~Bölüm Şarkıları~
Figen Genç~Nazende Sevgilim
Nil Karaibrahimgil~Heman
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalımmm???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞
GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!
Bu arada wp kanalımızda mevcuttur, herhangi bir aksi durumda oradan bildiri yapıyorum. Link Instagram adresimde, buradan link atamıyorum. Bölüm sonunda sosyal medya hesaplarım yazıyor…
“Bazen yorgun düşecek, eve yaralı gelecek, merhem olacağım ben. Artık bitti diyecek, gücüm gitti diyecek, gitsin diyeceğim ben…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥☀️
~~~~~~~~~~
Küçükken bazı anlar gelirdi, hayal kurardım. Çok nadir de olsa bazı geceler en büyük aktivitem bu olurdu. Yatağıma yattıktan sonra karanlık odada gözlerimi tavana dikerek düşünmeye başlardım, gelecekte nasıl bir hayatım olacağını düşlerdim. Bazı geceler kendimi başarılı bir doktor yada bir öğretmen olarak hayal ederken bazı geceler ise evimde, mutlu yuvamda olduğumu düşünürdüm.
Belki de en az hayalini kurduğum olay bu olurdu, çünkü bir aile nasıl olur bilmezdim. Okuduğum birkaç kitaptan esinlenirdim ama hep bir yerde düşlerim tıkanırdı, çocuklarımın olabileceğini düşünemezdim. Sanki hayatım hayallerime bile engel oluyormuş gibiydi, her defasında orada tıkanırdım. Ardından ise sinirlerim bozulur ve kendimi uykuya bırakırdım. Şimdi ise hayal bile edemediğim o anın içindeydim…
Şok içinde irileşmiş ateş bakışlarıyla bana bakarken nefes bile almıyor gibiydi, kaşlarım havalanırken dudaklarımdaki gülümsemem daha çok büyümüştü. Gözlerimden süzülen damlalar yanaklarıma doğru yol alırken belki de hayatımda ilk kez mutluluktan ağladığımı hissediyordum, tuhaf ama güzel bir histi.
Her şey kulağa şaka gibi geliyordu ama değildi, ben hamileydim. İçimde bize ait bir can var olmuştu ve bu dünyanın en güzel hissiydi. Hala dünyamızdan çok korksam da biliyordum ki babası onu her kötülükten koruyacak kadar güçlüydü, buna tüm varlığımda inanıyordum. O dünyanın en iyi babası olacaktı…
“Hayatım.” derken benimde sesim titremişti.
Hala aynı tepkiyle beni izlediğini görünce burnumu çekerek yerimde dikleştim, şoka mı girmişti? Çok mu aniden söylemiştim?
“Arjin’im, iyi misin?” diyerek kırmızı patiği hala sıkıca tutan elimi gözünün önünde salladığımda bakışları patiğe kayarken gözünden tek damla yaş yanağına doğru süzülmüştü.
Onun ağlamasıyla benim yaşlar daha da hızlanırken dudaklarımdaki gülümsememle onu izledim.
“Sen…” derken duraksamıştı, hala üstünden şaşkınlığını atamamış gibiydi.
“Ben.” dedim hem ağlayıp hem gülerken.
Bakışları tekrar bana döndüğünde gözleri yavaşça aşağıya kaymıştı, karnıma bakıyordu. Güneşi andıran hareleri daha çok dolarken bakışları gözlerime çıktığında sanki gözlerindeki her bir duygu yüreğime işlemişti, o her zamanki duvarları tuzla buz olmuştu. Korkusu, endişesi, mutluluğu ve hüznü; hepsi harelerine gizlenmişti.
“Sen…nasıl?” diyen sesiyle gülerek omzumu silkmiştim.
“Bilmem, sanırım gelmek istemiş.” dediğimde o da gülmeye başlarken bir yandanda ağlıyordu.
Titreyen elleri hızla yanaklarıma sarılırken önce alnıma dudaklarını bastırarak derin nefesler aldı, ardından alnını alnıma yasladığında ikimizde aynı haldeydik. Ağlarken gülüyorduk.
“Çok, çok teşekkür ederim mia bella. Çok teşekkür ederim.” derken parmakları da bir yandan yanağımı okşuyordu.
“O ne içinmiş?” diyerek tekrardan burnumu çektiğimde yine ikimizde gülmeye başlamıştık.
“Bana böyle bir mutluluğu yaşattığın için, hayatımda olduğun için.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı. “Bu aciz adamı sizinle ödüllendirdiğin için.”
Bakışlarım gözlerine tutunurken artık harelerini tamamen saran mutluluğu görmüştüm ve o an Lavinia’nın sözlerine tekrar hak vermiştim, ne olursa olsun ben bu adamı üzemezdim.
“Şimdi bizim…” derken hafifçe geri çekilmişti ama elleri hala yanaklarımdaydı. “Şimdi bizim bebeğimiz mi olacak?” dediği sırada gözlerinden hızla tekrardan yaşlar süzülmüştü.
Hayatımda gördüğüm en güçlü adam karşımda mutluluktan titreyerek ağlıyordu, demek ki sevda böyle bir şeydi.
“Evet sevgilim, bebeğimiz olacak.” dediğimde dudakları daha çok kıvrılırken parmağı yavaşça yanağımı okşamıştı.
“Güzeller güzeli annemiz olacaksın.” derken gözleri tüm yüzümde gezinmişti, harelerinde hayranlık vardı. “Hayatımda gördüğüm en iyi anne olacak benim serçem.” dediğinde gözlerim istemsizce daha çok dolmuştu.
Bu konu hakkındaki korkularımı biliyordu ve bu yüzden kendisini bile düşünmeden ilk önce beni övmeye başlamıştı. Kalbim hareketiyle sıcacık olurken başımı eline yaslayarak onu izledim. Yine önce beni düşünmüştü, bu nasıl bir adamdı? Bir insan nasıl bu kadar güzel sevebilirdi? İçimdeki sevdası nasıl oluyordu da her defasında daha çok artıyordu?
“Evrenin en iyi annesi olacak.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı. “Seni çok seviyorum mia bella, hemde her şeyden çok.”
“Bizde seni çok seviyoruz babamız.” dememle hafifçe gülerken kollarını sıkıca bedenime sarmıştı.
İri kolları tüm bedenimi sararken dudaklarını ise boynuma bastırdığında bende ona sıkıca sarılmıştım. Çevremi saran sıcaklığı ve odunsu kokusu beni sakinleştirirken boynuma öpücükler konduran dudaklarıyla hafifçe kıkırdamıştım.
“Baba mı oldum ben şimdi?” diyen sesinde çocukça bir mutluluk vardı.
“Babamız oldun Arjin’im.” dediğim sırada hızla geri çekilirken elleri omuzlarımı kavramıştı, kocaman gülümsemesi ve ortaya çıkan gamzeleriyle bana bakıyordu.
“Baba oldum ben.” diyen sevinçli sesiyle bende gülerek başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Annemiz oldun.” dediğinde tekrardan başımı olumlu anlamda sallamıştım ki aniden cama vurulma sesiyle bakışlarım onun arkasından cama tıklatan abime kaymıştı.
“Hadi lan, on saat sizi mi bekleyeceğiz?” diyen sesine rağmen Vidus’un bakışları gözlerime tutunmaya devam etmişti.
“Haberi yok.” diye abimi kastederek mırıldandığımda sanki cama vurma sesini yeni duymuş gibi bakışlarını hafifçe omzunun üstünden geriye çevirmişti, hemen ardından bakışları tekrar bana dönmüştü.
“Söyleyebilir miyim?” diyen sesiyle gülerek başımı olumlu anlamda salladım.
“Tabiki de.” dememle o da gülerek dudaklarıma hızlı ama etkili bir öpücük bıraktıktan sonra hızla sökercesine kemerini çıkartıp kapısını açarak dışarı çıkmıştı.
Aniden hiç beklemeden abime sarılan Vidus’la gözlerim tekrardan dolarken öylece kalakalan abimi izliyordum, Vidus’un bu hareketini beklemediği çok açıktı. İrice açılan gözleri ve havada kalan kollarıyla öylece çevresine bakıyordu.
