İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 39 · 37 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 39

38. ÖFKENİN HÜZNÜ

~Bölüm Şarkıları~

Tuğba Özerk~Patron

Orhan Gencebay~Batsın Bu Dünya

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!

Nasılsınız bakalımmm???

Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞

GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!

“Şaşıran sen mi, yoksa ben miyim bilemedim. Öyle bir dert verdin ki, kendime gelemedim. Çıkmaz bir sokaktayım, yolumu bulamadım. Of…of…of…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~~~~~

Korku boğazımı sıkıca kavrayıp baskı yapan iki el misali nefesimi keserken zihnim zaman algısını yitirmişti, sanki dünya bile o an dönmeyi kesip zamanı durdurmuştu. Midem acıyla kasılırken gözlerimden düşen her yaş kanlı ruhuma bir bıçak darbesi daha indirirken endişe nefes almama bile engel olacak kadar bedenimi sarmıştı. Güçlü olduğuma inandığım her dakika zihnimden yavaş yavaş yok olurken tek hissettiğim saf korkuydu, ona zarar gelecek korkusu…

O an bir kez daha anlamıştım, Vidus benim her şeyim olmuştu. Ona zarar gelirse bende yaşayamazdım ve hiç düşünmeden peşinden gitmek için her şeyi yapardım, çünkü onsuz bir hayat artık benim için mümkün değildi. Buğulu bakışlarım ondan ayrılmazken tüm gerçekler yüzüme kırbaç misali çarpmıştı, o benim bu hayata tutunma sebebimdi. O olmazsa bende olmazdım…

Boğazım yırtılırcasına attığım çığlıkla ateş bakışları koluna bile bakmadan bana dönerken dudakları güven verircesine kıvrılmıştı, iyi olduğunu anlatmak ister gibiydi ama zihnim bunu kavrayacak kadar yerinde değildi. O esnada silahı tutan eli havalanırken gözlerini benden ayırmadan art ardına ateşlediği silahıyla yere düşen bedenlerin seslerini duymuştum. Adamları teker teker indirmişti.

Yavaşça benden ayrılan gözleri önüne döndüğünde ise az önce güven vermek isteyen naif bakışlarının yerini ölüm kaplamıştı, sadece bakışlarıyla bile bir bedeni ikiye ayırır gibi bakıyordu. Silahı aşağıya inerken sinirden kasılan çenesini fark edebilmiştim, kesilen silah sesleriyle bakışları çevrede gezinirken abim ve Nilüfer’de onun yanına gitmişlerdi. Abimin bakışlarını her ne kadar üstümde hissetsemde benim bakışlarım sadece sevdiğim adamdaydı.

Gözlerim yavaşça onu tararken yüzünde herhangi bir acı ifadesi aramıştım ama yoktu, sanki o kurşun ona temas etmeden geçmiş gibiydi ama sarsılan bedenini çok net görmüştüm. En iyi ihtimalle kurşun sıyırmış olabilirdi ve bu her koşulda bir yarası olduğu anlamına gelirdi, benim sevdiğim adamı kanattıkları anlamına gelirdi…

Kaşlarım yavaşça çatılırken içimdeki korku yerini yine o tanıdık güç karıncalanmasına bırakmıştı. Ellerim sıkıca yumruk olurken bakışlarım masanın arkasından çıkarak hafifçe arkama döndüğünde konuşan adamın yanındaki tüm adamların yerde ve cansız olduğunu görmüştüm ama o yoktu. Kaşlarım daha derinden çatılırken bakışlarım çevrede gezindiği sırada bizim korumalar da hızla yanımıza gelmişlerdi, demek ki hepsini indirmişlerdi. Peki konuşan neredeydi, o it kaçmış mıydı? Benim sevdiğim adamı yaraladıktan sonra kaçabileceğini mi sanıyordu? Bunu asla onun yanına bırakmayacaktım.

Vidus korumalara emirler yağdırırken gitgide artan öfkem yüzünden sesler kulağıma sadece uğultu olarak ulaşmaya başlamıştı, öyleki bana doğru yavaşça yaklaşan Nilüfer bile umrumda değildi. Tek düşünebildiğim o şerefsizi yakalamaktı. Ayağımdaki topukluları çevik bir hareketle çıkardığım sırada ateş bakışlar beni bulurken gözlerinin büyüsüne kapılmama izin vermeden hızla ayaklanarak masanın arkasından çıkıp koşmaya başladım.

“Niran, dur!” diye bağıran Nilüfer her ne kadar koluma uzansada yakalayamamıştı.

“NİRAN, HAYIR!” diye ardımdan haykıran Vidus’un sesi gelsede umursamadan hızımı daha çok arttırdım, o tanıdık bacak yanmasını hissederken bakışlarım deli gibi çevrede geziniyordu.

Hızım yüzünden hava sertçe yüzüme çarparken saçlarım ve elbisem ardımda bir bayrak misali sallanıyordu. Merdivenlerden ikişerli üçerli atlayarak inerken duyduğum çığlık sesleriyle bacaklarıma daha çok yüklenmiştim ki gördüğüm manzarayla kaşlarım daha çok çatılırken aniden duraksayan adımlarımla bakışlarım çevremizde ölen korumalara çevrildi.

Çoğunu hatırlamıyordum ama yine de aralarında yüzüne aşina olduklarımda vardı, demek ki çoğu ölen o şerefsizin korumalarıydı. Ben bir gördüğümü bir daha unutmazdım ve Vidus’un diz çöktüğü an hepsini görmüştüm. Ölenlerin çoğu onun adamıysa New York kartelinin mekanda tahmin ettiğimizden çok daha fazla adamı var demekti ve buna rağmen bizim korumalarla baş edememişlerdi. Arhan gerçekten işinde en iyisi olanları vermiş olmalıydı.

Bakışlarım yavaşça kapıya döndüğünde Han’ın tek başına kapının önünde durup şerefsizin çıkışını engellediğini görmüştüm. Siyah bakışları itiraz istemeyecek kadar sertti ve tek başına hepsini yenebilecek gibi duruyordu. İri omuzlarının nasıl kasıldığı buradan bile belli olurken silahı bizimle konuşan şerefsize doğrultulmuştu ve öylece bekliyordu, emir beklediği aşikardı.

Belli ki hesaba katmadığı bir sorun vardı, ona çevrili üç ayrı silah varken tek başına şansı çok azdı. Bir elim hızla bacağımdaki silaha giderken ardımdan gelen adım seslerini ve hala haykırılan ismimi umursamadan silahımı kaldırıp şerefsizin yanındaki adamları nişan aldım, ateşlediğim silahla kurşunlar hedeflediğim yerlere saplanırken bizimle konuşan şerefsizin bakışları hızla bana döndü. Dudakları yavaşça kıvrılırken tüm bedenini bana çevirdiği sırada arkasındaki Han’ın silahı pek umrunda değil gibiydi.

“Sen…” diyen mırıltısıyla silahımı aşağıya indirmeden ona doğru birkaç adım daha atarak yaklaştım. “Seni tanıyorum.” dediğinde yüzümde mimik bile oynamamıştı. “Don Murat’ın kızısın sen.” demesiyle bu sefer gözlerim şüpheli bir edayla kısıldı, Murat’a neden Don demişti ki bu şimdi?

“Yanlış.” derken silahı karnına nişan alıp bir an bile düşünmeden hızla ateşlememle bedeni geriye doğru savrulmuştu, gözleri hissettiği acıyla irice açılırken benden böyle bir şey beklemediği kesindi.

Bu da demek oluyordu ki Vidus çoktan arkamdaki yerini almıştı ve bu şerefsiz yanındaki adamlarını onun indirdiğini düşünmüştü, ah ne acınası!

“Ben Diavolo’nun kadınıyım ve sen az önce onu yaraladın.” derken sesim bir ölüm tınısı kadar sakin ve ürperticiydi.

Yavaşça karnına giden parmaklarıyla irileşmiş bakışları önce karnına, ardından da tekrar bana döndüğü sırada sertçe dizlerinin üstüne yıkılmıştı. Silahı tutan elim yavaşça aşağı inerken ona doğru ilerleyip hemen önünde durdum.

“Her şeyin bir cezası vardır, Murat’ın iti. Ölümünde, yaşamında.” derken acı çeken haline bakmaya devam ettim. “Şimdi gebermek istemiyorsan konuş, o ite neden Don dedin?” diyen sert sesimle acısına rağmen dudakları alaycı bir ifadeyle kıvrılırken bakışları alttan gözlerimi bulmuştu.

“Çünkü…öyle…” diyen zor bela çıkan sesiyle başım hafifçe yana eğildi.

“Cevap?” dedim baskın ve itiraz istemeyen bir sesle.

Tam o sırada yan gözle silahı tutan elinin hareketlendiğini görmemle hızla silahımı eline doğrultup sıkmıştım ki eline aynı anda bir kurşun daha girmişti. Bakışlarım omzumun üstünden geriye döndüğünde beni izleyen ateş bakışları görmüştüm, silah tutan eli yavaşça aşağıya inerken diğer elini silah tuttuğu elinin bileğine sararak ellerini önünde bağladı. Gözlerim tekrar ateş bakışlarıyla buluştuğunda göz kırparak arkamdaki şerefsizi işaret etmişti, bu kısaca itin sonunu benim elime bıraktığını gösteriyordu.

