~Bölüm Şarkıları~
Pilli Bebek~Bak
Dolu Kadehi Ters Tut~Madem
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalımmm???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞
GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!
“Of, of… Bu ne güzellik be hatun! Elalemin dilinden seni sakınmaktan yoruldum…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~~
Aile, yokluğuyla kimsesiz bıraksa bile en ufak sevgi kırıntısı için varlığına ihtiyaç duyduğumuz bir olguydu. Çünkü aile hep zihnimizde bizi sebepsizce sevebilecek tek insanlar olarak kazınmıştı. Onları hiç tanımadığınızda her ne kadar yalnızlığınızla çırpınıp kendinizi harap etmiş olsanız bile var olduğu halde kimsesiz olmak çok daha acı verici olmalıydı, o mahrum bırakılan sevgisizliğin insanın içinde kapanmayan bir boşluk oluşturduğu kesindi ama yine de en azından var olmaları bile o boşluğu gizlemeye yetiyordu. Aile sadece varlığıyla bile güç verebiliyordu.
Peki ya onların hiç olmadığı bir evren nasıldı? İşte benim en iyi bildiğim bu olaydı. Nefret etsen bile bir ailen olduğunda tamamen kimsesiz olmuyordun ama o bile olmadığında insan yapayalnız kalıyordu, ailen olmadığında yanında arkadaşın bile olmuyordu. Kalbin hiç dolmayan bir boşlukla sarsılırken kanayan ruhunla yaşamaya çalışıyordun, tabi buna ne kadar yaşamak denirse…
Bakışlarım donup kalan sevdiğim adamdan ayrılmazken hızla oturduğum yerden ayaklandım. Her zaman ürkütücü bakan gözleri bile şaşkınlıkla öylece televizyona bakakalmıştı, Vidus ilk kez tüm otokontrolünü kaybetmişti. Donmuş bir şekilde televizyona bakmaya devam ederken dolan gözlerimle hızla ona doğru bir adım atmıştım ki elini bana doğru kaldırdığında durmak zorunda kaldım.
“Yaklaşma.” diyen fısıltısıyla bakışları hiç bana dönmeden yere odaklandığında bende onun baktığı cam kırıklarına dönmüştüm.
O esnada zihnimde dönen kelimelerle bir süre hemen ayaklarımın dibindeki büyük cam parçasını izlemiştim.
***
‘Etrafta hep cam kırığı var, dikkat et. Baştaki büyük parça seni yaralarsa buradan yaranı saramam, o yüzden çok daha fazla dikkat et. Benim gibi öncesinde etine batan küçük camı çıkardığını sanıp aslında o baştaki büyük parçanın daha derine battığını ama bir türlü göremediğini sen yaşama, sadece dikkat et.’
***
Vidus’un beni terk etmeden önce evine bıraktığı notta yazanlardı. O zamanlar Don’dan büyük bir cam parçası diye bahsetmişti, ilk okuduğumda anlamasamda gerçekleri öğrenince hepsi yerli yerine oturmuştu. Şimdi ise o cam yine kırılmıştı ama bu sefer cam parçası eline değil, tam yüreğini batmıştı. Bunu görebiliyordum.
“Geri çekil serçem, ayağına batar.” dediğinde bakışlarım tekrar yüzüne dönmüştü ama o hala bana bakmıyordu, sanki gizleyemediği duygularını görmemden çekiniyor gibiydi. “Ben…süpürgeyi getireyim.” derken hızla geriye doğru bir adım atıp aynı hızla salondan çıkmıştı ki benim gözlerimden süzülen bir damla yaş yanaklarıma doğru yol almıştı.
Öylece arkasından bakarken neden yüzüme bakmadığını çok iyi biliyordum, çünkü bir tek bana baktığında o gardını tamamen indiriyordu. Şimdi ise o duvarları yok olmasın diye kaçar gibi çıkmıştı salondan, aslında o kadar canı yanmıştı ki gözlerimden bile kaçmıştı. Bir damla yaş daha yanaklarımdan süzülürken omzuma dokunan elle bakışlarım yanımda duran anneme çevrildi.
“Nefret bile etse aile bu kızım, yokluğu yıkar.” diyen annemin bakışları da salon kapısından bana dönmüştü. “Yanında ol, onun bir tek sevgiye ihtiyacı var.” dediğinde sadece sessiz kalarak başımı olumlu anlamda sallayabilmiştim.
Önüme dönerken hızla cam kırıklarının üstünden atlayıp koşar adımlarla salondan çıktım. Bakışlarım hızla çevrede gezindiği sırada üst kattaki hemen merdivenin sağ kısmında kalan eşya odasının ışığının yanık olduğunu fark etmiştim, adımlarım hızla oraya yönelirken odanın önünde duraksadığımda ise öylece süpürgeyi izleyen Vidus’u görmüştüm. Almak için elini uzatmamıştı bile, sadece izliyordu.
Adımlarım yavaşça ona yaklaşırken hızla arkadan kollarımı beline sararak başımı sırtına yasladım. Hareketimle derin bir nefes alırken öylece durmuştu, sadece sarılmama izin veriyor ama kendisi hareket etmiyordu. Kollarımı beline daha sıkı sarıp alnımı gergin omuzlarına yasladım, bedeni öyle kaskatıydı ki kendini tutmaya çalıştığını bir kez daha anlamıştım.
“Ne denir bilmiyorum ama ben her koşulda buradayım.” diyen mırıltımla eş zamanlı olarak karnına sarılmış elime bir damla düştüğünde gözlerimi sıkıca kapatmıştım, sanki hissettiği acısını bende ruhumun derinliklerinde hissediyordum.
“Abinleri şimdilik evlerine yollasak olur mu serçem?” diyen kısık sesiyle derin bir nefes aldım.
“Boşver onları, gel benimle.” derken belindeki ellerimi çekip bir elini kavradıktan sonra arkamı dönerek odamıza ilerlemeye başlamıştım, o da bana karşı çıkmadan elimi tutarak sessizce takip etmişti.
Odamıza girdikten sonra elimi elinden çekerek kapıyı kapatmak için arkamı döndüğümde bir süre duraksamıştım, ne söyleyeceğimi bile bilmezken kendimi çıkmaz bir sokakta gibi hissediyordum. Tek bildiğim şu anda canının yandığıydı, hatta öyle çok yanıyordu ki gözyaşlarını bile tutamamıştı. Derin bir nefes alarak bakışlarımı yavaşça ona çevirdiğimde öylece yere baktığını görmüştüm, ateş bakışları ise kızarıktı.
“Korumamı istemişlerdi.” diyen mırıltısıyla dudaklarında acı dolu bir gülüş belirdi. “Yine tüm yükü omuzlarıma bırakıp gittiler.” diyen sesi ruhuma bir bıçak darbesi daha indirirken ona doğru bir adım atıp elimi yavaşça yanağına yasladım.
“Sakın kendini suçlama, sen bir şey yapamazdın.” dediğimde ateş bakışları sonunda gözlerime çevrilmişti.
“Onlardan nefret ediyorum, bana yaşattıkları her şey için nefret ediyorum.” derken başını elime yaslamıştı. “Ama neden şimdi böyle hissediyorum?” diye titreyen sesiyle benimde gözlerim dolarken baş parmağım yavaşça yanağını okşamıştı.
“Çünkü ne olursa olsun ailendi.” dediğimde başını hızla olumsuz anlamda sallamıştı.
“Benim tek ailem sensin.” dediğinde başım hafifçe yana eğilmişti.
“Kan bağı başka bir şey resimlerimin adamı.” dememle derin bir nefes almıştı.
“Kanlarından bile tiksiniyorum.” derken gözlerinden bir damla daha süzülmüştü. “Ölümleri bile ayrı bir dert.” diyen kısık sesiyle ona biraz daha yaklaşıp diğer elimi de yanağına yasladım.
“Yapma, duygularını burada saklamana gerek yok Vidus’um.” diye mırıldanırken bakışlarım gözlerindeydi, sözlerimle eş zamanlı olarak gergin omuzları düşerken gözlerinden damlalar sırayla düşmeye başlamışlardı.
“Koruyabilirdim, onları koruyabilirdim mia bella ama yapmadım.” diyen ağlamaklı sesiyle benimde gözlerim dolarken sessiz kalıp içini dökmesine izin verdim. “Bile bile ölmelerine göz yumdum.” demesiyle kaşlarım hızla çatılmıştı. “Her şeyin suçlusu beni…” dediği sırada hızla ellerimi yanaklarından çekmemle sözü yarıda kesilmişti.
“Kendine haksızlık etmeyi kes. Duygularını saklama dedim, kendini suçla değil.” diyen sert sesimle derince yutkunurken hızla bir elimi yakalayıp tekrar yanağına yaslamıştı.
“Lütfen uzaklaşma.” diyen titreyen sesiyle parmağım yanağını okşarken derin bir nefes aldım, şu an o kadar çok yaralı gözüküyordu ki onu göğsümün karanlıklarına saklayıp korumak istiyordum.
“O zaman sende lütfen suç sendeymiş gibi davranma.” dediğimde bakışlarını kaçırmıştı.