“Lan, ne oluyor?” diyen sesiyle bende gülerek arabadan çıkmıştım. “Abi, iyi misiniz? Ne oluyor?”
Bakışlarım arkalarında duran Nilüfer’e kaydığında gülerek bana baktığını fark etmiştim, yavaşça başımı olumlu anlamda sallayarak gözlerindeki sessiz soruları yanıtladığımda onunda gözlerinin doluşunu izlemiştim. Hızla yanıma gelerek kollarını sıkıca bana sardığında bende hızla karşılık vererek ona sarıldım.
“Abi.” diyen abimin bakışları bize döndüğünde Nilüfer’le ikimizde dudaklarımızdaki gülümsemeyle ona bakmıştık.
“Oldu kardeşim, rüyam gerçek oldu.” diyen Vidus geri çekildiğinde abim anlamsız bakışlarını ona çevirmişti ama ben her şeyi anlamıştım.
Çok güzel bir rüya gördüm dediği rüyasında bir çocuğumuz olduğunu mu görmüştü? Gözlerimden süzülen yaşlarla ona bakarken gülmeye devam ediyordum, o kadar mutlu gözüküyordu ki beni durdurduğu için Lavinia’ya içimden defalarca kez teşekkür etmiştim.
“Ne rüyası abi şimdi? Sonunda yedin mi kafayı?” diyen abimle Vidus kahkaha atmıştı.
“Yedim kardeşim, mutluluktan yedim.” derken bakışları bize döndüğünde abimi bırakarak hızla bize yaklaşıp bu seferde Nilüfer’le ikimize sarılmıştı. “Ve delirmek umrumda bile değil.” derken dudaklarını önce Nilüfer’in başına, ardından da benim başıma bastırmıştı.
“Hayırlı olsun abim.” diyen Nilüfer’le Vidus gülerek başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Sağol abim.” dediği sırada abimde yanımıza gelmişti.
“Lan biriniz bana da anlatın, hayırlı olan ne?” diyen abimle Vidus bizi bırakıp tekrar ona dönmüştü.
“BABA OLUYORUM LAN, BABA OLUYORUM!” diye haykırırken hızla belimden kavradığı gibi beni kucağına alıp döndürmeye başladığında dudaklarımdan şok içinde bir çığlık kopmuştu ama hemen ardından gülmeye başlamıştım. “BABA OLUYORUM BEN!” derken beni döndürmeye devam etmişti.
“Vidus, dur.” derken kahkahalarla gülüyordum. “Yaraların acıyacak deli adam.” dediğim sırada yavaşlayarak durmuştu.
“Delinim güzelim, delinim ömrümün en güzel yanı!” diye haykırarak sıkıca sarılmıştı.
“NE?!” diye haykıran abimin sesiyle hafifçe ona döndüğümde şok içinde bize baktığını görmüştüm.
“Dayı oluyorsun korsan adamım.” diyen Nilüfer yandan abimin koluna sarıldığında abimin dudakları yavaşça kıvrılmıştı.
“Dayı oluyorum? Ben?” diye abimin soran sesiyle Nilüfer’le bakışlarımız çakışırken ikimizde sırıtmıştık. “Lan, dayı oluyorum ben!” diye aniden bağıran abimle bakışlarım ona döndüğünde hızla bize yöneldiğini fark etmiştim, hemen ardından kollarını sıkıca Vidus’la bana sardı. “Hayırlı olsun abim.” derken dudaklarını başıma bastırmıştı.
“Sağol abi.” diye mırıldandığım sırada abim geri çekilmişti.
“Ee, ne zaman doğacak?” diye heyecanlı bir edayla konuşan abimle hafifçe kıkırdamıştım ki Vidus’un da aynı şekilde bana baktığını görmüştüm.
“Şey… bilmiyorum, ne kadarlık olduğunu Lavinia’ya sormayı unuttum.” derken yaptığım aptallık yüzünden sesim adeta içime kaçmıştı, sahiden ben bunu sormayı nasıl unutmuştum?
“Önemli değil meleğim, burada işimiz biter bitmez hastaneye gideceğiz zaten.” dediğinde tekrardan kıvrılan dudaklarımla başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Yarın gitsek olur mu? Biraz yoruldum gibi.” derken esnemiştim, gece o kadar fazla uyanmıştım ki uykumu alabilmişim gibi hissetmiyordum.
“Tamam güzelim, sen nasıl istersen.” diyerek beni daha kendisine yaslayıp dudaklarını başıma bastırmıştı.
“Siz gidin abi, biz bu malı paket ederiz.” diyen abimle Vidus’un sertleşen bakışları ona dönmüştü.
“Gördük senin paket etmeni, sonra tekrar dirilip duruyor.” diyen Vidus’la abim derince yutkunmuştu.
“O benim suçum mu oğlum? İt dokuz canlı çıktı.” dediğinde Vidus’un kaşları daha çok çatılmıştı.
“Sen bir tanesini almazsan dokuz da çıkar on da.” derken sert bakışları bana döndüğünde yine o ani yumuşamayı görmüştüm. “Size de araba da durmanızı söyleyeceğim ama…” diyerek duraksadığında bu sefer hafifçe kaşları çatılan ben olmuştum. “Dinlemeyeceksin tabiki de, o yüzden yanımdan bir an olsun ayrılmak yok mia bella.”
“Tamam.” diyerek tatlı bir edayla gülümsediğimde dudaklarıma kayan bakışlarıyla o da gülümsemişti.
“Ne güzel de söz dinlermiş benim güzelim.” derken dudaklarını yanağıma bastırdığında yan tarafımızdan öksürük sesi duyulmuştu, abimdi.
Vidus’un bakışları yavaşça ona dönerken tek kaşı havalanmıştı, benimde bakışlarım ikisi arasında gezerken bir süre sessizce bakıştılar.
“Ne lan? Kardeşim o benim.” diyen abim bakışma durumundan pes etmişti.
“Çocuğun nasıl yapıldığını anlatmamı ister misin?” demesiyle gözlerim irileşirken elimi hafifçe göğsüne çarpmıştım.
“Vidus.” diyen imalı sert sesimle bakışları bana dönerken dudakları kıvrılmıştı, şu anda zihninde hangi anların canlandığını bile gözlerinden görebiliyordum.
“Of! Sus lan!” diyen abim Nilüfer’in omzuna kolunu sararak hızla kaçarcasına önden ilerlemeye başlamıştı.
“Abimler level atladılar, biz hala aynı düzlükteyiz korsan adam.” diyen Nilüfer’in mırıltısını duyduğumda sırıtmadan edememiştim, anlaşılan onlarda bazı şeyler henüz yaşanmamıştı.
“Hamilelik benim karıma şimdiden ne güzel yakışmış.” diyen Vidus dudaklarını tekrardan yanağıma bastırdığı sırada hafifçe geri çekilmiştim.
“Hiç şebeklik yapma Vidus, o konu nerden çıktı? Abim o benim.” dediğimde dudakları daha çok kıvrılmıştı.
“O da karımla arama girip durmasın o zaman mia bella.” derken belime sardığı koluyla ikimizi de önünde durduğumuz binaya yönlendirmişti.
Konuşmasına şimdilik sessiz kalarak etrafa bakındım, açık hava otoparkı gibi bir yerdeydik ve çevrede bizden başka kimse yoktu. Bu yüzden Vidus ve abim rahatça bağırabilmişlerdi, şimdi anlamıştım. O halleri tekrardan zihnimde can bulurken dudaklarım yine kıvrılmıştı, o kadar güzel sevinmişlerdi ki her sene çocuk yapasım gelmişti. Bu düşünceyle gülüşüm hızla solmuştu. Yok artık, o kadarı da fazla olurdu.
“Ne düşünüyorsun bakalım?” diyen sesiyle bakışlarım ona döndüğü sırada binadan içeri girmiştik.
“Hiç, hiçbir şey.” dediğimde tek kaşı inanmaz bir ifadeyle havalanmıştı.
“Bana hiç öyle gelmedi ama neyse, evde öğrenirim.” diyerek önüne döndüğünde hafifçe gülmüştüm, anlamasa şaşardım zaten.
