~Bölüm Şarkıları~
Dolu Kadehi Ters Tut~Dilerim Ki
Manga~Işıkları Söndürseler Bile
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalımmm???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞
GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!
“Sönemezsin, içimi yakan delip geçen ateş sensin. Onlar ne bilsin. Sana çıksa keşke her yolum, hayalimsin…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~~
Her zaman kaderin istediği mi olurdu? Bizim hiç mi seçim şansımız yoktu? Bir zamanlar buna tüm ruhumla inanırdım, o günlerde elimizden hiçbir şey gelmediğini düşünürdüm. Kaderin verdiği her acıya boyun eğmeli ve susmam gerektiğini sanardım ama artık tüm gerçekleri görmüştüm, kaderi yönlendiren asıl kişiler bizlerdik. O acıları çekmek isteyen de, kendi hayatını güzelleştirebilen de sadece bizdik. Kader her zaman bizim elimizdeydi…
Sadece bu durumu fark etmek bazen çok zamanımızı alabiliyordu. Gözlerimizi açmadan öylece tüm suçu kadere atarak yaşamak istiyorduk, belki de sadece kendimize bir suç elçisi arıyorduk ama atladığımız önemli bir nokta vardı. Hiçbir zaman elçiye zeval olmazdı, suç kaderde değildi ve ben belki de ilk kez kendi kaderimi kendim yazmıştım.
Telefonun ekranındaki bakışlarımı yavaşça Cengo’ya çevirdiğimde sırıtarak beni izlediğini görmüştüm, benim yüzümde ise zerre mimik oynamıyordu. Buz gibi donuk bakışlarımla ona bakarken tıpkı kalbimin ait olduğu adam gibi başım hafifçe yana eğildi, ona bakmaya devam ederken bir yandanda bileğime geçirdiğim bombaları aktifleştirecek butonu avucumun içine almıştım.
“Bu mu yani planın?” derken üzerimde garip bir sakinlik vardı, sanırım güneş bile olsa gözlerini ve hayal bile olsa onu görmek bana çok iyi gelmişti.
“Sadece bu değil. Bilirsin, benim her zaman bir B planım vardır Bellacık.” diyerek bana biraz daha yaklaştığı sırada başımın arkasında metalin soğuk yüzeyini hissetmiştim.
“Sizin iğrenç cilveleşmenizi izlemeyeceğim, ilacı ver.” diyen Murat’ın sesiyle Cengo’nun bakışları önce kafama dayanan silaha, ardından da Murat’a kaydıktan sonra hızla cebinden bir şey çıkarmıştı.
Bakışlarım Murat’a uzattığı küçük şişe de gezinirken ilk kez bir tepki vererek kaşlarımı çatmıştım, hızla kaşla göz arasında şişenin üstüne el yazısıyla yazılmış kelimeyi okumuştum. Obedientia…
“Çek silahı Don.” diyen Cengo’yla silah başımdan ayrılırken her ne kadar ilacı almayı düşünsemde Cengo malı hızımı hesaba katarak arkasındaki bir adama atıp Murat’a götürmesini istemişti, üstünde yazan kelime zihnimin içinde çınlasada bende herhangi bir karşılığı yoktu. Sanırım Latinceydi, bunu sonrasında Duman’a sormalıydım.
“Al ama benden söylemesi, bu küçük şeytanı alarak başına çok büyük işler açıyorsun.” diyen Murat bir adım geriye çekilirken Cengo’nun dudakları kıvrılmıştı ama benim zihnim söylediği tek bir şeye takılmıştı.
Küçük şeytan…
“Bella del Diavolo.” (Şeytanın güzeli.) diye bir mırıltı dudaklarımdan dökülürken omuzlarımı dikleştirmiştim. Murat ilk kez haklıydı, ben küçük Diavolo’ydum.
“Karar vermek için tek hakkın Bella.” diyen Cengo’nun öfkeli sesiyle az önceki sözlerimi duyduğunu anlamıştım, umrumda değildi.
Bakışlarım tekrardan telefona döndüğünde hala baygın olan Arjin’imin alnına dayanmış silaha baktım, o bir zamanlar aynı silah bana döndüğü için onların isteklerini kabul etmişti. Kadere boyun eğmek zorunda kalmıştı ama ben aynısını yapmayacaktım, bu savaşı ben kazanacaktım.
“Tüm şarjörü onun beynine de sıksanız...” derken bakışlarım korumaların bana doğru çevrili silahlarında gezinmişti. “Ya da beni delik deşikte etseniz…” derken bu sefer bakışlarım direk Cengo’nun midemi bulandıran gözlerini bulmuştu. “Yine de seninle evlenmem.” diyen sert sesimle kaşları daha çok çatılırken hızla telefonu kendine çevirip ayaklanmıştı.
“Peki, bunu sen istedin şansım.” derken dudaklarında yine o iğrenç gülümseme belirmişti. “Ölsende benim olacaksın, başka bir şansın yok.” dediği sırada tam bakışları telefona dönmüştü ki dudaklarımdan yüksek sesli bir kahkaha döküldüğünde tekrar bana bakmıştı.
“Unuttuğun çok önemli bir detay var Cengo, o ölürse bende yaşamam.” derken bir elim yavaşça üstümdeki kapüşonlunun fermuarını açmaya başlamıştı. “Ve benim tek gitmeye hiç niyetim yok.” dediğim sırada fermuar tamamen açılırken bedenime sardığım bomba görünür olmuştu.
O esnada telefondan bir patırtı duyulduğunda saniyelik olarak kalbimin durduğunu hissetmiştim, korku bütün bedenimi ele geçirirken hemen ardından duyduğum sese kadar ömrümden adeta yıllar gitmişti.
“Ne kadar da aptal bir plan, sen mi yaptın bunu?” diyen Tunay’ın sesiyle tuttuğum nefesimi bırakırken gergin bedenim az da olsa sakinleşmişti, şükürler olsun ki oradaydı. “Birader sende de sike sürülecek akıl yokmuş, karşındaki kadın senin gibi beyinsiz mi kocasını burada tek bıraksın? Bir bak bakalım çevrene kimler yok.” demesiyle Cengo’nun bakışları cidden hafifçe çevrede gezindiğinde her şeyin yeni dank ettiği belli olmuştu, abimin ve Arhan’ın yanımızda olmadığını sanırım yeni fark etmişti.
“Kimsin lan sen?” diyen Cengo’yla Tunay’ın kahkahası duyulmuştu.
“Ben Ervah ama genelde Azrail derler.” demesiyle Cengo’nun gözlerinde beliren korkuyu buradan bile görebilmiştim, Ervah belli ki fazlaca bir üne sahipti. “Şimdi ya kadınları rahat bırakırsınız ya da ben gördüğünüz ve görmediğiniz tüm adamlarımı üstünüze salarım, karar sizin.” diyen sert sesinin ardından telefon kapandığında bakışlarım çevremizde gezinmişti, çevremizde Tunay’ın adamları mı vardı?
O sırada bakışlarım Duman’la çakıştığında bana hafifçe başını salladığını fark etmiştim, bu hareket geçmem için gereken işaretti. Yanlarındaki adamlar üçüne de silahlarını çevirmişti ama buna rağmen Duman hiçbir şey yapmıyordu, çünkü üstümdeki bombayı biliyordu. Az önceki bağırışlarının bile oyun olduğuna emindim. Bakışlarım tekrar önüme dönerken butonu tutan elimi görünür yaparak yavaşça ayağa kalktım.
“Şimdi ya geri çekilin ya da hep birlikte geberip gidelim.” derken bakışlarım benden bir adım uzaklaşarak yan tarafıma doğru geçen Murat’a kaydı. “Daha yeni hayallerine kavuşmuşken ölmen ne acı olur değil mi, baba?” derken son kelimeyi vurgulamıştım.