Bakışlarım istemsizce koluna döndüğünde siyah takımından dolayı kan belli olmasada delinmiş ve koyulaşan kumaşı görebiliyordum, sinirlerim daha çok gerilirken bakışlarım hızla kanlar içinde ve parçalanan elini tutarak inleyen şerefsize döndü. Elimde tuttuğum silahımı hafifçe havaya atarak namlusundan yakaladıktan sonra silahın kabzasını tüm gücümle kafasına indirdim, inatla yıkılmayan bedeni vurduğum darbeyle sertçe yere düşerken bir adım atarak iyice dibine girip yanına eğildim.

“Benim sevdiğim adamın…” derken silahımı tekrar elimde çevirerek kabzasını sıkıca kavradıktan sonra namluyu karnındaki yarasına bastırdım. “Kanını akıttın.” derken silahı daha fazla bastırdığımda haykırışı mekanda çınlamıştı. “Ve ben buna rağmen sana yaşam için bir şans veriyorum şerefsiz.” diyerek silahımı yarasından çektim.

“He…hepiniz gebe…receksiniz!” diye zor bela haykıran sesiyle silahımı omzuna, tam da Vidus’un vurulduğu yere yaslayarak üzerine eğildim.

“O zaman günah benden gider, şimdilik biricik Don’una bir haber götürmek için yaşa.” diyerek silahı koluna bastırdım. “Söyle ona, Bella hakkı olan ölümü almak için geliyor.” derken silahı ateşlememle haykırışı tekrardan yankılanırken akan kanı altımızda gölet oluşturmuştu. “Han, bunu götürüp mülkünün önüne atın.” diye mırıldanarak ayaklandım. “Yaşarsa şansına, yaşamazsa bahtına.” derken bakışlarım Han’ın siyah gözlerini bulmuştu.

“Emredersiniz efendim.” diyen Han, Vidus’a bile bakmadan hızla beni onayladığında içten içe her ne kadar şaşırsamda yüzüme ulaşmamıştı.

İri ve uzun bedeni hala kapının önünde dururken üç numaraya vurulmuş siyah saçları ve sert siyah bakışlarıyla onu ilk kez incelediğimi fark etmiştim. Yüzünden bile yaşanmışlık akarken bakışları gözlerimde çok fazla durmadan yere odaklanmıştı, ya saygıdan yapmıştı ya da arkamdaki bir çift ateş bakışlar yine ölüm saçıyordu. Derince bir nefes alarak hızla arkamı döndüğümde gözlerim yuvalarını bulmuş gibi hızla ateş bakışlarla çakıştı.

O esnada acı iniltinin arasında çevrede yükselen uğultuları duymuştum. Doğru ya, tüm kumarhane bizi izliyordu ve bu kişiler çoğunlukla yeraltında adı geçen isimlerdi.

“Karısının kendisini korumasına izin mi verdi? Bizde güçlü biri sanardık.” diyen erkek sesiyle kaşlarım daha çok çatılırken seslere kulak verdim.

“Tüm ipleri karısının eline vermiş demişlerdi de inanmamıştım, haklılarmış.” dedi bir başka ses.

“Bu ne böyle, kadın başına racon kesmesine gerçekten izin mi veriyor? Bu nasıl bir adam?” diyen bir başka sesle ise gözlerim kısa süreliğine kapanırken derin bir nefes daha almıştım, benim böyle davranmam onun itibarını zedeliyordu.

Zihnimde çınlayan fikirle gözlerim aralanırken bakışlarım hayranlıkla beni izleyen adama döndü, eğer bu şekilde davranmam itibarını zedeliyorsa seve seve tüm gücü ona bırakabilirdim. Böyle bir konumda itibar umrumda değildi, hatta işin içinde o olduğu sürece hiçbir itibar umrumda değildi. Omuzlarımı dikleştirerek kendime daha fazla düşünmek için zaman vermeden hızla tek dizimin üstüne çöktüm.

Başım tıpkı onun bir askeri misali önüme eğilirken bu sayede sanki kafama göre değil de onun verdiği emirle böyle davranmışım gibi bir rol çizmiştim ve kesilen seslere bakılırsa çok doğru yoldaydım. Duyduğum adım sesleriyle tanıdık ayakkabıları görüş açıma girmişti ki aniden o da karşımda diz çöktüğünde içimden gözlerimi devirmek gelmişti.

“Vidus kalk.” diye başım yerdeyken fısıldasamda beni dinlemek yerine parmaklarını çeneme yaslayarak başımı kaldırdığında bakışlarım mecburen sert bakan gözlerine ulaşmıştı.

“Ne yapıyorsun mia bella?” diyen hafiften sinirli sesiyle benimde kaşlarım çatılmıştı.

“İtibarını kurtarmaya çalışıyorum, şimdi kalk.” diyen sert fısıltımla kaşları daha çok çatılırken yüzü yavaşça yüzüme yaklaşmıştı.

“Karşımda sen olduğun sürece itibarım sikimde değil.” diyen boğuk ve sert sesiyle gözlerim yine yakınımdaki ateş bakışlarında takılı kalmıştı. “Şimdi tut elimi, diz çökmesi gereken kişi sen değilsin.” derken uzattığı diğer eliyle bakışlarım eline kaydığında gördüğüm kanla gözlerim irice açılmıştı, omzundan akan kanlar eline kadar gelmişti.

O an içimde parlayan güç kırıntıları yerle bir olmuştu. Yarasının varlığı acı bir gerçek olarak yüzüme çarparken ruhum telaşla kasıldı, öyleki nefes almayı bile kesmiştim. Az önce öldürmeye odaklanan zihnim bile tuzla buz olmuştu, artık tek düşünebildiğim yarasının durumuydu.

“Vidus, yaran.” diyen korku dolu sesimle bir elim kanlı elini kavrarken bakışlarım hızla yarasında gezinmeye başlamıştı.

“Şhh! Bir şeyim yok birtanem, sen sadece ayağa kalk.” dedikten sonra hafifçe kulağıma yaklaşmıştı. “Karşımda diz çökmeni istediğim tek bir an var ve o kesinlikle bu değil mia bella.” desede zihnim yarasından başka bir şeye odaklanamıyordu, yüzü o kadar düzdü ki ne kadar canının acıdığını anlayamıyordum ama böyle kanarken acımaması imkansızdı. “Hadi serçem.” derken kanlı eli sıkıca elimi kavramış ve ardından beni kendiyle birlikte ayağa kaldırmıştı.

“Hemen hastaneye gitmeliyiz.” diye fısıldarken sanki onun yüzüne yansıtmadığı tüm acıyı yüreğimde hissediyordum.

“Gideriz mia bella, sonrada gider teslim oluruz.” diyen alaycı sesinin ardından dudaklarını alnıma bastırdığında kaşlarım daha çok çatılmıştı.

“Dalga geçme, yaralısın.” derken tüy kadar hafif bir şekilde karnına vurmuştum, hissetmediğine bile emindim.

“Bunu araba da konuşuruz.” diyerek geri çekilirken beni aniden göğsüne yasladığında boştaki kulağımı da eliyle kapatmıştı, ne oluyordu şimdi? “DİZ ÇÖK!” diye haykırmasıyla adeta ben bile yerimden sıçramıştım.

Bakışlarım görüş açımdaki az önce konuşan insan topluluğuna kaydığında bir kez daha şaşırmıştım, herkes önce birbirine baktıktan sonra hızla dizlerinin üzerine çökmeye başlamışlardı. Kaşlarım istemsizce havalanırken ünlü iş adamları ve yeraltının önemli isimleri arasında bakışlarımı gezdirdim, hepsi Vidus’un tek bir sözüyle dizlerinin üzerlerine çökmüşlerdi. Şaşırmamak elde değildi, bu nasıl bir güçtü?

“Sadakatinizi ve benim kim olduğumu unutmayın!” diye bağıran Vidus’la geri çekilip yüzüne bakmak istemiştim ama bana izin vermemişti. “Biz birlikte güçlüyüz ve bir daha gücümüzden şüphe edeni arkadaki direklere saplarım!” derken sesinden bile kesinlik akıyordu, gerçekten yapar gibiydi. “ANLAŞILDI MI?!”

Gür sesiyle birlikte herkesin korkuyla bakışlarını kaçırdıklarını anbean görmüştüm.

“Anlaşıldı.” diye herkes mırıldanırken Vidus sonunda başımı serbest bırakıp geri çekilmeme izin vermişti, bakışlarım hızla gözlerine tutunduğunda hafifçe gülümsedi. Sanki az önce bu kadar güçlü insanı tehdit etmemiş gibiydi.

“Seninde eklemek istediğin bir konu var mı karım?” diyen sakin sesiyle kaşlarım bir kez daha havalanmıştı, az önce ki kükreyen halinden eser yoktu.

