~Bölüm Şarkıları~
Candan Erçetin~Melek
Seda Sayan~Şiire Gazele
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalımmm???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞
GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!
“Canım mısın sen, ben misin, her şeyim misin sen? Hoşgeldin melek, sefalar getirdin. Ya gelmeseydin, yetişemeseydin, beni bulamasaydın, ne yapardım? Yarım kalırdım melek…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥☀️
~~~~~~~~~~
Seneler öncesindeki küçük Elvin zihnimin içinde çığlık çığlığa ağlarken yatağında bir başınaydı, ailesinin onu bıraktığını düşündüğü için yine bir gece ansızın korku dolu yüreğiyle ağlarken kendine sarılmıştı. Küçük kolları o kadar savunmasızdı ki onu attıkları soğuk odadan kendini koruyamıyordu. O küçük kız o kadar yalnızdı ki tek yaptığı hayalinde oluşturduğu annesini isteyerek ağlamaktı, o kızın ne suçu vardı?
Hiçbir suçu yoktu, tıpkı dünya üzerindeki tüm çocuklar kadar o da suçsuzdu. Sadece ailesinin günahlarını küçücük omuzlarında taşıyan yalnız bir çocuktu ve sadece annesinin en büyük hatasıydı, öyle bir aileye doğmaması gerekirken yapılan koca bir hataydı ama annesi o kadar masumdu ki bu hatanın büyüdüğünü bile görememişti. O kadar masumdu ki bir anne nasıl olur onu bile bilmiyordu.
Bir anne nasıl olmalıydı? Hayatının çoğunu kimsesiz geçiren biri olarak ne yazık ki benimde bu soruya verebilecek hiçbir cevabım yoktu. Daha ben bile anneme yeni kavuşmuşken bana hala uzak gelen bu terim hakkında ne yapacaktım? Gerçek olmayacağına emin olduğum hayaller silsilesinden birine daha bel bağlamıştım ve bu kadar yakın zamanda olmayacağına o kadar emindim ki sonuçlarını tek bir an bile düşünmemiştim, bir anne nasıl olurdu ki? Senelerce ailesinden nefret eden bir kadından nasıl anne olurdu? Anne ne demekti?
Kalbim aldığı bilgiyle sarsılırken zihnimin yankısıyla kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. Kendi can sağlığımızın bile bir garantisi yokken küçük bir canlıyı nasıl koruyacaktım? Hayır, hayır bunu yapamazdım. Böyle bir cehennemin içine acı çekeceğini bile bile bir canlıyı getiremezdim, ona bu kötülüğü yapamazdım. Geçmişim gözlerimin önünden akıp geçerken titreyen bacaklarımla kendimi zor bela arkamdaki duvara yaslayabilmiştim, onu koruyamazdım. Annemin yaptığı hatayı yapamazdım…
“Niran…” diyen Lavinia’nın sesi uzaklardan gelirken başımı olumsuz anlamda sallıyordum.
Böyle bir şeyi istemem bile tamamen aptallıktı. Ne sanmıştım ki, aniden hayatımızın normale döneceğini mi düşünmüştüm? Bu olmayacaktı, günlerdir yaşadığım her bir saniye bile bunu açıklar nitelikteyken onu bu boktan hayata getiremezdim. Koruyamayacağımı bile bile onu ateşlere atamazdım, yapamazdım…
“Niran…kendine gel…” diyen Lavinia’yla yanaklarıma sarılan elleri bakışlarımı ona çevirmemi sağlamıştı. “Sakin… ol…” diye uğuldayan sesiyle başımı tekrardan zor bela olumsuz anlamda sallamıştım.
“Hataydı.” diyen fısıltım zihnimin içinde çınlarken yanaklarımdaki ıslaklığı Lavinia silmeye başladığında fark etmiştim.
“Sadece derin nefes al, şoktasın.” demesiyle gözyaşlarım daha da hızlanırken içimde yükselen kendime olan öfkemle ellerim onu sertçe omuzlarından geri itmişti.
“HATAYDI!” diyen haykırışım odanın içinde çınlarken mantığım tamamen yok olmuştu. “Böyle bir dünyaya onu istemem hataydı!” derken ağlamam daha da şiddetlenmişti. “Sadece saçma bir hayaldi.” diyen mırıltımla omuzlarım düşerken bakışlarım şaşkınlıkla bana bakan gözlerden uzak bir şekilde yere odaklanmıştı.
“Hata falan değildi, o sadece sizin mucizeniz Niran.” diyen Lavinia’yla gözlerim sıkıca kapandı. “Onu sen istedin ve şimdi öylece vazgeçemezsin, buna hakkın yok.” diyen sert sesiyle gözlerim aralanırken kaşlarım çatılmıştı.
Gözlerimin önünde Vidus’un kanlı bedeni belirirken yanlarımdaki iki elim sıkıca yumruk olmuştu, ben hayal kurarken hayatımız çok daha normale yakındı. O yüzden buna hakkı olan tek kişi olmalıydım. Öfkem hızla tekrardan harlanırken sert bakışlarım Lavinia’nın siyah bakışlarına tutunmuştu.
“Ben isterken sırtımda bir kurşun yarası yoktu!” diye haykırırken duvardan ayrılan sırtımla Lavinia’ya doğru bir adım atmıştım. “Ben isterken sevdiğim adam ölümden yeni dönmemişti Lavinia!” dememle Lavinia’nın da kaşları çatılmıştı.
“Hayatımıza dön bir bak, sen isterken çok mu düzgündü?!” diye tıpkı benim gibi bağırırken o da bana yaklaşmıştı. “Her şeye rağmen o ilaçları bıraktın, çünkü bir ailen olsun istedin Niran.” derken bir eliyle kapıyı göstermişti. “O adama yaşayamadığı aileyi vermek istedin, peki aldırırsan ne olacak? Babandan ne farkın kalacak?!” demesiyle tüm öfkem aniden yok olmuştu.
Babandan ne farkın kalacak…
Sesi zihnimin içinde çınlarken yumruk olan ellerim yavaşça açılmıştı, tüm bedenim titrerken dolan gözlerimden birkaç damla yaş süzüldü. Haklı mıydı? Onu aldırdığımda da bir nevi öldürmüş mü olacaktım? Gözyaşlarım daha da hızlanırken zihnime akın eden o adamın bakışlarıyla gözlerimi sıkıca kapatmıştım, sanki ona benzediğim için bana gülerek bakıyordu. Lavinia haklıydı, ondan ne farkım kalırdı ki?
“Ne saçmalıyorsun sen?!” diye haykıran Maria’yla eş zamanlı olarak önümde bir beden hissetmiştim, burnuma çarpan leylak kokusuyla bunun Maria olduğunu anlamıştım. Onun parfümü leylak kokuluydu, ona bu parfümü ben almıştım. “Şokta kız, görmüyor musun? Niye üstüne gitmeye çalışıyorsun?” diye Lavinia’ya kızan Maria’nın bedeni bedenime siper olmuştu, yine birisi bana siper olmuştu...
“Kendine gelmesi gerekiyor.” diyen Lavinia’yla gözlerim aralandığında bakışlarımız çakışmıştı ve gözleri benden bir an olsun ayrılmamıştı. “Hayatımda tanıdığım en iyi annelerden biri olacakken kendisini küçümsemesine izin vermem.” demesiyle dolu gözlerimden birkaç damla daha süzülmüştü, gerçekten böyle mi düşünüyordu?
Dudakları hafifçe kıvrılırken buğulu bakışlarımın ardından onunda ağladığını görmüştüm, başını olumlu anlamda salladığında gözyaşlarım daha da hızlanmıştı. Ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu ama buna rağmen sözleri iyi hissettirmişti, içimde o her şeyden habersiz korkan küçük kızın sakinleşmesine yardım etmişti.
“Haklı abla.” diyen Maria bana dönerken kollarını belime sardığında Nilüfer de diğer yandan hızla bana sarılmıştı. “Sen bizim bile annemizsin.” diyen mırıltısıyla başını göğsüme yaslamıştı.
“Sen dünyanın en iyi annesi olacaksın, biz buna eminiz. Lütfen sende ol.” diyen Nilüfer’le bende kollarımı yavaşça ikisine sarmıştım ama bakışlarım hala Lavinia’daydı.
“Onu birlikte koruyacağız, merak etme.” diyen Lavinia’nın sesi içime az da olsa su serpse de zihnimin içi hala bir yığın soruyla doluydu.
“Onca ilaç aldım Lavinia, sağlığı…”
“Aslında sağlığı iyi.” diyerek sözümü kesmesiyle kaşlarım anlamadığımı belli edercesine hafifçe çatılmıştı. “Hastanedeki ilk gününden beri benim haberim vardı Niran, öncesinde böyle bir durum aramızda söz konusu olduğu için sen ameliyata girdiğin sırada bakmalarını istedim ve ilk ben öğrendim.” derken cebinden çıkardığı bir kağıdı bana uzattığında bakışlarım elindeki ultrason görüntüsüne düşmüştü. “Benim gibi sevdiğin adamın ölümden dönmesini beklerken öğrenmeni istemedim.”
Ruhum allak bullak bir şekilde elindeki kağıda bakarken kollarımdaki kızlar bile şok içinde Lavinia’ya bakıyorlardı. Ne yani, günlerdir aslında hamile olduğumu biliyor muydu? Buna rağmen nasıl intikam almak için oraya gitmeme izin vermişti, beni neden bunun için gazlamıştı? Kaşlarım tekrardan yavaşça çatılırken bakışlarım gözlerine döndü.
“Sana verilen ilaçların hepsi de durumun bilindiği için özel olarak verildi, yani o iyi.” diyerek gülümsese de benim bakışlarım hala sertti.
“Sen…biliyordun.” diye mırıldandığım sırada kollarımı geriye çektiğimde kızlar da doğrulmuşlardı. “Buna rağmen oraya gitmeme izin mi verdin? Neden yaptın bunu?” derken bakışlarım tekrar yüzüne dönmüştü. “Orada hem kendimi hemde onu öldürebilirdim.” derken sesim hafifçe sertleşmişti.
“Öğrendiğinde gitmeyecek miydin?” dediğinde zihnimde tekrar bir karmaşa çıkmıştı, eğer bilsem vazgeçer miydim?
Sevdiğim adamın kollarıma yığılışını unutamazken ve günlerdir her gözümü kapattığımda aynı zalim anıyla cebelleşirken hamile olduğum için vazgeçer miydim? Ne yazık ki hiç sanmıyordum, aksine ona bir zarar gelseydi dünya bile umrumda olmazdı. Yakar geçerdim. Bakışlarımı kaçırırken sorusuna sessiz kalmıştım, çünkü ne yapar eder yine de giderdim.
