo.” diye seksi bir edayla mırıldamamla hareket eden adem elmasını görebilmiştim.
“Tekrar et.” diyen sesi daha derinden duyulurken kasıklarım şimdiden sızlamaya başlamıştı.
“Imm! Belki de sinir olma sırası artık sendedir.” dememle dudaklarımda gezinen ateş bakışları tekrar gözlerime tutunmuştu, kızıl hareler yakından çok daha hızlı etkisine alabiliyordu ve her an emrine amade olabilirdim.
“Şu an mı? Hiç tavsiye etmem signora.” dediğinde ellerim yavaşça saçlarının içine dalmıştı.
“Korkmam mı gerekiyordu?” diye fısıldadım etkili bir tonda. “Sana kötü bir haberim var Arjin’im.” derken tıpkı arabada bana yaptığı gibi kulağına yaklaştım. “Senden korkmuyorum.” diyen mırıltımla hızla derin bir nefes almıştı.
“Hmm! Demek korkmuyorsun.” diyen boğuk sesiyle eş zamanlı olarak ardımdaki kapının açıldığını bildiren ses duyulmuştu. “Çok yanlış bir karar.” demesiyle hafifçe geri çekilip yüzüne bakmıştım, boynundaki damarı yine belirginleşmişti. “Hemde çok yanlış bir karar.” derken kapıya çarpan eliyle kapı sertçe açılarak arkasındaki duvara büyük bir gürültüyle çarpmıştı.
“Bunu yaparak beni değil, anca diğer odalardaki insanları korkutursun hayatım.” diyerek göz kırptıktan sonra geriye doğru bir adım atmıştım ki belime sarılan eli beni sertçe bedenine yasladı.
“Bunu istemiyorum zaten.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı. “Benden korkmaman yanlış bir karar ama ben bu karar için minnettar olacak kadar bencil bir adamım mia bella.” derken diğer eli de belimi bulduğu sırada bana doğru bir adım attığında mecburen içeri girmiştim.
“Kendine şunu demeyi kes, sen bencil falan değilsin.” diye sertleşen sesimle konuşurken üstümdeki o cilveli ton derinlere kaçmıştı, sanki bir zamanlar annesinin ona söylediği sözler gibi konuşması hoşuma gitmiyordu. “Hayatındaki herkesi düşünmeye çalışıyorsun, umrunda olmaması gerekirken bile öldürdüğün insanların ailesine yardım ediyorsun.” derken bir elim yanağına kaymıştı. “Sen gördüğüm en düşünceli insansın hayatım, kendine hakaret etmene izin vermem.” dememle gözlerim pür dikkat beni izleyen ateşlere takılmıştı.
Gözlerinde bir çok duygu vardı, bunlardan bazıları ise minnet ve hayranlıktı. Bana duyduğu aşkın her bir zerresini gözlerinden okuyabiliyordum ve o kadar hoşuma gidiyordu ki bu hali sinirli bile kalmama izin vermiyordu. Dudaklarım tekrardan kıvrılırken ona uzanıp okşadığım yanağına derince dudaklarımı bastırdım.
“Senin o güzel kalbini yerim mia bella.” demesiyle hafifçe kıkırdayarak bakışlarımı ona çevirmiştim.
“Yine içindeki kurt adam uyandı Diavolo.” dediğimde onun da dudakları kıvrılmıştı.
“Ve o kurt çok aç, çünkü sana asla doyamıyor.” diyerek aniden kafasını boynuma gömüp öpücükler bırakmaya başlamasıyla kahkaham oda da çınlamıştı.
“Ya Vidus, kapı açık.” diye gülüşlerimin arasında konuşurken Vidus hiç istifini bozmadan bacağını arkaya uzatıp kapıyı sertçe kapatmıştı.
“Artık kapalı.” derken belimdeki elleri yukarı doğru çıkmaya başladığında tekrar gülmüştüm.
“Aferin sana.” dediğim sırada elleri bir süre üstümdeki gelinliğe ait korsenin iplerinde gezinmişti, ardından boynumdan ayrılan başını daha çok arkama uzattığında gülmeye devam ediyordum.
Korseyi açamamıştı, çünkü bağlayan kadın bir sürü düğüm atmıştı. Sebebini bilmiyordum ama o kadar düğümün tek seferde çıkmayacağı bir kesindi.
“Bunu ne yapmışlar böyle?” derken ipi aniden çektiğinde korseyi sıktığı için bir elim hızla koluna gitmişti, sanırım ipi koparmaya çalışmıştı. “Affedersin güzelim.” diyerek hızla bana baktıktan sonra bakışları karnıma inerken bir elini de baktığı yere yaslamıştı. “Senden de özür dilerim babacığım, iyi misin?” demesiyle gülüşüm daha çok büyürken bana dönen bakışlarıyla başımı olumlu anlamda salladım.
“İyi babası, uyuyor.” dediğimde onun da dudakları büyükçe kıvrılmıştı, gamzeleri bana göz kırparken ellerimi tekrardan ensesine götürdüm. “Bıçakla kes gitsin, sonuçta sadece bir ip.” dememle ateş bakışları gözlerimde gezinirken karnımı son kez okşayıp elini tenimden ayırdıktan sonra cebine götürmüştü.
“Belki de bu gelinliği de parçalamam gerekiyordur.” derken cebinden çıkardığı çakıyı açtığında çıkan ses odada çınlamıştı, şu sahneyi yabancı biri görse korkunç bir an olduğunu düşünebilirdi ama gözlerindeki oyuncu ifadeyi artık çok iyi tanıyordum. “Aklımı alıp götürdüğü için belki de hemen yok etmeliyim.” dediğinde yalandan kaşlarımı çatmıştım.