“Yok.” diye mırıldanırken benim sesim bile adeta içime kaçmıştı.

“O zaman gidebiliriz, buradaki işimiz bitti.” derken bir eliyle kapıyı gösterdiğinde başımı uysal bir şekilde olumlu anlamda sallamıştım.

Arkamı döndüğümde Han’ın çoktan o şerefsizi alıp götürdüğünü görmüştüm, ikiside yoktu. Derin bir nefes alarak tam mekandan çıkmıştık ki aniden belime sarılan kolla bedenim havalanırken kollarım hızla boynuna sarılmıştı.

“O çıplak ayaklarla yere basamazsın mia bella.” diyen sesiyle kaşlarım çatılmıştı, neyseki sağlam tarafıyla almayı akıl edebilmişti.

Arabanın önüne kadar beni taşıdıktan sonra boştaki kanlı eliyle arka kapıyı açtığında kaşlarım hafifçe çatılmıştı, elindeki kanı hissetmesem kesinlikle yarası yok derdim. Nasıl bu kadar iyi oynayabilirdi? Hiç mi acısını hissetmiyordu?

Beni yere bıraktığında açtığı kapıdan girip arka koltuğa oturduktan sonra kayarak ona da yer açmıştım. Sırf hala bizi izleyen adamlar olduğu için sesimi henüz çıkaramıyordum ama kalbim acıyla göğsüme çarpmaya devam ediyordu, ruhsuz gibi davranarak beni kandıramazdı. Canının deli gibi acıdığını biliyordum ama aklıma takılan başka bir detay daha vardı, bu acıyı kaç sefer yaşamıştı da artık bu kadar duyarsız olmuştu?

Yanıma oturduktan sonra bir de üstüne yaralı koluyla kapıya uzanmıştı ki hızla ondan önce davranarak bacaklarının üstünden uzanıp kapıyı sertçe kapattım. Bu hareketimle bakışları beni bulurken dudakları kıvrıldığı sırada tekrar yerime geçmiştim ki öne geçen abim ve Nilüfer’le yola koyulmuştuk, kimsenin ağzını bıçak açmazken benim içimde bir fırtına kopuyordu.

Bakışlarım tekrardan ona döndüğünde beni izleyen gözleriyle karşılaşmıştım, dudaklarında ise o gülümsemesi hala yerini koruyordu. Kaşlarım daha çok çatılırken bakışlarımı zor bela gözlerinden ayırarak koluna odaklandım, kan akışını en aza indirmek için sarmalıydık. Tekrar önüme dönerken hala elimde duran silahı yanıma bıraktım, ardından bir elimi göğüslerimin arasına sakladığım bıçağa atarak çıkartıp bakışlarımı elbiseme çevirmiştim.

Ayaklarım ve elbisenin etekleri şerefsizin kanına bulanmıştı, temiz olan kısımdan uzunca bir kumaş parçası keserek Vidus’a döndüm. Kestiğim parçayla yırtmacım daha da genişlesede umrumda değildi. Oturduğum yerde tamamen ona dönerek koluna uzandığımda o da yaslandığı yerden ayrılarak kolunu bana çevirmişti, bu hareketiyle bakışlarım gözlerine döndüğünde ateş bakışlarındaki hayranlık pırıltısını görmüştüm.

“Gıcığın tekisin.” diye mırıldanarak koluna uzandığımda hafifçe gülmüştü.

“Şimdi ne yaptım ki?” dediğinde yandan ona ters bir bakış atarak kumaş parçasını kolunun altından geçirdim.

“Bir, beni o masanın arkasında bırakıp kendini kurşunların içine attın.” derken yaranın üstüne sıkı bir düğüm attığımda sonunda boğazından küçük bir hırıltı dökülmüştü. “İki, itibarını kurtarmama izin vermedin.” derken kumaşı tekrardan dolayıp yine bir düğüm attığımda gözleri kısılmıştı. “Ve üçüncüsü, sanki yaran yokmuş gibi o kolunu kullanıp duruyorsun. Daha saymamı ister misin?” diyen sert sesimle kolunu serbest bıraktığımda derin bir nefes almıştı.

“Ben hala bir hata göremiyorum.” diyen sesiyle gözlerimi devirerek ondan uzaklaşmaya çalışmıştım ki belime yaslanan sağlam taraftaki eliyle beni sertçe bedenine yasladı. “Seninde pek uslu durduğun söylenemez mia bella, yanımdan ayrılmaman konusunda ne konuşmuştuk?”

“Yanından ayrılan ben değildim, sen beni bıraktın ve şunu unutma.” derken yüzüne biraz daha yaklaştım. “Beni bıraktığın an daha tutamazsın, dua et de bu sefer sadece intikamımı almaya gittim.” diyen sert sesimle ateş bakışları gözlerim ve dudaklarım arasında gidip gelirken derince yutkunmuştu.

“Eğer aklında ufacık bile benden gidebileceğine dair bir düşünce varsa…” derken bana biraz daha yaklaşarak yanağını yanağıma yaslayıp kulağıma yöneldi. “Olmasın, çünkü ölsemde bırakmam artık seni.” diyen sesiyle kalbim hissettiği heyecanla göğsüme çarparken sırıtmamak için kendimi kasmam gerekmişti.

“Ölsende bırakmam zaten seni.” diyen mırıltımla derin bir nefes alırken başını çevirip boynuma sokulmuştu.

“Az önce mekanda harikaydın.” diyen fısıltısıyla daha fazla kendimi tutamayarak sırıtmıştım. “Her haline bayılıyorum ama güçlü halin bir başka tahrik ediyor mia bella.” dediğinde hafifçe öksürerek derin bir nefes almıştım ki abimin dikiz aynısından bize attığı keskin bakışları fark etmiştim, Nilüfer ise omzunun üstünden sırıtarak bizi izliyordu.

“Bu şerefsiz Murat için Don dedi, neler oluyor?” diyerek hızlıca konuyu değiştirmeye çalışsamda Vidus’un boynuma bıraktığı küçük öpücüklerle aklım çoktan karışmıştı.

“Hayalini gerçek sanmaya başlamış demek ki.” diyen Vidus yavaşça boynumdan çekilerek arkasına yaslandığında anlamayarak ona bakmıştım. “Senelerdir tek amacı Don olmak, bu yüzden şimdiki Don’un götünden ayrılmıyordu.”

“Ama bu Don’luğun bir saltanatı olduğunu söylememiş miydiniz? O nasıl olacak ki?” dediğimde Vidus başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Evet serçem ama eğer Don’un yerine bırakacağı bir varisi olmazsa istediği kişiyi bırakabilir, buna hakkı vardır ve uzunca bir süre de yoktu.” dediğinde kaşlarım havalanırken anladığımı belirtircesine başımı olumlu anlamda salladım.

“O şerefsizden göte giyilen don bile olmaz.” diyen abimle dudaklarım kıvrılırken bakışları yine aynadan beni bulmuştu. “Sen hiç gülme Niran, bir anda çıkıp gitmek ne?” diyen sert sesiyle konunun tekrardan bana geldiğini anlayarak tam cevap verecekken başka bir ses konuşmama izin vermemişti.

“Alçalt o sesini.” diyen Vidus’un sert sesiyle bakışlarım ona döndüğü sırada onun gözleri de beni bulmuştu, hafifçe gülümseyerek bir sorun olmadığını gösterip önüme döndüm.

“Bir kes lan.” diyen abimle Vidus’un tek kaşı havalanırken yaslandığı koltuktan ayrılarak öndeki iki koltuğun arasına eğilip yandan abime bakmıştı.

“Tekrar et.” derken Vidus’un sesi de sertleşmişti.

Bir elim hızla sağlam omzundan yakalayarak onu geri çektiğinde bana karşı çıkmadan tekrardan arkasına yaslanmıştı.

“O şerefsiz gidemezdi abi.” diyerek hızlıca abimin ilk sorusuna cevap verirken bir yandan da gözlerimi belerterek Vidus’a bakıyordum, abimle laf dalaşına girip durmamalıydı.

“Bizim elimiz armut mu topluyor abim?” diyen abimin sesi az öncekinin aksine daha yumuşaktı. “Zaten bu yanındaki ayrı bir sarhoş. Ben seni almak için öne atılıyorum, paşam beni durduruyor.” dediği sırada yanan kırmızı ışıkla durduğunda omzunun üstünden arkasını dönmüştü, bu sefer bakışları Vidus’taydı. “Sen niye kartelin lideriyle, hiçbir bilgisi olmayan kızı karşı karşıya bırakıyorsun lan? Ya bir şey olsaydı?”

“Bilgisi olmayan?” diye soran sesimle Nilüfer gülerek emniyet kemerini çıkartıp tamamen arkasını dönmüştü, elinde gerçekten bir mısırı eksik gibiydi.

“Sen benim karımı hafife mi aldın?” diyen Vidus’un sert sesiyle abiminde kaşları çatılmıştı.

