İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 47 · 28 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 47

46. MUTLULUK

~Bölüm Şarkıları~

Sibel Can~Kıskıvrak

Mavi Gri~Aklımı Kaçırdım

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!

Nasılsınız bakalımmm???

Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞

GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!

Bu arada wp kanalımızda mevcuttur, herhangi bir aksi durumda oradan bildiri yapıyorum. Link Instagram adresimde, buradan link atamıyorum. Bölüm sonunda sosyal medya hesaplarım yazıyor…

“Aklımı kaçırdım senle güzelim. Nerde bulsam? Düşüp yoluna, kollarında gezeyim. Nerde olsan gelirim. Nerdeysen… Nerdeysen, seninim…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum…

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥☀️

~~~~~~~~~

Maria Korkmaz…

Birkaç söz kalbin yaralanması için kafi olur muydu? Sadece kelimeler insanı nasıl yaralardı? Bu tamamen saçmalık olmalıydı, peki o zaman kalbimdeki bu sızının sebebi neydi? Esasında hiç olmadığım kadar mutlu olmam gerekirdi, seneler süren yalnızlığım son bulmuştu. Artık benimde kocaman bir ailem vardı, ki gerçekten de mutluydum. Ta ki az öncesine kadar…

Onun sözleri gereksiz bir şekilde zihnimde çınlayarak her saniye bana kendilerini hatırlatıyordu ve sebepsizce her bir harf yüreğimin derinliklerine dokunurken neden üzüldüğümü bile bilmiyordum. Çünkü bunun için hiçbir sebebim yoktu, ona aşık değildim. Ayrıca o da bana umut verecek hiçbir harekette bulunmamıştı, sözlerinin her bir kelimesinde haklıydı ama yine de düşünmeden edemiyordum.

***

“Maria hanım hakkında söylediklerim sadece kışkırtmak içindi, yanlış anlama.” diyen Han’la Nilüfer yengem tam kapıyı açacakken kolundan yakalamıştım, benim hakkımda konuşuyorlardı.

Benimle alakalı kışkırtmak için ne söylemişti de şimdi özür diliyordu? Konu neydi, hiçbir fikrim yoktu ama yine de kalbim heyecanla göğsüme çarpmıştı.

“Biliyorum, sıkıyorsa öyle olmasın.” diyen abimin sesiyle yengemle aynı anda gözlerimizi devirmiştik ve hemen ardından ikimizde birbirimize bakarak sırıtmıştık.

Başlarda yengemin benden nasıl nefret ettiğini biliyordum, kör değildim ve kesinliklikle haklıydı. Yaptıklarımın affedilir hiçbir yanı yoktu ama sanki şu aralar biraz daha yumuşamış gibiydi. Bir ablam olduğunu daha bilmek beni her şeyden çok mutlu etmişti.

“Çok ciddiyim Han, ikiye bölerim seni.” diyen abimin sert sesiyle düşüncelerim bölünürken gülen yüzümde hızla düşmüştü, abim şimdi niye böyle bir şey söylemişti ki?

“Merak etme abi, patronuma yan gözle bakacak bir şerefsiz değilim.” diyen Han’ın sözleriyle ise adeta göğsüme bir öküz oturmuş ve soluğumu kesmişti, bana olan ilgisizliği neden bu kadar canımı yakmıştı?

***

Zihnimde can bulan anlarla derin bir nefes aldım, gözünde o kadar mı ilgisini çekmiyordum? Öyle ki bana bakarsa bile şerefsiz olduğunu düşünüyordu? Yoksa yine anlamadığım Türkçe cümle kalıplarından biri miydi? Peki ben neden içten içe böyle olması için yalvaracak hale gelmiştim?

“Ah! Datti una calmata, Maria, quel ragazzo è solo bello. Tutto qui!” (Ah! Kendine gel Maria, o adam sadece yakışıklı. Hepsi bu!) diye kendi kendime söylenirken bir yandanda evin içinde nereye gittiğime bile bakmadan hızla ilerliyordum.

Düşüncelerim sadece saçmalıktı. Adam sonuçta benim korumamdı ve tabiki de benimle ilgili yanlış şeyler düşünmezdi, işi buydu. Ben ise aciz bir kız çocuğu gibi yine ilk bulduğum adama yapışmaya çalışıyordum, ne kadar da aptaldım. Hayır Maria, ona karşı olan tek düşüncemiz oldukça gıcık bir yakışıklı olması. Bundan fazlası olamazdı ve olmayacaktı da!

“Kimmiş o yakışıklı?” diyen sesle adeta yerimden zıplarken bir hışımla yanımda sırıtarak bana bakan Neva anneye dönmüştüm.

Neva anne…

Kendisine böyle seslenmemi istemişti ve her söylediğimde kalbim sımsıcak oluyordu, hiçbir zaman görmediğim aile sevgisini bana birkaç günde vermişlerdi. Onları gerçekten her şeyden çok seviyordum, hemde her şeyden…

“Hiç, hiç kimse.” derken yanaklarımın gitgide ısındığını hissediyordum, ben şimdi niye utanmıştım ki?!

“Emin misin kızım? Sanki bu yakışıklı seni biraz sinirlendirmiş gibi geldi bana ama tabi sonuçta ben yaşlıyım, yanlış anlamışta olabilirim.” diyen Neva anneyle zihnimde yine o gıcık yakışıklının sözleri dönmüştü.

“Senin neren yaşlı Neva anne ya? Bana taş çıkartırsın.” diyerek tatlı olduğumu düşündüğüm bir şekilde gülümsesem bile Neva annenin yüzünde mimik dahi oynamamıştı.

“Yemezler boncuk, ayrıca isimle anne demekte neymiş? Yedi yılın yabancısı gibi.” derken yaslandığı duvardan ayrılarak bana yaklaşıp elini yanağıma yaslamıştı. “Ben senin gerçekten annenim yavrum, çocuklarımın kardeşi benimde çocuğumdur.” dediğinde dudaklarım kıvrılırken içimde taşmayı bekleyen duygu yığınıyla hızla ona atılarak kollarımı sıkıca beline sardım.

“Sizi çok seviyorum…” diye mırıldanırken derin bir nefes almıştım. “Anne…” derken gözlerim sıkıca kapanmıştı.

Birine bu sözü söylemeyeli ne kadar olmuştu? Sanırım en son küçükken dadıma söylemiştim ve bunun için büyük bir azar yemiştim, çünkü söylemem yasaktı. Benim için o evde her şey yasaktı, üzülmek yada mutlu olmak bile buna dahildi ama şimdi hepsi geride kalmıştı. Artık duygularımda özgürdüm, ben artık özgürdüm…

“Bizde seni çok seviyoruz boncuğum.” diyen annem kollarını sıkıca bana sarıp dudaklarını başıma bastırmıştı. “Ama bu şekilde benden kaçamazsın, bilgin olsun.” diyerek geriye çekildiğinde bende dolan gözlerimle burnumu çekerek ona bakmıştım. “O boncuklar niye bulutlandı bakayım?” demesiyle zihnimde yine benzer ses çınlamıştı.