“Ayrıca bombanın içini boşaltıp sana veren bendim Niran, korumak içinde her an yanındaydım. Bu yüzden tek gitmendense aklına o fikri öncesinde sokup benim bildiğim bir zamanda gitmeni istedim, yalnız gitmendense yanında olmam çok daha iyiydi.” derken bana yaklaşıp ellerini omuzlarıma yaslamıştı. “Onları birlikte büyütüp koruyacağız ortak, rahatla artık. Ben her zaman yanındayım.” demesiyle gözlerim tekrar dolarken bu sefer sarılan taraf ben olmuştum.
Başım göğsüne yaslanırken mantığım suspus olmuştu, konuşan tek yer günlerdir yara bere içinde kalan kalbimdi. Ne yaparsam yapayım onu susturamıyordum.
“Korkuyorum Lavinia.” derken sesim titremişti. “Kendi annem bile çocuklarına yıllar sonra kavuşmuşken onu koruyamamaktan deli gibi korkuyorum.” diye mırıldanırken kalbimi tamamıyla açmıştım.
“Ama sevdiğin adamın babanla alakası yok, bunu sende biliyorsun. Baksana, haberi yokken bile ikinizi de korudu.” dediğinde gözlerim kapanırken kalbim hatırladığı acı günlerle tekrardan sızlamıştı, onsuzluk tüm acılara bedeldi.
“Bende ondan korkuyorum ya.” diye mırıldandığımda hafifçe geri çekilen Lavinia’yla bakışlarım zoraki olarak ona dönmüştü.
“Bunlar sonra düşüneceğin detaylar canım, sonuçta karnındayken ona kimse zarar veremez değil mi?” dediğinde bakışlarım istemsizce karnıma düşmüştü.
Sonradan kafama dank eden detayla öylece karnıma bakakalmıştım, benim içimde bir canlı mı büyüyecekti? Bir elim yavaşça karnıma dokunurken kalbim hızla göğsüme çarpmıştı, orada bize ait bir beden olacaktı. Bir bebek, bizim bebeğimiz…
“Evet, orada ve daha minicik.” diyen Lavinia az önce uzattığı kağıdı tekrar uzattığında bakışlarım ultrason görüntüsüyle çakışmıştı.
“Bu…bu o mu?” diye sorarken titreyen parmaklarım kağıda uzandı.
“Evet, sen baygınken baktılar.” dediğinde bakışlarım elimdeki kağıtta gezinirken işaret parmağım hafifçe küçük karaltıyı okşamıştı.
Gözümden akan bir damla kağıda düşerken kalbim farklı bir sıcaklıkla sarmalanmıştı. Öyle bir duyguydu ki tarif edemiyordum ama çok güçlüydü, onu tüm dünyadan koruma güdüsü tüm benliğimi sararken sevgisini kalbimin derinliklerinde hissedebiliyordum. Annelik böyle bir his miydi?
“Aynı Ulvi’me benziyor.” diyen Nilüfer gülerken gözlerindeki yaşları siliyordu.
“Onu nerden anladın? Çocuğun daha yüzü yok.” diyen Maria da burnunu çekerek gülmüştü, sanırım hepimizi ağlatmıştım.
“Bak, esmer işte. Aynı Ulvi’m.” demesiyle kızların hepsi gülmüştü ama ben hala resimde takılı kalmıştım.
“Yarın kontrole gideriz, sende görürsün.” diyen Lavinia’yla bakışlarım onu bulurken başımı hızla olumsuz anlamda salladım.
“Yarın olmaz.” dediğimde hepsinin gözleri bana dönmüştü. “Önce ona haber vermeliyim, ilk onunlayken görmek istiyorum.” derken Vidus’umu kastetmiştim.
Nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum ama onsuzda gitmek istemiyordum. Dudaklarım hafifçe kıvrılırken bakışlarım tekrar elimdeki onun minik görüntüsüne dönmüştü, her şeye rağmen Vidus’un bu duruma çok sevineceğine emindim. O kadar güzel bir baba olacaktı ki içimdeki tüm korkuları söküp atacaktı, buna tüm kalbimle inanıyordum.
“Ee, ne zaman söyleyeceksin abime?” diyen Nilüfer’le omuzlarımı silktim.
“Bilmiyorum, sanırım biraz iyileşmesini bekleyeceğim.” dememle Lavinia’nın telefonunun çalması bir olmuştu.
“Efendim Araf.” diyerek telefonu açan Lavinia’yla bakışlarım ona dönmüştü. “Tamam, geliyoruz şimdi.” derken dudakları kıvrılmıştı. “Merak etme Vidus, karını yemedik. İniyoruz.” demesiyle kalbim duyduğum isim karşısında aniden hızlanırken gözlerim irileşmişti, bir şeyi unutmuştuk.
Bakışlarım istemsizce hala bileğimde takılı olan bilekliğe kaydığında boğazım hissettiğim stresten dolayı kurumuştu, her şeyi duymuş olabilir miydi? Ya gerçekten istemediğimi düşünürse o zaman ne olacaktı? Onun üzülmesi istediğim son şeydi. Eğer telefonu yanındaysa çoktan dinlemiş olurdu ve sanırım o zaman arayan o olurdu, en azından şu an buna inanmak istiyordum. İlk benden duymalıydı, bari hayatımızın bu kısmı normal olsundu.
“Seninki yukarı gelmek için bizimkilerle kavga ediyormuş, bir görünsen iyi olur.” diyen Lavinia’yla bakışlarım ona döndü. “Haberinin olduğunu sanmıyorum, telefonunun en son şarjı yoktu.” dediğinde kaşlarım istemsizce havalanmıştı.
“Aklımı okumaktan vazgeç.” derken bende hafifçe gülmüştüm, sözleri yine beni rahatlatmıştı.
“Tanrı vergisi bir yetenek canım, niye kullanmayayım ki?” diyerek o da güldüğünde derin bir nefes almıştım.
“Her şey güzel olacak dimi?” dememle Lavinia koluma girmişti.
“Olacak canım, her şey çok güzel olacak.” derken beni kapıya doğru götürmeye başlamıştı. “Unutma, bizim hikayelerimizin sonu hep mutlu biter.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.
“Umarım öyle olur.” diye mırıldandığım sırada odadan çıkarak merdivenlere yönelmiştik.
“Sen şimdi onu bunu boşver de ona nasıl söyleyeceksin bunu düşün.” dediğinde kalp atışlarım hissettiğim heyecanla daha da hızlanmıştı, sahiden ben nasıl söyleyecektim?
“Sen nasıl söylemiştin ki?” dediğimde gülüşü hafifçe solarken bakışlarını kaçırmıştı.
“Ben pat diye söylemiştim.” derken derin bir nefes aldı. “Hayati tehlikeyi atlattığı an.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı, hikayelerimiz ne kadar benzerdi.
“Lan bırak beni!” diye haykıran Vidus’un sesi evde çınladığında bakışlarım hızla salona dönmüştü. “Karıma bakacağım, bırak!”
“Hay karına başlatacaksın lan şimdi, kızlar yanında işte mal. Neyi anlamıyorsun?” diye bağıran Arhan’la Lavinia’yla bakışlarımız çakışırken gülmeye başlamıştık, sanırım Arhan’ın da haberi vardı ve Vidus öğrenmesin diye onu durdurmaya çalışıyordu.
“Ya ciddi bir şey varsa oğlum? Bırak, hastaneye götüreceğim!” diye bağıran Vidus önünde dikilen Arhan’ı itmeye çalışırken salon kapısının kenarında duran beni görmüştü. “Serçem, iyi misin?” derken sesi gözle görülür şekilde nazikleşmişti.
Öğrendiğim yeni ve büyük bilgi zihnimin içinde çınlarken bir elim istemsizce karnımı bulmuştu, ona bu bilgiyi güzel bir anda vermek istiyordum. Onun iyileştiği ve daha mutlu olduğumuz güzel bir anda…
“İyiyim hayatım.” derken hafifçe gülümseyerek ona doğru adımlamaya başladım. “Sen niye ayaktasın bakalım? Daha gözünü yeni açtın.” dediğim sırada yanına yaklaştığımda bir eli hızla belimi kavrayarak beni kendine çekmişti.
“Bir hışımla gittin mia bella, ne oldu? Miden mi bulandı?” dediğinde gözlerim ateş bakışlarında gezinmişti, karnımdaki bebeğimizin cinsiyeti henüz belli değildi ama umarım gözleri ona benzerdi. “Niye ağladın sen? Kötü bir şey mi oldu serçem? Canın mı acıdı?” derken yanağımı bulan eliyle başımı yavaşça eline yaslamıştım.
“Bayadır düzgün beslenmeyince üşüttüm herhalde, kusarken de gözlerim yaşarmış aşkım. Önemli bir şey yok.” dediğimde kaşları hızla çatılmıştı.
“Canın acımış, nasıl önemli olmaz?” diye sertleşen sesiyle dudaklarını alnına bastırmıştı. “Kışın ortasında incecik şeyle dışarıdasın, üşütürsün tabi.” derken geri çekilip beni göğsüne yaslayarak kollarını sıkıca çevreme sardı. “Şu evin sıcaklığını arttırın.” diye yükselen sert sesiyle hafifçe kıkırdarken kollarımı beline sarmıştım, odunsu kokusu çevremi sararken halimden çok memnundum.
“Oturman lazım artık abi, yaraların kanayacak.” diyen abimle bulunduğumuz ortam dank ederken başımı hafifçe geriye çektim. “Hem Niran’ın yarasına da bakmamız lazım.” demesiyle Vidus’un bakışları öyle bir hızla bana dönmüştü ki yüzü saniyelik olarak kasılmıştı, yaraları acımış olmalıydı.
“Abim haklı Arjin’im, otur ar…”
“Senin yaran mı var? Bugün mü oldu, nasıl oldu? Kim yaptı?” diye art ardına sıraladığı sorularla ters bakışlarımı ona çevirmiştim ki beni hiç umursamadan geriye çekilip bedenimi süzmeye başlamıştı.
“Bugün olmadı hayatım.” dediğimde bakışları tekrar gözlerime tutunmuştu. “Beni çevirirken kurşun sırtımı sıyırmış, ondan bahsediyor abim.” dememle gözlerini kaplayan acıyı ve hayal kırıklığını anbean görebilmiştim.
“Seni kurtaramadım mı ben?” demesiyle kaşlarım hızla çatılırken bir elim sertçe üstündeki gömleğin yakasını bulmuştu.
“Bir daha kurtarma konusunu açarsan bu sefer ben şarjörü üstüne boşaltırım Vidus.” derken sesim hiç olmadığı kadar sert ve sinirli çıkmıştı. “Bana siper olurken sensiz yaşayamadığımı da bir saniye olsa düşünsen keşke.” diyerek yakasını sertçe bıraktım. “Şimdi otur şuraya.” derken elimle koltuğu gösterdiğimde lafımı ikiletmeden yavaşça koltuğa oturmuştu, dudakları mı kıvrılmıştı onun?