“O benim kardeşim, yıllar sonra bulduğum kardeşim!” diye abimin yükselen sesiyle Nilüfer sonunda gülerek izlemeyi kesip hafifçe abimin koluna dokundu.

“Korsan adam sakin mi olsan? Şu an pek zamanı değil.” diyen Nilüfer’le abim sadece derin bir nefes almıştı ve hemen ardından gevşeyen omuzlarını dışarıdan bile görebilmiştim, tek bir dokunuş yetmişti.

“O zaman kardeşinin gücünü gör sik beyinli, bir yere kapatarak onu koruyabileceğimi bilsem bunu zaten çoktan yapardım ama onun buna ihtiyacı yok.” diyen Vidus’la bakışlarım istemsizce ona dönerken sesinden bile okunan hayranlığıyla içim bir hoş olmuştu. “Senin kartel lideri dediğin adamı tek başına yenip üstüne paketleyerek yolladı, bilmem anlatabildim mi?” derken bakışları bana döndüğünde hafifçe gülümsemiştim. “Nasıl da aşık olunası.” diyen mırıltısıyla bakışlarım istemsizce dudaklarına düşmüştü, yalnız olsak yüksek ihtimal çoktan yapışırdım.

“Oh! Sonunda abi, bu seferde ablamın gücünü fark etmeseydin çıldırırdım.” diyen Nilüfer’le abimin bakışları hızla ona dönmüştü. “Ne var korsan adam? Kızı koşarken bile yakalayamıyoruz, sende fark et artık bir şeyleri.”

“Güçlü olduğunu biliyorum ama o benim kardeşim, bir kez daha elimden almalarına izin vermem.” diyen abimle içim sıcacık olurken bakışlarım ona dönmüştü.

Korkusunu anlayabiliyordum, çünkü bende onlar için aynısını hissediyordum ama yine de böyle bir konumda sadece durup masanın arkasında saklanamazdım.

“Yaralı olan ben değilim yalnız abi.” derken yan gözle yanımdaki adama baktığımda sırıtarak göz kırpmıştı, yarası asla umrunda değildi ve bu durum daha çok sinirimi bozuyordu.

“Sıyırdı altı üstü, bir şeyi yok.” diyen abimle şok içinde ona dönmüştüm.

“Daha fazla sinirimi bozmadan şu arabayı hastaneye sür.” diyen sert sesimle abim derin bir nefes alarak tekrar önüne dönüp gaza yüklenmişti, neyseki gecenin bir yarısı olduğu için yol boştu.

“Ulvi haklı mia bella, küçük bir sıyrık sadece.” diyen Vidus belime sardığı eliyle beni kendisine çektiğinde bakışlarım alttan onu bulmuştu.

“Küçük bir sıyrık mı bu kadar kanadı Vidus?” dediğim sırada tam dudakları aralanmıştı ki konuşmasına izin vermedim. “Tek kelime daha edersen diğer kolunda da ben bir sıyrık açarım Vidus.” diyen sert sesimin aksine Vidus sırıtarak dudaklarını kapatmıştı.

“Hastane olmaz, bu saatte de Kayra uyandırılmaz. Tek çare kalıyor.” diyen abimle bakışlarım ona döndüğünde sırıttığını görmüştüm.

“Umarım aklımdan geçen değildir.” diyen Vidus’un sert sesiyle abimin dudakları daha çok kıvrılmıştı.

“Kesinlikle o.” diyerek gülmeye devam eden abimle kaşlarım havalanmıştı.

“Lan mal, o herif karşılıksız nefes bile almaz.” diyen Vidus’la yaslandığım bedeninden doğrularak ikisine bakmıştım.

“Ee, o da senin meselen artık.” diyen abimle Vidus’un gözleri kısılmıştı.

“Neler oluyor ya? Kim geliyor ki?” dediğimde abimin sırıtan yüzü bana dönmüştü.

“Ervah geliyor abiciğim, kocan çok sever.” diyen abimle Vidus erkeksi bir edayla gözlerini devirmişti.

Bu ismi hatırlıyordum, Murat’ın adamlarını hakladıktan sonra bizimle kameradan konuşan adamdı. Lavinia’nın söylediğine göre hem bir seri katildi, hemde abimin eski bir arkadaşıydı ama aklıma takılan bir detay vardı. Seri katil Vidus’un yarasını nasıl iyileştirecekti ki?

“Şu seri katil mi?” dediğimde abimin gülen yüzü solarken Vidus’un da ateş bakışları bana dönmüştü.

“Sen onu nerden tanıyorsun?” diyen abimle bakışlarım Vidus’un soru işaretleri dolu gözlerine tutunmuştu.

“Lavinia anlattı.” diye hızla cevap verdiğimde Vidus’un omuzları gözle görülür şekilde rahatlamıştı.

“Abim niye sevmiyor ki o adamı?” diyen Nilüfer’le bende cevabı merakla beklemiştim.

“Manyağın teki çünkü.” diyen Vidus’la abim tekrardan gülerek önüne dönmüştü.

“Deli deliyi görünce sopasını saklarmış işte.” diyerek gülen abimle Vidus yaralı taraftaki eliyle uzanıp kafasına vurmasıyla şok içinde ona dönmüştüm.

“Vidus!” diye bağırmamla gözleri bana dönerken elini geri çekti.

“Tamam mia bella, kaldırmak yok.” diyen Vidus’la gözlerimi kısarak ona baktım.

“Hiç mi acımıyor be adam?” dememle dudakları hafifçe kıvrılmıştı.

“Uyuşturucum kollarımın arasındayken hiçbir şey hissetmem.” diyen mırıltısıyla içimdeki cilveli kız sırıtsada ben sert bakışlarla bakmaya devam etmiştim.

“Siz hep mi bu kadar yapışıktınız, yoksa ben mi yeni fark ediyorum?” diyen abimle Vidus sinirle nefesini vererek ona döndü.

“On yıldır yanımda olan ebemdi çünkü.” diyen sert sesiyle gülüşümü durduramamıştım. “Ayrıca yanında da benim kardeşim varken kaşınma Ulvi.” dediği sırada Ulvi ve Nilüfer’in bakışları çakışmıştı.

“Yani abi, bence de abartmaya gerek yok. Sonuçta evli olmadığınız halde aynı odada kalıyorsunuz ve abisi buna laf etmiyor.” diyerek Vidus’a arka çıkmamla bu sefer ikisinin bakışları da bana dönmüştü. “Ne var canım, haksız mıyım?” derken Vidus’a döndüğümde dudakları kıvrılmıştı.

“Her zamanki gibi çok haklısın karım.” dediğinde abim oflayarak önüne dönmüştü.

“Ben dedim ama sana korsan adam, çok kaşımamak lazım bu durumu diye.” diyen Nilüfer çaktırmadan bana göz kırparak önüne dönmüştü, o her daim bizim yanımızdaydı. “Mazallah sonra kendi evime dönmek zorunda falan kalırım.” demesiyle abim hızla ona dönmüştü.

“Yok öyle bir şey, daha yeni kaçırıldın pamuk şeker.” dediği sırada kulağıma çarpan nefesle tüm odağım tek bir yere kaymıştı.

“Ben serçe dedim diye senelerce dalga geçmişti, kendisi pamuk şeker diyor.” demesiyle kendimi tutamayarak gülmüştüm.

“Büyük konuşmamak lazım demek ki.” dediğimde o da hafifçe gülmüştü.

“Kesinlikle mia bella.” dediği sırada derin bir nefes alarak kendime gelmeye çalışmıştım, korkumu zihnimden atmak için bilerek yanaştığını biliyordum ama yine de ondan etkilenmeden yapamıyordum. Bedenime engel olamıyordum.

“O zaman sende abimle iyi geçinmeye bak korsancığım.” diyen Nilüfer’le aklımı zor bela onlara vererek hala boynuma çarpan nefesi görmezden gelmeye çalıştım ama kesinlikle bu çok zordu.

“Abin kaşınmazsa sıkıntımız yok.” diyen abimle Vidus’un boynuma doğru homurdandığını duymuştum.

“Seni bir kaşırım Ulvi.” diyen Vidus geriye çekilecekken hızla elimi ensesine sararak boynuma bastırdığımda bana engel olmamıştı.

“Önce o kolun iyileşsin, sonra denersin.” diyen abimle dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı, her ne kadar abilik kıskançlığı yapsada Vidus’u hala çok sevdiğini biliyordum.

“Korkma korkma, ölmem.” diyen Vidus’la abim homurdanarak yan tarafındaki cama dönmüştü. “Vurulduğumda abi diye attığın çığlığı da duymadım sanma, senin kıskançlıklar bize sökmez.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı.

“Kardeşimle evli olman abim olduğun gerçeğini değiştirmiyor ne yazık ki it herif.” diyen abimle dudaklarımda hüzünlü bir gülüş belirmişti. “Ama yine de Ervah gelecek.” diyerek sırıttığında bu sefer homurdanan taraf Vidus olmuştu.

“Senin yapacağın işi sikeyim Ulvi.” dediğinde hafifçe gülmüştüm.

