~Bölüm Şarkıları~
Pinhani~Bilir O Beni
İkiye On Kala~Bütün İstanbul Biliyor
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalımmm???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞
GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!
“Seni bana ayırdım, bütün İstanbul biliyor. Çok söyledim ama kendini ölümlü sanıyor. İnanmazsınız, sesinde kuşlar yaşıyor. Ah, bi de gülünce kafam yanıyor…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum…
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~~~~
Aile bir insan için ne kadar önemliydi? Yanınızda kimse yokken bile sizi yalnız bırakmayan insanlar olarak anılırlardı, peki ya hayatınızın çoğunu onlarsız geçirerek büyüdüğünüzde hissettiğiniz kimsesizliğe alışabilir miydiniz? Ailesi olmayan bir insanın yanında başka kimse de kalmıyordu, bu yalnızlığa alışılır mıydı? Bilmiyordum ama ben alışamamıştım…
Bakışlarım gözlerindeki sorularla bize bakan Ulvi’ye kaydığında onunda benim gibi olduğunu çok iyi anlamıştım, kimsesizliğe alışamamıştı. Gözleri annemden bir saniye bile ayrılmazken kahve gözleri dolmuştu, elinde tuttuğu telefonumu sıkı sıkıya kavrarken ellerinin titrediğini fark etmiştim. Belki annesinin yüzünü hatırlamıyordu ama kalbinin hissettiği kesindi, bunca zaman sebepsiz yere beni koruması gibi yine kalbi ailesini hissetmişti.
“A..abi, ne oluyor?” diyen Ulvi’nin titreyen sesiyle Vidus elini kaldırarak ona doğru temkinli bir adım attığı sırada biri tarafından kolum sıkıca tutulduğunda bakışlarım annemin kolumu kavrayan eline kaymıştı.
“Ulvi beni dinlemelisin, Neva hanım…” diyen Vidus’un sesi Ulvi’nin hızla kapanan gözleri ve kaldırdığı eliyle kesilmişti.
“Devamını merak etmiyorum.” derken başını hızla yana çevirdiğinde yaralı gözü görüş açımızdan çıkmıştı. “Duymak istemiyorum.” diyen sert sesiyle gözlerim dolarken annemin eli yavaşça kolumdan ayrıldığı sırada ileri doğru bir adım attı.
“Oğlum…”
“Hayır, duymak istemiyorum!” diye haykıran Ulvi geriye doğru hızla bir adım atmıştı ki Vidus ileri atılıp onu kolundan yakaladı.
“Kardeşim bildiğin gibi değil.” diyen Vidus’un sert sesiyle Ulvi’nin gözleri hızla açılırken Vidus’u sertçe geriye ittiğinde elinden kurtulmuştu.
“Ne değil lan, ne değil?!” diye haykıran Ulvi’nin gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. “Şu zamana kadar istediğin her şeyi yaptım. Sevdiğim kadını koru dedin; gözümü, hayatımı, mesleğimi kaybetmek pahasına onu korudum ve senden tek bir şey istedim lan! Tek bir şey!”
Bağırışı zihnimin içinde çınlarken gözlerimden süzülen yaşlar hızla yanaklarımda acılı bir yol çizmeye başlamışlardı. Bir elim kalbime giderken zihnimdeki ses daha da yükselmeye başladı, öyle ki bir asit misali boğazımdan geçerken canımı yakıyordu.
**
‘Gözümü, hayatımı, mesleğimi kaybetmek pahasına onu korudum...’
**
Nefes almaya çalışarak yakamı çekiştirirken buğulanan gözlerimi sıkıca kapatıp açıp kendime gelmeye çalıştım ama olmuyordu, zihnimdeki ses kesilmek yerine daha da yükseliyordu. Öz abimin gözünü kaybetmesinin suçlusu ben miydim? Benim yüzümden mi tüm hayatı dağılmıştı? Kalbim acıyla sızlarken vicdanım bir zehir misali zihnimin sınırlarında dolanıyordu.
“Aileme karışmamanı istedim!” diyen Ulvi Vidus’un yakalarını sıkıca kavramıştı. “Şimdi ne bekliyorsun benden? Beni bir çöp gibi atıp başka bir adama kaçan annemi bulduğun için minnet mi duyayım? Ya da bana yaptığı gibi başkasından olma kızını da attığı halde utanmadan buraya geldiği için tebrik mi edeyim?!” diyen haykırışıyla Vidus sertçe yakasındaki elleri itmişti.
Başım önüme eğilirken sözlerinin gerçek olmaması için avazım çıktığı kadar bağırmak istemiştim, olamazdı değil mi? Tam da bunca yıl düşündüğüm gibi beni bile isteye bırakmış olamazdı değil mi? Hayır, eğer böyle olsaydı Vidus bilirdi. Ulvi sadece sinirliydi, hepsi buydu. Böyle olmalıydı…
“Bir kes sesini de dinle!” diye haykıran Vidus’u umursamayan Ulvi geriye doğru bir adım atıp ellerini iki yana açtı.
“Elin adamından yaptığı kızı ölen kardeşimin yerine koymamı mı bekliyorsun lan benden?! Ne bekliyorsun?!” diyen Ulvi’nin haykırışı Vidus’un sertçe yüzüne geçirdiği yumruğuyla kesilmişti.
Yaşlar hızla yanaklarımdan süzülürken nefes alışım daha da zorlanmıştı. Başım sanki tüm bu yaşadıklarım ağır gelmişçesine zonklarken gözlerimi açık tutmak bile bir hayli zordu, ayakta bile zar zor duruyordum. O esnada Ulvi’nin bedeni yumruğun etkisiyle geriye savrulduğu yerde öylece kalırken Vidus’un haykırışıyla ortam adeta buz kesmişti.
“O SENİN ÖLEN KARDEŞİN LAN!”
Vidus’un sesi otelin koridorunda çınlarken yakamı daha sert çekiştirmiştim. Bakışlarım daha çok buğulanırken nefes almıyordum, zihnimdeki ses artık başka hiçbir şey duyamayacağım kadar artarken bir elimi zor bela yanımdaki duvara yaslayarak destek aldım. Gözlerim diğer yanımdaki anneme kaydığında onun benim aksime sözlerden etkilenmek yerine özlemle oğluna baktığını görmüştüm, sanki hiç duymamış gibiydi.
Elleri kalbinde senelerce öldü bildiği çocuğunu izliyordu...
Görüş alanım daha da bozulurken odağını kaybetmeye başlayan bakışlarımı karşıma çevirdim. Nefesim adeta boğazımda düğümlenirken göğsüm acıyla sıkışmaya başladığı sırada gözlerim kaymaya başlamıştı, bakışlarımı ondan ayırmadan bir adım atmaya çalıştım.
“Vidus…” diye zor bela çıkan mırıltımla Vidus’un başı hızla bana dönmüştü ki görüşüm tamamen kararırken bedenimin üstündeki etkimi kaybetmiştim.
Son hatırladığım yere çarpmadan hemen önce Vidus’un sıkıca bana sarılan kolları ve çevremi saran odunsu kokusuydu…
~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Hissettiğim telaş ve korkuyla baygın bedenini hızla kucağıma çekerken elim ayağım adeta birbirine dolanmıştı, Ulvi’ye kendimi öyle çok kaptırmıştım ki bayılmak üzere olduğunu bile o adımı fısıldayınca fark etmiştim. Nasıl bu bu kadar dikkatimi ondan çekerdim? Yapamazdım, yapmamalıydım…
Bir kolum sıkıca minik bedenini tutarken diğer elimle hızla yüzüne düşen saçlarını geriye itip hafifçe yanağına vurdum.
“Serçem, güzelim.” diye mırıldanırken bakışlarım hızla mal gibi bizi izleyen korumalara kaydı. “DOKTORU ÇAĞIRIN LAN! BİR ŞEY YAPIN!” diyen bağırtımla serçemin bedenini saran elim tutulduğunda bakışlarım hemen yanımızda diz çöken Neva hanıma kaydı.
“İçeri taşıyalım oğlum, bayıldı sadece.” diyen sesiyle başımı hızla olumsuz anlamda sallamıştım.
“Hayır, hastaneye götürmeliyim. Ya daha kötü bir şeyse.” derken dikkatlice serçemi kucağıma aldığım gibi ayaklanmıştım ki Neva hanım tekrar önüme geçmişti.