***

“Gökyüzüne çöken gri bulutlar öyle demiyor ama.”

***

“O da öyle demişti.” diye istemsizce dudaklarımdan dökülen mırıltıyla hızla pişman olurken gözlerim irice açılmıştı, annem ise benim aksime sırıtıyordu.

“Şu yakışıklının kim olduğunu söyleyecek misin artık boncuk kızım?” diyerek sırıtmasıyla benimde gülesim gelmişti.

“Biri değil anne ya.” dediğimde bana inanmaz bakışlar atmıştı. “Yani önemli biri değil.” derken yüzüm tekrar düşmüştü. “En azından onun için ben öyleyim sanırım.” diye mırıldanmıştım.

“Sen şunu bir anlat bakalım, önemli olup olmadığına birlikte karar verelim.” derken elimden tuttuğu gibi beni salona çekerek ikimizi de yan yana koltuğa oturtmuştu. “Şimdi gevemelemeden anlat.” dediğinde sesi bu sefer oldukça ciddi duyulmuştu.

“Kendisi yeni korumam.” diye fısıldarken bir yandanda kapıya doğru bakmıştım, abimin verdiği işi yaptığını biliyordum ama çokta belli olmazdı.

“Şu uzun boylu, yakışıklı olan mı?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım, ondan iyisi gördüğüm kadarıyla pek yoktu. “Ee, ne olmuş ona?”

“Abimle dövüş çalışmışlar sanırım, biz sonuna denk geldik ama sonda konuşmalarını duyduk.” derken düşen yüzümle bakışlarımı kaçırmıştım. “Patronuma yan gözle bakacak kadar şerefsiz değilim dedi ve patronu olarak benden bahsediyordu.” dediğim sırada annemin eli çenemi bulurken bakışlarımı tekrardan ona çevirmemi sağlamıştı.

“Tek engel patronu olman mıymış?” demesiyle kaşlarım çatılırken anlam verememiştim.

“Nasıl yani?” dediğimde annem gülmeye başlamıştı.

“Sen bu çocuğa karşı ne hissediyorsun bakayım?” dediğinde başımı hızla geri çekerek elinden kurtarmıştım.

“Ne hissedeceğim canım? Hiçbir şey.” derken kollarımı göğsümde bağlayıp önüme dönerek arkama yaslanmıştım. “Yani sadece çok yakışıklı ve onunla konuşmak keyifli, bir de gözleri sanki insanı içine çekiyor gibi. Her baktığımda daha çok bakasım geliyor.” diye mırıldanırken yerdeki halıya dalıp gitmiştim.

“Ben anladım.” diyen annemle gözlerimin önünde beliren sima yok olurken hızla sırıtan anneme dönmüştüm.

“Neyi anladın ki şimdi? Ben hiçbir şey anlamıyorum ama.” diye yakınırken annem elini dizime atarak bana yaklaştı.

“Çocuk kötü bir şey söylememiş kızım, tam aksine açık kapı bırakmış. Yani hoşuna gidiyorsun ama sana yaklaşmamasının tek sebebi patronu olman, anladın mı şimdi?” demesiyle her cümlesinde yüzüm biraz daha gülerken yaslandığım koltuktan ayrılmıştım.

“Yani ilgisini çekmiyor değil miyim?” dediğimde annem bana imalı bir bakış atarak omzunu silkmişti.

“Bilemem kızım, nasıl olsa sende çocuktan hoşlanmıyorsun. Konuşmaya gerek yok.” dediğinde adeta içim içimi yemeye başlamıştı, deli gibi konuşmak isterken nasıl susardım ki?!

“Ama anne…”

“Yukarı çıkarken yüzü kötü gibiydi.” diyen annem hızla sözümü kesmişti. “Üstteki banyonun sağ alt dolabında da herhalde bir ilk yardım çantası vardı, keşke birisi gitsede çocuğun yarasına baksa.” diyerek ayaklanan annemle gözlerim kısılmıştı, bunu anlamıştım. Yanına gideyim diye bilerek yapmıştı!

O esnada vurulan kapıyla bende hızla ayaklanırken kapıya yönelmiştim ki mutfağa doğru giden anneme döndüm.

“Bunu anladım!” diye arkasından bağırdığımda gülmüştü.

“Hele şükür!” diye o da bana seslendiğinde gülerek kapıya koşmuştum.

Daha sert vurulmaya başlayan dış kapıyı hızla açmıştım ki aniden içeri dalan abimle kaşlarım havalanmıştı. Benim daha soru sormama bile fırsat vermeden ayakkabılarını giydikten sonra hızla yengemin de ayakkabısını ve montunu alıp geldiği gibi koşarak tekrardan arabaya dönmüştü. Sırıtarak peşlerinden bakarken yola koyulan arabayı izlemiştim, arabanın içinde sırıtan yengeme bakılırsa sanırım güzel bir sürpriz vardı.

Gülerek içeri girip kapıyı arkamdan kapattıktan sonra sırtımı bir süre demir kapıya yaslayıp merdivenlere doğru bakmıştım. Cephanelik denen yerin evin neresinde olduğunu bilmiyordum ama annem üste çıktığını söylediğine göre orada bir yerdeydi ve yüzü gerçekten de biraz dağılmıştı, insaniyet namına biraz yardımdan bir şey olmazdı. Hem bu sayede annemin sözlerinin gerçek olup olmadığına bakabilirdim.

Hızla yaslandığım kapıdan ayrıldığım gibi merdivenlere koşarken annemin kapının eşiğinde gülerek beni izlediğini görebilmiştim ama umursamadan yoluma devam ettim. Merdivenlere çıktığım gibi ilk durağım banyo olmuştu, hızlıca annemin dediği dolaba giderek ilk yardım kutusunu alıp banyodan çıkmıştım ama hatırladığım detayla duraksadım. Cephanelik odasını bilmiyordum.

Uzun koridorla öylece bakışırken kapalı olan kapılarda teker teker göz gezdirmiştim, gündüz vakti olduğu için henüz ışıkları da açık değildi. Elimdeki kutuyla yavaşça koridorda ilerlemeye başladım, illaki bir ses gelecekti. Koridorda ilerlerken her kapının önünde durup içeriyi dinlemeye çalıştım ama lanet olsun ki hiçbirinden ses duyulmuyordu, hatta çıt bile çıkmıyordu. Tam koridordaki son odanın önünde duraksayıp öncekilere yaptığım gibi kulağımı kapıya dayamıştım ki omzumda hissettiğim dokunuşla dudaklarımdan bir çığlık kaçarken hızla arkamı döndüm.

“Maria hanım, korkutmak istememiştim.” diyerek hızla geri çekilen korumayla derin bir nefes aldım, bu kapımda bekleyen diğer korumaydı. Biraz gevşek bir tipti. “Seslendim ama duymadınız.”

“Yok, şey…sorun değil.” diye kekelediğim esnada arkamdaki kapının sertçe açılması ve aniden görüş açımı kapatan iri omuzlarla bakışmam bir olmuştu.

“Ne yaptın lan kıza?!” diye adeta kükreyen Han’la bakışlarım sıkıca kolumdan tutarak beni arkasına sabitleyen parmaklarına kaymıştı, canımı acıtacak kadar sert değildi ama yanından ayrılmama izin vermeyecek kadar sıkıydı.