“Bu adamı niye çağırdınız ki şimdi? İlk yardım mı biliyor?” dediğimde abimin bakışları dikiz aynasından bana dönmüştü.

“Kalp cerrahı.” dediğinde kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.

“Cerrah ve katil mi?” dememle Nilüfer de gülerek bana dönmüştü.

“Abla çevremizde savcı ve katil olan biri de var, bu mu şaşırtıcı geldi şu an?” demesiyle bende gülmüştüm.

“Ona da şaşırmıştım zaten ama bunu anlamadım, hipokrat yemini yok muydu onların?” dediğimde hala boynumda soluklanan adam da gülmüştü. “Gerçi Kayra da doktordu değil mi? Ben sizi anlamıyorum ya.”

“Kayra’yı bilmem de o it yemin falan etmemiştir kesin.” diyen Vidus’la abimde gülmüştü.

“Kendi kurallarına yemin etmiştir o anca.” diyerek gülmeye devam eden abimle araba durduğunda eve geldiğimizi anlamıştım, tam açılan bahçe kapısıyla içeri girecekken bize doğru gelen ışığı fark etmiştim.

Bir motor hızla bize yaklaşarak yanımızdaki boşluktan bahçeye girdiğinde abim ve boynumdan hızla kalkan Vidus anında silahlarını ellerine almışlardı. Bahçeye giren motor sertçe yerde kayarak tam karşımızda durduğu sırada korumalar da silahlarını motorcuya çevirmişlerdi.

“Ne oluyor?” diyen Nilüfer’le bende yavaşça yandaki silahıma uzanıp kavradım, kim olduğu belli değilse tehlikeli olabilirdi.

Abim arabayı yavaşça bahçeye doğru sürdüğü sırada motorun ışıkları kapanırken üstündeki kişi kaskını çıkarmıştı. Tek kaşım havalanırken bir süre karşımdaki adama bakmıştım ki abim silahını indirerek nefesini bıraktı ama Vidus’un silahı hala elindeydi.

“Böyle bakışacak mıyız?” diyen adamın boğuk ve kalın sesiyle kaşlarım çatılırken abim kapısını açıp dışarı çıkmıştı.

“Bu kadar hızlı gelmeni beklemiyordum.” diyen abimle adamda motorundan inmişti.

“Geldi tipini siktiğim.” diye mırıldanan Vidus’la ben engel olamadan yanındaki kapıya uzanıp açtığında ters bakışlarımı ona çevirmiştim.

“Kolun Vidus, kolun.” dedim sinirli bir sesle ama Vidus bana cevap vermek yerine yanağıma hızlı bir öpücük bıraktıktan sonra dışarı çıkmıştı.

“Hız bizim işimiz.” diyen adamla Nilüfer elindeki ayakkabılarımı bana uzattığında hızla giymemin ardından ikimizde dışarı çıkmıştık. “Naber yaralı aslan? Uf mu ettiler seni?” diyerek Vidus’a dönen bakışlarıyla Vidus onlara doğru yaklaşmıştı.

“Yok yara falan, siktir git.” diyen Vidus’un sert sesiyle adam bir kahkaha patlatmıştı.

“Ben araştırdım bu adamı.” diye yanımda fısıldayan Nilüfer’le onu dinlemeye başlamıştım. “Annesi Rus kökenliymiş ama bunu doğururken ölmüş, babası da karısına çok aşık bir adam olduğu için yıkılmış. Bu bir süre babasıyla kalmış ama sonra annesinin Türkiye’deki akrabaları bunu himayesi altına almışlar.” dediğinde kaşlarım şaşkınlıkla havalanmıştı.

“Sendeki bu stalk yeteneği beni bazen korkutuyor.” diye fısıldamamla o da sırıtmıştı.

“Asıl bomba olan kısım annesinin akrabalarının Bratva’yla olan alakaları, abimde yüksek ihtimal bu yüzden sevmiyor.” dediğinde anlamayarak ona dönmüştüm. “Yani Rus mafyasındanmış ailesi ve İtalyan mafyası ile Rus mafyası çok anlaşamazlar.” demesiyle bütün parçalar yerine oturmuştu.

“Ha o yüzden Vidus bu kadar gergin.” dediğimde başını olumlu anlamda salladı.

“Tabi adamın biraz gevşek olmasından dolayı da olabilir, baksana.” dediğinde bakışlarım yine bizim ikiliye dönmüştü.

“O yüzden seni çağırdık.” diyen abimle Vidus ona sert bakışlarını yollamıştı, belli ki biz konuşurken abim yine her şeyi açıklamıştı.

“Tamam, bir bakalım yarasına.” diyen adam motoruna ilerleyip direksiyona taktığı çantayı aldıktan sonra eve yöneldiğinde Vidus gözlerini devirerek bana doğru gelmeye başlamıştı.

“Abinle ikisini birbirine çarpmamam için tek bir sebep söyle mia bella?” dediğinde gülerek silahımı bacağımdaki yerine takıp sağlam koluna girdikten sonra onu eve yönlendirmiştim.

“Çünkü beni seviyorsun.” diye cilveli bir sesle konuştuğumda derin bir nefes almıştı. “Ve abim güvenmese o adamı buraya getirmezdi, sende eve almazdın. Demek ki çokta kötü biri değil.”

“Çok kötü biri ama bize karşı bir hatasını görmedik.” dediğinde alttan ona bakmıştım.

“Yani sana benziyor.” dememle sert bakışları beni bulduğunda gülerek koluna daha sıkı sarılmıştım. “Şaka yaptım hayatım, hem adam sadece yaranı iyi edip gidecek. Hepsi bu, gerilme.”

“Umarım bunu yapana kadar ben onda bir yara açmam.” diyerek önüne döndüğü sırada evin önünde durmuştuk.

“Dene istersen.” diyen adamla Vidus’un sert bakışları öne dönerken hızla Nilüfer’i dürtmüştüm, çantam hala ondaydı ve anahtar içindeydi.

“Kaşınma Tunay.” diyen Vidus’un sert sesiyle kimseye çaktırmadan sarıldığım sağlam kolunu çekiştirmiştim.

“Kaşınırsam ne olurmuş?” diyen adamın da bakışları sertleşirken abim hızla aralarına girmişti.

“İkinizde bir kesin lan, görende düşmansınız sanar.” diyen abimle ikisi de sessizce önlerine dönmüştü ki Nilüfer kapıyı açıp geri çekildi.

Vidus hızla eve adımladığında bende kolunda olduğum için ona ayak uydurmak zorunda kalmıştım. Hızlıca salona girdiğimiz sırada diğerleri de peşimizden gelmişti, yavaşça Vidus’un kolundan çıkarak diğer kolundaki sargıya uzanmıştım ki Vidus tek bir hareketle kumaş parçasını koparmıştı. Benim bile canım acırken hızla koluna uzandım.

“Kendine biraz acı be adam.” diyen sinirli sesimle Vidus’un bakışları bana dönerken hafifçe gülümsemişti.

“İyiyim mia bella, acımıyor.” dediğinde gözlerimi devirerek tam birkaç adım geriye çekilmiştim ki hızla belimden tutup beni tekrar dibine çekti. “Ama uzaklaşırsan acır.”

“Romantik erkeğe bak be.” diyen Tunay denen adam açtığı çantasında bir şeyler yaparken Vidus sinirle soluğunu bıraktıktan sonra ceketine uzandığında hızla ona çıkarmasında yardım ettim. “Bakalım yaran ne kadar uf olmuş.” diyen adam yanımıza geldiğinde Vidus tek bir hareketle boynunu kırmak ister gibi bakıyordu.

Tunay’ın ela gözleri bilgili bir tavırla yarayı incelerken eldiven taktığı elleri Vidus’un kolunu kavramıştı, bu süre içinde onu incelemek için vaktim olmuştu. Vidus kadar uzun olmasada o da oldukça uzundu, aralarında on santim kadar vardı sadece. Abim ya da Vidus kadar iri olmasada sıkı ve kaslı bir bedeni vardı, siyah saçlarının aksine teni ise bembeyazdı. Sanırım Ruslara benzediği tek özelliğiydi.

“Kurşun içeri girmemiş, sıyırmış sadece. Birkaç dikişle hallederiz.” dedikten sonra kolunu bırakıp tekrar çantasına ilerlediği sırada Vidus yanındaki benimle birlikte koltuğa oturmuştu.

“İyi misin?” diyen sorumla ateş bakışları bana dönmüştü, az önce Tunay içeride kurşun var mı diye bakarken yarasını fazla kurcalamıştı.

“İyiyim mia bella.” derken beni daha çok kendine çekip göğsüne yaslarken burnunu saçlarıma gömmüştü.

“Sende de bir şey var mı?” diyerek bana dönen Tunay’ın bakışları kanlı ayaklarımdaydı.

“Benim kanım değil.” dediğimde gözlerime çıkan bakışlarıyla sırıtmıştı.

“Tunay gözlerini oydurma bana.” diyen Vidus’un sert sesiyle Tunay gülerek önüne dönmüştü.