“Sen gelmeyecek misin?” diyerek tıpkı suçlu bir çocuk misali bakışlarını alttan bana çevirdiğinde tüm sinirim yine hızla yok olmuştu, dudaklarını büzerken o ateş bakışlarını büyüterek bana baktığında nasıl karşı çıkabilirdim ki!
Yavaşça bende ona doğru yaklaşıp yanına yönelmiştim ki bakışlarım eline kaydığında hafifçe bacağının üstüne vurduğunu görmüştüm. Gözlerimi belerterek hızla geçip yanına oturdum, salonda o kadar insan varken kucağına oturacak değildim. Hareketimle dudakları daha çok kıvrılırken bir eli hızla yuvasını bulmuştu, belimi…
“Önce yemekleri yiyelim, sonra pansumanları hallederiz o zaman.” diyen Lavinia biz üstte konuşurken gelmiş olan pizzalara yönelmişti ama kokularını aldıkça midem hızla tekrardan kötü oluyordu. “Niran’cım sana sade peynirli.” diye eline aldığı kutuyu bana uzatmıştı.
“O karışık sever.” diyen Vidus’ls bakışlarım hızla ona döndü, bunu da doğru biliyordu. “Ama mantarsız.” derken onunda ateş bakışları bana dönmüştü. “Mantarları ben alırım içinden.” demesiyle gözlerim istemsizce dolmaya başlamıştı, beni çok güzel tanıyordu.
“Şimdilik sade yese daha iyi olur, midesi için.” diyen Lavinia’yla Vidus bakışlarını benden ayırmadan uzanıp kutuyu almıştı.
“Yemek istemezsen başka bir şey sipariş edelim mia bella, canın ne istiyor?” dediğinde başım hafifçe yana eğilmişti. Bir kez daha emin olmuştum, o çok güzel bir baba olacaktı. “Serçem, noldu güzelim? Yine niye doldu o okyanusların?” derken dizine bıraktığı kutuyla bir eli yüzüme düşen tutamları bulmuştu, yavaşça geriye iterken ateş bakışları ise gözlerimde geziniyordu. Zihnimi okumaya çalışırcasına derinlere bakarken dudaklarım kıvrıldı.
“Hiç, hiçbir şey.” derken gözümden akan bir damla yaş yanağıma doğru süzülürken elini hızla yanağıma yaslayarak yaşın avucuna düşmesini sağladı.
“O zaman niye akıyor inciler serçem? Söyle bana, ne üzüyor seni?” diyen naif sesiyle parmağı hafifçe nemli yanağımı okşamıştı.
“Üzmüyor Arjin’im, mutlu ediyor.” dediğimde gözlerinde yine o tuhaf bakış oluşmuştu.
“Rüyamda da bana böyle seslenmiştin, niye o adımı kullanıyorsun?” dediğinde dudaklarım daha çok kıvrılırken hafifçe ona yaklaşmıştım.
“Ne rüyası görmüştün?” dememle onunda dudakları kıvrılırken ateş bakışları gözlerimde gezinmişti.
“Çok güzeldi serçem, fazla güzeldi.” derken parmağı tekrardan yanağımı okşamıştı, ne gördüğünü anlamasamda güzel bir rüya olduğu kesindi.
“Kızım.” diyen annemin sesiyle bakışlarım elindeki bardakla içeri giren anneme kaymıştı. “Tuzlu ayran getirdim, midene iyi gelir yavrum.” diyerek yanıma geldiği sırada bardağı uzattığında gülümseyerek bir süre ona bakmıştım.
Çocuklarından ayrı kalırken kim bilir ne kadar çok yanmıştı canı, üstelik senelerce öldü bilmişti. Bu acıya nasıl katlanmıştı? Umudu nasıl yok olmadan seneler sonra gelip bizi bulmuştu? Belki beni doğurması bir hataydı ama o her şeye rağmen çok güçlü bir kadındı, bunu asla inkar edemezdim.
“Annem.” diye bir mırıltı dudaklarımdan dökülürken bir elim yine yavaşça karnımı bulmuştu, artık bende anneydim…
“Güzel kızım benim.” diyen anneminde eli saçlarımı bulmuştu. “Çok mu kötü oldu miden kızım? Bir hastaneye gidelim ister misin?” dediğinde başımı yavaşça olumsuz anlamda sallamıştım.
“İyiyim annem, çok iyiyim. Hiç olmadığım kadar iyiyim.” derken yavaşça saçlarımdaki elini alıp dudaklarıma yaslamıştım, onun hakkını ödeyemezdim.
“Sâye’m, ne oldu güzelim?” diyen Arhan’la bakışlarım bizimkilere döndüğünde Lavinia’nın da ağladığını görmüştüm, hatta kızların hepsi ağlıyordu.
“Nilüfer’im, abiciğim; ne oldu şimdi size?” diyen abim iki yanında oturan Nilüfer’e ve Maria’ya bakarken öylece anlam vermeye çalışıyordu.
Kızlarla çakışan bakışlarımla hepimiz aniden gülmeye başladığımızda kahkahalarımız salonu inletmişti, işte onca şeye rağmen buradaydık ve mutluyduk. Bu mutluluk daha ne kadar sürerdi yada hep devam eder miydi bilmiyordum. Tek bildiğim hepimiz bir arada olduğumuz sürece bizi kimsenin yenemeyeceğiydi, biz birlikte çok güçlü bir aileydik…
~~~~~~~~~~~
Maria Korkmaz…
Hayat ne kadar garipti. Aylar öncesinde nefret ettiğim kadının bugün anne olacağını öğrendiğim için mutluluktan ağlayasım geliyordu, gerçekten hayat fazla karmaşıktı. Akıp giden yolu izlerken ablamın evdeki duygusal halini hatırladıkça yine gözlerim dolmuştu, çok güzel bir anne olacağına emindim. Bir anne nasıl olunur hiçbir fikrim yoktu ama onun yine de en iyisi olacağını biliyordum.
Düşünmeden edemiyordum, acaba benim annemde yaşıyor olsaydı ablam gibi yanımda durup beni korur muydu? Yoksa bir tecavüzün eseri olduğum için o da benden nefret mi ederdi? Bunları hiçbir zaman ona soramayacak olmak çok zordu. Senelerdir her ne kadar ailem olmadığını bilsemde en azından beni seven bir amcam olduğunu sanarak kendimi avutuyordum, meğerse tüm hayatımın katili oymuş. Kendi öz çocuklarından nefret edip öldürtmeye çalışan bir caninin sevebileceğine inanmışım, ne kadar aptalmışım…
Gözlerimden birer damla yaş yanaklarıma doğru süzülürken duran arabayla bakışlarım öne kaydığında trafik olduğunu görmüştüm, bu şehirde çok fazla trafik vardı. Sanırım artık alışmıştım. Aldığım derin bir nefesle tam önüme dönecekken gözlerim dikiz aynasından beni izleyen siyah bakışlarla çakışmıştı, ona her ne kadar ilk karşılaşmamızdan dolayı hala sinir olsamda bugünkü davranışını hiç beklememiştim. İşine sadık biri olmalıydı, beni ta İtalya’ya kadar takip etmişti.
“İyi misiniz?” diyen kalın sesiyle tekrardan derin bir nefes almam gerekmişti, yakışıklı olması ve sesinin bu kadar güzel olması ondan etkilenmem için tek sebep olmamalıydı. Öküzün tekiydi o!
“Evet.” derken bakışlarımı tekrardan hızla yola çevirmiştim, gözlerini görmek iyi hissettirmiyordu.
“Gökyüzüne çöken gri bulutlar öyle demiyor ama.” dediğinde bakışlarım istemsizce gökyüzüne çevrilmişti, ortada bir gri bulut görememiştim.
“Yağmur mu yapacak? Ben bulut göremiyorum.” dediğim sırada hafif erkeksi gülüşü adeta zihnimin içinde çınlamıştı.
“Gözlerinizdeki gökyüzünden bahsediyorum Maria hanım.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı, gözlerimin rengini bile fark ettiğini düşünmemiştim. Normalin aksine koyu bir maviydi gözlerim, dikkat edilmedikçe çok fark edilmezdi. En azından bana hep öyle geliyordu. “İyi olduğunuza emin misiniz?” diyen sesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılacakken son anda kendimi toparlayıp hafifçe öksürdüm, ablam dışında birinden bu soruyu duymak tuhaf gelmişti.
“Evet, iyiyim.” diye mırıldanırken tekrar yola dönmüştüm ki gördüğüm mağazayla dudaklarım hızla kıvrılmıştı. “Sağa çeker misin? Şu mağazaya gireceğim.”
“Bebek mağazasına mı?” diyen şaşkın sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
“Evet, hadi.” dememle hızla söylediğim gibi sağa çekmişti.
Duran arabayla hızla kapımı açıp dışarı çıkmıştım, ablamın verdiği harçlık hala durduğu için rahattım ve genelde dışarı da çıkmadığım için mantıklı bir alışveriş yapabilirdim. Hızla mağazaya doğru ilerlerken Han ise aynı hızda beni takip ediyordu, umursamadan yüzümdeki gülümsememle mağazaya girdim. Bakışlarım çevremdeki küçük kıyafetlerde gezinirken kalbim heyecanla çarpmıştı, şimdi benim küçük bir yeğenim mi olacaktı?
Kendi kendime hafifçe gülerek hızla elbiselere doğru koşmuştum. Bakışlarım birbirinden güzel ve tatlı minik elbiselerde gezerken ellerimi yavaşça her birinde gezdirmeye başlamıştım, hepsi o kadar güzeldi ki hangisini seçeceğime karar veremiyordum. Dudaklarımı kemirerek önümdeki çilek desenli minik elbiseyi elime alıp hemen ardımda dikilen Han’a döndüm.
“Nasıl sence?” dediğimde ona sanki dünya üzerindeki en garip soruyu sormuşum gibi şaşkınca bana bakmıştı. “Ne? Hiç mi bebek kıyafeti görmedin?” dememle bu sefer tek kaşı havalanırken bana doğru bir adım attığında istemsizce geriye çekildiğim için sırtım askılara çarpmıştı.
“Gündüz kaçarcasına yanımdan ayrılıp ablanızı takip ederek İtalya’ya gittiniz ve orada kocaman bir malikanenin patlayışını izlediniz, şimdi de buraya gelip bebek kıyafeti mi seçiyorsunuz?” diyen şaşkın sesiyle benimde kaşlarım havalanmıştı.
“Evet, gayet normal.” dememle kaşları hafifçe çatılmıştı.