“Aklından bile geçirme Vidus, gelinliğim bende kalacak.” dediğim sırada elindeki bıçağı bana doğru kaldırdığında eski anılar gözümde canlanmıştı, bir tek çığlık kostümü eksikti.
Bıçağın keskin olmayan tarafını tüy kadar hafif bir şekilde yanağıma sürterek çeneme getirip başımı yukarı kaldırmamı sağladıktan sonra dudaklarıma derince bir öpücük bırakmıştı. Sanki onun aklını kaybettirdiğim için benden intikam almaya çalışıyordu ve başarılı olduğunu ne yazık ki söylemek zorundaydım, çünkü artık bende de akıl denen o zırvalık kalmamıştı.
“Şeytanı delirtme meleğim, zararlı çıkmanı istemiyorum.” derken tekrardan dudaklarını dudaklarıma bastırdığında dudaklarına doğru gülmüştüm.
“Biraz daha beklersen deliren sen olmayacaksın şeytanım.” diye fısıldamamla çenemdeki bıçağı çekip arkama yönlendirmişti.
“Nasıl deliriyormuş benim güzel karım? Bir göstersene, çok merak ettim.” dediği sırada diğer eliyle de korsenin ipini tuttuğunu hissetmiştim ve hemen ardından tek hareketle düğümleri kestiğinde derin bir nefes almıştım.
“Az önce gördün diye düşünmüştüm.” diyen imalı sesimle dudakları daha çok kıvrılırken hareketlenen elinin ardından sertçe bir yere saplanan bıçağın sesi zihnimin duvarlarında can bulmuştu.
Bakışlarım istemsizce sese dönerken gördüğüm manzarayla kaşlarım havalanmıştı, attığı bıçak duvara saplanmıştı. Bu hareketini ne zaman görsem şaşırmaya devam edecektim, bence oldukça karizmatik bir hareketti. Başım tekrar ona çevrildiği sırada korsemi çekiştirerek iyice genişletmişti ki çalan telefonun sesi odayı doldurmuştu, Vidus her ne kadar hiç umursamadan beni izlemeye devam etsede arayan kimse ısrarla çaldırmaya devam ediyordu.
Abim ya da evden biri olduğunu düşünmüyordum, asansörden indiğimiz an Vidus onlara mesaj atmıştı. Düğünden yapılan canlı yayın aniden kesildiği için hepsi çok korkmuştu ama haberleri olduğu için artık rahatsız edeceklerini sanmıyordum. O zaman geriye iki seçenek kalıyordu, ya işten arıyorlardı ya da Murat şerefsizi canına daha çok susamıştı.
“Bence artık bakmalısın.” dedim artık üçüncüye çalan telefonunu işaret ederek, gözleri sinirle kapanırken hızla verdiği bıkkın nefesi yüzüme çarpmıştı.
“Her kimse Türkiye’ye döndüğüm an beynini dağıtacağım.” derken bir elini benden çekip cebine atarken öfkeli gözleri aralanmıştı, gerçekten sinirlenmişti. “Al işte, bin kere aramayın dedim bir de.” diyerek ekranı bana gösterdiğinde arayanın asistanı olduğunu görmüştüm.
“Sakin ol hayatım, demek ki önemli bir durum çıkmış. Aç hadi.” dediğimde derin bir nefes alıp telefonu açarak kulağına yaslamıştı.
“O soktuğumun şirketlerinin tamamı yerle bir olmadıkça beni aramayın demedim mi lan?” diyen sert sesiyle ona daha fazla yaklaşıp boştaki yanağına küçük bir öpücük bırakmıştım.
“A…ama Vidus bey önemli müşterilerden birisiyle toplantınız vardı, ne olursa olsun hatırlat demiştiniz.” diyen adamın sesi bile korkudan içine kaçmıştı, Vidus etkisi tam olarak buydu.
“Ben yokken yerime bakan iki ortağım olduğunu da söylemiştim, aklına bir tek beni aramak mı geldi Serdar?” diyen Vidus’la istemsizce dudaklarım kıvrılmıştı, sinirli hali bile gözüme tatlı geliyordu. Çünkü daha ağır küfürler etmemek için sanki kendini tutuyor gibiydi ve bu kesinlikle çok tatlıydı.
“Müşterilere aynen bunu söyledim ama sadece sizinle konuşurlarsa toplantıya tamam diyeceklerini söylediler Vidus bey.” diyen asistanla Vidus hızla beni kendine çekip yüzünü boynuma gömerek derin nefesler almaya başlamıştı.
“Dua et, sakinleştiricim çok yakınımda.” diyen Vidus’la adeta telefondaki adamın yutkunduğunu duymuştum.
“Şimdi adamlara ne diyeyim Vidus bey?” diyen asistanla Vidus tekrardan homurdanırken aniden telefonu benim kulağıma yaslamasıyla gözlerim şaşkınlıkla irileşmişti.
“Söyle bakalım karım, ne yapsın?” diyen Vidus’un dudakları boynuma yaslı olduğu için daha da boğuk çıkan sesiyle gözlerimi devirerek gülmüştüm.
“Toplantı ne zaman Se…” dememle belimi sıkıca kavrayan parmakları cümlemi bölmüştü.
Doğru ya, erkek ismi yoktu. Bu haline daha çok gülesim gelsede hafifçe öksürerek kendimi gizledim.
“Ne zamandı?” diyerek soruyu tekrar sordum.
“Son üç dakikası kaldı Niran hanım.” diyen asistanla kaşlarım çatılmıştı.
“Tamam, katılacak.” derken kendimi geri çektiğimde o da mecburen başını geri çekmek zorunda kalmıştı.
“Tamamdır o zaman, ben düzeneği hazırlıyorum Niran hanım.” diyen asistanla bakışlarım Vidus’a kaydığında bir çocuk gibi dudaklarını büzerek omzunu silkmediği kaldığını görmüştüm, bana onu zorla çalıştırıyormuşum gibi bakıyordu.