Baba…
Esasında ona aşık olmam gerekirken ne kadar da çok midemi bulandıran bir kelimeydi…
“Şimdilik defol ama sonrasında seni bulacağım.” diyen Murat’ın sert sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılmıştı. “Seni de, o anneni de geberteceğim. Bunu sakın unutma.” dediği sırada bakışlarım bana nefretle bakan ve abime benzeyen gözlerinde gezindi, detaylıca baktığımda aslında abimle ne kadar çok benzediğini yeni fark ediyordum.
İkisi de esmerdi ve sert bakışlarından tutunda bedenlerinin iriliğine kadar her şeyleri benziyordu. Tek benzemeyen yönleri kalpleriydi, ne yazık ki babam olacak kişinin bir kalbi yoktu. Kahramanım olması gerekirken düşmanım olduğunu gördüğümde bu acı gerçek ruhuma zehir misali sızmıştı…
“Sen hiçbirimize zarar veremeyeceksin ama seni ben öldüreceğim.” derken elimdeki butonu havaya kaldırarak ona doğru bir adım attığımda tekrardan geriye doğru kaçmıştı, bakışları elim ve üstümdeki bomba arasında gidip geliyordu. “Sana en çok benzeyen çocuğun her zaman bendim baba, sende bunu sakın unutma.” diyerek kıvrılan dudaklarımla geriye doğru bir adım attığımda Murat’ın bakışları pür dikkat bendeydi.
Hızla geriye doğru attığım birkaç adımla koluma biri girdiğinde bunun Maria olduğunu yan gözle görmüştüm, parmakları sıkıca elimi kavramıştı. Yanımdaki titreyen bedeninden korkusunu hissedebiliyordum ve bu kadar korkmasına rağmen benim için buraya gelmişti, demek ki aile insanı gerçekten değiştirebiliyordu.
“ÖLDÜRÜN HEPSİNİ!” diye haykıran Murat’la hepimiz çoktan bahçenin dışına çıkmıştık, bakışlarım diğer yanımda duran Duman’la çakıştığında ikimizinde dudakları kıvrılmıştı ve aynı anda ellerimizi havaya kaldırdık.
“SENİ BULACAĞIM MURAT KORKMAZ!” diye haykırırken bakışlarımı şerefsize çevirip butona basmıştım.
Malikanenin odalarından biri yüksek bir sesle patlarken diğer tüm bomba olan yerlerde teker teker patlamaya başladığında korumalar hızla Murat’a ve Cengo’ya siper olmuşlardı. Bakışlarımı malikaneyi kaplamaya başlayan alevlerden alamazken tek elimle üstümdeki etkisiz bombayı çıkartıp bahçeye doğru fırlattım, elimdeki buton bodrum kata yerleştirdiğim bombalara aitti. Üstümdeki bombanın içi boştu ama onlar bunu anlamayacak kadar beyinsizlerdi!
Bir süre bahçedeki kargaşayı izledikten sonra yanımdaki Maria’yla birlikte arkamı dönüp arabaya doğru ilerlediğimde Duman ve Nilüfer’de peşimize takılmıştı. Büyük, siyah bir minibüsle gelmişlerdi ve hızla hepimiz arabaya doluşmuştuk. Agah sürücü koltuğuna geçerken Han ise onun yanına oturmuştu, biz ise arkaya dağılmıştık ve saniyeler içinde yola koyulurken üzerimize yağan kurşunlarla yanımda oturan Maria hızla tekrardan elimi tutmuştu.
“Araba kurşun geçirmez.” diye açıklama yapan Duman maskesini çıkardığında hafif bir nefes alarak arkama yaslandım. “Lütfen bana geri dönüp koşmanın bir plan olduğunu söyle Niran.” demesiyle aldığım iki gram nefes bile göğsüme saplanmıştı.
Onun sesini duymuştum ve yetmezmiş gibi onu görmüştüm, zihnim tamamen kendini kaybederken delirmenin eşiğinde olduğumu hissediyordum. Boştaki elim üzerimdeki oldukça büyük olan kapüşonlunun kumaşını avucunun içine hapsederken derince yutkunmuştum.
“Değildi.” diye bir mırıltı dudaklarımdan döküldüğünde Nilüfer nefesini verirken ellerini saçlarından geçirip dağıttı.
“Abimi gördün değil mi?” diyen Nilüfer’le bakışlarım ona dönmüştü. “Arjin dedin abla koşarken.” demesiyle bakışlarımı cama çevirirken başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Çok normal, günlerdir ne uyudun ne de yemek yedin. Bedeninin hala ayakta durması bile şaşırtıcı.” diyen Duman’ı duymazdan gelerek aklımda dönüp duran soruyu dile getirmiştim.
“O nasıl?” diye sorarken bakışlarım tekrar kızlara dönmüştü.
“Bilmiyorum ama kötü bir durum olsa haberim olurdu.” diyen Duman’la kaşlarım çatılmıştı.
“Ne demek bilmiyorsun?” dediğimde bu sefer derin bir nefes alan o olmuştu.
“Buraya geldiğim için Araf bana sinirli ve mesajlarıma doğru düzgün cevap verdiği pek söylenemez.” demesiyle vicdanım acı bir şekilde sızlamıştı, benim yüzümden onların da arası bozulmuştu.
“Haberi yok muydu?” diyen Maria’yla Duman’ın bakışları ona dönerken başını olumsuz anlamda salladı.
“Eve gittiğimi söylemiştim ve sonra uçaktan inince geldiğimi haber verdim.” derken bakışları tekrardan bana döndü. “Bu durum senlik değil, beni kısıtlamaması gerektiğini öğrenecek. Hepsi bu.” dediğinde bakışlarımı tekrar cama çevirmiştim.
“Ulvi de bana yazmış.” diyen Nilüfer’le konuşmalara kulak kabartmıştım. “Nerede olduğumuzu soruyor.”
“Bakma mesaja.” dedim sakin ve sessiz bir mırıltıyla.
“Ama abla…”
“Bakma dedim Nilüfer.” derken bakışlarım hızla ona dönmüştü. “İndiğimizde yoldayız yazarsın, olur biter.” dediğimde sessiz kalarak başını olumlu anlamda sallamıştı.
Onun hakkında hiçbir bilgi sahibi olmamak beni daha çok gererken boynuma astığım yüzüğünü avucumun içine hapsederek başımı koltuğa yaslayıp tekrardan cama dönmüştüm. Geri kalan araba yolculuğu oldukça sessiz geçmişti, birkaç saat içinde havalimanına ulaştığımızda hızla uçağa geçiş yapmıştık.
“Yanında silahın var mı bari?” diyen Duman uçakta yanıma geçtiğinde belimdeki silahımı çıkartıp ona göstermiştim, yanımda silah vardı ama o kadar bize çevrili silahların içinde Murat’ı çekip vuramamıştım. Eğer tek olsaydım umrumda bile olmazdı ama işin içinde kızlar olunca daha fazlasını yapamamıştım.
“Sizin var mıydı?” dediğimde hepsi silahlarını gösterdiklerinde bakışlarım Maria’da takılı kalmıştı.
“Ben o mafyanın içinde büyüdüm abla, ilk öğretilen buydu.” dediğinde sessiz kalmıştım, haklıydı. O cehennemde büyümüştü.
“Ondan bir haber var mı?” derken silahımı tekrar belime yerleştirip arkama yaslanmıştım, kalbim tüm kötü senaryoları düşünerek ruhumun acı içinde kasılmasını sağlasada ağızlarından dökülecek en ufak bir cevap için bakışlarım kızlar da gezinmişti.
“Araf yazmış canım, aynıymış durumu.” diyen Duman’la omuzlarım düşerken başımı olumlu anlamda sallamıştım.
Yine ortama bir sessizlik hakim olurken gözlerim bana ihanet edercesine kapanmaya başlamıştı ve daha fazla dayanamayan bedenimle kendimi uykunun kollarına bırakmak zorunda kaldım…
~~~
“Niran.” diye uzaklardan gelen sese rağmen dumura uğramış gibi kollarımdaki kanlı bedene bakmaya devam ediyordum. “Niran, uyan!”