“Ben ne yapacağım lan? Dalmış, seslenince duymadı.” diyen diğer koruma da sinirlenmişti.

“O yüzden mi çığlık attı?” derken hızla adamın yakasına sarılan elleriyle parmakları kolumdan ayrılmıştı. “Bak, seni yamulturum oğlum!” diye bağırdığı sırada tenimden ayrılan teniyle girdiğim transtan çıkarak etrafıma bakınmıştım, sanırım şu an sessiz kalmam pek iyi sonuçlar doğurmayacaktı.

“Asıl sana ne oluyor Han? İkidir bize kafa tutmaya yer arıyorsun.” diyen koruma yakasındaki Han’ın ellerini itmeye çalışsada başaramamıştı. “Kuralları hatırlıyorsun değil mi?” dediği esnada sonunda kendine gelen zihnimle hızla Han’ın arkasından çıkarak adamın yakasını kavrayan ellerinden birini tuttum.

“Adam haklı, sadece dalmıştım ve geldiğini duymadım.” diyerek hızla bir açıklama yaparken bakışlarım sertçe bakan siyah gözlerine tutunmuştu. “Kavga edeceğiniz bir olay yok.” derken sesimi sakin tutmaya çalışmıştım, ortam zaten yeterince gergindi. Daha fazla germeye gerek yoktu.

“Ben sana bir daha seni bu kızın yanında görmeyeceğim demedim mi lan? Ne işin var senin hala burada?!” diyen Han’la kaşlarım hızla havalanırken onun sinirden benim varlığımı bile unuttuğu belli oluyordu, sadece karşısındaki diğer korumaya bakıyordu.

“Sen kimsinde ben senin sözünü dinleyeceğim lan? İki iş verdiler diye kendini aileden mi saydın?” diyen adamın bakışları bana dokunduğunda sinirle bakan yüzü hızla değişirken dudakları kıvrılmıştı. “Ya da kuralları çoktan çiğnedin mi?” demesiyle bu sefer kaşlarım hızla çatılırken benim bakışlarım da sertleşmişti, sakinlik buraya kadardı.

İma ettiği iğrenç detay tüm sinir hücrelerimi uyandırırken boştaki elim tuttuğu kutuyu sıkıca kavramıştı. Hiç kimse bana fahişe imâsında bulunamazdı!

“Lan seni var ya…” diyerek hızla adama atılan Han’la elimi elinden ayırıp tersini göğsüne yasladım, bu onu durdurup bana bakması için yeterli olmuştu.

Bakışlarım hala sırıtarak bana bakan adamda gezinirken elimin tersiyle göğsüne iki kez hafifçe vurduğumda ne istediğimi hızlıca anlayıp adamı sertçe bıraktığı gibi geriye doğru bir adım atmıştı. Adamın bakışları ikimizin arasında gidip gelirken dudakları daha çok kıvrılmıştı, bu hareketi sinirimi daha çok gererken yavaşça Han’la onun arasına girip karşısına dikildim.

“Söylesene Han, tadı nasıldı? Belki bir el de bize verirsi…” demesiyle elimdeki kutuyu kafasına geçirmem bir olmuştu.

“Ben göstereyim sana tadımı.” derken kutuyu tekrar geçirdiğimde geriye doğru savrulmuştu, o esnada kutuyu sertçe yere fırlatıp elimi belime atarak silahımı aldıktan sonra hızla emniyetini kapattığım gibi alnına yasladım. “Nasılmış tadım?” dediğim sırada kanayan kaşı ve korku dolu gözleriyle elimdeki silaha bakakalmıştı.

“Estremamente delizioso.” (Son derece lezzetli.) diyen arkamdaki sesle kalbim sertçe göğsüme çarparken az önceki sinirimin yerini garip bir heyecan sarmıştı, dengelerimle nasıl bu kadar kolay oynayabiliyordu?

“Kızım, ne oluyor?” diye telaşlı bir edayla yanımıza gelen annemle derin bir nefes alarak kendime gelmeye çalıştım.

“Sorun yok anne, çürük bir meyve sadece.” derken tuttuğum silahı alnına daha çok yaslamıştım.

“Efendim ben gerçekten o sözleri Han’ı sinir etmek için söylemiştim, ciddi değildi…”

“Han.” diye seslenerek hızla karşımdaki şerefsizin sözünü kestim.

“Emredin hanımım.” demesiyle hitap şekli zihnimde çınlamıştı, bunu ilk kez söylemişti. Şimdilik umursamamaya çalıştım.

“Bunu nasıl bir koruma olması gerektiğini anlayana dek döv ve kapının önüne at.” derken karşımdaki adama daha çok yaklaşmıştım. “Kovuldun.” diyerek elimdeki silahla alnını sertçe geriye itip yana çekilmiştim ki Han’ın yumruğu öyle sertçe yanağına çarpmıştı ki bedeni hızla yere çarptığında silahımı tekrar belime yerleştirdim.

“Kızım, böyle gel.” diyerek bana elini uzatan annemle bakışlarım ona dönerken başımı olumsuz anlamda salladım.

“Korumam yanımda anneciğim, aşağı inebilirsin.” dediğimde annemin yüzü hafifçe düşerken havadaki elini yavaşça aşağıya indirdi, bakışları şerefsizin üstüne çıkan Han’a döndüğünde dudakları hafifçe kıvrılırken başını olumlu anlamda sallayıp arkasına dönerek merdivenlere yöneldi.

Bakışlarım Han’a kaydığında onu izlemeye başlamıştım, şerefsizi yerde bir süre yumrukladıktan sonra nefes nefese kalmış bir şekilde ayaklanarak yakasından tuttuğu gibi artık yüzü tanınmayacak hale gelen şerefsizi de kaldırmıştı. Sertçe tuttuğu korumayı merdivenlerden sürüklercesine indirdikten sonra kapıya yöneldiğinde bende merdivenin başına gelerek onu izlemiştim. Açtığı kapıyla şerefsizi sertçe bahçeye fırlattı.

“Kovuldu! Maria hanımın emri!” diye bahçedeki korumalara bağırdıktan sonra kapıyı sertçe şerefsizin yüzüne kapatıp arkasını döndüğünde bakışlarımız sanki karşıt mıknatıslar gibi birbirlerine tutunmuşlardı.

Siyah bakışları mavilerimi delip geçmek istercesine derinden bakarken hızla kapının önünden ayrılıp merdivenlere doğru adımlamaya başladı. Ellerim önümdeki trabzanları sıkıca kavrarken derince yutkundum, gözlerindeki bu anlamlandıramadığım bakışlarıyla bana doğru gelmesi hiç iyi hissettirmiyordu. Kalbim sanki birazdan ağzımdan çıkıp fırlayacakmış gibi hissediyordum.

Karşımda duraksayana kadar ikimizde ne tek kelime etmemiştik, ne de ben geri çekilmiştim. Öylece bana yaklaşan varlığını izleyip sözlerini kafamın içinde tartmaya çalışmıştım. O adama neden kuralı çiğnemediğini söylemişti? Kolaylıkla sözlerine karşı çıkabilirdi, buna rağmen neden sadece sinirlenmekle yetinmişti? Bu hareketi ne kadar profesyoneldi?

