İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 38 · 32 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 38

37. RENKLİ TOPLAR

~Bölüm Şarkıları~

Kenan Doğulu~Aşk İle Yap

Pinhani~Beni Sen İnandır

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!

Nasılsınız bakalımmm???

Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞

GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!

“Ey, gönüllerin efendisi aşk! Yağ üzerime, toprak gibi ıslat. Vay, kaderimin ta kendisi aşk! Sorgusuz sualsiz emrinde bu zat…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~~~~~

Bir Hafta Sonra…

Huzuru böylesine iliklerime kadar hissetmeyeli ne kadar olmuştu? Onunla tanıştığımdan beri hiç olmadığım kadar huzurluydum aslında ama şu bir haftadır kalbim amansız bir sevgiyle doluydu, kendimi tamamlanmış hissediyordum. Kalbim küçük bir çocukmuşum gibi heyecanla doluyken yıllardır aç olduğum bu sevgiyi bulmak yaralarımın tamamen iyileşmesini sağlamıştı. Kendimi küçük bir çocuk kadar masum ve sevgiye aç hissediyordum…

Bir aile sıcaklığını hissetmek için tanrıya yalvardığım senelerim olmuştu ve yıllar sonra buna kavuşmuştum, içimde her ne kadar geç kalmışlık hissi olsada sonunda onları bulduğum için şükrediyordum. Özellikle de her anımda yanımda olup bana yaşadığımı hissettiren bu adamı karşıma çıkaran tüm evrene minnettardım, o olmasaydı şu anki mutluluğum asla olmazdı. Sanki hayatın bana verdiği bir hediyeydi, onca acının bir mükafatıydı ve eğer gerçekten öyleyse yaşadığım tüm acılara değdiğini söyleyebilirdim. O benim hayatımın mucizesiydi…

Bakışlarım uyuyan yüzünde gezinirken dudaklarım daha çok kıvrıldı. Kim derdi ki bu kadar masum uyuyan biri yüzlerce insan öldürmüş, inanılacak bir durum değildi. Uyanıkken herkese korku salan ateş bakışları gözükmediğinde yüzünü bir masumluk kaplıyordu, adeta küçük bir çocuğa dönüyordu. Derin bir nefes alarak odunsu kokusunu ciğerlerime hapsedip yüzümü biraz daha ona yaklaştırdım. Bakışlarım alnına düşen tutamlarında gezinirken ellerim onlara dokunmak için kamaşsada kendimi durdurmuştum, uykusu çok hafifti. Dokunduğum an uyanırdı.

Tekrardan derin bir nefes alıp önüme dönerken bir hafta geçtiği düşüncesi zihnimde çınlamıştı. Bu bir hafta da hem yeni bulduğum ailemle vakit geçirmiş, hemde okulla ilgilenmiştim. Olaylar yüzünden bir hayli başladığım için çok ödev birikmişti, hepsini halledene kadar canım çıkmıştı ama sonunda bitmişti. Tıpkı reglimin de bittiği gibi, duş almalıydım…

Bakışlarım belimi sıkıca saran Vidus’un koluna kayarken yavaşça yüz üstü yatan bedenine doğru onu süzmüştüm, derin bir uykuda gibiydi ama hareket ettiğim an uyanırdı. Kendimi fazlaca terli hissederken hafifçe yerimde kıpırdandım, uykum tamamen açılmışken hızlı bir duş en iyisi olacaktı. Bu yüzden kolunu yavaşça itmeye çalışmıştım ki hızla uyanarak beni daha çok kendine çekti.

“Hayatım tuvalete gitmeliyim.” diye fısıldadığımda belimdeki kolu gevşemişti.

Yavaşça kolunun altından sıyrıldığım sırada tek gözü hafifçe aralanmıştı, kıvrılan dudaklarımla ona yaklaşıp hazır uyanmışken yanağına dudaklarımı bastırıp yataktan hızla kalktım. Onunda dudakları kıvrılırken gözünü tekrar kapatmıştı. Kim bilir gece ben uyuduktan sonra yine kalkıp kaçta yatmıştı da hala uykusu vardı, bir türlü bu huyundan vazgeçmiyordu.

Derin bir nefes alıp hızla banyoya yöneldim, üzerimdekilerden de aynı hızla kurtulduktan sonra kendimi duşa atmıştım. Kısa süreli bir duşun ardından çıktığımda bakışlarım aynadaki yansımamla çakıştı, sanırım ilk defa kendimi bu kadar rahat ve tamamlanmış hissediyordum. Dudaklarım daha çok kıvrılırken hızlıca banyodaki işlerimin tamamını halledip saçımı kurulamak için elime aldığım havlumla odaya geri döndüm.

Bir yandan saçlarımın nemini havluyla alırken diğer yandan üzerimdeki beyaz bornozdan kurtulmak için giyinme odasına yönelmiştim ki bana doğru dönen başıyla adımlarım duraksadı, ateş bakışları aralıktı. Çatık kaşlarıyla bir süre beni süzdükten sonra ateş bakışları gözlerime tutunmuştu.

“Niye bensiz duş aldın?” diyen uykulu ve boğuk sesiyle tıpkı küçük bir çocuk misali sormuştu, dudaklarım daha çok kıvrılırken giyinme odasını boş verip ona doğru yöneldim.

“Uykunu bölmek istemedim koca bebeğim.” derken önünde durduğumda gözleri tekrar kapanmıştı.

“Sensiz uyuyamıyorum ki.” diyen mırıltısıyla kalbim adeta erirken saçlarına uzanıp hafifçe okşadım.

“Buradayım ben hayatım, yanındayım.” dediğim sırada her şey o kadar hızlı gelişmişti ki kendimi ne ara yatakta bulduğumu bile anlamamıştım, belimden yakaladığı gibi beni yanına yatırmıştı!

Şok içinde irileşen gözlerimle ona bakarken o ise sırıtarak üstten bana bakıyordu, bakışları yavaşça aşağıya kaydığında benimde gözlerim bakışlarını takip etmişti ki bornozumun bollaşan ipiyle karşılaşmıştım. Beni hızla yakaladığı için önüm neredeyse açılmıştı.

“İşte şimdi buradasın.” derken ateş bakışları tekrar gözlerime tutunduktan sonra kolunu tıpkı az önceki gibi sıkıca belime sarıp başını boynuma gömmüştü.

“Ama benim kalkmam lazım Vidus, annemler kahvaltıya gelecek.” diyen sesimi umursamadan başını boynuma daha çok yerleştirmişti.

“Evin derecesini yükselttim, üşümezsin.” diyerek bambaşka bir şeyi söyleyen Vidus’la her ne kadar sinir olsamda sırıtasım gelmişti, dibinde olmaya bende bayılıyordum.

“Vidus ben kime diyorum?” dediğim sırada başı yavaşça boynumdan kalkarken hala uykulu bakan gözleri gözlerime tutundu. “Saat 11 oldu zaten, kalkıp hazırlamam lazım.”

“Sadece biraz daha.” diyen naif sesiyle derin bir nefes aldım, bana böyle küçük bir çocuk gibi bakarken nasıl hayır diyebilirdim ki?

“Sadece bir saat.” derken kollarımı kaldırdığımda gülümseyen yüzüyle hızla boynuma sokulmuştu.

“Emredersiniz kraliçem.” diye mırıldanırken boynuma bastırdığı dudaklarıyla bende güldüğüm sırada kollarım bedenini sıkıca sarmıştı. “Ama önce dur.” diyen sesiyle saçlarını okşayan elim duraksarken hızla başını tekrar kaldırdıktan sonra bir eli ensemi bulurken başımı yavaşça kaldırıp saçlarımı ensemden çıkarmıştı.

Yastığa doğru uzattığı saçlarımla daha çok geriye çekilip bakışlarını odada gezdirmişti, hemen ardından beni kaldırdığında yere düşen saç havluma uzanıp yerden alarak bana yöneldi. Nemli saçlarımı havlunun içine alıp hafifçe bastırmaya başladığında dudaklarım adeta kulaklarıma varmıştı, deli gibi uykusu olmasına rağmen hala beni düşünmesi o kadar tatlıydı ki onu ısırıp yemek istiyordum.

