İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 46 · 32 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 46

45. DELİRTEN ÖZLEM

~Bölüm Şarkıları~

Sertap Erener~Ateşle Barut

Yalın~Aşk Diye

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!

Nasılsınız bakalımmm???

Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞

GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!

Bu arada wp kanalımızda mevcuttur, herhangi bir aksi durumda oradan bildiri yapıyorum. Link Instagram adresimde, buradan link atamıyorum. Bölüm sonunda sosyal medya hesaplarım yazıyor…

“Seni yazdım, her yere aşk diye. Kimse bilmez, kimse duyamaz. Bir kuş uçar kalbimden kalbine. Kimse görmez, kimse durduramaz…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

❤️‍🔥🎨☀️

~~~~~~~~~~

Yüzüme çarpan güneşin sıcaklığıyla uyanmayalı ya da huzurlu bir uyku çekmeyeli ne kadar olmuştu? O kadar zor günler geçirmiştim ki sanki gecelerim bile yine eskisi gibi bana haram olmaya başlamış gibiydi, gündüz yaşadığım acılar yetmezmiş gibi birde kabuslarımla uğraşıyordum ama bu gece farklı olmuştu. Gece sadece bir kere kabus görerek uyandığımı hatırlıyordum ama onun kollarında olmak beni öyle hızlıca sakinleştirmişti ki tekrardan uykuya dalabilmiştim.

Zaten senelerce süren kabuslarımı da dindiren o değil miydi? Varlığı bana o kadar iyi geliyordu ki uykumda bile güvenle doluyordum, onun yanında zarar görmeyeceğimi çok iyi biliyordum. Hala kapalı olan gözlerimle sırıttım, bebeğimizin de bunu bilmesini sağlayacaktım. Babasının nasıl güçlü bir kahraman olduğunu ona her an anlatacaktım, o da benim kadar babasına aşık bir çocuk olacaktı.

Aldığım derin bir nefesle tam gözlerimi aralayacakken gördüğüm kabusların ilk sahnesi zihnimde acı verici bir yavaşlıkla can buldu. Ya yine aynı kabusun içindeysem, ya gözlerimi açtığımda yine onu kanlar içinde görürsem? Göğsüme oturan yumru nefesimi keserken gözlerimi sıkıca kapatarak sırt üstü dönüp bir elimi yana uzattım, soğuk kumaşa çarpan elimle kalbim endişeyle göğsüme çarpmıştı. Ya asıl bunca zaman yaşadıklarım bir rüyaysa?

Onun hiç uyanmamış olma ihtimali zehirli bir ok misali kalbime saplanırken dolan gözlerimden akan bir damla yaşın yanağıma doğru yol aldığını hissetmiştim. Elimin altındaki soğuk kumaşı avucumun içine hapsederken kalbim adeta kulaklarımda attığı için hiçbir şeye odaklanamıyordum, nefes almaya çalışırken gözlerimi daha sıkı kapatmıştım.

“Mia bella.” diyen sesi uzaktan duyulurken yatağın sarsıldığını fark etmiştim, hemen ardından yanağıma yaslanan parmaklarını hissettim. “Buradayım serçem, yanındayım.” diyen naif sesiyle gergin bedenim hızla gevşerken derin bir nefes alabilmiştim.

Gözlerim yavaşça aralanırken yakınımdaki ateş bakışları telaşlı bir ifadeyle gözlerimin içine bakıyordu, hızla alıp verdiği solukları yüzüme çarparken alnıma düşen su damlacıklarıyla bakışlarım bedenine kaymıştı. Duştaydı ve saçlarında hala köpükler olduğuna göre aceleyle çıkmıştı ama buna rağmen beline beyaz havlusunu bağlamayı ihmal etmemişti.

“Ben…bağırdım mı?” diyerek tekrardan gözlerine baktığımda hafifçe kıvrılan dudaklarıyla başını olumsuz anlamda salladı.

“Seni dinliyordum.” derken yana dönerek kulağını gösterdiğinde içine gizlenmiş kulaklığı yeni fark etmiştim. “Soluk alış veriş hızın değişince…”

“Nefes sesimi mi dinliyorsun?” diyerek sözünü kestiğimde bakışlarını hafifçe kaçırmıştı. “Bunu ne zamandan beri yapıyorsun?” dediğimde derin bir nefes alarak o ateş bakışlarını tekrardan gözlerime dikmişti.

“Ses cihazı bileğinde olduğundan beri.” derken yüzüme biraz daha eğildiğinde ıslak tutamları alnıma çarpmıştı. “Soluklarını dinlemeyi seviyorum, yaşadığını her an duymak huzur veriyor.” diyen sesi adeta zihnimde çınlamıştı.

Yaşadığını her an duymak huzur veriyor…

Tıpkı benim gibi onunda aynı şeyden korktuğunu bilmek kalbimi amansız bir sevgiyle doldururken bir elim yavaşça yanağını bulmuştu, hafifçe okşarken başını elime doğru yatırıp yanağını avucuma sürttüğünde gözlerim daha çok dolmuştu. Neden ağladığımı bile bilmiyordum ama içimde deli gibi ağlama isteği vardı.

“Serçem, ne oldu? İstemiyorsan bir daha dinlemem güzelim, lütfen ağlama.” diyen korku dolu sesiyle yaşlar yanaklarımdan süzülürken başımı olumsuz anlamda salladığımda irice açılmış gözlerle bana bakıyordu.

“Ben…neden ağladığımı bilmiyorum.” derken burnumu çekerek ağlamaya devam etmiştim. “Çok güzel seviyorsun.” diye mırıldanırken gözyaşlarım daha çok hızlanmıştı.

“Serçem…” derken öylece duraksamıştı, o da ne yapacağını bilememiş gibiydi. “Bu güzel bir şey değil mi ama?” diye mırıldanırken sesi bile tereddütlüydü.

“Öyle.” diyerek tekrardan burnumu çektiğimde bakışları yavaşça karnıma kaydığı sırada dudakları hafifçe kıvrılmıştı.

“Sanırım sebebi anladım.” derken yanağımdaki elini çekerek hala yanağına yaslı olan elime getirip avucuma dudaklarını bastırmıştı, ardından elimi yavaşça kucağıma bıraktığında çatılan kaşlarımla ona bakıyordum.

Yavaşça aşağıya kaymaya başladığında gözyaşlarım bile kesilmişti, sadece ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Karnımın hizasına geldiğinde üstümdeki pijamayı hafifçe yukarı sıyırıp karnımı açıkta bırakmıştı, ardından bir süre öylece karnıma bakmıştı. Sanki bebeğimizi oradan bakınca görebilecek gibi duruyordu.

“Ne yapıyorsun?” diye merakıma yenik düşerek sorduğumda parmağını kaldırıp beni durdurmuştu.

“Sen niye anneyi üzüyorsun bakayım?” diyen sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılırken hafifçe dirseklerimin üstünde doğrulmuştum. “Böyle olmaz babacığım, annenin duygularından uzak dur. Hem o üzülürse bizde üzülürüz, yapma babacığım.” demesiyle gözlerim tekrardan hızla dolarken yaşlar yanaklarıma doğru süzülmüştü.

Yapma babacığım…

Sesi zihnimde çınlarken bir an için onu kucağındaki bebeğimizle hayal etmiştim, iri bedenine tezat oluşturacak bir miniği incitmemeye çalışarak kucağında gezdiriyordu. Dudaklarındaki gülümsemesiyle ona bakarken tıpkı şu anda bana dönen bakışları gibi gözlerinin içi gülüyordu, o çok güzel bir baba olacaktı. İkimizinde tatmadığımız bütün duygulara inat o çok iyi bir baba olacaktı, buna emindim.

“Söz verdi annesi, bir daha yapmayacakmış.” diyen sesiyle ağlarken bile gülmeye devam etmiştim.

“Peki bende şimdi babamıza sarılabilir miyim?” dediğimde başı hafifçe yana eğilirken hızla yukarı gelip kendini kollarımın arasına bırakmasıyla bende tekrardan yatağa uzanmıştım.

“Her zaman mia bella.” derken dudaklarını boynuma bastırmıştı. “Her zaman yanı başında olacağım canım karım.”

“Seni çok seviyorum.” diye mırıldanırken daha da sıkı sarılmıştım, öyleki ıslak ya da sabunlu olması bile umrumda değil.

“Bende sana aşığım mia bella, hemde sırılsıklam.” derken boynumdan çektiği başını yüz hizama getirip başını salladığında saçlarından akan sular yüzüne sıçramıştı, sırılsıklam derken yaptığı imayı anlamıştım.

“Ya Vidus, dur.” derken kahkahalarla gülmeye başlamıştım, bir yandanda gözlerimi sıkıca kapatarak sulardan kaçmaya çalışıyordum. “Sayende bende sırılsıklam oldum.” dediğim sırada hızlıca durduğunda gülüşlerimin arasında gözlerimi açarak ona bakmıştım, dudaklarında o tanıdık çapkın sırıtışı belirmişti.

“Görmeden inanmam.” diyen sesiyle gözlerim kısılırken yüzüme yalandan sinirli bir ifade yerleştirmiştim.

“Sapıksın Diavolo.” dememle gülüşü daha çok büyümüştü.

“Senin İtalyan aksanını yerim.” derken dudaklarıma hızlı ama etkili bir öpücük bırakmıştı. “Ayrıca evet, sapığınım mia bella.” diyerek sırıttığında bende gülmüştüm.

“Bir de pişkince kabul mü ediyorsunuz beyefendi?” dediğimde dudağından ayrılmayan gülümsemesiyle burnunu hafifçe burnuma sürttü.

“İşin içinde sen varsan her şeyin olurum serçem.” derken tekrardan dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı.

“O zaman size kötü bir haberim beyefendi.” dememle başı hafifçe geri çekilirken kaşları çatılmak üzere gibi bakmıştı. “Hislerimiz karşılıklı.” dediğimde tekrardan gülümsemişti.

“Bunun için size çok teşekkür ederim signora, beni dünyanın en mesut adamı ettiniz.” derken tıpkı eski zaman dizileri gibi konuştuğunda gülmeden edememiştim.

“Ne bu, İtalyan asıllı bir Yeşilçam karakteri mi?” derken kahkaha atmaya devam etmiştim.

“Ne oldu, beğendiremedik mi?” dediği sırada o da gülüyordu.