Bakışlarım çevrede gezindiğinde bir otelde olduğumuzu anlamıştım. Çok pahalı bir yer gibi gözükmüyordu ve geldiğimiz yollara bakılırsa şehrin ücra bir köşesindeydi, saklanmak için ideal gibi gözüküyordu. Asansöre doğru yöneldiğimizde abimlerin ortalıkta olmadıklarını fark etmiştim, farklı bir yerden yukarı çıkmış olmalıydılar. Plan hakkında en ufak bir fikrimin olmaması da işin cabasıydı sanırım.
“Şimdi plan ne?” dediğim sırada gelen asansöre binmiştik, kapanan kapılarla başbaşa kaldığımız da Vidus’un bakışları bana döndü.
“Plan yok, odasına gidip bekleyeceğiz.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı.
“Ya gelmezse?” dememle dudakları kıvrıldı.
“Yerini bulan kişi Ervah, o bu konularda yanılmaz.” demesiyle Tunay’a duyduğu güveni sesinden bile hissetmiştim, ona inanıyordu.
“Peki sonra ne olacak?” dediğimde dudaklarında ürkütücü bir kıvrım belirmişti.
“Sence mia bella?” dediğinde benimde dudaklarım kıvrılmıştı, sanırım ne yapacağı oldukça belliydi.
“Anladım.” diyerek önüme dönmüştüm ki bana dönen bedeniyle belimdeki eli beni kendine yasladığında istemsizce tekrardan ona dönmek zorunda kalmıştım.
“Ne anladın mia bella? Duymak istiyorum.” derken bana doğru attığı bir adımla sırtım asansörün duvarına çarparken bir elini yana uzattığında asansör hızla durmuştu. “Hadi, ona ne olacağını söyle bana.” diyen boğuk sesi adeta bir elektrik akımı gibi kasıklarıma çarpmıştı.
“Ölecek.” derken sesim fısıltı halinde dudaklarımdan dökülmüştü.
Yüzü bana daha çok yaklaşırken boğazımın kuruduğunu hissediyordum, nasıl oluyordu da bana her yaklaştığında sanki ilk sefermiş gibi heyecanlanabiliyordum? Ona alışmak imkansızdı, bedenim her defasında ona aynı tepkileri veriyordu.
“Hmm! Nasıl ölecek peki?” diyen boğuk sesiyle başı yavaşça boynuma kaymıştı, derince yutkunarak derin bir nefes almaya çalıştığımda ciğerlerime dolan odunsu kokusuyla inlememek için kendimi zor tutmuştum.
“Bi…bilmiyorum.” derken titreyen sesimle gözlerim kapanmıştı, bu kadar hızlı yükselmemin tek sebebini hormonlara bağlamak istiyordum ama o bu kadar yakınımdayken emin olamıyordum.
“Tahmin et.” diyen fısıltısıyla dudaklarını tenimde hissettiğimde ellerim hızla kollarını bulurken sıkıca kavramışlardı. “Benim kadınımı isteyen bir orospu çocuğuna ben ne yaparım?” diyen boğuk sesiyle verdiğim titrek nefesim boynuna çarparak tekrar bana gelmişti.
“Ne yaparsın?” derken sesimin titremesine zor engel olmuştum, kasıklarım deli dehşet yanıyordu ve dokunuşunu hiç olmadığım kadar arzuluyordum.
“Her bir uzvunun acı çektiğine emin olurum mia bella.” diye fısıldarken hissettiğim ıslak diliyle dudaklarımdan bir inilti kaçarken titreyen bacaklarım yüzünden ona daha sıkı tutunmuştum. “Ruhunun bedeninden ayrılışının her bir saniyesini acı içinde hissetmesini sağlarım.”
“Vidus…” diyen nefes nefese kalmış sesimle hafifçe geri çekildiğinde şakaklarımdan akan bir ter damlasını hissetmiştim.
“Ve bu yaşanırken uslu uslu oturman gerekiyor mia bella, beni anlıyor musun?” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı. “Sözümden çıkmaman gerekiyor.” diyen boğuk sesiyle başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Hele ki vurmak için bile olsa ona dokunmayı aklının ucundan bile geçirmemen gerekiyor mia bella.”
“Tamam.” diyen sesimle dudakları kıvrılmıştı.
“Aferin benim kadınıma.” diyerek geri çekildiğinde şok içinde ona bakmıştım.
İlk birkaç dakika kendime gelemezken tekrardan hareketlenen asansörle asıl gerçek hızla dank etmişti. Onun sözünden çıkmamam için söz verdirmişti, piç kurusunun tekiydi! Hemde oldukça etkileyici bir piç kurusu!
“Seni gıcık herif.” derken yaslandığım yerden doğruldum. “Aklımı bulandırıp istediğin cevabı almak için yaklaştın.” dediğimde bakışları hızla bana dönmüştü.
“Hayır mia bella, hemen burada içini deli gibi doldurmak istediğim için uzaklaştım.” derken bakışlarıyla alt tarafı işaret ettiğinde pantolonun önündeki hatrı sayılır şişliği görmüştüm, sanırım haklı olabilirdi.
“Bu diğer fikrinin de olmadığı anlamına gelmez.” dediğimde kıvrılan dudaklarıyla ceketini önüne çekiştirerek tekrardan belime sarılmıştı ki açılan kapıyla derin bir nefes aldım, sonunda kata gelmiştik.
“Aşkta her şey mübahtır mia bella.” diyerek beni yönlendirdiğinde ona ters bakışlarımı atıp önüme döndüm.
“Sen dokuz ay benden uzak kal da göreceğim ben mübahı.” dediğimde bu sefer onun bakışları hızla bana dönmüştü.
“Nasıl ya, hiç mi yok?” dediğinde gülmemek için kendimi tutarak ona cevap vermemiştim. “Ama dokuz ay çok uzun mia bella, deliririm ben sensiz.” demesiyle umursamazca omzumu silkmiştim.
“Bebeğimiz için sabredeceksin artık.” dediğim sırada bir odanın önünde duraksamıştık.
“Vay eşşek sıpası.” diye kendi kendine mırıldanarak elindeki kartla kapıyı açtığında onu ne ara bulduğunu düşünmeden edememiştim, sanırım onu da Tunay vermişti. Gerçekten ekibinde istemekte haklıydı, Tunay tek başına dev kadro gibiydi.
Açtığı kapıyla geri çekilip odaya girmemi beklediğinde hızlıca içeri geçmiştim, o esnada Vidus’un telefonunun bildirim sesi odada çınlamıştı. Hızla elini cebine atarak telefonu çıkartıp ekrana baktığında kaşları yavaşça çatılmış, harelerini o tanıdık ölüm arzusu sarmıştı.
“Şerefsiz otelden içeri girmiş.” derken bakışları bana dönmüştü. “Şöyle oturalım serçem, ayakta kalma.” diyerek birkaç adım ileri de ve odanın ortasında duran koltukları göstermişti, başımı olumlu anlamda sallayarak koltuklara yöneldim.
Ben oturduğum sırada o da yanıma geçmişti, belime sarılan eli beni kendisine çektiğinde sırtımı göğsüne yaslayarak ayaklarımı önümdeki sehpaya uzattım. Midem bugün çok daha iyiydi, bu yüzden göreceğim kanlı olayları da çok umursamıyordum. O puştun gebermesi beni etkileyen son şey bile olamazdı.
“Vurmak yok dedin ya.” dediğimde derin bir nefes almıştı. “Tamam ama onu tamamen öldürecek o kurşunu ben sıkabilir miyim?” derken başımı geri atıp yüzüne baktığımda sırıttığını görmüştüm.
“Emrin olur mia bella.” diye mırıldanarak dudaklarını başıma bastırmıştı.
“Sende kendini zorlamayacaksın, kasıldığın zamanlarda bırak abim halletsin.” dediğimde tek kaşı imalı bir edayla havalanmıştı.
“Tamam birtanem, sen nasıl istersen.” dediği sırada kapının önündeki adım sesleri duyulduğunda ikimizde susmuştuk, ne yapacağımız hakkında en ufak bir fikrim yoktu ve sanırım bu sefer Vidus’unda yoktu. Tamamen sezgisel takılıyor gibiydi.