“Şu kelimeden başka bir kelime bilmiyor musunuz acaba?” demesiyle tek kaşım havalanırken dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
“Si, lo so.” (Evet, biliyorum.) derken dudaklarımda piçimsi bir sırıtış oluştuğunda bu sefer ona doğru bir adım atan ben olmuştum ama o benim aksime geri çekilmemişti. “E quanto di tutto ciò capirai?” (Peki sen bunların ne kadarını anlayacaksın?) dememle onunda dudakları hafifçe kıvrılmıştı, oluşan sessizlikle alaycı bir ifadeyle gülümsedim. “Bende öyle düşünmüştüm.” diyerek arkamı dönüp elbiselere bakmaya devam ettim.
Tam o esnada saçlarımda hissettiğim sıcak nefesle elbiseye uzanan elim öylece havada kalakalmıştı, kalbim amansızca hızlanırken boğazım hissettiğim saçma heyecandan dolayı kurumuştu.
“Per fortuna, il mio italiano è buono.” (Neyse ki İtalyancam iyidir.) diyen boğuk sesle şok içinde karşımdaki pembe tüllü kabarık elbiseye bakakalmıştım, İtalyanca mı biliyordu? Ama neden?!
Bakışlarım yavaşça omzumun üstünden ona döndüğü sırada hızla tekrardan eski yerine geçmişti, dudaklarındaki o alaycı gülümsemesiyle bakışlarını etrafa çevirdiğinde sinirden yerimde tepinesim gelmişti. Ne deniyordu ablam bu durum için? Heh! Hatırlamıştım. Çok iyi göt olmuştum!
“Sen İtalyanca mı biliyorsun?” diye şaşkınca ağzımdan kaçan soruyla anında pişman olmuştum, adam az önce kuş gibi şakıdığına göre illaki biliyor değil mi Maria?!
“Evet, Arhan bey yanında çalışanlara dil eğitimi için fırsat tanıyor. Onun sayesinde öğrendim.” dediğinde anladığımı belli edercesine başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Anladım, iyiymiş.” derken tekrardan arkamı dönüp kıyafetlerle ilgileniyor gibi yapmıştım ama aklım tamamen arkamdaki adamdaydı. “Sen kaç yaşındaydın bu arada? Genç gösteriyorsun.” diye mırıldanırken elimde başka bir kırmızı elbiseyi almıştım, bunları kaç yaş aralığında almam gerekiyordu acaba?
“Yirmi beş.” demesiyle hızla tekrardan ona dönmüştüm, bu kadar genç beklemiyordum.
Bakışlarım yavaşça iri bedeninde ve üstüne ikinci bir ten gibi yapışan takım elbisesinde gezinmişti, dışardan görsem asla yirmi beş demezdim. Daha olgun gösteriyordu.
“Bu meslek için çok genç değil misin?” derken bakışlarım siyah gözlerine tutunmuştu.
“Korumalığın yaşla bir ilgisi yoktur.” dediği sırada hafifçe gülümseyerek göz kırpmasıyla kalbim adeta saniye de en fazla ne kadar atabilirim yarışına girmiş gibi hızlanmıştı. “Senelerce bunun eğitimini aldım, merak etmeyin. Korkmanıza gerek yok.” diyen Han’la derince yutkunmam gerekmişti. Korkmak mı? Aklımın ucundan bile geçmemişti!
Sessiz kalarak tekrar elbiselere döndüğümde mağaza da gezinmeye başlamıştım, bir yandanda güzel bulduğum elbiseleri kolumun üstünde topluyordum. Hepsi o kadar güzeldi ki elimde olsa mağazayı bile alabilirdim.
“İsterseniz böyle koyun kıyafetleri.” diyen sesle yandan bir sepet uzatıldığında bakışlarım tekrar ona dönmeden hızlıca kolumdaki kıyafet yığınını Han’ın tuttuğu sepete bıraktım.
“Teşekkürler.” diye bir mırıltı dudaklarımdan dökülmüştü.
“Rica ederim.” diyen boğuk sesiyle gözlerimi kapatıp derin bir nefes almam gerekmişti, sesi bu kadar iyi olmak zorunda mıydı?! “Şu anda Arhan bey ve Lavinia hanımın çocukları için mi alışveriş yapıyoruz?” diyen sesiyle başımı olumsuz anlamda sallarken gözlerim aralanmıştı. “O zaman niye yapıyoruz?”
“Ben hamileyim.” diye ciddi bir sesle konuşarak ona döndüğümde gözleri irice açılmıştı.
“Ne?” diyen şok içindeki sesiyle kendimi daha fazla tutamayarak kahkaha atmaya başlamıştım, mağazadaki herkes dönüp bize baksa da umrumda değildi. İfadesi çok komikti.
“Şaka tabiki de.” diye gülüşlerimin arasında mırıldanırken derin nefesler alarak ona döndüğümde gülümseyerek beni izlediğini görmüştüm, sanki rahatlamış gibiydi. “Sana bir sır vermemi ister misin?” dediğimde tek kaşı havalanırken başını olumlu anlamda salladığında gülümseyerek ona yaklaştım, kulağına ulaşmaya çalışırken bir elim istemsizce bulduğu yakasından onu kendine çekmişti. “Teyze oluyorum.” diye fısıldadığım sırada yüzüme çarpan parfümü ve boynumda hissettiğim nefesiyle yediğim boku sonradan fark etmiştim, adamı adeta dibime çekmiştim.
Hızla yakasını bırakıp geri çekilirken ellerimi saçlarıma atarak düzeltmeye başlamıştım ama daha çok ısınan yanaklarımı gizlemeye çalışıyordum. Bugün niye üstümde bir aptallık vardı ki? Adamın dibine girip duruyordum, birde yetmezmiş gibi daha çok kendime çekiyordum. İyice salaklaşmıştım!
“Niran hanım şey mi?” diyen sesiyle bakışlarımı ona çevirmeden başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Yeteri kadar kız kıyafeti aldık, biraz da erkek bakalım.” diyerek hızla kaçarcasına odanın karşı duvarındaki reyonlara doğru koşmuştum ki göz ucuyla gördüğüm adam dikkatimi çekmişti.
Mağazanın dışında duran adam kaldırımın ortasından mağazaya bakıyordu, sert bakışları gözlerimle çakıştığı sırada benim gözlerim göğsündeki armaya kaymıştı. İtalyan bayrağının üstüne işlenmiş bıçak sembolüyle kalbim korkuyla göğsüme çarptı, bu armayı nerede görsem tanırdım. Onunda büyümüştüm. La familia’nın, yani İtalyan mafyasının armasıydı.
Adamın eli yavaşça beline gittiği sırada her şeyi anlamıştım, ölüm emrim verilmişti. Eğer La familia sizin ölüm emrinizi verdiyse yer ve zaman önemsiz olurdu, her an canınızı almak için gelebilirdi ve belli ki yeni Don olmuş olan biricik babam hiç beklemeden bu emri vermişti. Adamın çıkarıp bana doğrulttuğu silahı yavaşça izlerken aniden geriye çekilmem ve mağazanın içini yüksek bir patlama sesinin sarması bir olmuştu.
Şok içinde karşımda bana sarılarak beni reyonların içine çeken adama bakarken onun sert bakışları ise çevredeydi, bir eli hızla kulağındaki kulaklığa giderek iki kez dokundu.
“İndirin şu adamı.” diyen sert sesinin ardından bakışları hızla gözlerimle tutunmuştu. “İyi misin Maria? Yaralandın mı?” diyen telaşlı sesinin aniden nasıl değiştiğini fark etmiştim, bana zarar gelmesinden mi korkmuştu? Resmiyeti nereye kaybolmuştu? “Hani böyle durumlara alışıktın, neden durup adamın silahı almasını izliyorsun?” demesiyle gözlerimi kırpıştırarak çevreme bakındım.
Mağazadaki herkes çığlık çığlığa kaçışırken patlayan camla çevreye yayılan cam kırıklarını ve onun hemen dışında yere yığılmış kanlar içindeki adamı görmüştüm.
“Maria...” diyen sesiyle eli yanağımı bulurken beni kendine çevirmişti. “Yani Maria hanım, iyi misiniz?” diyerek hızlıca kendini düzeltmişti.
“İyiyim, bir şey olmadı.” dediğimde derin bir nefes alırken bakışlarını yüzümde gezdirmişti. “Lütfen bu durumdan ablama bahsetme, daha çok telaşlanmasını istemiyorum.” dediğim sırada bakışları yavaşça bedenimde gezinmişti.
O esnada belimi sıkıca kavrayan kolunu yeni fark etmiştim, o da yeni fark etmiş olacak ki hafifçe öksürerek hızla geri çekilmişti. Benden uzaklaşan sıcaklığı ve o garip parfümünün kokusuyla bedenim adeta gözle görülür bir şekilde titremişti, kollarımı hızla bedenime sararken bakışlarımı kaçırdım.
“Üzgünüm, Vidus bey bizi her an dinler.” derken kulaklığını gösterdiğinde gözlerim irice açılmıştı, o zaman ablamın hamile olduğunu da mı duymuştu?
“Hayır, hayır. Her şeyi mi?” diye hızlıca konuşurken istemsizce yine ona yaklaşmıştım. “Ama onu duymamalıydı.” dememle kaşları hafifçe çatılırken bir eli tekrardan az önceki gibi kulaklığına giderek iki kez dokunmuştu.
“Az önce vurulmamın eşiğinden döndün…” derken tekrardan yutkunmuştu. “Döndünüz ve sizin için şu an önemli olan ablanızın durumu mu?” dediğinde başımı hızla olumlu anlamda sallamıştım.
“Evet, başka ne olacaktı? Ablam onu kendisi haber vermek istemişti. Lütfen sil, bir şey yap.” diye mırıldanırken iki elimi parmaklarım yukarı bakacak şekilde çenemin altında birleştirmiştim.
Derin bir nefes alırken bakışlarını dışarı çevirmişti, hemen ardından bana tekrardan göz ucuyla baktığında ona aynı şekilde bakmaya devam ediyordum. Gözlerimi büyütüp dudaklarımı büzerek, yavru köpek bakışı…
“Tamam, tamam ondan haberi yok. Yeter ki şöyle bakma.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı.
“Nasıl yok?” derken hala aynı şekilde durmaya devam ediyordum.
“Konuşurken kulaklık kapalıydı.” diye mırıldanmasıyla dudaklarım hızla kıvrılmıştı. “Ama üzgünüm, bu durumu saklayamam fakat sizin Niran hanımın bilmesini istemediğinizi Vidus beye iletirim.” dediğinde omzumu silkmiştim, nerden dönersek kârdı. En azından eniştem o güzel sırrı ablamdan duyacaktı.
“Tamam, o zaman olur.” diyerek gülümsediğimde çevreye bakınmaya devam ederken onun da güldüğünü görmüştüm, sırıtıyordu. “Tüh! Kıyafet işi de yarım kaldı.” diye mırıldanmamla bakışları yere düşen sepete kaymıştı, çalışanların hepsi korku doluyken bir de alışveriş yapamazdık.
“Sizi sonra yine getiririm, olmaz mı?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Olur.” dediğim sırada bir adım geri çekilerek eliyle kapıyı göstermişti.