“Harika yaptın sevgilim, öyle ki tekrar aşık oldum.” dedim gülmeye devam ederken.

Bir süre sessiz kaldığında sakinleşen gülüşümle derin nefesler alarak bende ona bakmıştım, gözlerindeki hayranlıkla beni izliyordu. Tek kaşım havalanırken bu sefer ben onun yüzüne yaklaşıp gözlerine yakından bakmıştım, içlerindeki kızıl noktalar bu kadar yakından daha da belli oluyordu. Göz bebekleri öyle çok büyümüştü ki kızıl noktalar bile birazdan yok olacak gibiydi, gözleri neden bu kadar güzeldi?

O esnada göz ucuyla düşen beyaz havluyu görebilmiştim, belinden sıyrılan ıslak havlu çıplak bacaklarımın üstüne düştüğünde istemsizce derin bir nefes almıştım. Karşımda çırılçıplak kalmıştı ve bakmasam bile görebildiğim varlığı kasıklarımın sızlamasına neden oluyordu.

“Sevgilim.” diyen fısıltımla bakışları dudaklarıma inerken sesli bir şekilde yutkunmuştu.

“Hı…” diye mırıldadığında odağının tamamen kaydığını anlamıştım, sadece dudaklarıma bakıyordu ve bedeni öyle gergindi ki kendini zorla tutmaya çalıştığı her halinden belli oluyordu.

“Havlun düştü.” diye aynı şekilde fısıldadığımda kaşları hafifçe havalanırken ateş bakışları gözlerime tutunmuştu, kesinlikle düştüğünü yeni fark etmişti.

“Düşsün, sanki görmediğin şey.” demesiyle dudaklarım daha çok kıvrılmıştı, haklıydı.

“O zaman neden gelirken giydin?” derken ona biraz daha yaklaşabilmek için tekrardan dirseklerimin üstünde doğruldum, bu sayede dudaklarımız temas edecek kadar yakınlaşmıştık.

“Bazı yerlere hükmedemediğim için mia bella.” dediği sırada her kelimeyi söylerken dudakları dudaklarıma çarpmıştı, kendi kendime işkence hazırlamışım gibi hissetmiştim. “Aynı şu anda da yapamadığım gibi.” dediğinde neyi kastettiğini hızla anlamıştım, her ne kadar kendini geride tutmaya çalışsada pek yardımı olmuyor gibiydi.

“Aslında sana yardım…” derken bir elimi ona uzatmıştım ki elimi hızla havada yakalamıştı.

“Önce doktor mia bella.” diyerek yavaşça geriye bırakıp dudaklarıma hızla bir öpücük kondurduktan sonra geri çekilmişti. “Bir sorun olmadığını görmem lazım.” derken ne ara aldığını anlamadığım havlusunu tekrardan beline bağlamıştı.

“Ama bunun doktorla bir ilgisi yok ki.” derken bende uzandığım yerden kalkarak yatağın üstünde dizlerimin ve ellerimin üstüne gelip ona doğru emeklemiştim.

“Şimdi olmaz dedim serçem.” diyerek çenemi yakaladığı gibi beni yukarı çektiğinde yataktan ayrılan ellerim onun omuzlarına tutunmuştu. “Ama sonrasında durmamı istesende durmam mia bella, haberin olsun.” dediğinde dudaklarım kıvrılmıştı.

“Bunu isteyen genelde sen oluyorsun resimlerim adamı, ben değil.” diye mırıldanarak sırıttığımda onunda dudakları kıvrılmıştı.

“Aklımla oynamayı kes mia bella.” derken hala tuttuğu çenemden beni kendisine çekip dudaklarını sertçe dudaklarıma bastırmıştı.

Dudaklarına doğru kıkırdarken omuzlarındaki ellerimi yavaşça sırtına doğru götürmüştüm ki hissettiğim sargılarla tüm gerçeklik zihnimde çınlamıştı, kahretsin ki yaralıydı ve o yaralı haliyle duşa mı girmişti? Üstüne birde az önceden beri eğilip bükülüyordu, bu adam neden az da olsa canının acıdığını belli etmiyordu?!

“Vidus…” diye mırıldanarak geri çekildiğimde tekrar bana atılmıştı ki işaret parmağımı dudağına yaslayarak ona engel olduğumda çatık kaşlarıyla gözlerime bakmıştı. “Sen sırtındaki yaralarla duşa mı girdin?” diyen sert sesime rağmen yüzündeki hiçbir mimik değişmezken başını olumlu anlamda salladığında dudakları parmağıma sürtmüştü. “Hangi kafayla bunu yaptınız beyefendi?” dediğimde sesim daha da sertleşmişti ama o bunu da umursamadan dudaklarını aralayarak parmağımı dudaklarının arasına hapsetti.

“Sen uyurken Tunay geldi, sargıları değiştirdi.” derken parmağımı diliyle dudağının kenarına sıkıştırmıştı.

“Niye değiştirdi? Yaraların mı kanamıştı?” diye telaşlı bir edayla soruları sıraladığımda parmağımı hafifçe emerek başını olumsuz anlamda sallamıştı, bu hareketimle kasıklarım deli gibi sızlarken ona odaklanmaya çalıştım.

“Su geçirmez.” dediğinde kaşlarım hafifçe çatılırken yatağın üzerinde ayaklarımın üstüne kalkıp omzundan aşağıya sarkarak sargılara bakmıştım, gerçekten dediği gibi su geçirmez sargılardandı.

“Tamam o za…” dediğim sırada aniden beni kucağına almasıyla omuzlarına tutunmuştum. “Vidus!”

“Benim yüzümden sende sabunlandın mia bella.” derken beline sardığı bacaklarımla banyoya doğru ilerlemişti ki bakışlarım ıslanmış saçlarıma kaymıştı, sayesinde yıkanmış kadar olmuştum zaten!

Banyoya girdiğimizde beni yavaşça yere bıraktıktan sonra hafifçe omuzlarımdan tutarak ona sırtımı dönmemi sağlamıştı. Sessizce ona uyum sağlarken üstümdeki pijamanın sırt kısmını yukarı sıyırıp sırtımdaki yarama baktığında kaşlarım çatılmıştı, duşa birlikte girmeyecek miydik? Gerçi adam kendini tutmaya çalışıyordu, birde duşa girersek kasılmaktan en son patlardı herhalde.

Onsuz duşa gireceğim düşüncesiyle yüzüm istemsizce asılırken o ise yarama bakınıyordu, ben ise karşımdaki aynadan onu izliyordum. En sonunda dudaklarındaki gülümsemesiyle pijamamı tekrar aşağıya çekerken dudaklarını boynuma bastırmıştı ki ateş bakışları aynadaki gözlerimle çakıştı.

“Ulvi geçen gün sargıların hakkında konuşmuştu ama sargılar yok.” dediğinde başımı olumlu anlamda salladım.

“Kayra’ya sordum, çıkarabilirsin dedi.” dememle anladığını belirtircesine başını sallamıştı ki bakışları gözlerime tutundu.

Asık yüzümle tek kaşı havalanırken hafifçe geri çekilip beni kendine çevirdi, parmakları tekrardan çeneme sarılırken başımı geriye yatırıp ona bakmamı sağlamıştı.

“Şimdi ne oldu serçem?” diyen naif sesiyle omzumu silktim.

“Bir şey yok.” diye sessizce mırıldandığımda bu sefer kaşları hafifçe çatılmıştı.

“Bakarken yaranı mı acıttım?” dediğinde başımı hızla olumsuz anlamda sallamıştım. “O zaman ne oldu güzelim? Hadi, söyle bana.” diyen naif sesiyle daha çok nazlanasım gelmişti.

“Günaydın bile demeden gideceksin.” derken bakışlarımı kaçırıp kollarımı göğsümde bağlamıştım, şu an günaydının ne alakası vardı bilmiyordum ama bir anda aklıma gelmişti.

“Nereye gideceğim?” dediğinde sesinden bile gülmemek için kendini zor tuttuğu belli oluyordu.

“Başka banyoda duş alacaksın.” dediğimde kendimi hiç olmadığım kadar nazlı hissediyordum, sahi aniden nereden çıkmıştı bu naz?

“Buna mı bozulmuş benim güzel karım?” derken beni kollarının arasına çekip sıkıca sarıldığında yanağımı sert göğsüne yaslamıştım. “Günaydın günüm. Günaydın güneşim, gün ışığım.” diyerek dudaklarını başıma bastırıp derin bir nefes alırken bir yandanda sırtımı okşuyordu, sözleriyle dudaklarım tekrar kıvrılırken bende kollarımı ona sarmıştım. “Nazlanmak bile ne kadar yakışırmış benim güzelime.” diyen sesiyle hafifçe kıkırdamıştım.

“Günaydın.” diye cilveli bir tonda mırıldandığımda hareket eden göğsünden güldüğünü anlamıştım.

“Kuru bir günaydın mı sadece?” diyen eğlenen sesiyle başımı hafifçe geri çekip yüzüne bakmıştım.

“Günaydın kocam.” dememle gülüşü daha çok büyürken hızla başını eğip dudaklarını dudaklarıma bastırması bir olmuştu.

“Kocan yesin seni.” derken küçük öpücükler bırakmaya devam etmişti ve bende halimden gayet memnun bir şekilde sırıtıyordum ama kendini hala ne kadar zor tuttuğununda farkındaydım, onu bu kadar zorlamama gerek yoktu.

“İşin şakasındayım bu arada sevgilim, zaten kendini yeterince zorladın. Diğer banyoda duş alabilirsin.” dediğimde tek kaşı havalanırken beni aniden kaldırıp duşakabinin içine sokmuştu.

“Artık mümkün bile değil.” diyerek kendisi de girdiğinde derince yutkunmam gerekmişti.

“Gerçekten gidebilirsin Arjin’im, kendini çok kasıyorsun böyle.” desemde beni dinlemeden üstümdeki pijamamın eteklerinden tutarak yukarı sıyırıp tek bir hareketle başımdan çekip çıkarmıştı.

“Önemli olan sensin mia bella, gerisi umrumda değil.” derken ateş bakışları gözlerime tutunduğunda gülümsemiştim.

“O zaman günah benden gider.” diye mırıldanırken bir parmağımı belini saran havluya geçirdiğimde onunda dudakları kıvrılırken yüzüme eğildi.

“Sadece duş alacağız mia bella, uslu dur.” diyen boğuk sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılsada başımı olumlu anlamda sallamıştım.

Henüz bebeğimizin durumunu tam bilmiyorken bende bir şeyler yapmazdım ama bunun acısını sonrasında kesinlikle çıkartacaktım…