Açılan kapının sesi odada çınlarken Cengo malı görüş açımıza girmişti, elindeki telefonuna bakarken hızla kapıyı arkasından kapatmıştı. Hemen ardından diğer elindeki bastonuyla sekerek odaya yönelmişti ki Vidus boğazını temizleyerek yerimizi belli etti. Hızla telefondan ayrılan bakışları bizi bulduğunda gözleri irileşirken harelerinde beliren korku yumaklarını anbean görebilmiştim, adeta ödü bokuna karışmıştı.
Tek kelime etmeden hızlıca arkasını dönüp odanın çıkışına giderek kapıyı açmıştı ki abim kapı misali hemen odanın önünde duruyordu. Hızla Cengo’nun göğsüne attığı tekmesiyle Cengo tabiri caizse odaya uçarken abim ve Nilüfer de içeri girmişlerdi, Cengo ise yere yapışmıştı.
“Nereye gidiyorsun Cengo? Daha eğlenecektik.” diyen abim hızla Cengo’ya ilerlerken Nilüfer ise yerdeki bastonu almıştı.
Abim Cengo’yu yakasından tutup kaldırdıktan sonra yumruğunu sertçe yüzüne geçirdiğinde düşmesin diye de yakasından tutmaya devam etmişti.
“Benim kardeşime, sevgilime sen kimsin de yamuk yapıyorsun göt!” diye haykıran abim tekrar yumruğunu geçirdikten sonra onu tekrardan dengeye getirip bırakmıştı, sonrasında Nilüfer elindeki bastonla yavaşça ona yaklaştı.
“Tekrar karşılaştık Cengo.” diyen Nilüfer’le Cengo patlayan kaşı ve dudağıyla ona bakmıştı. “Sanırım ödeşme vakti.” diyen Nilüfer iki eliyle tuttuğu bastonu sertçe Cengo’nun başına geçirdi.
Aldığı darbeyle artık onu tutan bir Ulvi olmadığı için yere yıkılan Cengo’yla Nilüfer ona doğru bir adım atarak başına dikildi.
“İyi gebermeler.” dedikten sonra elindeki bastonu dizine çarparak kırıp odanın bir köşesine fırlatmıştı, hemen ardından ise abimle birlikte odadan çıkmışlardı.
İşin çoğunu Vidus’a bırakmak için ikisi de çok az vurmuştu, bunu anlamıştım ama şöyle bir detay vardı ki Vidus yaralıydı ve aklım ona kayıp duruyordu. Yaraları açılabilirdi, en iyi ihtimalle canı çok yanardı ve ben bunu istemiyordum.
Yattığı yerden bize bakan Cengo’yla Vidus yavaşça elini cebine atıp telefonunu çıkardı, ardından göremediğim bir numarayı arayıp telefonu kulağına yasladığı sırada Cengo ise inleyerek ayaklanıp odada gezinmeye başlamıştı. Önce banyonun olduğu yere gitmişti, kapıyı her ne kadar açmaya çalışsada belli ki kilitliydi.
“Ervah, birini dövmek yaraları zorlar mı?” diyen Vidus’la şok içinde ona dönmüştüm.
“Kuvveti nereden aldığına göre değişir.” diyen telefondaki Tunay’la Vidus tek kelime etmeden telefonu suratına kapatmıştı.
“Duydun mu serçem?” derken dudağıma dudaklarını bastırıp küçük bir öpücük bıraktıktan sonra ayaklandı. “Buradan kalkmıyorsun.” dediğinde mecburen başımı olumlu anlamda sallamıştım ama aksi bir durumda o itin belasını sikerdim.
Vidus cama doğru sekerek koşmaya çalışan Cengo’ya hızla yetişip yakasından tuttuğu gibi odanın ortasına, ayaklarımın dibine fırlatmıştı.
“BENİM KARIMA!” diyen haykırışıyla bir küçük yerimden zıplasamda Cengo iti benim on katım kadar korkmuş gibiydi. “BENİM KADINIMA!” diye bağırarak tekrardan ona yaklaşan Vidus’la Cengo son çare olarak bana dönmüştü.
“Yalvarırım kurtar beni Elvin, en azından eski dostuna bunu borçlu…” diyen cümlesi karnına yediği Vidus’un tekmesiyle kesilmişti.
“O BENİM, YALNIZCA BENİM!” diye yakalarından tutarak yüzüne doğru haykıran Vidus’la Cengo gözlerini kapatmıştı.
Hemen ardından tek eliyle hala yakalarını tutarken hafifçe doğrulup boşa çıkardığı eliyle nazikçe ayaklarımı tutarak cam sehpadan indirmişti, sonrasında ise önüme geçip Cengo’yu tek eliyle kaldırdığı sehpanın yüzeyine öyle bir çarpmıştı ki sehpa tuzla buz olmuştu. Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken koltuğun köşesine geçip bacak bacak üstüne attım, gerçek hayatta aksiyon filmi izliyor gibiydim.
“Sen kimsin de benim karım sana borçlu olacak lan?! EVVELİYATINI SİKTİĞİM!” derken camların içinden kaldırdığı Cengo’ya sertçe yumruğunu geçirerek bu sefer de yere yapışmasını sağlamıştı. “Şansmış. Lan seni ayrı, şansını ayrı sikerim amına koduğum!” derken tekrardan ona atılıp bu sefer tekme atmaya başlamıştı. “SEN KİMSİN LAN BENİM KADINIMI TEHDİT EDİYORSUN, GÖTVEREN OROSPU ÇOCUĞU!”
Küfürleri karşısında bir küçük şaşırmadan edememiştim, normalde yanımda da ederdi ama sanırım bu kadar abarttığını ilk kez görüyordum. Bu sefer gerçekten sinirliydi ve bu sinirli haline rağmen az önce bacaklarımı sehpadan indirirken çok kibardı. Öfkesini durum ben olduğumda kontrol edebilmesini çok seviyordum.
“Hayır, şimdi değil.” demesiyle Cengo’nun acıdan bayıldığını görmüştüm.
Vidus hızla elini ceketin cebine atarak bir iğne çıkardı, ne olduğunu bilmiyordum ama hiç düşünmeden onu Cengo’nun boynuna sapladığında Cengo aniden gözlerini açıp derin nefesler almaya başlamıştı. Kaşlarım havalanırken Vidus bu seferde üstüne çıkıp yumruklarını Cengo’nun yüzü kayana kadar yüzüne geçirmişti, temizinden yarım saat yumrukladığına yemin edebilirdim.
En sonunda Cengo artık zorla nefes alırken ayaklanmıştım, yanlarına vardığımda Vidus yumruklarını geçirmeye devam ediyordu ki elimi omzuna koyduğum an eli havada duraksadı. Nefes nefese kalan bedeniyle bakışları omzunun üstünden bana döndüğünde onun yüzününde kanlar içinde olduğunu görmüştüm, o kadar sert vuruyordu ki o itin kanları yüzüne sıçramıştı.
“Sanırım sıra bende.” dediğimde bakışları bir süre öylece yüzümde gezinmişti.
Hemen ardından yavaşça ayaklanırken derince yutkunmuştu ama gözlerinde tuhaf bir bakış vardı, daha önce onda görmediğim bir bakış. Tanıdık olan arzuyu görebiliyordum ama başkaydı, daha çok öldürme arzusu gibiydi. Tasvir edemiyordum. O gerçekten cani bir katildi, bu ne yazık ki su götürmez bir gerçekti ama artık benimde ondan aşağı kalır yanım yoktu. Dudaklarım kıvrılırken ona bakmaya devam ettim.
“Sen…” diyen hırıltılı nefesiyle ölmek üzere olan Cengo’nun üstünden çekilip bana doğru bir adım attı. “Benimsin.” derken aniden enseme sarılan parmakları beni kendine çekerken dudakları sertçe dudaklarıma yaslanmıştı.
Esasında belki de bundan midemin bulanması gerekirdi ama zerre umrumda değildi, sanırım çocuğumuzda ailesi gibi cani bir ruh hastası olacaktı. Orada ne kadar birbirimizi yediğimizi bilmiyordum ama ayrıldığımızda ikimizde nefes nefese kalmıştık, bakışları gözlerimde gezinirken dudaklarında bir gülümseme vardı.