“O zaman şimdi gitsek iyi olacak Maria hanım.” dediğinde son anda çilekli elbiseyi alıp üstünde yazan fiyatı sepete attıktan sonra hızlı adımlarla kapıya ilerlemiştim. Sonuç olarak parasını bırakmıştım, bu bir hırsızlık olmazdı.
Göğsüme sakladığım tatlı elbiseyle arabaya yönelirken dudaklarımda az önce sanki vurulma tehlikesini ben yaşamamışım gibi büyükçe bir gülümseme vardı. Sanırım Han şaşırmakta haklıydı, ben biraz tuhaf biriydim ama şu an bu nedense zerre umrumda değildi…
~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Bakışlarım masum yüzünden ayrılmazken dirseğimi yastığa yaslayarak başımı da elime dayayıp onu izliyordum, yanımda uyuyordu ve nefes alıyordu. Bunun ne de büyük bir lütuf olduğunu çok iyi anlamıştım. Aldığım derin nefesle boştaki elim yavaşça saçlarında gezinmeye devam etti, tutamları elimin altından kayarken hissetmemişti bile. Normalde hemen uyanırdı ama aldığı ağrı kesiciler o kadar ağırdı ki saatlerdir uyuyordu.
Yemekler yendikten sonra evdekiler dağılmışlardı, Vidus’unda yavaşça gözleri gitmeye başladığı için uyumak istediğimi söylemiştim. İlk başta gerçekten onunla birlikte uyumuştum ama her ne kadar yanımda da olsa kabuslar peşimi bırakmamıştı, aynı kabus tekrar zihnimi kirletirken sıçrayarak uyanmıştım ve o andan beri sessizce onu izliyordum. Esasında bunu da fark ederdi ama o kadar yorgundu ki hissetmemişti.
Ona yaklaşıp dudaklarımı hafifçe alnına bastırdıktan sonra kokusunu içime çekip geriye çekildim, yarım saat kadar önce Tunay yazmıştı. Hem pansuman yapmak, hemde kontrol etmek için gelmek istediğini söylemiş ve müsait olup olmadığımızı sormuştu. Bunu istemek için her ne kadar gecenin biri tuhaf bir saat olsada umursamadan gelebileceğini söyledim, hem söz verdiği gibi onu koruduğu için teşekkür de etmek istiyordum. Gelmesi iyi olurdu.
Yavaşça belimdeki kolunu geriye itmeye çalıştığımda bütün bedeni kasılırken beni sertçe kendine yasladığında bakışlarım hızla gözlerine gitmişti ama hiçbir uyanma emaresi yoktu, hala uyuyordu. Refleksle mi beni kendine çekmişti? Adamın uyurken bile duyuları bana göre hareket ediyordu, bu adam nasıl sevilmezdi ki?!
“Buradayım sevgilim, su alacağım sadece.” diye mırıldansamda kollarında hiç gevşeme olmamıştı, gerçekten uyuyor olmalıydı. “Vidus.” diye mırıldanarak onu hafifçe dürtsemde hiç uyanacak gibi durmuyordu.
Bu halimize gülerken hala uyumaya devam eden kocama baktım, beni kendine yapıştırdığı için çenesi göğsüme yaslanmıştı ve yüzü tamamen önüme çıkmıştı. Bakışlarım dolgun dudaklarına kayarken kuruyan boğazımla derince yutkunmuştum, o an onu ne kadar çok özlediğim acı bir gerçek olarak zihnimde can bulmuştu. Yavaşça ona yaklaşıp dudaklarına küçük öpücükler bırakmaya başladım.
“Seni çok seviyorum adam.” diye fısıldarken dudaklarımı dudaklarına tekrar yaslamıştım ki değişen soluk alışverişiyle hafifçe geri çekilmiştim.
“Imm!” diyen mırıltısı duyulurken gözlerini kırpıştırmaya başlamıştı, sanırım uyandırmıştım.
“Beni serbest bırakman lazım hayatım, sonra uyumaya devam edersin.” dediğimde gözleri yavaşça aralanırken bakışları hızla üstten bakan beni bulmuştu.
“Neden?” diye uykudan yeni uyandığını belli eden boğuk sesiyle derince yutkunmuştum, niye şimdi ben her şeyden etkileniyordum ki?! Çok saçmaydı! Adam yaralıydı!
“S…su alacağım.” derken kekeleyen sesimle kendi kendime gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum.
“Bir kere daha öpersen bırakırım.” diyerek sırıtmasıyla benimde dudaklarım kıvrılmıştı, öptüğümü fark etmese şaşardım zaten.
Hızla dudaklarımı dudaklarına yasladığımda aralanan dudaklarıyla hemen karşılık vermişti, belimdeki bir eli kalçama inerken yavaşça kendini geriye atıp benide üzerine çektiğinde işin gittiği yer kafamın içinde belirmişti. Her ne kadar bunun için yanıyor olsamda karnımdaki minik beden için sanırım bunu yapmamamız gerekiyordu. Zor bela kendimi geri çektiğimde Vidus tekrar bana atılmıştı ki hızla başımı çevirmiştim, kahretsin ki kasıklarım çoktan istekle sızlamaya başlamıştı bile!
“Tunay gelecek hayatım.” diyerek hızla konuyu değiştirmeye çalıştığımda bakışlarım tekrar ona dönerken tek kaşının havalandığını görmüştüm.
“Tunay mı?” diyen şaşkın sesiyle başımı olumlu anlamda salladım. “Saat kaç ki?” derken bakışları omzumun üstünden cama dönmüştü, geç olduğu belliydi.
“Bir.” dediğimde bu sefer kaşları çatılmıştı.
“Bu saatte ne alaka?” dediğinde bilmediğimi belli edercesine omzumu silkmiştim.
“Sana bakmaya gelecekmiş, merak etti herhalde.” dememle gözlerini kapatarak derince bir nefes vermişti.
“Seçtiği zamanı si…”
“Şhh! Deme öyle, çok ayıp.” diyerek hızla sözünü keserken dudaklarımdaki kıvrımla arkamı dönüp kollarının arasından sıyrılmıştım.
“Onun gece yarısı evli bir çiftin yanına gelmesi ayıp değilde benim söylediğim mi ayıp?” dediğinde kahkaha atmamak için kendimi tutarak yataktan kalkıp kapıya yöneldim.
“Bende zaten çok susamıştım, su içip geleceğim. Sakın kalkmıyorsun.” diyerek kapıdan çıkmadan önce ona işaret parmağımı salladığımda o çapkın gülüşünü atarak sırıtmıştı.
“On dakikan var, yoksa aşağı gelip omzuma atarak getiririm.” demesiyle ona ters bakışlarımı atarak arkamı dönüp merdivenlere yönelmiştim.
Mutfaktan gelen ışıkla her ne kadar kaşlarım çatılsada bakışlarım çevrede gezindiğinde kapının yanındaki camdan bahçedeki korumaları görebiliyordum, annemde ve abimde de bizim evin anahtarı olduğu için gerilmeden önce görmek daha mantıklıydı. Boşa gerginliklerinde bu zamanda pek iyi olmadığını tahmin edebiliyordum.
Yavaşça mutfağın köşesinden içeri baktığımda cama yaslanarak dışarıyı izleyen annemi fark etmiştim, omuzlarım hızla gevşerken aldığım derin nefesle mutfağa girdim.
“Annem, uyumadın mı sen?” dediğimde bakışları bana dönmeden önce elleriyle hızla yanaklarını silmişti, hemen ardından bana dönerken dudakları kıvrılmıştı. O ağlıyor muydu?
“Siz burada yaralıyken gözüme uyku girmedi canım, evinize de gizlice girdim ama…”
“Saçmalama anne, burası senin de evin.” diyerek hızla sözünü keserken yanına gitmiştim. “Sen niye ağladın bakayım?” derken yanına varmıştım.
“Hiç güzel kızım, eski anılara daldım sadece.” derken eli yanağımı bulurken hafifçe okşamıştı. “Sen iyi misin? Miden bulanıyor mu hala?” dediğinde başımı olumsuz anlamda sallamıştım.
“Benim iyiyim de sen sadece anılara daldığına emin misin?” dediğimde kıvrılan dudaklarıyla başını olumlu anlamda salladı.
“Sen boşver şimdi beni, Vidus oğlum iyi mi? Niye uyandın sen bakalım?” dediğinde söylemek istemediği için onu zorlamamak adına konuyu değiştirmesine izin vermiştim.
“O da iyi annem, Tunay gelecekmiş. O yüzden kalktım, birde susadım biraz.” diyerek gülümsediğim de annem de gülmüştü.
“Şu doktor arkadaşınız değil mi?” derken beni bırakıp tezgahtaki su dolu sürahiye uzanmıştı. “Saat biraz geç olmadı mı ama?”
“O biraz tuhaf bir adamdır anne, o yüzden çok garipsemedim.” dediğim sırada annem su doldurduğu bardağı bana uzatmıştı. “Aslında ben sana başka bir şey söylemek istiyorum.” derken kalbim heyecandan sertçe göğsüme çarpmıştı, annem bunu duymayı en çok hak eden insandı. Sudan bir yudum alarak bardağı kenara bıraktım.
“Tabi kızım, dinliyorum.” diyen sesi ciddileşmişti.
Bakışlarım mutfak masasında duran Vidus’un kapalı telefonuna kayarken derin bir nefes alıp tekrar anneme döndüm.
“Annem…” derken tekrar derin bir nefes almıştım. “Biz yanında değildik belki ama o hep senin elinde büyüsün, olur mu?” diye mırıldanırken bir elim karnıma yaslandığında annemin bakışları karnıma kayarken bir eli şok içinde aralanan dudaklarına kapanmıştı.
“Sen…” diyerek dolan gözleriyle bana döndüğünde gülümseyerek başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Ah! Benim küçük meleğim.” diyen annem hızla bana sarıldığında bende kollarımı sıkıca ona sarmıştım. “Hayırlı olsun güzel kızım, mucizesiyle geldi benim canım.”
“Neymiş o mucizeyle gelen?” diyen Vidus’un sesiyle gözlerim hızla irileşirken annemi hafifçe dürtmüştüm.
“Haberi yok, sonra söyleyeceğim.” diye fısıldayarak geri çekildiğimde annem bana çaktırmadan göz kırpmıştı.
“Senin iyileşmen oğlum, mucizenle geldin.” diyen annemle Vidus’un bakışları bana dönerken pekte inanmış gibi durmasada başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Sağol annem.” diyen Vidus’la eş zamanlı olarak kapı çaldığında hızla annemi bırakmıştım.
“Ben kapıya bakayım.” diyerek hızla kapıya koşmuştum.
“Kaç bakalım.” diye yanından geçerken mırıldanan Vidus’la gülüşümü gizleyerek kapıya koşmuştum.