~~~

Hastane koridorunda ilerlerken içim garip bir heyecanla dolmuştu. Hızlıca duşumuzu aldıktan sonra hazırlanıp çıkmıştık ve Vidus gerçekten söylediği gibi asla o anlamda dokunmamıştı, sadece duş almıştık. Bu her ne kadar beni daha çok gersede hastaneye girdiğimizden beri hepsi yok olmuştu, tek düşündüğüm bebeğimizdi. Bir elim onun parmaklarına sarılıyken diğer elim ise karnımdaydı, içimdeki minik canlıyı mı görecektik? Bu gerçekten çok tuhaf hissettiriyordu, içimde bir canlı vardı!

Bir odanın önünde duraksadığımızda istemsizce Vidus’un elini daha sıkı kavramıştım, geldiğimiz doktor aynı zamanda Kayra’nın da bir arkadaşıydı ve ağzının sıkı olduğunu söylemişti. Henüz hamileliğimi duyurmak pek sağlıklı olmadığı için böyle bir önlem almak zorunda kalmıştık. Aldığım derin nefesle bakışlarım Vidus’a döndüğünde onun zaten beni izlediğini görmüştüm, beni bekliyordu.

“Sakin ol mia bella, onunda annesi gibi çok güçlü olduğuna eminim.” derken yüzüme düşen bir tutama uzanıp kulağımın arkasına sıkıştırmıştı.

“Biliyorum ama heyecanlıyım işte, onu ilk kez göreceğiz sonuçta.” dediğimde onun da dudakları kıvrılmıştı.

“Bende çok heyecanlıyım mia bella ve bunun için bence hemen girip onu görmeliyiz.” diyen heyecanlı sesiyle gülerek başımı olumlu anlamda salladığımda hızlıca yanağıma dudaklarını bastırıp kapıya uzanmıştı.

Aralanan kapıyla Vidus geçebilmem için kenara çekilmişti, tekrardan derin bir nefes alarak içeri girdiğimde masanın başında oturan kadın gülümseyerek ayaklandı.

“Niran hanımdı, öyle değil mi?” diyen sesiyle elini uzattığında başımı olumlu anlamda sallayarak elini sıkmıştım. “Bende doktor Ezgi, isterseniz hemen böyle geçebilirsiniz.” diyerek sedyeyi gösterdiğinde tekrardan başımı sallamıştım.

“Olur tabi ki.” derken doktorun elini bırakıp sedyeye yönelmiştim, yavaşça oturduktan sonra uzandığımda bile Vidus elimi bir an olsun bırakmamıştı. Hala sıkıca tutuyordu.

“Karnınızı açın lütfen ve gerilmeyin, en son baktığımızda gayet sağlıklıydı.” dediğinde tam karnıma uzanacakken Vidus benden hızlı davranarak elimi bırakıp kazağımı ve atletimi yukarı sıyırmıştı, hemen ardından ise tekrardan elimi tutarak geri çekilmişti.