“Hadi bitir şu işi karım.” diyerek dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra geriye çekildiğinde derin bir nefes almıştım, oda kan kokusuyla doluydu.
Elimi belimdeki silahıma atarak elime eldıktan sonra hala zar zor nefes alan ve kandan gözükmeyen yüzüne doğru yaklaştım, sonunda hak ettiğini bulmuştu. Belki de gerçekten dostum olarak kalabilseydi hiç bunları yaşamayacaktı ama o kaşınmıştı.
“Şansına küs.” derken silahımı alnına nişan alarak sıktığımda kafası yana düşmüştü, ölmüştü.
Cengo belası böylece son bulmuştu…
~~~
Geberttikten sonra odadan hızlıca ayrılmıştık, Vidus adamlarımızın orayı temizleyeceğini söylemişti. Şimdi ise arabadaydık ve eve doğru yol almıştık, elimdeki ıslak mendille adeta yıkandıktan sonra aynı işlemi o da yapmıştı. Her yanımızda o şerefsizin kanı varken öylece duramıyordum, kanı bile rahatsız ediciydi. İşimiz bittiğinde ıslak mendili torpidoya atıp küçük patikleri tekrardan elime aldım.
“Buldum.” diyen Vidus’un telefonuna baktığını görmüştüm.
“Araba kullanırken telefona bakmak mı? Sizi şikayet edeceğim bayım.” diyerek güldüğümde telefonunu bırakıp bana dönmüştü.
“Hamilelikte dokuz ay boyunca uzak durmaya gerek yokmuş, ilk ve son birkaç ay tehlikeliymiş sadece ama yine de önce bir doktora sorarız.” dediğinde kahkaha atmadan duramamıştım.
“Cidden aklına bu mu takıldı aşkım?” dediğimde tıpkı bir çocuk edasıyla sırıtarak başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Senden o kadar süre uzak kalırsam kafayı yerim mia bella.” dediğinde gülerek elimdeki patiklere bakmıştım.
“Çok tatlı değil mi?” dedim derin bir nefes alarak, bu minik bedenin içimde büyüyeceğine hala inanamıyordum.
Ses vermediğinde çatılan kaşlarımla ona dönmüştüm ki sert bakışlarının hemen karşımızda olduğunu fark etmiştim. Eve yaklaştığımız sırada duran arabayla bakışlarım gözlerini takip ederek evin önünü saran polis arabalarında gezinmişti. Derin bir nefes alırken gözlerim kapanmıştı, kahretsin ki ben bu durumu tamamen unutmuştum. Vidus’u vuranın ben olduğumu düşündükleri için tutuklanma emrim vardı ve ben bunu hiçe sayarak gezip duruyordum. O gün Lavinia sayesinde yırtmıştım ama bu beni aklayacakları anlamına gelmiyordu.
“Sen arabada kal mia bella, ben dertlerini öğrenirim.” diyen Vidus’la gözlerim aralanmıştı ki kapıya uzandığı sırada hızla kolundan kavrayıp onu durdurdum.
“Beni almak için geldiler.” dediğimde kaşları öyle bir çatılmıştı ki gözleri kısılmıştı.
“Sebep?” diyen sert sesiyle derin bir nefes aldım.
“Seni vuranın ben olduğumu düşünüyorlar.” dememle ters bakışları bizim arabaya yönelen polislere çevrilmişti. “Cengo malı benim lehime ihbarda bulunmuş.” dediğimde sinirle nefesini vermişti.
“Bu mallar kurşunun uzaktan saplandığını anlayamamışlar mı?” dediğinde omzumu silkmiştim.
“Bilmiyorum, o sıra kafam seninle dolu olduğu için onlarla pek muhatap olmadım.” dememle bakışları bana dönerken gözlerindeki sinirli ifadenin yerini anlayış almıştı.
“Polislerden korktum dediğin an bu muydu?” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.
“Sen o an uyanık mıydın?” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılırken başını olumsuz anlamda salladı.
“Rüyamda sesini duydum mia bella.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılırken başım yana eğilmişti.
“Şu rüyanı iyice merak etmeye başladım.” dediğimde o da gülmüştü.
“Şu beyinsiz aynasızları halledelim, seni kucağıma alıp detaylıca anlatacağım. Söz veriyorum serçem.” derken yanağımı bulan eli hafifçe okşamıştı. “Sakın korkma mia bella, ben buradayım. Seni almalarına izin vermem.” dediğinde gülüşüm daha çok büyümüştü.
“Buradasın.” derken benimde elim yanağımdaki elini kavramıştı. “Sen varken ben hiçbir şeyden korkmam ki.” dememle hafifçe gülmüştü.
“Sen böyle tatlı tatlı konuşmaya devam et, bakalım eve gidince seni elimden kim alacak tatlı kadınım benim.” derken hızlıca yaklaşıp dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktığında kıkırdamıştı.
“Sanırım bir kişi biliyorum.” diyerek onun boştaki eline uzanıp karnıma koymuştum ki arkamdaki cama sertçe vurulduğunda ne halde olduğumuz acı bir gerçek olarak zihnimde çınlamıştı, çevremizde polisler vardı.
“Vidus bey, arabanın size ait olduğunu biliyoruz. Lütfen zorluk çıkarmayın.” diyen polisle derin bir nefes almıştım.
“Hadi bunu da halledelim kocam.” diye gülümseyerek mırıldandığımda Vidus derin bir nefes almıştı.
“Sen yeter ki hep şöyle gül, ben her şeyi hallederim mia bella.” derken dudaklarını alnıma bastırdıktan sonra tekrardan derin bir nefes alıp geri çekilmişti. “Sen arabadan çıkma, ben konuşurum.”
“Ama…”
“Serçem, çıkmak yok dedim.” diyerek hızla sözümü kestiğinde mecburen başımı olumlu anlamda sallamıştım.
Bakışları son kez gözlerimde gezindikten sonra arkasını dönüp kapıyı açarak arabadan inmiş ve hemen ardından kapatmıştı. Benim tarafımda duran polis Vidus’un indiğini görünce onun yanına doğru adımlamıştı ki camımı hafifçe açarak sesleri dinlemeye başladım, ne olacağını merak ediyordum.
“Bir sorun mu var memur bey?” diyen Vidus’un sert sesiyle polis ellerini arkadan bağlayarak derin bir nefes almıştı.
“Niran Karsoylar sizi kasten yaralamaktan tutuklu.” diyen polisle gözlerimi devirmeden edememiştim.
“Bu tamamen yalan.” diyen Vidus’la polisin kaşları çatılırken ellerini çözerek Vidus’a doğru bir adım attı.
“Sen devletin memurunu yalancılıkla mı suçluyorsun?” diyen polisle Vidus aynı şekilde bakmaya devam etmişti, gözlerinde korkunun kırıntısı bile yoktu.
“Bahsi geçen yaralanan benim memur bey ve yaralayan kişiyi gördüm, karım değil.” derken o da polise doğru bir adım attığında telefonumu hızla elime almıştım. “Kaldı ki karımda sırtından yaralandı, sizin nasıl saçma bir araştırma ekibiniz var da bunu göz ardı ediyor?” diyen sert sesiyle eş zamanlı olarak hızla Lavinia’nın telefonunu tuşlayarak kulağıma yasladım.
“Biz elimizdeki kanıtlara göre işleri yürütürüz ve kanıtlar karınızı gösteriyor, konu kapanmıştır.” diyen polis arkasındaki polislere baş işareti yapmıştı ki Vidus hızla yana kayarak bana gelmelerini engelledi.
“Tamam, biz gelip ifade veririz ama onu alamazsınız.” demişti ki çalan telefon sonunda açılmıştı.
“Efendim Niran, bir sorun mu var?” diyen Lavinia’ya derin bir nefes almıştım.
“Polisler beni almaya geldiler.” dedim hızla konuşarak.
“Ne? Bu ne saçmalık? O sığırlar emri kimden almışlar?” diyen sert sesine her ne kadar odaklanmaya çalışsamda aklım hala karşımda konuşan adamdaydı.