“Ben hemşire emeklisiyim oğlum, içeri geçelim. Önce ben bir bakayım.” dediğinde araştırdığım geçmişi zihnimde çınlamıştı, doğru söylüyordu. Uzun yıllar hemşirelik yapmıştı.
Başımı olumlu anlamda salladıktan sonra kucağımdaki bedenini sarsmamaya dikkat ederek odaya girdiğimde Neva hanım önden giderek koltuğun üstünü hızla boşalttı, eline aldığı küçük yastıkları yere fırlattıktan sonra bana dönmüştü.
“Yatır böyle.” dediğinde bakışlarım koltuğa dönerken bedenini daha sıkı kavramıştım, onu bir daha güvenli alanımdan uzaklaştırmayacaktım.
Hızla kucağımdaki bedeniyle birlikte koltuğa oturduğumda Neva hanım sesini çıkarmadan serçeme yaklaşmıştı. Teker teker gözlerine baktıktan sonra nabzına da bakıp geri çekildiğinde bakışlarım umutla ikisi arasında dönüyordu, telaştan yerimde sabit durmak bile bir hayli zorken tüm bedenim kaskatı kesilmişti.
Masadan aldığı kolonyayla geri döndüğünde kaşlarım daha çok çatılmıştı, içimden kuvvetli bir ses hastaneye gitmemiz konusunda haykırırken sessizce Neva hanımın eline döktüğü kolonyayı serçeme koklatmasını izliyordum. Bu kadarla geçecek miydi? Serçem uyanacak mıydı? Saniyeler bir türlü geçmek bilmezken bakışlarımı serçemin kapalı okyanuslarından ayırmıyordum.
“Sakin ol oğlum, sadece bayılmış. Bilinen bir hastalığı var mıydı?” diyen Neva hanımla başımı hızla olumsuz anlamda salladım.
“Hayır, hayır yok.” derken bakışlarım serçemin gözlerine benzeyen bakışlarına döndü. “Niye hala uyanmadı? Hastaneye gitmeliyiz.” diyen telaşlı sesimle bir eli yanağımı bulmuştu. Eli sıcacıktı, tıpkı anne eli sıcaklığı gibi…
“Sadece sakin olmalısın oğlum, birazdan uyanacak.” diyen sesiyle eş zamanlı olarak bakışları yana kaydığında benimde gözlerim omzumun üstünden arkaya dönmüştü, Ulvi kapıya yaslanmış bir şekilde ağlayarak serçeme bakıyordu.
“Eğer ona bir şey olursa abisi, kardeşim demem mahvederim seni.” diyen sert sesime rağmen bakışları bana dönmemişti, sadece ağlayarak serçeme bakıyordu.
“Neden, neden kardeşimden ayırdın beni?” dediğinde soruyu bana yönelttiğini sanmıştım ama bakışları annesine dönmüştü. “Neden bizden vazgeçtin?”
Neva hanımın dolan gözlerinden damlalar süzülürken başını olumsuz anlamda salladı, bir eli sıkıca serçemin elini tutarken diğer eli yine kalbine yaslanmıştı. Serçem de üzgün olduğunda hep bu hareketi yapardı, kalbini tutardı. Birbirlerini hiç tanımadıkları halde nasıl bu kadar benzeyebiliyorlardı?
“Yemin ederim bilmiyordum oğlum.” diyen Neva hanımla derin bir nefes alıp bakışlarımı gözlerini kırpıştıran serçeme çevirdiğimde tekrardan derin bir nefes almıştım, sonunda uyanmıştı canımın içi.
“Yalan söyleme…”
“Kes sesini.” diyen sert sesim hızla Ulvi’nin konuşmasını bölmüştü. “Baban bunca yıl ikinizinde ölü olduğuna inandırmış, ayrıca anneninde başka bir ailesi falan yok. Ölmek üzere olan bir adamın çocuklarına dadılık yapmış, hepsi bu.” diye tek nefeste tüm olayları anlatırken bakışlarım sadece serçemdeydi, benim minik serçemde…
“Ne?” diyen Ulvi’nin mırıltısıyla eş zamanlı olarak serçemin gözleri hafifçe aralandı.
“Tek suçlu o şerefsiz ve yemin ederim ki onu dünya üzerindeki tüm acıları yaşatarak geberteceğim.” dediğim sırada ortaya çıkan okyanusları beni bulduğunda dudaklarıma küçük bir tebessüm yerleştirdim. “Yanındayım mia bella.”
~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Gözlerim ateş bakışlarda gezinirken derin bir nefes aldım, ne olmuştu bana? Zihnimin derinlerini zorlarken anılar birer birer akın etmeye başlamışlardı. Her bir anı da başım daha da zonklarken gözlerim dolmaya başladığında Vidus’un gülen yüzü hızla solmuştu, bir eli yanağıma yaslanırken başını yavaşça olumsuz anlamda salladı.
“Merak etme mia bella, o da tüm gerçekleri öğrendi.” diyen sesiyle dudaklarım titrerken boştaki elim üstündeki gömleğini sıkıca kavramıştı ki diğer elimde ne olduğunu anlamak için döndüğümde annemin beni izleyen bakışlarını görmüştüm.
Annemin… Artık benimde bir annem vardı…
“İyi misin kuzum?” diyen annemle dudaklarım hafifçe kıvrılırken başımı olumlu anlamda salladığımda diğer bir eli ise saçlarımı bulmuştu. “Yemin ederim ki bundan sonra hep yanınızda olacağım, sizi asla bırakmayacağım.” derken hızla bana yaklaşıp dudaklarını saçlarıma bastırırken derin nefesler almıştı.
“Annem…” diye mırıldanırken gözlerim kapanmıştı. “Abim nerede?” diyen sorumla annem geriye çekilmişti ki gözlerim yavaşça aralandığında arkamdaki bir yere baktığını görmüştüm.
Hızla başım geriye döndüğünde kapıya yaslanarak ağlayan dağ gibi adamı görmüştüm, gözlerinden yaşlar hızla süzülürken bakışları sadece bendeydi.
“Seni ilk kez gördüğünde de böyle yapmıştı, kapıya yaslanıp öylece seni izlemişti.” diyen annemle bakışlarım ona döndüğünde onunda ağlayarak Ulvi’ye baktığını görmüştüm, gözlerinde anılar birer birer süzülürken geç kalmışlığı hissettiği çok belliydi.
Hepimiz hayata çok geç kalmıştık ve ben daha fazla geç kalmak istemiyordum…
Yavaşça Vidus’un kucağından kalkarak ayaklandığımda bakışlarım hala kapının kenarında duran adama kaymıştı. Gözlerimden yaşlar hızla süzülürken derin bir nefes aldım, artık geç kalmak yoktu.
“Abim.” diye mırıldanırken hızla ona doğru koşmaya başladım, yanına vardığım bedeniyle bir saniye bile düşünmeden kollarımı sıkıca beline sardığımda o da beklemeden hızla bana sarılmıştı.
“Özür dilerim, bunca yıl bir aptal gibi aramadığım için çok özür dilerim abim.” diyen sesiyle dudaklarını saçlarımda hissetmiştim. “Hep yanında olduğum halde anlamadığım için çok özür dilerim abim, çok özür dilerim.” dediği sırada kollarım onu daha sıkı sararken başımı göğsüne yasladığımda bir eli saçlarımı bulmuştu.
“Gö…gözün için…” diye titreyen sesimle konuşmaya çalışırken beni susturmuştu.
“Şhh! Hiçbiri senin suçun değildi, ben kendi rızamla bunu istedim. İyiki de istemişim.” derken bir eli saçlarımı okşamaya başlamıştı. “Her şeyim gitsin ama sen hep iyi ol abim.” diyen sesiyle gözlerim sıkıca kapanırken burnumu çektim.
“Anneminde bir suçu yok, her şey onun suçu.” dememle saçlarımı okşayan eli duraksamıştı.
“Kimin suçu?” derken çatallı sesi sertleşmişti.
Cevap vermediğimi anlayınca hafifçe geri çekilip ellerini yanaklarıma yasladığında yaralı yüzü bakış açıma girmişti.