Doktor bu hareketlerimizi sırıtarak izlerken açılan karnıma bir jel döküp elindeki makineyi karnımda gezdirmeye başladığında Vidus’un elini daha sıkı kavramıştım. Bir süre makine karnımda gezindikten sonra doktor makinede bir şeylere basmıştı, Vidus pür dikkat makineye bakarken benimde bakışlarım makinenin ekranına kaymıştı ki odayı dolduran kalp atışlarıyla sanki benimde kalbim sertçe göğsüme çarpmıştı.

“İşte miniğimiz burada ve oldukça sağlıklı gözüküyor.” diyen doktoru bile umursamadan gelen sesi dinliyordum, elimi tutan parmaklar sıkılaşırken ona döndüğümde dolu gözleriyle ekrana baktığını görmüştüm. Tıpkı bana baktığı gibi, hayranlıkla…

Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımda süzülürken dudaklarımdaki gülümsemeyle tekrardan ekrana baktığımda küçük bir karartı görmüştüm, Lavinia’nın bana verdiği ultrason görüntüsündeki gibiydi. Minicikti henüz ama bu küçük haline rağmen bana tutunmuştu, pes etmemişti.

“Ne kadarlık şu anda?” diyen Vidus’la bakışlarımı ekrandan ayırmadan sesi dinlemeye devam etmiştim, kalp atışları en az Vidus’un sesi kadar sakinleştiriciydi.

“Şu an tam altı haftalık, yani bir buçuk aylık kendisi ve tam olması gereken ölçülerde.” diyen doktor karnımdaki aleti çekmişti. “İsterseniz biraz da nelere dikkat etmeniz gerektiğini konuşalım.” derken yandan aldığı peçete yığınını bana uzatmıştı ki Vidus yine benden önce davranıp almıştı.

O karnımı silerken doktor ise sırıtarak ayaklanıp masasına geçmişti. İyice karnımdaki sıvıyı temizledikten sonra bakışları bana döndüğünde dolu gözlerimle ona bakmaya devam ediyordum, şu anda her şey o kadar güzeldi ki bu anın asla bitmesini istemiyordum.

“Sana onun çok güçlü olduğunu söylemiştim mia bella.” diyen sesiyle gülerek başımı olumlu anlamda salladım.

“Babasına çektiyse demek ki.” derken ondan tutunarak sedyede oturur pozisyona geçmiştim.

“Kesinlikle annesine benzediği için.” diyerek dudaklarını alnıma yasladığında kısa süreli gözlerimi kapatıp derin bir nefes almıştım, minik kalp atışlarını sanki hala duyuyor gibiydim.

Aralanan gözlerimle hafifçe geri çekilip üstümü düzelttiğimde Vidus’ta yüzüne ciddi bir ifade yerleştirerek doktora doğru dönmüştü, bir eli ise sıkıca yine elimi kavramıştı.

“Bir buçuk aylık demiştiniz değil mi?” diyen Vidus’la bakışlarım ona dönmüştü.

“Evet, tam altı haftalık.” dedi doktor gülümseyerek, nazik bir kadındı ve parmağında yüzük vardı.

“Biz o süre içinde cinsel ilişkiye girdik, bu bir sorun yaratır mı?” demesiyle her ne kadar yanaklarım ısınmaya başlasada sorulması gereken bir soruydu.

“Yüksek ihtimal henüz daha yeni tutunma aşamasında olduğu için bir sorun çıkmamış, sağlığı gayet yerinde. Merak etmeyin.” diyen doktorla derin bir nefes almıştım, o iyi olduğu sürece sorun yoktu.

“Ama sertti.” demesiyle gözlerim irice açılırken başım hızla ona dönmüştü. “Bir daha mı baksanız acaba? Emin olsak.” dediğinde yanaklarım daha fazla yanmaya başlarken bakışlarım doktora döndüğünde onun profesyonelce bana baktığını görmüştüm.

“Sancınız varsa isterseniz tekrar bakalım.” dediğinde başımı hızla olumsuz anlamda salladım.

“Hayır doktor hanım, ben gayet iyiyim. Sadece eşim biraz pimpirikli.” dediğimde Vidus’un yandan bakışları bana dokunmuştu.

“Evet, öyleyim.” demesiyle doktorla aynı anda gülmüştük. “Peki nelere dikkat etmemiz lazım?” dediğinde doktor ona dönmüştü.

“Bu dönemde ani duygu değişimleri sıkça görülür, hormonlardan dolayı buna engel olmak pek mümkün değildir. Sizinde anlayışlı olmanız gerekir.” diyen doktorla gülümseyerek yanımdaki adama dönmüştüm, hep yaptığı anlayışlı olmaktı zaten.

“Her zaman.” dediğinden doktorda başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Onun dışında bu dönemde üzüntüden ve gerginlikten olabildiğince uzak kalmaya çalışalım, çünkü unutmayın ki siz ne hissedersiniz bebeğinizde onu hisseder.” derken bu sefer bakışları bendeydi. “Ayrıca yeme içmenize de özellikle dikkat etmelisiniz, mideniz her ne kadar bulansa da dengeli beslenmeye lütfen özen gösterin. Alkol ve kafein içerikli ürünler de kesinlikle yasak ama bunu zaten biliyorsunuzdur.”

“Evet doktor hanım, biliyorum.” dediğimde doktor gülümseyerek önüne dönmüştü.

“O zaman size birkaç tane vitamin yazacağım, bunları düzenli olarak almayı ihmal etmeyin.” dediğinde derin bir nefes alarak ayaklanmıştım. “Aksi bir durumda, saat kaç olursa olsun beni aramaktan lütfen çekinmeyin.” derken bilgisayardaki işini halledip yandan reçeteyi alarak masanın köşesine bırakmıştı, üstüne ise yeni ultrason görüntülerini koymuştu. “Bu da kartım, numaram yazıyor.” diyerek kartını da koyduğunda hafifçe gülümseyerek başımı olumlu anlamda salladım.

“Çok teşekkürler doktor hanım.” derken masaya uzanıp koyduklarını almıştım.

“Birkaç şey daha sormak istiyorum.” diyen Vidus’la bakışlarım ona döndüğünde beni tekrardan yanına çekmişti.

“Hangi zaman aralığında ilişki yasak?” demesiyle gözlerimi belerterek ona bakmıştım, ben ne zaman konuyu kapatsam beyefendi inatla açıyordu.

“Merak etmeyin Niran hanım, biz bu sorulara alışkınız.” diyen doktorla mahçup bir ifadeyle ona bakmıştım, o ise gülümseyerek Vidus’a dönmüştü. “İlk ve son üç ay çok önermiyoruz beyefendi, bunların haricindeki zamanlarda da daha nazik olmanız iyi olur.” dediğinde yanaklarımın ısındığını hissedebiliyordum.

“Bu ilk ve son üç ay içinde orgazm olması da mı yasak?” demesiyle çaktırmadan kolunu çimdiklemeye çalışmıştım ama hiç umrunda değil gibiydi.

“Hayır, onda bir sıkıntı yok. Tam aksine bedeni rahatlattığı için annemizinde sakinleşmesinde yardımcı olur.” dediğinde Vidus’un dudakları hafifçe kıvrılmıştı.

“Peki parmak…”

“Aaa! Tamam, yeter bu kadar.” diyerek hızla sözünü kestikten sonra omzundan kapıya doğru itmiştim. “İyi günler doktor hanım, aksi bir durumda ben ararım.”

“O zaman bir ay sonra görüşmek üzere Niran hanım.” diyen doktorla gülümseyerek kapıyı açmıştım. “Ayrıca evet beyefendi, o da sorun değil.” diyen doktorla eş zamanlı olarak Vidus’u zorla dışarı çıkartmıştım.

“Sorularım henüz bitmemişti mia bella.” diyerek sırıtan Vidus’la kaşlarım çatıldı.

“Seni bıraksak detaylarına kadar anlatacaktın Vidus.” derken sinirli bir edayla önden ilerlemeye başlamıştım.