“Hayır, Vidus’um. Hayır!” diye bedene sarılarak ağlarken omuzlarım sertçe sarsıldığında gözlerim hızla açılırken nefes nefese ve ter içinde kalmıştım.
Bakışlarım hızla çevrede gezinirken gözlerim ellerime çarpmıştı, rüyamdaki gibi kanları arıyordum ama yoklardı. Ellerimde kan yoktu.
“Şhh! Geçti, sadece kabustu.” diyerek bana sarılan Lavinia’yla gözlerimdeki yaşları daha fazla tutamazken başımı yasladığım göğsünde ağlamaya başlamıştım.
“Hiçbir şey geçmedi ve onun hala hayati tehlikesi olduğu sürece de geçmeyecek.” diye ağlamaya devam ederken Lavinia’nın ellerini saçlarımda hissetmiştim.
“Geçti canım, geçti.” diyen Lavinia hafifçe geriye çekildiğinde bende göğsündeki başımı kaldırmak zorunda kalmıştım. “Uçak indi, senin uyanmanı bekliyorduk. Hadi gidelim.” demesiyle hızla ondan uzaklaşırken kolunu tutmuştum.
“Ama önce bir Arhan’ı arar mısın lütfen? Onun durumunu öğrenmem gerek.” dediğimde Lavinia’nın dudakları hafifçe kıvrılırken başını olumlu anlamda salladı.
“İndiğimizde ararız, olur mu?” dediğinde bu sefer başını sallayan ben olmuştum.
“Tamam.” diye sessiz bir mırıltı dudaklarımdan dökülürken ayaklandığımda Maria hızla koluma girmişti.
Lavinia ve Nilüfer önden giderken bizde arkalarından onları takip ediyorduk. Açılan uçağın kapılarıyla merdiveni getirdikleri sırada bakışlarım uçak pistine kaymıştı ki gördüğüm siyah arabalarla hızla Maria’yı arkama çekerek elimi belimdeki silahıma attım, bunlar kimdi şimdi?
~~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Bakışlarım çevremde gezinirken içim garip bir boşlukla doluydu, nerede olduğum hakkında en ufak bir fikrim yokken sadece dümdüz yürüyordum. Önümdeki kapıya doğru ilerlerken karanlık koridorda attığım adımlarım hızlıydı. Kapıyı aralayarak koridordan çıkmıştım ki nerede olduğumu anlamıştım, bardaydım. Bir zamanlar serçemin çalıştığı bardaydım, Zirve…
O sırada gördüğüm bedenle dudaklarım kıvrılırken hızla ona doğru adımlamıştım ki aşık olduğum o kıvırcıklarını savurarak hızlıca bardan çıktığında bende koşar adımlarla peşine takılmıştım. Kapıdan çıktığım an çevre değişirken serçemin eski evinin önüne gelmiştik, apartmana girdiğini gördüğümde hızla tekrardan hiçbir şeyi umursamadan peşine takılmıştım.
“Serçem!” diye seslensemde beni duymadan koşmaya devam ederek eve girmişti ve bende hızla peşinden girdiğimde yine çevremiz değişmişti, şimdi de okuldaydık.
Bahçeye doğru koşan serçemle kaşlarım yavaşça çatılırken kalbim anlam veremediğim bir korkuyla sıkışmıştı, hızla tekrardan peşine takıldım. Neden korktuğumu bilmiyordum ama kalbim telaşla çarpıyordu. Hızımı arttırarak koşar adımlarla arka bahçeye gittiğimde serçem hiçbir yerde yoktu, bakışlarım deli gibi çevremde gezinsede onu bulamıyordum.
“Niran!” diye haykırışım zihnimin içinde çınlarken başka bir ses hızla benim sesimi kesmişti.
“Vidus’um…” diyen sesle bakışlarım hızla çevremde gezinmişti.
“Buradayım serçem, buradayım!” derken gelen titrek bir nefes sesiyle ellerim iki yanımda yumruk olmuştu, serçem neredeydi?
“Nolur aç gözlerini sevgilim, nolur bırakma beni.” diyen sesiyle çevreme bakınmaya devam ediyordum. “Gelinlikle görmek istemiştin, daha görmeden gidemezsin Vidus’um. Bana bunu yapamazsın.” demesiyle başımı hızla olumsuz anlamda sallamıştım.
“Bırakmam güzelim, ben bırakmam seni.” derken bakışlarım herhangi bir çıkış arıyordu.
“Polisler beni almaya geldiler biliyor musun? Hadi, kalkıp kız bana. Polisten korktum yine Vidus’um, korkma de bana.” diyen ağlamaklı sesiyle kalbim adeta dağlanırken aldığım nefesim bile canımı yakıyordu, korkmuştu ve ben onu koruyamamış mıydım?
“Neredesin serçem?” diye mırıldanırken bakışlarım hafifçe aralanan bahçe kapısına kaymıştı.
“Hani bir keresinde isimlerin hakkında konuşurken yaşam ateşi olduğunu düşünmediğini söylemiştin ya, o tamamen saçmalıkmış sevgilim. Sen benim yaşam ateşimmişsin.” diyen sesiyle aynı anda bende kapıya doğru koşmaya başladım, geçtiğim kapıyla çevremiz yine değişirken benim gemilerden birinin güvertesindeydim ve serçem hemen karşımdaydı. “Sen benim yaşama sebebimsin Arjin’im.” derken dudakları kıvrıldığında az önceki korkum hızla yok olmuştu.
Tam o esnada avucumun içinde hissettiğim küçük parmaklarla bakışlarım yana döndüğünde gördüğüm bana gülümseyen küçük bir kız çocuğuyla kalbim sıcacık olmuştu. Kıvırcık tutamları omuzlarına dökülürken benimkine benzeyen kehribar gözleriyle gülümseyerek bana bakıyordu, yanaklarındaki gamzeleriyle gülerken o kadar güzeldi ki dokunmaya bile kıyamazmışım gibiydi.
“Kim yüzmek ister bakalım?” diyen serçemle kız çocuğu hızla heyecanla yerinde zıplamaya başlamıştı.
“Ben, ben, ben.” diye zıplarken bir yandanda benim elimi kendi minik boyu kadar havaya kaldırmıştı. “Ve babam, dimi babacığım?” derken bakışları bana döndüğünde benimde dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı, o bizim kızımız mıydı? “Lütfen babam.” derken küçük kolunu bacağıma sardığında dolan gözlerimle başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Yaşasın!” diye sevinçle bağırırken elimi bırakıp iki elini de havaya kaldırmıştı. “Kucak babam.” diyerek minik ellerini açıp kapattığında hiç düşünmeden eğilerek minik bedenini kollarımın arasına aldım.
Mis kokusunu içime çekerken tıpkı serçem gibi koktuğunu fark etmiştim, tatlı kokusu zihnime kazınırken küçük kollarını sıkıca boynuma sarıp dudaklarını yanağıma bastırdığında gözlerim saniyelik olarak kapanmıştı.
“Hey! Kıskanacağım ama bakın.” diyen serçemin sesiyle gözlerim aralanırken kızımla aynı anda gülmüştük.
“Annem bizi özlemiş babacığım, hadi ona gidelim.” diyen güzel kızım minik parmağıyla annesini gösterdiğinde benimde bakışlarım serçeme dönmüştü.
Kızımızla aynı renk giydiği kırmızı, yazlık elbisesiyle bana bakarken dudaklarındaki gülümsemesiyle o kadar güzeldi ki ölsem bile bu görüntüyle tekrar hayata dönerdim. Dalgalı tutamları esen sıcak rüzgarla sallanırken elini bana doğru uzatan serçemle derin bir nefes aldım.
