~Bölüm Şarkıları~
Can Ozan~Toprak Yağmura
Maya Perest~Yağmur Yağar Taş Üstüne
Candan Erçetin~Annem
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalımmm???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞
GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!
DUYURU!!! Önümüzdeki hafta sınavlarım olduğu için bölüm gelmeyecektir canlarım, bizi çokça özleyin olur muuu???
Bu arada !!!wp kanalına!!! da gelmenizi öneririm, kitaplar hakkında konuşurken oldukça eğleniyoruz…
“Yağmur yağar ordan burdan, üstümüze ipek yorgan, seveceksen işte burdan… Vay dili dili, kuş dili dili. Mevlam kulu, sevdim seni. Vay dili dili, kurban dili dili vay…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Öfkem ve nefretim aynı hızla zehir misali damarlarımda akarken serçemi ardımda bırakıp odadan ayrılmak daha çok gerilmemi sağlamıştı, o kızla yalnız kalması fikri zihnimin karıncalanmasına neden oluyordu. Kapının önünde derin bir nefes alarak kendime tekrardan hatırlattım, benim kadınım güçlüydü ve o kızla her türlü baş ederdi. Ona güveniyordum.
“Tek bir çıtta içeri dalın.” diyen sert sesimle korumalara emir verdikten sonra birkaç adım atmıştım ki peşime takılan birkaç korumayla duraksadım. “Hepiniz burada duracaksınız, kapının önünden kuş dahi uçmayacak!” diyerek hızla tekrardan arkamı dönüp Don’un odasına ilerlediğimde korkudan peşime hiçbir koruma takılmamıştı.
Koşarcasına attığım adımlarla odasına ilerlerken kafamda dönen tek şey çabucak buradan ayrılmaktı, bu yüzden serçemi o kızla aynı odada bırakıp çıkmak zorunda kalmıştım. Don’u ne kadar hızlı sorgulayıp Murat ve o siktiğimin Cengo’sunun yerini öğrenebilirsem o kadar iyiydi, çünkü artık sabrım kalmamıştı. Serçemin yanındayken biraz olsun nefes alabiliyordum ama az da olsa uzaklaştığında beynimin içinde Cengo şerefsizinin sesi dönüp duruyordu, tıpkı şu anda olduğu gibi.
***
“Selam Bellacık, seni yine bu kıyafetler içinde görmek ne hoş!”
***
Zihnimde yankılanan sesle ellerim iki yanımda yumruk olurken tüm bedenim kaskatı kesildi, avuçlarım adeta o itin kanıyla dolmak için kaşınıyorlardı. İçimdeki öldürme arzusu her bir saniye artarken kulaklarım uğuldamaya başladı.
***
“Bir taşla dört kuş, şansımı çok seviyorum.”
***
Boynumu iki yana yatırıp oldukça gergin olan kaslarımı sakinleştirmeye çalışırken aldığım derin bir nefesle üzerime sinen serçemin kokusu ciğerlerime dolmuştu. Omuzlarım az da olsa gevşerken adımlarımı daha da hızlandırdım, ses hala kafamın içinde çınlıyordu.
***
“Öyle değil mi şansım?”
***
Sağ gözüm sinirden seğirirken odaya varmıştım ki önüme çıkan Don’un adamlarıyla hiç düşünmeden en yakınımdakinin sertçe boynunu kavrayıp bedenini hızla yan taraftaki duvara çarptım, aynı hızla geri çektiğim bedenini arkaya savurduğumda az önceki çarpmanın etkisiyle ayakta kalamayan bedeni yere yığılmıştı.
Tam bakışlarım diğer yanımdaki adama dönmüştü ki korkuyla geriye doğru bir adım attığını görünce gözlerimi devirerek onu umursamadan sertçe Don’un odasına daldım. Kapıyı ardımdan aynı sertlikle kapattığımda odada bulunan neredeyse bir deste korumanın hepsi silahlarını bana doğrultmuşlardı ama umrumda değildi, hızla hedefimdeki kişiye yöneldim.
“Bu ne saçmaliktir? Karina derhal bir ders vermelisin, yoksa…” derken sözü önünde masaya sertçe çarpan ellerimle kesilmişti.
“YOKSA NE?!” diye haykıran gür sesimle korumalar bir adım daha öne çıkmışlardı. “Karım istediğini yapar, sen kimsinde ona hesap soracaksın lan?!” diye haykırmamla Don’un da kaşları çatılırken tıpkı benim gibi ellerini masaya çarparak ayaklandı.
“Karşinda kim olduğunu unutuyorsun Diavolo, ben senin babanim!” demesiyle elim hızla yakasını bulduğunda başıma üç ayrı silah dayanmıştı.
“Söylesene baba.” derken son kelimeyi iğneleyici bir sesle söylemiştim. “Şu an odada bulunan tüm korumalarını saniyeler içinde gebertip senin o boktan kelleni omuzlarından ayırmam sence ne kadar zamanımı alır?” dememle derince yutkunuşu odada çınlamıştı.
Ne kadar garipti, İtalyan mafyasının koskoca lideri olan babam Don Lorenzo Falcone bile benden korkuyordu. Hayatında verdiği tek mantıklı karar olabilirdi.
“Ne istiyorsun?” diyen sesi az önceki sinirinin aksine oldukça sakin çıkmıştı, umursamadan yakasını daha sıkı kavradım.
“Murat ve o siktiriboktan yandaşı nerede?!” diye haykırmamla kaşları çatılırken bir eli hızla yakasını nefesini kesecek kadar sıkı tutan elimi kavradı.
“Bilmiyo…” derken onu sertçe sandalyesine itmemle sözü yarıda kesildi.
“KES!” diye bağırırken ellerim tekrardan masaya çarptı. “Bu sokuk evrende senin emrin olmadan kuş bile uçuramaz o ödlek, o yüzden yalanı kes ve konuş.” derken ona doğru biraz daha eğildiğimde gözlerimdeki öldürme istediğini gördüğüne emindim. “Yoksa yemin ederim ki seni buraya bağlar ve gözlerinin önünde senelerce ince ince işlediğin tüm o Cosa Nostra’yı yerle bir ederim.”
Bakışları gözlerimde gezinirken tekrardan yutkunmuştu, nasıl boktan bir yalan söyleyeceğini düşündüğünü biliyordum ama bu sefer elimden öyle kolay kurtulamazdı. O iki piç kurusunun yerini bilmiyorsa bile öğrenecekti, yoksa kendimi bir saniye bile tutmazdım.
“Gerçekten yalan söylemiyorum Vidus, bana sadece yurt dışina kaçtığınin haberini verdi ama daha fazlasini bende bilmiyorum.” dediğinde kaşlarım daha da derinden çatılırken yavaşça doğrulduğum sırada silahlar hala başıma yaslı duruyordu ve önümdeki sözde babam olacak korkar hala indirmelerini söylememişti.