“Ee, hani doktordan utanma olmazdı?” dediğinde sesinden bile güldüğü anlaşılıyordu, birde dalga geçiyordu gıcık!

“O zaman gidip Tunay’a da soralım, en azından tanıdık.” diye sinirle konuşurken belimden tutularak döndürülmem bir olmuştu, çekişinin hızıyla bedenim hızla bedenine çarparken ellerim refleksle kollarına tutunmuştu.

“O hıyarla bu aynı şey mi mia bella?” diyen sert sesine bakılırsa alaycı hali yok olmuştu.

“Evet, o da doktor değil mi?” derken artık gülen taraf ben olmuştum.

“Ama branşı farklı.” dediğinde dudaklarım daha çok kıvrılırken ona yaklaşmıştım.

“Ama doktor.” dediğimde belimdeki eliyle beni daha çok kendisine çekmişti.

“O güzel dudaklarından bir erkek adı duymaya bile katlanamazken seninle ilgili güzel anıları mı ona anlatacağım mia bella?” derken yavaşça kulağıma eğilmişti. “Bunun için önce ölmesi gerekir.” demesiyle gülen yüzüm solarken içimde dolaşan kıskançlığı hissedebiliyordum.

Ellerim yakasına sarılırken sertçe yanımızdaki duvara doğru ittiğimde bana izin vererek duvara yaslanmıştı. Ellerimi yakasından ayırmadan hızla ona yaklaşıp parmak ucuna kalktığımda bakışlarım sertti, benim yapmamı istemiyorken o neden bir kadına anlatmıştı?

“O zaman sende bir kadına anlatmayacaksın.” derken yakalarını daha sıkı kavrayıp bana yaklaşmasını sağladım. “Merak ettiklerini benim sormamı isteyeceksin, anlaşıldı mı?” diyen sert sesimle dudakları kıvrılırken başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Emredersin signora.” diyen boğuk sesiyle sertçe geri iterek yakasını bırakıp arkamı döndüğüm gibi asansöre doğru ilerlemiştim.

Esasında odadayken kadını kıskanmamıştım, çünkü evliydi. Kapının üstünde iki soyadı yazıyordu ama kendisinin sinir olabileceği bir şeyi bana yapması beni daha çok sinir etmişti. Belki de doktorun dediği gibi hormonlardan dolayı böyle aniden gerilmiştim ama sonuçta o da biraz mantıklı davranabilirdi.

Gelen asansörle boş asansöre binip köşede durarak kapıya dönmüştüm ki önümdeki iri bedeni görüşümü engellemişti, kollarımı göğsümde bağlayarak gözleri hariç her yere bakmıştım. Çünkü biliyordum ki o ateş bakışlara baktığım an yumuşayacaktım ve hiçbir şey umrumda olmayacaktı.

“Bebeğimiz hakkında birkaç soru sormuştum sadece mia bella.” derken elleri iki yanımdan arkamdaki demiri tutarak beni kollarının arasına hapsetmişti. “Hem utanınca çok tatlı oluyorsun, kendimi durduramadım.” diyerek dudaklarını yanağıma bastırdığında bile ağzımı açmamıştım ama biraz daha böyle davranırsa kesinlikle yumuşardım. “Ayrıca kadın evliydi mia bella ve seninde bunu fark ettiğini biliyorum.” dediğinde bakışlarım refleksle hızla gözlerini bulmuştu.

“Tunay evlenince sınır kalkıyor mu yani?” dediğimde kaşları çatılırken hızla verdiği nefesi yüzüme çarpmıştı.

“Evet, Arhan hakkında bir şey diyor muyum?” demesiyle gözlerimi devirerek bakışlarımı çevirmiştim ki çenemi tutup beni tekrar kendisine çevirdi. “Şu hırçın hallerin sanki beni daha çok delirtmiyormuş gibi devam et mia bella, et ki hastaneden çıkamayalım.” dediği sırada açılan asansörün kapısıyla içeri başka hastalarda binmişti.

“Tamam, geri çekil. İnsanlar bindi.” diye fısıldamamı umursamadan aynı şekilde durmaya devam ettiğinde sertçe gözlerine bakmıştım. “Vidus, çekil.”

“Kolaysa it.” diyen boğuk sesi benim fısıltımın aksine gayet duyulur derecedeydi.

Göğsünden sertçe itsemde yerinden milim bile kıpırdamamıştı, öylece üstten sırıtarak bana bakarken yandaki teyzenin de bizi izlediğini fark etmiştim. Elindeki bastonunu yavaşça ortasından kavramıştı, tıpkı birazdan vuracak gibi tutuyordu. Tam havaya kaldırdığı bastonla sanki zaman çevremde yavaşlamıştı, bakışlarım bastona kayarken hızla Vidus’un kolunun altından geçerek bastonla arasına girip bastonu havada yakaladım.

“Eşim teyze, bir sorun yok.” dediğimde kadın şok içinde bana bakıyordu, bu kadar hızlı hareket etmemi beklemediği kesindi ama o baston sırtındaki yaralara çarpmak üzereyken duramazdım.

“Ay, kusura bakma kızım. Ben sana sarkıntılık etti sandıydım.” derken bastonunu geri çekmişti.

“Önemli değil teyzeciğim.” dediğim sırada açılan asansör kapısıyla hızla kendimi dışarı atmıştım.

“Kahraman kadınım benim.” derken belime sardığı eliyle beni kendine çektiğinde onu umursamadan yürümeye devam etmiştim.

“Sırnaşma Vidus, sana hala sinirliyim.” dedim net bir sesle.

“Tamam ama yanımda sinirli olsan, sen uzaklaşınca canım acıyor.” diyen naif sesiyle tüm sinirim hızla uçup yok olsada ona belli etmeden yanında ilerlemeye devam etmiştim. “Hem ben yaralı bir adamcağızım, acı bana.” demesiyle başımı aksi yöne çevirerek gülmüştüm, şebeğin tekiydi ya!

“İşine gelince yaralısın tabi.” dediğim sırada arabanın önüne geldiğimizde Vidus hızla kapımı açmıştı, tek kelime etmeden arabaya bindim.

O da hızla yanıma geldiğinde ikimizde arkada oturuyorduk, çünkü bugün sebebini anlamadığım şekilde şöförle gelmiştik. Umursamadan arkama yaslanıp cama dönmüştüm ki şöförle aramızdaki boşluğun kapandığını duymuştum, artık bizi hem göremez hemde duyamazdı.

“Acımayacak mısın?” diyen sesi tıpkı suçlu küçük bir çocuk gibi çıkmıştı ama yine de sessiz kaldım. “Mia bella.” derken adeta kulağımın dibine kadar girmişti. “Özür dilerim annemiz, affedin beni. Lütfen.” diyen sesiyle içten içe kahkahalar atıyordum, sinirim çoktan geçmişti ama biraz tripten bir şey olmazdı.

“Burası evin yolu değil, nereye gidiyoruz?” derken bir yandanda yola bakmaya devam ediyordum, konu değiştirmekte üstüme yoktu.

“Affedersen söylerim.” diyen boğuk mırıltısıyla hafifçe geri çekildiğinde sert bakışlarım ona dönmüştü.

“Bende bizim şantajcı nerede diyordum, hoşgeldin. Özlettin kendini ya.” diyerek gözlerine bakmıştım ki bu benim için büyük bir hata olmuştu.

Ona sinirli olup ters davranmama rağmen gözlerinin içindeki hayranlık hiçbir yere kaybolmuyordu, hala aşkla bakıyordu. Bana sinir olup sıkılmıyordu, sakince onu affetmem için yalvarıyordu. Ben bu adama şimdi nasıl sinirli kalırdım ki…

“Hoşbulduk karıcığım, bende seni çok özledim.” derken yanağıma giden parmakları hafifçe okşamıştı. “Hemde delirircesine.” diyen boğuk fısıltısıyla kuruyan boğazım yüzünden derince yutkunmuştum.