“Kızım koşma!” diye arkamdan bağıran annemle çoktan kapıya varmıştım zaten.
Hızla açtığım kapıyla Tunay kaskını kolunun altına koyup bana dönmüştü, hafifçe geri çekilerek içeri girmesine izin verdiğimde yüzünde tuhaf bir ifade olduğunu fark etmiştim. Düşüncelere dalmış gibiydi. O sırada aldığım bir nefesle burnuma tanıdık bir koku dolmuştu, barut kokusu…
“Ek işten dönüyorsun herhalde.” dediğimde irkilerek bana bakmıştı.
“Şey…evet.” dedikten sonra önüne dönüp hala koridorda dikilen Vidus’a doğru ilerlemişti.
“Sen iyi olduğuna emin misin?” diye arkasından seslenirken bende hızımı arttırmıştım.
“İyi olmamam için bir sebep yok.” derken Vidus’un önünde duraksamıştı. “Odana geç, yaralarına bakayım. Ağrı kesici de getirdim, uyursun direk.” dediğinde Vidus’un bakışları bana dönmüştü, o da bir tuhaflık olduğunu anlamıştı.
“Hayırdır lan, aşık mı oldun?” diyen Vidus’la Tunay’ın kaşları hızla çatılmıştı.
“Ne aşkı lan?! Saçma salak konuşma!” diye aniden yükselmesiyle kaşlarım havalanmıştı, kesin bir şey vardı.
Vidus’un dudaklarında piçimsi bir sırıtış oluşurken kollarını göğsünde bağlayıp üstten Tunay’a bakmıştı.
“Kim o şanssız?” diyen Vidus’un alaycı sesiyle Tunay’ın bir eli sertçe Vidus’un tişörtünün yakasını bulmuştu.
“Bir kez daha ağzını açarsan sikik bedenine diğer deliği de ben açarım, Familia’nın iti.” diyen sert sesiyle Vidus’un yüzünde mimik dahi oynamamıştı.
“Şhh! Çocuklar, kavga istemiyorum.” diyen annemle Tunay’ın bakışları anneme kayarken Vidus’u sertçe bırakıp merdivenlere yönelmişti.
“Lan!” diye aniden bağıran Vidus, Tunay’a döndüğünde bir an için yerimden sıçramıştım. “Kameralarımdan uzak dur, Bratva’nın iti!” diye arkasından bağıran Vidus’la Tunay umursamadan çıkmaya devam etmişti.
“Söyle o yardakçın olacak Ateş’e, daha iyi bir şifreleme geliştirsin. Bunları ebemde çözer.” diyen Tunay bizim odaya girerek gözden kaybolduğunda kaşlarım şaşkınlıktan havalanmıştı, evin içindeki kameraları mı hacklemişti o?
“Ben seni bir Ateş’in eline vereyim de gör.” diye mırıldanan Vidus’un bakışları bana döndüğünde sırıtarak ona bakıyordum. “Şunu eve almak zorunda mıydın mia bella?” dediğinde gülerek başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Size doyum olmuyor çocuklar, benim uykum geldi.” diyen annem ikimizi de teker teker öptükten sonra kapıya yönelmişti.
“Burada kalsaydın anne.” diye arkasından seslendiğimde gülmüştü.
“Bu iki yaramazın bağırtısından uyuyamam ben burada kızım, hadi size iyi geceler.” dediğinde hafiften ona hak vermiştim.
“İyi geceler anne.” diye Vidus’la aynı anda söylediğimizde annem gülerek ikimize de el sallayıp evden çıkmıştı.
“Şunu evden kovsak olmaz mı?” diyen Vidus’la gülerek koluna girdim.
“Olmaz aşkım, pansuman yapacak sana.” dediğimde birlikte ilerlemeye başlamıştık. “Hem bak birine aşık olmuş demek ki, onu deşebiliriz.” dememle Vidus derin bir nefes almıştı.
“Sanmıyorum mia bella, o aşık olsa bile aksini düşünür.” dediğinde ona anlamadığımı belli eden bakışlar atmıştım. “Anne babası birbirine çok aşıkmış vakti zamanında, sonra annesi onu doğururken ölüyor. Babası da karısının yokluğuna dayanamayıp intihar ediyor.” diye fısıldayarak anlattığı her bir detay kafamın içinde çınlamıştı.
Bir elim yine istemsizce karnıma giderken düşünmeden edememiştim, ya benim de sonum böyle olursa? O zaman Vidus’ta çocuğumuzu yalnız mı bırakacaktı?
“Babası yanlış yapmış.” dediğimde Vidus’un bakışları yüzümde gezinmişti.
“Bilmiyorum serçem, bana artık çokta mantıksız gelmiyor.” dediği an merdivenlerin ortasında duraksamıştım.
“Ne demek gelmiyor? Sen çocuğumuzu öylece yalnız mı bırakacaksın?” derken sesim titremeye başlamıştı, benim yavrum yapayalnız mı kalacaktı?
“Serçem, olur mu hiç öyle şey?” derken elleri şaşkınlıkla yanaklarımı bulmuştu. “Hem anma şöyle şeyler, ben sana zarar gelmesine asla izin vermem.” dediğinde ellerini sertçe geri itmiştim.
“Bana cevap ver, bana bir şey olsa sen onu yapayalnız mı bırakacaksın?” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılırken tekrar ellerini yanaklarıma yaslamıştı.
“Yapmayacağım güzel karım, onu yalnız bırakmayacağım. Hem ortada böyle bir şey bile yokken sakin mi olsan biraz?” demesiyle gözlerim daha çok dolarken oturup hüngür hüngür ağlayasım gelmişti. “Serçem, ne oldu şimdi?” derken o da telaş yapmıştı.
“Lan, gelin artık! Sizi mi bekleyeceğim ben günlerce burada?!” diye bağıran Tunay’la burnumu çekerek omuzlarımı dikleştirdim.
“Bunu sonra konuşacağız Vidus bey.” diyerek tekrardan koluna sarıldığımda Vidus bana şok içinde bakmaya devam ederken adımlamaya başlamıştı.
“Günün mü yaklaştı acaba?” diye kendi kendine mırıldanan Vidus’la şimdide gülesim gelmişti, hamilelik hormonu demek ki böyle bir şeydi. İçimde on farklı insan yaşıyormuş gibi hissediyorum.
Odaya girene kadar sesimi çıkarmamıştım. Vidus’un yavaşça yatağa uzanmasına yardım ettikten sonra yatağın diğer tarafına geçerek Vidus’un tişörtünü sıyırmıştım, sargı bezleri temiz duruyordu. En azından bu da bir şeydi, sabahtan beri sekip duruyordu.
“Sana bir teklifim var.” diyen Vidus’la eş zamanlı olarak Tunay sargıları çıkarmış, pamuğa döktüğü şeyi yaraların üstüne sürüyordu.
“Ne gibi?” dediğinde bende merak etmiştim.
“Benimle çalış, ne zamana kadar böyle uzakta duracaksın?” diyen Vidus’un sözleri mantıklı gelmişti.
“Bunu seneler öncede sordun, cevabım değişmeyecek abi.” derken işini hızlıca bitirip tekrar sarmaya başlamıştı. “Ben tek olmayı seviyorum, sürü işi bana göre değil.”
“Sürü her zaman korur Tunay.” diyen Vidus’un sesi sertleşmişti.
“Koruman gereken bir şeyin olduğunda korur abi, bende o yok.” derken işini bitirip dikelmişti.
“Ya bir gün olursa?” dediğimde bakışları bana dönmüştü. “Ya bir gün canından çok korumak istediğin biri olursa, o zaman ne yapacaksın?” dememle kaşları hızla çatılmıştı.
“Öyle biri olmayacak, çünkü benim sizin aksinize bir beynim var ve onu kullanabiliyorum.” diyen alaycı sesiyle arkasını dönüp çıkardığı malzemelerini çantasına itmişti.
“Bugünkü o kızdan etkilenmedin mi yani?” dediğimde çantaya götürdüğü eli duraksamıştı.
“Etkilenmek ve aşık olmak iki farklı kavramdır Niran.” derken eşyaları çantasına atmaya devam etmişti. “Etkilendiğini sikersin ve ortada bir şey kalmaz.”
“Hop! Ağzından çıkana dikkat et.” diyen Vidus’u umursamadan çantasının ağzını kapatıp bana dönmüştü.
“Ama aşk öyle değildir, aşık olduğunu bırakamazsın. Hiçbir zaman, hiçbir koşulda.” dediğinde Vidus yan dönerek ona bakmıştı.
“Beyin tam olarak bu anlattıklarının neresinde peki?” diyen Vidus’un alaycı sesiyle Tunay’da gülmüştü.
“O da beynin bir yardımcısı sonuçta.” diyerek bakışlarıyla aşağıyı işaret ettiğinde gözlerimi devirmeden edememiştim, aniden klasik erkek muhabbetine dönmüşlerdi.
“O zaman sana bir metafor daha.” diyen Vidus derin bir nefes alarak ona baktı. “Eğer sadece onun için etkilenmiş olsaydın saatlerce aklında dolanıp durmaz ve onu zihninden atmak için son çare bana gelmen gerekmezdi.” dediğinde kaşlarım havalanırken Tunay ise sadece gülmüştü.
“Yanlış cevap, sadece seninle uğraşmaktan cinsel sağlığımı çok geri plana attım. Hepsi bu.” derken derin bir nefes alıp çantasını omzuna atmıştı. “Yaralarına dikkat et, dikişlerin alındı zaten ama iyileşene kadar ani harekette bulunma. İğnen de yapıldı zaten, birazdan bayılırsın.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı, onu ne ara vurmuştu? Zerre görmemiştim. “İyi geceler herkese.” dedikten sonra odadan çıkmıştı.
“O kızı bırakma!” diye bağıran Vidus’la Tunay’ın homurtusu duyulmuştu.
“Boş yapma!” diye bağırmasıyla Vidus’la ikimiz de gülmüştük.
“Ayvayı yemiş, haberi yok.” diyen Vidus yavaşça sırt üstü yattığı sırada sertçe kapanan kapıyı duymuştuk. “Arhan da bunun gibiydi, sonra bir gün haklıydın diye zırlamaya başladı.” derken bana kolunu açtığında yavaşça göğsüne başımı yaslamıştım.
“Hepsine sen akıl vermişsin sanırım.” dediğimde gülmüştü.
“Ee, en kıdemlileri bendim mia bella.” diye gülerken dudaklarını başıma bastırmıştı. “Bu da birkaç aya gelir yanımıza.”
“Çok büyük konuşuyor, şaşırmam.” derken gözlerim kapanmaya başlamıştı, iyice yorulduğumu hissediyordum.