“Peşlerinde adamların olmadığına inanmamı mı bekliyorsun?” diyen sert sesimle derin bir nefes alıp rahat gözükmeye çalışarak arkasına yaslandı.
“Demek ki yokmuş.” demesiyle ellerim iki yanımda sıkıca yumruk olurken bakışlarımı gözlerinden bir saniye olsun ayırmadım.
“Murat ve iti nerede? Üçüncüye sadece sormakla kalmam Don.” dediğimde onunda kaşları çatılırken tekrardan ayaklandı.
“Eh, yeter bu kadar! Sen kimin mülkünde kime emir veriyorsun?!” diye yükselmesiyle diğer adamları da bana yaklaşmışlardı. “Tek bir sözümle içerideki karınin soluğunu keserim, haddini bil!”
Sözleriyle tek kaşım ürkütücü bir sakinlikle havalanırken başım yavaşça yana eğildi ve sonrası çok hızlı gelişmişti. Hızla sol tarafıma yaslı silahı kavradıktan sonra çevik bir hareketle silahı tutan adamın bileğini kırıp elindeki silahı aldım, ardından arkamdakine sertçe bir tekme savurarak diğer yanımdakinin kolunu kavrayıp alnının ortasına ateş etmiştim. Yere yıkılmadan önce onunda silahını yakaladıktan sonra saniyeler içinde odadaki tüm korumaların beyinlerini dağıttım.
Elimdeki mermileri biten silahları yere attıktan sonra belimdeki kendi silahımı alıp namluyu ona çevirdiğimde gözleri korkuyla irileşmişti. Bir adım geri çekildiği sırada namluyu hemen başının yanına hedef alıp başını çevreleyecek şekilde dört el ateş ettim, gözleri sıkıca kapanırken nefesini tutmuştu. Korkusunun kokusunu buradan bile alabiliyordum.
Beşinci mermi için silahı başına hedeflediğim sırada gözleri yavaşça açılmıştı, benimkine benzeyen bakışları sadece bana odaklıyken bir adım atıp ona daha çok yaklaştığımda gözleri silaha çevrilmişti.
“Tek bir hareketimle beynini dağıtırım.” diyen sert sesimle tekrardan yutkunurken başını olumlu anlamda sallamıştı.
Esasında şu anda onu gebertmeyi çok isterdim ama bu sadece benim yeni Don olmamı kolaylaştırırdı, bunu istemiyordum. Başımdaki belalardan henüz kurtulamamışken daha fazlasıyla yüzleşmeyi istemiyordum. Silahı yavaşça aşağı indirdim.
“Ağzından çıkana çok dikkat et Don, işlemleri hızlandırmamı istemezsin.” derken hızla arkamı dönüp kapıya doğru ilerlemiştim ki aklıma takılan detayla duraksayıp omzumun üstünden ona döndüm. “Ama kafama takılan bir şey var.” diyerek bedenimi tekrardan ona çevirdim. “Madem karım o Murat itinin kızıydı, aileden olduğu halde neden bunca yıl onunla olmama engel oldun?” dememle kaşları daha çok çatılırken onunda aslında bu detayı bildiğini anlamıştım.
Tabiki de biliyordu. Dediğim gibi, Murat iti ondan hiçbir şey saklayamazdı…
“Hisler seni sadece zayiflatir.” dediğinde dudaklarımdan alaycı bir gülüş dökülmüştü.
“Yanlışın var Don.” derken geriye doğru bir adım attım. “Hissizliğin yüzünden gebereceksin.” diyerek hızla onun konuşmasına izin vermeden arkamı dönüp kapıya doğru ilerledim, elim tam kapının koluna gitmişti ki sözleriyle duraksadım.
“New York’taki aile üyelerimize siğinmiş.” diyen sesiyle dudaklarımda tehlikeli bir gülüş oluşurken tek kelime etmeden kapıyı açıp odadan ayrıldım.
Hızla serçemin yanına doğru ilerlerken kapının önüne yığılan korumalar hızlıca kenarlara kaçıyorlardı, büyük ihtimal Don çağırmadığı için onca silah sesine rağmen içeri girmemişlerdi. Bu evrende emir her şeyden önce gelirdi, hele ki Don’un yanında çalışıyorsanız…
O esnada titreyen telefonumla yürümeye devam ederken hızla telefonumu çıkartıp ekrana baktığımda Nilüfer’den mesaj geldiğini görmüştüm, beklemeden hızla ekranı açtım.
Nilüfer: Abi ne zaman geleceksiniz? (11.24)
Nilüfer: Önemli bir şey konuşmamız lazım (11.24)
Nilüfer: Ulvi ve Niran’la ilgili (11.25)
Bakışlarım mesajlarda gezinirken kaşlarım daha çok çatılmıştı, Ulvi ve Niran’la ilgili konuşabileceği tek konu vardı ama Nilüfer bunu nereden biliyordu? Hızla geri cevap yazdım.
Vidus: Birkaç saate orada oluruz. (11.26)
Ardından onun sohbetinden çıkarak Ulvi’ye yazmaya başladım.
Vidus: Dediğimi hallettin mi? (11.26)
Ulvi: Hallettim abi (11.26)
Ulvi: Her şey hazır (11.26)
Gördüğüm mesajın ardından telefonu kapatıp serçeme ilerlemeye devam ettim, o kızla biraz daha yalnız kalmasını istemiyordum. Kısa süre içinde odanın önüne geldiğimde tüm korumaların hala burada beklediklerini görmüştüm, demek ki bir sıkıntı çıkmamıştı. Benim gelişimi gören korumalar hızla kenara çekildiklerinde bir saniye bile beklemeden odaya dalmıştım ki bakışlarım çevrede gezindiğinde salon kısmında bir tek o kızın oturduğunu görmüştüm, bakışları kısa süreli bana dokunsada hızla önüne dönmüştü.
Bedenim istemsizce gerilirken içeri girip kapıyı ardımdan kapattım, gözlerim odanın her yanında gezinsede serçemi göremedikçe sinirim daha çok harlanıyordu. Sert bakışlarım hızla oturan kıza döndü.
“Karım nerede?” derken bağırmamak için kendimi bir hayli kastığım için sesim daha da korkunç çıkmıştı.
Bakışları bana dönmezken titreyen eliyle içeriyi gösterdiğinde hızla onu umursamadan mutfak olduğunu hatırladığım yere yöneldim…
~~~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Bazı sesler olurdu, kalbinizi deşip geçsede onları susturmak için elinizden hiçbir şey gelmezdi. Öylece zihninizi yakıp kavurmak ister gibi aynı cümleler dönüp dururdu ve siz sadece boş bir duvara bakakalırdınız. Elleriniz titrer, nefesiniz boğazınızdaki o koca yumruya takılırdı ama yine de o ses asla susmazdı. Durmadan dönüp dururdu.