“O zaman eve gidelim.” derken sesimden bile onu affettiğim okunuyordu, bu kadar dayanmış olmam bile mucizeydi.

“Daha güzel bir yere gidiyoruz mia bella.” dediğinde anlamayarak ona bakmaya devam etmiştim. “Sana bir söz vermiştim, hatırlıyor musun?” derken elini cebine atıp iki tane pasaport çıkarmıştı. “Seni gelinlikle görmek istiyorum ve bunun en sağlıklı yolu farklı insanlar olmamızsa eğer o zaman oluruz.” demesiyle bir elindeki pasaportlara bir de ona bakmıştım.

“Sırf gelinlik giyebileyim diye sahte pasaport mu hazırlattın?” dediğimde gülümseyerek başını olumlu anlamda sallarken pasaportları bana uzatmıştı, hızla elinden aldığım pasaportları açarak içlerine baktım.

“Şimdi söyle bana, benimle nerede evlenmek istersin mia bella? Sadece istemen yeterli.” dediği sırada iki pasaportu da açmıştım.

Alina Karsoy ve Kuzgun Karsoy, yeni isimlerimiz artık bunlardı.

“Bu…bu delice.” derken bende gülmeye başlamıştım.

“Tam da bize yakışır şekilde desene.” demesiyle gülerek ona dönmüştüm. “Nereye uçmak istersin mia bella, ilk durağımız neresi olsun?”

“İlk mi? Birden fazla yere mi gideceğiz?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.

“İstediğin her yere mia bella, bence bu tatili çoktan hak ettin.” diyerek beni göğsüne çektiğinde sırıtırken ona sarılmıştım.

“O zaman ilk Fransa’ya gidelim, Eyfel’i görmeyi hep çok istemiştim.” dediğimde dudaklarını başıma bastırmıştı.

“Biliyorum bebeğim.” derken elindeki biletler göz hizama getirdiğinde Fransa uçuşu biletleri olduğunu görmüştüm, dudaklarım daha çok kıvrılırken başımı hafifçe yukarı kaldırıp çenesine dudaklarımı bastırdığımda derince bir nefes almıştı.