“Kimin suçu Niran’ım?” diyen sesiyle yanağımdaki bir elini tutarak başımı omzumun üstünden geriye çevirdiğimde Vidus’un ve annemin ayakta durarak bizi izlediklerini görmüştüm. “Vidus, bir şey deyin abi. Kimin suçu? Babam kim?” diyen abimin sert sesine rağmen Vidus’un ateş bakışları gözlerimden hiç ayrılmamıştı, yine gerçeklerin iznini bana bırakıyordu. Benden izin bekliyordu.
Bakışlarım anneme döndüğünde onunda ağlayarak bakışlarımı kaçırdığını görmüştüm, o şerefsizle bir zamanlar evli olmaktan utanıyor gibiydi ama onun bir suçu yoktu ki. Kimse bir insanın bu kadar şeref yoksunu olabileceğini tahmin edemezdi.
“Abim.” diyen Ulvi yüzümü yavaşça kendine çevirdiğinde birkaç damla daha yanaklarıma doğru süzülmüştü. “Söyle abim, söyle ki onun hayatını karartalım. Söyle ki sizi benden almasının hesabını sorayım, söyle.” dediğinde derin bir nefes almıştım.
“Murat, abi. Murat bizim babamızmış.” dememle gözleri irileşirken sanki aksi olması için yalvarırcasına omzumun üstünden Vidus’a bakmıştı.
“Hayır, hayır Vidus. O değil de, o olmaz.” diyen sesiyle Vidus cevap vermediğinde asıl gerçeğin bu olduğunu anlamıştı. “Sikeyim, hayır.” derken beni hızla kendisine çekip tekrardan göğsüne yaslamıştı. “O it biliyor mu peki?”
“Biliyor.” diyen Vidus’la Ulvi hırıltılı nefesini bırakmıştı.
“Hep mi?” dediğinde bakışlarım hafifçe omzumun üstünden Vidus’a dönmüştü, onunda gözleri kızarıktı.
“Hep kardeşim, hep.” dediği sırada Ulvi başını başıma yaslamıştı.
“Şerefsiz.” diyen mırıltısı sanki içinden geçirdiği tüm küfürleri açıklar gibiydi.
“Sizi çok aradım ama…” derken duraksayan annemle Ulvi’nin bir kolu benden uzaklaştıktan hemen sonra annemi de hızla göğsüne çekmişti.
“O sözleri söylediğim için affet annem.” diyen abimle dudaklarım kıvrılırken bakışlarımı bir kolunu da bana saran anneme çevirmiştim, ağlayarak başını abimin boynuna gömmüştü.
“Seneler sonra bulmuşum sizi, nasıl affetmeyeyim Ulvi’m? Duymadım bile.” derken önce abimi, ardından beni öpmüştü. “Kocaman olmuş benim yavrularım.”
“Artık hep birlikte olacağız annem, sana söz. Bir daha kimse bizi ayıramayacak.” diyen abimde sıkıca bize sarıldığında bakışlarım uzaktan bizi izleyen ateş bakışlara kaymıştı.
Hızla annemin ve abimin kollarından sıyrılarak ona yöneldiğimde birkaç adımda yanına varıp kollarımı sıkıca boynuna sardım. Kolları hızla belimi bulurken başını boynuma gömmüştü, derin nefesler alırken bende tıpkı onun gibi huzur kokusunu ciğerlerime hapsetmiştim.
“Teşekkür ederim.” diyen mırıltımla dudaklarını boynuma bastırmıştı.
“Bunu en çok sen hak ettin mia bella.” diyen sesiyle kollarımı daha da sıkı sarmıştım, sanki onu içime soksam bile yetmezmiş gibiydi. Öyle çok seviyordum…
“Hop! Hayırdır?” diyen abimin titreyen ama sert sesiyle dudaklarım kıvrılırken yavaşça geri çekilsemde Vidus belimdeki elini çekmek yerine daha çok beni kendine yaslamıştı.
“Ne var lan, kardeşim yaşıyor olsa net sana verirdim demiyor muydun? Aldım işte.” diyen Vidus’la kaşlarım havalanırken gülerek abime döndüğümde onun çatık kaşlarla bize baktığını görmüştüm ama gözlerinin içi hala gülüyordu.
“İkisi aynı şey mi lan?” diyen abimle bakışlarım Vidus’a dönmüştü.
“Cidden dedi mi?” dediğimde onun da bakışları üstten beni bulurken başını olumlu anlamda salladı.
“Artık nasıl içten dua ettiyse canlandın.” demesiyle kendimi tutamayıp gülmeye başlamıştım, bakışları yüzümde gezinirken sessizce gülüşümü izlemişti. “İşte hep böyle gül mia bella, artık hep mutlu olacağız.” derken yanağıma uzanan parmakları yavaşça yaşların izlerini silmişlerdi.
“Gerçekten olacak mıyız?” dediğimde o da gülümseyerek başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Sen yeter ki böyle güzel gül, gerekirse tüm dünyayı yakarım.” diyen sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılırken ona yandan sıkıca sarılmıştım.
“Yeter lan.” diyen abimle eş zamanlı olarak Vidus ona fırlatılan yastığı havada yakaladığında sert bakışları yandan ona dönmüştü.
“Şimdi bir şey yapardım da dua et Neva hanım yanında.” derken elindeki yastığı koltuğun üstüne fırlattığında annem de gülerek yanaklarındaki yaşları silmişti.
“Peki damadım neden bana hala hanım diyor?” diyen annemle benimde dudaklarım kıvrılırken Vidus’a döndüğümde kaşları anlamadığını belli edercesine havalanmıştı.
“Seninde annen oluyor ya artık.” diyerek durumu açıkladığımda ateş bakışları bana dönerken anladığını belirtircesine hafifçe gülmüştü.
“O zaman anneme dua etsin.” diye çapkın bir tonda mırıldanmasıyla hafifçe gülmüştüm, sırf hepimizin modu yükselsin diye şebeklik yaptığına yemin edebilirdim.
“Heh! Hele şükür oğlum.” diyerek gülen annem abime dönmüştü. “Gelinim var mı peki?” dediğinde abimin dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
“Var, o da bu olanları duyunca çok şaşıracak.” demesiyle bakışlarım Vidus’a döndüğünde bakışlarımız çakışmıştı.
“Aslında şey…” diyerek abime döndüğümde kaşları çatılmıştı.
“Ney? O da mı biliyor?” diyen sesiyle başımı olumlu anlamda salladım.
“Yeni öğrendi ama o da, sana söylemesini ben istemedim. Benden öğren istedim yani.” dediğimde derin bir nefes almıştı.
“Siz ne zamandır biliyordunuz peki?” derken bakışları Vidus’a kaymıştı.
“Nilüfer kaçırılmadan hemen önce öğrendik bizde, araya olaylar girince de kaldı tabi.” diyerek durumu toparladığımda abim anladığını belli edercesine başını sallamıştı.
“Nasıl öğrendin peki?” diye sorarken bakışları Vidus’taydı. “Önceden Niran’ın hayatını araştırdığımızda hiçbir şey bulamamıştık.” dediğinde Vidus’un bakışları anneme kaymıştı.
“Benim sayemde sanırım.” diyen annem hızla konuyu ele alıp Vidus’un konuşmasına izin vermemişti. “O şerefsizin Don’la olan konuşmasını duydum, çocuklarının yaşadığını söylüyordu ve konuşmanın içinde kendi veliahtından bahsedince bir şekilde Vidus’u buldum.” dediğinde Vidus derin bir nefes alıp boğazını temizledi.
“Aslında bizde sizinle bu konuyu konuşmak istiyorduk, o it size başka çocuğu olduğundan bahsetmişti değil mi? Bu konu hakkında bir bilginiz var mı?” dediğinde konunun sonunda Maria’ya geldiğini anlamıştım. Annem bir süre düşündükten sonra başını olumsuz anlamda salladı.
“Sizin ölüm haberinizi aldıktan sonra yolum eski asker ve ölmek üzere olan bir adamla çakıştı, çocukları çok küçüktü ve anneleri de ölmüştü.” dediğinde bu sonraki evlat edindiği çocukları anlattığını anlamıştım. “O öldükten sonra çocuklarına bakmam karşılığında beni koruyacağını söyledi, evinin önünde hep askerler olurdu.” derken bakışları hepimizde gezinmişti. “Bu yüzden Murat’la yıllarca denk gelmemiştik ama eğer evlenmiş olsaydı muhakkak haberlerden görürdüm, o şerefsiz hava atmaya bayılır.”
