~Bölüm Şarkıları~
Hakan Taşıyan~Beyaz Gülüm
Duman~Her Şeyi Yak
Yeni bölümden herkese merhabalar efenim!!!
Nasılsınız bakalım???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞
GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!
“Beni yak, kendini yak, her şeyi yak. Bir kıvılcım yeter, ben hazırım bak. İster öp okşa, istersen öldür. Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk… Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~~~
Gökyüzünde süzülen bulutlar kadar huzurlu hissediyordum kendimi, onlar kadar dertsiz ve sakin. Hayatımda sevdiğim herkes yanımdaydı ve dert etmem gereken konular şu anlık kapalı bir kutunun içinde saklanıyordu, tek sıkıntı o kutunun ne zaman açılacağını bilmiyorduk ama yanımda sevdiğim adam varken o da bir problem değildi. Biz her şeyin üstesinden gelirdik, bunu çok iyi biliyordum.
Tabiki bu güzel huzurum birkaç gün öncesinde yıkılmıştı, çünkü lanet olası sınavlarım başlamıştı ve benim çoğu ders hakkında bir fikrim yokken çalışana kadar tabiri caizse totom çatlamıştı. Neyseki yarın son sınavım vardı ama bir tık asıl problem de oydu, çünkü son sınav müstakbel kocamındı ama kendisi inatçı bir keçi olduğu için asla soruları vermiyordu. O günkü okul hatıramızın üstünden tam bir hafta geçmişti ve sorular o günden beri hazırdı.
O günü hatırladığımda kasıklarım tekrardan sızlamıştı. Deli adam, beni de kendisi gibi delirtmişti. Dudaklarım hafifçe kıvrılırken belki de yüzüncü kez kafamı kitaptan kaldırıp karşımda çizim yapan adama baktım, o kadar güzel odaklanıyordu ki bazen bunu kıskanmadan edemiyordum. Karşımda o varken odaklanmam neredeyse imkansızdı ama bay gıcık, soruları çalarım diye beni yanından ayırmıyordu. Tam gıcıktı işte!
Onun çalışma odasındaydık, ben onun masasında ders çalışmaya çalışıyorken o ise masanın önündeki koltuklara oturmuş çizim yapıyordu. Çatık kaşları ve sert bakışları sadece önündeki işine odaklıyken derince yutkundum, üstündeki tişörtü acaba ona fazla mı dar geliyordu? Gerçi bu bedene uygun nasıl bir kıyafet bulabilirdi ki? Adam fazlasıyla iriydi.
“Konu yüzümde mi yazıyor mia bella?” diyen sesiyle kaşlarım çatılırken bakışlarımı tekrardan önümdeki kitaba çevirmiştim, çoğu konuyu zaten biliyordum ama ona gıcık olduğum için çalışasım gelmiyordu. Evet, tek sebep sadece buydu!
“Bitti.” diyerek kitabı kapatıp arkama yaslandığımda inanmaz bakışları yandan beni bulmuştu. “Ne? Bitirdim işte, dediğin sayfalara çalıştım.” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.
“Not bile çıkarmadın mia bella, düzgün çalış.” derken tekrardan işine döndüğünde kollarımı göğsümde bağlayarak kaşlarımı daha çok çatmıştım.
“Soruları versen nolur ki sanki? Sen zaten benim için yalandan hoca olmadın mı?” dediğimde dudakları kıvrılsada bakışları bana dönmemişti. “Sınıftaki herkes zaten soruları vereceğine emin, onları haksız çıkarmaya ne gerek var?” diyerek kollarımı masaya yaslayarak öne doğru eğildim. “Lütfen.” derken kelimenin sonunu uzatmıştım.
“Hayır serçem.” derken keskin bakışları hala çizimin üstündeydi. “Kendi emeklerinle çalışacaksın.”
“Soruları verirsen de emeklerimle çalışacağım zaten.” dediğimde bıkkın bakışları tekrardan bana dönmüştü.
“Hayır dedim mia bella, konu kapandı.” demesiyle hızla tekrardan arkama yaslanırken kollarımı göğsümde bağladım. “Bu arada kardeşinin korumalarından biri izne çıktı, o dönene kadar yerine Han’ı gönderdim.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım, şu an en güçlü koruma o olduğu için içim rahattı.
Maria şu birkaç haftadır benim için önemli bir hal almıştı, kardeşim olduğunu daha derinden hissediyordum. Ara sıra onunla dışarı çıkıp alışveriş bile yapmıştık, tam bir abla kardeş gibi olmuştuk.
“Tamam.” derken sert bakışlarımı ondan ayırmıyordum, o ise tekrardan çizimine dönmüştü. “Sen soruları vermezsen bende vermem Vidus bey.” dememle çizim yapan eli duraksarken bakışları tekrar bana dönmüştü.
“Neyi vermezsin?” dediğinde ona cevap vermeden başımı yan tarafa çevirip trip modunu almıştım. “Bir soru sordum mia bella.” diyen sesiyle umursamadan omuzlarımı silktim. “Sen beni tehdit mi ediyorsun bakalım?” derken yan gözle yavaşça ayaklandığını gördüğüm an kalbim sertçe göğsüme çarpmıştı, tek bir hareketine heyecanlanmış olamazdım ya!
Adım sesleri yanımda duraksadığında bu sefer başımı önüme çevirmiştim ki oturduğum sandalyenin iki yanından tutarak beni hızla kendine çevirmesi bir olmuştu. Bakışlarım kısa süreliğine gözlerine çarpsada hızla başımı tekrardan yana çevirmiştim, bende inadına trip atmaz mıydım şimdi? Hem benim için yalandan öğretmen olup hemde soruları vermemesi kesinlikle çok saçmaydı, bu tribi hak etmişti.
“Benim minik serçem.” diyen mırıltısıyla nefesini kulağımda hissettiğimde kasıklarım adeta yangın yeri olmuştu, bu kadar kolay etkisi altına girmekten nefret ediyordum! “Güzelim.” derken dudaklarını boynuma bastırdığında dudağımın kenarını ısırmam gerekmişti, bedenim kaskatı olmuştu. “Demek vermeyeceksin kendini bana.” derken sıcak nefesi tekrardan kulağıma yaklaşmıştı. “Emin misin?” diyen fısıltısıyla inlememek için kendimi çok zor tutuyordum.
Hızla ellerimi göğsüne dayayarak onu itip başımı ona doğru çevirmiştim ki itişimin asla bir yararı olmadığını hala burnumun dibinde duran yüzünden anlayabilmiştim. Ateş bakışları muzip bir ifadeyle gözlerimde gezinirken başını yavaşça yana yatırdığında hala göğsünde duran ellerim siyah tişörtünü avucumun içine hapsetmişti.
“Uzak durur musun biraz?” derken sesim adeta içime kaçmıştı ki sözlerimin aksine bana daha çok yaklaştığında dudakları dudaklarıma dokunmuştu.