“Böyle olmaz, kurutalım.” diyerek yataktan kalkmaya hazırlanmıştı ki hızla kolundan yakaladım.

“Ev sıcacık aşkım, birkaç dakikaya kurur zaten. Gel hadi.” derken onu kendime çektiğimde bakışları saçlarımda gezinsede karşı çıkmamıştı.

“Üşürsen söyle ama.” diyerek tekrardan boynuma sokulurken yorganı da üstümüze örtmeyi ihmal etmemişti.

“Tamam hayatım.” derken saçlarını okşamaya devam etmiştim.

Koyu kahve tutamları parmaklarımın arasından kayarken dudaklarımı bastırıp derin bir nefes aldım, gerilerden mentollü şampuanının kokusu gelsede en baskın olan koku odunsu parfümüydü. O parfümü tek başına da koklamıştım ama teninde olduğu kadar güzel değildi, işin içine o girdiğinde her şey mükemmel oluyordu.

Saçlarını okşamaya devam ederken kokusunun ve sıcaklığının etkisiyle bende mayışmaya başlamıştım, gözlerim yavaşça kapanırken kendimi bir saat sonra uyanacağıma dair ikna ederek zihnimi uykunun huzurlu kollarına bıraktım…

~~~

(Bazı sahneler mevcuttur.)

Bacaklarımın arasında hissettiğim sıcaklıkla bilincim yavaşça kendine gelirken kaşlarım çatılmıştı, ne oluyordu? Başımı yan bir şekilde yatağa yaslarken aniden artan sıcak baskıyla gözlerim hızlıca açılmıştı, dudaklarımdan firar eden iniltiyle bakışlarım çevrede gezindiğinde önümdeki yorganın şişliğini fark etmiştim. Hızla yorganı tuttuğum gibi kenara fırlatmıştım ki tekrardan hissettiğim baskıyla gözlerim kaymaya başlamıştı.

Dişlerimi dudaklarıma geçirerek kendime gelmeye çalışırken bakışlarım önüme döndüğünde Vidus’un bacaklarımın arasından beni izleyen muzip bakışlarıyla karşılaşmıştım. Elleri omuzlarına aldığı bacaklarımı kavrarken dilini tekrardan kadınlığımda boylu boyunca gezdirmesiyle dudaklarımı daha sert dişlemiştim, adeta mantığım durmuştu. Ne olduğunu bile kavrayamıyordum.

“Günaydın mia bella.” diye nefesini vererek konuşan sesiyle ellerim istemsizce sıkıca yatağı kavramıştı, ondan bir hafta uzak kalan bedenim şu anda delirmiş gibiydi.

“Vidus.” diyen iniltili sesimle onunda boğazdan gelen hırıltısı duyulmuştu.

“Tatlımı çok özlemişim.” diyen boğuk sesinin hemen ardından kadınlığıma yasladığı dudaklarıyla gözlerim kayarken bedenim şimdiden titremeye başlamıştı.

Kilitorisi dudaklarının arasına hapsederken dilinin her hareketi adeta beynimde çınlıyordu. Titreyen ellerimden biri saçlarını bulurken geriye yatan başımla kendimi ona daha fazla bastırmaya başlamıştım ve tamamen içgüdüsel hareket ediyordum, aklım beni çoktan terk etmişti. Parmaklarım saçlarını çekiştirirken aniden içime yolladığı parmaklarıyla başımı yastığa daha çok bastırmıştım, artık iniltilerimi tutamazken hızlanan dili ve parmaklarıyla sona ulaştığımı hissediyordum.

Bedenim hafifçe yataktan havalanırken daha da hızlanan parmaklarıyla zirveye ulaşmıştım, bedenim sertçe tekrardan yatağa düşerken ter damlaları alnımdan kayarak boynuma doğru bir yol çiziyorlardı. Nefes nefese kalan halimle kısık bakışlarımı ona çevirdiğim sırada karnıma öpücükler bırakarak yavaşça yukarı çıkmaya başlamıştı.

(Sahne bitmiştir.)

Boynuma ulaşan dudaklarıyla tamamen üstümdeki yerini aldığında derin nefesler almaya devam ediyordum, kesinlikle beni delirtmişti. Yavaşça çeneme doğru yol çizen dudakları dudaklarımın üstünde duraksadığında bakışlarım dudaklarında takılı kalmıştı, yüzüme çarpan naneli nefesine bakılırsa dişlerini yeni fırçalamıştı. Yani yanımdan kalkmasına rağmen bunu asla hissetmemiştim, benim kahrolası hırsızlık reflekslerim nereye kaybolmuştu?!

“Acımasızsın.” diyen sesimle dudaklarımın üstündeki dudakları kıvrılmıştı. “İnsan hiç böyle uyandırılır mı?”

“Benim karımsa evet, uyandırılır.” derken dudaklarıma küçük öpücükler bırakmaya başlamıştı. “Rahatlamaya ihtiyacın vardı.”

“Gıcıksın Diavolo.” diye mırıldanırken kollarımı boynuna sardığımda derin bir nefes almıştı.

“Ve sana aşığım.• diyen boğuk sesiyle dudaklarını tamamen dudaklarıma yasladığında sırıtarak hızla ona karşılık vermiştim.

O esnada zihnimde çınlayan detayla ne zaman kapandığını anlamadığım gözlerim hızla açılırken dudaklarım duraksadığı için Vidus hafifçe geri çekilmişti, kahvaltıyı unutmuştum!

“Kahvaltıyı unuttum, saat kaç?” derken hızla tek elimi yana atıp telefonuma uzanarak görüş açıma getirdim. Siktir! Saat öğlen bir olmuştu!

“Bence onlar çoktan yapmışlardır.” diyerek gülümseyen Vidus’la ters bakışlarımı ona çevirdim. Bir haftadır Nilüfer’le günleri bölüşerek kahvaltı hazırlayıp hep birlikte yiyorduk ve bugünde sıra aslında bendeydi.

“Hepsi senin yüzünden.” derken telefonumu kenara atıp parmağımı ona doğru salladığımda bakışları önce parmağıma sonrada bana dönmüştü. “Ben ne güzel düzen oturtmuştum.” dememle dişleri aniden parmağımı yakaladığında soluğum boğazıma düğümlenmişti, küçük bir ısırık bıraktan sonra öpücük bırakarak parmağımı dudaklarından çekti.

“Ben seni yemeden kimse kahvaltı yapamazdı, pişman değilim.” diyen sesiyle kalbim sertçe göğsüme çarparken bütün kan yine kasıklarıma pompalanmaya başlamıştı.

“Nasıl yani? Onlar hala beni mi bekliyorlar?” diyen şok içindeki sesimle dudakları daha çok kıvrılırken benim gözlerim daha da irileşmişti.

Hızla onu omuzlarından ittiğimde bana izin vererek kendini yana atmıştı, hızlıca yerimden kalkarak önü açık bornozumla giyinme odasına koştum.

“Uff! Çitam benim be.” diyen keyifli sesiyle giyinme odasının kapısında üstümdeki bornozu çıkartıp ona fırlattığımda bornoz yüzüne çarpmıştı, sanki bilerek onu tutmamıştı.

Sırıtarak hızla dolaplara yönelip siyah iç çamaşırlarımı giydikten sonra üzerime koyu mavi bir günlük elbise geçirmiştim, pamuklu bir kumaşı vardı ve dizlerime geliyordu. Uzun kollarını düzelterek tekrar odaya geçtiğimde Vidus’un da yatakta oturur pozisyona geldiğini görmüştüm, telefondan bir şeylere bakıyordu.

“Seni mi aradılar?” derken hızlıca masanın üstünde duran tokama uzandığımda bakışları alttan beni bulmuş ve hemen ardından boylu boyunca süzmüştü.

“Gözlerin bu elbiseyle daha çok okyanusa benziyor.” diyerek ayaklandığında tek kaşım havalanmıştı, gri eşofman ve siyah tişörtle bile mankene benzemesi kesinlikle haksızlıktı!

