~Bölüm Şarkıları~
Emre Altuğ~Neyleyim
Skapova~Neden Bu Kadar Güzelsin?
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalımmm???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞
GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!
Bu arada wp kanalımızda mevcuttur, herhangi bir aksi durumda oradan bildiri yapıyorum. Link Instagram adresimde, buradan link atamıyorum. Bölüm sonunda sosyal medya hesaplarım yazıyor…
“Sen benimsin, neden bu kadar güzelsin? Taktım aklımı sana ben, sen çok özelsin…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥☀️
~~~~~~~~~~
Yazarın anlatımından…
Dört duvar, tek adam ve tamamen öfkeye bulanmış düşünceler…
Yerle bir olan malikaneyle Murat kendini La familia’ya ait başka bir eve atmıştı ve her geçen gün artan öfkesi gözünü kör etmek için yeterliydi, kızının sözleri bir an için zihninden ayrılmamıştı. Sanki bozuk bir plak gibi zihninde dönüp dururken günlerdir ayrılmadığı odasında öylece oturuyordu, planlar kuruyordu. Öncesinde olduğu gibi artık tek amacı öldürmek değildi, onları yerle bir etmek istiyordu.
Elindeki ilaç şişesine bakarken içinde olduğu odanın kapısı önce tıklatıldı, hemen ardından ise açılarak içeri adamlarından biri girmişti. Murat umursamadan elindeki küçük şişeye bakmaya devam etti ve son zamanlarda düşündüğü gibi yine aynı fikir belirdi zihninde, belki de kızı haklıydı. Ona benzeyen çocuğu hiçbir zaman oğlu olmamıştı.
“Efendim.” diyen sesle Murat bakışlarını yavaşça önünde duran adama çevirdi. “Cengo öldürülmüş.” dediğinde Murat’ın yüzünde mimik dahi oynamamıştı.
Çünkü biliyordu, Cengo’nun o otelde yakalanacağını bildiği için orada kalmasını istemişti. Salaklıklarından yeterince sıkılmıştı ve kurtulmak istemişti, istediğini de almıştı. Yavaşça arkasına yaslanırken elindeki ilaç şişesini avucunun içine hapsetti, bu iş artık fazla uzamıştı. Son verilmeliydi.
“Sence hangi kızım bana daha çok benziyordur Serdar?” diyen Murat’ın sesiyle koruma düşünmeye başlamıştı.
“Maria hanım olmalı, sonuçta senelerce yanınızda kaldı efendim.” dediğinde Murat’ın dudakları hafifçe kıvrılırken derin bir nefes aldı.
“Haklısın.” derken ilaç şişesini daha sıkı kavradı. “Bunca yıl onu ben büyüttüm, bana bunu borçlu.” dediğinde koruma başını olumlu anlamda sallamıştı. “Peki ya onu öldürmek istediğimi anladıysa, bu bir şeyi değiştirir mi?”
“Sanmıyorum efendim, sonuçta siz onun babasısınız.” diyen korumayla Murat’ın keyfi daha çok yerine gelmişti.
“Doğru, her ne olursa olsun benim sözümü dinlemek zorunda.” diyen Murat’la koruma tekrardan başını sallamıştı.
“Maria hanımı getirmemizi ister misiniz efendim?” diyen korumayla Murat başını olumsuz anlamda salladı.
“O bana o evdeyken lazım Serdar.” derken dudakları daha çok kıvrılmıştı. “Hazır güvenlerini kazanmışken bir numaralı ajanım olacak.” diyerek başını geriye yaslayıp bakışlarını tavana çevirmişti. “Asıl planım için bana çok büyük bir dayanak olacak.” dediği sırada kahkahası odanın içinde çınlamıştı.
Ne planladığını ondan başkası bilmiyordu, hatta bilen birkaç kişiyi bile ortadan kaldırmıştı. Artık öyle bir seviyeye gelmişti ki yanında çalışan korumaları ve hizmetlileri bile onun deliliğinden korkuyorlardı, kimse ne yapacağını kestiremiyordu.
Kazanmak için deli olan bir adam her defasında kaybederse işin sonunda ya gerçekten delirirdi ya da kendi deliliğini başkalarına bulaştırmanın yolunu arardı…
~~~~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Kokusunun tatlılığı gergin bedenimi sakinleştirirken gizlenen okyanuslarını izliyordum, uyurken bile nasıl bu kadar güzel olmayı başarıyordu bilmiyordum ama beni mest ediyordu. Ona her baktığımda kendimi dalıp giderken buluyordum ve aradan geçen aylara rağmen hala inanamıyordum, serçem gerçekten benimle miydi? Bu kötü adamın yanında olmayı mı seçmişti? Onca kötülüğümün içinde nasıl bir sevap işlemiştimde o da beni sevmişti?
Yüzüne düşen bir tutam dalgalı saçını tüy kadar hafif bir şekilde alarak geriye attığımda dudakları hafifçe kıvrılmıştı. Derin nefeslerinden uyuduğuna emindim ama bir şekilde yanındaki varlığımı hissediyordu, sanki yanında oluşum bile ona güven sağlıyor gibi o sert duvarlarını yok ediyordu. Böyle hissetmeye devam etmesi için ömrünün sonuna kadar çabalıyacaktım, eğer bir gün ölürsem bile o hep güvende olacaktı.
Alnına küçük bir öpücük bıraktıktan sonra hafifçe geri çekilip onu izlemeye devam ettim. Teklifin ardından otele gelmiştik ve yemeğini yedikten sonra tekrardan uykuya dalmıştı. Bu durumu tabiki araştırmıştım, hatta doktoruna bile yazmıştım ve her ne kadar bunun bu zamanlarda normal olduğunu öğrensem bile endişelenmeden edemiyordum. Bir elim yavaşça karnını bulurken onu rahatsız etmeyecek hafiflikte okşadım, ikisinin de sadece iyi olmasını istiyordum.
Dudaklarım hafifçe kıvrılırken günler öncesinde gördüğüm rüya yine zihnimde can bulmuştu, kızımız o kadar güzeldi ki düşünmeden edemiyordum. Tabiki oğlum olursa da çok severdim ama o kız çocuğu kalbimde çoktan bir yer etmişti, o tatlı sesi kulaklarımdan ayrılmıyordu. Önceliğim her zaman sağlıklı olması olsada ilk çocuğumuzu kız istiyordum, belki sonraki erkek olabilirdi.
Bu düşünceyle gülmeden edememiştim, serçem bunu duysa ilkini almadan ikincisini mi düşündün deyip bana kızardı ve bunu yaparken o güzel kaşlarını çatıp okyanuslarını bana dikerdi. Dudakları büzülürken her sinirlendiğinde yaptığı gibi gözleri kısılırdı, dudaklarım daha çok kıvrılırken bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Uyandığı ilk an ona az önceki düşüncemi anlatıp tatlı sinirlenmesini izlemek istiyordum, bunu kesinlikle yapacaktım.
Tam o sırada titreyen saatimle son kez mis kokulu saçlarına dudaklarımı bastırıp geri çekilmiştim, artık iş vaktiydi. Yerimde dikleşerek sırtımı yavaşça yatak başlığına dayayıp yandaki bilgisayarımı dizlerimin üstüne yerleştirdim. Ses çıkarmamaya özen göstererek laptopu aralarken bir yandanda parlaklığını sonuna kadar kısmıştım, tekrardan kabus görürse diye yanından ayrılamıyordum. Kaldı ki içeride içim hiç rahat olmazdı, en iyisi yanında olmaktı.