Diğer elimi de tekrardan yanağına yaslayarak bir adım daha atıp ona daha çok yaklaşırken ellerimin arasındaki başını kaldırıp bana bakmasını sağladım.
“Bu hikayede suçu olmayan tek biz varız Vidus’um ve buna rağmen yalvarırım kendini suçlamaya kalkma.” dediğimde yavaşça başını olumlu anlamda sallarken kızarık ateş bakışları gözlerimde gezinmişti. “Göğsüme saklayayım mı seni? Hem orada kendine de kızamazsın.” derken yanağındaki bir elimi çekerek göğsüme yaslayıp hafifçe vurduğumda hızla başını bir çocuk edasıyla tekrardan olumlu anlamda sallamıştı.
Hüzünlü bir ifadeyle kıvrılan dudaklarımla ellerimi onun bedeninden ayırarak hızla yatağa geçip sırtımı yatak başlığına yaslar şekilde oturdum, hemen ardından Vidus’ta yatağa gelerek başını göğsüme yaslayıp kollarını sıkıca belime sarmıştı. Ellerim hızla yuvalarını bulmuş gibi saçlarının içine dalarken bende sıkıca onu sarmıştım, bir yandan saçlarını okşarken diğer yandan ise yaşadığımı hissettiren odunsu kokusunu ciğerlerime hapsediyordum.
“Bana ilk kez sarılmak istemişti biliyor musun?” diyen mırıltısıyla gözlerim kapanırken kollarımı bedenine daha sıkı sardım. “Ve son kez istemiş.”
Göğsümde hissettiğim ıslaklıkla benimde gözlerim dolarken sessiz kalarak saçlarını okşamaya devam ettim, içini boşaltmaya ihtiyacı vardı.
“Onları koruyabilirdim.” diye az önceki sözlerini tekrar ettiğinde gözlerim yavaşça aralanmıştı. “Buna yetecek gücüm vardı ama yapmadım, bir kez olsun da onlar güvende olmasın istedim.” derken titreyen sesiyle gözyaşlarım yanaklarıma doğru yol almıştı. “Beni her defasında ölümle burun buruna getiren ailemin bir seferde kendilerinin bunu yaşamasını istedim ama öleceklerini tahmin edemedim.” diye mırıldanırken bedenimi saran kolları daha da sıkılaşmıştı. “Ben tahmin edemedim mia bella.”
Sözleri yüreğimdeki baskıyı daha çok arttırırken acısını ruhumun derinliklerinde hissediyordum. Dudaklarımı yavaşça saçlarına bastırarak saçındaki elimi yanağına kaydırıp aynı yavaşlıkla yaşları sildim.
“Koskoca İtalyan mafya liderinin bu kadar korunaksız ve kolay avlanabilir olacağını tahmin edemezdin Vidus, hiçbirimiz edemezdik.” dediğimde derin bir nefes almıştı, sanki sesimi duymayı bekliyor gibiydi.
“Eski gücü kalmamıştı.” dediğinde yanağını okşamaya devam ettim, hafifçe uzamış sakalları elime batarken diğer kolumla kavradığım omuzlarının gevşediğini fark etmiştim.
“O zaman korunaksız bir halde buraya gelmeyecekti hayatım, gücünün kalmaması aptal olduğu anlamına gelmiyor.” dediğim sırada Vidus’un aniden bakışları gözlerimle buluşmuştu.
“Az önce dediklerini tekrar eder misin?” demesiyle kaşlarım çatılırken derin bir nefes aldım.
“Don’un bu kadar korunaksız olacağını tahmin edemezdik dedim hayatım.” diye tekrar ederken bende de bazı parçalar yerine oturmuştu, gözlerim irileşirken hızla yaslandığım yerden doğrulduğumda Vidus’ta beni bırakıp yanıma oturmuştu. “Tabi ya, Don niye kendini bu kadar korunaksız bıraksın ki? Geldiğinde yanında koruması bile yoktu.” dememle Vidus’un elleri yüzüne kapanırken sinirle bağırmıştı.
“Fanculo, bilerek yaptılar. Le punizioni di Dio.” (…tanrının cezaları.) diyen sesiyle elleri saçlarını bulurken gözleri irileşmişti. “Hemen öncesinde gelip korunmak istemeleri tesadüf falan olamazdı, hepsi plandı.” dediğinde artık ikimizde de tüm parçalar yerli yerine oturmuştu.
“Çünkü onlar öldüğünde sen öfkelenip Murat’a saldıracaktın ve böylelikle hem mecburen yeni Don olacaktın, hemde Murat ölecekti.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Ve sırf bunun için gidip Murat’a arzu ettiği gücü verdi.” derken parmakları saçlarını sıkıca kavrarken başını önüne eğmişti. “Kafayı yiyeceğim, bunu nasıl yapabilir? Neden yapar?”
“Her koşulda onu öldürebileceğini biliyor çünkü, ne kadar güçlü olursa olsun seni yenemez.” diye mırıldanırken ellerim saçlarını çekiştiren parmaklarını kavradığında ateş bakışları gözlerime tutunmuştu. “Bizi yenemez Vidus’um.”
“O şerefsizin istediği tek şey kargaşa mia bella. Bir Don’u yenip yenemeyeceğimi görmek istiyor sadece ve bu olurken zarar görebilme ihtimalim umrunda bile değil.” dediği sırada yavaşça kavradığım ellerini saçlarından ayırıp kucağıma çekerek sıkıca kavradım.
“Ama benim umrumda Vidus, bu yüzden hiç kimse zarar görmeyecek.” derken gözlerimi bir an olsun ateş bakışlarından ayırmadım. “Özellikle de ben sana sormadan bir şey yapmışken olmaz.” diye hızla dudaklarımdan dökülen sözlerle gözlerim irileşirken Vidus’un ise kaşları çatılmıştı.
“Ne yaptın mia bella?” diyen sesiyle derince yutkunurken istemsizce bakışlarımı kaçırmıştım ki parmakları ellerimi daha sıkı kavramıştı. “Kötü bir şey mi var serçem? Ne olduğunu anlatır mısın lütfen?” derken sesinin gitgide tedirgin bir hal aldığını görmüştüm.
“Şu an pek zamanı değil…”
“Niran.” diyen sesi hızla konuşmamı bölerken benim gözlerim istemsizce karnıma yasladığım ellerimizdeydi, bilmeye onunda hakkı vardı. Sonuçta henüz olan bir şey yoktu ama gidişatı bilmeydi, belki de…istemeyecekti…
“Ben doğum kontrol haplarını içmeyi bıraktım.” diye tek nefeste söylediğimde bir süre aramızda sessizlik olmuştu.
Bakışlarım yavaşça ona döndüğünde onunda karnıma baktığını görmüştüm, kızarık bakışları yine bulutlanmıştı.
“Henüz bir şey olduğunu sanmıyorum ama seninde bilmeni istedim.” dediğimde ateş bakışları yavaşça gözlerimle buluşmuştu. “Büyük bir aile olabilmemiz için iyi olmak zorundasın Diavolo.” derken titreyen sesimle gözlerimden birer damla düştüğü sırada Vidus hızla tuttuğu ellerimden beni çekerek göğsüne yasladı.
“Söz veriyorum mia bella, hepimizi koruyacağım. Söz veriyorum.” derken kolları sıkıca bedenime sarılmıştı. “Hep yanınızda olacağım.”
“Başka şansın yok zaten.” diyerek burnumu çektiğimde hafifçe gülmüştü.
“En büyük şansım sensin zaten mia bella, başkasına ihtiyacım yok.” diyen sesiyle bir eli yanağıma yaslandığında yavaşça yüzümü geriye çekip ateş bakışlarını görüş açıma getirmişti. “Hayatımda yaptığım en iyi tercih seni sevmekti.” derken dudaklarını alnıma bastırdığında gözlerim kapanmıştı. “Seni de ağlattım, özür dilerim.” diye mırıldanırken yanağımdaki parmağı yavaşça yaşları silmeye başlamıştı.
Gözlerim aralanırken bakışlarım hayranlıkla bakan gözlerine tutundu, yüzümün her zerresini izlerken az önceki hüzün ifadesinden arındığını görmüştüm. Bebek konusu kafasını dağıtmış gibiydi.
“İyiyim ben sevgilim, asıl sen nasılsın?” derken yanağımdaki elini kavrayıp başımı eline yasladım, bakışları gözlerimde gezinirken derin bir nefes aldı.
“Sen yanımda olursun da nasıl kötü olurum?” diyen naif sesiyle ona yalandan ters bir bakış atmıştım.
“Ciddiyim Vidus.” dediğimde tekrardan hafifçe gülmüştü.
“Ben onların zerre umrunda değilken onlarında benim için bir önemi olamaz mia bella.” derken parmağı tekrardan yanağımı okşamıştı. “Ölü olarak mı anılmak istiyorlar? Öyle olsunlar ya da gerçekten öldüler mi?” derken bir süre duraksasada kaşları hafifçe çatılmıştı. “O zaman ölsünler.” diyen sesi oldukça ciddiydi.