“Gidelim günışığım…” diye mırıldanırken hızla kucağımdaki kızımızla serçeme doğru adımlayıp tutmamı istediği elini bir daha asla bırakmamak üzere sıkıca tuttum…
~~~
Gözlerimin üstünde tonlarca ağırlık varmış gibi açılmazken zihnim yavaşça yerine geliyordu. Bedenimi hareket ettiremezken gözlerimi tüm gücümle açmayı denediğimde bu sefer hafifçe aralanan bakışlarımın ardından beyaz bir ışığı ve beyaz tavanı görmüştüm, fazla açık tutamadığım gözlerim hızla tekrar kapanırken uzaklardan kapanan bir kapının sesini de duymuştum ama sonrası yine karanlığa bürünmüştü…
~~~~~~~~~
Tunay Karatuğ…
Niran’ın gitmesiyle birlikte yaralı aslanın odasına tekrar gitmiştim ve o zamandan beri saatlerdir odadan hiç çıkmamıştım. Esasında karısı konuşurken bilincinin açıldığını görmüştüm ve biz hemen kapıdan çıkmadan önce gözleri hafifçe aralanmıştı ama hala verilen ilaçların etkisinde olduğu için tekrardan bayılmıştı. Niran ise o kadar üzgündü ki yanı başında konuşurken gözlerini kırpıştırdığını bile görmemişti ve bende bir şey söylememiştim, yoksa gitmek yerine burada kalırdı ve birinin intikam alması gerekiyordu.
Esasında bunu benden isteyeceğini düşünmüştüm ama beni şaşırtarak kendisi gitmişti, aşk böyle bir saçmalıktı işte. Geride kimleri bıraktığını umursamadan kendini ölüme atmaktı, tamamen aptallıktı. Kendi kendime sinirli bir edayla gülerken onun zorla aralanan gözleriyle hızla oturduğum yerden kalkmıştım.
“Bu nasıl bir sevda lan? Karının sesini duyar duymaz kendine geldin.” diye gülerek ona yaklaşırken ışığımı elime alıp gözlerine baktım, iyi gözüküyordu. “Sevda mı, azgınlık mı? Doğruyu söyle.” diye alaycı bir sesle konuşurken geriye çekildiğimde elini yavaşça kaldırarak yüzünün yarısını kaplayan solunum cihazını çıkardı.
“Ne saçmalı…” derken duraksayarak derince yutkunmaya çalışmıştı, günlerdir baygın olduğu için boğazı kurumuş olmalıydı.
Niran gittikten sonra esasında tüm değerleri düzelmişti ve yoğun bakımda kalmasına gerek yoktu ama herhangi bir aksi durumda ona saldırmak isteyenlerin yolunu kapatmamak için hala yoğun bakım ünitesinden çıkarmamıştım, burada korumam çok daha kolay olurdu. Sessiz ve insanın az olduğu bir yerdi.
Yandaki su şişesine uzanıp kapağını açtıktan sonra birkaç yudum alması için ona yardım etmiştim, başını geriye çektiğinde hızla şişeyi kapatıp yerine fırlattığımda düz durmuştu.
“Durumun iyi, ciğerlerindeki yara birkaç gün önce iyileşmişti ama beynin bir süre oksijensiz kaldığı için uyanmanı bekli…”
“Karım nerede?” diyerek hızla sözümü kestiğinde tek kaşım havalanmıştı.
“Doktorun sözü kesilmez.” dediğimde gözlerini kapatarak sinirli bir nefes verdi.
“Karım nerede dedim.” derken sert bakan gözleri aralanırken tekrar beni bulmuştu, umursamazca omzumu silktim.
“İtalya’da.” dememle kaşları daha çok çatılırken anlamamış gibi yüzüme bakıyordu, beyni çok fazla oksijensiz kalmıştı sanırım. Algılama problemi yaşıyordu.
“Ne?” diyen şok içindeki sesiyle bu sefer iki kaşımda havalandı.
“İtalya’da dedim. Kulaklarda mı bir sıkıntı var, yoksa beyinde mi?” derken kontrol etmek için tekrar ona yönelmiştim ki uzattığım ellerime sertçe vurarak geri itti.
“Anlıyorum mal, kavrayamıyorum. Karımın İtalya da ne işi var?” diyen sert sesiyle ellerimi ceplerime sokarak tekrar omuzlarımı silkmiştim.
“İntikam almaya gitti, aslında beni yollamasını beklemiştim ama o kendi…”
“Ne diyorsun lan sen?!” diye haykırarak tekrardan sözümü kesmesiyle benimde kaşlarım çatılmıştı.
“Bir daha sözümü keserken fişini çekerim Diavolo.” diyen sert sesimi umursamadan bir elini serum takılı koluna uzatıp sertçe serumu çıkardığında gözlerimi devirmiştim. “Ne yapıyorsun acaba?”
“Karıma gideceğim.” derken kendini kaldırmaya çalışsada pek becerememiş gibi duruyordu.
“Bu halde mi?” dediğimde ters bakışları tekrar beni bulmuştu.
“Onu tek başına nasıl yollarsın lan? Daha doğru düzgün silah kullanmasını bile bilmiyor, nasıl yollarsın?!” diye bağırmasıyla ona bıkkın bakışlarımı yollamıştım.
“Gitmek istedi, hem yüksek ihtimal tek değil.” dediğimde sert bakışları gözlerime sabitlenmişti. “Ateş’te dışarı da delirdiğine göre Duman da onunla.”
“Bu kadar mı? Yanlarına koruma almadan mı gittiler? Ulvi nerede?” derken sesi gitgide daha da öfkeli çıkmaya başlamıştı.
“Onun haberi yok, eve gittiğini sanıyor.” dememle ellerini yüzüne kapatıp hırıltılı bir nefes aldı.
“Karım nerede Ervah?!” diye bağırmasıyla bende kafamı sinirden bir yerlere vuracaktım şimdi.
“Söyledim lan işte!” diye bende bağırmıştım ki telefonuma gelen bildirim sesiyle hızla açıp mesaja baktım.
Ateş: Odaya yabancı biri geliyor, sende. (15.36)
Tunay: Tamamdır. (15.36)
“Misafirimiz varmış, bayıl.” dememle kaşları çatılsada serumu çıkardığı kolunu örtünün altına sokarak gözlerini kapattı.
Bende hızla kapının arkasına saklanırken cebimdeki beyzbol şapkamı başıma geçirip önlüğümü çıkararak yandaki koltuğa fırlattım, neyseki bugün içimi günlük giymiştim de burada çalıştığım belli olmuyordu. Kimliğimi açık edemezdim. Kapı kısa süre içinde açılırken içeri giren adam hızla silahını ve telefonunu çıkartıp Vidus’a doğru ilerlemişti, öyleki çevreye bile bakınmamıştı. Böyle aptal insanları neden bu işlere yollarlardı hiç anlamazdım.
Telefondan birini arayıp ekranı Vidus’a çevirdikten sonra silahı alnına yaslamıştı ve sonrasında telefondan sesler gelmeye başlamıştı.
“Onu kolayca kurtarabilirsin.” diyen sesle dinlemeye devam ederken cebimdeki uyuşturucu iğnesini çıkardım. “Evlen benimle, bende yaşamasına izin vereyim.” demesiyle benim bile kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken Vidus’un kasılan çenesini ve sıktığı yumruklarını görmüştüm.
“Bu mu yani planın?” diyen Niran’ın sesiyle Vidus’un bedeni belirgin bir şekilde titremişti.
“Sadece bu değil. Bilirsin, benim her zaman bir B planım vardır Bellacık.” diyen önceki erkek sesiyle benim bile midem kalkmıştı, ne kadar itici bir herifti.
Ardından konuşmalar devam etmişti, başka bir erkek sesi daha duyulurken Vidus’un kendini zor tuttuğu her halinden belli oluyordu. Tam tekrar Niran’ın sesi duyulurken bir adım atmıştım ki Vidus’un hareket eden parmağıyla durmamı işaret ettiğini anlamıştım.
“Tüm şarjörü onun beynine de sıksanız ya da beni delik deşikte etseniz yine de seninle evlenmem.” diyen Niran’la Vidus’un dudaklarındaki belli belirsiz kıvrımı görmüştüm, hoşuna gitmişti piçin.