Kulaklığımın tekini de kulağıma geçirdikten sonra gelen aramayı cevaplamıştım. Arhan, Tunay ve Ulvi’nin yüzleri ekranımda birer birer belirirken arkama yaslanıp benimde yüzümün gözükmesini sağladım, aklımdakiler için yardım alacağım o tek ekibi kurmuştum. Tunay her ne kadar başta itiraz etsede gizliden yardım etmeyi kabul etmişti, göstermek istemese bile bize değer verdiğini çok iyi biliyordum.
“Uzun uzun konuşmaya gerek yok, dediklerimi araştırdınız mı?” diye adeta fısıldayarak konuşmuştum, yanı başımda mışıl mışıl uyuyan serçemi uyandırmak istemiyordum.
“Sana da merhaba uzaylı, sağol bize de sorduğun için.” diyen Tunay’la yüzümde mimik dahi oynamazken aynı sertlikle ekrana bakmaya devam etmiştim. “Tamam lan, kızma hemen. Ayrıca sen niye karanlıktasın? Hamile karını karanlık bir balayına mı götürdün?” diyerek güldüğünde bu sefer dayanamayarak gözlerimi devirmiştim.
Hamilelik olayını bildiğine tabiki de şaşırmamıştım, sonuçta ilk onun çalıştığı hastanede öğrenilmişti ve hıyarın eli kolu öyle uzundu ki bilmediği genelde hiçbir şey olmuyordu. İstediği her şeye saniyeler içinde ulaşabiliyordu, işte bu yüzden ekibimdeydi.
“Tunay, boş yapma kardeşim. Susta işimizi konuşalım.” diyen Ulvi’nin konuyu neden hızlıca kapatmak istediği aşikardı, bu balayı işinden hiç memnun değildi. Çokta sikimde olduğu söylenemezdi!
“Sen sus lan, kıza dağ başında kıytırık bir evlenme teklifi ettin. Sayemde biraz ışıltı geldi.” demesiyle kaşlarım hafifçe çatılmıştı, Ulvi sonunda evlenme teklifi yapabilmişti demek ki.
“Nilüfer ne cevap verdi?” diye sorduğumda ekrandaki Ulvi’nin dudakları kıvrılırken yandan bir el ekrana uzatılmıştı, parmağında pembe taşlı bir yüzük vardı.
“Düğünümüz var abi.” diyen Nilüfer’in sesiyle dudaklarım kıvrılmıştı, mutluluğu sesinden bile belli oluyordu.
“Aldın mı cevabını?” diyerek sırıtan Ulvi’yle derin bir nefes alırken hafifçe gülmüştüm.
“Herkes cevaplarını aldıysa işe geçebilir miyiz? Uğraşmam gereken kendi işlerimde var.” diyen Arhan sert sesiyle araya girdiğinde hızla ekrana odaklanmıştım, yeşil ve donuk bakışları sertçe ekrana bakıyordu.
“Ya sizde ne karı meraklısı çıktınız. Tamam, gireceksiniz koyunlarına. Bir sakin olun.” diyerek gülen Tunay’a kaydı bakışlarım, sandalyesinde gevşekçe otururken hafifçe iki yana dönüyordu.
“Tunay.” diyen Arhan’la derin bir nefes alarak yanımdaki serçeme bakmıştım, hala güzelce uyuyordu.
“Ne var, haksız mıyım?” diyen Tunay’la Arhan arkadan başka bir şeye odaklanmıştı.
“Şu aralar takip edip durduğun bu kız kim?” diyen sesiyle Tunay o kadar hızlı ekrana dönmüştü ki sandalyesinden düşmekten son anda kurtulmuştu.
“Lan!” diye yükselen sesiyle hızla o da arkada başka bir yere odaklanmıştı. “Çık lan sistemimden!” diye bağıran Tunay’la Arhan’ın dudakları kıvrılmıştı.
“Benim işlerime laf ederken iki kere düşün artık, göt herif.” diyen Arhan’la kaşlarım hızla çatılmıştı, benim evimi mi dinlemişti lan o?!
“İkinizde evimi dinlemeyi kesin lan.” dedim sert bir fısıltıyla.
“Evini dinlemedim, hakkımda söylenen konuşmalar otomatik olarak ekranıma düşüyor.” diyerek açıklama yapan Arhan’la ters bakışlarım ekrandaydı.
“Güvenlik şirketini şikayet edeceğim.” dediğimde dudakları tekrar kıvrılmıştı.
“Selamımı da ilet.” demesiyle tekrardan gözlerimi devirmiştim, gıcık piçin tekiydi.
“Vera, şifrelemeyi değiştir. Güvenlik duvarını yenile.” diyen Tunay’ın sesi çınlarken ismi Rus aksanıyla söylediğini fark etmiştim, Bratva’nın piçi!
“Vay, kendi zekan yetersiz kalınca yapaya mı güvendin Ervah?” diye alaycı bir sesle konuşan Arhan’la Tunay’ın bakışları ekrana dönmüştü.
“İşin kolayı varken neden zorlaştırayım ki?” derken ekrana bakarak göz kırpmıştı. “Ayrıca bu yapay zeka programını tasarlayan da benim, yani yine kendime güvendim. Her zaman yaptığım gibi.”
“Tamam birader, yeryüzünde güvenilir tek sen varsın.” diyen Ulvi gözlerini devirmişti.
“Hayır, sizin asla güvenmemeniz gereken kişiyim ama ben kendim dışında kimseye güvenmem.” derken kıvrılan dudaklarıyla ekrana yaklaşmıştı. “Hatta işin ucu çıkarlarıma dokunursa kendime bile güvenmem.” dediğinde her ne kadar tekrardan gözlerimi devirmek istesemde kendime mukayyet olarak derin bir nefes aldım.
“Yeter bu kadar şamata, konumuza dönelim.” diyen sert sesimle eş zamanlı olarak serçem hareketlenerek diğer tarafına döndüğünde sesimi biraz daha kısmam gerektiğini anlamıştım.
“Dediğini araştırdım, Murat’ın şu anda aktif olarak beş ortağı gözüküyor. İrlandalılar, New york karteli, Sinaloa karteli, Napoli ve Yakuza ama Japon mafyası, yani Yakuza seninle ortak olmaya sıcak baktı.” diyen Arhan’la dudaklarım kıvrılmıştı.
“Yani elinde sadece dört aile kaldı.” diye fısıldadığımda Arhan başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Türkler, Ruslar ve Japonlar yanında, bu savaşı alacağız Vidus.” diyen Tunay da ciddileşmişti.
Bakışlarım yanımdaki serçeme kayarken derin bir nefes alıp odayı dolduran vanilya kokusunu ciğerlerime hapsettim.
“Başka çarem yok zaten.” diye mırıldanırken tekrardan ekrana dönmüştüm. “O itten ne haber?”
“Ailenin evlerinden birine geçmiş, patlayan malikaneyi de tadilata başlamışlar.” diyen Ulvi’yle başımı olumlu anlamda salladım, içlerine yerleştirdiğim ajanlarla iletişimde olan oydu.