Yüksek ihtimal tanınmamak için onun uçağıyla gitmiyorduk ve böylesi de hiç fark etmezdi, yanımda onun olması benim için yeterliydi…

~~~~~~~~~~~

Ulvi Özalp…

Ellerime sargıları geçirirken bir yandanda bedenimi gevşetmeye çalışıyordum ama olmuyordu. Bir yanda kardeşimle abimin ne halde olduklarını düşünürken diğer yandanda pamuk şekerime nasıl bir evlilik teklifi yapmam gerektiğini düşünmekten beynimden en sonunda dumanlar çıkacaktı, ne yapacağım hakkında hala en ufak bir fikrim yoktu.

Boynumu iki yana eğip kütleterek çevreme bakındım, benim evimin altındaki ringdeydik. Evet, evimde ring olan bir oda vardı ve abimle ara sıra burada stres atardık ama bayadır buna pek vaktimiz olmamıştı. Şimdi ise o kadar gergindim ki hazır Maria buradayken şu Han denen çocuğu yanıma çağırmıştım, annem kızlarla birlikte mutfakta bir şeyler yapmak için Maria’yı da çağırmıştı ve o kadar mutlu olmuştu ki gözlerinin içinin bile güldüğünü görmüştüm.

Daha küçücük bir genç kızdı ve o kadar ailesiz kalmıştı ki en ufak yakınlıkta içindeki o hırçın kız çocuğu hızla uzaklaşmıştı. İşte sevgi insanı bu kadar kolay değiştirebiliyordu ama o şerefsiz it bunu bile anlamayacak kadar kalpsiz piçin tekiydi, onunla aynı genleri taşıdığım için bile kendimden tiksinirken nasıl bir aile kuracaktım onu bile bilmiyordum.

Gelen kapı sesiyle hızla düşüncelerimden kurtularak arkamı dönüp gelene bakmıştım, Han ciddiyetle karşımda duruyordu.

“Buyrun Ulvi bey, beni çağırmışsınız.” diyen Han’la ellerimi sarmayı bitirerek bakışlarımı ona çevirdim.

“Hazırlan, gel.” derken başımla önümdeki ringi göstermiştim, bakışları ringi bulduğunda tek kaşı havalandı.

“Neden?” dediğinde benim kaşlarımda yavaşça çatılmıştı.

“Kardeşimin yakın korumalığını yapıyorsun, gücünü öğrenmem lazım.” dediğimde anlayışlı bir ifadeyle başını olumlu anlamda salladı.

“Tabi efendim.” diyerek üstündeki ceketini çıkarmaya başlamıştı. “Hakkımdaki bilgileri öğrenmek için dosyama baka…”

“Ailenin çok fakir olduğunu ve seni bakamayacakları için küçük yaştan beri çalıştığını, sonrasında ise daha reşit bile değilken yolunun Arhan’la kesiştiğini biliyorum.” diye sözünü hızla kestikten sonra ona doğru birkaç adım attığımda bile gözlerinde hiçbir şaşkınlık ifadesi yoktu, çünkü söylediklerim dosyasında yazanlardı. “Ama bana bunlar değil, bilek gücün lazım.” derken yandan aldığım sargıları hızla ona fırlattığımda havada yakalamıştı, bu iyiydi. En azından refleksleri güzel çalışıyordu.

“Emredersiniz efendim.” diyerek çıkardığı gömleğini de kenara atıp eline sargıları sarmaya başlamıştı, vücudu iyiydi.

“Yasak ya da kural yok, pes eden kaybeder.” diyen sert sesimle arkamı dönüp tek hareketle ringe çıkmıştım. “Bakalım ne zaman ağlayacaksın ufaklık.” derken sırıtarak tekrar ona baktığımda onun da dudakları kıvrılmıştı.

“Kural yoksa patron çalışan ilişkisi de yoktur.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.

“Şu anlık yok, abi diyebilirsin.” dediğimde bu sefer başını olumlu anlamda sallayan o olmuştu.

“Çok yanlış kapıya çarptın, abi.” derken sondaki kelimeyi vurguladığında dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.

“Göreceğiz.” dedim bilmiş bir ifadeyle.

Bedenimi esnetmeye devam ederken o da ellerini sarmayı bitirip hızla ringde karşıma geçmişti, ilk hamlesini görmek için sessizce beklediğimde o ise pozisyon bile almadan dümdüz bana bakıyordu, kendine bu kadar mı güveniyordu?

“Hayırdır, dertli gibisin.” diyen sesiyle kaşlarım çatılmıştı.

“İnsan sarrafı mı kesildin başımıza ufaklık?” dediğimde dudakları kıvrılmıştı.

“Dikkat et, ufaklık sikmesin sonra.” demesiyle kaşlarım havalanırken durduğum yerde onu izlemeye devam etmiştim, sözde beni kışkırtarak ilk adımı atmamı sağlamaya çalışıyordu. Kim tarafından eğitildiği belliydi, Arhan’ın taktiğiydi.

“Fazla özgüvenlisin ufaklık, sen dikkat ette ava giderken avlanma.” diyerek çevresinde dönmeye başladığımda o da dönmeye başlamıştı.

“Göreceğiz demiştin ama ben bir şey göremiyorum, korktun mu yoksa?” demesiyle hafifçe gülerken onu süzmüştüm.

“Senden mi?” derken bu sefer kahkaha atmaya başladığımda ringin ortasında duraksamıştı.

“Kardeşin güzel kız.” demesiyle gülüşüm yavaşça solarken bedenim aniden gerilmişti, ne demişti o?! “Hele o maviş gözleri.” derken inleyen sesiyle sinir o kadar hızla beynime çarpmıştı ki kendimi tutamadan yumruğumu sertçe yüzüne geçirdim.

“Kes lan sesini!” diyen haykırışıma rağmen gülmeye başlamıştı.

“Çok çabuk pes ettin be abi.” diyerek kanayan dudağının kenarını elinin tersiyle silmişti, vurmam için yapmıştı piç!

“Zeki piç.” diye ağzımın içinde mırıldanırken beklemeden hızla ikinci yumruğu da savurmuştum ama bu sefer kaçabilmişti.

“İltifat için sağol.” derken o da yumruğunu bana salladığında hızla geriye kaçmıştım ki çevresinde dönerek attığı tekmesinden son anda kaçabilmiştim, çevikti.

“Ne demek, rica ederim ufaklık.” diyerek yumruğumu tekrar savurmuştum ki kolumu yakalayıp karnıma attığı tekmeyle sendelemiştim, bu hareketiyle sinirlerim daha çok gerilirken oyun oynamayı kesmiştim.

Dövüş böylece başlamıştı, sessizce birbirimize yumruklar savurmaya devam ediyorduk. Aradan geçen tahmini bir saatin ardından ikimizinde pestili çıkmıştı, yüzüme yediğim birkaç iyi yumruk yüzünden kaşım sızlasada onunda benden aşağı kalır yanı yoktu. Bir gözü çoktan morarmıştı ve bunu hak etmişti, sinirlendirmek için bile olsa kardeşim hakkında konuşamazdı.

“İyi geldi.” derken kendini yerde oturan benim yanıma bırakmıştı. “Arada yapsak mı?”

“Bana fark etmez, yüzü dağılan sensin.” dediğimde inanmaz bakışlarla bana dönmüştü.

“Sen yüzünün farkında mısın?” dediğinde gülerek ona döndüm.

“Ağlama diye izin verdim çünkü.” dememle gözlerini devirerek önüne dönmüştü.

“Maria hanım hakkında söylediklerim sadece kışkırtmak içindi, yanlış anlama.” dediğinde sinirle nefesimi vermiştim.

“Biliyorum, sıkıyorsa öyle olmasın.” dediğimde bakışlarını hiç bana çevirmeden yere bakmaya devam etmişti, lan yoksa… “Çok ciddiyim Han, ikiye bölerim seni.” diyen sert sesimle başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Merak etme abi, patronuma yan gözle bakacak bir şerefsiz değilim.” dediğinde elimi omzuna atarak sertçe sıkmıştım.

“Aferin.” dediğim sırada açılan kapıyla bakışlarım oraya döndüğünde içeri giren pamuk şekerim ve Maria’mı görmüştüm. Dudaklarım kıvrılırken hızla ayaklandığımda yanımdaki bedende ayaklanmıştı.

“Ooo! Dövüş mü vardı? Bizi niye çağırmadın korsan adam? İzleyici olurduk.” diyen pamuk şekerim yanındaki Maria’ya dönmüştü. “Dövüş izlemek çok keyifli, bir ara birlikte gidelim.” demesiyle kaşlarım hızla çatılmıştı.

“Elin adamını izlemeye?” diyen sesimle aynı anda biri de aynı cümleyi kurduğunda sert bakışlarım yavaşça yanımdaki bedene dönmüştü.

“Yani tehlikeli olur öyle mekanlar abi, ondan dedim.” diyerek hızla yaptığı açıklaması hiç inandırıcı gelmemişti ama şimdilik ses etmedim, bundan yakın koruma falan olmazdı. Başka birini görevlendirecektim.

Tekrardan kızlara dönmüştüm ki bakışlarım pür dikkat yanımdaki hıyarı izleyen Maria’ya kaydığında kaşlarım daha çok çatılmıştı, hızla ringin köşesinde duran havluma uzanıp Maria’ya fırlattığımda yüzüne çarpan havluyla dudaklarından bir çığlık kopmuştu.

“Ya abi!” diyen bağırtısı her ne kadar hoşuma gitsede yüzümde mimik dahi oynamamıştı.

“Annem çağırıyor abiciğim, hadi sen yukarı. Hadi!” dememle onunda kaşları çatılmıştı.

“Neva anne gitmemize izin verdi bir kere.” derken kollarını göğsünde bağladığında aynı sertlikle bakmaya devam etmiştim.

“Ortam gereksiz bir gerildi sanki.” diyerek gülümseyen Nilüfer’im Maria’nın karşısına geçmişti. “Sen Han’ı da al çık canım.” demesiyle bedenim daha çok gerilmişti.

“Han’ın işi var, silah temizleyecek.” dememle arkamdan şaşkın bir ses duyulmuştu.

“Silah mı?” demesiyle omzumun üstünden sertçe ona baktım.

“Evet, hemde tüm cephane.” derken sesimde itiraz istemediğimi belli eden o tonu kullanmıştım, sessizce başını öne eğerek selamını verdi.

“Emredersiniz efendim.” diyerek arkasını dönüp ringden çıkmıştı.

“Bu neydi şimdi?” diye yakınımdan gelen pamuk şekerimin sesiyle ona döndüğümde ringin yanına geldiğini almıştım, hızla ringe çıkarak karşıma dikildi.

“Ne olmuş pamuk şekerim? Görev verdim.” derken Maria’ya bakındığımda çıktığını görmüştüm, iyiydi.

“Han güvenilir olmasa Arhan onu buraya yollamızdı Ulvi.” diyen fısıltısıyla ona yaklaşarak belinden yakaladığım gibi kendime çektim.