“Bu kadar yeterli mi?” diyen boğuk sesiyle istemsizce derince yutkunurken hızla başımı tekrardan yana çevirdim, bu hareketimle yanağıma çarpan dudaklarının kıvrıldığını hissetmiştim.
“Uzak dur, küstüm ben sana.” derken sesimi sabit tutmaya çalışmıştım ama bu yakınlığıyla daha fazla ne kadar dayanabilirdim bilmiyordum.
“Böyle bir şey mümkün değil.” diyen boğuk sesiyle yanağıma küçük öpücükler bırakmaya başlamıştı.
“Nedenmiş?” diyerek ellerimi hızla göğsünden çekmiştim ki hafifçe geri çekilen başıyla bir eli çenemi bulup yüzümü kendine çevirmişti, ateş bakışları sanki daha da harlanırken gözlerimin derinlerine bakıyordu. Her an bakışlarının etkisiyle yanıp kül olabilirdim.
“Çünkü sensiz tek bir saniye yaşayamam mia bella, ölürüm.” diyen sesiyle kaşlarım daha çok çatılırken elimi göğsüne sertçe çarpmıştım.
“O kelime hani yoktu artık?” diyen sert sesimle dudakları kıvrılırken alnıma bir öpücük kondurmuştu.
“O zaman küslük yok.” dediğinde tekrardan omzumu silkmiştim.
“O zaman soruları ver.” dediğim sırada hafifçe gülerek geri çekilmişti, kollarımı tutarak boynuna sardığında benimde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Sıkı tutun.” diyerek bacaklarımı tuttuğunda sıkıca ona sarıldım.
“Sorulara mı gidiyoruz?” diye sorduğum sırada kucağındaki benle tam ayağa kalkmıştı ki aynı şekilde tekrardan sandalyeye oturmasıyla kaşlarım çatıldı, beni kucağına almıştı sadece. “Ee, hani sorular?” dedim kırılmış bir sesle.
“Soru yok mia bella, bütün sınıfa boş kağıt dağıtıp kitaptan sorular soracağım sadece.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı. “Yoksa ben birtanecik karıma soruları vermez miydim hiç?” derken kollarını belime sarıp beni kendine daha çok yasladığında bacaklarımın arasında kalp gibi atan varlığını hissetmiştim.
“Ha, o yüzden yani?” diye mırıldanırken dudaklarım büzülmüştü, o da henüz ne soracağını bilmiyordu yani.
“Evet bebeğim, o yüzden.” derken burnumun ucuna bir öpücük kondurduktan sonra arkamdaki kitaba uzanıp eline aldı. “Senin yüzünden bende işime odaklanamadım. Şimdi seni çalıştıralım, sonra da sen çizimde bana yardım et.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.
“İki saattir odaklanmış bir şekilde çizim yapıyordun.” dediğimde kitaptaki bakışlarını bana çevirdi.
“Aynı yeri yirmi kez silip tekrar çizdim.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı, şükür ki tek etkilenen ben değildim.
“Ben nasıl yardım edeceğim ki sana?” diye merakla sorduğumda onunda dudakları kıvrılmıştı.
“Böyle kucağımda otursan yeter, tenin benden uzakta durduğunda aklım karışıyor.” dediğinde sırıtarak ona yaklaşıp dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.
“Böyle daha çok karışmayacağına emin misin?” derken kalçamı hafifçe hareket ettirdiğimde belimde duran boştaki eli hızla kalçama giderek beni yerime sabitlemişti.
“Hmm, haklısın.” diye boğuk sesiyle mırıldanırken elindeki kitabı masaya fırlatmıştı. “O zaman otokontrol için kesinlikle içindeyken çalışmaya devam etmeliyim.” derken dudaklarını dudaklarıma yasladığında sırıtarak öpüşüne karşılık vermiştim.
Bu adamın deli fantezileri beni bitiriyordu…
~~~~~~~~~~~
Maria Korkmaz…
Son ses müzik sesiyle banyodan çıkarken bir yandan da müziğe uygun hareketlerle dans ediyordum, hayat kesinlikle buydu. Senelerimi saçma salak kadınlık ve mafya karısı eğitimleriyle geçirdikten sonra bu rahatlık gerçekten bana çok iyi gelmişti, yaşadığımı hissediyordum. Hayatımda ilk kez bir genç kız olduğumu hissediyordum ve bunların hepsi ablam sayesindeydi.
Ablam…
Ona yaptıklarım aklıma geldikçe hala utanıyordum ve bunun için bana çok kızıyordu, o kadar tatlı bir kalbi vardı ki yaptıklarım için beni suçlamıyordu. Dudaklarım kıvrılırken yatağın üstündeki telefonumu elime alarak salon kısmına doğru ilerledim, eniştem bana kral dairelerinden birini ayarladığı için odam çoğu evden daha büyüktü. Onun içinde eskiden düşündüğüm onca saçmalık aklıma gelince yüzümü utançla büzüştürerek saçımdaki havluyu çıkartıp koltuğa fırlattım.
Kalçamı hala çalan müziğin ritmine göre sallayarak mesaj kısmına girdiğimde ablamın mesajıma cevap verdiğini görmüştüm, sırıtarak hızla onunla olan mesajlarıma girdim.
Maria: Napıyorsun ablam??? (14.05)
Ablam: Ders çalışmaktan beynim aktıııı (15.02)
Ablam: Uzunca bir süre üzerinde yazı yazan hiçbir şeyi görmek istemiyorum (15.02)
Ablam: Sen napıyorsun ablam? Sende derslerine çalışıyor musun bakim (15.03)
Ablam: Bu acılı anımda tek ben acı çekemeem (15.03)
Dudaklarımdaki gülümsemem büyürken hızlıca üstümdeki bornozla bir selfie çekip ablama attım.
Maria: (Fotoğraf) (15.15)
Maria: Daha liseye başlamama aylar var (15.16)
Maria: Acı bana sultanımmm (15.16)
Mesajlarım hızla görüldü olurken ablam yazmaya başlamıştı.
Ablam: (Fotoğraf) (15.17)
Fotoğrafı açtığımda kitabın üstünde uyuduğu bir resim attığını görmüştüm, hafifçe gülerek gelen mesaja baktım.
Ablam: Bu acılarla beni yalnız bırakamazsınnn (15.18)
Ablam: Yoksa bak diğer dönemi beklemem (15.18)
Ablam: Şimdi yazdırırım seni açık liseye!!! (15.18)
Maria: Yok yok ablam, canımmm ablammm (15.19)
Maria: Ben hemen başlayacağım derslere (15.19)
Maria: Yemin ederim :) (15.20)
Ablam: Hiç güven vermedin ama neyseee (15.20)
Ablam: Üstünü giy hadi, üşütme balım 💋(15.20)
Tam geri cevap yazacakken çalan kapımla bakışlarım birkaç metre ilerimdeki kapıya kaydığında kaşlarım havalanmıştı, henüz yemekte sipariş etmemiştim. O zaman bu gelen kimdi? Kaşlarım yavaşça çatılırken parmağımı ablamın numarasını arama kısmına getirerek duraksadım, herhangi bir aksi durumda hemen arayabilirdim. Tam o sırada içinde bulunduğum durum dank etmişti, kapımda hep eniştemin korumalarından duruyordu. Yüksek ihtimal onlardan biri olmalıydı, korkmamı gerektirecek bir konu yoktu.