“Bize zarar veren herkes ölsün sevgilim.” dediğimde kaşları düzelirken başı hafifçe yana eğilmişti.
“Hepsini öldüreceğim birtanem, her birini geberteceğim.” dediğinde benimde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Geberteceğiz.” diyerek onu düzelttiğimde tek kaşı havalanmıştı.
“Hamile halinle mi? Rüyanda görürsün mia bella.” demesiyle gülen yüzüm solarken kaşlarım çatılmıştı.
“Ben ilaçları tekrar kullanmaya başlayacağım.” diyerek kollarının arasından sıyrılmaya çalışsamda hızla yatağa uzanmamı sağlayıp üstüme çıktığında hareket alanım sıfırlanmıştı.
“Artık o pek mümkün değil mia bella, hele ki kendi isteğinle bırakıp müsaade etmişken ölsem izin vermem.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı.
“Şu kelimeyi kullanıp durma Vidus, valla ağzının ortasına bir tane çakasım geliyor.” derken söylediği ölüm kelimesini kastetmiştim, duymak bile tüylerimin ürpermesini sağlıyordu.
“Olur, vuran sen olduktan sonra bir önemi yok.” demesiyle sırıtmamak için kendimi zor tutarak bakışlarımı kaçırmıştım. “Yemezler mia bella, dudağın yanındaki kıvrımı gördüm.” dediğinde kendimi daha fazla tutamayarak gülmüştüm. “Oh! İşte yaşamak bu.” diyen sesiyle bakışlarım ona döndüğünde sırıtarak gülüşümü izlediğini fark etmiştim.
“Gıcıksın Diavolo.” dediğimde gülüşü daha çok büyürken hızla dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı.
“Boşver bunları da sen ilaçları kullanmayı ne zaman bıraktın onu söyle.” dediğinde bakışlarım merakla izleyen gözlerinde gezinmişti.
“Gemideki son günümüzde denize attım.” dediğimde kaşları havalanırken gözleri kısılmıştı, bir şeyleri hesaplamaya çalışıyor gibiydi.
“Bir saniye, yani şu an…” diyerek duraksarken bakışları karnıma kaydığında parmağımı çenesine yaslayarak tekrar gözlerime bakmasını sağladım.
“Hayır hayatım, henüz değilim.” dememle bakışları gözlerimde gezindi.
“Nereden biliyorsun? Test mi yaptın?” dediğinde ona ters bakışlarımı yollamıştım.
“Benim içimde büyüyecek ya hani canım kocam, hissederim diye düşünüyorum.” diyen alaycı sesimle gözleri tekrardan kısılmıştı.
“Hissedilir mi ki?” diyen meraklı sesiyle omzumu silkmiştim.
“Bilmem, herhalde.” derken bir an için bende karnıma odaklanmıştım, hissedilirdi herhalde. “Ayrıca şu anki konumuz hamilelik değil Vidus, hem o da bu kadar çabuk olacak bir şey değil zaten.” diyerek hızla kendime geldiğimde Vidus’un bakışlarında hala soru işaretleri vardı.
“Nasıl belli olur ki hamile olduğun?” diyerek beni duymazdan geldiğinde kaşlarım çatılmıştı.
“Vidus, Murat gitmiş Don olmuş. Sence şu an konumuz bu mu?” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.
“İsterse tüm dünyanın sahibi olsun, benim birtanecik karım kocaman bir aile olmamıza izin vermişken onu mu düşüneceğim?” dediğinde ters bakışlarımı ona yollamaya devam etmiştim.
“İkimizde şu an kafanın içinde planlar döndüğünü biliyoruz Vidus, dökül.” dememle dudakları biraz daha kıvrılırken yüzüme doğru eğildiğinde odağım istemsizce kaymaya başlamıştı.
“Bu işlerden bayadır uzak kaldı o it, her şeyi kavraması en az bir ayını alır. O zamana kadar da biz bütün müttefikleriyle anlaşıp onu yapayalnız bırakırız zaten mia bella.” dediğinde kafamda tek bir soru çınlamıştı.
“Sonrasında ne olacak? Don sen mi olacaksın?” diyen sesimle Vidus’un gülen yüzü yavaşça solmuştu.
“Bilmiyorum mia bella ama bunun olmaması için elimden geleni yapacağım.” derken bir eli yanağımı bulmuştu. “Çocuklarımızı güvenilir bir yerde büyüteceğiz, söz veriyorum serçem.”
“Yanımızda sen olduğun sürece her yer güvenilir resimlerimin adamı.” diye mırıldanırken ellerim ensesine sarılmıştı. “Ayrıca çocuklar derken, hedefiniz kaç Vidus Arjin bey?” diye alaycı bir sesle konuştuğumda dudakları tekrar kıvrılmıştı, sanırım şimdilik konuyu değiştirmek en iyi fikirdi.
“En az beş.” demesiyle gözlerim irileşmişti.
“Kaç?” dememle bir elini havaya kaldırarak beş parmağını gösterdiğinde gözlerim kısılırken havadaki elini tuttum. “Vazgeçtim, ben ilaçları alacağım.” diyerek yine yalandan çırpınmaya başladığımda hızla ellerimi yakalayıp başımın üstüne sabitlerken dudakları dudaklarıma çarpacak kadar yakınlaşmıştı.
“Öyle mi?” diyen boğuk sesiyle kasıklarım hızla uyarıyı alırcasına sızlarken odağım tamamen kaybolmuştu, sadece dudaklarını istiyordum. “Bulursan içersin.” diyerek hızla üstümden kalkmasıyla bir süre öylece odadan çıkışını izlemiştim, ardından yaptığı şey dank ederken kısılan gözlerimle hızla yataktan kalkıp peşine takılmıştım. Gıcık, bilerek beni etkisi altına almıştı!
“Vidus!” diye seslenerek hızla merdivenlerde peşine takılmıştım ki Vidus’un adımları mutfağın kapısında duraksamıştı.
Gelen seslerle benimde bakışlarım salona kaydığında kaşlarım çatılmıştı, şimdi burada ne olmuştu ki?
~~~~~~~~~~~
Ulvi Özalp…
Salondan ayrılan abim ve Niran’ım’la birlikte bir süre arkalarından bakmıştım, abimin her ne kadar ailesini sevmediğini bilsemde ölümün kolay bir şey olmadığına emindim. Özellikle de daha birkaç saat önce görmüşken sarsıcı bir durum olduğu kesindi fakat benim takıldığım nokta olayın başka bir yüzüydü. Murat artık yeni Don olmuştu, bu olayı ondan başkası yapmazdı.
Zihnimde çınlayan acı gerçekle kendimi arkamdaki koltuğa bırakmıştım, artık veliaht bendim ve sonuna kadar emindim ki o şerefsiz bunun için her türlü belayı başımıza açacaktı. Öğrendiğimden beri düşünmekten kaçtığım tüm o sorular zihnimdeki karmaşaya bir yenisini daha eklerken bir elim saçlarıma gitmişti, çekiştirirken tekrar nefes almaya çalıştım. Bu zamana kadar beni öldürmemesinin tek sebebi buydu, yerine veliaht bırakması gerekiyordu…
“Oğlum, bana bak. Sakin ol.” diyen annemle bakışlarım ona döndüğünde önümde diz çöktüğünü fark etmiştim, elleri ise yanaklarımdaydı. “Tekrar aynı şeylerin yaşanmasına asla izin vermem, korkma yavrum.” diyen naif sesiyle gözlerimi sıkıca kapattım.
“O zamanda izin vermezdin anne ama o şerefsiz bir şekilde yolunu buluyor.” derken gözlerimi daha sıkı kapattım, sanki görmezsem yaşanılanlar yok olacakmış gibiydi.
Sanki görmezsem öz babamın bile isteye tüm hayatımı benden aldığını unutacak gibiydim…
“Aynı şey değil Ulvi’m, o zaman aptallık ettim. Ben gidersem sizi korumuş olurum sandım ama şimdi öyle olmayacak, ben çocuklarımın yanından bir an olsun ayrılmayacağım.” diyen sesiyle gözlerim hızla açılırken bakışlarım Niran’ımın gözleriyle aynı olan gözlerine tutundu.
“Asıl şimdi gitmen gerekiyor anne!” diye bağırırken hızla ayağa kalktığımda yüzümdeki elleri kucağına düşmüştü. “O puşt senelerini verdiği hayaline kavuştu ve vazgeçmeyecek, istediğine kavuşana kadar hiçbirimizin peşini bırakmayacak. Özellikle de senin.” derken ellerim tekrardan saçlarıma gidip çekiştirmişti. “Nolur git ve saklan.”
Dudaklarımdan dökülen mırıltıyla annem ayaklanırken Nilüfer’im de hızla mutfaktan çıkıp yanımıza gelmişti. Tedirgin bakışları üstümde olduğu halde ben sadece anneme bakıyordum, çünkü artık gerçekten yorulmuştum. Sessiz kalmaktan yorulmuştum…
“Hayır oğlum, hayır. Yine sizi benden çalmasına izin vermem, hayır.” diyen annemle kaşlarım yavaşça çatılırken saçlarımdaki ellerim yanlarıma düşmüştü.