Senelerce ailem olmadığı için yakınmıştım, şimdi ise var olduklarını öğrendiğim ailem sadece zihnimi yiyip bitiren bir mikrop misali sesten ibaret olmuşlardı. Ne susuyorlardı, ne de gidiyorlardı. Sadece beynimin içinde haykırarak lanet vicdanımın sesi oluyorlardı, ailemin olmasını istediğim her bir günden nefret etmemi sağlamışlardı…
Gözlerimden yaşlar süzülürken bakışlarım dakikalar önce içmek için doldurduğum ve kavrayıp öylece duraksadığım bardağa kaydı, suyu bile içememiştim. Titreyen parmaklarım sıkıca bardağı tutarken her nefes almaya çalıştığımda göğsümdeki bir yer daha çok sıkışıyordu, kendime sormadan edemiyordum. Gerçekten yana yakara istediğim aile bu muydu? Kendi öz abisinin karısına tecavüz edecek kadar şerefsiz olan bir baba mıydı?
Tuttuğum bardaktan taşan sular elime damlamaya başladığında ellerimin daha çok titremeye başladığını anlamıştım ama ne yapsamda kendimi durduramıyordum. Zihnimdeki sesler hiç susmazken yerlerine yenileri ekleniyordu, düzgün nefes alamadığım içinse gözlerim kararmaya başlamıştı. Boştaki titreyen elim tezgahı sıkıca kavrarken hala düşünmeye devam ediyordum.
***
“Meğerse bunca yıl beni büyüttüğü için minnet duyduğum kişi annemi tecavüz eden adamın ta kendisiymiş.”
***
Gözlerim sıkıca kapanırken başım suçlu gibi önüme eğilmişti, sanki o şerefsiz babam olduğu için suçlu benmişim gibi hissediyordum. Bir ailem olmasını istediğim için asıl suçlu benmişim gibi…
***
“Amcam aslında babammış.”
***
Gözyaşlarım daha da hızlanırken bardağı daha sıkı kavramıştım, belki de birkaç yudum alsam sakinleşecektim ama yapamıyordum. O bardağı kaldıracak gücüm bile yok olmuştu sanki. Başım delicesine ağrımaya başlarken gözlerimi daha sıkı kapattım, sanki şu an bir kabustaydım ve gözlerimi ne kadar sıkı kapatırsam o kadar erken uyanabilecektim ama bu sadece hayalden ibaretti.
O sözleri duymuştum, gerçekliğinden henüz emin olamasam bile içimdeki o lanet his oldukça emindi. Anlattığına göre tam Vidus’un beni ilk gördüğü sıralarda küçücük kıza evlenmesi gerektiğini söylemişlerdi, sırf Vidus beni sevdiği için küçücük bir kızdan hayatını aldıkları yetmezmiş gibi ablasına düşman olarak yetiştirmişlerdi. Bana düşman olarak büyümüştü…
Bedenim daha çok titrerken artık dönmeye başlayan başımla düşmemek için tezgahı daha sıkı kavradım. Tezgaha damlayan gözyaşlarımın sesi zihnimdeki sese eklenirken tekrardan nefes almaya çalışmıştım ama yine olmamıştı, kendi öz kardeşimi öldürmek istediğim her bir anı düşünürken nefes alamıyordum. Her şeyi bile bile bizi birbirimize kırdırmaya çalışmılardı, bir baba neden bu kadar kötü olurdu ki? Biz ona ne yapmıştık?
“Serçem…” diyen sesle sıkı sıkıya kapattığım gözlerim yavaşça aralanırken sonunda derin bir nefes alabilmiştim.
Yaşlar hala yanaklarımdan süzülürken ellerim gevşedi, ciğerlerim arzu ettiği gibi havayla dolarken bana yaklaşan adımlarını duyabilmiştim.
“Güzelim, ne oldu? Bir şey mi yaptı sana? Bir şey mi dedi?” diyen telaşlı sesiyle yanımda duraksadığında bir eli yavaşça yanağımı bulup yüzümü kendisine çevirdi. “Ne oldu canımın içi?” diyen sesiyle adeta küçük bir kız çocuğu misali dudaklarım titremişti.
Hızla bedenimi tamamen ona çevirip kollarımı beline sararken yüzümü göğsüne gizlemiştim. Ağlamam daha da şiddetlenirken onun kolları da sıkıca bana sarılmıştı, elleri yavaşça saçlarımı ve sırtımı okşarken beni sakinleştirmeye çalışıyor gibiydi ama bir yandanda nasıl korktuğunu gergin bedeninden hissedebiliyordum.
“Sakin serçem, ben yanındayım.” diyen sesiyle ona daha sıkı sarılmıştım. “İstediğin kadar ağla, dök içini birtanem.” derken dudaklarını saçlarımda hissetmiştim.
Orada ne kadar süre ağladım bilmiyordum ama gözyaşlarım yavaşlarken derin bir nefes aldım, o ise elleri hala saçlarımı okşarken tek kelime etmeden sakinleşmemi beklemişti. Bir kez daha anlamıştım, o benim hayattaki tek şansımdı…
“Vidus.” diyen kısık sesimle o da derin bir nefes almıştı.
“Efendim serçem.” dediğinde yüzümü göğsüne daha çok bastırmıştım.
“Kardeşimmiş.” dememle ortamı ölüm sessizliği sarmıştı sanki, Vidus bile konuşamamıştı.
Başımı yavaşça geri çekip alttan ona baktığımda kaşlarının çatık olduğunu ve anlam vermeye çalışır gibi baktığını görmüştüm, demek ki bunu o da bilmiyordu.
“O it kendi yengesine tecavüz etmiş, Maria öyle olmuş.” dediğim sırada gözleri kapanırken derin bir nefes almıştı.
“Orospu çocuğu.” diyen mırıltısıyla gözleri tekrar aralanırken hızla beni tekrardan kendisine çekip sıkıca sarılmıştı. “Önce gerçek olup olmadığına bakacağız, sonra düşüneceğiz mia bella.” derken dudaklarını saçlarıma yaslamıştı. “Sonra düşüneceğiz.”
“İşin kötü kısmı da o, ben hissediyorum Vidus.” derken gözyaşlarım yanaklarımı ıslatmaya devam ediyordu. “Kardeşim olduğunu hissediyorum.”