Aldığım derin nefesle gergin bedenim gevşerken hızla kapıya koşup açtığımda bakışlarım ilk an karşımdaki kişinin göğsüyle kesişmişti, başımı yavaşça geriye atarak adamın yüzüne ulaştığımda derince bir yutkunmam gerekmişti. Sert ve gecenin karanlığını andıran bakışları gözlerime bakarken kısacık kesilmiş saçlarıyla daha da ürkütücü duruyordu ama aynı zamanda garip bir seksiliği vardı.
“Merhaba Maria hanım, ben yeni korumanız Han Yılmaz. Artık emrinizde ben va…” derken bakışları yeni fark ettiği belli olurcasına kısaca beni süzer süzmez başını hızla yana çevirmişti. “Affedersiniz, ben müsait olmadığınızı fark etmedim.” demesiyle benimde bakışlarım üstüme kaymıştı, bornoz vardı ama açıkta olan hiçbir yerim yoktu.
“Çıplak değilim ki.” derken tekrardan adama döndüğümde hala yan tarafa baktığını fark etmiştim.
“Ben sadece burada olduğumu size bildirmek istemiştim efendim, artık içeri geçebilirsiniz.” demesiyle tek kaşım havalanırken kollarımı göğsümde bağlayıp kapının pervazına yasladım, o kadar etkileyici bir ses tonu vardı ki onu biraz daha konuşturmak istiyordum.
“Diğer korumalarım nereye kayboldu ki?” dediğimde adam derin bir nefes alırken bir eli yakasına gidip kravatını çekiştirmişti, bu sayede bende üstündeki onu ikinci bir ten misali saran takımını inceleyebilmiştim. Sanki takım giymekten nefret eder gibi yakasını çekiştirmişti.
“Birinin karısı yeni doğum yaptı, o yüzden izinde efendim ve o dönene kadar yerine ben bakacağım.” derken çenesinin kasıldığını fark etmiştim. Bir saniye, o yoksa benden mi etkilenmişti? Kapıyı ilk açtığımda böyle değildi.
“Diğeri nerede peki? İki tane vardı diye hatırlıyorum.” dememle yandan bir ses gelmişti.
“Buradayım efend…” diyerek yandan çıkan kafayla Han’ın onun yüzünden tutarak sertçe geri itmesi bir olmuştu.
“İçeri geçseniz iyi olur.” diye sertleşen sesiyle inadına biraz daha öne eğilerek bakış açısına girmeye çalıştığımda göz ucuyla bana bakıp tekrar gözlerini kaçırmıştı.
“Sohbet ediyoruz Han, ben girmem gereken zamanı bilirim.” diyerek tekrar eski yerime geçtiğimde Han derin bir nefes almıştı.
“Sorularınızı üstünüzü giydikten sonra sorabilirsiniz efendim.” derken aniden bana uzanan iri eli bornozun göğüs kısmını çekiştirdiğinde kaşlarım havalanmıştı, tam o esnada arkasından geçen iki tane erkeğin yan daireye doğru ilerlerken bende olan bakışlarını fark etmiştim. “Lütfen Maria hanım.” diye mırıldandığında bakışlarım ona dönmüştü ki ikinci kez gözlerimiz çakıştı. “Yoksa ben geldiğim ilk andan birilerini geberteceğim.” derken göğsümdeki eli beni aniden odaya doğru ittiğinde şok içinde düşmemek için duvara tutunmuştum ki hızla kapıya uzanıp sertçe kapıyı geri kapattı.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun be, öküz?!” diye bağırırken sinirlerim hızla gerilmişti, hızlıca tekrardan kapıya gidip kolu indirmiştim ama sanki karşıdan birisi tutuyormuş gibi hareket bile etmemişti.
“Üstünüzü giyip gelin efendim, bekliyorum.” diyen sesiyle kaşlarım daha derinden çatılırken elimi sertçe kaşıya çarptım.
“Ne konuşacağım be seninle, dağ ayısı!” diyerek hızla arkamı dönüp dolaba ilerlemiştim.
Seksi olabilirdi ama kesinlikle öküzdü, sadece üstümde bornoz var diye bildiğiniz beni odaya fırlatmıştı. Evet, kesinlikle dağ ayısının tekiydi! Bu yakışıklı yüze ve seksi bedene yazık olmuştu…
~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Kulağımın dibinden gelen mırıltılarla başımı yastığa daha çok bastırmıştım, uyanmak istemiyordum. Dün yeterince yorulan ve rahatlayan bedenimle sadece günlerce uyumak istiyordum. Tekrar ses duyduğumda bu sefer başımı diğer tarafa çevirmiştim ama ses oraya da geldiğinde kaşlarım çatılmıştı, uykum yavaş yavaş açılırken sesin kime ait olduğunu çok iyi anlamıştım.
“Uyanman gerekiyor artık serçem, okula geç kalacağız.” diyen Vidus dudaklarını yanağıma bastırdığında derin bir nefes alarak tekrardan ona dönüp kollarımı bedenine sardım.
“Azıcık daha.” diye mırıldanmamla göğsü hareket ettiğinde güldüğünü anlamıştım.
“Saat on mia bella.” dediğinde homurdanarak başımı biraz daha boynuna gömdüm.
“Ve sınavın hocası kollarımda.” dediğimde tekrardan gülmüştü.
“Beni rehin aldın demek.” derken aniden beni tekrardan sırt üstü yatağa yatırdığında gözlerim sonunda aralanmıştı, üstümdeki bedeniyle dudaklarım kıvrılırken kollarımı boynuna sardım.
“Günaydın kocacığım.” dememle dudakları kıvrılırken gamzeleri derince belirginleşmişti.
“Günaydın canımın içi.” diyen sesiyle dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı. “Artık gerçekten kalkıp hazırlanmalısın serçem, yoksa ben sınavı ertelemek zorunda kalacağım.” derken dudaklarıma bir öpücük daha bıraktığında sırıtmıştım.
“Kulağa hiç fena gelmiyor aslında.” diyerek sırıtmamla o da gülmüştü.
“Diğer hafta tekrar okula geleceğimiz bir vaktimiz yok ne yazık ki mia bella, bu yüzden gitmek zorundayız.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakıp hızla ayaklandığında kaşlarım havalanmıştı.