“İyi uykular benim güzel meleğim.” diyen mırıltısı gerilerden gelirken dudaklarımdaki gülümsemeyle kendimi huzurun kollarına bırakmıştım…
~~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Gözlerimi açtığım andan beri yanımda uyuyan serçemi izliyordum. Gece, Tunay gittikten sonra, uyumamızın ardından sabaha karşı uyanmıştı ve sonrasında dalması zor olmuştu. Sıçradığını hissedebiliyordum ama şu verilen ağrı kesiciler o kadar boktandı ki gözlerimi açamıyordum, bu çok sinir bozucuydu. Kabus gördüğünü bile bile onu kollarıma çekememek sırtımdan daha çok canımı yakıyordu.
Mis kokusundan derin bir nefes daha aldıktan sonra alnına dudaklarımı bastırıp geri çekilmiştim, artık kalkmak zorundaydım. Dün gece Tunay iti serçem görmeden yanıma bir not bırakmıştı, Cengo itini bulduğunu ve konumunu yazmıştı ama neden serçemden gizli bırakmıştı anlamamıştım. İtalya’ya giderken onunla plan yapanda oydu, şimdi neden gizleme çabasına girmişti?
Dünden beri birçok şeyi anlayamıyordum ve bir yenisi daha eklenmişti, tekrardan derin bir nefes aldıktan sonra zor bela serçemden uzaklaşıp yataktan kalkmıştım. Sinirlerim artık bir hayli gerilmeye başlamıştı ve sakinleşmek için serçeme de yanaşamıyordum, bu ne boktan bir ikilemdi?!
Giyinme odasına yönelirken hızlıca üzerime her zamanki siyah takımlarımdan birini geçirmiştim, üzerine de siyah kabanımı alıp odaya geçtiğimde serçemin bıraktığım şekilde yattığını görmüştüm. Dudaklarım kıvrılırken yanına yaklaşıp son kez o tatlı vanilya kokusunu ciğerlerime hapsettim, alnına tüy kadar hafif bir öpücük bıraktıktan sonra ise geri çekilip hızla kapıya yönelmiştim. Bu saate kadar çoktan etkisi geçen ağrı kesicilerden dolayı sırtım sızlasada hızlıca çıkmazsam o yatağa geri dönmek için her türlü bahaneyi sıralayacağımı biliyordum, en iyisi gitmekti.
Merdivenleri hızla inerken bacağıma saplanan acıyla duraksayarak ağrının geçmesini bekledim, uzunca bir süre hareketsiz kaldığı için bu kramplar normaldi. Birkaç saniye sonra azalan ağrıyla tekrardan adımlayıp kapıdan çıkmıştım. Bakışlarım çevrede gezinirken siyah kelebeğimin burada olduğunu görmüştüm, bakımları tamamlanmıştı demek ki. Hızla ona yönelerek sürücü tarafına geçip arabayı çalıştırdım.
O esnada tam gaza basmıştım ki duyulan silah sesiyle ani bir fren yaparken elim hızla belime gitmişti, bakışlarım dikiz aynasından arkaya döndüğünde gördüğüm manzarayla dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım. Benim minik serçem elindeki gökyüzüne çevrili silahıyla hemen ardımdaydı, şu anki sahne o kadar güzeldi ki saatlerce oturup izleyebilirdim ama belli ki serçem o kadar sabırlı değildi.
Elindeki silahını arabaya doğrultarak yana salladığında çıkmamı istediğini anlamıştım, onu ikiletmeden hızlıca kapımı açarak sırtımdaki yaralar yüzünden yavaşça dışarı çıktım. İki elimi sanki polis tarafından tutuklanmışım gibi havaya kaldırırken dudaklarımdaki sırıtış hala yerli yerindeydi, güçlü kadınım her şeyden daha çok hoşuma gidiyordu. Ruhum hissettiği gururla şahlanırken başımı dikleştirerek güzel kadınıma baktım.
“Uyandırdım mı mia bella? Üzgünüm, bunu istememiştim.” derken hala sırıtmaya devam ediyordum.
“Kapa çeneni Vidus, nereye gittiğini bilmiyor muyum ben?” diyen sinirli sesiyle o minik kaşları çatılmıştı.
“Aslında markete…”
“Vidus!” diye bağırarak hızla sözümü kestiğinde kahkaha atmamak için kendimi tutmaya çalışmıştım, sinirli hali o kadar tatlıydı ki izlerken her an sırıtasım geliyordu. “O Cengo itini buldun ve oraya gidiyorsun, benim alnımda salak mı yazıyor?” demesiyle az önceki gülen ifadem hızla yok olmuştu, niye o sikiğin adını anıyordu ki şimdi?! “Hiç bakma bana öyle, bu halde nereye gittiğini sanıyorsun sen?”
“O isim güzel dudaklarına yakışmıyor mia bela.” derken ellerimi aşağı indirerek ona yaklaştım. “Ayrıca alnında salak değil…” diye mırıldanırken alnına dudaklarımı bastırdım. “Diavolo’nun karısı yazıyor, benim olduğunu çok belli ediyorsun.”
“Hiç o işlere girişme, sinirliyim sana.” derken ses tonundan bile sakinleştiği belli oluyordu.
“Hmm! Nasıl işlermiş bunlar?” diyen sesimle başım hafifçe yana eğildiğinde alttan bakışlarını bana çevirmişti.
“Üstümü değiştirip geleceğim, burada beni bekliyorsun.” derken sorumu umursamadan silahının ucunu hafifçe çeneme yaslamıştı. “Yoksa yemin ediyorum, Lavinia’yı ayartıp peşine takılırım.” dediğinde kıvrılan dudaklarımla başımı olumlu anlamda sallarken bakışlarım dudaklarına çarpmıştı, bu şekilde asi davranarak beni ne kadar tahrik ettiğini de bilseydi keşke…
Onu o kadar çok özlemiştim ki sanki asırlardır dokunmuyor gibiydim ve bu daha da çok delirmemi sağlıyordu. Beni durduran tek şey ise sırtındaki yarasıydı, bazı anlarda kasılan yüzünden acıdığını anlıyordum ve canının yanmasına katlanamazdım ama o yara iyileştikten sonra beni hiçbir güç tutamazdı. Saatlerce içine gömülmek istiyordum.
“Hemen burada bekliyorum seni mia bella.” diye fısıldadığımda onun da bakışları saniyelik olarak dudaklarımla çakışsada hızla arkasını dönüp eve ilerlemişti, yürürken bir yandanda kırmızı kalpli pijamasının beline silahını sıkıştırdığında sanki bir elektrik akımı tüm sırtımda gezinerek kasıklarıma çarpmıştı.
Tek bir hareketi bile beni delirtmeye yeterken şu yaraların hemen iyileşmesi gerekiyordu, bendekiler zerre umrumda değildi ama onun canının yanmasına izin vermezdim. Derin bir nefes alarak soğuk havanın beni kendime getirmesini bekledim. Eve giren serçem gözden kaybolurken bakışlarım gökyüzüne çevrilmişti, hızla alıp verdiğim soluklarım az da olsa iyi gelirken sırtımı hafifçe hareket ettirdiğimde keskin bir acı saplanmıştı.
Bedenim acıyla kasılırken derince yutkundum. Hem sırtımdaki yaralar, hemde uzun süre yattığım için bacağımdaki platin canımı acıtıyordu ve ağrı kesici almam gerekiyordu ama şu an uyuşmak benim için pek iyi sayılmazdı. Bedenim çoğu ağrı kesiciyi tanıdığı için sadece yüksek dozajlı ürünler etki ediyordu ve onlarda uykumu getiriyordu, ancak eve dönünce içebilirdim. Nasıl olsa bu acılara alışkındım, sorun değildi.
“Gidebiliriz.” diyen sesiyle bakışlarım ona döndüğünde benim gibi simsiyah giyindiğini fark etmiştim, tıpkı benim gibi bir takım elbise giymişti ama ona daha çok yakıştığına yüzde yüz emindim. “Sana burada bekle derken arabanın içini kastetmiştim hayatım, dondun soğuktan.” derken yanıma vardığında bile hala onu izlemeye devam ediyordum.
“Sırtın ne durumda?” diye sormamla bana anlamaz bakışlar atmıştı.
“Gayet iyi, hem sadece bir sıyrıktı. Birkaç haftaya izi bile kalmaz.” dediğinde kinaye yaptığını anlamıştım, yara izinin kolay geçmediğini biliyordu. Benim bedenim o izlerle doluydu. “Sorgu sualiniz bittiyse artık arabaya geçebilir miyiz peki?” demesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılırken elimi beline atıp minik bedenini hızla kendime yasladım.
“Silahını bulmuşsun bakıyorum da.” derken elimin altındaki silahına hafifçe vurmuştum, onun için hazırlattığım silahtı.
Cephaneliğe bırakmıştım ve belli ki serçem eliyle koymuş gibi bulmuştu, üstünde onun için yaptırdığım yazıdan anlamıştım. Bordo harflerle yazılan o yazı, Bella del Diavolo…
“Evet, benden hiçbir şey saklayamazsın. Unuttun mu yoksa?” diyen o cilveli tatlı sesiyle bir elim hızla ensesini bulmuştu, bana bakarken irileşen göz bebekleri bir etkilenmemi sağlarken daha fazla kendimi tutamadım.
“Ne mümkün.” derken onu kendime çektiğim gibi dudaklarımı sertçe dudaklarına yasladım.
Ağzımın içinde patlayan tadıyla bedenimdeki tüm acılar yok olurken onu daha çok hissetmek için adeta bedenini kendime yapıştırmıştım. Ensesindeki elim açık bıraktığı tutamlarının içine dalarken parmaklarının sıkıca yakamı kavradığını fark etmiştim, aniden dişlerini dudağıma geçirdiğinde ise kasıklarıma çarpan sızıyla mantığım hızla devre dışı kalmıştı.
Saçlarının arasındaki elimi de aşağıya indirerek onu hızla kaldırıp bacaklarını belime sarmasını sağladığımda geriye çekilmişti ama hızlıca onu yanımdaki arabamın üstünde oturttuktan sonra elimi ensesine atıp tekrardan dudaklarının dudaklarıma yaslanmasını sağladım. Belindeki elim onu kendime yaslarken dudaklarının arasından içeri sıyrılan dilimle boğazımdan kopan vahşi hırıltıya engel olamamıştım, o bana emir verdiği tatlı dudaklarını saatlerce öperek parçalamak istiyordum.
“Vidus…” diyen iniltili sesi zihnimde çınlarken kendimi zor bela durdurabilmiştim, bakışlarım gözleriyle çakışırken hızla alıp verdiğim nefeslerim soğuktan dolayı buhar oluşturarak serçemin yüzüne çarpıyordu. “Yaralısın deli adam, napıyosun?” diyen sesiyle kaşlarım hafifçe çatılmıştı.