Tekrardan bir kaçırılma ya da saldırı olayı istemediğim için korumaların birkaçını satın almıştım, tıpkı onun bana yaptığı gibi…
“Ne yapıyormuş?” dedim sert bir sesle.
“Odasından hiç çıkmıyormuş, tek bir koruması hariç kimseyle de konuşmuyormuş.” dediğinde kaşlarım hafifçe çatılmıştı.
“Kim bilir yine ne planlıyor şerefsiz.” derken derin bir nefes daha almıştım. “Hepiniz gözünüzü dört açın, bu kadar sessiz kalması normal değil.” dediğimde hepsi başlarını olumlu anlamda sallamıştı.
“İstediğin gibi yarın itibariyle İrlanda’ya gidiyorum, onları da yanımıza çekeceğim.” diyen Arhan’la dudaklarım kıvrılmıştı.
“Bende Sinaloa’yla görüşeceğim, bizi severler. Sıcak bakacaklarına eminim.” diyen Ulvi’yle bakışlarım ekrandaki yansımalarında gezinmişti.
“Napoli bana mı kaldı şimdi?” diyen Tunay’la dudaklarım daha çok kıvrılmıştı, bizi yalnız bırakmayacağını biliyordum. “Neyse deliler her zaman daha çok hoşuma gitmiştir.”
“Hepinize teşekkür ederim.” dediğimde üçü de ters bakışlarını yollamıştı.
“Etme, sadece kardeşimle birlikte artık güvende ol abi.” diyen Ulvi’yle başımı olumlu anlamda sallamıştım ki kapı açılma sesi geldiğinde Arhan’ın bakışları arkasına kaymıştı.
“Yine mi uyandı?” diyen Arhan’la kamera açısına Lavinia ve kucağındaki bebeği girmişti.
“Gazı varmış, çıkarttım ama geri uyumadı bir türlü. Boncuk boncuk bana bakıyor anca küçük cadı.” diyen Lavinia kucağındaki kızına baktığında gülüşüm büyümüştü, bizde mi birkaç ay sonra böyle olacaktık? Canıma minnetti.
“Benimde işim bitti zaten. Ver, ben uyuturum güzelim. Sende uyu biraz.” diyen Arhan karısının boynunu öperek kızını kucağına almıştı.
“Birazdan kusacağım.” diye araya giren Tunay’la gülmeden edememiştim, deli gibi kıskandığına emindim ama kuyruğu dik tutmak için aksini iddia ediyordu.
“Sana da merhaba Ervah, ikizlerimle birlikte evini basmamı istemiyorsan kapa o çeneni.” diyen Lavinia’nın sert bakışları ekrana döndüğünde Tunay dudaklarına hayali bir fermuar çekmişti.
“Sustum.” diyen Tunay’la Ulvi kahkaha atmıştı.
“Sonunda biri şunu susturdu.” diyerek gülmeye devam eden Ulvi’yle Tunay gözlerini devirmişti. “Demek ki neymiş, buna Duman gibi bir kadın lazımmış.”
“Sizin sohbet yine boka sardı, ben kaçar.” diyen Tunay hızla çıktığında benimde gülesim gelmişti.
“Hadi kızım, amcalara bay bay yapıp bizde uykuya gidelim.” diyen Arhan kızının minik elini tutup salladığında gülerek bende elimi sallamıştım ki yandaki hareketlilikle bakışlarım hızla serçeme kaymıştı, gözlerini ovuşturarak bana bakıyordu.
“Vidus, yine mi uyanıksın sen?” diyen yeni uyandığı belli olan çatallı sesiyle başım hafifçe yana eğilmişti.
“İşlerle birinin ilgilenmesi gerek ama mia bella, hem bitti zaten.” dediğimde yine o güzel okyanuslarını kısmıştı.
“Gündüzler çuvala mı girdi?” diyen tatlı sesiyle derin bir nefes aldım, kalbim yine sertçe göğsüme çarpmaya başlamıştı.
“Senin huzurlu yanın varken işlere nasıl odaklanabilirim mia bella?” dediğim sırada bakışları ekrana kaydığında bende dönmüştüm, son açık kalan Ulvi de aramayı sonlandırmıştı.
Laptopu hızla kapatıp yana bıraktıktan sonra kendimi yavaşça serçemin yanına bırakmıştım.
“Geldim işte yanına.” diyen mırıltımla sırıtarak bana yaklaşmıştı.
“İşle ilgilenirken bile içeri gitmemişsin, niye?” dediğinde bir elim yanağını bulurken diğer kolumu beline sararak bedenini tamamen bedenime yasladım.
“Sizden tek bir an ayrı kalmaya tahammülüm kalmadı çünkü serçem, hayatıma devam edebilmek için her saniye yanında olmam gerek.” dediğimde dudakları çok kıvrılırken bana yaklaşıp dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı.
“Ben hep yanında olacağım Arjin’im.” diyen tatlı sesiyle benimde gülüşüm büyümüştü.
“Başka şansın yok zaten mia bella.” derken dudaklarımı dudaklarına yasladığımda kıkırdayarak bana karşılık vermişti.
Kısa süre içinde geri çekilip onu göğsüme çekerek sıkıca sarıldım.
“Şimdi güzelce uyuyup dinlen karıcığım, yarın uzun bir gün olacak.” dediğimde o da kollarını sıkıca bana sarmıştı.
“Gelinliğimi çok merak ediyorum.” diyen mırıltısıyla gözlerinin tekrardan kapandığını anlamıştım.
“Tam sevdiğin gibi olduğuna eminim mia bella ama şimdi uyku vakti.” derken başına dudaklarımı bastırmıştım.
“Sen hangi renk giyineceksin?” diyen sesiyle uykuya direndiği her halinden belli oluyordu.
“Sen hangi renk istersen mia bella.” dediğimde sıcak yanağını çıplak göğsüme sürtmüştü, her ne kadar bu hareketiyle kasıklarım sızlasada umursamadım. Şu an onun zamanı değildi.
“Seni hiç beyazla görmedim.” derken sona doğru sesi iyice kaymıştı.
“Emret yeter ki güzeller güzelim.” desemde artık uyuyakaldığı için yüksek ihtimal bu dediğimi duymamıştı. “İyi uykular minik serçem.” diye mırıldanarak bende gözlerimi kapatıp kendimi huzurlu bir uykuya bırakmıştım…
~~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Üstümdeki ağırlık ve boynuma çarpan sıcak nefesle gözlerim aralanırken ilk başta görüş açıma giren omzu ve saçlarıyla bakışmıştım. Dudaklarım kıvrılırken ne ara yer değiştirdiğimizi bilmiyordum ama kendisi başını boynuma sokarak bana sıkıca sarılmıştı, aldığı derin nefeslere bakılırsa hala uyuyordu.
Bakışlarım duvarda asılı saate kaydığında kaşlarım havalanmıştı, çoktan on olmuştu ve en geç öğlen bir de hazır olmamız gerekiyordu. Saçlarındaki elimi hareket ettirerek okşamaya başladım, zaten en ufak hareketimde hemen uyanıyordu. Tamda tahmin ettiğim gibi önce omuzları gerilirken hemen ardından boynuma çarpan solukları hızlanmıştı, uyanmıştı. Kıvrılan dudaklarımı başına bastırıp büyükçe bir öpücük bırakırken odunsu kokusunu içime çekmiştim, ne kadar güzel bir gün olacağı buradan belliydi.