“Nerede olacağız ki?” dediğim sırada o çoktan giyinme odasına gitmişti, merakıma yenik düşerek bende hızla ayaklanıp önce banyodaki işlerimi hallettikten sonra yanına gittim. “Nereye gidiyoruz sevgilim? İtalya’ya mı?” derken dolaptan siyah takımını alan Vidus’un yanında durmuştum.
“Hayır serçem ama uzak bir yere gideceğiz.” derken bakışları bana dönmüştü. “Herkesten uzak bir yerde evlenmek istiyorum seninle, kimsenin bizi tanımadığı ve bulamayacağı ücra bir yerde.” diye mırıldanırken belimi bulan elleriyle beni kendine çekmişti. “Seni o gelinliğin içinde görmeden göçüp gidersem gözüm açık kalır.” dediğinde sırıtan yüzüm hızla solarken sertçe göğsüne vurdum.
“Bak, ikidir şu konuyu açıyorsun. Yemin ediyorum ben öldüreceğim şimdi seni Vidus.” dememle kahkahası odada yankılanırken beni daha çok kendine yaslamıştı.
“Merak etme karım, seni bu dünyada yalnız bırakıp hiçbir yere gitmem.” derken dudaklarını alnıma bastırmıştı.
“Gidersen de peşinden gelirim zaten.” diye mırıldandığımda hafifçe geri çekilip tekrar yüzüme bakmıştı.
“Sen zahmet etme, ben hortlayıp geri dönerim zaten.” demesiyle bu sefer bende gülmüştüm.
“O da olur hayatım, bana hepsi uyar. Sensiz olmayayım da gerisi önemli değil.” dediğimde burnunu hafifçe burnuma dokundurmuştu.
“Biraz daha böyle konuşmaya devam edersen yine seni yemeye başlayacağım ve tüm planlarımız tepetaklak olacak mia bella.” dediğinde gülerek kollarının arasından sıyrılmıştım.
“Sırf gideceğimiz yeri merak ettiğim için susuyorum.” derken kıyafetlerime bakınmaya başlamıştım, hava oldukça soğuk olduğu için kazak ve pantolon yeterli gibi gelmişti.
Beyaz kazağımı ve altına da siyah, geniş paça pantolonumu aldıktan sonra hızlıca üstümdeki pijamamı çıkartıp giymeye başlamıştım. Tam giydikten sonra arkamı dönmüştüm ki Vidus’un çoktan giyindiğini ve sırıtarak beni izlediğini fark etmiştim, benimde dudaklarım kıvrılırken bakışlarım her zamanki simsiyah takımını süzdü. İçine giydiği gömlek bile siyahtı ve bu renk ona kesinlikle çok yakışıyordu.
“Yine çok yakışıklı olmuşsunuz hocam.” diyerek ona yaklaştığımda elleri hızla belimi bulmuştu.
“Güzelliğinize yakışmaya çalışıyoruz asistanım.” dediğinde sırıtarak saçlarına uzanıp gelişigüzel düzeltmiştim, dün gece biraz çekiştirdiğim için karışmışlardı.
“Aa, çok ayıp hocam. Yoksa siz bana mı yürüyorsunuz?” derken saçlarındaki işimi bitirip bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde tekrardan gamzeleriyle karşılaşmıştım.
“Yürümek mi? Ben size direk uçuyorum signora.” dediğinde hafifçe kıkırdamıştım.
“Olur, bana uyar.” diye sırıtarak parmak ucuna yükselip dudaklarına küçük bir öpücük bıraktığımda o da hızla bana doğru eğilip yetişmem için yardım etmişti. “Bulmuşum böyle yakışıklı koca, bırakır mıyım hiç?”
“Kocan yesin seni.” derken dudaklarını sertçe dudaklarıma bastırmıştı.
Birkaç dakikanın ardından zor bela kendimi geri çektiğimde alnıma yaslanan alnıyla ikimizde nefes nefese kalmıştık.
“Okulu unuttun kocam.” diyerek güldüğümde o da gülmüştü.
“Akıl mı bıraktın karım?” derken tekrardan küçük bir öpücük bıraktıktan sonra geriye çekilmişti.
“Üstüme iyilik sağlık, hiçbir şey yapmadım.” diye sırıtarak kenara bıraktığım siyah kabanımı ve çantamı aldıktan sonra odadan çıktığımda Vidus’ta hızla peşimden gelmişti.
“Sana hep iyilik sağlık olsun serçem.” derken kolunu omzuma atıp dudaklarını saçlarıma bastırmıştı. “Sen arabaya geç, bende annemin hazırladığı sandviçlerden alıp geleyim. Arabada yeriz.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallayıp kapıya yönelmiştim.
Sabahları kahvaltı yapamıyorum diye annem dolabı çeşit çeşit sandviçlerle doldurmuştu. İçime dolan huzurla dışarı çıkıp arabaya yöneldiğim sırada annemin yan evin camından baktığını görmüştüm, ona hızlıca elimi salladığımda o da gülerek bana el salladı.
“Allah zihin açıklığı versin yavrum!” diye bağıran sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılırken elimi öpüp ona yolluyormuş gibi yaparak arabaya bindim, kısa süre içinde Vidus’ta yanıma geldiğinde yola koyulmuştuk.
“Annem yine bizi uğurlamak için uyanmış.” diyen Vidus’la başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“İçi öyle rahat ediyor.” derken sandviçlerden birini açıp büyükçe bir ısırık almıştım, ton balıklıydı. En sevdiğim…
“Bugün sipariş edilen diğer ağaçlar gelecekmiş, o yüzden Ulvi evde kalacak.” dediği sırada bakışlarım peşimize takılan arabalara kaymıştı.
“Bu yüzden mi korumaları arttırdın?” dediğimde başını olumlu anlamda salladı.
“Evet mia bella, Ulvi ve Han olmadığında geri kalanlara pek güvenmiyorum. Fazla olmaları daha iyi.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Sen bilirsin hayatım.” derken sandviçi ona uzattığımda büyükçe bir ısırık almıştı, bende sandviçlerin yanında getirdiği meyve suyunu açmıştım.
Geri kalan yolu sessizce ilerlerken ikimizde yemeklerimizi yemiştik, radyoda çalan şarkıya sessizce eşlik ederken bakışlarım dudaklarındaki gülümsemeyle beni dinleyen adamdaydı. Sesimi gerçekten seviyordu ve bende her an bir şeyler mırıldanmaya dikkat ediyordum. Evde bazen şarkıcı modunda takıldığım bile oluyordu. O sırada aklıma takılan detayla yerimde dikleşerek ona döndüm.
“Ben senin niye hiç şarkı söylediğini duymadım?” dediğimde bakışları hafifçe bana dokunmuştu.
“Çünkü söylemiyorum mia bella.” dediğinde tek kaşım havalandı. “Sesim güzel değildir.” demesiyle ona inanmaz bakışlar atmıştım, konuşurken bile insanı mest eden bir sesi varken bu söylediğinin doğru olduğunu hiç sanmıyordum.