“Siz niye bunu sordunuz ki şimdi?” diyen abimle derin bir nefes almıştım.
“Çünkü bir kardeşimiz daha var abi.” dememle kaşları derinden çatılmıştı. “Maria Murat’ın kızıymış.” dediğimde kaşları bu sefer şaşkınlıkla havalanmıştı.
“Ne? Hani şu evlendirmek için zorladıkları küçük kız, yok artık!” diyen abimle başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Gittiğimizde kızı idam ediyorlardı.” diyen Vidus’un bakışları bana dönmüştü. “Ama kurtarıcı meleği izin vermedi.” dediğinde sinirime rağmen gülmüştüm.
“Bir saniye, Alessia’nın kızı Maria mı?” diyen annemle bakışlarım Vidus’a döndüğünde başını olumlu anlamda sallamıştı, demek ki annesinin adı Alessia’ydı. “No, o kadının Murat’la ilişkisi olduğuna zerre inanmam. Mert abiyi canından çok seviyordu.” diyen annemle midem hatırladığım bilgilerle yine kasılmıştı.
“Yokmuş zaten anne, tecavüz etmiş.” dememle annemin eli şok içinde dudaklarına kapanırken kendini arkasındaki koltuğa bırakmıştı.
“Mio dio, bunu ona nasıl yapar? Nasıl bu kadar iğrenç biri olabilir?” (Aman tanrım…) diyen annemle abim hızla yanına oturup kolunu omzuna sardığında annem onun göğsüne yaslanmıştı.
“Kötü her zaman kötüdür annem, sen hep öyle derdin.” diyen abimle annem sadece sessizce başını sallamıştı.
“Evet ama bizim hikayemizde iyiler kazanacak.” diye mırıldandığımda Vidus’un bakışları beni bulmuştu.
“Kime göre iyi?” derken kıvrılan dudaklarıyla benimde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Bize göre hayatım, gerisi umrumuzda değil.” diyerek başımı omzuna yasladığımda dudaklarını saçlarıma bastırarak derin bir nefes almıştı.
“Maria’yı ne yapacağız?” diyen abimle bakışlarım ona dönmüştü.
“Şimdilik otele yerleştirdik, iyileştikten sonra ise okula başlatacağım. Kaybettiği hayatını geri kazanacak.” dediğimde abim uzanıp onun yakınındaki elimi kavramıştı.
“Haklısın, onun bir suçu yok sonuçta.” dediğinde bende onun elini kavramıştım.
O esnada çalan telefonun sesi odada yankılandığında bakışlarım yanımdaki adama kaymıştı, Vidus hızla telefonunu cebinden çıkarırken ekrana baktığında bende yaklaşıp bakmıştım. Arhan arıyordu, hızla cevaplayarak kulağına yasladı.
“Biz yaklaştık, evde misiniz?” diyen Arhan’ın sert sesi duyulmuştu.
“Hayır, daha geçmedik.” diyen Vidus’un bakışları bana döner dönmez telefonu kulağıma yasladığında gözlerim irileşmişti.
“Ulan puşt, sana geleceğiz demedik mi? Hem araştır araştır diye beynimi sikiyorsun, hemde evde yoksun. Neredesin sen?” dediğinde sözlerinin Vidus’a olduğu çok belliydi.
“Geliyoruz şimdi Arhan.” dememle karşı tarafta derin bir sessizlik olmuştu, Vidus gülmemek için kendini tutarken telefonu duymak için bana biraz daha yaklaştığında bakışlarım istemsizce dudaklarına kaydı.
“Sana verdi dimi telefonu o?” diyen sesiyle gözlerim eğlenen ateş bakışlarına çevrildi. “Neyse, yarım saate sizde oluruz. Haberin olsun.” dedikten sonra aniden kapanan telefonu bile umursamadan yakınımdaki adama bakıyordum, hormonlarım yine içerde halay çekmeye başlamışlardı.
“Yarım saate bizde olacaklarmış.” diye mırıldandığımda başını yavaşça olumlu anlamda sallarken onunda bakışları dudaklarıma düşmüştü. “Niye telefonu bana verdin?” dememle dudakları kıvrılmıştı.
“Benle konuşsa on saat susmazdı o.” demesiyle benimde dudaklarım kıvrılmıştı ki abimdeki elimle geriye çekilmemle uzaklaşmak zorunda kalmıştık.
“Abi!” diye bağırarak arkama döndüğümde Ulvi’nin dudaklarında bir gülümseme oluşmuştu.
“Abim!” diye onunda gülerek haykırmasıyla gözlerim kısılsada içim sıcacıktı, sonunda benimde kocaman bir ailem vardı.
“Çocukları rahat bırak oğlum, evli onlar.” diyen annem de gülerek hafif azarlar tonda konuştuğunda Ulvi tıpkı küçük bir çocuk misali kaşlarını çatmıştı.
“Haksızlık ama, ben bilmiyorken evlendiler. Vermiyorum ben kardeşimi.” demesiyle Vidus daha çok bana yaklaşmıştı.
“Ty yesh' moy chlen.” (Sen benim yarrağımı ye.) diyen Vidus’la kaşlarım havalanmıştı, Rusça mı konuşmuştu o?
“Ulan seni var ya.” diyen abimi umursamadan hızla belimden çekiştirerek odanın kapısına götüren Vidus’la şok içinde ikisine bakmıştım, her ne dediyse kızdırmış gibiydi.
“Neva anne sende bizimle geliyorsun, eşyalarını sonra aldırırız.” diyerek ikimizi odadan çıkartan Vidus’la sinir küpü yaptığı abimi arkamızda bırakmıştık.
“Senin bilmediğin bir dil var mı?” derken koridorda ilerlemeye başladığımızda çapkın bakışları beni bulmuştu.
“Bilmediğim değil ama çok sevdiğim bir dil var.” derken bakışları dudaklarıma düştüğünde sırıtarak önüme dönmüştüm.
“Şebeksin Vidus.” diyerek cilveli bir şekilde güldüğümde o da gülümsemişti.
“Evet ama bir tek sana.” derken hızla dudaklarını yanağıma bastırmıştı. “Bu arada önce hastaneye uğrayacağız, o bayılma hiç hoşuma gitmedi.” diyen sesiyle hafifçe geri çekilip ona döndüm.
“İyiyim ben hayatım, sadece biraz her şey üst üste geldi. Hepsi bu, bir şeyim yok benim.” dediğimde kaşları çatılırken bakışları yüzümde gezinmişti.
“Olsun, yine de gideceğiz.” demesiyle ona ters bakışlar atmıştım.
“Vidus.” dedim sert bir sesle.
“Canım karım.” diyerek gamzelerini belli ederek gülmesiyle sırıtmamak için kendimi zor tutmuştum, bu iki çukur zaafım gibi olmuştu. Gördüğüm an sinir falan kalmıyordu.
“Eve gidiyoruz, sonra ben Kayra’yı arayıp soruyorum.” dediğimde tam laf edecekti ki hafifçe dudaklarının üstüne vurduğumda şaşkınlıkla bana bakmıştı. “Öyle yapıyoruz dedim ve bitti, yoksa yemin ederim seni Arhan’ın eline veririm.” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.
“Aman ne korktum.” derken asansörün önünde duraksamıştık. “Öyle bir durumda onu benim elime vermiş olursun mia bella.”
“O zaman benim elime düşersin.” diye mırıldandığımda dudakları hafifçe kıvrılırken yüzü yüzüme yaklaşmıştı.
“İşte bundan korkabilirim mia bella.” diyen boğuk sesiyle hafifçe kıkırdamıştım ki yanımdan hızla geçen bir şeyle Vidus beni hızla kendine yaslamıştı.
Bakışlarım asansörün düğmesine saplanan bıçağa kaydığında kaşlarım havalanırken şok içinde yanımıza gelen abime ve anneme baktım, abim uzanarak sertçe bıçağını geri aldıktan sonra kapatıp cebine koymuştu.
“Sizin fingirdeşmenizi mi bekleyeceğiz?” diyen aksi sesiyle Vidus beni diğer tarafına geçirdiğinde artık yan yana gelmişlerdi.