“Dediğiniz gibi kapı dışarı edildi.” diyen sesi düşüncelerimi sekteye uğratırken geriye attığım başımla karşıma dikilen adam gözlerine baktım. “Başka bir emriniz var mıydı?” derken kıvrılan dudaklarıyla sesi sebepsizce kulağıma oldukça muzip bir edayla söylenmiş gibi gelmişti.

“Var.” diyerek bir adım geriye çıkıp başımla arkayı işaret ettikten sonra hızla arkamı dönüp onun çıktığı odaya yöneldim.

Peşimden sessizce beni takip ederken koridorun kenarına fırlattığım ilk yardım kutusunu da alarak onun biraz önce çıktığı odaya girmiştim. Bakışlarım çevrede gezinirken buranın dümdüz ve beyaz renklerinde bir oda olduğunu görmüştüm, kaşlarım hafifçe çatılırken karşımdaki masaya ve hemen yanındaki dolaba baktım. Hani cephanelikte silah temizleyecekti, cephanelik neredeydi?

“Emriniz neydi?” diyen sesiyle o sıcak nefesini tıpkı mağazada olduğu gibi saçlarımın içinde hissetmiştim ama tek bir farkla, artık yanımızda alışveriş yapan müşteriler yoktu.

“Hani silah temizleyecektin?” derken sesimin titrememesi için tüm gücümle kendimi tutmuş olabilirdim.

Sözlerimle bedeni bana daha çok yaklaştığında artık cayır cayır yanmaya başlamıştım. Bakışlarım eskaza yanda hareketlenen ve yanımızdaki dolabı gösteren elini görmeseydi yüksek ihtimalle o söyleyene kadar gözlerim bile sabitlendiği yerden hareket etmezdi, o kadar kasılmıştım. Elini takip eden bakışlarım dolaba tutunurken son gücümle hızla ondan uzaklaşarak neredeyse koşar adımlarla dolabın kapağını tutup açtığımda beni ikinci bir küçük kapı karşılaşmıştı.

Gördüğüm detayla kaşlarım hafifçe çatılırken onu da açıp içeri girdiğimde bir an için gözlerime inanamamıştım. Kocaman bir odanın içi tamamen silahlar ve bombalarla kaplıydı, gerçekten de burası bir cephanelikti. Bakışlarım odada gezinirken yavaşça ilerlediğimde hemen odanın ortasında duran büyük masayı ve arkasındaki deri koltuğu yeni fark etmiştim, masanın hemen üstünde parçalanmış bir silah duruyordu.

“Eğer yardım etmek gibi bir düşünceyle geldiyseniz gidin, sizden yardım alacak değilim.” diyen sesiyle tekrardan abime söyledikleri zihnimde can bulurken omzumun üstünden sert bakışlarımı ona çevirdim.

“Neden yardım edeyim ki? Koruma değil misin sen? İşin bu.” diyen sert sesimle hızla önüme dönerek masaya ilerleyip elimdeki kutuyu sertçe masaya bıraktım.

Hem benden böylesine uzak durup hemde bir o kadar yakın olması sinirlerime dokunuyordu. Eğer gerçekten beni sadece patronu olarak görecekse bu kadar yaklaşamazdı, yaklaşmamalıydı…

“Öyle tabi, haklısınız.” diyen mırıltısıyla gözlerimi devirerek kutuyu açıp içine bakınmıştım, klasik ilk yardım malzemeleri vardı.

Bir mafya karısı olarak eğitilmenin bazı iyi yanlarından biri de buydu, eve ne zaman yaralı geleceği belli olmadığı için dikiş atmaya kadar giden ilk yardım bilgim vardı. İtalyan mafyası adamlarına çok değer verirdi!

“Her zamanki gibi.” diye ağzımın içinde konuşurken elime aldığım birkaç eşyayla ters bakışlarım tekrar ona döndü. “Otur şuraya.” dedim başımla yandaki koltuğu göstererek.

“Bu ne?” derken o da başıyla kutuyu işaret etmişti.

“Neye benziyor? Dağılan suratın için ilk yardım.” dediğimde bana dönen siyahları sanki daha çok kararmıştı, derince yutkunurken bakışlarını hızla kaçırdı.

“Bu çok yanlış, ben hallederim.” demesiyle tüm sinir sistemim alt üst olmuştu, sertçe kutunun kapağını geri kapattığımda ses odanın içinde çınladı.

“Ne o, yoksa patronun olarak buna da mı hakkım yok?” diyen sert sesimle bakışları hızla bana döndüğünde sinirden ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.

Bana karşı ilgisi olduğu falan yoktu, sadece patronu olduğum ve küçük bir kız olduğum için iyi davranıyordu. Hepsi sadece buydu ve mal gibi yine her şeyi yanlış anlamıştım.

“Duydun.” diyen mırıltısı daha çok kendine açıklar gibiydi, kafamı iki yana sallayıp kendime gelmeye çalışarak derin bir nefes aldım.

“Neyse, çok saçmaydı zaten. Haklısın, sen halledersin.” dedikten sonra hızla yanından geçip kapıya yönelecekken bileğimi saran parmakları beni sertçe kendisine çektiğinde bedenim bedeniyle buluşmuştu.

“Ne kadarını duydun?” demesiyle kaşlarım daha çok çatılırken boştaki elimi sertçe göğsüne çarpmıştım.

“Çabuk bırak beni!” diye bağırırken göğsüne tekrar vurmuştum ki o bileğimi de yakalayıp iki elimi de arkadan belime sabitledi.

“Maria.” diyen boğuk mırıltısı adeta kafamın içinde can bulurken kalbim tekrardan rayından çıkmıştı. “Korumalık görevimi iptal et, lütfen.” dediğinde tüm hislerle beraber heyecanımda yok olmuştu, tek amacı hala göreviydi. O sadece görevinden sıkılmıştı, ben kimin umrundaydım ki zaten?!

“Etmiyorum.” dedim sert bir sesle, hemen ardından ise bileklerimi sertçe kendime çektiğimde zorlamadan bırakmıştı. “Madem bana yakın olman senin şerefsiz olmanla eşdeğer, o zaman uzak dur benden.” derken onu göğsünden geri ittiğimde bir adım geri çekilmişti. “Sadece işini yap, yoksa az önceki meslektaşın gibi kapıyı boylarsın.” diyerek hızla masanın üstündeki silah parçalarını itmemle yeri boylamışlardı, hemen ardından ise arkamı döndüğüm gibi odayı terk etmiştim.

Gözlerimden birer damla yaş süzülürken kendi aptallığıma kızarak koşar adımlarla evden de ayrılıp bahçedeki arabalardan birine geçmiştim. Başımla işaret verdiğim koruma hızla sürücü tarafına geçerken bende kollarımı göğsümde bağlayarak arkama yaslandım, artık bu kadar çocukluk yeterdi. Bende büyüyecektim, büyüyecektim ve ablamın omuzlarındaki yükü az da olsa almaya çalışacaktım. Saçma salak duygularla artık işim olmazdı…