“Vidus!” diye uyarı dolu bir sesle konuştuğum sırada yanıma gelen bedeniyle eli hızla belimi kavrayıp beni kendisine çekmişti.

“Evet mia bella, abin beni aradı ve bende beklemesini, yoksa yanına gelip iki topuğuna birden sıkacağımı söyledim. Kesinlikle beklediğine eminim.” diyen sesiyle gözlerim irileşirken omzuna hafifçe vurdum.

“Abimi tehdit etmekten vazgeç.” dediğim sırada belimdeki eli daha da sıkılaşırken beni tamamen kendine bastırmıştı. Siktir! Varlığını hissedebiliyordum.

“O zaman o da uslu dursun.” derken dudaklarıma küçük ama etkili bir öpücük bırakmıştı. “Şimdi kahvaltı zamanı serçem, çünkü bir kurt gibi açım.” diyen boğuk sesiyle derince yutkunmam gerekmişti.

“O zaman atıl kurt, seni doyuralım.” diye sırıtarak yanağını öptüğümde o da gülmüştü.

“O biraz zor mia bella.” derken bakışları yavaşça beni süzdüğünde asla yemekten bahsetmediğine emindim.

Sırıtmaya devam ederek yanından geçip kapıya yöneldiğimde hızla yanımdaki yerini alarak kolunu omzuma attı, bende kolumu beline sardığımda birlikte odadan çıkmıştık ki burnuma dolan güzel kokularla bakışlarım hızla yanımdaki adama döndü. O mu hazırlamıştı yoksa?

Bakışları yandan beni bulduğunda kıvrılan dudaklarıyla aşağıya inmiştik, hemen ardından mutfağa gitmeyi beklerken beni salona yönlendirdiğinde gördüklerimle kaşlarım havalanırken gözlerim irice açılmıştı. Annem, abim ve Nilüfer çoktan gelmişlerdi, donatılmış masanın çevresindeydiler. Yani az önceki olayda da buradalar mıydı?!

Yanaklarım hızla ısınırken derince yutkunduğumda boynuma çarpan nefesle onun sesine odaklanmaya çalışmıştım ama bu çok zordu, tüm iniltilerimi duymuş olma ihtimallerinin utancıyla yanıyordum!

“Bizim odamız ses geçirmez mia bella, korkma.” diyen fısıltısının ardından boynuma bıraktığı küçük öpücükle geri çekildiğinde derin bir nefes almıştım.

“Hadi geçin oturun kızım, soğutmayın.” diyen annemle bakışlarım ona döndüğünde tek kaşım havalanmıştı. “Hiç bakma bana öyle, siz iki güzel kızım yüzünden bir çocuklarıma yemek hazırlayamadım canım. O yüzden bende oğullarımla işbirliği yaptım.” diyerek sırıtan annem hemen yanındaki abime sarılıp dudaklarını başına bastırmıştı, demek ki bu masayı annem hazırlamıştı.

“Benimde haberim yoktu abla, kandırıldık.” diyen Nilüfer’le bende gülmüştüm, olaylar açığa çıktığından beri bana abla diyordu ve bu kulağa çok tatlı geliyordu.

Bakışlarım yanımdaki adama kaydığında onun gözlerinin zaten üstümde olduğunu görmüştüm, dudaklarındaki gülümsemeyle beni izliyordu. Bedenim tamamen ona dönerken parmağımı aynı yataktaki gibi ona salladım.

“Seni oyuncu.” dememle dudakları daha çok kıvrılırken başı hafifçe yana eğildi.

“Annemi kıramazdım mia bella, üzgünüm.” diyerek gülümsediğinde bende gülmüştüm.

“Hadi masaya, hadi.” diyen annemle hepimiz masaya doluşmuştuk.

Vidus masanın başındaki yeri anneme bırakarak kendisi benim yanıma geçmişti, hemen karşımda ise abim otururken diğer yanında ise Nilüfer vardı. Aniden kocaman bir aile olmuştuk ve kesinlikle bunun için tanrıya minnettardım. Dudaklarımdaki gülümseme eksik olmazken kahvaltımızı yapmaya başlamıştık ki masadaki her şeyden tabağıma doldurmaya başlayan Vidus’la bakışlarım ona dönmüştü.

Önce benim tabağımı doldurduktan sonra kendi tabağına geçtiğinde onunda bakışları onu izleyen gözlerimle çakıştı, gülümseyerek göz kırptığında sırıtarak önüme dönüp tabağımdakileri yemeye başlamıştım. Kısa süre içinde masa da güzel bir sohbet dönmeye başlamıştı.

“Sizin bahçede çok güzel kızım ama çok sade, meyve ağacı falan mı eksek?” diyen annemle çayımdan bir yudum alarak ona döndüm.

“Yani fark etmez bana anne, sen istiyorsan yaparız ama ben çok anlamam öyle ağaçtan falan.” dediğimde annem gülümseyerek masanın üstündeki elimi kavramıştı ki Nilüfer araya girdi.

“Çiçekte eker miyiz anne?” demesiyle annem gülümseyerek ona uzanıp hafifçe yanağını okşamıştı.

“Ekeriz tabi kızım, senin gibi çok güzel pembe güller ekeriz.” diyen annemle Nilüfer de gülerek abime döndüğünde abim sırıtarak onu izliyordu.

“Duydun mu Ulvi’m? Pembe gül ekeceğiz.” diyen Nilüfer’in sevinciyle hepimiz gülmüştük, o sırada Nilüfer tekrar anneme döndü. “Anne iki bahçenin arkasında da kocaman boş yerler var zaten, ben ekecektim ama pek müsait zamanımız olmadı.”

“Nerede kızım bu yerler? Bir göster bakalım, ona göre ağaç alırız.” diyen annem ayaklandığında Nilüfer’de hızla ayaklanmıştı ki ikisininde bakışları bana döndü.

“Siz geçin, ben birazdan geliyorum.” demiştim ki abimin çalan telefonuyla bu sefer ona dönmüştük.

“İşle alakalı.” diyen abim ayaklanırken telefon ekranını önce Nilüfer’e göstermiş, sonra çıkmıştı. Bu hareketiyle dudaklarım daha çok kıvrılmıştı, Vidus’la ikisi çok benziyordu.

“O zaman biz bakalım şu yere.” diyen Nilüfer annemin koluna girdiğinde ikisi birlikte bahçeye çıkmışlardı ki bakışlarım ağaç konusu geçtiğinden beri elindeki telefonuyla bir şeyler yapan adama döndü, ne yaptığını o kadar iyi biliyordum ki.

“Vidus.” dediğimde bakışları bana dönmemişti.

“Efendim güzelim?” diyen sesiyle kollarımı göğsümde bağlayıp ona döndüm.

“Söz ağızdan bir çıksaydı hayatım.” dememle dudakları kıvrılırken bakışları alttan beni buldu.

“O zaman nasıl iyi bir damat olabilirdim ki?” derken hızla bana uzanıp dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı. “Senin istediğin bir ağaçta var mı?” diyen fısıltısıyla bakışlarım telefonun ekranına kaymıştı ki gördüğüm sepetle gözlerim irice açıldı.

“Vidus bu ne? Arka bahçeye orman mı yapacağız?” dediğimde Vidus gülerek geriye çekilip telefondan bir şeyler daha yapmaya başlamıştı.

“İstersen onu da yaparım mia bella.” dedikten sonra tam telefonunu kapatmıştı ki hızla salona giren abimle bakışlarımız ona döndü.

“Rıza aradı abi.” diyen abimin bakışları Vidus’taydı, kaşlarım çatılırken benimde bakışlarım ona döndüğünde Vidus’un da gözlerinin sertleştiğini görmüştüm.

“Bir sorun mu var?” dediğim sırada Vidus’un bakışları beni bulmuştu.