“Ne bu, seven kıskanır itemi mi?” diyen Tunay elindeki iğneyle Vidus’a yöneldiğinde Vidus’un belimdeki eli sıkılaşmıştı.

“Hayır, kadınıma bakan kimseyi yaşatmam itemi. İstiyorsan tekrar dene.” diyen Vidus’la Tunay gülerek Vidus’a bakmıştı.

“Sağol, ölmek için çok gencim. Senin aksine.” demesiyle kaşlarım havalanırken Tunay yaranın üzerine bir sprey sıkmıştı. “Sahi kırk oldun mu sen?”

“Seni evire çevire dövebilecek kadar gencim.” dediği sırada bakışları koluna kaymıştı. “Ne sıktın lan?”

“Zehir, birazdan ölürsün.” diyen Tunay’la Vidus’un ters bakışları alttan onu bulmuştu.

“Çevrene bir bak bakayım, sonrasında sağ kalır mısın?” diyen Vidus’la bıkkınlıkla nefesimi vermiştim.

“Diğerlerini bilmem de yanındaki kadın beni yaşatmaz.” derken Vidus’un yarasına bakmaya devam etmişti. “Bu arada iyi dövüştü.” demesiyle gözlerim irice açılırken bakışlarım hızla adamı bulmuştu, yüzümde maske olmasına rağmen beni nereden tanımıştı?

O esnada Vidus’un yaralı taraftaki eli sertçe Tunay’ın boğazına sarılırken Tunay’da çevik bir hareketle diğer elindeki iğneyi Vidus’un boğazına yaslamıştı. Gözlerim korkuyla irileşirken hızla yerimden doğruldum.

“Sen benim karımın dövüşünü nereden biliyorsun lan?!” diye haykıran Vidus’la Tunay hiç etkilenmemiş gibiydi.

“Bizi çeken kameraya bağlanmıştı Vidus, bir sakin ol.” desemde Vidus bırakmaya hiç niyetli değil gibiydi.

“Sen kimsinde benim karımı izliyorsun puşt?!” derken diğer kolunu da benden çekip hızla ayaklandığında Tunay’ın gözleri kısıldı.

“Yerinde olsam fazla hareket etmezdim.” derken boynundaki elini oynattığında korkuyla Vidus’un koluna girdim. “İğneyi şu an tuttuğum yerdeki damara saplamamla birkaç dakika içinde ölürsün.”

“Lan bir durun ikinizde.” diyen abimde hızla konuya girerken Tunay’ı sertçe geri çekip ikisini ayırmıştı. “Kardeşimi niye izledin lan? Cevap ver.” dediği sırada Tunay derin bir nefes alıp sakince abime döndü.

“Sen manitamı bul diye gelince bende onları takip ettim.” diyen Tunay’la Vidus’un sert bakışları abime dönmüştü. “Sonrada Duman’ın dövüştüğünü gördüm, bunu kaçıramazdım.” diyen Tunay’la Vidus tekrardan ona dönmüştü.

“Seni sike sike gebertirim oğlum!” diye bağıran Vidus tam Tunay’a yönelecekken hızla önüne geçip göğsünden ittim.

“SUS VE OTUR!” diye haykıran sesimle ateş bakışları bana döndüğünde elimle koltuğu gösterdim. “Otur.” dedim sert bir sesle, ardından bakışlarım Tunay’a dönmüştü. “Sende kapat o sikik çeneni ve şu işi hallet.” dememle kaşları havalanırken iki elini de havaya kaldırmıştı.

“Sustum.” diyen Tunay’la bakışlarım yine Vidus’a döndüğünde derin bir nefes alarak kendini koltuğa geri bırakmıştı.

“Birbirinizi sinir etmekten başka bir bok yaptığınız yok, çocuk musunuz siz?” derken ellerimde sinirli bir anne edasıyla belime yerleşmişti. “Zaten gerginim, yemin ediyorum tüm hıncımı sizden alırım.” dediğimde Tunay sessizce tekrardan Vidus’a yönelmişti, Vidus ise gülümseyerek bana bakıyordu. Bu adamın sinirli halime karşı ayrı bir yönelimi vardı!

“Sen belanı bulmuşsun birader.” diyen Tunay’la derin bir nefes alan Vidus’un başı hafifçe yana eğilmişti.

“Böyle belaya can kurban.” diye mırıldanan Vidus boştaki elini bana uzattığında elini tutmadan yanına oturdum, kolu hızla belime sarılırken Tunay ise iğneyi hafifçe koluna dokundurup Vidus’a dönmüştü. “Seninle de işimiz henüz bitmedi, kurtuldum sanma.” dediğinde Tunay gülmüştü.

“Karın haklı, sadece seni bilerek sinir ediyorum. Dövüşü izlediğim falan da yok, ararken son saniyelerine denk gelmiştim.” derken yarayı dikmeye başladığında baştaki uyuşturucu sprey olduğunu düşündüğüm şey yüzünden artık canının acımadığına emindim.

“Biliyorum ama sen yine de ağzından çıkana dikkat et.” diyerek beni kendisine daha çok çektiğinde başım yine göğsüne yaslanmıştı. “Özellikle karım hakkında tek kelime etme, yoksa seni parçalara ayırmak zorunda kalırım.” dediğinde Tunay’ın tek kaşı alaycı bir ifadeyle havalanmıştı.

“Zaafın var Diavolo, tek bir lafla bu kadar delirirsen seni yok ederler.” derken işini bitirip doğrulmuştu. “Acıdım sana.” demesiyle Vidus’un bakışları yavaşça ona döndü.

“Kimseye acıma Ervah, özellikle de bana. Sonra acınacak konuma düşersin.” demesiyle Tunay gülerek elini uzattığında Vidus yaralı tarafındaki eliyle kavramıştı, kolu yüksek ihtimal hala uyuşuk olduğu için ses etmedim.

“Aklımda bulundururum ihtiyar.” dediğinde bu sefer şaşırtıcı bir şekilde Vidus’ta gülmüştü.

“Asla unutma bücür ve dikkat et, genelde büyük konuşanların hepsinin bir zaafı oluyor.” diyen Vidus’la Tunay ona inanmaz bakışlar atmıştı.

“Beni bilirsin Vidus, bu dediğin imkansız.” derken Vidus’un elini bırakıp arkasını dönerek çantasına ilerlemişti.

“Bence büyük konuşma.” diyen abimle bakışlarım onlara döndüğünde abimin kolunun Nilüfer’in omzunda olduğunu görmüştüm, çok tatlılardı.

“Bu saçmalıklarınızı inanın ki daha fazla dinlemek isterdim ama köpek gibi uykum var. O yüzden ay gökte ışık saçar, Ervah kaçar.” diyen Tunay çantasını aldığı gibi çıkışa yönelmişti, kısa bir süre içinde ise evden çıkmıştı.

“Cidden dediğiniz kadar garip bir adammış.” diyen Nilüfer’le benim sert bakışlarım Vidus’a dönmüştü.

“Sen niye laf sokup duruyorsun? Adam doktor, bir yerine saplayıp öldürse seni ne olacak?” dediğimde ateş bakışlar yüzümde gezinmişti.

“Merak etme güzelim, o it bana hiçbir şey yapamaz.” dediğinde ona inanmaz bakışlar atmıştım. “Can borcu var bana, hem birkaç sefer.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.

“Siz önceden yakın mıydınız?” dediğimde Vidus’un bakışları abime dönmüştü.

“Ben değildim ama bu iki deliyi birlikte çok kurtardım.” derken yine bana dönmüştü. “O da bir nevi abisi gibi görür aslında ama işte uyuzun teki.”

“Seneler ikinizden de hiçbir şey almamış, o zamanlarda da böyle kavga edip dururdunuz.” diyen abimle Vidus gözlerini devirerek ayaklanmıştı.

“Hadi herkes evine, karımla yalnız bırakın beni.” diyen Vidus’la abim sırıtarak Nilüfer’i kendine çekmişti.

“Sen git yat yavrum, ben bir korumaların durumuna bakacağım.” diyen abimle Nilüfer başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Geldiğimizi anneme haber verdin mi?” diye sorduğumda abimin bakışları beni bulurken başını olumlu anlamda salladı.

“Uyumamış hala, bizi beklemiş.” dediğinde hafifçe gülümsemiştim, geride bekleyen bir annenin olması oldukça tuhaf bir histi. “Abimi söylemedim, korkmasın şimdi diye.”

“Saldırıyı da söyleme, önemli bir şey yok zaten.” diyen Vidus’la abim başını tekrardan olumlu anlamda sallamıştı.

“Hadi iyi geceler.” diyen Nilüfer’le birlikte ikisi de çıkarken bakışlarım yanımdaki adama dönmüştü ki gözlerim hızla ateş bakışlarla çakıştı.

Gözlerindeki ateşler sanki daha çok harlanmıştı, parıldayan bakışları yüzümde gezinirken aniden ensemden kavramasıyla dudaklarını dudaklarıma yaslaması bir olmuştu. Gözlerim ilk saniye şaşkınlıkla açılırken belime yaslanan eliyle kendime gelmiştim, dudaklarına hızla karşılık verirken parmak ucuna kalkarak ellerimi ensesine sardım.