~~~~~~~~~~~

Niran Karsoylar…

Kalbim bu denli mutluluk ve heyecanla çarpmayalı ne kadar olmuştu? Onsuz tek bir gün bile seneler gibi geçerken çektiğim acı dolu günler bir ömür gibi hissettirmişti ama hepsi geride kalmıştı, o artık yanımdaydı ve ben artık dünyanın en mutlu kadınıydım. Çünkü onunla olmak tam olarak bu demekti, sizi tıpkı bir prenses gibi hissettirmek için elinden gelenin fazlasını bile yapıyordu.

Ona yaslanmış şekilde akıp giden yolu izlerken bir yandanda odunsu kokusunu ciğerlerime hapsediyordum. Bugün yaşadığımız her şey o kadar tuhaftı ki hormonlarım ve duygularım el ele vermiş içimde cirit atıyorlardı. Önce bebeğimizin kalp atışlarını dinlemenin mutluluğunu yaşarken şimdi ise ani bir kararla Fransa’ya gidiyorduk, kalbim bile ne hissetmesi gerektiğini kestirememişti.

Araba havaalanına doğru giderken Vidus’ta bir yandan telefonuyla hızla birilerine mesajlar yolluyordu, en son baktığımda Arhan’a yazdığını görmüştüm. Sanırım yanımıza çağırmıştı ama ne için olduğunu bilmiyordum, çokta umrumda olduğu söylenemezdi. Artık sadece mutluluğun tadını çıkarmak istiyordum, geri kalan tüm dünya umrumda değildi. Sadece o ve ben vardık, ailemizde güvendeyken geri kalan şeyleri önemsemek için bir sebebimiz yoktu.

“Ne düşünüyorsun bakalım?” diyen sesiyle derin bir nefes alırken yolu izlemeye devam etmiştim.

“Aslında hiçbir şey düşünmüyorum, sadece mutluluğa odaklandım.” dediğim sırada dudaklarını başımda hissetmiştim.

“Ömrümüzün sonuna kadar böyle hissetmen için çabalayacağım mia bella.” dediğinde tüm bedenim o tanıdık sıcak hisle sarmalanmıştı.

“Biliyorum resimlerimin adamı.” derken karnıma sarılı elini daha sıkı kavradım.

“Artık bu lakabı hak etmiyorum sanırım.” demesiyle kaşlarım hafifçe çatılırken başımı geri atıp ona bakmıştım.

“O da nereden çıktı?” dediğimde dudaklarındaki gülümsemesiyle beni izlemeye devam etmişti.

“Çünkü artık hiç çizmiyorsun beni.” derken yalancı bir üzgünlükle dudaklarını büzdüğünde bende gülmeden edememiştim, bu hali gözüme aşırı tatlı gelmişti.

“Ay çen ona mı üzüldün?” diye gülerek yaslandığım bedeninden ayrılıp ona döndüm, ellerim yanaklarına sarılırken bana aynı şekilde bakmaya devam etmişti.

“Yaptığın tuvallere de baktım, hepsi sadece ödevler.” demesiyle dayanamayarak kahkaha atmıştım.

“Sen iste yeter ki sevgilim, ben senin her halini çizerim.” derken ona yaklaşıp dudaklarına küçük bir öpücük bırakmıştım.

“Her halimi mi?” diyen sesi muzipleşirken burnumu hafifçe burnuna dokundurdum.

“Onu zaten yapmadık mı?” derken benim sesimde cilveli bir tona bürünmüştü, arabayı kullanan şöförle aramızda olan ses geçirmez bölmeye güvenerek rahat rahat konuşabiliyordum.

“Hayır, orada sadece ben vardım.” diyerek belimdeki eli beni biraz daha kendine çekip bedenimi bedenine yaslamıştı. “Kendini de benimle çizmeni istiyorum.” diyen boğuk sesi hızla kasıklarıma çarparken derince yutkunmam gerekmişti.

“İlk müsait anımızda deneyeceğim.” dediğimde verdiği ılık nefesi yüzüme çarpmıştı.

“Söz mü?” diyen boğuk ve hırıltılı sesi aklımı daha çok bulandırırken bakışlarım istemsizce dudaklarına kaymıştı.

“Söz…” dediğim sırada önümüzdeki bölmeye vurulmasıyla adeta yerimden sıçramıştım, şöför geldiğimizi belirtmek için vurmuştu.

Etrafıma bakınırken gülmeden edememiştim, tek bir yakınlığında bile tüm dünyayı kolayca unutabiliyordum. Öyleki duran arabanın bile farkında değildim. Gülerek ona döndüğümde onunda camdan dışarı baktığını görmüştüm, gözlerindeki muzip ifadenin yerini düşünceli bakışları sarmıştı.

“Herkesin içinde gitmekten rahatsız olursan kendi uçağımızla gidebiliriz serçem.” diyerek bakışlarını bana çevirdiğinde tek kaşım havalanırken gülmüştüm, sanırım rahatsız olan kişi daha çok oydu.

“Ama o zaman saklanmış olmayız.” derken elimdeki pasaportları hafifçe sallamıştım. “Hem merak etme, insanlar bizi yemezler Vidus’um.” diye dalga geçtiğimde bile yüzündeki ifade değişmemişti.

“Kuzgun adına yeni bir uçak alırım, hemde hemen.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı, şu zenginliğine hala tam olarak alışamamıştım.

“Hemen uçak alırsın?” dedim soran bir sesle.

“İstemen yeterli.” derken onunda dudakları kıvrılmıştı.

“Şu zenginliğin beni hala şaşırtmayı başarabiliyor.” dediğimde yüzü bana yaklaşırken alnını alnıma yaslamıştı.

“Bizim zenginliğimiz mia bella.” diyen sesiyle hafifçe gülmüştüm.

“İyi yere kapak attım desene.” dememle o da gülmüştü.

“O şeref bana ait signora.” derken dudaklarıma küçük ama etkili bir öpücük bırakmıştı. “Şimdi ne yazık ki gitmemiz lazım mia bella, yoksa uçağı kaçıracağız.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.

Dudaklarıma son kez bir öpücük bıraktıktan sonra geriye çekilip elini üstündeki ceketin cebine attığında onu izlemeye başlamıştım. Çıkardığı iki gözlük kabından birini bana uzattığında bakışlarım bulutlu havaya kaymıştı, güneş yokken güneş gözlüğü mü takacaktık?