“Anne anla artık, senin izninle olmuyor bu. O şerefsiz izin istemiyor!” diye sonda bağırmamla Nilüfer hızla önüme geçip ellerini göğsüme yasladığı sırada annem tekrar yere çökmüştü.
“Sakin olmalısın korsan adam.” diyen fısıltısını duymazdan geldim.
“Ben neler yaşadım biliyor musun anne? Senin haberlerde okuyup bela okuduğun yetimhaneye yolladılar beni, aylarımı geçirdim ben orada!” dememle annemin gözleri irileşirken elleri şok içinde açılan dudaklarını bulmuştu.
Gözlerinden akan yaşlar daha da hızlanırken benim ise gözlerimin önünde o boktan yerde geçirdiğim anlarım dönüyordu, her bir anı daha başka acılar barındırırken ellerim iki yanımda yumruk oldu. Gerçekleri ilk öğrendiğimden beri kimseyi üzmemek için susmuştum ama şimdi sanki o patlama eşiğine gelmiş gibiydim, kendimi tutamıyordum.
“O yüzden bana izinden bahsetme, kimsenin senden izin aldığı yok!” diyen haykırışım salonun duvarlarında çınlarken tüm bedenim öfkeyle gerilmişti. “Senin ve kardeşimin ölü olduğunu sandığım seneler geçirdim ben anne ve o senelerin çoğunda o babam olacak puşt hep yanımdaydı, bir kere bile eziyetinden başka bir şeyini görmedim.” derken öfkeme rağmen gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı. “Bunların hiçbirinde izin almadı anne!”
Zihnim anıdan anıya geçerken içimde o şerefsize duyduğum öfke kat ve kat artıyordu. Yanımda yumruk olan ellerim artık titrerken nefesi adeta burnumdan soluyordum, bile bile öz oğluna neden eziyet etmişti ki? Gözlerimin içine baka baka mesleğimi, hayatımı, gözümü benden nasıl almıştı? Bir insanın hiç mi kalbi olmazdı?
“Ben bir daha aynı şeyleri yaşamayacağım anne.” derken hızla ona yaklaşıp tek dizimin üstüne çökmüştüm. “BİR DAHA AİLEMİ BENDEN ALAMAYACAK!” diye haykırırken yumruğum sertçe zemine çarptığında annemin gözleri sıkıca kapanmıştı.
“Ulvi, yeter!” diye bağıran Nilüfer’imle bakışlarım ona döndüğünde onun da ağladığını görmüştüm. “Yapma.” diyen sesiyle bakışlarım tekrar anneme dönmüştü ki gözlerinin aralandığını görmüştüm.
“Aynı baban gibi bakıyorsun.” diyen sesiyle tüm zihnim alabora olmuştu.
Çatık kaşlarım düzelirken yumruk olan elim yavaşça açılmıştı, omuzlarım düşerken gözlerim korkuyla irileşti. Geriye doğru sendeleyerek ayaklanırken uğuldayan kulaklarımda sadece annemin sesi çınlıyordu.
Aynı baban gibi bakıyorsun…
Başım olumsuz anlamda sallanırken korkuyla geriye doğru birkaç adım attım, ben o olmak istemiyordum. Ben onun gibi insanlığımı kaybetmek istemiyordum…
“Ulvi’m…” diyerek bana yaklaşan Nilüfer’in bana dokunmasına izin vermeden hızla arkamı dönüp koşar adımlarla evden çıkmıştım, nefes alamıyordum.
Yüzüme çarpan rüzgarla nereye gittiğimi bilmeden sadece koştum. Bacaklarım sızlayana, alamadığım nefesim kesilene kadar koştum ama ardından asıl kaçmak istediğim şeyin kendim olduğunu fark ettiğimde adımlarım bıçak misali kesilmişti. Daha fazla bedenimi taşımayan bacaklarım dizlerinin üstüne yıkılırken başım hissettiğim acıyla önüme düşmüştü.
Aynı baban gibi bakıyorsun…
Aynı baban gibi bakıyorsun…
Aynı baban gibi bakıyorsun…
“Sus artık, SUS!” diye haykırırken ellerim sertçe başıma çarpmıştı. “Sus artık, duymak istemiyorum. Sus.” derken sona doğru sesim kısılmıştı.
Bacaklarıma çarpan dalgalarla nerede olduğumu anlasamda umursamamıştım, denizin kıyısına gelmiştim anlaşılan. Bakışlarım suya kaydığında dizlerimin üzerine düşen ellerim bir kez daha yumruk olmuştu.
***
“Sen niye Vidus kadar iyi değilsin?!” diyen haykırışıyla dilim korkudan tutulmuştu. “Niye bu kadar sıskasın lan sen? Yaşıtın birini bile yenemeyecek kadar aciz misin?!” diye bağırırken bir yandanda kolumu sıkıca kavrayıp beni sarsıyordu. “Konuş lan!” derken yüzüme çarpan tokatla sertçe yere düşmüştüm, diz kapaklarım sızlarken o bunu bile umursamadan kıyafetimin yakasından tuttuğu gibi beni ayağa kaldırmıştı.
“O…o benim…abim.” derken sesim korkudan titriyordu.
“Ne abisi lan, ne abisi?! O senin sadece rakibin!” diye bağırırken beni çekiştirip eğitim alanının yanındaki göletin dibine getirmişti. “Ben senin aklını nasıl yerine getireceğimi biliyorum.” diye sinirle konuşarak beni sertçe itip dizlerimin üstüne düşmemi sağlamıştı, ikinci kez darbe alan diz kapaklarım daha çok acırken kanadıklarına emindim.
“O benim abim… Murat amca.” diye içimde kalan son cesaret kırıntılarıyla konuşmuştum ki aniden başımı suya gömmesiyle çırpınmaya başlamıştım.
Ne kadar süre beni suyun içinde tuttuğunu bilmiyordum ama çıkardığında sızlayan ciğerlerimle öksürük krizine girmiştim.
“Şimdi iyi dinle beni, ya ondan çok daha iyi olursun ya da abini öldürürüm.” diyen sesiyle korku dolu gözlerim benimkine benzeyen kahve bakışlarını bulmuştu. “Anlamadın herhalde, iyi.” derken tekrar kafamı suya gömdüğünde tekrardan çırpınmaya başlamıştım, bu sefer öncekine kıyasla daha uzun tuttuğunda tam nefesimi tutma eşiğine gelmişken tekrar sudan çıkartılmıştım.
“Bırak kardeşimi!” diye haykıran tanıdık sesle öksürüklerimin arasında ona döndüğümde Vidus abimin elindeki silahı Murat amcanın kafasına dayadığını görmüştüm. “Hemen bırak onu!” diye bağıran abimle Murat amca elini ensemden çekerek ayaklanmıştı ki abim elini bana uzattığında hızla elini yakaladım.
Beni arkasına çekerken elindeki silahı bir an olsun hareket ettirmemişti, hala namlu Murat amcaya çevriliydi.
“Sende beni öldürecek cesaret var mı çocuk?” diyen Murat amcayla abim korkusuzca çenesini dikleştirmişti.
“Kendi babamı öldürdüm ben, seni mi öldüremeyeceğim?” diyen abimle Murat amcanın kaşları hayranlıkla havalanmıştı.
“Aferin.” derken bakışları beni bulduğunda tekrar tüm gözlerini nefret bürümüştü. “Dediklerimi unutma.” dedikten sonra bizi orada bırakıp arkasını dönerek hızla uzaklaştı…
***
Gözlerimden yaşlar süzülürken öylece bacaklarıma çarpan suya bakmaya devam ettim. Bu anıda henüz 12 yaşına bile girmemiştim ve sadece orada yaşayan bir amcanın neden benden nefret ettiğini senelerce düşünüp durmuştum, sahi bir insan bile bile kendi oğlundan niye nefret ederdi ki? Ben ne yapmıştım ona, suçum neydi?
O günden sonra ise çok daha fazla çalışmıştım, sırf abime zarar verir korkusuna eğitimin en iyisi ben olmuştum. Konu abimle dövüşmeye gelince ise hep berabere kalıyorduk, çünkü kuralımız buydu. Kardeşler ne olursa olsun birbirlerine zarar vermezlerdi…
“Abi!” diye haykıran sesle bakışlarım omzumun üstünden geriye döndüğünde Niran’ımın bana doğru koştuğunu görmüştüm, hemen arkasında ise abim vardı. O Niran’ımın aksine yavaşça yürüyordu.
Başım tekrar önüme dönerken gözlerim ellerime düşmüştü, hala yumruk olmuş bir şekilde duruyorlardı. Derince aldığım bir nefesle yumruklarımı araladığımda iri ve nasırlı ellerim görüş açıma girmişti. Sahi kaç insanın kanı vardı ellerimde? O şerefsizden ne farkım vardı? Gözlerim tekrar kapanmıştı ki ellerimin arasında hissettiğim ellerle bakışlarım aralandı.