“Denemeden bilemezsin ki.” derken başımı eğerek yavru köpek bakışları atmıştım. “Lütfen, benim için.” diye gözlerimi büyüterek ona baktığımda dudakları kıvrılmıştı.
“O partigiano portami via. O bella ciao, bella ciao, bella ciao ciao ciao.” diyen sesiyle kaşlarım havalanırken heyecanla onu izledim. “O partigiano portami via. Che mi sento di morir.” diye devam ettiğinde arkama yaslanmıştım, bu sese kötü diyen herkes çarpılırdı.
Derin bir nefes aldığında gözlerini sanki hüzün kaplamıştı, o sırada duraksayan arabayla bakışları bana döndü.
“E se io muoio da partigiano. O bella ciao, bella ciao, bella ciao ciao ciao.” derken tekrardan derin bir nefes almıştı. “E se io muoio da partigiano. Tu mi devi seppellir.” diye mırıldanırken dudakları tekrardan kıvrılmıştı.
“Bir anısı mı vardı şarkının?” dediğimde başını olumsuz anlamda sallamıştı.
“Adın geçiyor diye söylemek istedim.” derken elini yanağıma uzatıp hafifçe okşamıştı.
“Sesin de çok iyi, senin iyi olmadığın tek bir alan var mı?” dediğimde sırıtarak göz kırpmıştı. “Çok sinir bozucusun.” derken bende sırıtıyordum.
“Ve bu sinir bozucu adama aşıksın.” diyerek bana yaklaştığında hızla kemeri çözerek tamamen ona dönmüştüm.
“Kesinlikle öyleyim.” dediğim sırada dudaklarını dudaklarıma yaslamıştı.
“Uysal olmanında ayrı bir tatlı olduğunu söylemiş miydim?” diyen sesiyle dudaklarına doğru kıkırdamıştım.
“Evet, hemde birçok kez.” diye mırıldanmamla o da gülmüştü ki aniden cama vurulma sesiyle yerimden zıplamıştım, bakışlarım benim tarafımdaki cama döndüğünde gördüğüm yüzle gözlerimi devirmeden edemedim. “Fehmi hoca da bizi basmalara doyamadı ya.” diye sinirle konuşmamla Vidus gülerek arabadan çıkmıştı, bende peşinden çıkmıştım.
“Kız zilli, iyileştin mi sen? Merak ettim, geçen kötüydün baya.” demesiyle yanaklarım istemsizce yanmaya başlamıştı.
“İyiyim hocam, turp gibiyim.” diyerek sırıttığımda hoca da gülmüştü.
“İyi bakalım, sen daha bize lazımsın.” dediği sırada Vidus yanıma gelerek kolunu omzuma atmıştı. “Daha torun vereceksin bize, öyle hemen hastalanmak yok.” diyerek hafifçe koluma vurduğunda şok içinde Fehmi hocaya bakmıştım.
“Bence de hocam.” diyen Vidus’la bu sefer bakışlarım ona döndüğünde ilerlemeye başlamıştık.
“Ama ben dedim, o kaşındaki çiviyi çıkardığında çok güzel olacağını söylemiştim. Bak, çıkardı ve hemen tavladı hocasını.” derken koluma tekrar vurmuştu. “Yere bakan, yürek yakan seni.”
“Hocam ben niye tavlayayım ya? O beni tavladı.” dediğimde ikisi de gülmüştü.
“Karım doğru söylüyor hocam, çok uğraştım.” derken kulağıma eğilmişti. “On yıl kadar.” diye fısıldamasıyla bende gülmüştüm.
“Sizi gidi çifte kumrular sizi!” diye bağırmasıyla gülerek Fehmi hocaya dönmüştüm. “Neyse, ben sınava kaçayım ama okuldan sonra kaybolmayın bir yere. İki laflayalım yahu.” diyerek cevabımızı beklemeden hızla ilerlemişti.
“Deli bu adam.” dediğimde Vidus’la gülerek ilerlemiştik.
“Deli ama iyi biri, vaktinde yardımı dokunmuştu.” dediğinde bakışlarım ona dönmüştü.
“Beni zorla sergiye yollaması değil mi? Bitirim ikili sizi.” diyerek güldüğümde o da gülmüştü.
“Ben çağırsam gelmezdin, başka çarem kalmamıştı.” dediği sırada odasına varmıştık, kapının kilidini açarak kenara çekilip girmem için kapıyı aralamıştı.
“Ve sende dedin ki neden çağırıp sonra çığlık kostümü giyerek kovalamıyorum?” diyerek içeri girip elimdeki telefonu kabanımın cebine atmıştım.
“Çünkü çığlık en sevdiğin korku filmiydi, defalarca kez izledin.” demesiyle üstümdeki kabanı çıkartırken şok içinde ona dönmüştüm.
“Onu nerden biliyorsun?” derken zihnimde eski evim çınlamıştı, karşı binada salonumu gören bir kamera vardı. “Kameradan durup durup beni mi izliyordun?” diyerek kabanımı çıkartıp çantamı bıraktığım koltuğa attım.
“Favori dizimdin.” derken o da kabanını yana bırakmıştı. “Şimdi de favori sesimsin, seni dinlemeden iş yapamaz oldum.” diyerek ellerini belime sardığında cilveli bir edayla sırıtmıştım.
“Tamam, aşkımdan yanıyorsun. Biliyorum.” dediğimde bakışları yavaşça yüzümün her bir santiminde gezinmişti.
“Hemde alevler içinde yanıyorum mia bella, aşkın beni kül ediyor.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.
“Hislerimiz karşılıklı resimlerimin adamı.” diyerek sırıtmamla o da gülmüştü.
“Resimlerinin adamı olmaya bayılırım.” derken sanki aklına bir şey gelmiş gibi kaşları havalanmıştı. “Bu arada dövme seti sipariş ettim, bedenim artık tamamen senindir.” dediğinde gözlerim irice açılmıştı. “Hemde her bir santimi.”
“Vidus sen delirdin mi? Bu konuda ciddi olamazsın.” dediğimde gülüşü daha çok büyümüştü.
“Benim ne zaman ciddi olmadığımı gördün mia bella?” dediğinde şok içinde ona bakmaya devam ederken derin bir nefes vermiştim.
“Sırtına kocaman ‘Niran’ın kocası’ yazayım da gör gününü.” derken çantama yönelip kalem ve silgimi aldıktan sonda tekrar ona döndüm.
“İstersen alnıma yaz mia bella. Ben seni kalbime yazmışım, geri kalanlar ne ki?” dediğinde dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı, sinirlenmeme bile izin vermiyordu gıcık!
“Eşyalarım burada kalsın, bir daha taşımak istemiyorum.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Tamamdır serçem, hadi gidelim.” dediğinde başımı sallayarak onu takip etmiştim.