“Canlanan abilik duygularına sıçtırma Ulvi, karşında kim olduğunu unutma.” diyen Vidus’la Ulvi omzunun üstünden ona dönmüştü.
“Ee! Abilikten enişte kısmına geçişimde biraz sabredeceksin koçum, çektirdiklerine say.” diyerek göz kırpan abim gelen asansöre yöneldiğinde Vidus’ta gözlerini devirerek peşinden ikimizi sokmuştu.
Şimdiden belliydi, bu alışma kısmı kesinlikle çok eğlenceli olacaktı…
~~~
Arabadan inerek eve yöneldiğimiz sırada bakışlarım hemen önümüzdeki arabaya kaymıştı, Arhan’larla aynı zamanda gelmiştik. Annem ise abimle gelmek istediği için henüz varmamışlardı. Öndeki arabaya yaklaştığımız sırada arka kapısı açılarak kollarındaki ana kucağıyla Lavinia dışarı çıkmıştı, kaşlarım havalanırken bir ona birde kucağındaki bebeğe baktım. Dışarı çıkarması ne kadar güvenliydi ki? Özellikle de bizim eve…
Bakışlarım çevreye kaydığında korumaların üç katına çıktığını yeni fark etmiştim, Arhan adeta peşinde bir koruma yığınıyla gelmişti. Ona hak veriyordum, Vidus’un daha beter olacağına emindim. Bu düşünceyle dudaklarım istemsizce kıvrılırken Lavinia’ya yaklaştığımda tek elinde tuttuğu ana kucağıyla diğer kolunu bana sarmıştı.
“Hoşgeldiniz.” diyerek bende sarıldıktan sonra ayrılmıştık. “Çocukları getirmeseydiniz keşke Duman, henüz o kadar güvenli değil burası.” dediğimde dudakları kıvrılırken kaşlarıyla çevremizdeki koruma yığınını işaret etti.
“Biz güvenliğimizle geziyoruz canım, sıkıntı yok. Hem bırakabileceğim biri de yoktu, herkesin bir işi vardı.” dediği sırada elindeki diğer ana kucağıyla Arhan da yanımıza gelmişti. “Bu koca bebeği de benden ayıramıyoruz, mecbur geldik.” diye sırıtarak kocasına baktığında Arhan yandan bakışlarını ona çevirmişti.
“Yalnız bıraktığımızda rahat duruyor musun ki?” diyen Arhan’la Lavinia gülerek göz kırptığında Arhan da gülmüştü.
“Hadi içeri geçelim, orada devam edersiniz konuşmanıza. Hava soğuk.” diyen Vidus kolunu omzuma atarak bizi yönlendirdiğinde Arhan’larda peşimize takılmışlardı.
“Hayatım sen Sare’yi al, onu arabada emzirdim.” diyen Lavinia Arhan’la bebekleri değiştirdikten sonra bakışlarını bana çevirmişti. “Arden’i nerede emzirebilirim?” dediğinde elimle merdivenleri gösterdim.
“Üstte boş oda var, göstereyim.” diyerek ilerlemeye başladığımda Lavinia da benimle gelmişti, Arhan’la Vidus ise salona geçmişlerdi.
Buraya ilk geldiğim zamanlar bana verilen ama şimdi misafir odası olan odanın önünde durarak kapıyı açtığımda Lavinia içeri girip ana kucağını yavaşça yatağa bırakmıştı. Arden’i yavaşça ana kucağından çıkartıp yatağa bıraktığında Arden avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamıştı, kaşlarım havalanırken sakince üstünü çıkartan Lavinia’ya baktım.
“Gelsene içeri.” diyen Lavinia’yla sesimi çıkarmadan bende odaya girip kapıyı kapatmıştım.
Lavinia ise kabanını çıkardıktan sonra gömleğinin önünü hızlıca açıp sütyeninin de tek tarafını açarak Arden’i kucağına almasıyla Arden hızla sesini kesmişti.
“Erkek olduğunu nasıl da belli ediyorsun ama.” derken göğsünü ağzına verdiğinde Arden hızla tutmuştu. “İşte beşikte de eşikte de aynılar.” derken bakışları bana döndü. “Meme görünce susuyorlar.” dediğinde gülerek bende üstümdeki kabanımı çıkartıp yandaki sandalyeyi çekerek yanına oturdum.
“Bu bir taktik miydi?” diyerek güldüğümde o da gülmüştü.
“Hemde kesin sonuçlu bir taktik. Baktın gereksiz yükselip sinirleniyor, hemen aç. Saniyesinde normale dönüyorlar, sinir falan kalmıyor.” dediğinde gülerek arkama yaslanmıştım.
“Bunu deneyeceğim.” dediğimde o da gülerek başını olumlu anlamda sallarken bakışlarını kucağındaki oğluna çevirmişti. “Sana bir şey soracağım aslında.”
“Tabii, dinliyorum.” derken ilgili siyah bakışları yine bana dönmüştü.
“Böyle bir hayatın içinde çocuk yapmaya nasıl karar verdin?” dememle dudakları kıvrılırken derin bir nefes aldı.
“Aslında ben karar vermedim, onlar gelmeyi seçtiler.” derken bakışları yine oğluna döndüğünde yavaşça minik elini okşamıştı. “Her zaman kadere yön veremiyoruz ne yazık ki.”
“Yani başta istememiş miydin?” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılmıştı.
“Ondan bir çocuğum olmasını çok istiyordum ama seninde korktuğun gibi bu hayattan çok korkuyordum, onları koruyamamaktan korkuyordum.” diyerek bana döndü. “Ama korkunun hiçbir şeye faydası yok Niran, özellikle de yarınımız bile belli değilken hiçbir güzellikten geri duramayız.”
“Bu kulağa çok bencilce geliyor.” dememle Lavinia’nın tek kaşı havalanmıştı. “Yani size bir şey olduğunda onlara ne olacak o zaman? Ailesiz kalacaklar.” dediğimde Lavinia derin bir nefes almıştı.
“Siz varsınız.” demesiyle kaşlarım derinden çatılmıştı. “Ya da diğer amcaları ve teyzeleri var, hiç olmadı kendi benlikleri var. Biz ailemizle mi var olduk Niran?” dediğinde omuzlarım düşerken ne yazık ki ona hak vermiştim. “Ben ailem sayesinde mi böyleyim? Ya da Araf, sen, Vidus, Ulvi, Nilüfer; hangimiz ailemiz sayesinde güçlüyüz Niran?” dediğinde sessiz kalmıştım. “Tabiki onların her an yanlarında olmak için elimden gelenin fazlasını yapacağım ama aksi olursada ben biliyorum ki onlarda tıpkı bizim gibi çok güçlü olacaklar.”
“Haklısın.” diye mırıldanırken bakışlarım ellerime düşmüştü.
“Tabi sen bunları boşuna sormuyorsun değil mi?” derken imalı bakışları bendeydi.
“Ben bir halt yedim Lavinia.” diye mırıldandığımda Lavinia’nın dudakları kıvrılmıştı, tabiki de anlamıştı. Elimi bileğimdeki bilekliğe sararak ses akışını en aza indirdim. “Bu sabah doğum kontrol haplarımı denize attım.” diye mırıldandığımda kaşları havalanmıştı.
“Ve bugün o yüzden bayıldın, uzun süre kullandığın bir ilacı aniden kesersen bedeninde etkisi olur.” diye fısıldadığında başımı olumlu anlamda salladım, bayıldığımı nerden bildiğini sormayacaktım. Kesin Vidus arabada gelirken söylemiş olmalıydı.
“Yüksek ihtimal o yüzdendi.” dediğimde uzanarak elimi sıkıca kavramıştı.
“Sen istediğin sürece geri kalan hiçbir şeyin önemi yok, birlikte büyütürüz.” dediğinde bende gülmüştüm.
“Teşekkür ederim Lavi, iyiki varsın.” diyerek diğer elimi de eline yasladığımda o da gülümsemişti.