“Abim, ne oldu?” diyen telaşlı sesiyle sesiyle bakışlarım gözlerinde gezinmişti. “Annem de içeride ağlıyor, tartıştınız mı? Anlat, ne oldu?”
“Bağırdım.” dedim sadece sessiz bir fısıltıyla.
“Neden?” diyen Niran’ımla bakışlarım tekrar önüme düşmüştü. “Murat mı yine sorun? Don olmasını mı sıkıntı ettin?” derken yanağıma yaslanan eliyle yüzümü kendine çevirmişti. “Seni yanına falan alamayacak abi, buna izin vermeyiz.” diyen sesiyle tam dudaklarım aralanmıştı ki konuşmama izin vermedi. “İzin vermeyiz dedim abi, aksi olan hiçbir düşünceyi kabul etmiyorum.”
Sert sesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılırken dediği gibi sessiz kaldım.
“Onu bir tek kim yener biliyor musun?” derken elimdeki elini çekip önce kendisini, ardından beni göstermişti. “Onunla aynı kanı taşıyan iki canavar yapabilir ve evet, ne yazık ki onlar biziz abi.” dediği sırada yanımıza bir beden daha gelmişti.
“Listeye bir canavar daha ekleyin.” diyen abimin sesiyle başımı hafifçe kaldırarak ona baktığımda dudakları kıvrılmıştı. “Sonuçta damatta ailedendir değil mi?” demesiyle hafifçe gülmüştüm.
“Doğru, üç canavar.” diyen Niran’ımla bakışlarım ona dönerken zihnimde pembe esintiler can bulmuştu.
“Dört.” derken tek düşündüğüm evde yalnız bıraktığım pamuk şekerimdi.
“Bence biz kocaman bir canavar ailesiyiz.” diyerek gülen Niran’ım kollarını bana sardığında hiç beklemeden bende ona sarılmıştım. “Herkesin korktuğu o canavarlarız ve o kendini büyük sanan canavarı yeneceğiz abim, birlikte yeneceğiz.” diyen sesiyle derin bir nefes aldığımda yüreğimdeki baskı kısmen gitmişti.
“Ben o canavara benziyor muyum?” diyen mırıltımla Niran’ım hafifçe geri çekilip yüzüme bakmıştı.
“Hayır tabiki de abi ama illaki arada zoraki bir gen aktarımı olduğu için bazı bakışlar benzeyebilir, bu senin benzediğin anlamına gelmez.” dediğinde sakince başımı olumlu anlamda sallamıştım, demek ki olayı biliyorlardı.
“Tabi sen daha büyük bir canavarsın, orası ayrı.” diyen abimle alttan tekrardan ona döndüğümde elini uzatmasıyla bir an için seneler öncesine dönmüştüm.
İki koca adam olmamıza rağmen sanki bir an o küçük yaşımıza dönmüştük ve o yine beni kurtarmak için gelmişti. Dudaklarım kıvrılırken elini sıkıca kavrayıp ayaklandığımda bir kolu hızla bedenime sarılmıştı, benimde diğer kolum ona sarılırken derin bir nefes daha aldım. Ailem yanımdaydı…
“Hep arkamda kalacaksın Ulvi, ben hep sizi koruyacağım.” dediğinde kaşlarım hafifçe çatıldı.
“Artık değil abi.” derken geriye çekildim. “Artık arkanda gizlenen o küçük çocuk değilim, artık yanındayım.” dediğimde onun da dudakları kıvrılmıştı.
“Peki ben niye o küçük çocukla aranda bir fark göremiyorum?” derken bakışları beni süzmüştü. “Ağlıyorsun ve ıslaksın, aynısı işte.” dediğinde ona gözlerimi devirmiştim.
“O zaman kardeşim yanımda değildi.” dediğimde ikimizinde bakışları sırıtarak bizi izleyen Niran’ıma dönmüştü.
“Keşke o zamanda yanımızda olsaydı.” diyen abimle ters bakışlarım hızla ona dönerken içimden bende gülüyordum.
“He, olsaydı da o zaman göz koysaydın kardeşime dimi? Irz düşmanı ya.” dememle dudaklarında piçimsi bir sırıtış oluştuğunda kaşlarım çatılmıştı.
“Asla kaçırmazdım.” demesiyle bir kolunu Niran’ıma uzatıp omzuna atarak kendisine çekmişti, ilerlemeye başladıklarında koluma giren Niran’ımla bende yanlarında ilerlemiştim.
“Sanmıyorum, o zaman sen sarı seviyordun.” diyerek aklıma gelen detayla sırıtmamla onun gülüşü hızla solarken Niran’ımın bakışları aniden ona dönmüştü.
“Ne demek sarı seviyordun?” diyen Niran’ımla artık piçimsi sırıtış atma sırası bendeydi.
“Ya yok öyle bir şey serçem, sıkıyor bu götünden.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı.
“Ben mi sıkıyorum? O manken kızlar kimdi o zaman?” dememle Niran’ımın gözleri irileşirken abimin kaşları çatılmıştı.
“Bir de kızlar mı? Grup mu yapıyordun Vidus?” diyen Niran’ımın sert sesiyle adımları duraksadığında tam konuşacağım sırada abimin bakışları bana dönmüştü.
“Anche la tua ragazza dovrebbe scoprirlo?” (Senin sevgilinde öğrensin mi?) demesiyle gözlerim büyürken hızla Niran’ıma döndüm.
“Şaka yaptım abicim, olur mu hiç öyle şey?” diyerek ilerlemeye başladığımda hep birlikte yürümeye devam etmiştik.
“Hayır, sana İtalyanca bir şey dedi. Tehdit etme abimi.” dediğinde abim sırıtarak Niran’ıma bakmıştı.
“Ne alakası var mia bella? Hem ben ten rengine bakmıyordum ki.” demesiyle Niran’ım hafifçe göğsüne vurmuştu.
“Vidus seni boğarım.” dediğinde abim kahkaha atarak kardeşime daha sıkı sarılmıştı.
“Non dirglielo.” (Ona söyleme.) dediğimde abim sırıtarak bana dönmüştü, şimdi geçmişi açıp pamuk şekerimi sinir etmeye hiç gerek yoktu.
“Ti cago in bocca.” (Sıçtım ağzına.) demesiyle ona ters bakışlarımı yollasamda sırıtarak tekrardan önüne dönmüştü.
“Hey! Ne konuşuyorsunuz siz? Bende öğreneceğim ya, bu böyle olmaz.” diyen Niran’ımla bu sefer ikimizde gülmüştük. “İkiniz birlik olunca hiç çekilmiyorsunuz, tek kaldım resmen. Nilüfer’im nerdesin?!” diye bağırarak hızla koşmaya başladığında bizde gülerek onu takip etmiştik.
Bir kez daha kavramıştım, ben asla babam gibi olmayacaktım ve ne olursa olsun bu savaşı biz kazanacaktık. Kazanmak zorundaydık…
~~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Aradan tam tamına iki hafta geçmişti. Bu süre zarfında Murat’tan herhangi bir ses çıkmamıştı, sanırım gerçekten Vidus’un dediği gibi işleyişi öğrenmeye çalışıyordu. Sadece Vidus sözde cenaze işlemleri için aranmıştı ama onuda reddetmişti, çünkü olayın gerçek yüzünü öğrenmiştik. Arhan’ın ve Lavinia’nın yardımıyla sisteme yüklenen ceset fotoğraflarına ulaşmıştık, Vidus’un anne babasıyla alakaları yoktu. Belli ki yüklü miktarda para ödenerek herkesi satın alıp bir plan yapmışlardı.
Sonrasında ise Vidus birkaç müttefikle görüşmüştü, bu insanlar İtalyan mafyasıyla iş yapan toplumlardı. Bratva, yani Rus mafyası hemen teklifi kabul edip yanımızda olacağını bildirmişti. Tabi bu olayda Türk mafyasının, yani Ateş lakaplı Arhan’ın yanımızda olmasında büyük bir parmağı vardı. Kendisi baya sevilen biriydi ve onun adını duyan herkes onaylıyordu, ona güveniyorlardı.
Bu zamana kadar Rus ve Japon kartellerini yanımıza çekmiştik, bildiğim kadarıyla geriye birkaç tane daha topluluk kalmıştı ve onlar da önemli isimlerdi ama Vidus’un onları da yanımıza çekeceğinden hiçbir şüphem yoktu. Bakışlarım tahtada konu anlatan adama kaydığında dudaklarım biraz daha kıvrılmıştı, sınavlar yaklaştığı için artık düzenli bir şekilde okula gelmemiz gerekmişti. Özellikle de öğretmen olan kocamın…
“Konu bu kadar gençler, anlamayan var mı?” diyen sesiyle bakışları sınıfta gezindiğinde ben ise onu izlemeye dalmıştım, yine gözlerinde olan o kemik gözlükleri ve üstündeki boğazlı kazağı öyle çok yakışıyordu ki tüm bedenim alev atmak üzereydi.
“Hocam sınavda hangi konular çıkacak?” diyen bir kızla Vidus açıklama yaparken kollarımı göğsümde bağlayarak onu izlemeye devam etmiştim.