“Gizlilik için mia bella.” dediğinde bakışlarım ona kayarken hafifçe gülerek kabı elinden almıştım, hızla açarak güneş gözlüğünü yüzüme geçirdim. “İçeri girdiğimizde Arhan ve Lavinia bizi tuvalette bekliyor olacak, onlarla kıyafetleri değiştireceğiz ve onlar sanki bizmiş gibi buradan ayrılacaklar.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.

“Yine her şeyi ayarlamışsın.” dediğimde dudaklarındaki sırıtışla güneş gözlüğünü yüzüne takmıştı.

“İşin içinde senin güvenliğin varsa her zaman mia bella.” derken sıkıca elimi tutarak yanındaki kapısını açmıştı, bende hemen ardından tuttuğum eliyle beraber dışarı çıkmıştım.

Havaalanına doğru yürürken saçlarımın yüzümü kapatmasına izin vermiştim, bu sayede dışarıdan bakan kimse yüz hatlarımı göremezdi. Çünkü Lavinia’nın aksine benim yanaklarım daha tombuldu, onun yüzü ise kemikliydi. Bu farklılığı gizlemek iyi olacaktı. Girişi hızla geçerken polislerin dikkatini çekmeden tuvaletlere doğru yönelmiştik. İçimde garip bir heyecan vardı, sanırım bu tür planlı işleri yapmayı özlemiştim.

Tuvaletin önüne geldiğimiz an kapıdaki arızalı yazısıyla bir süre bakışmıştım, hemen ardından Vidus hızla kapıyı açıp beni de peşinden sürükleyerek içeri girmişti. Arkamızdan kapıyı kapatıp üstündeki kilitle kilitlerken bakışlarım uzaktan sırıtarak bizi izleyen ikiliye kaymıştı, benimde dudaklarım kıvrılırken hızla Vidus’un elini bırakıp Lavinia’ya yöneldim. O da bana doğru adımladığında sıkıca sarılmıştık.

“Söylemişsin, en doğru kararı verdin.” diyen sesiyle gülerek geri çekildim.

“Sen bir de doktorla olan konuşmasını duysaydın.” dediğimde ikimizde gülmüştük.

“Tahmin edebiliyorum canım.” diyen Lavinia’yla aynı anda Vidus’ta hafifçe öksürerek boğazını temizlemişti.

“Siz ikiniz fısır fısır ne konuşuyorsunuz bakalım?” diyen Vidus’la bakışlarım ona dönerken gözlerim kısılmıştı.

“Özel şeyler.” diyerek sırıttığımda bu sefer gözleri kısılan o olmuştu.

“Senin benden saklı özelin olamaz mia bella.” derken belime sardığı eliyle beni hızla kendine çektiğinde bedenim bedenine yaslanmıştı, bu hareketi bile kalbimin hızlanması için yeterli olmuştu. Kesinlikle hormonların suçuydu!

“Yeğenimi ilk ben öğrendim ama, kudur.” diyen Lavinia’yla Vidus’un bakışları yandan ona dönerken bir eli belimden kayarak karnımı bulmuş ve hafifçe okşamıştı, sanki bebeğimize bir tür yanında olduğunu belli etmişti.

“Sende teyzesisin sonuçta, önemli değil.” demesiyle dudaklarım daha çok kıvrılırken bir elim karnımdaki elini bulmuştu, sinir etmek yerine sakince verdiği tepkisi tıpkı bir baba gibi hissettirmişti.

Normalde bir baba nasıl olur bilmiyordum ama şu an çok fazla böyle hissettirmişti. Tek bildiğim bir şey vardı ki o sadece bebeğimizin babası değildi, benimde tüm ailemdi…

“Öyleyim tabi.” diyerek gülen Lavinia’da Arhan’a sarıldığında hepimiz gülmüştük.

“Hayırlı olsun kardeşim.” diyen Arhan’la Vidus başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Sağol kardeşim.” diyen Vidus bir elini Arhan’ın omzuna atarak hafifçe sıkmıştı. “Bizimkilerde birlikte büyüyecek desene.” demesiyle Arhan’da gülmüştü.

“Ne yapalım? Senden kurtulamıyoruz ki.” diyen Arhan’la hepimiz gülmüştük.

“Hiç şov yapma şimdi, sen bensiz yapamazsın.” demesiyle Arhan yalandan yüzünü buruşturduğunda Lavinia gülerek bana uzanıp elimi tutmuştu.

“Size kalırsak uçağı kaçıracaksınız, daha hazırlanacağız.” derken beni çekiştirerek Vidus’tan ayırıp ikimizi de aynı tuvalet kabinine sokmuştu. “Kıyafetleri değiştirip perukları takacağız ve bitecek.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.

Elindeki paketi kenara bıraktıktan sonra ilk olarak üstündeki siyah kabanını çıkarmıştı, hemen ardından ise bordo elbisesinin arkasına uzandığında bende üstümdekileri hızlıca çıkarmaya başlamıştım. Kazağımdan ve kot pantolonumdan kurtulurken onun uzattığı elbiseyi aldığımda onu bir süzmeden duramamıştım, fiziği gerçekten çok güzeldi. Karın kaslarını teker teker sayabilirdim.

“Bordo takım güzelmiş.” diyerek sırıttığımda o da gülerek benim üstümdekileri işaret etmişti.

“Çok uyumluyuz.” diyen sesiyle gülerek bende üstüme bakmıştım, şans eseri bende bordo iç çamaşırı takımı giymiştim.

“Ne yapıyorsunuz siz içeri de?” diyen Vidus’un sesiyle eş zamanlı olarak kapı vurulduğunda Lavinia gülerek elindeki kazağı üstüne geçirmişti.

“Karını çalıyorum Diavolo.” demesiyle bende sırıtarak elbiseyi giyinmiştim.

“Karımdan uzak dur Duman.” diyen Vidus’la her ne kadar kahkaha atasım gelsede kendimi tutarak üstüme baktım, elbise üstüme tam oturmuştu.

“Doğru tahmin etmişim, bilerek birkaç beden küçük giymiştim.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı. “Bu böyle olmaz ama, biraz kilo alman gerek canım. Bebişin beslenmesi lazım.”

“Sözler bir yerden tanıdık geliyor.” diyen Arhan’ın sesiyle Lavinia hafifçe gülmüştü.

“Vaktinde aynıları bana da söylenmişti.” diyerek açıklama yaptığında başımı olumlu anlamda salladım.

“Yiyorum ki zaten.” dediğimde Vidus’un homurtusu duyulmuştu. “Yiyorum Vidus.” dedim sert bir sesle ama aynı zamanda sırıtmaya devam ediyordum.

“Tabiki karıcığım, yiyorsun.” diyerek hızla beni onaylamasına gülerken yandaki çantadan aldığı peruğu bana uzatan Lavinia’ya dönmüştüm.

“Önce şunu takacaksın.” derken fileye benzer bir şeyi elime vermişti, ardından kendisi de saçlarına geçirdiğinde bende aynı şekilde takmıştım.

Sonrasında çantadan siyah ve düz saçlı peruğu aldığımda zihnimde bir an için geçmiş canlanmıştı, saçlarımı her defasında düzleştirmeden durmazdım. Kıvırcık her bir tutamdan nefret ederken şimdi ise onun sevdiği her yanıma aşıktım ve tek sebebi oydu. Bana tekrardan hayatı sevdirmişti.