“Ayrıca evinizde aranacak.” diyen polisle bir elim kapının koluna gitmişti, biraz daha uzarsa Vidus’un elinden bir kaza çıkmasından korkuyordum.
“Bilmiyorum Lavinia.” diyerek hızlıca telefonu suratına kapattım, o bir hal çaresine bakardı.
“Savcılık emrin nerede polis?” diyen Vidus’un sesi artık sınırındaymış gibi duyuluyordu, hızla kapımı açarak arabadan dışarı çıktım.
Beni almaları bir sonuç vermezdi, geri çıkardım ama Vidus polislerden birine bile zarar verirse ortalık tamamen karışırdı ve şu anda bunu yaşayacak bir zamanımız yoktu.
“Savcı arkadaşın var diye kendini bir bok mu sandın?” diyen polisle eş zamanlı olarak Vidus’un yanında durmuştum. “Senden büyük devlet var.” derken polisin bakışları bana da dokunmuştu, gözlerindeki bu saf nefretin sebebi neydi?
“Hm! Öyle miymiş?” dedi Vidus alaycı bir sesle, dudakları kıvrılmıştı ama elimi sıkıca kavrayan eline bakılırsa sakinlikle alakası bile yoktu.
“İkisini de ters kelepçe alın.” diye arkasındaki polis yığınına seslenen polisle kaşlarım daha çok çatılmıştı. “Beyefendi de böylelikle bir polisle nasıl konuşması gerektiğini öğrenir.” dediği sırada polisler bize yönelmişti ki Vidus beni hızla arkasına çekerek yine ve yine bana siper olmuştu.
“Geleceğiz dedim polis.” diyen Vidus’un sesinden bile gerginlik akarken polis hafifçe alaycı bir edayla gülümsedi.
“Baran komiserimizin mekanı cennet olsun, değil mi Vidus bey?” diyen polisle zihnimdeki tüm parçalar yerine oturmuştu, adam Baran’ın arkadaşıydı ve yüksek ihtimalle Vidus’la arasındaki sorunu biliyordu. “Alın şunları!” diye bağırmasıyla Vidus tam ona atılacakken kolundan sıkıca kavradım. “Ayrı arabalara koyun ama, belli ki yan yana birbirlerine çokta iyi gelmiyorlar.” derken arkasını dönüp arabalara doğru ilerdiği sırada iki polis ellerindeki kelepçelerle bize yönelmişlerdi ki hızla bize doğru yaklaşan siyah arabayı görmüştüm, üstündeki çakarlar yanıyordu.
Araba hızla polis arabalarının yanında kayarak durduğunda bakışlarım Vidus’a dönmüştü ama o da çatık kaşlarıyla gelene bakıyordu, o da tanıyamamıştı. Çevreye bakındığımda bizim korumalar etrafımızı sararken az önce bize laf söyleyen polisin bile hazır ola geçtiğini görmüştüm, gelen önemli biri miydi? Bakışlarım tekrar arabaya dönmüştü ki inen adamı hızla tanımıştım, karakoldaki başkomiserdi. Başkomiser Melih…
“NE OLUYOR LAN BURADA?!” diye adeta kükreyerek polislere doğru ilerleyen adamla kaşlarım havalanmıştı.
Üzerinde her zamanki üniforması yoktu, onun yerine oldukça spor giyinmişti. Siyah bir kot ve üzerine giydiği deri ceketiyle, dağınık açık kumral saçlarıyla polisten çok bir serseriye benziyordu ama en nihayetinde o bir başkomiserdi.
“BEN SİZE BU DAVA DÜŞTÜ DEMEDİM Mİ?! SİZ KİMDEN EMİR ALIP GELDİNİZ LAN, SİZİN NE HADDİNİZE?!” diye bağıran Melih’le kaşlarım havalanırken az önce bize konuşan polis öne çıkmıştı.
“Başkomiserim ama kanıtlar…” derken sözü Melih’in tokadıyla yarıda kesilmişti, gözlerim şaşkınlıkla irileşirken Melih sarsılan adamı yakasından tutup kaldırdı.
“Ben sana o kanıtların sahte olduğunu söylemedim mi Yakup?!” diyen Melih’le Yakup denen polis sertçe yakasındaki Melih’in ellerini itmişti.
“Bu adam Baran komiserimizin katili başkomiserim, bunu bile bile o şerefsizi bırakacak mıyız?!” diyen Yakup’la derin bir nefes almıştım.
“Baran’ı öldüren bendim, o değil.” diyen Melih’le bakışlarım istemsizce Vidus’a döndüğünde onun bile şaşırdığını görmüştüm, ateş bakışları bana döndüğünde ikimizinde gözlerinde aynı ifade vardı. Belirsizlik…
“Ne? Siz ne diyorsunuz başkomiserim?” diyen Yakup bile şok olmuştu.
“Baran dediğin it, mafyayla çalışan bir ajandı. Katillerin yardakçılığını yapıyordu ve öldü.” derken Yakup’a doğru bir adım atmıştı. “Yoksa sende mi onun adamıydın?” diyen Melih elini beline atarak silahını çıkardığında Yakup korkuyla geriye doğru birkaç adım atarak adeta Melih’ten kaçmıştı.
“Asla başkomiserim, benim ne işim olur mafyayla? Ben devletim için yaşarım.” demesiyle istemsizce keyiflenmiştim.
“Devletini düşünen hıyar üstünün emrinden çıkmazdı komiser!” diye bağıran Melih elindeki silahıyla yandaki polis arabalarını işaret etmişti. “Şimdi geçin karakola, hakkında araştırma başlatılacak. Umarım dediğin gibi temizsindir Yakup.” diyen Melih’le kimse hareket etmeden öylece bakınca Melih silahını havaya kaldırıp iki el ateş etti. “KİME DİYORUM LAN BEN?!”
Haykırışıyla bütün polisler yerlerinden zıplarken hepsi arabalara doluşmaya başlamışlardı, kısa süre içinde polis arabaları teker teker gözden kaybolurken bakışlarım bize doğru yaklaşan Melih’e dönmüştü. Dudaklarındaki sırıtışıyla Vidus’a doğru bakarken silahını çoktan belindeki yerine yerleştirmiş, ellerini ise ceplerine sokmuştu.
“İyilik borçların çoğalıyor Diavolo.” demesiyle mimik yapmamaya çalışmıştım ama şaşkınlıktan küçük dilini yutmak üzereydim, onun lakabını nereden biliyordu? Ayrıca bu adam neden bize yardım edip duruyordu?
“Biz de hiçbir borç kalmaz, sen merak etme.” diyen Vidus’la Melih’in dudakları daha çok kıvrılmıştı.
“Öyle olmak zorunda.” diye sırıtırken bakışları bana döndüğünde Vidus beni daha çok arkasına çekmişti. “Geçmiş olsun Niran hanım.” derken bakışları tekrardan Vidus’a dönmüştü. “İyi günler dilerim.” diyerek arkasını dönüp arabasına yöneldi.
Tam o esnada tekrardan duraksayarak hızla arkasını dönüp bize bakmıştı.
“Şu savcıyla da beni bir daha uğraştırmayın, tırsıyorum o kadından.” dedikten sonra cevabımızı beklemeden hızla arabasına yönelmişti.
Kısa süre içinde o da gözden kaybolurken derin bir nefes alıp Vidus’un yanına geçmiştim, Lavinia’dan bu kadar korkması her ne kadar komik olsada haklı olmadığını söyleyemezdim. O kadından bazen ben bile korkuyordum.
“Neydi bu şimdi?” dediğimde Vidus’ta derin bir nefes almıştı.
“Racon kesti işte aklınca.” derken belime attığı eliyle beni bahçeye doğru yönlendirmişti, bakışları ise çevremize yığılmış korumalara dönmüştü. “Biriniz arabayı içeri alsın, diğerleri de işinin başına. Hadi!” diye bağırarak ikimizi de bahçeye sokmuştu.
“Şimdi bu Melih iyi mi, kötü mü?” dediğimde bakışları hızla bana dönerken kaşları çatıktı.