Odadan çıktıktan sonra kapıyı kilitleyip yanıma geldiğinde birlikte sınıfa doğru ilerlemiştik. Kolunu tekrardan omzuma attığında artık kimseden çekinmediğim için dert etmiyordum, hatta bir hayli havalı hissettiriyordu. Sınıfa girdiğimiz an herkesin bakışları bana dönerken dudaklarımdaki gülümsemeyle kolundan çıkıp boş olan yerlerden birine oturdum, her zamanki sağdan üçüncü masaya.
“Selamlar gençler, kaldırın kitapları bakalım.” derken yanında getirdiği boş kağıtları üçe bölüp sıraların başlarına bırakmıştı, herkes bir tane alıp arkaya gönderiyordu. “İki soru soracağım ve sorularla birlikte cevapları elinizdeki kağıtlara yazacaksınız.” dediğinde herkesten tamam nidaları dökülmüştü.
Sessizce önümdeki kağıtlara soruları yazdıktan sonra ilk soruyu hızlıca cevaplamıştım, ikinci soruya geçtiğimde bir kısmını yazmış olsamda devamı aklıma gelmiyordu. Elimdeki kalemi sallayarak hatırlamaya çalışırken üstüme düşen gölgeyle bakışlarım tepemde dikilen Vidus’a dönmüştü, gözleri kağıdımda gezinirken sırama yasladığı parmağının hareket ettiğini görmüştüm. Bakışlarım eline kaydığında sorunun cevabını yazdığını fark etmiştim, sırıtarak anladığım kelimeleri not aldığımda sorunun geri kalanı da hızlıca aklıma gelmişti.
İki soruyu da yazdıktan sonra cevaplarımı kontrol ederken hala tepemde dikildiğini görmemle dudaklarım kıvrılırken derin bir nefes aldım.
“Tepemde dikilip durmasan mı acaba?” diye fısıldadığımda eli sertçe masama çarpmıştı.
“Sessiz ol!” diye sınıfa bakarak bağırdıktan sonra bana dönüp bir elini sandalyeye, diğerini de masaya koyarak yaklaşmıştı. “Tekrar söyle.” diye mırıldanmasıyla gülesim gelmişti, sırf beni duyamadı diye sınıfa kükremişti.
“Tepemde dikilmesen mi acaba dedim.” diye fısıldadığımda o da gülmüştü.
“Hoca olan benim asistanım, işime karışmasan mı acaba?” derken yanağıma hızlıca bir öpücük bıraktıktan sonra geri ayaklanıp çevresine bakındı. “Telefonları görüyorum gençler, sizinle uğraşmamı istemezsiniz.” diye tamamen değişen sert sesiyle kağıda biraz daha eğilerek gülüşümü saklamıştım.
“Hocam şu soruyu anlamadım.” dediğimde bakışları bana dönerken az önceki gibi tekrar eğilmişti.
“Hangi soruyu?” dediğinde kravatından yakalayıp onu biraz daha kendime yaklaştırmıştım.
“Bir izin verde kopya çeksinler hayatım.” diye fısıldadığımda o da gülmüştü.
“Yeterince izin verdiğimi düşünüyorum mia bella.” diye o da fısıldadığında kravatını daha sıkı tutmuştum.
“Biraz daha.” diye mırıldanırken dudaklarım yanağına sürttüğünde hızlı bir nefes almıştı.
“Sana dua etsinler o zaman.” diye fısıldadığında dudaklarım kıvrılmıştı.
“Ettiklerine eminim.” derken yan gözle sınıfa baktığımda herkesin kopya çektiğini görmüştüm. “Ya da şimdi dönmeni isteyip bela okumalarını mı sağlasam acaba?” dediğimde dudakları daha çok kıvrılmıştı.
“Emir komuta sende mia bella.” diyen boğuk sesiyle gülerek bakışlarımı ona çevirdiğim sırada çoğu kişi yazmasını bitirmişti.
“Çekilebilirsin hayatım.” dediğimde derin bir nefes alarak ayaklanmıştı.
Masasına giderken kağıdımı da aldığında gülerek ayaklanmıştım, herkes kağıtlarını verirken bende yavaşça yanına doğru adımladım.
“Elvin abla kralsın ya, çok sağol.” diyen yanımdan geçen kızlarla gülüşüm biraz daha büyümüştü.
“Sayende geçtik abla.” diyen başka bir çocukla başımı selam verircesine salladıktan sonra Vidus’un yanına gitmiştim.
“Bir lavaboya gideceğim, sende işini bitirip gelirsin.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
Arkamı dönüp sınıftan çıktıktan sonra derslikteki tuvalete doğru gitmeye başladım. Merdivenlerden hızlıca indikten sonra tuvalete vardığımda direk tuvalete girmiştim, hızlıca işimi hallettikten sonra ellerimi yıkamak için lavaboya yaklaştığım sırada aynanın yansımasından içeri giren kızların bana baktığını fark etmiştim.
İkinci bir dövüş meselesi mi diye düşünürken ellerimi yıkayıp arkamı döndüğümde kızlar hızla bakışlarını kaçırmışlardı. Omzumu silkerek tam yanlarından geçerken konuştuklarını duymuştum.
“Bu o değil mi? Neler oluyor acaba?” diyen bir kızla kaşlarım çatılırken umursamamaya çalışarak hızla Vidus’un odasına doğru ilerlemeye başlamıştım, yüksek ihtimal gelmiş olması gerekiyordu.
Koridorda adımlarken ileri de gördüğüm çiftle kaşlarım havalanmıştı, çocuk kıza bir demet beyaz gül almıştı. Romantik hareketti ama ben çiçekte beyaz rengi pek sevmezdim, bana ayrılığı anımsatırdı. Odanın önüne geldiğim sırada yerde gördüğüm beyaz gülün yapraklarıyla başımı iki yana salladım, bir de kızın başından aşağı dökmüştü sanırım. Tam bir romantik erkekti.
Gülerek kapının kolunu kavradığımda odanın hala kilitli olduğunu görmüştüm, kaşlarım hafifçe çatılırken bakışlarımı merdivenlere doğru çevirdim. Hala sınıfta mıydı? Demek ki kağıdını vermeyenler de vardı. Derin bir nefes alarak tam merdivenlere yönelmiştim ki ardımdan gelen bir sesle bakışlarım hızla bana doğru koşan bir çocuğa kaymıştı.
“Hey! Niran sensin değil mi?” diyen nefes nefese kalmış sesiyle kaşlarım derinden çatılırken başımı olumlu anlamda salladım.
“Evet, bir sorun mu var?” dediğimde çocuk titreyen eliyle bahçeye çıkan kapıyı göstermişti.
“Vidus hoca arka bahçede olay çıkarmış, bir gidip baksan iyi olur.” dedikten sonra daha cevap vermemi bile beklemeden yanımdan geçip gittiğinde bakışlarım bir süre koridorda koşar adımlarla ilerleyen bedenini takip etmişti.