“Uyanma vakti koca bebek.” diye mırıldandığımda başını boynuma sürterek daha sıkı sarılmıştı.
“Beş dakika daha.” diyen fısıltısıyla gülerek saçlarını okşamaya devam ettim.
“Böyle giderse düğünümüze geç kalacağız Kuzgun bey.” diyerek sırıtırken isim zihnimde çınlamıştı.
Kuzgun… Hoş bir isimdi aslında…
“Daha oda servisi bile gelmemiş Alina hanım, bir şey olmaz.” diyen sesiyle diğer isimde zihnimde çınlamıştı.
Alina… Bu da gayet güzeldi…
Tam o sırada çalan kapıyla dudaklarımdan bir kıkırtı dökülürken Vidus oflayarak kafasını boynumdan çekip yüzüme bakmıştı, kısık gözleri uykulu ve sinirli bakıyordu.
“Hay, şansımı sikeyim.” diye söylenerek ayaklandığında daha çok kahkaha atmıştım, o ise sinirli bir ifadeyle odadan çıkıp kapıya yönelmişti.
Hızla peşinden bende ayaklandım, bu sinirle gidip hizmetliye bir şey yapabilirdi. Yani çok büyük bir şey yapmasada felç bırakma ihtimali vardı. Kendi kendime gülerek peşinden gittiğimde sertçe kapıyı açtığını görmüştüm, adamın elindeki tekerlekli sunum masası gibi olan şeyi kendine çektikten sonra ise adamın konuşmasına bile izin vermeden sertçe kapıyı suratına kapatmıştı. Maşallah, yine çok nazikti!
“Imm! Çok güzel kokuyor.” diye derin bir nefes alarak yanına gittiğimde bana dönen bakışları az önceki sertliğinden hızla sıyrılırken yerini hayranlığa bırakmıştı.
“Kesinlikle enfes görünüyor.” derken bakışları bende gezindiğinde pekte yemekler için konuşmuş gibi durmuyordu.
Benimde bakışlarım üstüme kaydı, yine kalpli pijamalarım vardı. Çünkü Vidus gizlice bir valiz hazırlatıp önden göndermişti, içinde birkaç parça giyecek kıyafetler vardı. Bu adamın her şeyi düşünmesi beni bitiriyordu, tam yenilesi tatlılıkta bir adamdı. Bakışlarım tekrar ona döndüğünde gözlerinin aynı şekilde beni izlediğini görmüştüm, neredeyse göz bile kırpmıyordu.
“Niye bizi yemek ister gibi bakıyorsun, hain kurt?” diye yalancı bir edayla karnıma sarıldığımda o ise oyunumu anlayarak masanın arkasından çıkıp bana doğru adımlamaya başlamıştı.
“Çünkü yemek istiyorum minik serçem.” derken dişlerini göstererek tıpkı bir kurt gibi hırladığında gülmeyle çığlık arası bir kahkaha atmıştım. “Buraya gel, seni tek lokmada yutacağım.” diyerek hızla bana doğru atıldığında çığlık atarak odaya doğru koşmuştum.
“İmdat, yardım edin!” diye gülerek bağırırken odanın ortasında durup ona döndüm. “Kurt bizi yiyecek, yardım edin!” diye bağırmamla gözleri daha çok kısılırken aniden bana doğru koştuğunda bu sefer kaçamamıştım.
Hızla belime sardığı koluyla birlikte ikimizi de yatağa devirdiğinde kahkahalarla gülerek elinden kurtulmaya çalışıyordum.
“Benden kaçamazsın serçe, seni yiyeceğim.” derken boynuma soktuğu başıyla gülmeye devam ediyordum.
“Hayır, imdat!” diye gülerek bağırırken hafifçe boynumda hissettiğim dişleriyle sanki bir çizgi film karakteri gibi dilimi dudaklarımın kenarından sarkıtarak gözlerimi kapatmıştım.
“Bu ne şimdi?” derken onun da güldüğünü duymuştum.
“Şhh! Kurt kadın oluyorum.” dedikten sonra tekrardan dilimi çıkardığımda kahkaha atmaya başlamıştı.
“Senin kurt oluşunu yerim.” dediği sırada dilimde hissettiğim dişleriyle gözlerim hızla aralanırken inleyerek geri çekilmiştim.
“Hey! Acıdı ama.” dememle dudaklarını büzerek tıpkı küçük bir çocuk gibi ateş bakışlarını bana çevirmişti.
“Özür dilerim, öpeyim de geçsin.” diyerek tekrar dudaklarıma doğru atıldığında gıcıklığına başımı yana çevirmiştim.
“Sizde yemek için yer arıyorsun kurt bey.” dediğimde gülerek yanağıma öpücükler bırakmaya başlamıştı.
“Çok mu belli ettim?” derken dudakları yavaşça boynuma kaydığında kıkırdayarak kollarımı boynuna sarmıştım.
“Yok canım, azıcıcık belli ettin.” diyerek güldüğümde dişlerini tekrardan acıtmayacak şekilde boynuma geçirmişti. “Ya Vidus, iz kalacak!” diye gülerek geri çekilmeye çalışsamda üstümdeki bedeni izin vermemişti.
“Kalsın, karım değil misin?” diyen boğuk sesiyle gözlerimi devirmeden edememiştim. “Sende bana yapabilirsin.” dediğinde gözlerim kısılmıştı.
“Daha düğünümüz olmadı beyefendi, henüz evli değiliz.” dediğimde başı hızla boynumdan çıkarken gözlerindeki şok ifadesiyle kahkahamı tutamamıştım.
“Evlilik cüzdanımızın bir kopyası neyseki yanımızda canım karım.” demesiyle bu sefer şaşıran taraf ben olmuştum.
“Yanında mı taşıyorsun?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Evet, her zaman.” dediğinde kalbim sıcacık olmuştu, yine ve yine çok güzel seviyordu.
O sırada gelen sesle bakışlarım yandaki masanın üstündeki telefona kaymıştı, onun telefonuydu ama dikkatimi çeken şey çalan melodiydi. Kalp atışı çalıyordu. Tahmin ettiğim şeyle gözlerim kocaman açılırken bakışlarım ona döndüğünde bir yaş çoktan yanağıma doğru süzülmüştü.
“Bebeğimizin kalp atışını mesaj sesin mi yaptın?” derken sesim titremeye başlamıştı, o ise ellerini hızla yanaklarıma sararak akan yaşları sildi.
“Evet mia bella ama ağlama lütfen.” diyen sesiyle gülerek burnumu çektim.
“Bu mutluluktan şapşik.” dediğimde kaşları hafifçe çatılmıştı.
“Mutluluktan olsa bile ağlama.” dediğinde başımı avucuna doğru yatırarak derin bir nefes aldım.
“Seni çok seviyorum adam.” dedim kalbimin sesini dışarı vurarak.
“Bende sana aşığım mia bella ama yine de ağlama.” diyen sesiyle gülerek ona uzanıp dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.
“Benim bir suçum yok, hepsi kızının suçu…” derken duraksamıştım, kız mı demiştim ben?
“Bak, sende hissettin işte. Kızımız olacak.” dediğinde gülerek hafifçe omzuna vurdum.
“İkide bir öyle dediğin için ağzıma takıldı.” dediğimde çocuk gibi omzunu silkmişti.