Elleri bir şey anlattığını belli edercesine hep hareketliyken yüzü ise ciddiydi, hiç okuluna bile gitmediği bir bölüm hakkında nasıl tüm konulara bu kadar hakimdi gerçekten şaşıyordum. Zekası sahiden su götürmez bir gerçekti ve kesinlikle çoğalmalıydı. Henüz böyle bir şeyin izleri olmasada inanıyordum, yakın zamanda hamile kalıp ondan bir tane daha doğuracaktım.
Bu düşüncelerimle gülmeden edemedim, ben ki tüm erkeklerden nefret eden bir kadınken şimdi bir adamdan birkaç tane daha olsun diye canı gönülden hamile kalmak istiyordum. Aşk ne kadar tuhaf bir kavramdı, insana neler yaptıracağı hiç belli olmuyordu.
“Anlaşıldı mı Niran hanım?” diyen sesle düşüncelerim bölünürken bana bakan ateş bakışlara ve sınıfın geri kalanına döndüm.
“Anlaşıldı hocam.” demiştim ama neye dediğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
Artık sınıftaki dedikodular da çoğunlukla azalmıştı, hatta bizi garipsemek yerine tatlı bulan bir kesim bile oluşmuştu. Bu durum hoşuma gitmiyor değildi. Vidus’a ağzının suyunu akıtarak bakan kızların azalması içimi oldukça rahatlatmıştı.
“O zaman bugünlük bu kadar gençler, önümüzdeki hafta sınavda görüşmek üzere.” dediğinde çantamı alarak hızla ayaklanmıştım, benim bir dersim daha vardı ama ona da en az iki saat olduğu için bu şu an boşta olduğumuz anlamına gelirdi.
“Hocam şu konuyu kısaca bir daha anlatabilir misiniz?” diyen öğrenciyle yanına vardığım Vidus cebinden anahtarı çıkartarak bana uzattı.
“Sen odaya geç, ben geliyorum şimdi.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Kantinden kahve alacağım zaten bende.” diyerek elindeki anahtarı aldığımda o da başını sallayıp elindeki kitapla gelen kıza dönmüştü, sessiz sakin bir kızdı ve inek olduğunu bildiğim için çokta kıskanmamıştım.
Bir süre onları izledikten sonra sıkılıp sınıftan çıkarak kantine doğru yol aldım, bir yandanda sabah aceleyle üzerime geçirdiğim triko elbiseyi çekiştiriyordum. Şu aralar kilo aldığım için öncekinin aksine bir hayli dar olmuştu ve oturduğum içinde iyice kalçama yapışmış gibi hissediyordum…
~~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Zihnim kantine giden serçemle doluyken hızlıca konuyu anlatmaya çalışıyordum, bir yandanda bakışlarım hep saatimdeydi. Herhangi nabız yüksekliği arıyordum ama yoktu, bu da bir olay olmadığı anlamına gelirdi. Aldığım derin bir nefesle konunun sonunu anlattıktan sonra hızla kitabın kapağını kapatıp kıza uzattım.
“Konu bu kadar, evde tekrar edersen daha iyi oturur.” dediğimde kız gülerek kitabını almıştı.
“Tamam hocam, siz karınızın yanına gidebilirsiniz. Koşun.” dediğinde mimik yapmadan hızla ceketimi alıp çıkmıştım, bir de ergen esprileriyle uğraşamazdım.
Ceketimi çevik bir hareketle üstüme geçirirken bakışlarım çevrede serçemi arıyordu, konuyu anlatmam çok uzun sürmemişti. Bu yüzden yakında olmalıydı diye düşünürken hızla alt kata inmiştim ki gördüğüm bedeniyle dudaklarım kıvrıldı, kolundaki çantasıyla kantine doğru yürüyordu. Tam önümdeki üç kişilik erkek arkadaş grubunu sollayıp serçeme gidecekken duyduğum sözlerle arkalarından ilerlemeye devam etmiştim.
“Uf! Şu kızdaki göte baksana, nasıl güzel sikilir.” diyen en sağdakiyle tek gözüm seğirmeye başlamıştı.
“Oğlum sus lan, bizim Vidus hocanın karısı o.” dedi hemen yanındaki çocuk.
“Bana ne oğlum? O da karısına sahip çıksaymışta böyle güzel götünü belli eden şeyler giydirmeseymiş.” demesiyle görüş alanım hızla kırmızı bir sisle kaplanırken mantığım devre dışı kalmıştı.
Hızla konuşan küçük piçe doğru ilerleyip ensesinden yakaladığım gibi yandaki kapısı kapalı olan sınıfa fırlattığımda sertçe çarpmasının etkisiyle kapı açılırken içeri düşmesini sağlamıştı. Gözlerim öfkeden başka hiçbir şey görmezken şansıma boş olan sınıfa doğru yavaşça ilerlediğimde küçük piç inleyerek bakışlarını bana çevirmişti, gözleri korkuyla irileşirken diğer arkadaşları ise hızla kaçmışlardı. Doğru bir hareketti.
“Vidus!” diye haykıran sesle bedenim sahibini tanıyan vahşi bir hayvan misali gevşerken bakışlarım ona döndüğünde kapı misali sınıfın önünde duruyordum.
Serçem koşarak yanıma geldiğinde elleri sıkıca koluma tutunmuştu, dudaklarım kıvrılırken sınıfa hızla arkamı dönüp bir kolumu pervaza yasladım.
“Mia bella.” dedim dudaklarımdaki gülümsemeyle.
“Çocuğa bir şey yapmayacaksın, okuldayız.” dediğinde gülmeye devam etmiştim.
“Bir şey yapmayacağım mia bella, çok şey yapacağım.” dediğimde sesimdeki o tehlikeli tonu hissettiğine emindim.
“Vidus hayır, burada olmaz.” dediği sırada hızla yüzüne eğildiğimde bakışları kısa süreliğine dudaklarıma çarpsada anında gözlerime çıkmıştı.
“Sana ne demiştim mia bella, kıyafetine asla karışmam ama…” derken duraksayıp devamını ondan beklediğimi belli edercesine baktığımda kaşları çatılmıştı.
“Vidus okul…”
“Devamı ne serçem?” diyerek hızla sözünü kestiğimde oflamıştı.
“Bakanı yaşatmazdın ama bunlar sadece ergen, beyinleri oturmamış.” dediğinde yerimde tekrardan dikleşmiştim.
“Benim olana yan gözle bakacak kadar oturmuş.” derken üstümdeki ceketimi çıkartıp serçeme uzattım. “Sen beni odamda bekle mia bella, hemen geleceğim.” diyerek daha fazla konuşmasına izin vermeden kapıyı hissettiğim sinirle sertçe kapatarak korkuyla hala yerde uzanan piçe döndüm. “Demek sikersin öyle mi?”
“Hocam ben karınıza demiyordum, yemin ederim. Kendisine hiç yan gözle bakar mıyız?” diyen çocuk ben ona yaklaştıkça geriye doğru sürünüyordu, başım hafifçe yana eğilirken üstümdeki kazağın kollarını yukarı sıyırıp tek bir hareketle parmaklarımı kütürdettim.
“Neyseki kulaklarım iyi duyar.” derken hızla yakasından kavradığım gibi ayağa kaldırdıktan sonra yumruğumu yüzüne geçirmiştim…
~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Yüzüme sertçe kapanan kapıyla şok içinde bakakalmıştım, o kadar sert kapatmıştı ki kapı içeri göçerek pervazdan bile dışarı taşmıştı. Kısa süre içinde içerden bir patırtı ve ardından acı dolu bir inilti duyulduğunda ellerim hızla kapıya çarpmıştı.
“Vidus!” diye bağırırken ellerim tekrar kapıya çarpmıştı. “Bunun yeri değil Vidus, bırak onu!”
Ardından bir patırtı daha duyulduğunda ellerim sinirle saçlarımı bulurken sabır dilenmeye başlamıştım, bu adamın öfke problemleriyle ben ne yapacaktım böyle? O esnada kapı aynı sertlikle açıldığında arkasındaki duvara sertçe çarpmıştı, sinirli bakışlarım gülümseyen yüzünde gezinirken bakışlarım omzunun üstünden içeriye bakmaya çalışmıştı ama hızla bana yaklaşarak buna engel olmuştu.
“Sana odaya gitmeni söylediğimi hatırlıyorum mia bella.” diyen sesiyle ters bakışlarım gözlerine tutunmuştu.
“Bende sana durmanı söylediğimi hatırlıyorum vahşi adam.” dememle dudakları daha çok kıvrılırken hafifçe omzunu silkti.
“Ölmedi ki.” demesiyle sinirle nefesimi vererek elimdeki ceketini sertçe yüzüne fırlatıp kantine doğru adımladım, omzunun üstünden az buçuk çocuğun ayakta olduğunu görmüştüm, gerçekten çok bir hasar vermemişti ama yine de okulda olduğumuzu hatırlamalıydı.
Peşimden gelen adım seslerini duysamda umursamadan kantine girip çalışan kıza yöneldim.
“Bir tane latte lütfen.” dediğim sırada hemen dibimde bedenini hissetmiştim.