“Tamam.” diyerek telefonu kapatıp bakışlarımı tekrar ona çevirdim. “Önemli olmasa önceden çocuğu öyle tembihlemezdin Vidus, iki dakika hallet işini.” dediğimde oflayarak başını yine boynuma gömüp boğuk bir sesle bağırmıştı.
“Gerçekten kafasına sıkacağım.” diyen boğuk sesiyle gülerek dudaklarımı başına bastırdım.
“Hadi huysuz patron, iki dakikan kaldı.” dediğimde sinirli bir ifadeyle başını geri çekip telefona bakmıştı.
“Şimdiden ayar oldum, istedikler geminin yapımı seneler sürecek.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı.
“Sevmediğin işleri bilerek uzatıyorsun demek, ne kadar güvenilir bir mühendis.” diyerek gülmemle onun da dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
“Genelde uzatmıyorum, direk yapmıyorum mia bella ama bu iş oldukça karlı ve artık geleceğe dönük yatırımda yapmalıyım.” demesiyle şaşırmadan edememiştim.
“Senin tüm hayatın yatırım zaten sevgilim.” dediğimde bu sefer gülen o olmuştu.
“Hayır, benim tüm hayatım sensin ama geri kalan azınlık yatırım olabilir. Haklısın mia bella.” dediği sırada telefonu tekrar çaldığında sürenin geldiğini anlamıştım ve o da anlamış olacak ki yüzü düşmüştü. “Beni bekliyorsun, hemen halledip geliyorum.” diyerek yanağıma hızlı bir öpücük bıraktıktan sonra içeri yönelirken telefonu açmıştı. “Patlama lan, bilgisayar içeride. Gireceğiz işte amına koduğumun toplantısına.”
Arkasından gülerken odaya girdiğinde gözden kaybolmuştu ama kapısını açık bırakmıştı. Bu şebek hallerine gözlerimi devirirken ellerimi arkama uzatıp zaten gevşemiş olan korseyi çekiştirip üstümden çıkarmıştım, gelinliğin geri kalanı ve duvağımı da çıkartıp kenara koyduğumda üstümde sadece beyaz dantelli iç çamaşırı takımı ve beyaz bir jartiyer vardı.
Dudaklarım daha çok kıvrılırken dairenin salon kısmında olduğum için ayağımdaki topukluları da çıkartıp kendimi koltuğa atmıştım ki burada bıraktığım telefonumun çalan sesi kulağıma ulaştığında uzandığım koltuktan hiç kalmadan yandaki masadan telefonumu aldım. Gördüğüm isimle dudaklarım kıvrılırken hızla cevaplayıp kulağıma yaslamıştım.
“Ulan hayırsız, neredesin sen?” diyen Kuzey’in sesiyle rahatça koltuğa yayıldım.
“Kuzey’im, nasılsın?” diye tatlı bir tonla konuşmuştum, çünkü haklıydı. Vidus hastanedeyken o kadar gelmesine rağmen ben yine hiç aramamıştım.
“Hiç şebeklik yapma bana lan, kocan iyileşince unuttun bizi.” dediğinde gülmemek için kendimi tutmuştum.
“Her şey çok ani gelişti Kuzey, kendime bile ulaşamıyorum ki seni arayayım.” dediğimde derin bir nefes almıştı.
“Neyseki koca gönüllü bir kalbim var da hemen affediyorum işte.” dediğinde bu sefer kendimi tutamadan gülmüştüm. “Ee, nerdesiniz bakim? Pembe panter balayında olduğunu söyledi.”
“Öyle söyledi ve buna rağmen aradın mı Kuzey?” dememle derin bir nefes almıştı.
“Ay, aman! Beyni yok, fikri var.” diyen Kuzey’le kaşlarım çatılırken gözlerimi devirmiştim. “Merak ettik işte seni kızım, böyle şak diye gitmeniz normal mi?” dediğinde sevgisini hisseden kalbim yumuşamıştı, Kuzey gerçekten iyi bir arkadaştı.
“İyiyiz Kuzey, sadece biraz kafa dağıtmak istedik. Hepsi bu.” dediğim sırada adım seslerini duymuştum, toplantı ne kadar çabuk bitmişti. “Ayrıca sensin lan beyinsiz, kocama şikayet ederim bak seni.” dememle yan gözle baş ucumda duran iri bedeni fark etmiştim.
“Allah korusun kız, ayrıca anma şu kocanı. Cin gibi fırlayacak gene bir yerden.” dediğinde gülerek başımı kaldırıp yanımdaki bedene bakmıştım ki onun bakışlarının altta olduğunu görmemle bende baktığı yere bakmıştım ki atlarken dizlerimde oluşan küçük çaplı yaraları görmüştüm. “Harbiden şaka maka o nerede? Hayret, seni nasıl yalnız bıraktı?” demesiyle Vidus’un bakışları gözlerime çevrilmişti.
“Sana ne Kuzey?” diyerek kiminle konuştuğumu da belirtmiştim ama bakışlarında hiçbir değişiklik yoktu, bana kızan o gözleri yeri yerindeydi.
“Ya kızım, azıcık anlatsan ölür müsün? Öyle bir adamın nasıl siktiğini herkes merak eder.” dediği sırada öyle hazırlıksız yakalanmıştım ki tükürüğüm bile boğazıma kaçmıştı, öksürerek kendime gelmeye çalışırken Vidus hızla yandan aldığı suyu dudaklarıma yaslamıştı. “Kesin kocaman falandır değil mi?” diyen sesiyle yakınımdaki Vidus’la gözlerimiz çakışmıştı, tek kaşı havalanırken anlamaya çalışır gibi bana bakıyordu.