“Peki, bunu sen istedin şansım.” demesiyle yüzümü buruşturmuştum. “Ölsende benim olacaksın, başka bir şansın yok.” diyen sesle daha fazla bu saçmalığa dayanamayarak adama doğru birkaç adım attım.
“Unuttuğun çok önemli bir detay var Cengo, o ölürse bende yaşamam.” diyen Niran’ın sesiyle eş zamanlı olarak iğneyi adamın boynuna sapladığımda hızla bayılan adamla telefonu yakalamıştım. “Ve benim tek gitmeye hiç niyetim yok.” dediği sırada telefonu kendime çevirmiştim.
“Ne kadar da aptal bir plan, sen mi yaptın bunu?” dediğimde ekrandaki kuru üzüm sıfatlı maymun ekrana dönmüştü. “Birader sende de sike sürülecek akıl yokmuş, karşındaki kadın senin gibi beyinsiz mi kocasını burada tek bıraksın? Bir bak bakalım çevrene kimler yok.” dediğimde mal gerçekten çevresine bakmıştı.
“Kimsin lan sen?” diyerek tekrar bana döndüğünde güçlü ve ürkütücü bir kahkaha atmıştım.
“Ben Ervah ama genelde Azrail derler.” dememle itin gözleri korkudan irileşirken yutkunduğunu duymuştum. “Şimdi ya kadınları rahat bırakırsınız ya da ben gördüğünüz ve görmediğiniz tüm adamlarımı üstünüze salarım, karar sizin.” diyerek telefonu kapatıp yerde baygın yatan şerefsizin üstüne fırlatmıştım.
“Adamlarını mı yolladın?” diye zor bela konuşan Vidus’la ona döndüğümde çoktan yatakta oturur pozisyona geçtiğini görmüştüm.
“Yo, blöf yaptım. Benim sizin gibi itlerim yok Vidus bey, biz tek tabanca çalışırız ama bunlar onu bilmiyor.” derken alttan bana bakan adama baktım. “Sen ne yapıyorsun peki?”
“Karımı alacağım ve sonra gelip onu korumasız bir şekilde yolladığın için senin ağzına sıçacağım.” diyerek yavaşça ayaklandığında kaşlarım havalanmıştı, o kadar gün baygın olmasına rağmen ayağa kalkması bile çok iyiydi.
“Sen yaşıyorsun ya gerisi önemli değil.” dediğimde gözleri tekrar bana dönerken kaşları çatıktı. “Bir daha korkutma abi.” dememle derin bir nefes alarak tek kolunu bana uzattığında hızla ona yaklaşıp sarılmıştım, her ne kadar anlaşamasakta o benim hep manevi abim olarak kalacaktı.
“Buradayım deli çocuk, buradayım.” diye sarılırken o aile sıcaklığı kısa sürede olsa çevremi sarmıştı. “Şu Ulvi malını çağır da ne yapacağımızı konuşalım.” dediğinde geri çekilerek hızla başımı olumlu anlamda sallamıştım…
~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Elimdeki silahımı sıkıca tutarak Lavinia’yı takip ederken Maria’yı arkamdan asla çıkarmıyordum, bedenim hala kabusun etkisinden kurtulamazken önümüzdeki siyah arabalarda bakışlarımı gezdirdim. Kimdi bunlar? Burada ne işleri vardı? Tehlikeli insanlar mıydı?
“Abla, sakin ol.” diyen Maria’yı duymazdan geldiğim sırada merdivenden tamamen inmiştik.
Öndeki arabanın kapıları açılırken gördüğüm bedenle omuzlarım düşmüştü, yine hayal görüyordum. Arabadan çıkan bedeniyle başımı olumsuz anlamda sallarken gözlerimden süzülen damlalarla gözlerimi sıkıca kapattım, o sadece bir hayaldi. Ben delirmeyecektim, ona kavuşana kadar delirmek yoktu.
“Mia bella.” diyen sesle gözlerim daha sıkı kapanırken Maria’yı bırakıp iki elimi de kulaklarıma yasladım.
“Hayır, hayır ben delirmeyeceğim.” diye mırıldanırken koluma dokunan parmakları hissetmiştim.
“Abla o hayal değil.” diyen Maria’nın sesini duysamda inanmamıştım.
“Hayır, o sadece hayal. Hayır, ben delirmeyeceğim.” dediğim esnada ellerimin üstünde hissettiğim büyük ellerle gözlerimden yaşlar hızla süzülürken bakışlarım yavaşça aralanmıştı.
İlk başta görüş açıma giren siyah gömleğiyle gözlerim daha çok dolarken ellerimin üstündeki elleri başımı hafifçe geriye yatırdığında görüş açıma giren ateş bakışlarıyla daha çok ağlamaya başlamıştım.
“Şhh! Buradayım mia bella, yanındayım.” dediğinde başımı yine olumsuz anlamda sallamıştım.
“Rüyasın.” diye mırıldanmamla bir elimi tutarak kendi yüzüne yaslamıştı, parmaklarıma batan sakallarını hissediyordum.
“Bak, burdayım serçem. Hisset beni.” derken elimi hareket ettirdiğinde şok içinde elime bakıyordum.
“Arjin’im.” diye bir mırıltı dudaklarımdan dökülürken bakışlarım gözlerine çarptığında diğer elimi de elinin altından çekerek hala tuttuğum silahı yere fırlatıp o elimi de yüzüne yasladım. “Buradasın.” diye mırıldandığımda hızla başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Özür dilerim mia bella.” diyen sesiyle gözlerimden yaşlar süzülürken hala gerçekliğini sorguluyordum. “Seni korkuttuğum için özür…” dediği sırada hızla boynuna sardığım kollarımla sözleri kesilmişti.
“Yaşıyorsun.” derken kollarımı sıkıca boynuna sararak bir elimle saçlarını okşayıp kokusunu derince içime çektim. “Yaşıyorsun Arjin’im.” derken dudaklarımı boynuna bastırmıştım.
“Sen istersinde ben yaşamaz mıyım serçem?” derken onunda kolları sıkıca belime sarılmıştı.
“Buradasın.” diye bozuk plak misali tekrar ederken yine geri çekilip yüzüne baktığımda dudaklarının kıvrıldığını görmüştüm.
“Benden öyle kolay kurtulamazsın.” diyen sesiyle benimde dudaklarım kıvrılırken soluklarım istemsizce hızlanmaya başlamıştı.
Görüşüm yavaşça bulanıklaşırken soluklarım daha çok hızlandığında ellerim sıkıca üstündeki kabanına tutunmuştu.
“Serçem.” diyen telaşlı sesi kulaklarıma ulaşsada cevap veremeden kararan zihnimle bedenimin kontrolünü kaybetmiştim…
~~~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Aniden kollarıma yığılan serçemle sıkıca onu tutarken sırtıma saplanan acı bile umrumda değildi, kalbim korkuyla çarparken şok içinde ona bakıyordum. Solgun yüzü koluma düşerken bedenini kucağıma almaya çalıştığımda sırtıma saplanan acıyla hafifçe inlemiştim.
“Patron, yardım edeyim.” diyerek serçeme yönelen Han’la sert bakışlarım hızla ona dönmüştü.
“Ona dokunduğun ellerini keserim lan!” diye haykırışım uçak pistinde çınlarken son gücümle derin bir nefes alarak serçemi kucağıma aldım.
“Vidus bize bırak, daha yeni uyandın.” diyen Lavinia hızla yanıma gelsede onları umursamadan arabaya ilerlerken tüm bedenim acı içindeydi.
Uzun süre hareketsiz kaldığım için bacağımdaki platin de kendini belli edercesine sızlasada umursamadan arabanın önüne gelmiştim, Ulvi hızla kapıyı açarken kucağımdaki serçemle birlikte koltuğa oturduğumda acıdan nefes nefese kalmıştım. Arhan ve Lavinia da hızla arabanın önüne geçtiklerinde bakışlarım serçemdeydi.
“Hemen hastaneye sür.” diyen sesim telaşlıydı.