“Latte vanilyalı ve bir tane de americano.” diyen sesiyle kız büyülenmiş gibi arkamdaki vahşiye bakıyordu, parmağımdaki yüzüğü sertçe önümdeki cam tezgaha çarptığımda kız ürpererek bana dönmüştü.
“Duydun.” derken yüzüğümü gösterdiğimde kız ne demek istediğimi anlayarak hızla bakışlarını kaçırıp uzaklaşmıştı.
“Bana vahşi diyene bakın siz.” diyerek kulağıma doğru fısıldayan adamla başımı diğer yöne çevirip ondan uzaklaşmıştım ki hızla belime sarılan eli beni kendisine sabitlemişti. “Sanırım tezgahı kırdınız signora.”
“Uzak durur musunuz hocam? Rahatsız oluyorum.” diye tripli bir sesle konuştuğumda erkeksi kıkırtısı duyulmuştu.
“Tu piccolo bugiardo.” (Seni küçük yalancı.) diyen eğlenen sesiyle gözlerimi devirmiştim, artık bunun ne demek olduğunu biliyordum. Yalancı diyordu bana gıcık!
“Vahşi vakvak.” diye sinirle söylenmemle yandan kafasını uzatarak yüzüme bakmıştı.
“Sen onu unutmadın mı?” dediğinde yandan ters bakışlarımı ona yollamıştım ki hazırlanan kahvelerle hızla kendiminkini alıp kollarından sıyrılarak kantinden çıkmıştım. “Hem bak bir kahvenin kırk yıl hatırı olurmuş, kırk yılımız kesinleşti.” diyerek peşimden gelmesiyle içten içe gülesim gelmişti.
“O kahveyi sen yaptığında geçerli İtalyan bey, doğru öğrenememişsiniz.” derken hızla önden gitmeye devam etmiştim.
“Seve seve sizden tüm adetleri öğrenebilirim signora.” dediğinde bu sefer cevap vermek yerine sessiz kalmıştım, çünkü her konuştuğumda sinirim biraz daha azalıyordu.
Koridorda hızla ilerlerken o da her zamanki gibi peşimdeydi. Umursamadan odasının önüne gelip hala elimde tuttuğum anahtarla kapıyı açarak içeri girdim, acilen konuşmamız gerekiyordu. Böyle her yerde birine yumruklarını geçiremezdi, polisi siklemediğini anlamıştık ama ya daha ciddi bir durum olursa? O zaman ne yapacaktı?
“Acilen açıklama bekliyorum.” derken elimdeki kahveyi ve çantayı sertçe masaya bırakıp ona döndüğümde yaslandığı kapıyla beni süzdüğünü görmüştüm.
“Ne için?” diyen keyifli sesiyle kahvesinden bir yudum aldığında rahatlığı aşırı sinir bozucuydu.
“Vidus.” dedim sinirli bir sesle.
“Götünün ne kadar da seksi olduğundan bahsetti serçem, ne yapsaydım?” dediğinde ona biraz hak vermiştim ama yine de bunun yeri okul değildi.
“O sadece bir ergen.” dediğimde yavaşça yaslandığı kapıdan ayrılarak yanıma yaklaşırken o da kahvesini masaya bıraktıktan sonra seksi bir hareketle gözlüğünü çıkartıp masaya fırlatmıştı.
“Bu yüzden hala nefes alıyor mia bella, konuyu uzatmanı gerektirecek bir durum yok.” demesiyle sinirle bu sefer ben ona yaklaşmıştım.
“Okuldayız seni zeki aptal, polisleri tepene yığmak mı istiyorsun? Onca derdin arasında birde onlarla mı uğraşalım?” dememle bakışları dudaklarıma düştüğünde zihnim karışmak için adeta her yolu denesede izin vermemiştim.
“Aynasızlardan bu kadar korkman sinirimi bozuyor.” dediğinde bakışlarımı gözlerinin büyüsünden ayırmak için sabır dileniyormuş gibi yaparak hızla arkamı dönüp onun koltuğuna oturmuştum, yani masanın arkasındaydım.
“İyi, böyle devam et ve içeri atıl Vidus.” derken kollarımı göğsümde bağlamıştım. “Ayrıca unuttuysan ben öncesinde hırsızdım, işim polislerden kaçmaktı.” dediğim sırada o da bana doğru adımlayarak hemen yanımda kalçasını masaya yaslamıştı.
“İşin çalmaktı mia bella.” demesiyle ona ters bakışlarımı yollamıştım. “Ve kalbimi de çalarak kendini büyük bir güvenceye attın zaten, artık polisleri düşünmene gerek yok.” dediğinde gülmemek için kendimi kasarak bakışlarımı kaçırmıştım. “Ve şimdi de benden yaşama tutkumu çalıyorsun, ne yapacağız biz senin bu hırsızlığınla?” demesiyle ters bakışlarımı ona çevirdiğimde dudaklarıma baktığını görmüştüm, gülüşümü gizlememden bahsetmişti.
“Vahşi vakvak devreye girdiğinde mantığı silip atmayabilirsin mesela.” dediğimde gülen yüzü hızla solarken bu sefer ben gülmüştüm. “Vahşi vakvak, sevdim bunu.”
“Sevdin demek.” derken aniden yaslandığı yerden doğrulup önümde dizlerinin üstüne çökmesiyle anladığım şeyle gözlerim irice açılmıştı. “Tek bir şartla söylemene izin veririm.” diyerek sandalyemi tuttuğu gibi beni kendisine çektiğinde ellerim hızla ellerini bulmuştu.
“Vidus sakın, okuldayız.” dediğimde dudaklarında çapkın bir sırıtış oluşmuştu. “Tamam, söylemeyeceğim.”
“Bu kadar kolay kurtulamazsın.” derken ellerini ellerimin arasından kurtarmıştı ki hızla tekrardan yakaladım. “Hem sözüm vardı, bu odadan başlamış oluruz.”
“Ne sözü?” dememle dudakları daha çok kıvrılırken yüzü hızla yüzüme yaklaşmıştı.
“Ellerimi bırakırsan söylerim.” diyen boğuk sesiyle boğazım kururken derince yutkunmam gerekmişti.
“Kapı bile kilitli değil Vidus, sapıtma.” dediğim sırada dudaklarını hafifçe dudaklarıma sürtmüştü.
“Sapıttım bile.” derken dudaklarını sertçe dudaklarıma yasladığında istemsizce bende arkama yaslanmak zorunda kalmıştım.
“Vidus…” diye konuşmaya çalıştığım sırada hala elinde tuttuğu siyah ceketini bacaklarımın üstüne bırakmıştı.
“Gizlersin beni.” diye mırıldanırken bacağımda hissettiğim elleriyle şok içinde ellerimden ne ara kurtulduğunu anlamaya çalışmıştım, gıcığın tekiydi işte! Beni etkisi altına alıp duruyordu.
“Sen kendini ne kadar küçük sanıyorsun acaba?” dediğim sırada üstümdeki elbise çoktan kalçama kadar çıkmıştı, ateş bakışları aşağıya kayarken derince yutkundu.
“2.05’lik bir küçük.” derken beni öne doğru çektiğinde kalçam sandalyede ona doğru kaymıştı. “Ve bu küçük çok aç.”
(Bazı sahneler mevcuttur:) )
Sözlerinin hemen ardından hissettiğim dudaklarıyla gözlerim kayarken başını tamamen üstümdeki elbisenin içine soktuğunda ellerim sertçe omuzlarını kavramıştı. Kenara kayan iç çamaşırımı hissetmemle dişlerimi dudaklarıma geçirmiştim ki hemen ardından beni daha çok kendisine çekip başını bastırmasıyla az kalsın neredeyse çığlık atarak inleyecektim.
“Vidus.” diye küçük çaplı inlerken hızla hareket eden dili başımı döndürüyordu.
“Sesini kullan mia bella, herkes duysun.” diyen sesiyle ıslak tenime çarpan nefesi bedenimin daha çok titremesini sağlıyordu.
“Yok artık.” diye mırıldanır bir tonda inlediğim sırada hissettiğim dişleriyle tam çığlık atacakken bir elim hızla dudaklarımın üstüne kapanmıştı ki tıklatılan kapıyla gözlerim hızla irice açıldı.
“Vidus hocam, müsait misiniz?” diyen bizim deli hocayla Vidus bile duraksamıştı ama hala geri çekilmek gibi bir eylemde bulunmuyordu. “Giriyorum bak.” diyerek gülmesiyle hızla yandaki Vidus’un ceketini üstüne örtmüştüm, önümdeki masa büyük olduğu için çok yanıma yaklaşmadığı sürece bir şey göremezdi.
O sırada açılan kapıyla bakışlarım kapıya dönerken dudaklarıma hızla bir gülümseme yerleştirmiştim, Vidus ise hala sessizce altta durmaya devam ediyordu.
“Buyrun Fehmi hocam.” derken hafifçe boğazımı temizleyip boğuk sesimi geçirmeye çalışmıştım.