“Kuzey kapa o çeneni.” diyen sert sesimle bu sefer gülen Kuzey olmuştu.
“Yanında dimi o cin kocan?” dediğinde Vidus’un gözleri kısılmıştı. “Neyse, detayları sonra alırım artık.”
“Bok alırsın.” dediğim sırada Vidus’un bakışları yavaşça aşağı inerken tüm bedenimi süzmüş ve tekrar gözlerime tutunmuştu ki harlanan ateşlerini görebiliyordum.
“Tamam be kızma, seninle de sohbet edilmiyor.” dediğinde Vidus’un bir eli koltuğun sırt kısmına yaslanırken tek bacağını uzandığım yerin kenarına yaslayarak üzerime eğilmişti. “Gerçi yok, tövbe. Bu halin önceki haline bin basar. O neydi öyle? Deccal gibiydin, yüzün gülmüyordu.” demesiyle Vidus yüzüme daha çok eğilirken dudaklarını hemen dudaklarımın dibinde durdurmuştu.
“Hala öyleyim.” derken sesimin duyduğum arzu yoğunluğundan titrememesi için büyük bir çaba harcamıştım.
“Nah öylesin, şimdi yüzünde gülücükler açıyor. O cin kocan sana iyi geliyor kızım, bunu inkar edemezsin.” dediği sırada boynuma doğru yol çizen dudaklarıyla tüm bedenim inlememek için gerilmişti.
“Kuzey, ben seni sonra arayayım mı?” diyen kısık sesimle elleri de bedenimde gezinmeye başladığında bacaklarımı sıkıca birbirine bastırmıştım.
“Sonrada çok ararsın ya neyse, ben ararım yine seni. Hayırsız, vefasız dost.” diyen Kuzey’in sesi bile kulaklarıma uğultulu gelirken aniden parmaklarını hissettiğim yerle dişlerimi dudaklarıma geçirmiştim ki boynumdan ayrılan başı tekrar görüş açıma girmişti.
“Kapat.” diyen Vidus’un sert sesiyle Kuzey tek kelime bile etmeden telefonu yüzüme kapattığında buna odaklanamamıştım bile çünkü bütün odağım parmaklarının olduğu yerdeydi.
“Vidus.” diye mırıldanırken telefonumun elimden düşmesine izin verip derin bir nefes aldım.
“Hani yara yoktu mia bella?” derken parmaklarını daha çok bastırdığında inleyerek başımı yastığa bastırmıştım.
“Sadece birkaç çizik.” dediğimde alnı alnıma yaslanmıştı.
“Sendeki birkaç çizik, bende yüzlerce kurşun yarasına eşdeğer serçem.” dediği sırada hızla kaybolan eliyle nefesim sanki boğazıma düğümlenmişti. “O yüzden şimdi ilk yardım setini alıp geliyorum, sende uslu uslu beni bekliyorsun.” diyerek dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra hızla doğrulup ilerlediğinde afallamıştım.
Öylece arkasından bakarken ter içinde kaldığımı hissedebiliyordum, kesinlikle bunu bilerek yapmıştı. Dizlerimi ondan gizlediğim sözde intikam alıyordu ama yemezlerdi, ortada doğru düzgün yara bile yokken bana kızamazdı. Kaşlarım çatılırken oturduğum yerden doğrulup kollarımı göğsümde bağladım. Kuzey malına da ayrıca kızmıştım, onun için böyle konular her ne kadar normal olsada Vidus’un yanımda olacağını tahmin etmesine rağmen uyuz devam etmişti. Türkiye’ye döndüğüm an onu ziyaret edip bir güzel dövecektim.
O sırada açılan kapı sesi duyulduğunda istifimi hiç bozmadan aynı şekilde oturmaya devam etmiştim. Adım sesleri bana yaklaşırken derin bir nefes almıştım ki yanıma bırakılan kutuyla dizlerinin üstüne çöktüğünde yüzü istemsizce görüş açıma girmişti, kıstığı gözleriyle bana bakıyordu. Anlamaya çalışıyor gibiydi, neden böyle oturduğumu mu düşünüyordu?
Yana bıraktığı kutuyu açıp sessizce iki bacağımdaki çiziklere pansuman yaparken bir yandan da beni izlemeyi ihmal etmiyordu ama ben umursamadan aynı şekilde durmaya devam ettim. Sonuçta birkaç çizik için bana kızamazdı, sadece onu merak ettiğim için peşinden gitmiştim. Madem bu kadar sinir olacaktı o zaman habersiz gitmemeliydi. Çünkü biliyordu, beni bir yere kapatırsa muhakkak kaçmanın bir yolunu bulurdum.
“Sana kızmadım mia bella.” demesiyle içten içe şaşırırken kalbim aslında sıcacık olsada yüzüme yansıtmamıştım, sadece yüzüme bakarak bile sorunun ne olduğunu anlayabiliyordu. Seviyordum bu adamı yahu!
Bacaklarımdaki işi bittiğinde malzemeleri tekrardan kutusuna koyup kutuyu ise yere, koltuğun yanına bırakmıştı.
“Kızdın.” diyerek omzumu silktiğimde içimden gülesim gelsede kendimi durdurmuştum, zaten az önce trip atmama izin vermemişti. Şimdi mecbur çekecekti.
“Kızmadım serçem, sadece senin canının acımasına katlanamıyorum.” derken yanağımı bulan eli hafifçe okşamıştı. “En ufak kılına zarar gelse tüm dünyayı yakarım güzelim, bunu biliyorsun.” dediğinde istemsizce başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Biliyorum ama bir şey olmadı ki.” diyen artık sakinleşmiş sesimle Vidus’un kaşları hafifçe çatılmıştı.
“Oladabilirdi ama mia bella, balkondan atlamakta ne demek?” demesiyle benimde kaşlarım çatılmıştı.