“Önemli bir şey değil mia bella, mekanlardan birinde sıkıntı çıkmış sadece.” dediğinde aklımda tek mekanı çınlamıştı.

Eskiden çalıştığım bar zihnimde can bulurken kalbim korkuyla çarptı, çünkü oranın yeni müdürü Kuzey’di. Başına bir iş gelmesi isteyeceğim son şeydi.

“Hangi mekan? Zirve de mi?” dedim korkulu sesimle.

“Hayır abiciğim, başka bir mekan.” diyen abimle derin bir nefes almıştım ki abim bakışlarını Vidus’a çevirmişti. “Bu gece gidip bakar mıyız?”

“Gideriz.” diyen Vidus’un bakışları sadece bendeydi. “Hem bende karımın hünerlerini görmüş olurum.” demesiyle kaşlarım sorgular gibi havalanmıştı. “Kumarhaneye gideceğiz mia bella.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı.

“Vay! Şeytanın İni’ne mi gidiyoruz yoksa?” diye kendimce dalga geçerek alaycı bir sırıtışla arkama yaslanmıştım, Şeytanın İni denen mekan büyük ve ünlü bir kumarhaneydi.

Sırıtarak bizimkilere bakarken onların gülmediğini fark etmemle benimde gülüşüm solmuştu. Siktir! Orası da mı Vidus’a aitti?!

“Ne? Şeytanın İni’nin sahibi sen misin?” dememle Vidus yavaşça masaya yaslanarak bana doğru yaklaştı.

“Evet ama sen orayı nerden biliyorsun mia bella?” dediğinde tekrardan hafifçe gülmüştüm.

Hırsızlığa ilk girdiğim zamanlardaki patronum aynı zamanda usta bir kumarcıydı, tüm hileleri bilirdi ve bana da bazı şeyleri öğretmişti. Hünerlerimi göstermem için yanında götürdüğü ilk mekanda Şeytanın İni’ydi, Türkiye’nin en iyi kumarhanesiydi ve söylentilere göre polislerin bile elinin uzanamadığı bir yerdi. Ben ise 16 yaşında genç bir kız olmama rağmen karşısındaki herkesi yenen tek seferlik bir müşterisiydim.

“Gitmişliğim vardı.” diyen kısık sesimle abim ve Vidus’un kaşları aynı anda çatılmıştı.

“Öyle bir şey olsa haberimiz olurdu abim, ne zaman gittin?” diyen abimle gülüşüm biraz daha büyümüştü.

“Hayatımın siz olmayan kısımları da var.” dediğimde Vidus’un tek kaşı havalanmıştı.

“Olmadığım zamanlarda bir ihtimal gelmişsindir diye tüm mekanlarımın kameralarında seni tarattım, yoktun. Bu da reşit olmadan önce geldiğin anlamına gelir ve benim mekanıma reşit olmayan kimse giremez.” diyen Vidus’la bu sefer ben masaya yaslanarak ona yaklaşmıştım.

“O zaman demek ki güvenliğin düşündüğün kadar iyi değilmiş, on altı yaşındaki bir genç kız kolaylıkla sıyrılabilmiş.” dememle kaşları havalanırken gözlerinde gördüğüm parıltının tek bir anlamı vardı, hayranlık…

“Ne kadar kazanmıştın?” diyen sorusuyla gülerek arkama yaslandım, kaybetmeme ihtimal bile vermemişti.

“15 milyon dolar.” dememle ikisininde aynı anda kaşları çatılırken birbirlerine bakıp tekrar bana döndüler.

“Maskeli kız.” diye abim ve Vidus’un aynı anda konuşmasıyla kaşlarım havalandı, o gece girdiğimde yüzümde bir maske vardı ama onlar buna nasıl bu kadar hakimlerdi?

“Bir namım olduğunu bilmiyordum.” diye sırıtarak göz kırptığımda Vidus’un dudakları kıvrılmıştı.

“Mekana gelip bu kadar fazla kazanan tek kadındın, uzun bir süre kim olduğunu aramıştık ama bulamadık.” diyen abimle kaşlarım havalanırken bakışlarım Vidus’un hala hayranlıkla beni izleyen gözlerine çarptı.

“Çünkü kimliğiyle giriş yapmayan tek kişiydin.” diyen Vidus’la omzumu silkerek arkama yaslandım.

“Dediğim gibi, sizin güvenliğinizin hatası.” dediğimde abimde gülmüştü.

“Benim yetenekli kardeşim.” diyen abim yanıma gelip sarıldığında gülerek bende oturduğum yerden ona sarılmıştım. “Bizim genlerden yeteneksiz çıkmazdı zaten.” diyen abimle kafamı geri çekip ona inanmaz bakışlar attığımda abimin bakışları benimle Vidus arasında gidip geldi, belli ki o da aynı şekilde bakıyordu. “O iti ne sayıyorsunuz ya? Onun genine sıçayım.” dediğinde gülerek geri çekilmiştim.

“İt demişken onu ne yapacağız? Bir haftadır sesi çıkmıyor, kesin bir şey planlıyor.” dediğimde abimde derin bir nefes alarak annemin yerine oturmuştu.

“Evet, o yüzden sen bu gece evdesin.” diyen abimle kaşlarım çatılmıştı.

“Yok ya, o niyeymiş?” dediğimde abiminde kaşları çatılmıştı.

“Kızım şerefsizin ilk hedefi sensin, bu yüzden olabilir mi?” diyen abimle yüzüm daha çok asılmıştı.

“Sizin hedef olmadığınızı kim söyledi? Elinden gelse ikinizi saniyesinde öldürür.” derken kulak mememi hafifçe tutup parmaklarımın tersini masaya çarptım, bu harekette annemden geçmişti. O çok yapıyordu.

“İşte elinden gelmiyor canım.” diyen abim bakışlarını Vidus’a çevirdi. “Enişte bir şey desene.” demesiyle benimde bakışlarım Vidus’a döndüğünde gözlerimi kocaman açarak adeta yavru köpek bakışı atmıştım.

“Vidus.” dememle Vidus’un bakışları gözlerimde gezinirken derin bir nefes aldı.

“Evde bırakınca da gizlice çıkıp peşimizden geliyor, o daha kötü.” diyen Vidus’la dudaklarım hızla kıvrılırken abime döndüm.

“Gelirim.” dememle abimin sert bakışları beni bulmuştu.

“Ben kime ne anlatıyorum ki, tasmanın ucunu kızın eline bırakmışsın zaten.” diyen abimle kaşlarım çatılırken ters bakışlarım gözlerindeydi, tam o anda dışarıdan gelen sesle abimin bakışları oraya kaymıştı.

“Ulvi’m!” diyen Nilüfer’le abim hızla ayaklandığında kaşlarım havalandı.

“Geldim!” diye seslenen abim hızla bahçeye yöneldiğinde gülmeye başlamıştım.

“Koş koş, sahibin çağırıyor.” dememle abim sırıtarak bana baksada hızla cam kapıdan çıkıp bahçeye yönelmişti. “Şuna bak, bir de bize laf ediyor.” diye gülerek yanımdaki adama döndüğümde onun bakışlarının düşünceli olduğunu görmüştüm.

“Aslında haksız sayılmaz.” demesiyle kaşlarım hızla tekrardan çatılmıştı. “Gelsen bile yanımdan bir saniye ayrılmayacaksın, elim hep sende olacak.” dediğinde bakışlarım düzelirken tekrardan gülümsedim.

“Olur, istersen ceketinin içine bile saklanırım.” diyerek cilveli bir sesle konuştuğumda belimi kavrayan eli beni kendine çekmişti.

“Keşke içime gömebilsem seni, orada her şeyden koruyabilirdim.” dediğinde gülümseyerek alttan ona bakarken elim yanağına yaslandı.

“Koruyorsun zaten hayatım, hemde fazlasıyla.” derken ona yaklaşıp dudaklarına küçük bir öpücük bırakmıştım ki annemlerin geldiğini gördüğümde hızlıca bir öpücük daha bırakıp geriye çekilmiştim…