Dudakları aceleciydi, sanki içindeki özleme daha fazla sabredemiyor gibiydi. Oysaki daha birkaç saat önce bir bilardo masası kırmıştık ama yine de ona doyduğumu hissedemiyordum ve o da hiç doymuş gibi değildi. Ensemdeki eli saçlarımın içine girerken hafifçe kavradığında dudaklarımın arasındaki alt dudağını serbest bıraktım.

“Demek sevdiğin adama zarar verdiler diye intikam aldın.” diyen boğuk sesiyle burnunu hafifçe burnuma sürtmüştü, hoşuna gittiği her halinden belliydi.

“Evet, benim kocama kimse dokunamaz.” derken dudaklarımı tekrar dudaklarına yasladığım sırada saçlarımın içindeki eli de belime kayarken beni daha çok kendine yaslamıştı.

“Sen böyle dersen ben her kurşunun önüne atlarım ama.” diyen fısıltısıyla dişlerimi sertçe dudaklarına geçirmiştim.

“Ne kadar korktum haberin var mı?” derken hafifçe geri çekildiğimde alnını alnıma yaslamıştı.

“Her yerde korumalar vardı mia bella, beni öldürmesi mümkün değildi.” dediğinde hızla geriye çekilip ters bakışlarımı gözlerine çevirdim.

“Ya bu kurşun sıyırmak yerine kalbine gelseydi aptal adam? O zaman ne olacaktı? Korumalar mı koruyacaktı seni?” diye sinirli bir sesle konuşurken gözlerim istemsizce dolmuştu.

“İyiyim mia bella, üzülme artık. Hem korkma, kalbim tamamen seninle doluyken kimsenin ona zarar vermesine izin vermem.” derken bir eli yanağımı bulup hafifçe okşamaya başlamıştı. “Ayrıca ben karımın koruması altındaydım, herkes bizden korkmalı.” dediğinde hafifçe gülmüştüm.

“Adamlara da diz çöktürdün zaten.” derken burnumu çektiğimde bakışları yüzümde gezinmişti.

“Çünkü orada diz çökmemesi gereken tek kişi çöktü, bunun yanlış olduğunu bilmeleri gerekiyordu.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı.

“Konuşmaları susturmak istemiştim.” dediğimde kaşları hafifçe çatılırken yanağımdaki eli yine saçlarımın içine kaymıştı.

“O zaman az önce yaptığın gibi o güzel sesinle susturacaksın onları, kimin karısı olduğunu göstereceksin.” derken kavradığı saçlarımla yüzümü kendine çekmişti. “İtaatini görmek istediğim tek zaman şu an.” diyen boğuk sesiyle derin bir nefes almam gerekmişti.

“Kolun yaralı Vidus…” derken sesim dudaklarıma yaslanan dudakları ile kesilmişti, küçük ama oldukça etkili bir öpücük bıraktıktan sonra tekrardan hafifçe geri çekildi.

“Şhh! Sadece dudaklarını arala.” diyen mırıltısıyla bedenim yine onun etkisi altına girerken dudaklarım benden izinsizce aralanmıştı.

Hızla dudaklarını dudaklarıma yasladığı sırada belimdeki sağlam olan koluyla beni havaya kaldırdığında bacaklarımı beline sarmam gerekmişti. Dili dudaklarımdan içeri doğru sıyrılırken kalbim heyecanla göğsüme çarpmıştı, öyleki sırtım yumuşak yatağa dokunana kadar hareket ettiğimizi bile anlamamıştım.

“Vidus, kolun…”

“Bir kez daha kol dersen kökünden söküp atarım mia bella.” diyen sesi konuşmamı bölerken dudakları tekrar dudaklarıma yaslanmıştı. “Nasıl bir sprey sıktıysa acı hissetmiyorum ve etkisi geçene kadar tek istediğim içine gömülmek.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı.

“Doyumsuzun tekisin.” derken ellerim sıkıca saçlarını kavramıştı.

“Karım sağolsun.” diyen boğuk mırıltısıyla dudakları tekrardan dudaklarıma yaslanmıştı…

~~~

Çalan telefon sesiyle bilincim kendine gelirken homurdanarak yüzümü yaslı olduğu tanıdık kokuya daha çok gömdüm, uyanmak istemiyordum ama çalan melodi bana ait olmadığı için bir yandan da içimi bir merak duygusu sarıyordu.

“Ne var lan?” diyen Vidus’un fısıltısıyla bilincim tamamen açılmıştı. “Ne? Onun burada ne işi var?” dediği sırada gerilen bedenini hissetmiştim.

Gözlerim hafifçe aralanırken başımı kaldırarak alttan ona baktığımda gözleri beni bulmuştu.

“Kovun gitsin.” diyen sert sesiyle kaşlarım havalanmıştı, karşı taraf her ne dediyse kaşları daha çok çatılırken derin bir nefes aldı. “Tamam, geliyorum.” dediğinde koluna dikkat ederek daha çok doğruldum.

“Ne oluyor hayatım?” dediğim sırada telefonu kapatmıştı.

“Bir şey olduğu yok serçem, sen uyumaya devam edebilirsin.” dediğinde benimde kaşlarım çatılmıştı.

“Kim gelmiş Vidus?” dedim itiraz istemeyen bir sesle, derin bir nefes alırken bakışları tavana dönmüştü.

“Annem ve babam.” demesiyle gözlerim irice açılırken hızla oturur pozisyona geçmiştim. “Ve gitmemek için çok ısrarcılar.”

“Niye gelmişler ki şimdi? Bir sorun mu var yoksa?” dediğim sırada Vidus’ta oturur pozisyona geçmişti, ikimizde çırılçıplaktık ama şu an hiç umrumuzda değil gibiydi.

“Onlar başlı başına bir sorun zaten.” derken bacaklarını yataktan sarkıtmıştı, bir elini duş alıp yattığımız için hala nemli olan saçlarına atarak çekiştirdi. “Kovup geleceğim, çok uzatmaya gerek yok.” diyerek ayaklandığında bende hızla peşinden kalkmıştım.

“Bende geliyorum.” diyerek peşinden giyinme odasına girdiğimde karşıdaki aynaya düşen bakışları beni bulmuştu.

“Olur ama önce…” derken bedenini bana çevirdiği sırada dizlerinin üzerine çöktüğünde kaşlarım havalanmıştı ki belime sarılan kollarıyla başını göğsüme gömdüğünde dudaklarım kıvrıldı. “Birkaç doz sakinleştirici almam lazım.” diyen boğuk sesiyle derin nefesler almaya başladığında ona izin vererek ellerimi saçlarına atıp okşamaya başladım.

Bir sürenin ardından odadaki telefonu tekrar çaldığında göğüslerimin arasındaki Vidus homurdanmıştı. Yavaşça benden ayrılarak tekrardan ayaklandığında bakışlarım sadece gözlerindeydi, herhangi bir duygu aramıştım. Ailesiyle yüzleşeceği için herhangi bir üzgünlük aramıştım ama onda karşılaştığım tek şey öfke olmuştu, Vidus ailesine sadece öfke duyabiliyordu.

“Hadi, giyinip gidelim koca bebeğim.” dediğimde hafifçe gülmüştü.

Benden ayrılan kollarıyla arkamı dönüp dolaba yönelmiştim, hızlıca elime ne gelirse alıp giydikten sonra ona döndüğümde sırıtarak beni izlediğini görmüştüm.

“Hey! Sapık gibi beni izlemek yerine giyinmeye ne dersin kocam bey?” dediğimde dudakları daha çok kıvrılırken gözlerindeki öfke kırıntısı yok olmuştu.

“Sizin sapığınız olmak benim için bir zevk signora.” dediğinde bende gülerek hızla onun dolabına yönelmiştim, hızlıca aldığım birkaç parçayı ona doğru fırlattığımda havada yakalayarak verdiklerime bakmıştı.

“Hadi canım, hadi. Daha gidip kötü gelin falan olacağım.” dediğimde sırıtarak üstünü giymeye başlamıştı ve bende tıpkı onun bana yaptığı gibi onu izlemiştim, her hareket ettiğinde kasılan kasları tam bir görsel şölendi.

Telefon tekrar çaldığı sırada Vidus sinirle nefesini bırakarak elimi tuttuğu gibi odaya geçip telefonunu eline almıştı.

“Ne lan, ne?!” diye bağıran Vidus’la birlikte odadan çıkarak merdivenlere yöneldik. “Geliyoruz işte.” derken telefonu yüzüne kapattığında kaşlarım havalanmıştı. “Korumalara çekilmelerini emredip duruyormuş.” dediğinde bende gözlerimi devirmiştim, kendi malikanesi sanmıştı sanırım.

Kapıya ulaştığımız sırada Vidus sertçe açıp beni arkasına doğru çekmişti.

“Bırakın!” diye seslenen Vidus’la tanıdık iki yüz bize dönmüştü.

“Ay! Oğlum.” diyen kadın hızla bize doğru kollarını açarak gelmişti ki Vidus elini kaldırarak sarılmasına izin vermeden kadını durdurdu.

“Ötede konuş.” diyen Vidus’un sert sesiyle kadın hiç oralı olmadan gülümseyerek kollarını indirmişti.

“Sana bir sürprizimiz var oğlum, gelip yüz yüze verelim dedik.” diyen kadınla Don’da yanına gelmişti. “Biz babanla evlendik.” diyen keyifli sesiyle bakışlarım Don’a kaymıştı, etrafı inceliyordu.

“Malikanen bu kadar mi?” diyen Don’la ben bile gerilmiştim, o kadar oralı değildi ki.

“Tamam söylediniz, şimdi gidin.” diyen Vidus’la Don’un bakışları ona dönmüştü.

“Konuşmamiz gerek Diavolo, önemli.” dediğinde Vidus derin bir nefes alırken elimi biraz daha sıkı kavramıştı, sanki benden güç alıyor gibiydi. “Murat peşimde, bazi ortaklari yanına çekmeyi başarmiş. Gelip yönetmeliği devralmalısın.” demesiyle Vidus’un dudaklarından alaycı bir gülüş dökülmüştü.

“Sözde oğlunun evine ilk kez geliyorsun ve o da yardım dilenmek için mi?” diyen Vidus’la bakışlarım ona döndüğünde öfkesinin yerini kaplayan o duyguyu görebilmiştim, artık üzgündü…

“Seninle biraz konuşabilir miyiz oğlum?” diyen Don’la bu sefer ben elini sıkıca kavramıştım, asla onunla yalnız bırakmazdım.

“Ne söylüyorsan burada söyle ve sonra siktirin gidin.” diyen Vidus’la Don’un kaşları çatılmıştı.

“Bak, sana daha önce söyleyemezdim. Annenle olan ilişkimiz doğru karşilanmazdi, beni anlamalısin oğlum.” diyen Don’la benim bile sinirlerim gerilmişti. “Seni kimsenin sorgulamayacağı birine bırakmam gerekiyordu, sonrada yanıma aldım zaten.”

“Sen sorgulanmayacaksın diye o orospu çocuğu ve yanındaki kadın benim hayatımı sikti lan!” diye bağıran Vidus’la sessizce onu dinliyordum. “SEN GÜVENDE OLACAKSIN DİYE BEN HİÇBİR GECE GÜVENDE OLMADIM!”

“Bunun suçlusu ben değilim, bilemezdim.” diyen Don’la Vidus öne doğru bir adım atmıştı ama eli hala elimi sıkıca kavradığı için bende onunla gitmek zorunda kalmıştım.

“Sizin boktan uçkurunuzun sebebini ben senelerimle ödedim lan, şimdi birde utanmadan kapıma gelip sizi korumamı mı istiyorsunuz?!” derken beni biraz daha arkasına çekmişti. “Asıl siz kendinizi benden koruyun, o itin size yapacakları da zerre umrumda değil. Umarım geberirsiniz.” diyerek omuzlarını dikleştirdi. “Şimdi siktirin gidin evimden, benim sizin gibi bir ailem yok.”

Geriye doğru attığı adımıyla eve yöneldiği sırada Don’un sesiyle duraksamıştı.

“Aileyi ona bırakamazsın, Don olmak sadece senin hakkın. Seni bunun için eğittim.” demesiyle Vidus omzunun üstünden ona dönmüştü.

“Don’luğunun da seninde canın cehenneme.” diyen Vidus ikimizi de eve soktuktan sonra kapıyı sertçe yüzlerine çarpmıştı.

Vidus elimi bırakmadan salona ilerlediğinde bakışlarım sadece ondaydı, aldığı derin bir nefesle kendini koltuğa bıraktığında gözlerinin kızarık olduğunu görmüştüm. Bu haliyle benimde gözlerim dolarken hızla koluma ona sararak başını sıkıca göğsüme yaslayıp sarıldım.

“Ben yanındayım aşkım.” diyen mırıltımla onunda boştaki eli belime sarılmıştı. “Duygularını içinde tutma, bırak gitsin.”

“Onlar bunu hak etmiyorlar mia bella.” derken derin bir nefes almıştı. “Benim ailem zaten kollarımda, onlar için üzülecek değilim.” dediğinde dudaklarımı saçlarına yaslamıştım.

“Hepte kollarında olacağım hayatım.” dediğimde derin bir nefes daha almıştı ve devamında sadece sessizce sarılmıştık.