Garipti ama hissediyordum. Neden bunca olaya rağmen onu hala yaşattığımı artık anlıyordum, bir şekilde içimden gelmemişti. Hala iyi bir yanım kaldığı için olduğuna inanmıştım ama o yüzden değildi, belli ki bir nevi kan çekmişti…
“Neva hanımda o itin başka çocuklarından bahsettiğini söylemişti.” diyen sesiyle kaşlarım çatılırken başımı tekrar geri çekip yüzüne baktığımda saçlarımdaki eli yanağıma kaymıştı. “Neva hanım sizin yaşadığınızı duyunca sormuş, o da başka çocuğu hakkında konuştuğunu söylemiş.” dediğinde dudaklarımda acı dolu bir gülümseme oluşmuştu.
“Şerefsiz.” diye sinirle dudaklarımdan dökülen kelimeyle Vidus’un diğer eli de yanağımı bulmuştu.
“Önce araştıracağız mia bella, henüz hiçbir şey kesin değil.” dediğinde benimde ellerim yanaklarımdaki ellerine sarılmıştı.
“Onu burada bırakamayız Vidus.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Götürürüz onu da, sen yeterki iyi ol.” dediğinde bakışlarım gözlerine tutunmuştu, hala oldukça telaşlı bakıyordu.
“İyiyim sevgilim, sadece biraz sarsıldım ama iyiyim.” diyerek gülümserken gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmüştü. “Çünkü sen yanımdasın.” dediğimde hızla bana yaklaşıp dudaklarını alnıma bastırdı.
“Yanındayım mia bella, ömrümün sonuna kadar yanındayım.” diyen sesiyle gözlerim kapanırken derin bir nefes daha aldım.
“O zaman hep iyiyim.” dediğim sırada hafifçe geri çekildiğinde gözlerimi aralayıp ateş bakışlarına baktım.
“O zaman bu inciler artık durabilir mi?” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılırken başımı olumlu anlamda salladım. “Uçakta hazır zaten, burada bir saniye daha durmak istemiyorum.”
“Uçakla mı döneceğiz?” diye yeni ağladığımı belli eden çatallı sesimle sorduğumda o da başını benim gibi sallamıştı. “Gemiyi sevmiştim.” dememle onunda dudaklarında küçük bir tebessüm oluşmuştu.
“Sonra bol bol bineriz serçem ama şimdi biraz daha hızlı gitsek iyi olacak, hem Nilüfer’in de bizimle konuşması gereken bir durum varmış.” dediğinde kaşlarım hafifçe çatılmıştı.
“Ne konuşacakmış ki?” dediğim sırada Vidus hafifçe arkama uzanmıştı.
“Sen ve Ulvi hakkında konuşacakmış, Murat iti bir şeyler öttü kesin.” derken aldığı su bardağını dudaklarıma getirdiğinde birkaç yudum alıp geri çekildim.
“Ulvi’ye söylemiş midir acaba?” dediğimde Vidus hayır anlamında kaşlarını kaldırıp indirmişti.
“Bilseydi kesin arardı, haberi yok hala.” dediğinde yüzünden bile bunu hiç sevmediği belli oluyordu, kardeşi gibi gördüğü adamdan bir şey saklamayı sevmiyordu.
“Döner dönmez söyleyelim o zaman.” dememle adeta gözleri ışıldamıştı sanki.
“Ama sen hazır…”
“Hazırım Vidus, zaten olmasamda bir şey değişmez. Hayat pek olmamız için beklemiyor.” derken bakışlarım kapıya kaymıştı, hala içeride oturan kişiyi kastetmiştim.
“Sen istemediğin sürece her şeyi durdururum mia bella, hayatta buna dahil.” diyen sesiyle dudaklarımda huzurlu bir gülüş oluşmuştu.
“Biliyorum sevgilim.” diye mırıldanırken ona yaklaşıp parmak ucuna kalkarak yanağına küçük bir öpücük bıraktığımda derin bir nefes almıştı. “Hadi gidelim.” diyerek geri çekildiğim sırada hızla saçlarımı ve üstümü düzeltmiştim, gözlerimi de hızla sildiğim sırada sessizce beni izlemişti.
“İyi misin gerçekten?” dediğinde bakışlarım gözlerindeki lav dolu gölete dalarken hafifçe gülümsemiştim ama gözlerim dolu doluydu.
“İyiyim aşkım.” dediğimde bakışları yüzümde gezinsede cevap vermesine izin vermeden hızla elini kavrayıp içeriye doğru çekiştirdiğimde susmak zorunda kalmıştı.
Salona geçtiğimiz sırada Maria’nın sessizce yeri izlediğini görmüştüm, geldiğimizi duyduğu sırada bakışları beni bulduğunda yavaşça yerinden ayaklanmıştı.
“Ben istemeden kötü bir şey mi söyledim? Çok özür dilerim.” dediğinde kızın yanından nasıl gittiğim zihnimde çınlamıştı, bir anda geri çekilip kötü olduğumu söyleyerek mutfağa kaçmıştım.
“Yok, hayır. Senlik bir durum değildi.” dediğimde sadece başını olumlu anlamda sallamıştı, bakışları ise yere odaklıydı. “Bizimle Türkiye’ye geleceksin, burada can güvenliğin yok.” dediğimde yine başını sallamıştı.
Bakışlarım üzerindeki kefene benzeyen beyaz elbisede gezindiğinde hızla Vidus’un elini bırakıp üstümdeki kabanı çıkartarak ona yaklaştım, kabanı omuzlarına atıp giymesi için tuttuğumda bakışları sonunda bana dönmüştü.
“Ama böyle de sen…”
“Giy.” diyen sert sesim hızla sözünü kestiğinde daha fazla ısrar etmeden kabanı giymişti, ardından kapıyı işaret ettiğimde önümüzden giderek kapıyı açıp odadan çıkmıştı ki omuzlarıma bırakılan kabanla bakışlarım hızla yanımdaki adama döndü.
“Ben seni üşütür müyüm hiç?” derken bir kolunu omzuma attığında dudaklarımda küçük bir gülümseme oluşmuştu.
“Ama sen üşüyeceksin böyle de.” dediğimde bana yalandan ters bir bakış atıp ikimizi de odadan çıkartmıştı.
“Arabaya gidiyoruz zaten mia bella, iki adımda buz kesmem.” diyerek ilerlediği sırada bakışlarım çevreye kaymıştı ki Maria’nın peşimize takıldığını görmüştüm, bakışları yine yerdeydi.
“Ama ben üşürüm öyle mi?” diyerek tam önüme dönmüştüm ki Vidus’un adımları bıçak misali kesilirken beni hızla arkasına çekmişti.
“Oo! Benim canim oğlum da buradaymiş.” diyen sesle kaşlarım havalanırken başımı kaldırıp Vidus’un omzunun üstünden kadına baktığımda şok olmuştum, yaşına rağmen oldukça güzel bir kadındı.