Lavinia ise eline aldığı kıvırcık tutamları başına geçirirken bende elimdeki peruğu takmıştım. Son düzeltmeleri de yaptıktan sonra eşyalarımızı alıp kabinden çıktığımızda bizi izleyen ikiliyle karşılaşmıştık, onlarda çok bir değişim yoktu. Zaten cüsseleri ve giyim tarzları oldukça benzerdi. Sadece Arhan’ın çoğunlukla dağınık bıraktığı saçları düzenli bir şekilde taranmıştı ve içinde kazak yerine Vidus’un siyah gömleği vardı.

“Nasıl olmuşum?” diyerek Vidus’a yöneldiğimde hızla belimden tutarak beni kendine çekmişti.

“Saçlar hariç harika bebeğim.” dediğinde ona yalandan sinirli bir bakış atmıştım. “Kıvırcıklarını her zaman daha çok seveceğim mia bella.”

“Sana dağınık yakışmış ama.” diyerek saçlarını işaret ettiğimde Arhan’a ters bakışlar atmıştı.

“Saçlarımın içine etti.” demesiyle hafifçe gülerek Arhan’a dönmüştüm.

“Asıl benim bu halim ne lan? İnek yalamış gibi.” diyen Arhan’la Lavinia gülerek onun saçlarını düzeltmeye başlamıştı. “Ama sana çok yakışmış Sâye’m.” derken az önce somurtan yüzü adeta ışıldamıştı.

“Can’a kesinlikle bir resim atmalıyım.” diyerek gülen Lavinia’yla Arhan’da gülmüştü, zaten bir tek karısına gülüyordu.

“Atarsın karım, hatta istersen direk yanına gideriz. Turgay’ların evi ona yakın zaten.” diyen Arhan’la Lavinia başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Olur Araf’ım, birde giderken markete uğramalıyız. Bezler azalmıştı.” dediğinde bir an için bakışlarım karnıma düşmüştü, bundan aylar sonra bizimde böyle tatlı dertlerimiz olacaktı.

“Biliyorum güzelim, siparişini vermiştim zaten. Eve gelmiştir çoktan.” diyen Arhan’la bakışlarım tekrar onlara dönerken Vidus sıkıca bana sarılmıştı.

“Bunları yaşamamıza çok az kaldı mia bella.” diyen fısıltısıyla nefesi kulağıma çarptığında hafifçe kıkırdamıştım.

“Evimizde koşturan bir ufaklığa az kaldı.” dediğimde o da gülmüştü.

“Hemde çok az kaldı serçem.” derken dudaklarını başıma bastırmıştı.

“Dua edin, sizinki ikiz değil.” diyen Lavinia’yla ikimizde gülmüştük. “Biri susarken diğeri ağlamaya başlıyor, ben adliye de bu kadar yorulmadım canım.” demesiyle Arhan dudaklarını Lavinia’nın yanağına bastırmıştı.

“Ve o iki ağlak şu anda başka bir evde uyuyorlar mia dea, hemen gitmeliyiz.” (…tanrıçam) dediğinde Lavinia’nın gözleri korkuyla irileşmişti.

“Uyanmadan evde olmalıyız.” diyen Lavinia’yla Arhan gülerek başını olumlu anlamda sallamıştı. “Hadi bize müsade gençler, size de şimdiden mutluluklar ve bolca iyi eğlenceler.” diyerek bize dönen Lavinia Arhan’la birlikte kapıya yönelmişti ki yanımda duraksayarak aniden bana sarıldığında kollarım öylece havada kalmıştı. “Sende rahat olabilirsin canım, içine girmediği sürece sıkıntı yok.”

“Lavi!” diye sinirle bağırarak geriye çekildiğimde benim aksime kahkaha atarak hızla çıkışa yönelmişti.

Bakışlarımı hiç Vidus’a çevirmeden tuttuğum eliyle bende kapıya yöneldiğimde sesi çıkmamıştı, her ne kadar buna şaşırsamda tuvaletten çıktığımız anda verilen anonsla sebebini anlamıştım. Geç kalmak üzereydik. Koştur koştur pasaport ve bilet kontrollerini yaptırarak son dakika uçağa binmiştik, yanımızda herhangi bir valiz olmadığı için her şey daha rahat olmuştu. Kıyafetleri yüksek ihtimal gittiğimiz yerden alacaktık.

Bizi yönlendirilen hostesle yerimize geçtiğimizde içten içe gülmeden edememiştim, burada bile biletleri business almıştı. Adam varlığını göstermeyi seviyordu, yapacak bir şey yoktu. Geniş koltuklara yayılırken üstümdeki kabanı çıkartıp kucağıma koymuştum, üzerimdeki elbisenin kolları tamamen dantelden ve dar olsada geri kalan kısımları kadife gibiydi. Oldukça hoşuma gitmişti.

“Duman’ın söylediğini duydum.” diyen sesiyle nefesi boynuma çarptığında kuruyan boğazım yüzünden yutkunmam gerekmişti.

“Biliyordun zaten.” dememle dudaklarını boynuma bastırdığında derin bir nefes almıştım.

“Yine de senden duymak daha çok hoşuma gider.” diyen boğuk sesiyle kasıklarım alev alırken dişlerimi dudaklarıma geçirerek kendime hakim olmaya çalıştım.

“Çevremizde insanlar var Vidus.” dediğimde hissettiğimde ıslak diliyle bir elim hızla karnıma sarılı kolunu yakalamıştı.

“Söyle.” derken dudakları yavaşça kulağıma doğru yol almıştı. “Yoksa bu insanların içinde seni delirtirim mia bella.” dediği sırada karnımdaki eli yavaşça aşağıya inmeye başladığında hızla elini yakalayıp yerine sabitlemiştim, delicesine çığlık atmak isterken insan içinde yapamazdım.

“İçime girmediğin sürece sıkıntı olmayacağını söyledi.” diye hızla döküldüğümde hırıltılı nefesini duymuştum.

“Sadece bu gece için sana izin serçem, diğer geceler tenimi teninden ayırırsam cümle alem siksin beni.” dediğinde hafifçe gülsemde ateşi tüm bedenime yayılmıştı, üstüne atlamamak için kendimi zor tutuyordum.

“Emrin olur kocam.” diyerek ona döndüğümde dudakları kıvrılmıştı.

“Uslu karım benim.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakıp geri çekilmiş, ardından da beni göğsüne yatırmıştı. “Şimdi dinlenme vakti, çok koşturdunuz.” dediğinde benden çoğul olarak bahsetmesi sebepsiz yere hoşuma gitmişti.

“Sırtın nasıl?” dediğimde dudaklarını başıma bastırdı.

“Çok iyi serçem, ilacım kollarımda olduğu için iyileştiler.” demesiyle dudaklarım daha çok kıvrılırken başımı hafifçe kaldırıp yüzümü boynuna gömdüm.