Kaşlarım çatılırken tüm bedenim gerildi, Vidus yine mi dövecek birini bulmuştu? Bu öfke durumları artık can sıkıcı olmaya başlamıştı. Hadi, öncesinde mantıklı bir sebebi vardı. Peki ya şimdi birilerini dövmek için nasıl geçerli bir sebebi olabilirdi ki? Buranın bir okul olduğunu ve öğrencilerinde henüz çoğunun reşit bile olmayan ergenler olduğunu fark etmesi gerekiyordu.
Tam düşünmeden birkaç adım atmıştım ki adımlarım duraksadı, öylesine yoldan geçen birinin sözlerine ne kadar inanabilirdim ki? Her ne kadar okulun giriş ve çıkışlarında korumalar olsada temkinli olmak en mantıklısıydı ya da ben git gide paranoyak olmaya başlamıştım, emin değildim. Özellikle de geçen günkü dayak olayından sonra bu durum kulağa çokta imkansız gelmemişti.
Ellerim hızla telefonuma ulaşmak için ceplerime gittiğinde asıl önemli detay zihnimde can bulmuştu, telefonum kabanımın cebindeydi ve o da Vidus’un odasında kalmıştı. Anahtarı ise Vidus’tan almayı akıl edemediğim için odasının kapısı kilitliydi. Hızla arkamı dönüp ne olur ne olmaz diye kontrol etmek için tekrar sınıfa yönelmiştim ki yanından geçtiğim arkadaş grubunun arasında geçen konuşmaya şahit olmuştum. Kaşlarım derinden çatılırken boğazım telaşla kurumaya başlamıştı.
“Gençler koşun, Vidus hoca arka bahçede birini dövüyor. Adamı pert etmiş.” diyen sesle bakışlarım hızla konuşanlara dönmüştü, erkekli kızlı bir arkadaş grubuydu.
“Vidus hoca mı?” dedi içlerinden biri meraklı bir sesle.
“Şu yakışıklı tarihçi mi? Ah! O adamı izlemek için her şeyimi veririm.” diyen kızla artık doğruyu söylediklerini fark etmiştim, bu kadar kişi rol yapıyor olamazdı.
O an kalbim sertçe göğsüme çarparken kendime düşünmek için fırsat bile vermeden hızla arka bahçeye, genellikle okuldan kimsenin gitmediği o ıssız yere doğru koşmaya başladım. Bu sefer ciddi bir tribi hak etmişti. Her önüne geleni, özellikle de okuldaki küçükleri istediği gibi dövemezdi. Bir sorun varsa bile bana söylemeden bodoslama dalması çok daha fazla sinir bozucuydu.
Adımlarım hızla arka bahçeye varmıştı ki karşılaştığım boşlukla zihnim bozuk plak misali aynı şeyi tekrar etmeye başlamıştı, Vidus beni tek bırakıp buraya gelmezdi ki…
“Vidus!” diye son bir umutla seslenerek çevreme bakınmıştım ama ses seda yoktu, onun yerine hemen karşı çaprazımdaki duvarın arkasından gelen hışırtıyla bakışlarım oraya kaymıştı ki gördüğüm bedenle adımlarım istemsizce geriye doğru çekildi. Tüm bedenim gerilirken gözlerim irice açılmıştı.
“Noldu şansım, yoksa beklemiyor muydun?” diyen sesi ve iğrenç gülümsemesiyle mideme bir kramp girerken kaşlarım daha çok çatılmıştı.
“Cengo.” diye mırıldandım öfkeli bir sesle.
“Ah! Beni hala hatırladığını görmek ne hoş.” diye sırıtmasıyla elim çaktırmadan belime gitmişti ki onu da yanıma almadığım gerçeği acı bir şekilde yüzüme çarpmıştı, çantamın içindeydi. “Unutamayacağını biliyordum zaten.”
“Senin ne işin var burada? Nasıl girdin içeri?” dedim sert ve aksi bir ses tonuyla, bir yandanda sesimi yükselterek korumaların duyması için uğraşıyordum.
“Bazen seni eğiten kişiyi unuttuğunu düşünüyorum Bellacık.” demesiyle gözlerimi devirerek çevreme bakındım. “O güzel hafızan paslandı mı yoksa?”
“Ben hiçbir şeyi unutmadım ama belli ki sen ölmeyi unutmuş gibisin, zevkle hatırlatmamı istemiyorsan defol.” derken sert bakışlarım ona dönmüştü, çıplak ellerimle bile onu gebertecek kadar öfke doluydum.
O esnada kahkahası bahçede çınladığında kaşlarım daha çok çatılmıştı, midemi bulandırıyordu.
“Güldürme beni Bella, ikimizde senin karıncayı bile incitmeyeceğini çok iyi biliyoruz.” dediğinde bu sefer dudakları kıvrılan ben olmuştum, hakkımda hiçbir bok bildiği yoktu ve böyle kalmaya devam etmesi daha iyi olurdu. Hiç beklemediği anda onu öldürebilirdim.
“Belki haklısın, ben yapamam ama kocamın zevkle yapacağına çok eminim.” dediğimde gülen yüzü düşerken kaşları çatılmıştı, elindeki bastonunu sıkıca kavradığını görebiliyordum.
“Ha birde şu saçmalık var değil mi?” derken bana doğru bir adım atmıştı. “Hani sen tüm erkeklerden tiksinirdin? Ne değişti şimdi?” diye sinirle konuşurken bana doğru birkaç adım atmıştı.
“Sakın yaklaşma bana.” diyerek hızla elimi kaldırdığımda kaldırdığı ayağını tekrar yerine koymuştu. “Çünkü o erkek değil, adam. Sizin aksinize.” dediğimde kaşları alaycı bir ifadeyle havalandı.
“Adam öyle mi? Adam.” dedi iğneli bir sesle. “O bir katil Elvin!” diye haykırmasıyla ellerim iki yanımda yumruk olurken keskin bakışlarım ondaydı.
“Ve ben o katile aşığım, yanıyorum onun için. Gerisi seni zerre alakadar etmez.” diyen sert sesimle dudaklarında tekrardan bir gülüş belirirken başını gökyüzüne kaldırıp derin bir nefes aldı.
“Demek öyle.” derken eli yavaşça beline gitmişti. “Buraya neden geldim biliyor musun?” diye mırıldanırken bakışlarını tekrardan bana çevirmişti. “Çünkü baban ölüm emrini verdi şansım ve bunun için bil bakalım kimi görevlendirdi?” derken belinden çıkardığı ucuna susturucu takılmış silahla göğsüme sanki bir öküz oturmuştu, nefesimi kesiyordu.
Yine her şeyi mahvedecek hareketi kan bağım olan o iğrenç karakter yapmıştı, bakışlarım silaha kayarken başımı dikleştirdim. Öleceksem bile bu korkumu belli ederek olmayacaktı ve biliyordum ki ne olursa olsun ardımda intikamımı alacak tanıdıklarım vardı.