Dalgalı ve yüksek ihtimal kahveye boyalı saçları dalgalar halinde omuzlarına dökülürken yüzü yaşlılığına rağmen oldukça dinç duruyordu, kırışıklıklarını görmesem botoks yaptırdığını bile düşünebilirdim. Mavi gözleri beni bulurken onunda kaşları havalanmıştı ama bu benimkinin aksine daha çok alaycı bir ifade gibiydi.
“Senin ne işin var burada?” diyen Vidus’un sert sesiyle kadının bakışları tekrar ona dönmüştü.
“Baban artık burada yaşamami istedi, sen bilmiyor musun?” dediğinde elimin altındaki omuzları daha çok gerilmişti.
Başı hafifçe yana eğilirken derin bir nefes aldığında onu sakinleştirmek için omzunu daha sıkı kavradım, bir nevi buradayım demek istemiştim.
“Ne haliniz varsa görün.” diyen Vidus hala sıkıca tuttuğu elimle hızla birkaç adım atmıştı ki annesi tekrardan önüne geçmişti.
“Gelinimle beni taniştırmayacak misin?” derken kadının bakışları beni bulmuştu. “Neyseki sende ailedenmişsin, Murat’ın kızi olduğuna ne kadar sevindim anlatamam.” diyen sesiyle gözlerim irileşirken bakışlarım yavaşça omzumun üstünden geriye dönmüştü.
“Ne?” diye mırıldanan Maria’nın şok içindeki bakışları bana döndüğünde derince yutkunmam gerekmişti. “Bu…bu gerçek mi?” diyen titreyen sesiyle artık kaçmanın bir anlamı olmadığı için başımı yavaşça olumlu anlamda sallayıp bedenimi tamamen ona çevirdiğim sırada Vidus beni yine arkasına çekmişti.
“Defol buradan!” diye bağıran Vidus’u duymazdan gelirken Maria’nın gözlerinden akan yaşlar yanaklarına doğru süzülmüştü.
“Beni sevmediğini biliyorum ama…” diyen sözlerim hızla bana sarılan Maria tarafından kesilmişti.
Öylece havada kalan kollarımla ona bakarken o ise kollarını sıkıca bana sarmıştı.
“A…artık benimde bir ailem var.” diyen ağlamaklı sesiyle benimde gözlerim dolarken kollarımı yavaşça bedenine doladım.
O sadece küçük bir genç kızdı, bu hayatı o seçmemişti. Sadece buna mecbur bırakılmıştı ve şu saatten sonra yemin ederim ki ona yaşaması gereken o hayatı sunacaktım. Ben onun ablası olacaktım…
~~~
Geldiğimiz havaalanıyla araba duraksamıştı, bakışlarım çevrede gezinirken başımı yasladığım omzundan yavaşça kaldırdım. Yol boyunca ikimizde konuşmamıştık, Maria ise başka bir arabayla buraya gelmişti. Ayrıca Türkiye’ye başka bir şahsi uçakla dönecekti, çünkü Vidus yalnız kalmak istediğimi yine sadece bakışlarımdan anlamıştı. Bir süre kafamı toparlamam lazımdı ve o yanımdayken bu daha zor oluyordu, kaldı ki korumaların çoğu yanında olduğu için aklımda kalmayacaktı.
Bakışlarım uçaklarda gezinirken biraz daha uzakta duranı tanımıştım, bu Arhan’ın uçağıydı. Bir önceki sefer onunla gelmiştik ama önümde duran uçağı bilmiyordum, bakışlarım üzerinde gezinirken gördüğüm yazıyla kaşlarım istemsizce havalanmıştı.
Bella Del Diavolo…
Bakışlarım hızla hala yanımda sessizce oturan adama döndüğünde gülümseyerek beni izlediğini fark etmiştim, sanki tepkilerimi merak ediyor gibiydi.
“Oldukça gerekli bir yatırımdı.” demesiyle daha da şok geçirerek ona bakmıştım.
“Uçak mı yatırım?” dememle dudakları biraz daha kıvrılırken başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Evet, hem birileri de bu duruma çok sevindi.” diyerek ileriyi işaret ettiğinde tekrardan uçağa dönmüştüm ki önünde duran Ulvi’yi yeni fark etmiştim, dudaklarındaki gülümsemesiyle uçağa bakıyordu.
“Niye sevindi ki bu kadar?” derken tekrar ona dönüştüm.
“Ulvi pilot mia bella.” demesiyle kaşlarım tekrardan havalanmıştı, bunu bilmiyordum. “Ama gözünden sonra ticari pilotluk yapması ne yazık ki yasak, o yüzden şu an bu duruma çok sevindi. Çünkü özel pilotluk yapmasında bir sıkıntı çıkmadı.” dediğinde kalbim adeta hüzünle sızlamıştı.
“Pilotluğu çok seviyor olmalı o zaman.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Benim için deniz neyse onun içinde hava oydu.” derken omzumun üstünden arkaya bakmıştı. “Bu durumdan sonra ise mesleğine küstü, senelerdir özel pilotluğumu yapması konusunda ikna etmeye çalışıyordum ama nadiren sürdüğü helikopter dışına çıkmamıştı.” dediği sırada bakışları tekrar bana döndü. “Bugün ise uçağı kabul etti, sanırım o da abin olduğunu hissediyor.” dediğinde istemsizce gözlerim dolmak üzereyken hızla aldığım bir derin nefesle kendimi arabadan dışarı atmıştım.
Ulvi’nin bakışları hızla bana dönerken dudakları daha çok kıvrılmıştı, gözlerinin için gülüyordu sanki. Sahiden bu mesleği çok sevdiği her halinden belli oluyordu. O esnada bakışlarım hafifçe yana kaydığında Ulvi’nin koluna sarılmış Nilüfer’i görmüştüm, o da sırıtarak bize bakıyordu.
“Ulvi hava yollarına hepiniz hoşgeldiniz!” diye bağıran Ulvi’yle Nilüfer’in bakışları hızla ona dönmüştü ki Ulvi hafifçe öksürdü. “Korsan hava yollarına yani.” dediğinde benimde dudaklarım kıvrılırken omuzlarıma sarılan bir kolla bakışlarım yana döndü.
Ateş bakışları yüzümün her santiminde gezinirken bana yine öyle bakmıştı, ruhumun derinliklerini görüyor gibi…
“Binelim artık, hava soğuk.” diyen Vidus beni sıkı sıkıya sararak uçağa doğru adımlamıştı.
Merdivenleri yavaşça çıkarken Ulvi ve Nilüfer’de peşimizden geliyordu, derin bir nefes alarak bugünkü yaşananları düşünmemeye çalıştım ama zihnimde yine konuşmaya başlayan seslerin fısıltıları bir karınca ordusu misali kafatasımın içinde gezinmeye başlamışlardı ve ben bu gitgide artan sesi nasıl durduracağımı bilmiyordum. Bildiğim tek sebebe, yani Vidus’a daha çok yaklaşarak uçağa girdim.