“Sikeyim yaraları.” derken dudaklarımı tekrardan dudaklarına yasladım, özlediğim tadından ayrı kalamıyordum…
~~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Dudakları başımı döndürürken mantığım çığlık çığlığa bağırıyordu, yaraları varken beni kaldırması tamamen saçmalıktı. Bu adamın canı da mı acımıyordu yahu?! Her ne kadar sinirlerim gerilsede öpüşüne karşılık vermeden duramıyordum, tek özleyen o değildi sonuçta ve hala bir nebzede rahat olmamın sebebi bulunduğumuz yerde koruma olmamasıydı. Biz çıktığımız için yanlara dağılmışlardı.
Sonunda nefes alabilmek için geri çekildiğimde alnını alnıma yaslayarak derin soluklar almaya başlamıştı, yüzüme çarpan her sıcak nefesi kasıklarımda toplanırken en yakın zamanda ona bazı gerçekleri söylemem gerektiğini daha iyi anlamıştım. Ondan kendimi uzak tutamıyordum ve bu yüzden onun beni durdurması daha mantıklı bir fikirdi, yoksa üstüne atlamama ramak kalmıştı.
“Sırtın iyi mi serçem?” diyen Vidus’la gözlerimi devirmeden edememiştim.
“Asıl senin iyi mi Vidus? Kucağına almakta nerden çıktı?” dediğimde dudakları kıvrılmıştı.
“Sen yanımda olduğun sürece çok iyiyim mia bella, ilacım sensin.” derken aniden tekrar kucağına alıp arabanın üstünden yere indirdiğinde hafifçe omzuna vurmuştum.
“Alıp durma be adam, yaralısın işte.” dediğimde parmakları çenemi bulurken başımı hafifçe yukarı kaldırmıştı.
“O kadar kilo vermişsin ki kollarımdayken bile seni zar zor hissedebiliyorum mia bella.” diyen hafif sert sesiyle kaşlarım çatılmıştı.
“Abartma, birkaç kilo anca vermişimdir.” dediğimde tek kaşı inanmadığını belli edercesine havalanmıştı.
“Arabaya bin mia bella, yoksa şimdi seni sırtıma atıp odamıza geri götürürüm.” derken yüzüme yaklaşan yüzüyle sıcak nefesi tenimi yalamıştı. “Ve yaralarını bile umursamadan arzu ettiğim gibi saatlerce içine gömülü kalırım.” diyen boğuk sesiyle derince yutkunmam gerekmişti.
“O zaman biz şeyi şey yapalım.” diye mırıldanırken bakışlarım istemsizce yine dudaklarına düşmüştü. “Sonuçta haklamamız gereken bir şerefsiz var değil mi?” derken yine derince yutkunmuştum.
“Hıhım! Öyle yapmalıyız.” derken onun bakışları da benim dudaklarımdaydı.
“Usta!” diyen abimin sesiyle aniden gözlerim irileşirken kendimi geri çektiğimde sırtım sertçe arabaya çarpmıştı, dudaklarımdan acı dolu bir inilti kaçarken Vidus hızla beni kendisine çekmişti. “Gidin yukarıda halledin bari işinizi, bu ne böyle ulu orta?!”
“Sesinin bağını sikeyim Ulvi!” diye sinirle bağıran Vidus’un bakışları bana dönmüştü. “İyi misin serçem? Çok mu acıdı sırtın? Bir bakayım mi ben?” dediğinde derin bir nefes almıştım.
“Ne yaptım ben şimdi ya?” diyen abim yanımıza gelmişti.
“Kes sesini Ulvi.” diyen Vidus’un sesi sertti.
“İyiyim ben, bir an acıdı sadece ama geçti.” derken hafifçe gülümsemiştim.
“Emin misin mia bella? Dur, ben sana ağrı kesici getireyim.” diyen Vidus eve yöneldiğinde hızla kolunu yakalamıştım.
“Yok, olmaz.” dediğimde ikisininde bakışları bana dönmüştü, belli ki abime de henüz söylenmemişti. “Yani yemek yemedim ya henüz, eve gelince bakarız.”
“Olmaz öyle, yoldan ben sana yiyecek bir şeyler alırım.” diyen Vidus kolunu elimden kurtarmaya çalıştığında daha sıkı tutmuştum.
“İyiyim diyorum ben ya, anlamıyor musun? Hem ilaç zararlı, olmaz.” dediğimde Vidus abimle bakışmıştı.
“Abiciğim haklısın da canın acıyor ya hani?” diyen abimle kaşlarım çatılmıştı.
“Acımıyor benim canım, gidelim artık.” derken Vidus’un kolunu sertçe bırakıp arabaya yönelmiştim.
Sürücünün yan tarafına geçip otururken cebimdeki küçük kağıt parçasının ağırlığını bütün ruhumda hissediyordum. Belki olurda bugün söylerim diye yanıma almıştım ama bilmiyordum, daha fazla uzatmak istemiyordum. Hem onun hemde abimin az da olsa mutlu olmasını istiyordum. Dudaklarım kıvrılırken bir elim karnıma yaslanmıştı, o bizim küçük mucizemizdi.
Vidusta arabaya bindikten sonra aramızda sessizlik hakimdi, yandan beni izleyip dursada tek kelime etmemişti. Sanırım hala sinirli olduğumu düşündüğü için ses etmiyordu, bu haline daha çok gülesim gelsede derin bir nefes aldım. Acaba ona nasıl söylemeliydim? Klasik bir şeylerde olabilirdi, belki bir patik alırdım. Tepkisini hayal bile edemiyordum, kesin çok mutlu olacaktı. Ona emindim.
“Neye gülüyormuş bakalım benim güzel karım?” diyen sesiyle bakışlarımı yoldan ayırmamıştım, hafif bir trafik vardı. “Küs müyüz yoksa?” dediğinde gülerek ona dönmüştüm.
“Değiliz tabiki de Arjin’im.” dediğimde saniyelik olarak gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Neden şu ismimi kullanman bu kadar hoşuma gidiyor?” derken bakışları bana dönmüştü. “Arhan malına döndüm iyice.” dediğinde daha çok gülmüştüm.
“Ee, kınama demişler hayatım.” diyerek tekrar önüme döndüğümde bize doğru gelen çiçekçi teyzeyi fark etmiştim, arabanın yanına gelerek camı tıklatmıştı.
Yavaşça açılan camla bakışlarım Vidus’a kaydığında teyzenin elindeki çiçeklere baktığını görmüştüm ama benim gözlerim çiçeklerden çok sepetin kenarında duran bebek patiklerindeydi, renk renk dizilmişti.
“Ebe yakışıklı yiğidim, alasın ablama bir gül. Edesin gönlünü hoş.” diyen teyzeyle dudaklarım kıvrılmıştı.
“Çiçeklerin hepsini istiyorum teyze.” diyen Vidus bir deste parayı çiçekçi teyzeye uzattığında teyze gülerek hızla paraya atılmıştı.
“Vereyim tabiki yakışıklı yiğidim.” diyen teyze tüm çiçekleri kucağıma bırakmıştı. “Ama bir dene de bundan verecem size, hanım ablamın gözü kaldi.” diyen teyze kırmızı bebek patiğini de kucağıma bıraktığında öylece patiğe bakakalmıştım. “Bu çocuğu sıkı tut ablam elinde, böylesi bulunmaz. Ben diyeyim sana, lotoyu tutturmuşsun.” diye gülerek giden teyzeyle bende gülmüştüm.
Teyze diğer arabaları gezerken önümüzde açılan trafikle Vidus’ta gaza yüklenmişti. Kucağımdaki çiçekleri derince kokladıktan yavaşça arkaya bırakmıştım, rengarenk çiçekler çok güzel duruyordu ama benim aklım hala patikteydi. Tekrardan arkama yaslanırken kırmızı patikleri elime alıp hafifçe okşadım.
“İyileştikten sonra tekrar deneriz mia bella, üzme kendini.” dediğinde gülerek ona bakmıştım.
“Üzmüyorum ki.” dediğimde onun da bakışları patiğe düşmüştü.
“Çok minik değil mi?” dediğinde tekrardan gülmüştüm.
“Tak diye senin gibi doğmuyor sonuçta hayatım.” derken bir nefes almıştım, bence şu an tam zamanı olabilirdi.
Bir süre daha patiği izledikten sonra duran arabayla tekrardan ona dönmüştüm, sanırım gelmiştik. Ya şimdi ya hiç kızım, hadi bastır!
“Vidus.” derken sesim beklediğimden daha yüksek çıkmıştı bakışları hızla bana dönerken gözlerinde telaşın emareleri geziniyordu.
“Ne oldu serçem? Canın mı acıdı?” dediğinde başımı hızla olumsuz anlamda sallamıştım.
“Benim sana bir şey söylemem lazım.” dediğimde o da tamamen bana dönmüştü.
“Onun farkındayım dünden beri ama her ne olursa olsun bana söyleyebileceğini biliyorsun serçem, ben hep yanındayım.” dediğinde sesi sanki kötü bir şey bekliyor gibiydi.
“Merak etme, babamın bir çocuğu daha çıkmadı.” diyerek güldüğümde o da hafifçe gülmüştü.
“Bir an korkmuştum.” diyerek hafif imalı bir sesle konuştuğunda dalga geçtiği belliydi.
“Seninki çıktı.” dememle kaşları çatılmıştı.
“Ne?” derken sesinden anlamadığı belli oluyordu.
Ah be kızım! Burdan mı girilirdi konuya?!
“Yani şey diyorum, şey işte.” derken oflayarak önüme dönmüştüm, hiç böyle hayal etmemiştim ama ben. Bu çok zormuş!
“Şunu söyleyecek misin artık mia bella?” dediğinde bakışlarımı elimdeki patiklere çevirmiştim.
“Kırmızı patikleri iki cinsiyette giyer değil mi? Teyze güzel seçmiş.” dediğimde Vidus derin bir nefes almıştı.
“Giyer herhalde serçem.” dediği sırada cebimdeki ultrason görüntüsünü çıkarmıştım.
“O zaman bizimki de giyer herhalde.” diyerek bakışlarımı ona çevirirken ultrason görüntüsünü uzattığımda gözleri hafifçe irileşmişti.
Şok içinde elimdeki kağıda bakarken bakışları yüzüme döndüğünde gülümsemem daha çok büyümüştü.
“Hamileyim Arjin’im, baba oluyorsun.” diyen sesimle gözleri daha çok irileşirken öylece kalakalmıştı…
~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuuu!!!
Ayyy! Çığlık atıyorum şu an!!!
Herkes duysun, bizim bebeğimiz olacak!!!
Biraz da duygusalım aslında, sonunda Vidus’umuz da öğrendi…
Artık darısı Tunay’ımızın başına ;)))
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Cengo’yu gerçekten bulabildiler mi???
Sizce Murat denen Maria’yı ortadan kaldırmak istedi???
Ve son olarak s~mafya serisi 3. kitabımız olan Tunay’ın dehşet dolu aşkına hazır mısınız??? ;)
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥☀️