“Sende iyiki varsın canım benim.” dediği sırada bakışları göğsünü bırakıp bizi izleyen Arden’e kaymıştı. “Doymuş mu benim oğlum?” diye sesini incelterek konuşan Lavinia’yla gülerek derin bir nefes aldım, birine anlatmak rahatlatmıştı. “Şimdi teyze senin gazını çıkarsın, ben üstümü düzelteyim.” diyerek aniden bana uzattığında gözlerim irileşmişti.
“Ne? Hayır, ben yapamam ki.” dememle dudakları daha çok kıvrılmıştı.
“Öyle istemekle olmuyor.” diyerek kucağıma tutuşturmasıyla minik bedeni zar zor tutmuştum. “Rahat ol, o sadece bir bebek.”
“O yüzden gerginim ya.” derken yavaşça omzuma yaslayıp sırtını okşamaya başladım.
“İlk kez kucağına alan Araf gibisin canım, acaba onunla da bir akrabalığın var mı?” diyerek üstünü düzelttiğinde ters bakışlarımı ona çevirdiğimde gülmüştü. “Ne? Şu aralar herkes kardeşin çıkıyor.” dediğinde benimde gülesim gelmişti ki geğiren Arden’le kaşlarım havalandı.
“Aa! Yaptı.” dememle Lavinia gülerek ayaklandı.
“Bak, o kadar da zor değilmiş.” dediği sırada alt kattan gelen bağırışlarla kaşlarım çatılırken Lavinia’yla bakışlarım çakıştı. “Yine celallendiler, bir gidip bakalım.” diyerek önden ilerleyen Lavinia’yla şok içinde arkasından ona bakmıştım.
“Ee! Arden.” dememle Lavinia omzunun üstünden bana dönmüştü.
“Al ve gel Niran, ya da burada birlikte uyuyun.” diye gülerek odadan çıktığında bende gülerek Arden’i yavaşça koluma yatırdıktan sonra aynı yavaşlıkla ayaklanıp odadan çıkmıştım.
Aşağı indikten sonra Lavinia’nın peşinden salona girdiğimde bizimkilerin masanın etrafına dizildiklerini görmüştüm, Ulvi de gelmişti. Arhan masanın başında ve kucağındaki Sare’yle otururken Vidus ise Ulvi’nin karşısındaydı, arkası bana dönüktü.
“Ne demek beklememiz lazım lan? İt oğlu it benim aileme yapmadığını bırakmamış, ben bir de onun huzur içinde takılmasına izin mi vereceğim?” diyen abimle Vidus ona doğru eğilmişti.
“Oğlum ben izin vereceğiz mi diyorum? Sadece burnunu çıkartana kadar beklememiz lazım, oradayken saldırmak sadece daha fazla düşman getirir.” diyen Vidus’la abim ellerini sertçe masaya çarpacakken bakışları Sare’ye kaydığında ellerini hızla geri çekti.
“Getirsin ya, getirsin. Onun getirdiği düşmandan mı korkacağız?” diyen abim sinirle arkasına yaslanmıştı.
“Nereye getirsin mal? Daha dibimizdeki kızı kaçırdılar, onu koruyamadık. Bir de New York capolarıyla mı uğraşalım?” diye sinirle konuşan Vidus’la abim tekrar öne eğilmişti.
“Ne yapacağız o zaman? Murat tıpış tıpış ayağımıza gelsin diye mi bekleyeceğiz? Zaten bekledikçe çocuğu çıkıyor amına koduğumunun.” derken abimin bakışları beni bulmuştu. “Sözüm meclisten dışarı.”
“Hiç üstüme alınmadım.” dediğimde Vidus yan gözle bana baktıktan sonra önüne dönmüştü ki ardından hızla tekrar bakışlarını bana çevirdiğinde gözleri yavaşça beni süzmüştü, kucağımdaki Arden’e ve bana bakıyordu.
“Beklemeyeceğiz Ulvi, Murat’ı kovmalarını sağlayacağız. Onlar ellerini çektiklerinde Murat şu an bir hiç.” diyen Arhan’a rağmen Vidus’un bakışları hala bendeydi, hayranlıkla beni izliyordu.
“Onu nasıl yapacağız?” diyen abimin bakışları Vidus’a döndüğünde gözlerini takip ederek bana bakmıştı. “Bu zaten şu an iptal, dünyadan enişteme.” diyen abim tam Vidus’un kafasına vuracakken Vidus eline hiç bakmadan havada yakalamıştı.
Enişte…
Tüm parçalar sonunda yerine oturmuştu ve Vidus’un bakışlarına bakılırsa o ilaçları atmakta en iyisini yapmıştım. Lavinia haklıydı, ölüm her daim ensemizdeyken beklemenin kimseye bir yararı yoktu. Yaşanacak olan bir şey varsa o yaşanmalıydı.
“Tek dalan o değil.” diyen Lavinia kaşlarıyla Arhan’ın kucağındaki Sare’yi işaret ettiğinde onunda pür dikkat Vidus’a baktığını fark etmiştim. “Karı koca çocuklarımı etkilediler.” diyerek gülmesiyle bende gülerek Arden’e bakmıştım, o da sessizce kucağımda duruyordu. Uyumak üzere gibiydi.
“Come un sogno.” (Rüya gibi.) diye mırıldanan Vidus’la ne dediğini anlamasamda dudaklarım kıvrılmıştı, derin bir nefes alıp yanına adımladığımda kolu hızla belime sarılırken beni daha çok yakınına çekip uykuya dalan Arden’e baktı.
“Uyudu.” diye fısıldamamla Vidus’un bakışları alttan bana döndüğünde gözlerindeki hayalleri neredeyse görebilmiştim, o kesinlikle baba olmayı çok hak ediyordu.
“Sen arada bize mi gelsen Niran?” diyerek gülen Lavinia’ya da kocasına sarılmıştı.
“Maalesef, koca bebeğimi bırakamam.” derken kaşlarımla Vidus’u işaret ettiğimde bakışları alttan yine bana dönmüştü.
“Evet, doğru. Bebeğini bırakamaz.” diyerek tamamen bana dönüp kollarını sıkıca belime saran Vidus’la hafifçe gülmüştüm, hemen de kabul ediyordu şapşiğim!
“Şu adamda kavuştu ya dünyadaki herkes kavuşur.” diyen Arhan’la Vidus omzuma yasladığı başıyla ona ters bir bakış atmıştı.
“Bana diyene bak.” diyen Vidus alttan bana dönmüştü. “Asıl bu sevdi ya mia bella, dünya üzerindeki herkes sever.” dediğinde gülerek kollarımda uyuyan Arden’i annesine uzatmıştım.
“İyiki büyük konuşmuşum.” diyen Arhan Lavinia’nın omzuna dudaklarını bastırdığında Lavinia da gülerek dudaklarını onun başına bastırmıştı, çok yakıştıkları su götürmez bir gerçekti.
“Sizin yüzünüzden pamuk şekerimi özledim.” diyen abim ayaklandığında hepimiz gülmüştük.
“Annem yanda mı?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Siz yeni evli olduğunuz için bizle kalacakmış.” dediğinde Vidus göğsüme yasladığı başıyla gülmeye başlamıştı ki başını daha çok yaslayarak abimin görmesini engelledim.
“Tamamdır, iyi geceler sana.” dediğimde göğsümdeki adama ters bakışlarını atsada yanıma gelip dudaklarını saçlarıma bastırdıktan sonra gitmişti.
“Bunlar da gitsin.” diyen Vidus’un boğuk sesiyle gülerek başına hafifçe vurdum.
“Çok beklersin.” diyen Lavinia’yla hepimiz gülüşürken hala başı göğsüme yaslı olan Vidus homurdanmıştı…
~~~
Birkaç saatin ardından kalkan Lavinia’ları uğurlamıştık ki aniden karnıma giren sancıyla yüzüm buruşmuştu, o tanıdık ağrı ve ıslaklıkla gözlerimi devirmeden edememiştim. Sonunda beklediğim olmuştu, regl olmuştum. Hızla kapıyı kapatan Vidus’un yanından ayrılıp tuvalete koştum, işimi halledene kadar ağrıdan terlemiştim bile. Derin nefesler alarak ellerimi ve yüzümü yıkadıktan sonra odaya geçtiğimde Vidus’un elindeki su dolu bardakla beni beklediğini görmüştüm.