Biz oturma yerlerine geçerken Ulvi ve Nilüfer ön tarafa yöneldiklerinde Vidus’un bakışları onlara dönmüştü.
“Nilüfer, sen nereye?” diyen Vidus’la Nilüfer omzunun üstünden ona baktı.
“Yardımcı pilotum çünkü bende abi ama arada hostes olarak gelirim, merak etme.” diyerek göz kırpan Nilüfer uçuş kabinine girip kapıyı kapatmıştı, bu bir nevi konuşmak için yanına geleceğim demekti.
Derin bir nefes alarak cam kenarına geçtiğim sırada Vidus ise hızla yanıma oturmuştu, önümüz uçuş kabinine dönüktü. Üstümdeki Vidus’un kabanını çıkartıp önümüzdeki koltuklara bıraktığım sırada uçak yavaşça hareket etmeye başlamıştı ki hızla kemerimi bağlayıp arkama yaslandım, bakışlarım sadece camdaydı.
Zihnim ise darmadağınıktı. İnince ne yapacaktık? Maria’yı gören Ulvi’ye durumu nasıl açıklayacaktık? Daha ölen kardeşinin yaşadığını bilmiyorken piyangodan çıkan bir diğer kardeşi öğrenince ne yapacaktı?
O esnada havalanan uçakla derin bir nefes daha aldım. Üzerimde hissettiğim bakışlarla gözlerim camdan ayrılırken yanımdaki adamı bulduğunda dudaklarımda hüzünlü bir gülüş belirmişti, gözlerindeki endişeyi ve hüznü görebiliyordum. Bu halimi sevmiyordu ama ona rağmen üzüntümü yaşayabilmem için tek kelime etmiyordu, en çokta bu güzel kalbini seviyordum işte.
“İyiyim resimlerimin adamı.” derken bir elim yanağını bulduğunda hızla elimi yakalayıp avucuma dudaklarını bastırmıştı.
“Gözlerin hiç öyle söylemiyor ama.” dediğinde bakışlarımı kaçırmıştım ki aniden bana uzanıp kemerimi açtığında ne yaptığını anlamaya çalışırken kaşlarım hafifçe çatıldı.
Kendi kemerini de açtıktan sonra ortamızda duran kol koyma yerini de havaya kaldırmıştı, hemen ardından bacaklarımı kavrayan eli kendi bacaklarının üzerine çektiğinde oturduğum yerde istemsizce ona dönmüştüm. Bu hareketiyle kaşlarım havalanırken o ise yavaşça topuklu ayakkabılarımı çıkartıp yere bıraktıktan sonra tekrardan arkasına yaslanıp ateş bakışlarını bana çevirdi.
“Şimdi şu moralini düzeltelim bakalım.” dediğinde hafifçe kıvrılan dudaklarımla başımı yan tarafımda kalan oturduğum koltuğun sırt koyma yerine yasladım.
“İyiyim zaten.” dediğimde bana inanmaz bakışlar atmıştı.
“Şimdi bir şey anlatacağım ama bunu sonrasında hemen unutacaksın.” dediğinde gözlerim kısılırken başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Küçükken lakabım ördek Vidus’tu.” demesiyle başım hızla yaslandığım yerden ayrılırken şaşkınlıkla ona bakmıştım, dudakları da o kadar büyük sayılmazdı aslında. Niye bu lakabı takmışlardı ki?
“O niye?” dediğimde bakışları gözlerimde gezinmişti.
“İsmimin baş harfleri birleşince vak oluyor, o Arhan veledi de küçükken adımı söyleyemediği için vakvak diyordu.” demesiyle istemsizce kendimi tutamadan bir kahkaha patlatmıştım. “Biraz daha büyüyünce de Ördek Vidus’a döndü işte.” dediğinde kahkahalarımın arasında elimi kaldırarak onu durdurmuştum.
“Vakvak.” derken kahkaha atmaya devam ettiğimde Vidus ise başını koltuğa yaslayıp beni izlemişti. “Ay! Vidus, hiç güleceğim yoktu.” diyerek derin nefesler alıp arkama yaslanmıştım, dudaklarım hala kıvrıktı.
“Sen hep gül mia bella, hayat öyle daha çekilir.” dediğinde bende başımı yaslayıp ona bakmıştım.
“Seni çok seviyorum.” derken gözlerim istemsizce dolmuştu.
“Bende sana delicesine aşığım mia bella.” diyerek bana yaklaşıp alnıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra hafifçe geri çekilmişti. “Moralini daha fazla yerine getirmek için ne yapmalıyım?” derken ilgiyle gözlerime baktığında dudaklarımda huzurlu bir gülümse oluşmuştu.
“Geldi zaten vakvak, iyiyim.” diyerek sırıttığımda gözleri kısılırken bacaklarımı biraz daha kucağına çekmişti.
“Bak ya, hani hemen unutacaktın seni minik cadı?” demesiyle gülüşüm daha çok büyümüştü.
“Aa! Öyle mi demişim? Hiç hatırlamıyorum.” dememle onunda dudakları daha çok kıvrılmıştı.
“Hafızanı yenileyebilirdim ama şu an yeri değil sanırım.” derken bana biraz daha yaklaştığında verdiği nefesi yüzüme çarpmıştı. “Gerçi yerler kimin umrunda ama neyse.” diyen boğuk sesiyle benimde nefesim hızlanırken bakışlarım yakınımdaki dudaklarına kayıp duruyordu, zihnimdeki sesleri susturmasını nasıl da iyi biliyordu.
“Ha su, ha hava. Ne fark eder?” diyerek bende ona yaklaştığımda dudaklarıma küçük bir öpücük bırakıp geri çekilmişti.
Kaşlarım hızla çatılırken sert bakışlarımı sırıtan yüzüne çevirdim.
“İntikam almayı çok sevdiğimi söylemiş miydim?” demesiyle gözlerim kısılırken işaret parmağımı yavaşça ona salladım.
“Kaşınma istersen.” dememle sırıtışı hızla kesilirken bakışları hafifçe aşağıya kaydığında göğüslerime baktığını anlamıştım.
“Emredersiniz kraliçem, siz ne derseniz o.” diyerek başını bir muhafız edasıyla salladığında hafifçe gülmüştüm, bu hali çok tatlıydı. “Hem bu aciz kralın size bir sürprizi var ve buna bayılacağınıza çok emin.” derken bacaklarımı yavaşça kucağından indirdikten sonra hızla ayaklanıp elini uzattığında hiç düşünmeden elini kavramıştım.
“Vakvak hikayesinden bile mi daha çok?” diyerek sırıttığımda bana yalandan ters bir bakış atıp ilerlemeye başlamıştı.