“Vidus sakin ol, günlerdir aç ve uykusuz. O yüzden bayıldı.” demesiyle sert bakışlarım ona dönmüştü.
“Siz ne halta yarıyorsunuz? Nasıl aç kalmasına izin verirsiniz lan?!” derken sesim sertti.
“Alçalt o sesini.” diyen Arhan’ı umursamadan karısına bakmaya devam ediyordum.
“Sevdiğini kaybetme korkusu kötüdür Vidus, ayık ol da bir daha ona bunu yaşatma.” dediğinde verecek bir cevabım yoktu.
Bakışlarım tekrar serçeme döndüğünde elimi uzatarak solgun yanağını hafifçe okşamıştım, yüzünün rengi bile gitmişti. İki hafta baygın kaldığımı buraya gelirken öğrenmiştim ve o bu iki haftada o kadar çok zayıflamıştı ki kucağımdayken kemiklerini hissedebiliyordum. Bakışlarım üstündeki ince hırkaya dokunurken onu daha çok kendime çekip kabanımın içine sakladım.
“Buradayım serçem.” diye mırıldanırken alnına dudaklarımı bastırıp derin bir nefes almıştım. “Bir daha seni asla bırakmayacağım.”
“Hastaneye gitmeyelim şimdi, magazin hep kapıdadır. Bir süre daha senin ayaklandığını öğrenmesinler.” diyen Lavinia’yla Arhan’ın bakışları dikiz aynasından bana dönmüştü, hastaneden çıkarken bile magazin yüzünden arkadan çıkmıştık.
“Tunay’ı, Kayra’yı eve çağır.” derken serçemin saçını okşamaya devam etmiştim, nasıl da bitap düşmüştü birtanem…
“Tamam ama önce bir şurada duralım, ilk yardım malzemeleri almam lazım.” diyen Lavinia’yla Arhan sağa çektiğinde hızla inip eczaneye koşmuştu.
“İyi misin?” diyen Arhan’ın sesiyle bakışlarım dikiz aynasındaki yeşil bakışlarıyla çakışmıştı.
“Uyandığında olacağım.” derken mis kokusunu bir kez daha derince içime çekmiştim. “Sen niye peşinden gitmedin?” dediğimde bakışları yine eczaneye doğru dönmüştü.
“Kızgınım ona, Agah’ı yolladım peşine.” dediğinde ona hak vermiştim, esasında bende serçeme kızmıştım ama o kadar savunmasız bir şekilde beni görünce hayal olmamdan korkmuştu ki tüm sinirim yok olmuştu. “Şu halimize bak, onlarsız nefes bile alamıyoruz.” derken bakışları hala eczanedeydi.
“Yıllar önce bana ne dediğini hatırlıyor musun?” dediğimde onun da dudakları kıvrılırken zihnimde o anlar dönmeye başlamıştı.
***
“Ne söyleyeceksin?” diyen sesiyle elimdeki boş viski bardağını masaya bırakıp ona döndüm.
“Ben bir bok yedim.” dediğimde kaşları daha çok çatılmıştı.
“Onu anladıkta ne bok yedin?” dediğinde hafifçe gülmüştüm.
“Aşık oldum kardeşim.” derken bakışlarım tekrar boş bardağa kaymıştı, içine vanilya özü koyduğum viskim bitmişti. Yenisini yapmalıydım.
“Ne?!” diye yükselen Arhan’la bıkkınca iç çekerek ona döndüm. “Salak mısın lan sen, ne aşkı?!” dediğinde kaşlarım yavaşça çatılmıştı.
“Elimde olan bir şey değildi.” dediğimde ağzının içinde bir şeyler mırıldanarak arkasına yaslandı, sanırım küfür ediyordu.
“Beyinsiz puştun tekisin.” derken cebinden çıkardığı sigarasını hızla dudaklarına yaslayarak ucunu ateşledi. “Aşk falan yok, unut gitsin.”
“Yapabilsem üç aydır yapardım.” dememle ters bakışları beni bulmuştu.
“Oğlum sen kafayı mı yedin? Bizim bile yarınımızın garantisi yok, bir de peşine taktığın kızı mı korumaya çalışacaksın?” derken elini sertçe masaya çarpmıştı. “Aşk mı kurtaracak lan seni bu siktiğimin hayatından amına koduğum?!” diye bağırmasıyla sinirlerim hızla gerilirken ona doğru eğildim.
“Olmuyor lan işte, olmuyor!” derken benimde elim sertçe masaya çarpmıştı. “Bu kalbim bir tek onunla huzur buluyor, bir tek o varken yaşıyor. Kaldırıp atamıyorum, ne yapayım lan?!” diye bağırmamla tek yaptığı gözlerini devirmek olmuştu.
“Aptalsın çünkü, aşk denen boktan şeye inanacak kadar malsın.” derken sigarasından derin bir nefes çekmişti.
“Seni de göreceğiz.” diye mırıldanırken bende arkama yaslanmıştım.
“Daha çok beklersin birader, benim sizin aksinize bir beynim var. Hiç kimseye kendimi kör edecek kadar bağlanmam.” dediğinde dudaklarımda imalı bir gülüş belirmişti, bundan birkaç ay önce bana da sorsaydınız aynı cümleleri bende kurabilirdim.
“Buna sen karar vermiyorsun Ateş.” dediğimde ters bakışlarını bana atarken bir elini belindeki baltasına atarak çıkartıp sertçe masaya çarptı.
“Eğer olurda bir gün öyle bir mallık yaparsam bu baltayı al ve boynuma sapla.” demesiyle bakışlarım kendi yaptığı baltasına kaymıştı.
“Kardeşimi öldürmem ama eğer bir gün bu sözlerini yersen baltan benim olur.” dediğimde o da gülmüştü.
“Tamam lan ama çok umutlanma, bu asla olmayacak.” dediğinde bende gülmüştüm, çok büyük konuşuyordu…
***
Dudaklarım yine kıvrılırken serçemi göğsüme yasladım, o balta şu anda bendeydi. Lavinia’ya aşık olduğu an üstünde ‘haklıydın…’ yazan bir notla evime yollamıştı.
“Seni uyarmıştım.” dediğim sırada eczaneden çıkan Lavinia’yla derin bir nefes aldı.
“İyi ki de büyük konuşmuşum.” derken dudakları kıvrılmıştı. “Ateş parçama iyi bakıyorsun dimi lan?” dediğinde bende gülmüştüm, baltasından bahsediyordu.
“Cephaneliğimin en nadide parçası.” dediğim sırada serçem kucağımda kıpırdanmaya başladığında tüm odağım ona kaymıştı.
“Ne oldu bana?” diyen mırıltısıyla hafifçe yanağını okşamıştım.
“Bayıldın sadece mia bella, bir şey yok.” dediğimde başını kaldırarak gözlerini bana çevirdiğinde tek kaşım havalanmıştı. “Hayal değilim birtanem, buradayım. Yanındayım, kollarımdasın.” dememle çevresine bakınarak dikleşmeye çalışmıştı ama onu çekerek tekrardan göğsüme yaslanmasını sağlamıştım. “Yeni ayıldın serçem, uzan biraz daha.”
“Olmaz Vidus, yaralısın sen.” derken kalkmaya çalıştığında tekrar izin vermemiştim, o sırada Lavinia arabaya binmişti.
“Niye gelmedin peşimden? Kaş göz yapmıştım.” diyen Lavinia’yla Arhan hızla yola koyulmuştu.
“Bunu benden habersiz İtalya’ya giderken de yapmış mıydın?” diyen Arhan’la serçem artık kalkmaktan vazgeçerek onlara dönmüştü, göğsümde yatan başına dudaklarımı bastırırken hastaneden çıkmadan önce vurulduğum ağrı kesiciler iyice etki etmeye başlamışlardı. Uykum geliyordu.
“Gitmek zorundaydım Araf’ım, biliyorsun.” diyen Lavinia’yla Arhan hiç ona bakmadan sürmeye devam ediyordu ve neden böyle yaptığını biliyordum, çünkü bakarsa affederdi.