“İlki kız ama ikincisi erkek olabilir.” dediğinde gözlerim kısılmıştı.
“İlkini almadan ikincisini mi düşündün Vidus?” dememle gülüşü daha çok büyürken gamzeleri hızla ortaya çıkmıştı.
“Bunu diyeceğini biliyordum.” derken bana yaklaşıp dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı.
“Gıcıksın Diavolo.” diyerek sırıttığımda o da gülmüştü.
“Bende sana aşığım güzel karım.” derken son kez öpücük bırakıp geri çekilmişti. “Ama artık yemek zamanı, güzellik salonu ekipleri gelmeden seni doyuralım.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı.
“Güzellik salonu ekipleri mi?” dediğim sırada üstümden kalkarak beni de belimden tuttuğu gibi kaldırmıştı.
“Evet serçem, sen her halinle güzelsin benim için ama her şeyin gönlünce olmasını istiyorum.” derken dudaklarını yanağıma bastırdığında bende hızla yandan ona sarılmıştım.
“Bende halledebilirdim aslında.” diye mırıldanırken tekrardan salona geçip yerimize oturmuştuk, Vidus ise masayı önümüze çekmişti.
“İtiraz kabul etmiyorum, ayrıca bu yemeklerde bitecek.” derken çatalına aldığı patates kızartmasını hızla dudaklarıma uzatmıştı.
“Bence bunu da ben halledebilirim.” dediğimde yalandan kaşlarını çatmıştı.
“Demek öyle.” derken aniden beni kucağına çekmesiyle kendimi bacaklarımı iki yana açarak kucağında oturur şekilde bulmuştum, ellerimi de tek eliyle tuttuğu gibi önüme sabitlediğinde çatalı tekrardan dudaklarıma doğru uzatmıştı. “Artık halledemezsin.” diyen sesiyle gözlerim irice açılmıştı.
“Ciddi olamazsı…” derken çatalı ağzıma sokmuştu.
“Karımı yedirmek istiyorum, ne var bunda?” diyerek çatalı arkamdaki masadan başka bir şeye batırdığında çırpınmadan öylece oturmaya devam etmiştim.
“Peki.” diyerek omzumu silktiğimde o da sırıtmıştı.
“İşte uslu karım benim.” derken dudaklarını boynuma bastırmıştı.
“En azından yan oturayım, böyle masayı görmüyorum.” dediğimde ellerimi hızla serbest bırakmıştı, dediğim gibi kucağından kalkarak yan bir şekilde oturdum. “Heh! Madem çok köle olasın var, yedir beni köle.” dediğimde gülen taraf o olmuştu.
“Ben zaten kölenim mia bella.” diyen sesiyle dudaklarını yanağıma bastırdıktan sonra geri çekilip beni yedirmeye başlamıştı.
Bu adam gerçekten delinin tekiydi ve ben bu deliye deliler gibi aşıktım…
~~~
Yemek faslımız biterken tamda tahmin ettiğimiz gibi güzellik salonundan gelmişlerdi ve şöyle küçük bir sıkıntı vardı ki hepsi sadece Fransızca biliyordu. Yanımdaki Vidus’a tek dil bilenim olarak sıkı sıkıya sarılırken odaya doluşan ekipleri izliyordum, hazırlık yapıyorlardı. Masalarından ışıklarına kadar her şeyi kendileri getirmişlerdi, büyük bir ekip oldukları belliydi.
“Sakin ol mia bella, sadece seni hazırlayacaklar. Bende hemen burada olacağım.” diyen sesiyle alttan ona bakmıştım.
“Hiçbir dil bilmiyorum ama Vidus, nasıl anlaşacağız?” dediğimde gülümseyerek dudaklarını yanağıma bastırdı.
“Beni çağırırsın serçem, hemen gelirim.” dediğinde benimde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Her çağırdığımda gelir misin?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Hemde hepsine gelirim mia bella, seni asla yalnız bırakmam.” diyen sesiyle gözlerim yine dolmak için çırpınsalarda onlara izin vermemiştim, en mutlu günümde böyle bir şey olmayacaktı.
“Tout est prêt, nous pouvons faire entrer le marié.” (Her şey hazır, damadı dışarı alabiliriz.) diyen kadınla bakışlarım tekrar Vidus’a dönmüştü.
“Pourquoi partirais-je?” (Ben niye çıkıyor muşum?” diyen Vidus’un bakışları sertti, neler oluyordu?
“Voir la mariée avant la cérémonie porte malheur, il vaut mieux partir.” (Gelini düğünden önce görmek uğursuzluktur, çıkmalısın.) diyen kadın odanın kapısını açarak Vidus’a baktığında Vidus derin bir alıp bana döndü.
“Ben hemen içeride olacağım mia bella, çağırdığın an seni duyacağım ve geleceğim. Merak etme, tamam mı?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallasamda anlam verememiştim, niye çıkıyordu ki?
“Neden senin çıkmanı istediler ki?” dediğimde dudakları kıvrılmıştı.
“Gelini düğün öncesi görmek uğursuzlukmuş.” diyerek sırıttığında bende gülmüştüm.
“Sanırım bunun için biraz geç kaldılar.” derken bir elim karnıma gittiğinde o da elini elimin üstüne koyarak hafifçe okşamıştı.
“İstemiyorsan gitmem mia bella, sadece sen önemlisin.” dediğinde gözlerimi devirerek gülmüştüm.
“Abartma kocam, içeride olacaksın zaten. Madem böyle inanıyorlar, inandıkları gibi olsun.” dediğimde başını olumlu anlamda sallayarak dudaklarını alnıma bastırdı.
“Bir şey olduğunda hemen seslen.” dediğinde bu sefer ben başımı olumlu anlamda sallamıştım.
Vidus odadan ayrılır ayrılmaz kızlardan biri elimi tutarak beni odanın ortasına getirmişti ve serüven başlamıştı. Kıyafetlerim yavaşça üstümden çıkarılırken kendimi tıpkı bir prenses gibi hissetmiştim, sanki hizmetlilerim beni hazırlıyor gibiydi. Hiçbirinin sesi çıkmazken çevremde dört dönüyorlardı. Üstümden ayrılan pijamalarım ve iç çamaşırlarımla birlikte beni odanın içindeki banyoya yönlendirmişlerdi, o an buradaki küveti de doldurup köpürttüklerini yeni görmüştüm.
Yavaşça ılık suyun içine girmeme yardım ettikten sonra banyoyu dolduran vanilya kokusunu içime çekmiştim, dudaklarım kıvrılırken bu detayı kimin verdiğini çok iyi biliyordum. Kadınlardan birisi saçlarımı geriye çekerek onlarla ilgilenirken diğer birkaçı da manikürlerimi yapıyordu, bu kesinlikle çok iyi gelmişti. Sessizlik ve huzur, sonunda derin bir nefes alabiliyordum. Gerçi o yanımda olduğu sürece hep alabiliyordum…
Banyodaki işlemler bittiğinde adeta cildimin parıldadığını fark etmiştim, suyun içine artık ne koydularsa cildime çok iyi gelmişti. Bornozu giyinmeme yardım ettikten sonra arkada çalan hafif bir klasik müzik eşliğinde tekrardan odaya geçmiştik. Bakışlarım yatağın üstündeki iç çamaşırlarına ve gelinliğe kaydığında dudaklarım büyükçe kıvrılmıştı, sonunda gelinliğimi görebilecektim. Derin bir nefes alarak kızların beni yönlendirmesine izin verdim.