“Bu ay iki gün geciktin ama araştırdım, normalmiş.” diyerek yanıma geldiğinde dudaklarım kıvrılmıştı. “Daha çok ağrımadan ilacını iç mia bella. Suyu da üstüne koydum, birazdan kaynar.” dediğinde istemsizce gözlerim dolarken elinden ilacı alıp içmiştim. “Çok ağrıyor mu yine?” diyen naif sesiyle başımı yavaşça olumlu anlamda sallamıştım.
Regl anlarımdaki bu ilgisi o kadar hoşuma gidiyordu ki istemsizce acaba hamile kalsam ne yapardı diye düşünüyordum. Sanırım pamuklara sarardı...
“Masaj yapmamı ister misin?” dediğinde kıvrılan dudaklarımla başımı olumlu anlamda sallamıştım ki gelen alarm sesiyle bakışları saatine kaydı. “Su kaynadı, sıcak su torbanı alıp geliyorum. Sende uzan yatağa tamam mı?” derken dudaklarını yanağıma bastırıp yatağın üstündeki yorganı geri çekmişti.
Sessizce yatağa uzandığım sırada daha da artan ağrıyla iki büklüm olduğumda Vidus hızla koşar adımlarla odadan çıkmıştı, birkaç dakika içinde geri geldiğinde odanın ışığını kapatıp yanıma uzandı. Sıcak su torbasını ayaklarımın altına bırakırken elini karnıma yasladığında derin bir nefes alıp daha çok ona yaklaşmıştım.
Ovaladıkça azalan ağrıyla gözlerim giderken ilacında sonunda etkisini gösterdiği belliydi. Bedenimi tamamen ona çevirdikten sonra başımı boynuna gömdüğümde hala karnımı ovalamaya devam ederken diğer koluyla da sıkıca sarılmıştı, dudaklarını da saçıma yasladığı sırada gözlerim tamamen kapanırken kendimi uykunun kollarına bıraktım…
~~~
Kuruyan boğazım ve terleyen bedenimle gözlerim aralanırken elimi yana attığımda karşılaştığım boşlukla gözlerim tamamen açılmıştı, bakışlarım banyoya kaydığında oranında ışığının yanmadığını görmüştüm. Kaşlarım çatılırken bakışlarım yanı başımdaki komidine kaydığında su dolu bardak olduğunu görmüştüm, hızla suya uzanıp tamamen bitirdikten sonra ne ara yanıma geldiğini anlamadığım telefonuma uzanıp saate baktım. Sabahın dördüydü.
Kaşlarım daha çok çatılırken telefonun ışığını açıp bir not var mı diye çevreme bakınmıştım ama yoktu, telefonuma da herhangi bir mesaj gelmemişti. Yani Vidus bir yere gitmiş olamazdı. Derin bir nefes alarak ayaklandıktan sonra bakışlarım üstüme çevrildiğinde yine pijamalarımı giydirdiğini görmüştüm, dudaklarım kıvrılırken yandaki sabahlığımı üstüme geçirip terliklerimi giyerek odadan ayrıldım. Bu saatte Vidus ne yapıyor olabilirdi ki? Çizimi de genelde yanımda yapardı.
Yavaşça merdivenleri inerken bodrum katın yanan ışığını gördüğümde derin bir nefes almıştım, en azından evdeydi ama sanki şu aralar bu gece uyanmaları çok sık olmaya başlamıştı. Çok az uyuyordu ve bunun hiç sağlıklı olduğunu düşünmüyordum. Yanına gitmeden önce susuzluğum azalmadığı için mutfağa uğrayıp buzdolabından aldığım bir şişe suyu kafama dikmiştim ki gördüğüm dondurma paketiyle adeta gözlerim ışıldamıştı, hem de kurabiye hamurluydu. En sevdiğim!
Hızla şişeyi dolaba geri bıraktıktan sonra dondurmaya uzanıp alarak kalçamla buzdolabının kapısını kapatmıştım, çekmeceden kaşığı da aldıktan sonra hızla dondurmanın kapağını açıp bir kaşık aldığımda gözlerim kapanmıştı. Tadı çok iyiydi!
Elimdeki dondurmamla bodruma doğru ilerlerken bir yandanda dondurmamı yiyordum. Yavaşça indiğim merdivenlerle kapısı açık olan yere yöneldiğimde gördüğüm manzarayla kalbim sertçe göğsüme çarparken ağzımdaki kaşıkla öylece kalakalmıştım, acaba hala rüya görüyor olabilir miydim?!
~~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Kollarımdaki bedeninden ayrılmayı hiç istemesem de bayadır yapmadığım işlerimi halletmek için ayaklanmalıydım, alnına hafifçe dudaklarımı bastırdıktan sonra derin bir nefes alıp mis kokusunu içime çekerek minik bedenini yatağımıza bıraktım. Artık bedenim alıştığı için geceleri çok fazla uyuyamıyordum, tabi bazen de kabuslar her zamanki gibi peşimi bırakmıyorlardı. Tıpkı bu gece olduğu gibi…
Evimizin ve özellikle odamızın güvenli olduğunu bildiğim için zor bela onu rahat bırakarak odadan çıkıp bodrumdaki küçük spor odasına ilerledim, gördüğüm boktan kabusun etkilerini üzerimden atmam gerekiyordu. Ayrıca üç gündür de spor yapmamıştım, paslanmak istemiyordum. Düşüncelerimin arasında duraksarken zihnimde gemideki halimiz çınlamıştı, dudaklarım kıvrılırken köşedeki sargılara uzanıp elime sarmaya başladım. Çokta sporsuz kaldığım söylenemezdi.
Hatırladıkça uyarılan kasıklarımı görmezden gelerek kulaklıklarımı kulağıma geçirdikten sonra serçemin nefes seslerini açıp kum torbasına ilerledim, birkaç yumruğun ardından odağım tamamen yalnızken zihnimde tekrar ve tekrar canlanan o lanet sese kaymıştı. Her yumruğum bir öncekinden daha sert olurken kaşlarım çatılmıştı, karşımda sanki o puşt varmış gibi acımasızca vuruyordum.
***
“…şansımı çok seviyorum, öyle değil mi şansım?”
***
Hırıltılı nefesim dudaklarımdan dökülürken öyle sertçe vurmuştum ki ayağımın dibine dökülen kum taneleriyle sinirle vurmayı kestim, kum torbası patlamıştı. Yine!
“Hay! Sikeyim.” diye mırıldanarak sertçe elimdeki sargıları çözerken duyduğum sakin nefes sesleriyle bedenim gevşedikten sonra ağırlıklara yönelmiştim.
Bir süre de onlarla devam ettikten sonra terlemeye başladığımda nefes nefese elimdekileri bırakmıştım, oturup soluklanırken bir yandanda uykulu mırıldanmalarını dinliyordum. Karnı hala iyi durumda olmalıydı, biraz daha çalıştıktan sonra sıcak su torbasını değiştirmeyi zihnime not ederek tekrar ayaklandığımda bu sefer barfikse ilerlemiştim.
Kollarımı uzatarak demire asılıp kendimi yukarı çekmeye başladım, tam elliye gelmiştim ki duyduğum hareket sesleriyle hızımı yavaşlatmıştım. Serçem uyanmıştı. Yutkunma sesleriyle suya uzandığını anladığımda dudaklarım kıvrılırken kendimi yukarı çekmeye devam ettim, kısa bir süre içinde adım sesleri duyulmuştu. Yüksek ihtimal tuvalete gidiyordu, bir elimi çekerek kulaklığa dokunduğumda ses kapanmıştı. Ona en azından bu kadar özel alan tanıyabiliyordum.
Bir süre daha barfiks çekmeye devam ederken aniden saatimin alarmı çalmasıyla hala yukardayken tek elimle kendimi tutarak diğer elimi kendime çekip saate baktım, nabzı hızlanmıştı. Şimdi niye hızlanmıştı ki? Hızla barfiksten atladığım gibi arkamı dönmüştüm ki gördüğüm bedeniyle kaşlarım havalanırken gergin bedenim gevşemişti, demek benim minik serçemin kalbi beni gördüğü için hızlanmıştı…
~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Şok içinde bana doğru gelişini izlerken bakışlarımı terli bedeninde gezdirmeden edemiyordum, zaten hormonlarım tuhafken şimdi bu bana reva mıydı?! Ağzımdaki kaşıkla öylece onu izlerken önümde duraksayan bedeniyle başımı geriye atarak ona bakmıştım ki hafifçe yana eğilen başıyla dudakları kıvrıldığında kalbim daha da hızlı çarpmıştı. Tam o esnada alarm sesi tekrar odaya dolduğunda kaşlarım çatıldı.