~~~~~~~~~~~~

Vidus Arjin Karsoylar…

Kapının önünde serçemi beklerken bir yandan maillerimi kontrol ediyordum, diğer yandan ise Ulvi’yi dinliyordum. Konuşabilmek için üzerimi hızlıca giyinip aşağı inmiştim ve bu durum sinirimin bozuk olması için zaten yeterliyken Ulvi’nin vır vır konuşması daha da bozuyordu. Bir türlü susmak bilmemişti.

“Abi, kime diyorum lan? Kızların gelmesi tehlikeli.” diye onuncu kez tekrar ettiğinde alttan ters bakışlarımı ona atmıştım.

“Ne boş yaptın amına koyayım, evde durmaları mı korunaklı sanıyorsun? İkimizinde ortada olmadığı zamanları bir düşün bakayım.” diyen sert sesimle bakışlarını kaçırmıştı, genelde biz olmadığımızda peşimizden gelmeleri gibi bir gerçek vardı.

“Bu sefer izah edersek belki gelmezler.” demesiyle ona inanmaz bakışlar atmıştım.

“Belkilerle mi iş yapalım Ulvi?” dediğimde o da derin bir nefes alarak ellerini topuz yaptığı saçlarına atmıştı, yine göz bandını takmıştı.

“Ne diyeyim oğlum başka? Kumarhanenin üyelerinden birisi de New York karteli, bizi görünce olay çıkarmayacaklar mı?” dediğinde ona hak vermiştim ama başka şansım yoktu, kendi başlarına dışarı da olmaları çok daha tehlikeliydi.

“O zaman benim canım koruma şefim.” derken bir elim omzunu bulmuştu. “Bizi koru.” diyerek arkamı dönüp tam merdivenlere yönelmiştim ki gördüğüm bedeniyle adeta nefesim kesilmişti.

Merdivenlerden süzülerek inen serçemle derince yutkunmam gerekmişti. Üstündeki uzun yırtmaçlı lacivert elbisesi ve daha büyük dalgalar yaptığı saçlarıyla o kadar güzeldi ki ömrüm boyunca sadece onu izleyebilirdim, zerre sıkılmazdım. Başım hafifçe yana eğilirken kuruyan boğazımla tekrar yutkunmam gerekmişti. Fanculo, o elbiseyi üstünden yırtarak çıkarmak istiyordum!

Bir elim yakama giderken siyah takımın içine taktığım ve üstümdeki tek renk olan lacivert kravatımı sertçe gevşettim, kesinlikle bu güzelliği nefesimi kesmişti. Kasıklarım acıyla sızlarken bana doğru gelişini sessizce izledim, kaldı ki konuşamıyordum zaten. Kadınımın güzelliği karşısında dilim tutuşmuştu.

Bu düşünceyle dudaklarım kıvrıldı. Kadınım, benim kadınım. Bu melekleri bile kıskandıracak güzellikteki kadın sadece benimdi, tanrıdan başka ne isteyebilirdim ki?…

“Biz hazırız.” diyerek karşımda duran serçemle bakışlarım yüzünün her zerresinde gezindi, o bu sefer pembeye boyadığı dudaklarını dudaklarımın içine hapsedip günlerce ayrılmamasını istiyordum.

“Çok dikkatli olun çocuklar olur mu?” diyen Neva annemin sesi bile uzaktan gelirken sadece karşımdaki kadınıma bakabiliyordum.

“Merak etme anne, hemen döneriz zaten.” diyen serçemin bakışları tekrar bana döndüğünde dudaklarında o utangaç gülümsemesi belirmişti. “Çıkmıyor muyuz hayatım?” diyen sesiyle onu kendime yaslamak için çıldırdığım ellerimi sıkıca yumruk yapmıştım, şu an zihnimden geçenleri yapamazdım.

“Çok güzelsin meleğim.” diyen fısıltımla gülüşü daha çok büyürken kalbim huzurla dolmuştu. “Elbisen çok yakışmış.” dediğimde onun da bakışları kendi elbisesine dönmüştü.

“Dekoltesi biraz fazla gibi, istemezsen değiştiririm.” demesiyle kaşlarım hafifçe çatılırken yavaşça çenesini parmaklarımın arasına aldım.

“Her şeyinle çok güzelsin ama seni rahatsız eden ya da bakan olursa…” derken yüzüne biraz daha yaklaştım. “Ölürler mia bella.” diyen fısıltımla dudakları biraz daha kıvrılmıştı ve bu durum daha da hoşuma gidiyordu, kadınımda bana benzemişti. “Yani sen istediğini yapabilirsin birtanem, hiç sorun yok.” dememle dudakları daha çok kıvrılmıştı.

“Seni çok seviyorum adam.” diyen sesiyle mis kokusundan derin bir nefes alıp mecburen geri çekildim, annesinin yanında öpmek olmazdı.

“Bende sana aşığım mia bella.” dediğim sırada elleri hızla koluma girmişti.