Öncelikle getirdikleri beyaz ve dantelli iç çamaşırı takımını üstüme geçirdikten sonra beyaz saten bir sabahlık giydirip beni sandalyeye oturtmuşlardı, sanırım ilk başta saç ve makyaj vardı. Biri saçlarımı kurulurken diğeri makyajımı yapmaya başladığında kendimi akışa bırakmıştı, bir sürenin ardından karşımdaki aynaya hayranlıkla bakıyordum. Yüzümde ağır bir makyaj yoktu ama ışıl ışıldım, saçlarımın ise doğal dalgaları hiç bozulmamıştı. İki tutam yüzümün yanına bırakılırken önden birkaç tutam ise arkada birleştirilmiş, geri kalan saçlarım açık bırakılmıştı.
Kıvrılan dudaklarımla aynadaki yansımamı izlerken yanıma gelen kadınla bakışlarım ona döndüğünde elinde gelinliğimi tuttuğunu fark etmiştim ve aşık olmamak elde değildi. Tamamen dantelden oluşan bir gelinlikti, omuzları açıkken kollarında ellerime kadar uzanan danteller vardı. Göğüs ve bel kısmı ise korseden oluşurken buradaki dantelleri çok daha azdı, geri kalanı ise yere doğru uzanırken dantel ve inciler uyum içindeydi. Çok kabarık değildi ama balık kadar darda gözükmüyordu.
Beni yavaşça ayağa kaldırdıktan sonra sabahlığımı çıkarıp küçük bir tarlatan giydirmişlerdi, onun üstüne ise gelinliğimi giymeme yardım etmişlerdi. Üzerime geçirilen gelinlikle bir kadın arkama geçerek korseyi bağlamaya başlamıştı, her sıkışında belimin inceliği daha çok ortaya çıkarken hayran bakışlarımı aynadan ayıramıyordum. Gelinlikle işler bittikten sonra iş duvak kısmına gelmişti, başıma bırakılan duvak gelinliğime göre daha sade olsada kenarlarında yinede danteller vardı.
Son olarak beyaz ve inci işlemeli topuklu ayakkabılarımı da giyerek hazırdım. Kadınlar bana bakıp gülümserken aniden alkışlamaya başladıklarında ne yapacağımı bilemez bir halde onlara bakakalmıştım, bu neydi şimdi? Güzel olduğum için mi alkışlıyorlardı? Çok saçmaydı.
“Ma vie est si belle, si magnifique!” (Çok güzel oldun canım, çok!) diye bir kadın bağırdığında diğerleri de benzer şeyler söylemeye başlamışlardı, gülerek söylediklerine bakılırsa sanırım iyi bir şey söylüyorlardı.
Bende onlara gülümseyerek başımı hafifçe eğip bir nevi beden diliyle teşekkür etmiştim, Vidus yanıma gelince sözlü olarakta edecektim. Çünkü gerçekten beni bir melek haline getirmişlerdi, tabi gelinliğin güzelliğinden dolayı da öyle görünüyor olabilirdim. O esnada tıklatılan kapıyla bakışlarım hızla oraya döndüğünde tüm kızlar önüme geçerek beni gizlemişlerdi, Vidus’u dışarı kovan daha yaşlıca kadın ise kapıya yönelip açtı ve yavaşça geri çekildi.
“Puis-je voir ma femme maintenant?” (Karımı görebilir miyim artık?) diyen Vidus’un sert sesiyle dudaklarım kıvrılırken bende yere odaklanmıştım, kalbim hızla göğsüme çarparken dilim damağım heyecandan kurumuştu.
Vidus’un sesiyle önümdeki kızlar ikiye ayrılırken beni ortaya çıkardıklarında yavaşça başımı kaldırarak karşımdaki adama bakmıştım ki öylece kalakaldım, beyaz giymişti. Üstündeki beyaz smokini tüm bedenini sararken saçları düzenli bir şekilde yapılmıştı, ateş bakışları beyazların arasından parıldarken kalbim tekrardan sertçe göğsüme çarptı. Tanrım, çok yakışıklıydı!
“Mia bella…” diyen mırıltısıyla tamamen ona odaklandığımda aralanmış dudaklarını ve hayranlıkla bakan gözlerini fark edebilmiştim, öylece durup beni izliyordu.
Sanki ikimizinde dili tutulmuştu, dünya evresini tamamlamak için bu zamanı bulmuş gibiydi. Öylece hayat durmuştu ve biz böyle kalakalmıştık. Sahi kaç sefer bu anı hayal etmiştik ve kaç sefer ölümün eşiğinden dönerken birbirimizden vazgeçmiştik? Ama artık hepsi son bulmuştu. Her şeye ve herkese rağmen buradaydık, birbirimize aittik ve ölüm bizi ayırana dek asla ayrılmayacaktık.
“Ço…çok güzelsin.” derken titreyen sesiyle hafifçe gülmüştüm.
Bu arada kadınlar gülerek odayı terk edip bizi yalnız bırakmışlardı, gerçekten her türlü parayı hak etmişlerdi. İşlerinde çok iyilerdi.
“Sende çok yakışıklı olmuşsun.” diyerek ona doğru bir adım attığımda hızla benden önce davranıp dibime girmişti.
“Senin yanında esamem okunmaz mia bella.” derken hala hayranlıkla beni izliyordu. “Tanrı neden bu kadar kötü bir adama melek göndermiş olabilir ki?” diyen naif sesiyle bir elimi kaldırıp yanağına yaslamıştım.
“Çünkü tanrı kötü biri olmadığını biliyordu Arjin’im, sen kötü biri değilsin.” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılırken yüzünü elime yaslamıştı.
“Sen varsan değilim mia bella ama yemin ederim ki tekrardan o şerefsiz yüzünden başına bir iş gelirse dünyanın en kötü insanı olurum.” diyen sesi cümlenin sonuna doğru naifliğinden sıyrılırken ürpertici bir tona bürünmüştü ama beni etkileyememişti.
“Ama ben hep burada olacağım kocam, bu yüzden sende benim melek kocam olacaksın.” dediğimde dudakları kıvrılmıştı.
“Şeytan daha çok benlik ama bugünlük senin için melek olmayı da seçebilirim mia bella.” derken avucumun içine dudaklarını bastırdığında ona daha çok yaklaşmıştım.
“Şeytanda bir melekti sonuçta.” diyerek yüzüne doğru fısıldadığımda bakışları dudaklarıma çarpmıştı.
“Şeytanın karısının bir melek olduğunu kim bilebilirdi ki?” diyen mırıltısıyla derince yutkunmam gerekmişti.
“Benimde bir melek olduğuma çok eminsin.” dediğim sırada yüzü yüzüme biraz daha yaklaştığında nefesi tüm yüzümde gezinmeye başlamıştı, kahve kokuyordu.
“Azrail de bir melek ama can alıyor.” demesiyle hafifçe kıkırdamıştım. “Ah! Yalvarırım seni öpebildiğimi söyle.” diyen acı çeker gibi çıkan sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
“Hayır desem duracak mısın?” diyen fısıltımla kasıklarıma bir ağrı saplanırken düşünmemeye çalışmıştım, hemen düğün öncesi yapamazdık!