“İlacın senden hiç ayrılmayacak Kuzgun’um.” dememle gülüşünü duymuştum, çakma ismiyle hitap etmiştim.

“İstesende bırakmam zaten Alina’m.” dediğinde gözlerim kapanırken son duyduğum sözler bunlar olmuştu…

~~~

Yüzüme çarpan rüzgarla başımı yasladığım sıcaklığa daha çok saklanmıştım. Uyku hala pençelerini üzerimden almazken gözlerimi zor bela açarak çevreme bakabilmiştim, Vidus’un kollarındaydım ve yürüyordu. Gözlerimi sıkıca kapatıp açarak kendime gelmeye çalışırken hafifçe doğrulduğum sırada Vidus kucağındaki benimle birlikte bir arabaya binmişti.

“Bienvenue, monsieur Kuzgun.” (Hoşgeldiniz Kuzgun bey.) diyen yabancı sesle gözlerim tekrar kapanmıştı, üstümde bir yorgunluk vardı.

“Merci, nous allons à la tour Eiffel.” (Hoşbulduk, Eyfel kulesine gidiyoruz.) diyen Vidus’un sesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı, tabiki Fransızca da biliyordu.

“Oui, monsieur.” (Tabii efendim.) diyen yabancı sesle araba hareket etmişti.

Ben yol boyunca uyumuş muydum? Neredeyse dört saattir uyuduğum anlamına gelirdi ve hiç kabus görmemiştim, gerçekten o yanımdayken tüm dertlerim yok oluyordu. Başımı hafifçe yukarı kaldırarak tekrardan boynuna gömdüğümde bir şeyin kapanma sesi duyulmuştu, sanırım şöförle aradaki bölmeyi kapatmıştı.

“Uyanmış mı benim güzelim?” diyen sesiyle dudaklarım kıvrılırken bir elim sıkıca ceketinin yakasına tutunmuştu.

“Hıhı.” diye bir mırıltı dudaklarımdan döküldüğünde gülüşünü duymuştum.

“Sanırım seni kaçırdığımı düşündüler.” dediğinde bende gülmüştüm, uçaktan beni kucağında indirip öyle çıkardığını düşünürsek gayet mantıklı bir düşünceydi.

“Öyle zaten.” derken gülerek ondan hafifçe uzaklaşarak gözlerimi aralayıp beni izleyen ateş bakışlarına bakmıştım.

“Seni kaçırmak benim için bir onurdur karım.” demesiyle hafifçe kıkırdamıştım. “Ne güzel uyudun sen öyle serçem.” derken elleri yanaklarıma sarıldığında bende ellerini tutmuştum. “Günaydın güzelim, günaydın canımın içi.”

“Gece de uyumuştum aslında, şimdi niye bu kadar uyudum ki?” derken bir elimle gözlerimi ovuşturduğumda hayranlıkla beni izlediğini görmüştüm.

“Bu zamanlarda olurmuş mia bella, birazcık enerjini çalabilirmiş.” diyerek o da bir elini karnıma koyduğunda gülerek tekrar ona sarılmıştım.

“Katlanacağız artık.” derken benimde elim karnımdaki elini bulmuştu. “O iyi olsunda ben hep uyurum, bir şey olmaz.”

“Bende sizi hep taşırım o zaman mia bella.” dediğinde hafifçe gülmüştüm.

“Yaraların hala iyileşmedi resimlerimin adamı, öyle taşıyıp duramazsın.” dediğimde dudaklarını başımda hissetmiştim.

“İyileşti dedim ya serçem, sen bana inanmıyor musun yoksa?” demesiyle hafifçe geri çekilip gözlerine inanmaz bakışlar attım.

“Hastaneden çıkalı kaç gün oldu daha inatçı kocam?” dememle başı hafifçe yana eğilmişti.

“Günler değil, yanımdaki önemli.” dediğinde sırıtarak ona bakıp gözlerimi yüzünde gezdirdim, dinç duruyordu. Sanırım ben uyurken o da uyuklamıştı.

“Ah! Senin şu romantikliğin.” diyerek güldüğüm sırada araba durduğunda bakışlarım çevreye kaymıştı.

“Romantikliği henüz yapmadığım mia bella, sadece gerçekleri söylemiştim.” derken onunda bakışları dışarı kaymıştı. “Ama birazdan yapacağım.” diyerek beni yavaşça yan tarafa bırakarak tek kelime etmeden arabadan çıktığında şaşkınlıkla arkasından bakmıştım, neler oluyordu?

Hızla bende ardından dışarı çıktığımda karşımdaki Eyfel kulesiyle öylece kalakalmıştım, tüm heybetiyle karşımda dururken saçlarımı uçuran rüzgarla başımda peruğun olmadığını bile yeni fark etmiştim. Bakışlarım ona kaydığında ise dudaklarım kıvrılırken hızlı adımlarla ona yöneldiğim sırada yavaşça dizlerinin üstüne çökmesiyle kaşlarım havalanmıştı.

“Tüm mutlulukları seninle yaşamak, hayatımın her evresinde sen ol istiyorum.” derken elindeki kutuyu açtığında gülerek ona bakıyordum. “Bir an olsun senden ayrılmamak, her saniyemi seninle geçirmek istiyorum.” dediği sırada çevredeki herkes etrafımıza toplanmıştı. “Sana deliler gibi aşığım ve bu ömrümün sonuna kadar değişmeyecek mia bella.” dediği sırada çevremizdekiler alkışlamaya başlamışlardı. “Evlen benimle minik serçem, tekrar ve tekrar evlen benimle güzeller güzelim!”

“Sen delisin.” diye gülerken elimdeki yüzüğü gösterdiğimde gülerek o da omzunu silkmişti.

“Veux-tu m'épouser, ma belle?!” (Benimle evlenir misin güzelim?!) diyen sesiyle kalabalık daha çok coşmuştu, herkes hep bir ağızdan tek bir kelimeyi söylüyordu.

“OUI!” (EVET!) diyen seslerle ne demek istediklerini anlamıştım.

“Ouı!” (Evet!) diye bende bağırdığımda herkes alkışlarken Vidus ise hızla kalkarak bana sarılmıştı. “Sonsuza kadar evet sevgilim, hep evet.” dediğimde hafifçe geri çekilerek dudaklarını dudaklarıma yaslamıştı.

Kalabalık daha çok coşarken ben ise en mutlu anlarımdan birini yaşıyordum…

~~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonuuu!!!

Şu aralar biraz özleştik ha ne dersiniz???

Ama merak etmeyin, aksi bir durum çıkmadığı sürece artık buralardayımm…

Şimdi gelelim bölüme, Vidus’a tekrar ve tekrar aşık olmadık mı yaa?!!!

Peki ya Han’a ne demeli, Maria sanırım biraz yanlış anladı…

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Maria haklı mıydı???

Sizce bu Fransa gezimizde başımıza neler gelecek???

Ve son olarak sizde bu bölüm Lavinia ve Niran’ı shiplediniz miii??? :)

Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.

Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥☀️

Bölüm sonu

4 yorum