“Sen mi buradaydın kız? Vidus hoca yok mu?” dediği sırada aniden altta hissettiğim dudaklarıyla elim sertçe omzuna çarpmıştı.
“Yok hocam.” dediğim sırada hızlanan diliyle tüm bedenim kaskatı kesilmişti, adeta alnımdan ecel terleri döküyordum.
“Nerede ki?” diyen Fehmi hocaya sövmemek için kendimi çok zor tutuyordum.
“Bilmem ki, derstedir.” derken tekrardan uzaklaşması için sırtına vurmuştum ama hiç umrunda değil gibiydi.
“Sen iyi misin deli kız? Domates gibi olmuşsun.” demesiyle zor bela gülümseyerek başımı olumlu anlamda salladım.
“Ateşim var.” diyen boğuk sesimle Fehmi hocanın kaşları havalanmıştı.
“Bir bakayım kız, anlarım ben.” diyerek hızla bana doğru bir adım atmıştı ki aniden elimi kaldırdım.
“Hayır!” diye bağırmamla hoca adeta yerinden zıplamıştı.
“Ne bağırıyon kız? Buna da iyilik yaramıyor.” dediği sırada Vidus’un dili daha da hızlanmıştı.
“Hastayım hocam, size geçer.” derken yalandan öksürmeye çalışmıştım ama öksürükle inilti arası bir şey çıkmıştı.
Alnımdan terler boşanırken dişlerimi dudaklarıma öyle bir geçirmiştim ki artık kan tadı alıyordum.
“He öyle diyorsun, haklısın aslında.” derken hızla ağzını kapatıp geriye kaçmıştı. “Bir virüs kapmış gibisin.” dediğinde içime giren dille ellerim sıkıca omuzlarını kavramıştı.
“Vidus kaptım hocam.” dememle Fehmi hocanın kaşları çatılmıştı.
“Ney?” diyen sesiyle sinirle hocaya döndüm.
“Evet hocam, virüs kapmışım hocam. O yüzden hemen gidin ki size geçmesin hocam.” diye hızlıca konuşmamla Fehmi hoca başını olumlu anlamda sallayarak kapıyı açmıştı.
“Sen merak etme, ben Vidus’u hemen bulup buraya yollayacağım. Seni bir hastaneye götürsün, hiç iyi değilsin.” demesiyle eş zamanlı olarak tekrardan hızlanan Vidus’ta gözlerim kaymaya başlamıştı.
“Evet hocam, evet. Öyle yapın, kesinlikle çağırın.” derken inlememek için kendimi o kadar fazla kasıyordum ki başım ağrımaya başlamıştı.
“Tamam tamam, sen merak etme kızım.” diyen hoca kapıyı kapattığı an elimi ağzıma kapatarak derince inlemiştim.
Arkama yaslanırken bedenim deli gibi titriyordu, kısa süre içinde zirveye ulaştığımda gözlerim zevkten kaymıştı. Havalanan bedenim tekrardan sandalyeye düşerken nefes nefese kalmıştım. Sırtımdan akan her bir ter damlasını hissederken Vidus ise yavaşça geriye çekildiğinde adeta pelte kıvamını almıştım, gözlerimi bile zor açıyordum.
(Sahne bitmiştir.)
“Imm! Bu tatlı çok iyi geldi.” diyerek sırıtmasıyla sadece parmağımı ona doğru kaldırabilmiştim.
“Sen gıcığın tekisin Diavolo, hemde dünyanın en gıcık insanısın.” diye mırıldanmamla sırıtarak yüzüme yaklaşmıştı.
“O zaman bir daha polislerden korkmaman gerektiğini anlamışsındır değil mi?” derken yüzüme düşen saçımı nazikçe geriye itmişti. “Her korktuğunda aklına bu anı getir ve o korkunu gördüğümde bundan çok daha fazlasını yapacağımı unutma.” demesiyle yorgun bir edayla gülmüştüm.
“Bunun için miydi yani bu? Ya hoca anlasaydı manyak vahşi?” dediğimde elleri belime sarılırken yüzüme daha çok yaklaşmıştı.
“O zaman daha iyi olurdu, aklından hiç çıkmazdı.” derken dudaklarını dudaklarıma yasladığında gülerek hızla ona karşılık vermiştim, deliydi falan ama seviyordum bu adamı…
~~~~~~~~~~~
Yazarın anlatımından…
Murat en büyük hayaline ulaşarak başına geçtiği liderlik göreviyle uğraşırken bir yandanda zihni intikam ateşiyle doluydu, o Vidus denen hergeleden intikam almadan bu işin peşini bırakamazdı. Her hatırladığında sinirleri daha çok geriliyor, sanki bedeni alev atıyormuş gibi hissediyordu. Tüm varlığını yok etmişti, yetmezmiş gibi bunca sene eğittiği veliahtına el koymuştu. Eski karısını güvence altına alması da ayrı bir konuydu tabi ve bunların tek sorumlusu aptal kızıydı, onu en başında öldürmesi gerektiğini düşünmeden edemiyordu.
Masasında otururken bakışları çevrede gezindi, az önce aldığı haberle öfkeden deliye dönmüş ve odada ne varsa yerle bir etmişti. O Vidus denen velet yüzünden Murat iki önemli ortağını kaybetmişti, Ruslar ve Japonlar ona sırtını dönmüştü. Artık aralarında bir alışveriş istemediklerini söylemişlerdi ve tabiki bir de kendini geri çeken Türk karteli vardı. Ateş denen adam gelmekte olan silahları bile geri çevirmişti, her şeyi yerle bir etmişti.
Murat elindeki bardaktan büyük bir yudum daha alıp alkolün sakinleştirici tatlılığına kendini bırakırken tıklatılan kapıyla içeri sakat ayağıyla birlikte Cengo girmişti, elindeki bastonuyla birlikte Murat’ın önünde durarak saygısını belli edercesine eğildi.
“Beni emretmişsiniz Don.” diyen sesiyle Murat bir yudum daha almıştı, o Don olduktan sonra Cengo bile artık saygı göstermeye başlamıştı. İşte Murat’ın istediği güç tam olarak buydu ve eski Don sayesinde buna kolayca ulaşmıştı.
“Artık harekete geçeceğiz, bekleyecek vaktimiz kalmadı. Bir ortak daha kaybedemem.” diyen Murat’la Cengo hızla başını olumlu anlamda salladı.
“Emredin Don ve bende hemen yapayım.” diyen Cengo’yla Murat bakışlarını bardaktan alarak adama çevirdi.
“Hepsine ortak bir acı yaşatmak istiyorum, öyleki tek bir hamlemle hepsi yerle bir olsun istiyorum Cengo.” diyen Murat’la Cengo’nun kaşları çatılsada sessizce dinlemeye devam etmişti. “Kızımı öldüreceksin.” demesiyle Cengo bile buz kesmişti.
“Ama efendim…”
“Aması yok Cengo, onun ölümü her yönden en hayırlısı.” derken öne doğru eğilmişti. “Düşünsene, o ölürse Vidus biter. Ulvi ise hayattan ümidi keseceği için bana gelir ve veliahtım olur, Neva ise kahrından geberir zaten.” diyerek bardağı sertçe masaya vurmuştu. “Ve sonra bam! Her şey mükemmel bir düzene oturur.” demesiyle Cengo geriye doğru sendelemişti.
“Hata ediyorsun, o kız senin kıçı kırık oğlundan çok daha iyi. Hem güçlü, hemde cesur. Onu öldürmek başlı başına hata…” dediği sırada Murat elini sertçe masaya çarpmıştı.
“Sen kimsinde bana karşı geliyorsun lan?!” diye haykıran Murat’la Cengo susmak zorunda kalmıştı. “Ulvi’nin bilek gücü hakkında tek bir fikrin bile yok, birde aptal bir kız çocuğu için veliahtımı mı harcayacağım?” derken tekrardan bardağa uzanıp yarısına kadar dolu olan alkolün tamamını kafaya dikmişti. “Git ve gebert o kızı, belki o zaman bu saygısızlığını unutur ve canını bağışlarım.”
Sözleriyle birlikte Cengo daha fazla sesini çıkaramamıştı, içinde her ne kadar öfke biriksede korkusu daha baskın geliyordu. Başka çaresi yoktu, yaşamak için sevdiği kadını öldürecekti. Belki böyle sonsuza dek birlikte oluruz diye düşünürken çoktan sırıtmaya başlamıştı bile, Cengo’nun sevgisi bu kadardı. Onu öldürmeyi arzulayacak kadar acınası…
~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonu…
Öncelikle Vidus’uma ayrı, Ulvi’me ayrı sarılasım var. İkisi de kendi açılarından çok haklılardı…
Niran’ın ise hepsine iyi gelmesi, bu kıza bayılıyorum yaaaa…
Peki ya son sahnelerdeki Vidus’a ne demeli, Fehmi hoca yaktın bizi!!!
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Cengo aldığı emri uygulayabilecek mi???
Sizce Murat kendisi öldürmek yerine iş çocuklarına geldiğinde niye hep birilerini görevlendiriyor???
Ve son olarak sizce Niran bir daha polislerden korkar mı??? :)
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