“Sence bu umrumda mı pamuk şekerim?” dediğimde gözleri kısılırken hızla kollarımın arasından çıkarak bir adım geriledi.

“O zaman yeni rakibin benim korsan adam, hadi bakalım.” diyerek hızla üstündeki beyaz tişörtünü çıkartıp pembe sporcu sütyeniyle kalmıştı ki bakışlarım oda da gezinmişti, neyseki Han da çıkmıştı.

“O zaman sen kazandın pamuk şekerim.” derken sırıttığımda tek kaşı havalanmıştı.

“Yemezler.” diyen sesi ve gözlerindeki pırıltısıyla kalbim sertçe göğsüme çarpmıştı, pembe tutamlarını sıkıca topladığında bakışlarım beyaz boynunda gezinmişti. Neden kendimi tutmak artık çok daha zordu?

O sırada aniden göğsüme yediğim tekmeyle hafifçe geriye doğru sarsıldığımda bakışlarım mavi harelerini bulmuştu, sırıtarak bana bakıyordu. Benimde dudaklarım kıvrılırken ona yaklaştığımda yumruğunu savurmuştu ki hızla kolunu yakaladım, diğer elini de savurmuştu ki onu da yakaladığımda aniden ters takla atarak ellerini ellerimin hapsinden kurtarmıştı. Bu hareketiyle kaşlarım havalanırken hayranlık duymadan edememiştim, kendi gibi güzel hareketti.

Çevresinde dönerek tekmesini bana doğru savurduğunda geri çekilerek ilkinden kurtulmuştum, ardından tekrardan savurduğunda bu sefer tekmesini havada yakalayıp onu kendime çekerek saniyeler içinde altıma aldım. Yakaladığım ellerini başının üstünde birleştirdiğimde nefes nefese kalmış bir şekilde önce ellerine, ardından da yüzüme bakmıştı.

“Kazandın.” dedim yine aynı şeyi tekrar ederek.

“Yalancı, yenildim işte.” demesiyle hızla belinden tutarak ikimizin yerini değiştirip karnımın üstüne oturmasını sağlamıştım.

“Oldu mu?” dediğimde gülerek omzunu silkmişti.

“Gereksiz abilik atarları yapmazsan olur.” dediğinde yüzüm hızla düşmüştü.

“Ne alakası var şimdi pamuk şekerim?” diyen sesimle onunda kaşları çatılmıştı.

“Çok alakası var, biz sevgiliyken böyleysek o kızında hayatında biri olabilir. Beni delirtme.” diyen sert sesiyle dudaklarım kıvrılırken dirseklerimin üzerine yükselmiştim.

“Bir delirsene.” dememle kaşları daha çok çatılırken boğazıma sarılan parmaklarıyla üzerime eğildiğinde tekrardan uzanmıştım.

“Olur dediysem olur korsan adam, aksini mi iddia ettin?” demesiyle başımı yavaşça olumsuz anlamda salladım.

“Asla pamuk şekerim, ne haddime.” dediğimde gülümseyerek yüzüme biraz daha yaklaşmıştı.

“Aferin sana.” diyerek dudaklarıma küçük bir öpücük bırakıp geri çekildiğinde hızla ona izin vermeden elimi ensesine atıp dudaklarımı sertçe dudaklarına yasladım.

Kalbim ve kasıklarım aynı oranda hızla atarken ağzımın içindeki şeker tadıyla istemsizce onu daha çok kendime bastırıyordum. Yaşı küçük ve henüz evli olmadığımız için aylardır kendimi tutmaya çalışmaktan ortada ne sabır kalmıştı, ne de dayanacak gücüm. Adeta kafayı yemiştim!

Tam o sırada kalbimde beliren hisle geri çekildim, hiçbir şey umrumda değildi. Yaş, yer, zaman; hepsinin canı cehennemeydi. Ben onsuz bir hayat istemiyordum ve ömrümün sonunda yanımda görmek istediğim tek kadın oydu, onu alacaktım. Bakışları yüzümde gezinirken mavi hareleri ihtiyacım olan tek şeydi, hızla belinden tutarak onunla birlikte ayaklandım.

“Sıkı tutun pamuk şekerim.” diyerek onu sıkıca tutup ringden atlamıştım.

Hızla önce onun savurduğu tişörtünü ardından da benimkini aldıktan sonra bir diğeri dışarıya açılan odanın kapısına doğru adımlamaya başladığım Nilüfer’im şok içinde bana bakıyordu.

“Korsan adam, ne yapıyorsun?” diyen sesiyle tişörtünü ona uzattığımda alıp hızlıca üstüne geçirmişti.

“Uzun zamandır yapmam gerekeni.” diyerek çıplak ayaklarla dışarı çıkıp kucağımdaki pamuk şekerimle arabama doğru koşmaya başlamıştım.

“Bari üstümüzü giyinseydik.” diyerek gülmesiyle bende gülerek arabamın kapısını açıp onu içeri oturtmuştum.

Ardından hızla eve doğru koşup sertçe kapıya vurduğumda bir süre sonra Maria şaşkınca kapıyı açmıştı. Hızlıca yanından geçip portmantodan pamuk şekerimin montunu ve ayakkabısını aldıktan sonra bende ayakkabılarımı giyip tek kelime etmeden geri çıkmıştım, yüzük zaten cebimdeydi. Onu hiçbir yerde çıkarmıyordum.

Arabaya geçerek elimdekileri pamuk şekerimin kucağına bırakıp gaza yüklenmiştim, nereye gideceğimi bulmuştum ve tek bir saniye bile kaybetmek istemiyordum. Araba uçarcasına yol alırken Nilüfer’im sessizce üstünü giyinip bana dönmüştü.

“Böyle de sen üşüyeceksin, kendi üstünü niye almadın?” derken arabanın ısıtıcılarını hızla açmıştı.

“Üşümüyorum pamuk şekerim.” derken yakındaki orman yoluna sapmıştım, neyseki gideceğimiz yer çok uzakta değildi.

“Bu kadar acele nereye gittiğimizi söyleyecek misin?” dediğinde gülümseyerek saniyelik olarak ona bakmıştım.

“Çok basit bir yere gidiyoruz pamuk şekerim, abimle önceden hep gittiğimiz bir yere.” dediğimde Nilüfer’imin kaşları havalanmıştı.

“Niye bu kadar acele peki?” dediğinde bu sefer sessiz kalmıştım.

Kalbim heyecanla çarparken yolun geri kalanında ikimizde susmuştuk, onun aklından geçen soruları duyabiliyordum ama cevaplamayacağımı bildiği için sessiz kalmayı seçiyordu. Dudaklarım daha çok kıvrılırken sonunda vardığım yerle arabayı yolun ortasında durdurarak hızla dışarı çıkmıştım, Nilüfer’im de peşimden çıkarken bakışları çevredeydi.

Bir uçurumun kenarındaydık, ormanla denizin bağlandığı güzel bir manzaraydı. Abimle seneler önce buraya sık sık gelir, birlikte içerdik ama sonra büyüdük. Kendi dertlerimizden burayı unutmuştum ama söylemek için en iyi yer burasıydı. Nilüfer’im yavaşça uçurumun ucuna doğru yaklaştığında arkasından bende ilerlemiştim.

“Burası çok güzel.” diyen naif sesiyle kollarını iki yana açarak derin bir nefes almıştı.

“Senin kadar değil.” diyen sesimle omzunun üstünden bana bakıp sırıtarak tekrardan önüne döndüğünde bu sefer ben derin bir nefes almıştım, işte tam zamanıydı.

Kalbim sertçe göğsüme çarparken yavaşça tek dizimin üstüne çökerek cebimdeki yüzük kutusunu elime aldım.

“Burası abinin bana Niran’a olan aşkını ilk kez söylediği ve gitmem işin bir şans verdiği o yerdi.” dediğimde sessiz kalarak beni dinlemeye devam etmişti. “Kimsenin böyle bir duruma katlanmak zorunda olmadığını ve istersem gidebileceğimi söylemişti ama yapamadım, şimdi neden onca şeye rağmen gidemediğimi daha iyi anlıyorum.” derken derin bir nefes daha almıştım. “Çünkü benim kaderim hep onunlaydı ve bunun için kalmak zorundaydım, seninle karşılaşmak için kalmak zorundaydım Nilüfer’im.”

Sözlerimle eş zamanla olarak yavaşça bana doğru dönen pamuk şekerimin gözleri irice açılırken elleri şaşkınlıkla açılan dudaklarına kapanmıştı.

“Ulvi’m…” diyen mırıltısıyla dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.

“Benimle evlenip beni bir kez daha kadere inandırır mısın pamuk şekerim?” diyerek yüzük kutusunu açtım. “Benimle evlenir misin?” derken kalbim adeta tüm bedenimde atıyordu, heyecandan dilim damağım kurumuştu. Esen rüzgarı bile hissetmiyordum.

Bana seneler gibi geçen birkaç dakikayla gülen yüzüm tam solacakken hızla bana atılıp kollarını boynuma sardığında derin bir nefes alabilmiştim.

“Tabiki de evet korsan adam, milyarlarca evet!” diye bağırmasıyla gülerek bende ayaklanıp sıkıca kollarımı bedenine sarmışım ki aniden patlayan havai fişeklerle şaşkınca gökyüzüne bakmıştım, eğer isimlerimizin baş harfi olmasaydı belki denk geldiğini düşünebilirdim.

O esnada arabamın radyosu kendi kendine hışırdayarak açıldığında bakışlarım hızla oraya dönmüştü.

“Rica ederim.” diyen tanıdık sesle gözlerimi devirerek gülmeden edememiştim, Tunay salağıydı. Yeteneklerini sergilemekten hiçbir zaman çekinmezdi.

“Seni çok seviyorum korsan adamım.” diyen Nilüfer’imle tekrar ona dönerken alnımı alnına yaslayıp derin bir nefes daha aldıktan sonra elimdeki kutudan yüzüğü çıkartıp narin parmağına takmıştım.

“Bende pamuk şekerim, bende seni çok ama çok seviyorum.” dediğimde ikimizde sırıtırken bir havai fişek daha patlamıştı.

Pamuk şekerim artık sonsuza dek benimdi…

~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu…

Ulvi’min içinden çıkan romantik çok tatlı değil mi amaaaa!!!

Bütün bölümü sırıtarak okuduk değil mi canlarım???

Peki ya Vidus’umun pinpirikliğine ne demeli, çok iyi bir baba olacağına bizde eminiz!!!

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Niran sinirlenmekte haklı mıydı???

Sizce Vidus’un aniden yurtdışına çıkmasının bir sebebi olabilir mi???

Son olarak sizce Han mı, Ulvi mi??? :)

Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.

Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzzz

🎨❤️‍🔥☀️

Bölüm sonu

4 yorum