“Bensiz gitme zorunluluğun mu vardı?” dediğinde Lavinia yerinden dikleşmişti.
“Vidus’u kime emanet edecektik? Bir seri katile emanet edecek değildim.” demesiyle Arhan’ın sert bakışları ona döndüğü anda bedeni hızla gevşemişti.
Bu haline içten içe gülerken başımı geriye yaslayarak gözlerimi kapattım, bir de aşık olmaya aptallık derdi. En büyük aptal kendisi olmuştu…
~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Birbirleriyle atışan çifti izlerken bir yandan da derin nefesler alıyordum, kokusu yanımdaydı ve yaşıyordu. Geri kalan tüm dünya umrumda değildi. İsterse kıyamet bile şimdi kopabilirdi, zerre ruhum duymazdı. Göğsünün düzenli bir şekilde kalktığını fark etmemle başımı yavaşça kaldırıp yüzüne bakmıştım, uyuyakalmıştı.
“Uzaklaşma.” diyen mırıltısıyla beni tekrar göğsüne yasladığında dudaklarım kıvrılsada içim acımıştı.
“Hayatım yaralısın, lütfen.” desemde beni umursamadan daha çok kendine çekmişti.
“Yakınımda olduğun sürece iyileşiyorum.” derken eli saçlarımı okşamaya başlamıştı.
Yine rüyadaymışım gibi hissediyordum ve yüreğim her an korkuyla sarsılırken kendimi onun yanımda olduğuna inandıramıyordum. Sanki her an iki haftadır gördüğüm kabuslardaki gibi ellerim kan içinde kalacaktı ve çığlık atarak uyanacaktım, kalbim korkuyla kasılırken saçlarımı okşayan eli yine duraksamıştı. Uyuyakalmıştı.
Dudaklarım kıvrılırken kucağında küçücük olmuştum. Kulağımı kalbinin üstüne yasladığımda zihnimde çınlayan sesle derin bir nefes daha aldım, o iyiydi ve yanımdaydı. Hastane kokusuyla karışık odunsu kokusu ciğerlerime dolarken bende sonunda rahat bir nefes alabilmiştim. Şükürler olsun ki kurtulmuştu, artık korkmamı gerektirecek bir durum kalmamıştı.
“Beni affetmeyecek misin?” diyen Lavinia’nın cilveli fısıltısı duyulurken dudaklarım kıvrılmıştı.
“Küs değilim.” diyen Arhan’la aslında Vidus’la ne kadar çok benzediklerini tekrar fark etmiştim.
“Bu mu küs olmayan halin?” diyen Lavinia’yla Arhan’ın homurtusu duyulmuştu. “Ya tamam, özür dilerim. Hem bak yara bile almadım orman bakışlım.” diyen cilveli sesiyle hafifçe gülmüştüm.
“Üçüncüye tamam dersen affetmeyi düşünürüm.” diyen Araf’la bir şeye vurulma sesi gelmişti.
“Tek değiliz Araf, çok ayıp.” diye fısıldayan Lavinia’yla Arhan’ın güldüğünü duymuştum.
“Sanki onlar yapmıyorlar.” diyen Arhan’la istemsizce ona hak vermiştim.
“Araf.” diye sertçe mırıldanan Lavinia’nın utandığı sesinden bile belli oluyordu. Şaşırmıştım, demek ki Lavinia bile utanabiliyordu.
“En azından nefesimi ver be hatun.” diyen Arhan’la Lavinia derince bir nefes almıştı.
“Tamam, o kadarı olur.” diyen Lavinia’nın cilveli sesiyle aynı sırada araba durduğunda gözlerimi kapatıp sessiz kalmıştım. “Ama şimdi değil.”
“O niyeymiş?” diyen Arhan’ın sert sesiyle bir süre sessizlik olmuştu. “Uyuyorlar işte.”
“Ne uyuyor ya, yeni kapattı gözlerini.” derken totomda hissettiğim sızıyla istemsizce gözlerim açılmıştı, Lavinia benim totoma mı vurmuştu? “Kalk kız, yemezler.”
“Yok yok, biz bir şey görmüyoruz. Siz devam edin.” derken bir elimle gözlerimi kapatıp gülmüştüm.
“Niran, getirme beni oraya.” diyen Lavinia’nın sert sesiyle kıkırdayarak parmaklarımın arasından ona bakmıştım.
“Açayım mı gözlerimi? Müsait misiniz?” diyerek güldüğümde Lavinia totoma bir kez daha vurmuştu.
“Adamın kucağında oturuyorsun, hatırlatırım.” dediğinde ellerimi gözlerimden çekip sırıtarak ona baktım.
“Sende otur o zaman, ne yapayım?” diyerek Vidus’uma sarıldığımda hareket eden göğsünü fark etmiştim, gülüyor muydu o?
“Çok mantıklı.” diyen Arhan’la Lavinia gözlerini devirmişti.
“Hastamızda uyandığına göre haydi eve.” diyen Lavinia kaçarcasına arabadan indiğinde Arhan’da peşinden çıkmıştı, bende yavaşça doğrulduğumda Vidus bu sefer beni tutmamıştı.
Bakışlarım gözlerine tutunduğunda derin bir nefes daha almıştım, yanımdaydı ve bana bakıyordu. Koskoca iki haftanın ardından tekrardan yaşadığımı hissediyordum.
“Aslında benimde sana kızmam gerek.” diyen Vidus’la kaşlarım çatılırken sebebini anlamamıştım.
“O niye?” dediğimde yorgun bakışları yüzümde gezinmişti.
“İtalya’ya gitmekte neyin nesi serçem? Sen beni delirtmek mi istiyorsun?” dediğinde kaşlarım daha çok çatılırken iki hafta boyunca ruhumu saran acı zihnimde çınlamıştı.
“Sen kendini bana siper ettiğin için yokluğunda ben delirdim zaten, sende az biraz delirsen hiçbir şey olmaz. Eşitleniriz.” diyerek hızla arkamı dönüp konuşmasına izin vermeden kapıyı açtığım gibi çıkmıştım.
“Abim, iyi misin?” diyerek bana doğru gelen abimle başımı olumlu anlamda salladım. “Bana haber vermeden kendini tehlikenin kucağına atmak ne peki Niran?” diye aniden sertleşen sesiyle gözünün kenarındaki morartıyı fark etmiştim.
“Sana noldu?” diyerek elimi yanağına uzattığımda dokunmama izin vermeden elimi tutup aşağı indirmişti.
“Hak ettiğim bir izdi, sen soruma cevap ver.” dediğinde elimi sertçe elinden çektim.
“Gittim ve o boktan malikanelerini başlarına yıktım. Bir daha aileme dokunmaya cüret ederse çok daha fazlasını da yaparım.” diyerek arkamı dönüp Vidus’a doğru ilerlediğimde koluna giren Arhan’la ayakta dururken gülümsediğini görmüştüm.
“Malikaneyi mi patlattın?” derken sesinde hayranlık vardı.
“Ne oldu? Az önce kızgındın.” diyerek bende boştaki koluna girdiğimde hızla beni kendine çekip dudaklarını başıma yasladı.
“Hala kızgınım ama bu hayran olmadığım anlamına gelmez.” diyen mırıltısıyla ilerlemeye başlamıştık. “Gücüne bitiyorum karım.” dediğinde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Bende senin gücüne hayranım, birkaç saat önce uyandın ve şimdi yürüyorsun.” dediğimde erkeksi gülüşünü duymuştum.
“Çünkü senin yanında iyileşiyorum.” diyen sesiyle eve girdiğimizde yavaşça salona doğru ilerlemiştik.
“Ruh farklı, beden farklı.” derken yavaşça koltuğa oturmasını sağlamıştık.
“İkisi de sana tapıyor.” diyen fısıltısıyla gülerek ona bakmıştım.