“Sanırım hayır.” diyen boğuk sesiyle bir eli belime sarılırken beni kendine çekmişti.
“O zaman durma.” dediğim anda dudakları dudaklarıma yaslanırken inleyerek bende kollarımı boynuna sarmıştım.
Dudakları hissetmek istercesine yavaş ve nazikti ama içimde kopan fırtınalar aksi için neredeyse yalvaracak hale gelmişlerdi. Bir eli belimden kalçalarıma doğru inerken diğer eli ensemdeki saçlarımın içindeydi, yavaşça tutamları okşuyordu. Tırnaklarımı istemsizce tenine geçirerek onu daha çok kendime çektiğimde dudaklarımın üstündeki dudakları kıvrılmıştı.
“Birileri çok özlemiş anlaşılan.” diyerek dudaklarıma doğru konuşan boğuk sesiyle bacaklarımı daha çok birbirine bastırmıştım, doğruyu söylemek gerekirse gerçekten özlemiştim ve şu an onun için yanıyordum.
“Evet ama geç kalıyoruz.” dediğim an hafifçe geri çekilmişti.
“Zaman umrumda değil mia bella, sen iste yeterki.” dediğinde derin bir nefes alarak başımı olumsuz anlamda sallamıştım.
“Bu hazırlığın dağılmasını istemiyorum sevgilim, işimiz bittikten sonra düşünürüz.” diyerek göz kırptığımda bakışları gözlerimde gezinirken bana doğru bir adım attığında mecburen geriye çekilmek zorunda kalmıştım, bunu bir kez daha tekrarladığında sırtım arkamdaki dolapla buluşmuştu.
“Ama ben kadınımı bu şekilde bırakmam.” derken gelinliğin eteklerini yukarı sıyırmaya başlamıştı.
“Vidus, geç kalacağız. Saçmalama.” diyerek her ne kadar elini tutmaya çalışsamda hızla diğer eliyle iki elimi birden başımın üstüne sabitlemişti.
“Uslu durursan işimiz hemen biter mia bella ve makyajın bozulmaz.” diyen boğuk sesiyle tarlatanı da yukarı sıyırmıştı, açık camdan bacaklarıma çarpan rüzgarla hafif bir titreme bedenimde gezinirken ateş bakışları gözlerimden bir an olsun ayrılmıyordu.
(Bazı sahneler mevcuttur.)
“Ama Vidus…” dememe kalmadan iç çamaşırımdan içeri giren eliyle inleyerek başımı geri yaslamıştım.
“Of! O kadar ıslanmışsın ki içine hiç zorlanmadan girebilirdim.” diyen boğuk sesiyle eş zamanlı olarak parmakları hızla hareket ettiğinde tüm bacaklarım titremeye başlamıştı. “Sesi duyuyor musun? Beni ne kadar özlediğinin sesi mia bella.” derken parmakları yavaşça içime girdiğinde gözlerim şimdiden kaymaya başlamıştı.
Günlerdir o kadar yüksektim ki tek darbesi gelmem için yeterli olacaktı, biliyordum.
“Vidus!” diye inlerken şimdiden nefes nefese kalmıştım.
“Söyle güzelim, söyle karım.” diyen boğuk sesiyle dudakları dudaklarımın hemen dibinde duraksamıştı. “Sesini duymama izin ver mia bella, konuş.” derken içimde kıvrılan parmaklarıyla iniltim odada çınlamıştı.
“Se…sen delisin.” diye söylenirken sesimin titremesine engel olamamıştım.
“Delinim güzelim.” derken yavaşça kulağıma doğru ilerlemişti. “Şimdi bana ne istediğini söyle mia bella.” diyerek dudaklarını boynuma bastırdığında tüm boğazım kurumuştu, alnımda biriken terleri hissedebiliyordum.
“Boşalmak istiyorum Vidus, lütfen…lütfen.” dediğim sırada boynumdan ayrılan yüzü tekrar görüş açıma girmişti.
“Aferin benim uslu kadınıma.” derken dudaklarını dudaklarıma yasladığı sırada içimdeki parmağı hızla hareket etmeye başlamıştı.
İniltilerim dudaklarının arasında kaybolurken kısa süre içinde titreyerek zirveye ulaşmıştım, nefes nefese kalırken dudaklarını geri çektiğinde baygın bakan gözlerim ondaydı. Parmaklarını yavaşça içimden çektiğinde tekrardan bir titreme gelsede kısa sürmüştü, hemen ardından ellerimi de serbest bıraktığında pelte kıvamına gelmiş kollarım iki yanıma düştü.
(Sahne bitmiştir.)
“İçindekiler sürpriz olsun diye bakmıyorum, yoksa çoktan parçalamıştım mia bella.” diyen boğuk sesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılırken o ise çektiği elini dudaklarına götürüp zevkle yaladı.
“Niye sürpriz?” derken hafifçe öksürerek boğuk sesimin normale dönmesi için uğraşmıştım. “Sonuçta sen almadın mı?”
“On tane aldım, hangilerini seçtiklerini bilmiyorum.” diyerek açılan gelinliğimi düzeltmeye başlamıştı.
“Sanırım en açık olanını giydim.” dediğimde gelinlikteki ateş bakışları bana dönmüştü. “Peş bir şey kapattıkları söylenemez.” dememle gözleri kısılmıştı.
“Sen böyle delirt beni mia bella, bakalım gece seni elimden kim alacak.” diyen boğuk sesiyle hafifçe kıkırdamıştım.
“Kimsenin almasına gerek yok, ben koşarak sana gelirim zaten.” derken kollarımı tekrardan boynuna sarmıştım. “Geç kaldık değil mi?” dediğimde hızla bileğindeki saate bakarken dudaklarındaki muzip ifadeyle başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Biraz bekleseler ölmezler herhalde.” dediğinde bende gülmüştüm.
“Nereye gideceğiz ki?” diyen sesimle eş zamanlı olarak geriye çekilip elimi kavradığında hızla odadan çıkmıştık.
“Mimarisi güzel olan eski bir kiliseye.” dediği sırada otel odasından da ayrılmıştık. “Ama nikahımızı papaz değil, normal bir görevli kıyacak.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım, nasıl olsa biz zaten evliydik. İkinci nikahı kimin kıydığı pek umrumda değildi.
Asansöre binerek aşağı inmeye başladığımızda Vidus’un bakışları bana dönmüştü, ilk gördüğü andaki gibi yine hayranlıkla bakıyordu.
“Bu gelinliği ara sıra evde de mi giysen? Delirtici bir güzelliğe ulaşıyorsun.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı. “Ya da vazgeçtim, bir daha sakın giyme. Aklımı darma duman ettin, düşünemiyorum.” derken gözlerini sıkıca kapatıp açarak önüne dönmüştü. “Yok, gerçekten düşünemiyorum.” demesiyle gülmeden edememiştim.
“Onun sebebi çokta ben değilim sanki sevgilim.” dediğimde bakışlarının bana dönmesiyle gözlerimle önünü işaret ettim.
“Kimin yüzünden o böyle peki mia bella?” dediğinde işaret parmağımı ısırarak alttan ona bakmıştım.
“Ama ben dur dedim sana, sen kaşındın.” dememle gözleri kısılırken bedenini tamamen bana çevirmişti.