“Sende aniden kaybolmasaydın. Ne yapayım? Korkudan düzgün düşünemedim işte.” dediğim sırada yüzü yüzüme yaklaşırken diğer eli de yanağıma sarılmıştı.
“Peşimden gelmene laf etmedim zaten serçem ama bir daha herhangi yüksek bir yerden atlarsan ya da bu halinle koşarsan seni odamıza kapatırım ve günlerce çıkarmam.” dediğinde tam laf söylemek için dudaklarım aralanmıştı ki dudaklarıma yaslanan dudakları bana engel olmuştu. “Ve bu sürenin her anında çıplak olmana dikkat ederim mia bella.” diyerek dudaklarıma doğru konuştuğunda derince yutkunmam gerekmişti. Yine aynı şeyi yapıyordu, trip atmama bile izin vermeden gönlümü kolaylıkla alıyordu.
“Kendinle odaya kitlersin yani.” diye fısıldarken son kalan zihin hücrelerime tutunuyordum, aklımı kaybetmeme ramak kalmıştı.
“Bensiz tek bir saniye geçirebileceğini mi düşünmüştün?” derken her konuştuğunda dudaklarıma çarpan dudaklarıyla kasıklarım sızlamaya başlamıştı.
“Vidus…” diyen mırıltımla verdiği hırıltılı nefesi yüzüme çarparken dudakları sertçe dudaklarımla buluşmuştu.
(Bazı sahneler mevcuttur.)
Dudaklarımın arasından sıyrılan diliyle beni hızla kendisine çekip bacaklarımı beline sarmamı sağladıktan sonra bedenimi tek bir hareketle kucağına alıp ayaklanmıştı. Dudaklarımı hoyratça öpmeye devam ederken yürümeye başladığında ellerim sertçe saçlarını yakaladı, ağzımın içine yayılan tadı başımı döndürürken küçük iniltilerimi durduramıyordum.
Yumuşak bir yere dokunan sırtımla dudaklarımdan ayrılan dudakları boynuma doğru inmişti, tam o esnada iç çamaşırımın içine giren parmaklarıyla gözlerim kayarken bacaklarımı onun için daha çok aralamıştım. Kadınlığımda yavaşça gezinen parmaklarıyla bedenim titremeye başlarken kendimi daha fazlasını ister gibi eline bastırıyordum ama inatla üstümdeki bedeni beni durdurmaya devam ediyordu.
Boynumdaki ince deriyi dudaklarının arasına hapsederek çekiştirip bıraktığında oranın moraracağına emindim ama yine de sesimi çıkarmak gibi bir düşüncem asla yoktu, sadece anın tadını çıkarıyordum. Dudakları yavaşça aşağıya inerken boştaki eli ise sırtıma uzanıp sütyenimin kopçasını açmıştı, omuzlarımdan düşen sütyeni hızla çıkartıp fırlattığım sırada içimi dolduran parmaklarıyla iniltim odada çınlarken gözlerim kaymıştı.
“Of! Bu sıcaklığını ne kadar özlediğimi anlatamam mia bella.” derken içimde kıvrılan parmaklarıyla eşzamanlı olarak dudakları göğsüme ulaştığında sertçe saçlarına asılmıştım.
“Vidus!” diye can havliyle inlerken göğüs ucumu dudaklarının arasına hapsettiğinde soluğum bile içime kaçmıştı.
“Şimdi bu güzelliklerden süt mü gelecek?” derken tekrar ucu çekiştirdiğinde içimde sabit duran parmağı yüzünden delirmek üzereydim. “Ama sorularıma cevap vermelisin, yoksa ödülü alamazsın mia bella.” diyerek hala dudaklarının arasında durak göğüs ucumla konuşmasıyla ıslak tenime çarpan nefesi başımı döndürüyordu.
“Evet.” diye hızla cevapladığım sırada parmağını tekrar kıvırdığında bedenim ona doğru havalanırken biraz daha ağırlığını verip beni yatağa sabitlemişti. “Ah! Vidus!” diye inlerken artık sinirde içimde var olmuştu, ondan mahrum kalmak cehennem gibi bir durumdu.
“Imm! Bu kadar tatlı olman senin suçun.” derken bu seferde diğer göğsüme geçtiğinde artık alnımda biriken terler kulaklarıma doğru süzülmeye başlamışlardı.
“Lütfen aşkım, lütfen.” diye söylenirken kapanan gözlerimle bedenimi hareket ettirmeye çalışsamda üstümdeki iri bedeni bana izin vermiyordu.
“Bırakamıyorum.” diye mırıldanırken hafifçe dişlerini dokundurduğunda derin bir soluk almıştım. “Doyamıyorum.” derken derince göğüs ucumu emmesiyle artık iniltilerimi durduramıyordum, aşırı uyarılan bedenim hassaslaşırken aniden içimden çıkan parmaklarıyla sinirimden neredeyse ağlayacaktım. “Doyur beni.” dediği sırada yatak sarsıldığında kendini yana attığını fark etmiştim.
Gözlerim aralanırken ona baktığımda çoktan üstünü çıkardığını yeni anlamıştım ve bunu ne ara yaptığını bile fark edemezken ona doğru döndüm. Kıvrılan dudaklarıyla beni izlerken yatakta rahat bir pozisyon almıştı, ne yapacağımı anlamamıştım. Sıra bende miydi? Kesinlikle benim için hava hoştu ama zonklayan kasıklarım için aynısı söylenemezdi.
“Sıra bende mi?” derken kendimi umursamadan sırıtarak tam baksırına uzanmıştım ki hızla elimi yakalayıp beni kendine çektiğinde bedenimi aniden üstünde bulmuştum.
“Hayır mia bella, zaten miden hassasken öyle bir şey yapamazsın.” dediğinde çatılan kaşlarımla ona bakmıştım.