“Bir şeyler yedikten sonra uyuyacağız, tamam mı?” diyerek konuyu çevirdiğimde ses etmeden başını olumlu anlamda sallamıştı. “Annem nerede bu arada?” derken çevreme bakındığımda annem hızla mutfaktan çıkmıştı.
“Buradayım kızım, geldiniz mi?” derken yanımıza gelip arkadan Vidus’a sarılmıştı. “Bizi çok korkuttun oğlum.” diyen annemle Vidus hafifçe gülmüştü.
“İyiyim annem, merak etme sen.” diyen Vidus’la annemin gözleri dolarken başına küçük bir öpücük bırakıp çekilmişti.
“Allah belasını versin o şerefsizin, bir geberemedi.” dediğinde bende derin bir nefes almıştım ki elimde hissettiğim parmaklarla bakışlarım Vidus’a döndü, elimi tutmuştu.
“Merak etme annem, malikanesi yerle bir oldu. Kahrından bile ölür o artık.” diyen Nilüfer’de anneme sarıldığında annem anlamadığını belli eden bakışlarla bize bakmıştı. “Ablam malikanesini patlattı.” diye açıklayan Nilüfer’le annem şok içinde bana dönmüştü.
“Biz iyiyiz anne ama o şerefsizin artık çok sevdiği koltuğu yok.” dediğimde annemde gülmüştü.
“İyi yapmışsın kızım ama ya sizin başınıza bir iş gelseydi.” diyen annemle derin bir nefes alarak çevreme bakmıştım ki en köşede çekingen bir halde duran Maria’yla göz göze gelmiştim.
“Abla ben artık gitsem iyi olacak.” diyen sesiyle kaşlarım hızla çatılmıştı.
“Ne gitmesi Maria? Otur oturduğun yere.” dedim sert bir sesle.
“Yok abla, ben orada daha rahatım. Hem kimseye rahatsızlık vermek istemem, seninle konuşuruz zaten sonra.” dediğinde annem Nilüfer’in yanından ayrılıp ona yaklaştı.
“Ne rahatsızlığı kızım? Sende artık bu ailedensin. Önceden ne yaşandıysa yaşanmış, önemli olan hatayı anlamak güzel kızım.” diyen annemle Maria’nın gözleri dolarken başını öne eğmişti. “Hem suçlu olan sen bile değilsin yavrum. Bırak, suçlu olanlar kahrolsun. Sen değil.”
“Annem haklı Maria, otur. Çok istersen yemek yedikten sonra gidersin.” dediğimde bakışları bana dönerken gözlerinden birkaç damla süzülmüştü, hızla bana doğru koşup kollarını belime sardığında şaşırmadan edememiştim. Bunu beklemiyordum.
“Lütfen beni sakın bırakma abla.” diye titreyen sesiyle hızla boştaki kolumu bende ona sarıp dudaklarımı başına bastırdım.
“Ben buradayım ablacığım, yanındayım. Hepimiz iyiyiz.” dediğim sırada abimde yanıma gelmişti.
“Biz yanındayız abiciğim.” diyen abimle Maria şaşkında önce ona, ardında bana baktığında başımı olumlu anlamda sallamıştım. Abimde artık onu kabul etmişti.
“Abi.” diye mırıldanan Maria bu seferde ona sarıldığında abim hızla karşılık vermişti.
“O şerefsizin günahlarının bedelini sen ödemeyeceksin abim.” diyen abimde tıpkı benim gibi başından öpmüştü.
“Özür dilerim, herkesten özür dilerim.” diyen Maria abimden geri çekildiğinde hepimizin içi ısınmıştı.
“İki tane ararken bir sürü çocuğum oldu.” diye sevinçle konuşan annemle hepimiz gülmüştük.
“O zaman ben hızla pizza söylüyorum, sohbete yemekte devam ederiz.” diyen Lavinia’yla aniden burnuma gelen sucuk kokusuyla midem ağzıma gelmişti.
Hızla bir elimi dudaklarıma yaslayarak Vidus’un elini bıraktığım gibi tuvalete doğru koşmuştum. Midem de hiçbir şey olmadığı için mide öz suyumu çıkartırken boğazım öğürmekten sızlamaya başlamıştı, his geçene kadar orada dururken nefes nefese kalmıştım.
“Abla iyi misin?” diyen Maria saçlarımı tutarken yanımda diz çökmüştü.
“İyiyim, açlıktan bulandı yüksek ihtimal.” derken soğuk duvara yaslanmıştım.
“Ya da belki de bir şeylere bakmanın zamanı gelmiştir.” diyen Lavinia’yla uzattığı şeye bakarken kaşlarım çatılmıştı.
“Bu da ne?” derken küçük kutuyu elinden aldığımda bunun bir hamilelik testi olduğunu anlamıştım, yok artık!
“Bu bayılmaların bana pekte normal gelmemeye başladı, hem iki hafta içinde birkaç kez daha kustun Niran.” dediğinde ters bakışlarımı ona yollamıştım.
“Çünkü üzgündüm Lavinia ve üzgün insanlarda da bu saydıkların gözükür, hamile falan değilim ben.” derken elimdeki kutuyu yere atmıştım.
“Tamam, değilsen yap testi o zaman. Zaten bir şey çıkmaz.” diyerek ayağının ucuyla testi tekrar bana doğru ittiğinde sinirle testi almıştım.
“Sırf sus diye yapacağım.” derken yavaşça ayaklandım.
“Şimdi ben bir de teyze mi olacağım?” diyen Maria’nın heyecanlı sesiyle ona da ters bakışlarımı yollamıştım.
“Yok öyle bir şey.” derken kutuya baktım.
“Tamam canım, biz odadayız.” diyen Lavinia hızla Maria’yı alıp tuvaletin kapısını kapatmıştı.
Kutunun üstünde anlattığı gibi talimatları uyguladıktan sonra beklemeye başlamıştım ve bu tamamen zulüm gibiydi. İçimden güçlü bir ses hayır diye haykırsa da ufakta olsa acaba mı diyen tarafımı susturamıyordum. Hamile olsam Vidus çok sevinirdi, orası kesindi. Hatta yaralı olduğunu bile unuturdu ama tam işler karışmışken bir canı nasıl koruyacaktım?
Bakışlarım teste döndüğünde gördüğüm tek çizgiyle her ne kadar içim acısada dudaklarım kıvrılmıştı, şu an olmaması en iyisiydi. Hızla testi aldığım gibi odaya geçtiğimde kızların üçününde burada olduğunu görmüştüm, Nilüfer’de sonradan gelmiş olmalıydı.
“Bakın, dediğim gibi. Hiçbir şey yok.” diyerek testi gösterdiğimde Lavinia’nın dudakları kıvrılmıştı. “Hissederim demiştim.” dediğimde Lavinia testi elimden alırken bakışlarını bana çevirmişti.
“Senin hisler biraz paslanmış sanki.” derken tuttuğu testi bana göstermesiyle gözlerim irice açılmıştı, çift çizgi vardı.
“Bu şimdi ne demek oluyor ki?” diye soran Maria’yla Nilüfer de anlamadığını belirtircesine başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Teyze ve hala oluyorsunuz demek.” diyen Lavinia’yla öylece dumura uğramıştım, bir elim yavaşça karnıma giderken ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
Ben…ben hamileydim…
~~~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuuu!!!
Tatlı olan bölüm sonlarına bayılıyorum ya!!!
Küçük bir prenses mi geliyor yoksaa???
Vidus’umuzda iyileştiğine göre artık huzur içinde uyuyabilirim :)))
Bu arada canlarım sınavlarım ve mezuniyet törenim sebebiyle önümüzdeki iki hafta ne yazık ki bölüm yok, ben size kanaldan ve sosyal medya hesaplarımdan yine hatırlatma yaparım. Bizi çokça özleyin olur mu???
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Murat’ın bir sonraki planı ne olacak???
Sizce Vidus hamile olduğunu duyduğunda ne tepki verecek???
Ve son olarak sizce Tunay çok waaooov değil miydi??? :)
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