“O zaman gidebiliriz.” diye cıvıldayan sesiyle içimdeki korku kırıntılarını bile ezip atmıştı, bu mutluluğu için her şeyi yapardım…

~~~~~~~~~~~

Niran Karsoylar…

Duran arabayla bakışlarımı çevrede gezdirmiştim, dışı hala hatırladığım gibiydi. Kırmızı ışıklarla aydınlanan tabelası ve önündeki iri yarı adımlara kadar hiçbir şey değişmemişti. Bakışlarım yanımdaki adama döndüğünde onun bakışlarının bende olduğunu görmüştüm, dudaklarındaki o çapkın sırıtışıyla beni izliyordu.

“E hadi, gitmiyor muyuz?” diyen Nilüfer’le bakışlarım ona dönmüştü, tıpkı benimki gibi dalgalı yaptığı pembe tutamları ve buna tezat oluşturan siyah mini elbisesiyle çok güzel olmuştu.

“Siz çıkın abiciğim, biz peşinizden geliriz.” diyen Vidus’la abimin bakışları bize döndüğünde sessizce onaylamıştı, o da artık bu duruma alışmış olmalıydı ya da sadece bu ortamda Vidus’u sinirlendirmek istemiyordu. İkisi de olabilirdi.

Abimle Nilüfer dışarı çıktıktan sonra bakışlarım Vidus’a döndüğünde yaslandığı koltuktan doğrularak bana yaklaştı, bir eli saçlarıma giderken hafifçe okşadığında derin bir nefes almıştım.

“Şimdi o güzel hünerlerini görme vakti.” diyen sesiyle tek kaşım havalanmıştı.

“Ne yapacağım?” dediğimde dudaklarındaki çapkın sırıtışı büyümüştü.

“Tıpkı o geceki gibi içeri gireceksin.” demesiyle kaşlarım hızla çatıldı.

“Bu mümkün değil Vidus, o zamanki kadar çevik değilim. Ayrıca kaç senedir hırsızlık bile yapmıyorum, paslandım.” dediğimde beni umursamadan elini ceketinin cebine atarak bir maske çıkarmıştı, dantelli siyah bir maskeydi ve sadece yüzümün yarısını kapatacak kadardı.

“İstemiyorsan yapmazsın tabi.” derken uzattığı maskeyi geriye çekmişti. “Bizde aslında güçsüz olduğunu ve Duman’ın yanıldığını kabul ederiz.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılırken blöf yaptığını bilsem bile sinirlenmiştim.

“Geç kalma.” derken sinirle elindeki maskeyi kaptım.

Dudakları daha çok kıvrılırken rahatça arkasına yaslandı.

“Korumalar mekanın her yerinde, ayrıca Ulvi de içeride. Ters bir durumda adını vermen yeterli.” dediği sırada maskemi takarak ona döndüm.

“Beni tanıyorlar mı?” dediğimde kaşları hafifçe çatılmıştı.

“Karımı tanımayanı yaşatmam mia bella.” diyen ciddi sesiyle dudaklarım kıvrılsada tek kelime etmeden kapıya uzanmıştım ki parmakları kolumu yakaladı. “Dikkatli ol, seni dinleyeceğim.” derken bakışları bileğime dokunduğunda bende kalpli bilekliğe bakmıştım.

“Biliyorum.” diyerek kolumu kendime çekip arabadan indim.

Bakışlarım çevrede gezinirken adeta ilk zamanlarıma dönmüş gibi hissediyordum. Yüreğim aynı heyecan ve korkuyla kasılırken bakışlarım hızla çevrede dönüyordu. Mekan oldukça tanınan bir yer olduğu için kapısında hep insanlardan bir kuyruk olurdu, tıpkı şu anda olduğu gibi o zamanda vardı ve içlerine karışarak çaldığım bir kimlikle girmiştim ama şimdi bu halimle bunu yapamazdım.

Farklı bir yol arayan bakışlarım çevrede gezinirken girişe biraz uzak durduğumuz için daha rahattım, buradan korumalar beni göremezdi. İnsan kalabalığında bakışlarım gezinirken zihnimde çınlayan fikirle dudaklarım kıvrılırken hızla kalabalığa yöneldim. İri yarı bir adamın arkasında durduğumda bakışlarım sanki ilk kez gelmişim gibi çevrede geziniyordu, dudaklarımda ise saf bir sırıtış vardı.

O esnada saliseler içinde önümdeki adamın bileğinden oldukça pahalı görünen saatini almıştım, hala çevreye bakmaya devam ederken çaprazımda duran ve adamın koluna sarılmış kadının omzuna dokundum. Kadın naif bir şekilde bana döndüğünde hafifçe gülümsedim.

“Pardon, rahatsız ediyorum ama bir şey danışabilir miyim acaba?” dediğimde kadın gülümseyerek başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Tabi, buyrun.” diyen kadınla derin bir nefes aldım.

“Maskeyle içeri alıyorlar mı acaba?” dediğimde kadın başını yavaşça olumsuz anlamda sallamıştı.

“Maalesef canım, yüzünü net görmek istiyorlar.” dediğinde oyuncu bir edayla yüzümü düşürmüştüm.

“Ama yüzümde ciddi bir yanık yarası var, açamam ki.” derken bakışlarımı diğer sıranın en önünde duran korumalara çevirmiştim. “Acaba bir gidip sorsam mı?” dediğimde kadında bakışlarını oraya çevirmişti.

“Dene şansını ama dikkatli ol, biraz sertlerdir.” dediğinde gülümseyerek başımı olumlu anlamda sallayıp insanların arasından sıyrılmaya başlamıştım.

Az önceki konuştuğum çiftin önündeki adamın yanından geçerken sanki ondan düşmüş gibi elimdeki saati yere attığımda bakışlarımı yere çevirdim ve yavaşça eğilip saati alarak yanında durduğum adama döndüm.

“Beyefendi saatiniz düştü.” dememle adam saati alırken bakışları adeta beni yemişti, bunu kesinlikle hak etmişti.

“Lan, o benim saatim!” diye haykıran az önceki iri yarı adam sertçe diğer adamı ensesinden tuttuğu gibi kendisine çevirip yüzüne yumruğunu geçirdiğinde şok olmuş gibi ellerimi dudaklarıma yasladım.

İçten içe kahkahalar atarak geri çekilirken sıradaki herkes iri adamın elinden diğer adamı almaya çalışıyordu, korku dolu bakışlarım çevremde dönerken bakışlarımı korumalara çevirdim.

“Yardım edin, adamı öldürecek!” diye haykırmamla korumalar hızla gelirken yanımda şok içinde kavgayı izleyen başka bir kadının çantasından aldığım cüzdanı ihtiyacım olanı alarak tekrar yerine bıraktım.

Kapıda normalde üç koruma bekliyordu ve şimdi ikisi devre dışı kalmıştı, kalabalığın içinden sıyrılırken başka bir kadının elinde tuttuğu geniş kenarlı şapkasını da alıp hızla başıma geçirerek kapıya yöneldim. Şapka maskeyi gizlerken adama elimdeki kimliği gösterdiğimde dikkati hala ayrılmayan kavgada olduğu için kısaca beni süzüp başıyla geçmemi işaret etti, hızla içeri yönelirken dudaklarımdaki gülümsemeyle arkamı dönüp elimdeki kimliği el çabukluğuyla dışarı fırlattığımda kimlik korumanın yanından uçarak dışarı gitmişti.

O sırada hızla arkamı dönmüştüm ki karşımda dikilen kadın garsonla bir adım geri çekilmek zorunda kalmıştım, yüzündeki gülümsemesiyle bana bakarken hafifçe öne eğilerek selam verdi.

“Hoşgeldiniz hanımım.” diyen kızla kaşlarım çatıldığında bakışlarım diğer çalışanlara dönmüştü, hepsi önümde dizilerek beni selamlıyordu. “Size bugün ben eşlik edeceğim hanımım.” demesiyle kafamın içinde her şey oturmuştu.

Vidus bana bugün ikinci kez oyun yapmıştı, aslında tüm çalışanlar beni tanıyordu. Belki de gizlice girdiğim falan bile yoktu, ulan Vidus!

“Buyrun hanımım, buradan gideceğiz.” diyen kız eliyle ileriyi gösterdiğinde çalışanların oluşturduğu yoldan hızla geçerek ilerledim.

Başımdaki şapkayı çıkarıp savunduğumda striptiz yapan kızın başına takılmıştı, kız şok içinde çevresine bakarken umursamadan ilerledim. Mekan öylesine büyüktü ki içinde neredeyse her şey vardı, bu katında dansçılar çevrelerdeki direklerde dans ederlerken geri kalanlar ise oyunlar oynuyorlardı. Eğlenceli bir kulüp gibiydi.

Merdivenlere geldiğimizde kızla birlikte alt kata inmeye başlamıştık, kaşlarım çatılırken bir elim istemsizce yırtmacın içinden silahımı kavradı. Ne olur ne olmazdı, kimseye güvenemezdim. Daha sessiz olan bir koridorda ilerlerken bakışlarım sadece kırmızı led ışıklarla aydınlatılmış duvarlardaydı, siyah duvarlar kırmızı ışıklar sayesinde bordo gibi duruyorlardı.

Birçok odanın önünden geçtikten sonra en sondaki ve en büyük kapılı olanın önünde durduğumuzda kız kenara çekilip tekrar kapıdaki gibi eğilerek selam vermişti.