“Haksızlık ama bu.” diye ağzımdaki kaşıkla konuşurken sertçe kaşığı çıkartıp ona doğru salladım. “Ben hep ifşa ediliyorum.” dememle tek kaşı havalanmıştı.
“O bir önlem mia bella ama bu durumları da hoşuma gitmiyor değil.” diyen boğuk ve nefes nefese kalmış sesiyle derince yutkunmam gerekmişti.
“Tamam, yanındayım işte. Kapa şunu, ötüp duruyor.” dediğimde sırıtarak bakışlarını benden ayırmadan elini uzatıp kapatmıştı.
“Dondurma mı yiyorsun? Hani bana.” demesiyle kaşlarım çatılsada kaşığa aldığım dondurmayı dudaklarına uzatmıştım.
Yavaşça elimi kavrayıp kaşığı ağzına götürene kadar kaşığın altından damlayan eriyen dondurma göğsüne damladığında bakışlarım hızla damlayı takip etmişti, o kaşıktaki dondurmayı yerken benim tüm odağım sadece o damladaydı ve o an mantığım yine devre dışı kaldı. Hızla ona uzanıp göğsündeki damlayı yaladığımda aldığı hırıltılı nefesi kasıklarıma ateş olup çarpmıştı.
“Serçem.” diyen inlemeyle karışık mırıltısıyla hafifçe geri çekilip ona baktığımda göz bebeklerinin hızla büyüyerek ateş harelerini sardığını görmüştüm.
“Bundan sonra sana bensiz spor yapmak yasak.” derken kaşığı tekrardan dondurmaya daldırıp erimiş kısmından bir kaşık aldım. “Bu da cezası.” diyerek dudaklarına yaklaştım. “Koca bebeğim.” diye fısıldarken elimdeki erimiş dondurmayı göğsüne döktüğümde dudaklarımdan derin bir nefes almıştı.
“Hayatımda aldığım en güzel ceza.” diyen boğuk sesiyle geri çekilip tıpkı az önceki gibi göğsünü yalamaya başladığımda bir eli hızla kapının kenarına tutunmuştu. “Ama işimiz var mia bella.” dediğinde yavaşça aşağıya inmeye başlamıştım.
“Ne işi?” derken karın kaslarına sürdüğüm dondurmayı da yalamaya başladığım bedeni kaskatı kesilmişti.
“Murat itinin tüm mal varlığını sakladığı deposunu buldum, orayı patlatacağız.” diyen sesiyle eş zamanlı olarak ensemden yakaladığı gibi beni hızla yukarı çektiğinde dudakları sertçe dudaklarıma yaslanmıştı.
Sert dudakları hızla alt dudağımı emerken bana doğru attığı bir adımla sırtım kapının pervazına yaslanmıştı, benimde bir elim boynuna sarılırken öpüşüne hızla karşılık verdim. Kasıklarım bu sefer acıyla değil istekle sızlarken regl olduğum için içimden en nadide küfürleri evrene yolluyordum, şu an olmak zorunda mıydım gerçekten?!
“Oraya gideceğiz ve sende benim karımın kim olduğunu göstereceksin.” diyen boğuk sesiyle dudaklarını tekrardan bastırırken derin bir nefes aldığında sanki ruhumu da çekmişti. “Kimmiş benim karım?” diye dudaklarıma doğru fısıldadığında kalbim sertçe göğsüme çarpmıştı.
“Bella del diavolo.” (Şeytanın güzeli) diye mırıldanmamla dudaklarıma tekrar atılırken bu sefer daha da hoyrattı ve kahretsin ki bu çok iyi hissettiriyordu.
“La donna del diavolo.” (Şeytanın kadını.) diyen boğuk sesiyle alnı alnıma yaslanırken ikimizde nefes nefese kalmıştık.
“Acilen İtalyanca ve Rusça öğrenmeliyim.” dememle dudakları kıvrılırken burnunu hafifçe burnuma sürttü.
“Hepsini öğreteceğim mia bella, bildiğim her şeyi öğreteceğim.” dediğinde dudaklarım kıvrılırken dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.
“O zaman gidip şu depoyu patlatalım.” dememle erkeksi gülüşü kulaklarıma dolarken tekrardan dudaklarıma atılmıştı.
Murat itini yıkmanın ilk adımını yapacaktık, bakalım sonra neler olacaktı…
~~~~~~~~
Yazar anlatımından…
Murat oturduğu koltukta rahatlayan bedeniyle yayılırken elindeki viskisinden bir yudum daha aldı. New York’a sığınmak yaptığı en mantıklı hareketti, çünkü Don’un artık onu koruyacağını düşünmüyordu ama burada bulunan capoların ona can borçları vardı. Hepsini bu mecraya Murat sokmuştu, ceplerinin para görmelerini o sağlamıştı. Bu yüzden hiçbiri ona ihanet edemezdi.
Viskisinden bir yudum daha alırken yanında oturan Cengo televizyonda izlenebilecek kanal aramak için hepsini teker teker geziniyordu ki Murat’ın gözüne takılan kanalla Cengo değiştirmeden hemen kolunu tutup onu durdurdu. Gördüğü manzara karşısında Murat’ın nutku tutulurken elindeki bardak parmaklarının arasından kayarak yere düşmüştü.
“Noldu ihtiyar? Cin görmüş gibisin.” diyen Cengo’yla Murat hızla ayaklanarak televizyona yaklaştı.
“Benim lan burası, benim depom!” diyen haykırışıyla haberi izlemeye devam etti, tüm servetinin saklı olduğu yeraltı deposu bu sabah itibariyle patlatılmıştı. Mülkün kime ait olduğu belli değildi ama Murat gözü gibi bildiği yeri hemen tanımıştı. “Gitti, tüm servet gitti!” diye haykırmasıyla Cengo da ayaklanmıştı.
“Ne diyorsun lan? Nasıl gitti?” diyen Cengo’yla Murat hızla ona dönmüştü.
“SİKTİĞİMİN SERVETİ GİTTİ!” diye bağırdığı sırada kapı hızla açılırken içeri yanında kaldıkları adamlardan biri girmişti.
“Tek kullanımlık hattan sana bir video yollamışlar.” diyen adamla Murat hızla ileri atılıp telefona uzandı.
Başlatılan video da önce yanan depo gözükürken ardından uzak çekim yapan başka bir kameraya bağlanmıştı, görüş açısına giren Vidus’la Murat’ın tüm bedeni gerilirken Vidus’un ateş yansıyan bakışları yavaşça bir sokak lambasına bağlanmış kameraya dönmüştü. Yavaşça sol elinin işaret parmağını kaldırdığında bunun birinci olduğunu sessizce belirtmişti, ardından sekiz parmağını havaya kaldırıp tehlikeli bir edayla sırıttı.
Hemen ardından Niran yanına geldiğinde Vidus kolunu onun omzuna atmıştı, Niran’ın ise bakışları kadrajdan bir saniye olsun ayrılmazken elindeki silahı kaldırıp kameraya nişan aldı ve ateşlemesiyle video son bulmuştu.
“ALLAH BELANI VERSİN DİAVOLO!”
Murat’ın haykırışı odada çınlarken giden tüm servetinin acısı yüreğine oturmuştu ve içten içe yeminler etti, o adamın elinde avucunda ne varsa alacaktı. Buna and içmişti…
~~~~~~~~~~
Veeee bölüm sonuuu!!!
Bence yine oldukça güzel bir bölüm oldu ha ne dersiniz???
Ulvi’me ve Niran’ıma sıkıca sarılmak istediğim bir bölüm oldu, ah benim üzümlü kekim…
Peki spor yaparken bile karısının nefes seslerini dinleyen Vidus’a ne demeli? Allah’ım bize bir Vidus, aminnnn!!!!
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce diğer sekiz detay ne olacak???
Sizce Murat’ın bir sonraki hamlesi ne olabilir???
Ve son olarak sizce de Vidus’lu dondurma çok waoovvv değil miydi??? :)))
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