“O zaman ne yapacağım?” dediğimde dudaklarında çapkın bir sırıtış oluşurken dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktı.
“Beni sularınla boğacaksın, okyanus gözlüm.” demesiyle hafifçe geri çekilip anlam veremeyerek ona bakmıştım.
“Nasıl yani?” dediğimde gülüşü daha çok büyürken yavaşça belimden kavrayıp beni yataktan indirerek ayaklanmamı sağlamıştı.
“Önce o üstündekinden kurtul.” dediğinde bakışlarım iç çamaşırım ve jartiyerde gezinmişti, hızla sözünü dinleyerek ikisinden de kurtulduğumda yavaşça dilini dudaklarında gezdirerek bana baktı. “Dizlerin çok acıyor mu?” derken sesi iyice boğuklaşmıştı.
“Sadece birkaç çizik bebeğim ve hayır, acımıyor.” diyerek güldüğümde elime uzanıp beni yakınına çekmişti.
“O zaman şimdi senden bir şey isteyeceğim, gözlerini kapatır mısın?” dediğinde hiç sorgulamadan gözlerimi kapatıp beklemeye başlamıştım ki bacağımda hissettiğim eliyle beni kendine çekip kucağına almıştı.
“Bunu gözlerim açıkken de yapabilirdin.” diyerek gülerken diğer bacağımı da aynı yere çekmişti ki hissettiğim sıcak nefesle gözlerim hızla açılırken dudaklarımdan kaçan iniltimi tutamamıştım.
Başının hemen üzerinde dizlerimin üstünde dururken parıldayan ateş bakışları alttan gözlerime sabitlenmişti. Belimi sıkıca kavrayan elleriyle geri çekilmeme izin vermezken ellerim hızla yatak başlığını sertçe kavramıştı.
“Sen ciddi olamazsın Vidus.” dediğim sırada nefesini tekrar üflediğinde yine kaçmaya çalışmıştım ama mümkün değildi.
“Hadi, doyur beni karım.” derken aniden bastırdığı dudaklarıyla inleyerek başımı geriye atmıştım.
“VİDUS!” diye haykırırken hızlanan diliyle eş zamanlı olarak bir eli benden uzaklaşmıştı.
Bedenim dudaklarının ritmine göre istemsizce hareket ederken ellerim sıkıca yatak başlığına tutunuyordu, tüm akli dengem yerle bir olurken ne düşünmem gerektiğini bile bilmiyordum. Kendi varlığımı bile unuturken tek düşünebildiğim durmak bilmeyen dili ve dudaklarıydı. Bütün bedenim titrerken iniltimi durdurmak imkansıza yakındı.
“Bu tadın…” diyen boğuk sesiyle o da hırıltılı bir sesle inlediğinde son kalan gücümle omzumun gerisinden ona baktığımda aynı zamanda kendi kendini okşadığını görmüştüm. “Sen gerçekten cehennemim ta kendisisin, şeytani bir lezzete sahipsin mia bella.” derken dudaklarını tekrar bastırdığında gözlerim tekrar kapanmıştı.
“Ben…istiyorum…” diye anlamsızca konuşurken içime sıyrılan dili daha da hızlanmıştı. “Hayır…seni…” derken titreyen bedenimi geriye çekmeye çalışsamda bu seferde içime sıyrılan parmağıyla daha fazla dayanamayarak yüksek bir iniltiyle zirveye ulaştığımda beni bir süre daha temizleyip yavaşça yana yatırmıştı.
Pelte kıvamına gelen bedenim öylece uzanırken baygın bakışlarım sadece ondaydı, baksırını tekrardan üzerine çekmişti ama hala o kadar sert duruyordu ki orgazm olduğunu sanmıyordum. Dudaklarını boynuma bastırırken sakince kasıklarıma masaj yapmaya başladığında kıvrılan dudaklarımla bir süre onu izlemiştim.
“Seni istemiştim.” dediğimde boynuma yaslı dudakları kıvrılmıştı.
“Bende onun için yanıyorum mia bella ama bebeğimiz için içine giremem, sadece birkaç ay daha dayanmamız lazım.” diyerek boynuma öpücük bıraktığında kavradığım saçlarından başını geriye çekmiştim.
“Girme o zaman.” derken dudaklarımı dudaklarına yasladığımda bedeni hızla üstümdeki yerini aldığı sırada benden uzaklaşmaması için bacaklarımı beline sarmıştım.
Kalçamı hareket ettirerek ona sürtünmeye başladığımda dudaklarıma doğru inlemesiyle sırıtarak belindeki ayaklarımla baksırını aşağıya doğru sıyırmaya başlamıştım. Başımın yanına yaslı olan kolu titrerken bedeninden akan terler bedenime karışıyordu, odunsu kokusu her yanımı sararken dişlerimi sertçe alt dudağına geçirip kalçamı hızlandırdığımda o da bana eşlik etmeye başlamıştı. Daha hızlı sürtünürken boğazından gelen hırıltılar zihnimde çınlamıştı, bu sesleri beni de tekrar yükseltirken saçlarından ayrılan bir elim iri omuzlarında gezinmişti.
Varlığını damarlarına kadar hissederken bedenim tekrardan titremeye başladığında tırnaklarımı sertçe tenine geçirerek dudaklarına doğru inlemiştim ki onun da hızlanan bedeni ve derinden gelen haykırışıyla sona geldiğini anlamıştım. İkimizde aynı anda patlarken karnıma yayılan sıcaklıkla bedeni üzerime doğru devrilmişti, nefes nefese kalırken bir yandanda sırıtıyordum. Her ne kadar ağzımı tercih etsemde bu da oldukça iyi olmuştu.