“Bundan sonrası sizde hanımım, iyi eğlenceler.” diyen kız tekrar selam vererek arkasını dönüp gitmeye başladığında tuttuğum silahımı bu sefer tamamen elime almıştım.

Yavaşça kavradığım kapı kolunu açarken aynı zamanda da silahımı daha sıkı kavramıştım. İttiğim kapı arkaya çarptığı sırada hızla silahımı odaya çevirmiştim ki karşımda gördüğüm adamla hızla içeri girip kapıyı ardımdan sertçe kapattım, hissettiğim sinirle ona doğru adımlarken topuklularım sertçe ahşap zemine çarpıyordu.

“Komik miydi bu şimdi?” diyen sert sesiyle elindeki ıstakadan başını kaldırarak muzip bakışlarını bana çevirdi.

“Hünerlerini bu kadar yakından izlemek mi?” derken tekrardan ıstakanın ucuna yaptığı işine dönmüştü. “Komik haricinde her şeydi mia bella, tekrar ve tekrar aşık oldum.” dediğinde kaşlarım daha derinden çatılmıştı.

“Bütün çalışanlar zaten kim olduğumu biliyordu, beni boşu boşuna uğraştırdın.” dediğimde yaptığı işini keserek tek elindeki ıstakayla bana döndü.

“Kapıdaki korumalar haricinde hepsi, evet.” derken bana doğru yaklaşmaya başladı.

“Sen gıcığın tekisin Diavolo.” diyen sesimle dudakları daha çok kıvrılırken önümde duraksadı.

“Ne yani, seni bile isteye tehlikeye atacağımı mı düşündün cidden mia bella?” diyen boğuk sesiyle sonunda nerede olduğuma bakabilmiştim, bir tür bilardo odası gibi bir yerdeydik.

Loş ışıklandırması ve yüksek tavanlı odanın duvarları tamamen kitaplıklarla kaplıyken hayran olmadan edememiştim, bakışlarım çevrede gezinirken bilardo masası haricinde sadece iki tekli koltuk ve bir zigon sehpa olduğunu görmüştüm. Bunlar dışında oda tamamen büyük bir kütüphaneydi.

“Beğendin mi gizli mahzenimi?” diyen boğuk sesiyle bakışlarım tekrar ona döndüğünde kehribar harelerinin parıldadığını görmüştüm.

“Burası yalnızca sana mı ait?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Evet, genelde kafamı dinlemek için gelirdim.” derken yüzü bana yaklaşmıştı. “Tabi son birkaç aydır pabucu dama atıldı.”

“Neden?” diyen sesim kulağıma istemsizce oldukça cilveli gelmişti, sinirim adeta yok olmuştu. Yine ve yine!

“Çünkü kafamı dinlediğim başka bir yer var ve kesinlikle buradan çok daha etkili.” diyerek belime yaslanan eli beni hızla kendine çektiğinde hala silah tutan elim ve diğer elim iki omzunu kavramıştı. “Şimdi ise ikisi birleşti.” derken başını boynuma yasladığında dudaklarım kıvrılmıştı.

“Peki bilardo?” diye soran sesimle boynumdan derin bir nefes almıştı.

“O yeni geldi, oynamayı biliyor musun?” diyen boğuk sesiyle eş zamanlı olarak boştaki elim saçlarını bulmuştu.

“Hayır.” dediğim sırada boynuma bastırdığı dudaklarıyla bedenim hafifçe titremişti.

“O zaman öğretmeliyim.” derken yavaşça geriye çekildiğinde gözlerim hızla ateş bakışlarını bulmuştu. “Al bakalım.” derken az önce elinde olan ıstakayı bana uzattığında önce bacağımı hafifçe açarak silahımı yerine koyup ardından elindeki ıstakayı aldım.

Bakışları açıkta kalan bacağımda gezinirken çenesinin kasıldığını görmüştüm, etkileniyordu. Bir haftadır sadece uzak durduğu ben olmamıştım, kendinden de uzak durmuştu. Dediğine göre artık sadece beni hissetmek istediği için kendisi yaptığında işe yaramıyordu ve bu kesinlikle benim işime gelirdi, onu etkilemek başlıca görevlerim arasına girmişti.

Bakışlarını zor bela benden alarak yandaki diğer ıstakaya uzandıktan sonra ortada duran topları serbest bırakmıştı, hemen ardından bakışları bana döndüğünde derin bir nefes aldı. Gözlerim onu süzerken benimde derin bir nefese ihtiyacım olmuştu. Ceketi üzerinde değildi ve siyah gömleğimin kollarını yukarı katlamıştı, tenindeki her bir damar belirgin bir şekilde gözükürken yutkunarak tekrardan gözlerine odaklanmaya çalıştım.

“Istakayı üç parmağının arasına sabitleyeceksin, ardından beyaz topa doğru ivmeyle vurup diğer renkleri deliğe yollamalısın.” derken bakışları bir an olsun benden ayrılmamıştı. “Böyle çok açıklayıcı olmadı sanki.” diye mırıldanarak hızla elimi kavradığı gibi beni önüne çektiğinde kalçalarımda hissettiğim varlığıyla inlememek için kendimi zor tutmuştum.

“Oldukça mantıklı bir yöntem.” diyen fısıltımla bir eli belime sarılırken diğer eli yavaşça kolumda süzülerek elime ulaşmıştı.

“Kesinlikle.” diyerek kendini bana daha çok yaslarken elimi sıkıca kavrayarak tuttuğum ıstakayı kaldırmamı sağladı. “Şimdi sadece bana odaklan.” diyen boğuk mırıltısıyla ıstakayı masaya yasladıktan hafifçe masaya doğru eğilmemizi sağladığında onun haricinde düşündüğüm her şey yok olmuştu.

Parmaklarımı ıstakaya doğru yerleştirdikten sonra elleri de sıkıca ellerimi kavramıştı, masaya biraz daha eğildiğimizde bu sefer ben bilerek kalçamı ona sürtmüştüm. Küçük iniltisi kulağıma dolarken yanağını tamamen yanağıma yasladı.

“Uslu durmalısın mia bella, yoksa öğretemem.” diyen boğuk sesiyle sadece hafifçe kıkırdamıştım. “Bakışlarını beyaz topa çevir ve…” derken ıstakayı beyaz topa çarpmasıyla kırmızı olan hızla deliğe girmişti. “Diğer topun deliğe girişini izle.” diyen sesi gitgide öyle erotik olmaya başlamıştı ki sadece sesiyle bile kendimden geçebilirdim.

“Anladım.” derken bende nefes nefese kalmıştım, kalçamda gitgide büyüyen varlığı aklımı bulandırıyordu.

“O zaman sıra sende.” diye mırıldanarak ellerini yavaşça geriye çektiğinde derin bir nefes almıştım, adeta sıcak basmıştı.

Dediği gibi beyaz topa odaklanırken onun savrulduğu yana kaydım ve diğer toplara baktığımda en yakında siyah olanı görmüştüm, tekrardan derin bir nefes alarak az önceki gibi masaya eğilip ıstakayı kavradım. Beyaz topa doğru bir ivmeyle tıpkı anlattığı gibi vurmamla çarptığı siyah top deliğe girmişti, kıvrılan dudaklarımla hızla doğruldum.

“Bak, öğrendim…” diyerek tam Vidus’a dönmüştüm ki boynuma yaslanan parmaklarıyla hızla beni bilardo masasına yatırması bir olmuştu.

“Aferin benim güzelime.” diyen boğuk sesiyle yüzü yüzüme yaklaşırken diğer eli yavaşça yüzümdeki maskeyi çıkartıp odanın bir köşesine savurmuştu. “Şimdi sıra bende.” derken elimdeki ıstakayı yavaşça aldıktan sonra göğüslerim arasına yasladığında titrek bir nefes almıştım.

Göğüslerimin arasından boynumun kenarına uzattığı ıstakayla bakışlarımı ondan ayırmadan izliyordum, odaklandığı beyaz topa saniyeler içinde vurduğunda tam üç topun aynı anda düşme sesini duymuştum. Bakışları bana döndüğünde ise yanan ateşleriyle bende tüm devreler yanmıştı, kravatından kavradığım gibi onu kendime çekerek dudaklarımı dudaklarına yasladım.

(Yine bazı sahneler olabilir:) )

Öpüşüme hızla karşılık verirken elindeki ıstakayı odanın bir köşesine fırlatmıştı, bacaklarım sıkıca beline sarıldığı sırada bir eli aramıza girdiğinde yırtmacı yukarı doğru sıyırdığını hissetmiştim. Alt dudağımı dudaklarının arasına hapsederken kadınlığıma dokunan parmaklarıyla dudaklarına doğru inledim.

“Fanculo, mia bella.” (Siktir, güzelim.) derken dişleri alt dudağımı çekiştirerek bırakmıştı. “Sırılsıklamsın, benim için şimdiden hazırsın.”

“O zaman hiç bekleme.” diye hızla konuşarak onu tekrardan kravatından kendime çektiğimde bir parmağı tanganın kenarından sıyrılarak içime girmişti. “Ah, Vidus! O değil.” diye sinirle inlerken onun ise dudaklarımın üstündeki dudakları kıvrılmıştı.

“Daha açık konuşmalısın minik serçem.” diyen muzip sesiyle gözlerim aralanırken kravatını daha çok elime doladım.

“Sik beni Diavolo, içimi tamamen kendinle doldur. Becer be…” derken dudaklarıma yaslanan dudakları hızla sözümü kesmişti.