“O hikayeyi zihninden silmek gerek gibi.” dediği sırada hızla koluna sarılıp alttan ona tatlı olduğunu düşündüğüm bir bakış attım.
“Artık ölsem unutmam vakvak, yandın.” dememle bu sefer yüzü ciddi anlamda düşmüştü.
“Ölüm nereden çıktı şimdi? Yok öyle bir şey.” diyen sert sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
“Lafın gelişi canım.” derken bir odaya girdiğimizde burasının küçük bir yatak odası olduğunu görmüştüm, ortada çift kişilik bir yatak vardı ve hemen yan tarafında ise küçük bir dolaptan ibaretti.
“Olmasın öyle bir gelişi.” diyen Vidus elimi yavaşça bırakıp dolaba yönelmişti.
“Tamam ya, kızma.” dediğim sırada dolaptan bir paket alıp arkasına saklayarak bana dönmüştü.
“Benim sana kızabilmem mümkün mü mia bella?” diyen naif sesiyle dudaklarım biraz daha kıvrılırken arkasındaki görebilmek için hafif yana eğilmiştim ki hızla o da dönüp buna izin vermemişti.
“O ne?” diyerek arkasındakini işaret ettiğimde çocuk misali omzunu silkmişti.
“Bilmem, tahmin et.” demesiyle kaşlarım hafifçe çatılmıştı.
“Vidus çocuk muyum ben?” dememle tekrar omuzlarını silkmişti ve bu görüntü çok komikti, karşımda iki metre olan bir adam omuz silkiyordu.
“O zaman vermiyorum.” diyerek tam dolaba yönelmişti ki hızla ileri atıldım, bende ne olduğunu merak etmiştim.
“Ya Vidus!” dememle tekrardan sırıtarak bana döndü.
“O zaman tahmin.” dediğinde suratım asılırken kollarımı göğsümde bağlayıp düşünmeye çalıştım, ne olabilirdi ki?
Yeni bir gecelik almış olabilir miydi? Ya da tuhaf bir seks oyuncağı? Of! Kahretsin, aklım hep oraya kayıyordu. Eğer normal bir şey aldığı halde bunları söylersem benimle kesin ömür boyu dalga geçirdi bu gıcık! En iyisi normal bir şey söylemekti.
“Gemi maketi falan mı var?” dediğimde kaşlarını kaldırıp indirerek hayır demişti. “Hmm! O zaman yeni bir silah olabilir mi?” dememle bu sefer ters bir bakış atmıştı.
“O daha yapım aşamasında.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.
“Bana silah mı yaptırıyorsun?” diyen şok içindeki sesimle başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Duman’ın silahlarını kullanıp duruyorsun zaten, sinir oluyorum.” dediğinde hafifçe gülmüştüm.
“Cidden Duman’ı kıskanıyor olamazsın değil mi?” derken ona doğru yaklaştım, amacım arkasındaki şeyi hızla almaktı.
“O da seni benden alıp durmasın o zaman.” demesiyle kahkaham odada yankılanırken önünde duraksayıp ellerimi hafifçe karnına yasladım.
“Sana inanmıyorum Vidus, Duman kadın ve evli.” dediğimde kaşları daha çok çatılmıştı.
“Yani? Bu seni ikide bir çalmadığı anlamına gelmiyor.” dediği sırada parmak ucuna kalkarak yüzüne yaklaştım.
“O sadece arkadaşım hayatım.” diye dalga geçer bir tonda mırıldanırken arkaya kayan ellerim bir paketin ucunu kavramıştı, o sırada yüzü bana daha çok yaklaştığında sıcak nefesi yüzüme çarparken dudakları hafifçe dudaklarıma dokunuyordu.
“Çek o ellerini küçük hırsız.” diyen boğuk sesiyle paketi hızla benden uzaklaştırdığında gülen yüzüm solmuştu.
“Çok gıcıksın.” diyerek hızla geriye çekilip kollarımı tekrar göğsümde bağladım.
“Seni yakalayabilen tek kişi olduğum için mi?” derken paketi önüne getirmişti.
“Evet, ikidir beni bozuyorsun.” dediğim sırada sırıtarak bana uzandığında kaçmama fırsat vermeden hızla belimden yakayıp beni kendine yaslamıştı.
“İkidir bozuyorum ama sen benden üç kez bir şey çalmaya çalıştın ve birinde başardın.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı, evine girdiğim anı mı kastetmişti? “Kalbimi de çaldın ve ben buna engel olamadım mia bella.” diyen boğuk sesiyle dudaklarım istemsizce tekrardan kıvrılırken ellerimi göğsüne yaslayıp alttan ona bakmıştım.
“O zaman sende bir hırsızsın.” derken dudaklarına küçük bir öpücük bıraktığımda kıvrılan dudaklarıyla hafifçe gülmüştü, elimin altındaki kalbi ise sertçe avucuma çarpıyordu. Tıpkı benim sözlerinden eriyen kalbim gibi…
“Hediyeyi sonrada verebilirim aslında.” diyerek dudaklarıma doğru konuştuğunda bende hafifçe gülmüştüm.
“Olmaz, merak ettirdin.” derken dudaklarına küçük bir öpücük daha bırakıp geri çekildiğimde yüzü yalandan düşsede elindeki paketi bana uzatmıştı.
Hızla pakete uzanıp içindeki diğer paketi çıkardığımda kaşlarım havalanmıştı, bir yağlı boya setiydi ve neredeyse her rengi vardı. Dudaklarım daha çok kıvrılırken hızla ona yaklaşıp kollarımı boynuna sardığımda o da bana sarılmıştı.
“Çok güzeller, teşekkür ederim.” diye mırıldanarak geri çekildiğim sırada eli hafifçe yanağımı bulmuştu.
“Senden güzel değiller.” derken bakışları yüzümde gezindiğinde yanaklarımın ısındığını hissetmiştim. “Ama küçük bir sorun var.” diyerek sanki suçlu bir küçük çocuk gibi bakışlarını kaçırırken boştaki elini ensesine atmıştı.
“Ne gibi?” dediğimde bakışları beni bulmuştu.
“Resim yaptığın şeyi almayı unutmuşum.” demesiyle dudaklarım tekrardan kıvrılmıştı, o kadar tatlı söylüyordu ki yanaklarını ısırasım gelmişti. “Ama her yere istediğin gibi resim yapabilirsin, hiç sorun değil.” dediğinde tek kaşım havalanırken hafifçe geri çekilip yavaşça onu süzdüm.
“Her yere mi?” dediğimde onun da dudakları kıvrılmıştı.
“Burada beyaz gömleğim var mı emin değilim mia bella.” dediğinde bakışlarım gözlerine tutunmuştu.