~~~

Aradan geçen birkaç saatte çoktan kahvaltımızı yapmıştık, annem ve abimlerde gelmişlerdi. Vidus onları hiç görmemiş davranıyordu. Gülümsüyor, espri yapıyordu ama nedense aklının bir köşesinde olduklarına neredeyse emindim. Her ne kadar nefret etsede onlar onun ailesiydi, ölümlerini isteyemezdi.

Koltuklarda oturmuş hep birlikte laflarken sırtım Vidus’un göğsüne yaslıydı, kolu ise belimdeyken etraftaki konuşmaları dinliyordum. Annem eski anılarından bahsederken hepimiz gülerek ona eşlik ediyorduk, güzel ve huzurlu denebilecek bir ortam oluşturmuştuk.

“Sonra işte bir baktık ki kadın hamile falan değilmiş, hepimizi kandırmış. Sadece biraz kilosu varmış ve iğneden korkuyormuş, onun içinde hamileyim yalanı atmış ortaya.” dediğinde hepimiz gülmüştük.

“Hamilelere iğne vurulmuyor mu anne?” dediğimde bakışları bana dönerken annemin gözlerinde muzip bir ifade oluşmuştu.

“Yok kızım, o dönemde ilaç almanız yasak.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.

“Aklımda bulunsun.” dememle yanımdaki adamın bakışları hızla beni bulduğunda sırıtarak önüme bakmaya devam etmiştim.

“Yoksa…” diyen Vidus’la hızla ona döndüm.

“Hayır, şu an yok. Yani ileride falan şey olur diye sordum.” derken ani bir telaş yapmıştım, yanlış anlayıp sonradan üzülmesini istemiyordum.

“Anladım serçem, sakin.” diyerek güldüğünde bende gülmüştüm.

“Oho! Dış kapının dış mandalı mıyım ben anne? Nasıl konuşuyor bunlar?” diyen abimle Vidus yandan sırıtarak ona bakmıştı.

“Ne var canım, dayı olmak istemiyor musun?” dediğinde abim yandaki yastığı kaptığı gibi Vidus’a yolladığında Vidus yastığı havada yakalamıştı.

“Mıç mıç olmanıza ses etmiyorum diye abartma enişte.” diyen abimle hepimiz gülmüştük.

“Oğlum bir rahat bırak çocukları. Sizi büyütemedim, bari torunlarımı büyüteyim.” diyen annemle gülüşüm yavaşça solarken bakışlarım anneme dönmüştü, o bizim aksimize gülümseyerek bizi izliyordu.

“Karım ne zaman isterse o zaman olur anne, ısrar yok.” diyen Vidus’la bakışlarım ona dönerken gözlerimin ışıldadığına bile yemin edebilirdim. “Bu arada ağrı kesici istemediğine emin misin? Kendini kasıp duruyorsun.” diyen mırıltısıyla başımı hızla olumsuz anlamda salladım.

“İyiyim hayatım ama bir su fena olmazdı.” dediğimde gülerek dudaklarını alnıma bastırıp yavaşça koltuğa yaslanmamı sağladıktan sonra ayaklanıp arkamızda kalan yemek masasına yönelmişti.

O sırada bakışlarım açık televizyona kaydığında başlayan son dakika haberiyle gözlerim irice açılmıştı, yerimden hızla doğrulurken gördüğüm resimlerle yanımdaki kumandaya uzanıp sesi açtım.

“Bir son dakika haberiyle karşınızdayız.” diyen spiker devam etmişti. “Türkiye’den kalkan ve İtalya havalimanına iniş yapan şahsi uçağın sahipleri hemen uçağın yanında ölü bulundular.” demesiyle bir elim dudaklarıma yaslanmıştı. “Uçağın sahibi olan ünlü iş adamı Lorenzo Falcone ve daha birkaç gün önce evlendiği taze eşi Sofia Falcone uçaklarından daha yeni inmişlerdi ki üstlerine yağan kurşunlardan korunamadılar…”

Yere düşen bardağın sesi salonda yankılanırken bakışlarım hızla Vidus’a döndüğünde öylece televizyona bakarken donup kaldığını görmüştüm…

~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu…

Niran’a bir düşmedik mi ama??? Güçlü kadınımız yaaa!!!

Peki ya Tunay’a ne demeli, hikayesini ben bile merak ettim… :)

Son sahnedeki Vidus’a kocaman sarılmak geldi içimden, benim üzümlü kekim yaaa…

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Don’u öldüren kişi gerçekten Murat mı???

Sizce bundan sonra yeni Don kim olacak???

Ve son olarak sizce Vidus intikam alacak mı???

Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.

Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.