Az öncekinin aksine dudakları daha hoyratken içimden çıkan parmakları kısa süre kaybolduktan sonra kalçamı kavrayıp beni daha geri itmişti, hemen sonra ise o da bilardo masasına çıktığında dudaklarının üstüne doğru gülmüştüm. Onun iri cüssesini bu masa nasıl taşayacaktı acaba?!

“Sana uslu durmanı söylemiştim.” diyen sesiyle eş zamanlı olarak kadınlığımda hissettiğim varlığıyla dudaklarım daha çok kıvrıldı.

“Cezam hep buysa sikerler usluluğu…Ahh!” dememle sona doğru aniden içime giren varlığı aklımı tamamen durdurmuştu.

“Oh! Sei così birichina, mia bella!” (Oh! Çok yaramazsın mia bella!) diyen sesiyle içime biraz daha girdiğinde aslında tamamen olmadığını anlamıştım, o kadar büyüktü ki her defasında ilk kez gibi hissediyordum.

“Türkçe…” derken diğer sertçe saçlarına tutundu. “Konuş!” diye inlememle hafifçe geri çekildiğinde itiraz edercesine kalçamı ona doğru kaldırmıştım ki hızla tekrardan içime girdiğinde işte şimdi tamamen girdiğini anlamıştım.

Soluğum boğazıma düğümlenirken yaşadığım hazdan dolayı gözlerim kaymaya başlamıştı, bedenim şimdiden titrerken bir eli yanağıma yaslandığında zor bela açık tuttuğum gözlerimi ateş bakışlarına çevirdim.

“İyi misin güzelim?” diyen soluk soluğa sesiyle nefesimi düzenlemeye çalışırken başımı olumlu anlamda salladım.

“Hızlan, lütfen.” diyen mırıltımla dudakları hızla dudaklarımı bulmuştu.

İlk başta yavaşça hareket etsede sonradan hızlanan bedeniyle iniltim dudaklarının arasından sıyrılarak odada çınlamaya başlamıştı. Bedenimde gezinen diğer eli ben daha çok deli ederken içime her çarpışında zirveye çıkan o merdivene biraz daha tırmandım ve sonunda titreyerek ulaşmıştım ama o hala gelmemişti.

Benim orgazmım için duraksarken kısa bir süre içinde tekrar aynı ivmeye döndüğünde saniyeler içinde tekrardan titremeye başlamıştım. Kendini içime öyle iyi vuruyordu sanki o noktayı kendisi var etmişti ve hemen buluyordu, beni delirten o noktanın yaratıcısıydı sanki…

“Fanculo!” diye inleyen Vidus içime daha sert girmeye başladığında tırnaklarımın sertçe boynuna geçtiğini hissetmiştim. “Çok güzelsin, sikeyim! Fazla harikasın!” diyen hırıltılarıyla son kez teni tenime çarptığında bu sefer ikimizde aynı anda dağılmıştık…

(Sahne bitmiştirrr.)

O esnada gelen çatırtılarla zor bela gözlerimi aralayarak Vidus’a bakmıştım ki aniden ikimizi ters çevirmesi bir olmuştu ve hemen ardından altımızdaki bilardo masası parçalanırken altımdaki Vidus’un üstüne düşmüştüm. Şok içinde başımı kaldırarak tahta yığınına ve çevremizde yuvarlanan toplara bakarken Vidus ise rahatça tahta yığınına uzanmıştı.

“Vidus.” diyen sesimle hafifçe aralanan gözlerini bana çevirdi.

“Emret mia bella.” demesiyle şok içinde ona bakmaya devam etmiştim.

“Masayı kırdık.” dememle gülerek elini yanağıma yaslayıp beni kendine çektikten sonra dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktı.

“Birde aldığım yerde dayanıklı demişlerdi, yalanmış.” dediğinde bende dudaklarına doğru gülmüştüm.

“İki metre bir adamın üstüne çıkacağını düşünmediler bence hayatım.” dediğimde umursamazca omzunu silkmişti.

“Bu onların hatası bebeğim, bizim değil.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük daha bıraktıktan sonra beni de kucaklayıp tahta yığınlarının arasından kalkmıştı.

Beni yavaşça yere bıraktığında bir eli hala belimdeydi, sıkıca kavrarken yandaki zigon sehpaya uzanıp eline ıslak mendil alarak önümde diz çöktüğünde sakince onu izliyordum.

“İyisin değil mi mia bella? Düşerken bir şey oldu mu?” derken beni temizlemeye başladığında sırıtarak ona bakıyordum.

“Senin üstüne düştüm zaten, asıl sen iyi misin?” dediğim sırada işini bitirerek yavaşça doğruldu.

“Çok iyiyim.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı. “İstersen biraz daha burada kalabiliriz.” dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım.

“Diğer yerleri de merak ediyorum.” dediğimde gülümseyerek ceketine uzanıp üstüne geçirdikten sonra kolunu da benim omzuma sardığında darmadağın ettiğimiz odadan ayrılmıştık.

Tekrardan üst kata çıktığımızda bu sefer iki kat yukarıdaki poker oynanan yere gelmiştik, burası benim senelerce önce de geldiğim yerdi. El çabukluğu işin içine girdiğinde iyi olduğum su götürmez bir gerçekti. Bakışlarım çevrede gezinirken karşılıklı iki oda olduğunu görmüştüm, gözlerim sağ taraftakine kaydığında en ortada oturan adamların sert bakışlarını fark etmiştim.

“New York karteli.” diye yanımda açıklayan Vidus’la kaşlarım daha da derinden çatılırken beni diğer odaya yönlendiren koluyla derin bir nefes aldım, bakışları hiç hayra alamet durmuyordu.

Bakışlarım büyük salonda gezinirken herkesin bakışları bize döndüğünde köşede oturan abimi ve Nilüfer’i görmüştüm, etrafı izliyorlardı. Biz ise onların yanına gitmek yerine poker masalarından en arkada ve boş olana doğru yürümüştük ki aniden ayaklanan abimi yan gözle görmüştüm. Kaşlarım daha çok çatılırken kalbim az öncekinin aksine bu sefer korkuyla çarptı, bakışlarım hızla Vidus’a dönmüştü ki odaya giren adamları fark etmiştim. Vidus’un New York karteli dediği adamlardı.

“Diavolo, seni Don olarak istemiyoruz.” diyen adamın hızla doğrulttuğu silahla gözlerim irice açılırken arkasındaki yirmiye yakın adamda silahlarını bize doğrultmuşlardı. “Sana ölüm olsun ki biz yaşayalım.” diyen adamla her şey çok hızlı gelişmişti.

Vidus hızla önümüzdeki masayı kaldırdıktan sonra ikimizi arkasına saklayıp dizlerimizin üzerine çökerken kollarını sıkıca bana sardığında kalbim adeta boğazımda atmaya başlamıştı. Mermiler hızla üzerimizden sekerken Vidus beni ceketinin içine saklayıp tamamen masa ve kendisi arasında görünmez olmamı sağladı.

“Sakın masanın arkasından çıkma.” diyen sesiyle gözlerim daha çok açılırken gömleğini sıkıca kavramıştım.

“Olmaz Vidus, çıkamazsın. Olmaz.” derken acı çığlıklar kulaklarıma dolmaya başlamıştı, odadaki diğer poker oynayanları da öldürüyorlardı.

“Hani korkusuzdu benim kadınım? Onu şimdi görmem gerek mia bella, kadınım olduğunu göster bana.” diyen temkinli sesiyle başımı hızla olumsuz anlamda sallarken gözyaşları yanaklarımdan süzülmeye başlamıştı.

“Değilim Vidus, lütfen.” diye ağlarken yanağımı kavrayan tek eli ona bakmam için başımı geri çekmişti.

“Öylesin ve ben bunu çok iyi biliyorum, hadi şimdi göster bana serçem.” derken alnıma dudaklarını bastırdığında onun sesindeki korku ve telaşı da duymuştum. “Bella’yı göster bana.” derken bedenimden ayrılan elleriyle başımı olumsuz anlamda sallarken onu tutmaya çalışmıştım ama yakalayamamıştım.

Vidus tek elindeki silahıyla hızla ayaklandığı sırada tam silahını kaldırmıştı ki koluna saplanan kurşunla bedeni geriye doğru sarsıldığında gözlerim korkuyla açıldı.

“VİDUS!”

Haykırışım odanın içinde çınlarken kalbim korkuyla çarptı…

~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu…

Böyle sonları biz özlemiştik ama sanki dimiii??? :))

Yine kah nefes nefese bırakan kah nefesimizi kesen bir bölüm oldu ha canlarım, ne dersiniz???

Artık hiçbir bilardo masasına normal bakamayacağım :)))

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Niran son sahnede korkusunu yenebilecek mi???

Sizce bu New York karteli Vidus’u neden istemiyorlar???

Ve son olarak sizin uğurlu renginiz nee???

Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.

Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.