“Şimdi seni yere çöktürüp ağzına vermek vardı ama neyse.” diyen boğuk sesiyle derince yutkunmam gerekmişti, gözlerinin nasılda yemek ister gibi baktığının farkında mıydı acaba? “Geceyi bekleyelim bakalım.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakıp geri çekilmişti ki açılan asansörün kapısıyla hızla dışarı çıkmıştık.
Yine tüm ayarlarımı allak bullak etmişti, ne yaptığımı bile şaşırmış bir şekilde beni çekiştirmesine izin veriyordum. Hızla otelden çıkarken önde bekleyen limuzine doğru ilerlemeye başladığımızda kaşlarım havalanmıştı, limuzin mi almıştı? Yoksa zaten var mıydı?!
“Senin limuzinin mi vardı?” diye şok içindeki sesimle birlikte şöför kapımı açtığında hızla içeri geçmiştim, o da peşimden gelerek yanıma oturmuştu.
“Bizim galerimiz var mia bella, aradığın her çeşit var. Ha yoksa da alırız.” demesiyle şok içinde ona bakakalmıştım.
“Sende olmayan bir şey var mı Vidus?” dediğimde dudakları kıvrılırken başı hafifçe yana eğildi.
“Var.” dediğinde tek kaşım soran bir ifadeyle havalanmıştı. “Sabır ve sen güzelliğinle olmayan sabrımı sınıyorsun mia bella.”
Dudaklarım daha çok kıvrılırken arkama yaslanarak cama dönmüştüm, az önceki küçük kaçamağımızdan sonra üzerine atlamamak için kendimi zor tutarken en iyisi bir süre susmaktı. Yoksa araba falan dinlemeden kalkıp kucağına oturacaktım!
Kısa bir süre sonra duran arabayla etrafa bakınmıştım, otel kiliseye oldukça yakındı demek ki. Açılan kapıyla önce Vidus, ardından da uzattığı elini tutarak ben çıkmıştım. Vidus elimi sıkıca tutarak kiliseye doğru yöneldiğinde çevremizi bir insan topluluğu sarmıştı, hepsi de oldukça şık giyinimli insanlardı ve bizi alkışlıyorlardı.
“Tanıdıklar mı?” diyerek ona yaklaştığımda dudakları kıvrılmıştı.
“Pek sayılmaz.” dediği sırada ikimizde kalabalığın arasından kiliseye girmiştik.
Mihraba doğru yürürken insanlar peşimizden alkışlamaya devam ederek gelip kocaman kiliseyi ağzına kadar doldurmuşlardı. Anlam veremezken mihraba çıkıp şık giyinimli bir başka adamın yanında durmuştuk, bakışlarım davetlilere kaydığında ise gözlerim irice açılmıştı. En önce oturan herkesin kucaklarında birer laptop açıktı ve hepsinin ekranı bize dönüktü, tüm sevdiklerimiz görüntülü konuşma sayesinde buradaydı.
“Ya Vidus, sana inanamıyorum!” diyerek hızla ona dönüp sarıldığımda gözlerim yine çoktan dolmuştu.
“Şhh! Sevdiklerimiz olmadan bunu yapacak değildim mia bella.” diyen sesiyle geri çekilip tekrardan ekranlara bakarak hepsine el sallamıştım.
Annem, abim, Nilüfer, Maria, Lavinia, Arhan; hatta Tunay bile, herkes buradaydı. Laptopların ekranlarından onlarda bana el sallıyorlardı, her ne kadar kalabalıktan dolayı seslerini duyamasamda annemin ağladığını ya da Lavinia’nın gülerek beni izlediğini görebiliyordum. Her ne olursa olsun buradalardı, yanımdalardı.
“Chers mariés et chers invités, bienvenue à tous.” (Siz güzel çiftimiz ve siz sayın konuklar, hepiniz hoşgeldiniz.) diyen yanımızdaki adamla herkes alkışlamaya başlamıştı. “Je veux que vous répétiez ce que je vais dire.” (Şimdi söyleyeceklerimi tekrar etmenizi istiyorum.) dediğinde Vidus başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Dediklerini tekrar etmemizi istiyor.” dediğinde bende başımı olumlu anlamda sallamıştım.
Geri kalanda adamın söylediklerini ikimizde tekrar etmiştik, ne söylediğimizi bilmiyordum ama seçebildiğim kadarıyla hastalıkta ve sağlıkta gibi sözlerdi. En sonunda biten cümlelerle Vidus beni kendine çekerek dudaklarını alnıma bastırmıştı, bir alkış tufanı daha koparken gözlerimi kapatıp anın tadını çıkarmıştım. Onca acıya ve kedere rağmen işte buradaydık, bir kez daha anlamıştım ki siz istedikten sonra kimse sizi ayıramıyordu. Ölüm bile…
“Şimdi fotoğraf çekimi var.” diyen Vidus hafifçe geri çekildiğinde bende gülümseyerek önüme dönüp karşımızda kamerayla duran adama bakmıştım.
Birkaç farklı pozumuzu çektikten sonra tekrar poz değiştirmemizi istemişti ki bakışlarım kilisenin kapısında duran birine takıldı. İçeridekiler gibi iyi giyinimli değildi, spor bir tarzı vardı ve başındaki şapkasıyla tuhaf duruyordu. Yanımda gerilen bedenle bakışlarım Vidus’a döndüğünde onunda adama kilitlendiğini fark etmiştim, tuhaflığı o da sezmişti.
“Burada kal mia bella.” diyen sert sesiyle kollarını benden ayırdığında hızla tekrar ona atılmıştım.
“Hayır Vidus, sıradan biridir. Burada bizi tanıyamazlar.” diye fısıldasamda kolunu benden kurtararak bakışlarını bana çevirdi.
“Burada kal dedim.” der demez hızla adama dönmüştü. “Hey, sen!” diye bağırdığı sırada adam hızla kaçmaya başlamıştı.
Hızla adamın peşinden koşan Vidus’la yüreğim ağzımda atarken bende peşlerine takılmıştım ki Vidus kapıdan çıkar çıkmaz kapılar hızla kapandı ve kilisenin içindeki herkes ellerindeki silahlarla çevreye bakmaya başlamışlardı.
“Aucune autorisation, Mme Alina, vous êtes sous notre protection.” (İzin yok Alina hanım, bizim korumamızdasınız.) diyen karşımdaki kadınla tek anladığım takma ismimdi.
Çevreme tekrar bakındığımda gördüklerimle her şey yerli yerine oturmuştu, konuk gibi oturan herkes aslında birer korumaydı. Vidus beni koruma yığını arasında bırakarak kendini yine ve yine tehlikeye atmıştı…
~~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonu…
Bu bölüm hepimizin bir içi ısınmadı mı ama yaaa…
Vidus sen şimdi nereye gittin yine be aşkım?!!!
O kadar tatlı ve alev ateş bölümün sonuna güzel bir gerilim koymasak olmazdı ha ne dersiniz???
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce sondaki kişi gerçekten tehlike miydi, yoksa Vidus sadece paranoyakça mı davrandı???
Sizce o koruma yığını Niran’ı orada tutabilecek mi???
Sizce Murat’ın büyük planı ne olabilir???
Ve son olarak sizce Vidus zarar görmeden dönebilecek mi???
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥☀️