“İsim konusunda ciddi olduğumu düşünüyorum mia bella.” diyen sesiyle bende tek kaşımı kaldırarak ona bakmıştım, takılması gereken nokta bu değildi. “Bende henüz ne olduğunu bilmiyorum ama zeki biri olduğu bir kesin.” derken açtığı kapıyla beni eve yönlendirmişti.
“Tuhaf biri ama Lavi’den korkması komikti.” diyerek güldüğüm sırada eve girmiştik.
“Ondan kocası bile korkuyor.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı.
“Sen de korkuyor musun?” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılırken iki eli de belime sarılmıştı.
“Sana bunun cevabını daha önce de söylemiştim mia bella.” derken yüzü yüzüme yaklaşmıştı. “Benim korkum bir tek sana.” diyen fısıltısıyla dudaklarım daha çok kıvrılırken boynuna sarılan kollarımla onu daha çok kendime çekmiştim.
“Aferin sana, mantıklı karar.” dememle onunda gülüşü büyümüştü.
“Eh! Bilirsin, ben çok mantıklı bir adamımdır.” derken dudaklarıma yaslanan dudaklarıyla sırıtarak hızla ona karşılık vermiştim.
Ellerim saçlarının içinden geçerken yavaşça ve hissederek öpen dudakları bedenimde sabahtan beri gezinen elektrik akımını daha da hızlandırıyordu. Sırtımda yavaşça gezinen eli aşağıya doğru inerken alt dudağımı dudaklarının arasına hapsettiğinde sinirimi bozmaya başlayan yavaşlık yüzünden sertçe üst dudağını ısırmıştım. Verdiği hırıltılı nefesi yüzüme çarparken aniden kalçamı kavrayan parmaklarıyla dudaklarını geri çekmişti.
“Önce…” derken nefes nefese bir şekilde derince yutkundu. “Doktora sormam lazım, araştırmam lazım.” dediğinde bende nefes nefese bir halde ona bakıyordum.
“Ne soracaksın?” diye sorarken afallamış gibi hissediyordum, kasıklarım tüm bedenimi etkisi altına alırcasına kasılırken sağlıklı düşünemiyordum.
“Bebeğime zarar vermeden sana ne kadar yaklaşabileceğimi.” derken burnunu hafifçe burnuma sürtmüştü. “Ve bunu en kısa zamanda sormalıyız, çünkü seni deli gibi özledim mia bella.” diyen boğuk sesi zihnimde çınlarken tekrardan yutkunmam gerekmişti.
“Aslında bunu arayıp Kayra’ya sorabiliriz.” dediğimde başını hızla olumsuz anlamda sallarken kalçamdaki elleriyle beni kaldırıp kucağına almıştı. “Vidus, beni kucağına alıp durma!”
“Önce bebeğimizin durumunu da öğrenmek istiyorum mia bella.” derken adımlamaya başlamıştı. “Ve minik bedenin benim için ağır değil serçem, iki yaraya düşecek değiliz.” dediğinde gözlerimi devirerek ona bakmıştım.
“Tahmini kaç yaraya düşersiniz beyefendi?” diyen sert sesimin aksine o sırıtmıştı, şu gamzeleri aşırı sinir bozuyordu. Bu kadar tatlı olmamalıydı!
“Hmm! Sen yanımdayken mi?” derken beni tek eliyle tutarak kapıyı açıp odamıza girmişti. “Hiçbir yara mia bella, sen kollarımdayken hiçbir şey benim canımı yakamaz.” diyerek beni yavaşça yatağa bıraktığında derin bir nefes almıştım.
“Öyle mi? Dön o zaman, sırtına yatacağım.” dediğimde kıvrılan dudaklarıyla bir bacağını yatağa yaslayarak yüzüme eğildi.
“Buna tabiki de evet derim ama yapmazsan da seni alıp zorla kendime bağlarım, kabul mü?” diyen boğuk sesiyle gözlerim kısılmıştı.
“Gıcığın tekisin Diavolo.” dediğimde attığı kahkahasıyla dudaklarını yanağıma bastırmıştı.
“Bende sana aşığım, güzeller güzeli karım.” derken yavaşça benden uzaklaşmıştı. “Ama şimdi uyku vakti, gece uyanıp durdun. Alamadın uykunu.” dediğinde kaşlarım hafifçe çatılmıştı.
“Sen onları duydun mu?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Duydum ama ağrı kesiciler yüzünden uyanamadım.” demesiyle derin bir nefes alarak yatakta oturur pozisyona geçmiştim.
“Önemli bir şey yok, yakında düzeleceğine emi…”
“Ne olduğunu biliyorum mia bella ama sende şunu bil.” derken bir eli yanağımı bulmuştu. “Artık yanınızdan hiç ayrılmayacağım, sana söz veriyorum minik serçem.”
“Biliyorum resimlerimin adamı.” derken bende elini tutup dudaklarımı avucuna bastırdım, elinden gelen barut kokusunu alabiliyordum ama bu rahatsız etmiyordu.
“O zaman şimdi güzelce uyuyoruz tamam mı serçem?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Böyle uslu olunca ne kadar da tatlı oluyormuş benim karım.” derken dudaklarını alnıma bastırdığında hafifçe kıkırdamıştım.
“Sende uyursan uyurum ama.” dediğimde o da gülmüştü.
“Bende bir itiraz ne zaman gelecek diye bekliyordum.” diyerek geri çekildi. “Bende yatacağım mia bella, hemen yanı başında olacağım ama önce şunlardan kurtulmalıyız.” derken üstümüzü gösterip giyinme odasına yöneldiğinde bende kalkmaya başlamıştım. “Sen dur, ben getiririm. Bugün kendini yordun zaten.”
“Sorma sorma, ne yoruldum anlatamam.” derken kendimi tekrardan yatağa bırakmıştım, bu adam daha hamileliğin başında böyleyse acaba sonra ne olacaktı?!
“Sen artık iki canlısın mia bella, dikkat etmemiz gerekiyor.” diyen sesiyle bir elim sertçe alnıma çarpmıştı, başlamıştı bile.
“Acaba doğurduktan sonra mı sana söyleseydim?” diye kendi kendime konuştuğum sırada elime sarılan sıcak parmaklar onları yüzümden çekmişti.
“Artık çok geç mia bella.” diyerek sırıtan Vidus’la yüzüme yalandan korku dolu bir ifade yerleştirerek ona bakmıştım.
“Hayır efendim, acıyın bana.” derken ellerimi ona uzattığımda tutarak yavaşça beni kaldırmıştı.
“Şu doktorla bir konuşalım, göstereceğim ben sana acımayı.” dediği sırada beni yavaşça soymaya başlamıştı.
Üstümdeki takımdan kurtulduktan sonra kalpli pijamalarımı giydirdiğinde sanki bebek olan benmişim gibi yavaşça uzanmamı sağlamıştı. Tiksinen ifadeyle ona baktığımı gördüğünde gülerek burnumun ucunu öpüp geri çekilmiş ve kendisi üstünü değiştirmeye başlamıştı, işte en sevdiğim sahneydi. Üstündeki ceketini çıkarıp sandalyenin üstüne attıktan sonra gözlerini benden ayırmadan yavaşça gömleğin düğmelerini çözmeye başlamıştı, adeta nefesimi tutarak onu izlerken her açılan yeni düğme de ortaya çıkan kaslarıyla derince yutkunmam gerekmişti.
Bir asır gibi geçen süre boyunca sonunda düğmeler bittiğinde gömleğini çıkartacakken hızla doğrulmuştum, kaslarına odaklanırken yaralarını unutmuştum. Hızlıca ayaklandığımda tam laf edecekken ters bakışlarımı ona yollayıp arkasına geçerek gömleğin yakasını kavradım, yavaşça yaralarına dikkat ederek aşağıya indirdiğimde bana izin vermişti. Ortaya çıkan sargılarıyla o anlar zihnimde çınladığında derin bir nefes alarak başımı sallayıp kendime gelmeye çalıştım, artık üzülmemem gerekiyordu.
“Dua et sargıların iyi durumda.” diyerek gömleği tamamen çıkartıp ceketinin üstüne atmıştı.