(Sahne bitmiştir…)
“Bebek için sanırım acele ettik.” diyen boğuk sesiyle bende gülmüştüm ki yandan aldığı ıslak mendille karnımı silip tekrar üzerime devrilmişti.
“Kimin suçu acaba?” dediğimde o da gülmüştü.
“Doğduktan sonra günlerce içinden asla çıkmayacağım.” derken dudaklarını boynuma bastırdığında hafifçe saçlarını okşayarak gülmüştüm.
“Bebeğimize kim bakacak peki?” dediğimde tıpkı bir çocuk gibi o kocaman omuzlarını silkmişti.
“Dayısı baksın.” demesiyle gülüşüm odada çınlarken huzur dolu bir nefes almıştım.
Hafifçe doğrularak kendini yanıma bırakan Vidus’la hala derin nefesler almaya devam ederken belime sarılan kolu beni göğsüne çekmişti, kolumu sıkıca bedenine sararken başımı sıkı göğsüne yaslamıştım. Diğer eli saçlarımı bulurken okşamaya başladığında yorgun bedenim iyice mayışmıştı, uykunun eşiğinde olduğumu hissediyordum.
“Teyzesi de bakabilir aslında.” diye uykudan mayışan sesimle Vidus’un gülüşünü duymuştum.
“Güzelce uyu mia bella, yarın yine uçacağız.” diyen sesiyle kapanmak için inat eden gözlerimi zor bela açarak başımı kaldırıp ona bakmıştım.
“Nereye gideceğiz ki?” diye uykulu bir şekilde konuştuğumda yanağıma kayan eli tenimi okşamıştı.
“Çok daha sıcak bir yere mia bella, tatilin geri kalanında orada olacağız.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı.
“Denize de girecek miyiz?” dedim hala uykulu çıkan heyecanlı bir sesle.
“Tabiki de, hemde istediğin kadar karım.” diyerek dudaklarını başıma yasladığında dudaklarımdaki gülümsemeyle başımı tekrardan göğsüne bırakmıştım.
“Yaşasın.” diye mırıldanırken gözlerim kapanmıştı.
“İyi uykular meleğim.” derken dudaklarını tekrardan başıma yasladığı sırada daha fazla dayanamayarak kendimi uykunun kollarına bırakmıştım.
~~~
İki hafta sonra…
Tenimi ısıtan güneş ve burnuma çarpan mis gibi deniz kokusuyla rahatlarken harika manzaramı izliyordum. Tam iki haftadır buradaydık ve tüm kaslarımın rahatladığını hissedebiliyordum, en sonunda acılar geride kalırken huzura ulaşabilmiştik. Denizin hemen dibinde Vidus müstakil bir ev almıştı ve yeri o kadar güzeldi ki çevrede bizden başka kimse yoktu, saklı bir hazine gibiydi ama şu anki manzaramı hiçbir şeye değişmezdim.
Ben şezlongda güneşlenirken Vidus ise ıslak bedeniyle sudan çıkarak bana doğru geliyordu. Bedenindeki her bir kas onları yemem için beni davet ederken elini saçına atarak karıştırmıştı, bu adamın yakışıklılığı benim sonum olacaktı. Derince yutkunurken onu daha iyi görebilmek için yüzümdeki güneş gözlüğümü hafifçe aşağı indirip ona baktığımda dudakları kıvrılmıştı, önümde duraksayan bedeniyle başımı geri yatırarak onu izlemeye devam ettiğimde tek kaşı havalanmıştı.
“Su çok güzel, gelmeyecek misin?” diyen sesiyle üzerime doğru eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdığında güneş gözlüğümü tamamen çıkarmıştım.
“Benim manzaram çok daha güzel.” dememle dudakları daha çok kıvrılırken burnunu hafifçe burnuma dokundurmuştu.
“O konuda benimle yarışamazsın mia bella.” derken bakışları beni süzdüğünde hafifçe kıkırdamıştım, bugünkü giydiğim bordo bikini onun seçimiydi.
“Ağzınız yine iyi laf yapmaya başlamış beyefendi.” dediğim sıra kollarımı boynuna sarmıştım, ıslak saçlarından sular yüzüme damlasada umrumda değildi.
“Aslında ağzım başka şeyler yapmak istiyor ama dinlenmen için biraz zaman tanıyorum.” dediğinde sırıtmadan edememiştim, iki haftadır gerçekten dediği gibi beni iki saniye boş bırakmamıştı ve bundan hiç şikayetçi olduğum söylenemezdi.
“Arsız ve doyumsuzsunuz beyefendi.” dediğimde dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı.
“Ayrıca size deliler gibi aşığım signora.” derken tekrardan dudaklarıma atılmıştı ki telefonumun sesi ortamda çınlamıştı.
Dudaklarına doğru gülerek yandaki telefonuma uzandığımda Vidus ise homurdanarak dibime oturmuştu, rahat edebilmesi için şezlongda yana kayarken ekrana baktığımda arayanın abim olduğunu görmüştüm.
“Bu kadar dayanması bile mucizeydi.” derken gülerek aramayı cevapladığımda Vidus’ta yanıma gelip kadraja girmişti, neyseki şezlonglar normalden daha büyüktü de zor bela ikimizde sığıyorduk.
“Abim, nasılsınız bakalım?” diyen abimle Vidus yanımda gözlerini devirmişti.
“İyiyiz abim, hatta çok iyiyiz.” derken kamerayı çevirip denizi göstermiştim.
“Oh, tabi ya! Kocan işleri bize kitlesin, siz gezin.” diyerek gülen abimle bende gülmüştüm.
“Çalış köle.” diyen Vidus’la gülüşüm daha çok büyürken abim ters bakışlarını Vidus’a yollamıştı ki telefonun karşı tarafından kapı açılma sesi duyulmuştu.