“Bu mu yani? Elde edemediğin için öldürecek misin beni?” derken kollarımı iki yana açmıştım. “Öldür o zaman, ne olursa olsun Vidus’a aşık olarak öleceğim ve bu durum asla değişmeyecek.” dediğimde kaşları derinden çatılırken bana doğru bir adım daha attı.
“Senden sadece benim olmanı istemiştim, seni o bataklıktan kurtardığım andan beri tek isteğim buydu ama sen bir kere bile beni görmedin!” diye haykıran sesiyle yüzümde iğrenen bir ifade oluşmuştu.
“Senin tek amacın işine yarayacak saf bir hedefti Cengo, seni liderliğe ulaştıracak bir salaktı ve sende beni tam olarak bunun için kullandın.” dediğimde silahı tutan elinin titrediğini fark etmiştim. “Bile bile Andre’yi üstüme saldın, tüm geçmişimi ve acılarımı bildiğin halde bunu yaptın. Şimdi ise karşıma geçmiş sevgiden mi bahsediyorsun?” diyen sert sesimle kollarım iki yanıma düşerken korkusuzca derin bir nefes aldım. “Sen sevgi değil, kendine köle arıyorsun.” dediğimde bakışları yavaşça yere düşmüştü.
“Haklısın, Andre’yi gazlayan bendim ve senelerce bunun vicdan azabını çektim.” derken yavaşça aşağıya indirdiği silahıyla kaşlarım daha çok çatılmıştı, ne oluyordu? “Özür dilerim şansım.” derken silahını tekrar beline koyduğunda anlam vermeye çalışıyordum. “Ne yazık ki seni öldürecek kadar güçlü değilim.” dediğinde şaşırmadığımı söylesem yalan olurdu, tam o sırada duyduğum sesle derince bir nefes almıştım.
“Niran!” diye haykıran sesle bakışlarım hızla omzumun üstünden arkaya döndüğünde Vidus’un hızla bize doğru geldiğini görmüştüm.
Onu görmenin vermiş olduğu rahatlamayla omuzlarım gevşerken Cengo malını umursamadan hızla arkamı dönüp bende ona doğru koşmaya başladım, onun sert bakışları ise arkamdaki bedendeydi. Bir elini beline attığını gördüğümde silahına ulaştığını fark etmiştim, artık o Cengo salağının hiçbir şansı kalmamıştı ve ona ne olacağı zerre umrumda değildi. Boştaki elini bana doğru uzattığında hızla elini yakalamıştım ki ardımdan gelen ses zihnimin derinliklerinde çınladı.
“Bu kadar kolay inanmamalıydın.” diyen sesiyle eş zamanlı olarak ateşlenen silahın sesini duymamla Vidus’un hızla belime sarılan kolları sayesinde yerimizin değişmesi bir olmuştu ama bu sırtımdaki amansız acıya engel olmamıştı.
Acı her ne kadar nefesimi kesecek kadar keskin olsada ardından tekrar ateş edilen iki el silah sesiyle karşımdaki beden sarsılmıştı. Gözlerim irice açılırken kulağıma çarpan hırıltılı nefesiyle beynim yaşananları idrak edemiyordu, tek hissettiğim acı ve sonsuz bir korkuydu. Kolları hala sıkı sıkıya bana sarılıyken bir elimi yavaşça sırtına doğru hareket ettirdiğimde elime gelen ıslaklıkla bakışlarım öylece silahı hala bize doğru çevrili olan Cengo da takılı kalmıştı.
“Hayır...” diye acılı bir mırıltı dudaklarımdan dökülürken elimi yavaşça görüş açıma kaldırdığımda gördüğüm kızıllıkla gözyaşlarım hızla yanaklarıma doğru yol almıştı.
“İ…iyi mi…misin?” diye zor bela çıkan sesiyle şok içinde elime bakmaya devam ediyordum.
“Vidus…” diye fısıldarken neredeyse sırtımın keskin acısını bile unutmuştum, tek hissettiğim amansız bir korkuydu. Ona zarar geldiğini bilmenin korkusu, onsuzluk korkusu…
“Mi…mi…mia bel…la…” derken öksürmeye başladığında kollarımın altındaki bedenin artık kasılmaktan titremeye başladığını fark etmiştim. “Ko…kork…ma.” diye mırıldanırken aniden sertçe dizlerinin üstüne düştüğünde beni hala ayakta tutan kolları sayesinde bende dizlerimin üstüne düşmüştüm.
“Hayır, hayır…” diye kendimden geçercesine fısıldarken yavaşça bedenimden ayrılan kollarla Vidus tüm gücünü yitirmişcesine yere yıkılmıştı.
Bende yanına düşerken zor bela ellerimden destek alarak doğrulmuştum, sırtımın acısı her geçen saniye daha çok artsada umursamadan titreyen ellerimden birini yüzüne uzattım. Dudaklarından akan kanlarla tekrardan öksürdüğünde nefes alamıyor gibiydi. Korkum tüm bedenimi ele geçirirken avazım çıktığı kadar bağırdım.
“YARDIM EDİN!” diyen haykırışım bahçede inlerken diğer yandan kararmaya başlayan gözlerime inat bayılmamaya çalıyordum. “Yalvarırım biri yardım etsin!”
Gözyaşlarım yanaklarımdan sicim gibi akarken kalbim acıyla kasıldı, sırtımdaki yaramdan çok kalbim sızlıyordu. Tekrardan öksürdüğünde dudakları kıvrılmıştı.
“Ti a…amo.” (Seni seviyorum.) diyen fısıltısıyla başımı hızla iki yana salladım. “Mi…mia bel…la.” (Güzelim.)
“Hayır, hayır olmaz. Sensizlik olmaz Vidus, olmaz.” derken yavaşça kanlı yanağını okşadım. “Sensiz yapamam Vidus, olmaz. Yalvarırım olmaz!” diye haykırırken ağlamaya devam ediyordum. “Bırakma beni…”
Tekrardan öksürdüğü sırada silah tutan eli titreyerek hareketlendiğinde bakışlarım elini takip etmişti, silahı hala şok içinde bizi izleyen Cengo’ya doğru kaldırsada tetiği çekemeden tekrar silahı karnına düşürmüştü. Gözleri kayarken tekrar kan kustuğunda sırtımın acısı dayanamayacağım bir hal almıştı, zor bela onun düşürdüğü silahı kanlı ellerimle kavradıktan sonra Cengo’ya nişan alıp son gücümle ateşledim.
Gözlerim tamamen kararırken bedenim geriye doğru, Vidus’un göğsüne doğru yıkılmıştı. Saatindeki alarm delicesine çalmaya devam ederken onun kokusuyla belki de son kez kendimi tamamen karanlığa bıraktım…
~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonu…
Sanırım sözlerin kifayetsiz kaldığı o yerdeyim…
Çok üzülmeyin olur mu?…