“Sana söylemiştim serçem, ben iyiyim.” derken omzunun üstünden bakışlarını bana çevirmişti. “Ama bir öpücük versen belki çok daha iyi olabilirler.” demesiyle sırıtarak yavaşça sargıların üstüne küçük öpücükler bırakmıştım.
“İyileştiler mi?” diye çocukça bir edayla konuştuğumda hızla bedenini bana çevirip ellerini belime sardı.
“Aman tanrım, bu nasıl bir büyü signora? Hiçbir şeyim kalmadı.” diyerek yalancı bir edayla şaşırdığında gülmeden edememiştim.
“Büyücü müyüm yani ben?” dememle yüzü yüzüme eğilirken derin bir nefes almıştı.
“Evet, aşkınla büyüledin beni mia bella.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı. “Ve şimdi ise o tatlı bedeninle ve gülümsemenle büyülemeden önce hemen uyumalısın, yoksa bebeğimizin hemen bir kardeşi olacak.” demesiyle daha çok gülmüştüm.
“Arsız adam!” diye gülerek bağırmıştım. “Bir sabrette önce ilki büyüsün.” dediğimde o da gülmüştü.
“Tamam işte karım, kardeş kardeş büyürler.” diyerek dalga geçer bir tonda konuştuğunda hafifçe omzuna vurmuştum.
“Kaşınma Arjin’im, yoksa tekte bırakırım.” dediğinde gözleri korkuyla irileşmişti.
“Ama kızımızın bir kardeşi olmasın mı mia bella? Yazık değil mi?” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.
“Kız olduğu bilgisi nereden geldi peki?” dediğimde gülerek aniden bana atılıp yine kucağına aldığında her ne kadar gözlerimi devirsemde gülmeye devam etmiştim.
“Bu da uyanınca anlatılacak konumuz olsun serçem.” derken yatağa uzanmamı sağlayıp hızla yanıma geçmişti. “Gözlerin uykudan küçücük kalmış güzelim.” diyerek beni göğsüne çekmişti.
“Ama daha rüyanı da anlatmamıştın.” dediğim sırada saçlarımı okşamaya başladığında rahatlayan bedenim uyku diye yalvarmaya başlamıştı.
“O da uyanınca mia bella, hem belki de sana bir sürprizim vardır.” dediğinde her ne kadar başımı kaldırıp ne olduğunu sormak istesemde gözlerim kapanmıştı bile.
“Ne sürprizi?” diye yarım yamalak sorduğumda dudaklarını başımda hissetmiştim.
“Öğrenebilmek için önce uyumalısın mia bella.” derken derin bir nefes almıştı. “İyi uykular meleğim, iyi uykular karım….” dediği sırada daha fazla yorgunluğa dayanamayan bedenim kendini karanlığın kollarına bırakmıştı.
~~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Yüzüme çarpan serin havayla derin bir nefes aldığımda üstüme sinen vanilya kokusu ciğerlerime dolmuştu. Dudaklarım kıvrılırken tek kulağıma takılı kulaklıktan nefes sesini dinliyordum, yine kabus görüp uyanmıştı ve onu geri uyuttuktan sonra kalkıp dışarı çıkmıştım. Yarını planlamam gerekiyordu ve daha fazla yatamazdım.
“Ne yapacağız abi?” diyen Ulvi’yle bakışlarım ona dönmüştü, dışarı çıkarken yanıma gelmesini söylediğim bir mesaj atmıştım.
“Siz değil, biz yapacağız.” dediğimde kaşları çatılmıştı. “Bir süre burada olmayacağız, serçemin üstündeki gerginliği atıp rahatlamasını istiyorum.” derken bakışlarımı tekrar bulutlu gökyüzüne çevirmiştim.
“Anladım, haklısın. Nereye gideceksiniz peki?” dediğinde umursamazca omzumu silkmiştim.
“Her yere.” dedim sakin bir sesle, bir yandanda nefes seslerini dinlemeye devam ediyordum.
“İyi diyorsun da bu şimdi tehlikeli olmaz mı abi? Cengo iti geberdi diye Murat daha da dellenmiştir.” diyen endişeli sesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.
“Bilmeyecek Ulvi, kimse yerimizi bilmeyecek.” derken tekrardan ona dönmüştüm. “Sahte kimlikler, sahte araçlar.” dediğimde onun da dudakları kıvrılmıştı.
“Sende normal olmayı özledin değil mi? Kimsenin bizi önemsemediği o normalliği özledin.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Eğer öyle olsaydık kimse zarar görmezdi kardeşim ama ne yazık ki değiliz.” derken bakışlarım bu sefer yere odaklanmıştı. “Ve buna alışmaktan başka çaremiz yok.”
“Abi.” diyen sesiyle tekrar ona döndüğümde bir eli omzumu bulmuştu. “İyi ki döndün be abi.” dediği sırada gözlerinin dolduğunu fark etmiştim.
“Bırakmam demiştim kardeşim.” dediğimde hızla beni saran kollarıyla bende gülerek ona sarıldım. “Yokluğumda sen yumuşadın mı ne yaptın lan?” diyerek güldüğümde o da geri çekilirken gülmüştü.
“Gevşek piçin tekisin.” derken elinin tersiyle gözünü silmişti.
O an sanki küçüklüğümüz gözlerimin önünde canlanmıştı. O boktan yetimhaneden kaçtığımızda korkudan o kadar çok ağlamıştı ki saatlerce susmak bilmemişti ve o zamanlar da gözlerini böyle silerdi. Değişen tek şey cüddesisiydi.
“Kardeşimle nasıl gidiyor bakalım, enişte adayı?” dememle ters bakışlarını bana yollamıştı. “Ne var oğlum? Henüz sadece aday değil misin? Sevgililik bu, her an bitebilir.” dediğimde gözlerini devirerek önüne dönmüştü.
“Yakında mühürleyeceğim.” dediğinde tek kaşım havalanırken elini cebine atıp küçük bir kutu çıkarmıştı, açtığında pembe taşlı bir tektaş olduğunu görmüştüm. “Çok yakında yapacağım, sadece doğru anı bekliyorum.”
“O doğru an beklemekle gelmiyor kardeşim, tecrübeyle sabit.” dediğimde o da gülmüştü, netice de ben on yıl boyunca yüzüğü vermek için beklemiştim ama işin sonunda karım benden önce davranmıştı.
“Ne yani, bende pamuk şekerimin bana nikah kıymasını mı bekleyeyim? Neyim ben, prenses mi?” diyerek güldüğünde bu sefer ters bakışlar yollayan taraf ben olmuştum.
“Ben prenses miyim göt?” diyen sert sesimle daha çok gülmüştü.
“Bilemeyeceğim artık yenge.” demesiyle başına vurmak için atılmıştım ki hızla vuruşumdan kaçmıştı.
“Sen dua et yaralıyım, it herif.” dediğimde gülerek tek kaşını kaldırmıştı.
“Sen merak etme, yaralı olmasanda bizde kadına el kalkmaz yenge.” demesiyle bu sefer hızla ona atılmıştım ki koşarak kendi bahçesine kaçmıştı it!
“Gözüme gözükme Ulvi iti!” diye arkasından bağırdığımda kahkahası duyulmuştu, piç bir de dalga geçiyordu.
Gözlerimi devirerek arkamı döndüğüm sırada benimde dudaklarım kıvrılmıştı, her ne kadar salağın teki olsada o benim kardeşimdi ve Nilüfer’im için en iyi seçenek olduğunu biliyordum. Eve doğru adımlarken son kez bulutlara bakmıştım, yarın hepimiz için büyük bir gün olacaktı…
~~~~~~~~~~~~
Veeee bölüm sonuuu…
Bu ne kadar tatlı bir bölüm oldu böyle yahuuu!!!
Sırıtmaktan yanaklarımın ağrıdığı bir gerçektir ve biliyorum ki sizinde öyleee…
Şükür ki sonunda bir beladan da kurtulduk…
Kötü günler geride kaldı, sırada daha kötü günler mi var acaba???
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Vidus’un bu sürprizi ne olabilir???
Sizce Cengo bu sefer gerçekten ölmüş müdür???
Ve son olarak sizce en iyi Tunay mı, Melih mi??? :)
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzzz
🎨❤️🔥☀️