“Abi yabancı bir numara aradı, yine Murat olabilir mi?” diyen Maria’nın sesiyle kaşlarım çatılırken tüm bedenim ani bir hızla gerilmişti.
Abimin büyüyen gözleri telefonun arkasındaki bir yere baktığında yerimden hızla dikleşmiştim.
“O şerefsiz seni mi aradı Maria? Ne zaman oldu bu?” diyen sert sesimle abim tekrar bana bakarken Maria da kadraja girmişti.
“Önemli bir şey değil abim, boş boş konuşmuş sadece.” diyen abimle Vidus’ta dikleşmişti.
“Abi ne zaman aradı dedim.” derken Vidus’un eli belime sarılıp beni sakinleştirmek için hafifçe okşamıştı.
“İki hafta kadar önce ama gerçekten önemli bir şey değil.” demesiyle Vidus telefonu kendine çevirmişti, onunda bakışları sertti.
“Ne demiş?” diyen Vidus’la abimde Maria’ya bakmıştı.
“Onun ajanı olup olmayacağımı sordu, bende kızıp kapattım.” diyen Maria bakışlarını kaçırdığında sanki söylemediği bir şey olduğunu fark etmiştim.
“Emin misin? Sadece bu kadar mı?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Bir de işte ablan seni dolduruyor falan bir şeyler zırlavadı, sinirlerimi bozdu.” dediğinde bana bakarken de gözlerini kaçırdığını görmüştüm, kesin bir şey vardı.
“Şimdi kim aramış peki?” dememle omzunu silkmişti.
“Bilmiyorum ki, açmadım.” dediğinde derin bir nefes almıştı.
“Ablacığım korkma, o itin sana zarar vermesine asla izin vermem. Anladın mı beni?” dediğimde dudakları kıvrılırken başını yine olumlu anlamda sallamıştı.
“Biliyorum ki zaten.” dediği sırada ekran abime çevrilmişti.
“Sana kahramanım diyor, bana demiyor bu cadı.” dediğinde benimde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Onun tüm ailesi kahraman.” dediğimde Maria yandan kadraja girerek bana öpücük atmıştı. “Bizde birkaç haftaya orada olacağız zaten, o zamana kadar tekrardan bir şey saklanmasını istemiyorum. Ne oluyorsa haberimiz olacak.” derken sertleşen sesimle ikisi de başlarını olumlu anlamda sallamışlardı.
“İyi o zaman, biz sizi daha fazla tutmayalım. İyi tatiller abim.” diyen abimle gülümseyerek telefonu kapatmıştım.
Gülüşüm hızla solarken bakışlarım Vidus’a döndüğünde onun da sertçe yere odaklandığını fark etmiştim, o da bir şeyler gizlendiğini anlamıştı.
“Sence neyi söylememiş olabilir?” dediğimde bakışları bana dönmüştü.
“Bilmiyorum mia bella ama bir şey gizlediği belli.” derken hızla yandaki bilgisayarına uzanıp kucağına almıştı. “Korumaların ses kayıtlarını da ne zamandır dinlemiyorum, onlardan buluruz belki.” diyerek bir ekranı açtığında sayfada teker teker korumaların isimleri belirmişti, ilk sıradaki Han’ın ismine tıkladığında kaşlarım çatılmıştı.
“Bu normal mi?” dedim boş sayfaya bakarak, Vidus üstlere doğru kaydırdığında ta iki hafta öncesinden sesler çıkmıştı. Bu da demek oluyordu ki son günlerde bilerek ses kayıt cihazını açmıyordu.
“Değil.” derken son kayıtlardan birini açtığında henüz biz Türkiye’deyken yapılmış bir kayıttı.
Sesi dinlemeye başladığımızda Maria’nın sesi duyulmuştu, bir yerde durmasını istemişti. Hemen ardından yürüme sesleri duyulurken sanki bir mağaza gibi bir yere girmişlerdi, biraz daha dinlemeye devam ettiğimizde konuşmalardan buranın bir bebek mağazası olduğunu anlamamla içimde bir ağlama isteği yükselirken derin bir nefes aldım.
Hamile olduğumu öğrenir öğrenmez kıyafet almaya gitmişti, aslında özünde ne kadar da iyi bir kız olduğunu yeni yeni anlıyordum. O hiçbir zaman kötü biri olmamıştı, sadece çok sevgisiz büyümüştü.
O sırada çıkan bağırışlarla kaşlarım çatılırken bir patlama sesi duyulmuştu, bir elim kalbime giderken Han’ın bağırışı da duyulmuştu. Korumalara birini indirmelerini söylemişti, hemen sonrasında Maria’ya iyi olup olmadığını sormasıyla bakışlarım Vidus’a dönmüştü. Maria’ya alenen bir saldırı düzenlenmişti ve Han bunu bilerek bizden gizlemişti, bunu nasıl yapardı?
“Ulvi’nin haberi olsa korumanın çıkışı verilirdi, demek ki o da bilmiyor.” diyen Vidus’la kaşlarım daha çok çatılırken derin bir nefes alıp ayaklandım.
“Dönüyoruz.” dediğimde ateş bakışları bana dönerken başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Nasıl istersen mia bella, sonra zaten tekrar geliriz.” diyerek o da ayaklandığında başımı iki yana eğerek kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
Tatil buraya kadardı ve o koruma yaptığı aptallığın hesabını verecekti…
~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonu…
Yine oldukça tatlı ve bol öpücüklü bir bölüm oldu ha ne dersiniz???
Han’a düşen tek ben değilim dimi, yerden kalkamadım canım…
Peki ya Vidus’uma ne demeli, bu adamın her haline bayılmayan bizden değildir!!!
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Niran Han’a ne yapacak???
Sizce Murat sessiz kalmaya devam edecek mi???
Ve son olarak asistan size de tanıdık gelmedi mi???
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥☀️