“Gömleğe ne gerek var?” dediğimde kaşları hafifçe çatıldı.
“Çünkü diğer türlü saklayamam.” derken aniden gözleri adeta parıldamıştı. “Sana dövme seti alacağız.” demesiyle kaşlarım havalanırken şok içinde ona bakmıştım.
“Yok artık Vidus, ben ne anlarım dövmeden?” dediğimde dudakları sevinçle kıvrılmıştı.
“Ne var ki? Resim yapmak gibi işte serçem, hem zaten bir tek bana yapacaksın.” diyerek beni tekrardan çektiğinde nefesi yüzüme çarpmıştı. “Bedenimde senin sanatını saklama fikri şu an aşırı hoşuma gitti.” demesiyle daha fazla dayanamadan paketi yatağın üstüne atıp ellerimi yanaklarına yaslayarak ona yaklaştım.
“Bir gülsene.” dediğimde hızla büyükçe bir gülüş yüzünü sardığında tam gamzesinin üstüne dişlerimi geçirmiştim.
“Kız, dur.” derken gülerek geri çekilmeye çalıştığında kahkahalarla geri çekilmiştim. “Yanağımı kopardın.” diye yalandan bir şok ifadesiyle elini yanağına yasladığında gülerken gözlerimi kısıp ona kötücül bakışlar atmıştım.
“Buraya gel, diğer tarafa da yapacağım.” dediğimde hızla diğer elini de yanağına yaslayıp yatağa doğru geri geri adımlamaya başlamıştı.
“Uzak dur benden, katil.” demesiyle kahkaha atarak hızla ona doğru atladığımda ikimiz birlikte arkasındaki yatağa düşmüştük.
“Artık çok geç.” diye boğazdan gelen bir sesle konuşurken yanağındaki elini çektiğimde hemen bana izin verip elini çekmişti, bu hareketiyle dudaklarım daha çok kıvrılırken bu sefer ısırmak yerine yanağına dudaklarımı bastırdım.
“Bu taraf küser.” derken diğer yanağını da uzattığında gülerek o yanağına da dudaklarımı bastırdım.
Derin bir nefes alarak dudaklarındaki gülümsemeyle tekrar bana döndüğünde bu seferde dudaklarına dudaklarımı bastırmıştım ki aniden ikimizi de çevirdiğinde kontrolü tamamen ele almıştı. Dudakları bu sefer sert olmaktan çok uzaktı, sevgiyle öpüyor gibiydi. Yavaşça ve duygu dolu…
Nefes almak için uzaklaştığı sırada bende gömleğindeki düğmelerinin tamamını açmıştım, ceketiyle birlikte omuzlarından ittiğimde bana karşı çıkmadan ikisini de çıkarmıştı. Üst gövdesi tamamen çıplak kaldığında sırıtarak alttan ona bakmamla o da gülerek son kez dudaklarıma küçük bir öpücük bırakıp kendini yüz üstü yanıma bıraktı.
Dudaklarımdaki gülümsemeyle hızla bende üstüne çıkıp beline otururken boyaları yanıma çektiğimde içinde çeşit çeşit fırçalarda olduğunu görmüştüm, dudaklarım daha çok kıvrılırken derin bir nefes aldım. Beni en çok rahatlatan şeyin resim olduğunu bilmesi bile çok tatlıyken bu adam nasıl ısırılmazdı ki? Elimde olsa her yanını ısırırdım.
Bakışlarım sırtına kaydığında gülüşüm yavaşça solmuştu, geçmeye yüz tutmuş ya da oldukça eski olan yara izleriyle doluydu. Eğilip usanmadan her birine dudaklarımı bastırdım, belki hiçbirini önleyememiştim ama en azından anılarını silikleştirebilirdim. İşimin sonunda altımdaki bedeni daha da gerilmişti, kaşlarım hafifçe çatılırken kulağına doğru eğildim.
“İyi misin?” diye fısıldadığım sırada bedeni adeta titremişti.
“Nefesini ve tatlı dudaklarını böyle tenimde hissederken mi? Harikayım.” demişti ama sesi daha çok acı çeker gibiydi. O anda dank etmişti, adamı tahrik edip duruyordum.
“Şey, pardon. Daha az öperim.” diye tekrardan kulağına fısıldadığımda başı omzunun üstünden bana dönerken dudaklarıma hızlı bir öpücük bırakmıştı.
“Buna evet diyeceğim bir gün olursa hiç düşünmeden çek ve vur beni.” dediğinde gülerek geri çekilip boyalara uzandığımda o ise rahatça başını yastığa yaslamıştı.
Boyalara uzanırken bakışlarım geniş sırtında gezindiğinde hayran olmadan edememiştim, yaraları saymazsak sırtı kesinlikle senelerce spor yaptığını belli edecek kadar genişti. Neredeyse orta-büyük boy tuvaller kadar geniş bir sırtı vardı ve hemen bir şeyler çizmek istiyordum. O sırada bakışlarım ensesindeki dövmesine kaydı, şeytan boynuzuna benzeyen kırmızı boynuzlar vardı.
“Peki neden şeytan?” derken aldığım siyah boyayla yapacağım resmin ana hatlarını çizmeye başlamıştım.
“İlk başlarda, yani daha küçükken içinde bulunduğum bu cehennemin en güçlüsü olmak isterdim.” derken derin bir nefes almıştı. “Çocuk aklı işte, en güçlüsü olursam kimse bana ve sevdiklerime zarar veremez sandım. Bu yüzden Diavolo dedim kendime, cehennemin sahibi olmak için.” dediği sırada başka bir boyaya geçerken gözümün önünde istemsizce o küçük canlanmıştı.
Böyle düşünmekte haksız olduğunu söyleyemezdim, o da çok kötü bir çocukluk geçirmişti ve güçlü olmanın arkasına sığınmıştı. Tıpkı benim hırsızlığın arkasına sığınmam gibi.
“Aynı zamanda yaratıcısına karşı çıktığı içinde olabilir mi peki?” derken resmime devam etmiştim.
“O da diğer seçeneklerden biri, tamamen ateşten olup dokunan herkesi küle çevirmek istediğim içinde seçmiştim. Bir çok sebebi vardı yani.” dediğinde ellerim duraksarken hızla ona doğru eğilip yanağına büyükçe bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekildim.
“Ateş bakışlı adam.” diye mırıldanmamla hafifçe gülmüştü.
“Okyanus gözlüm.” diyen sesiyle sırıtarak resmime devam etmiştim.
“İndiğimizde ne yapacağız peki?” derken resmin sonlarına yaklaşmıştım.
“Ben bir Neva hanımın yanına geçeceğim, o illaki bu durum hakkında bir şeyler biliyordur. Hem Arhan’a da söyledim araştırması için, akşam belki bize uğrarlar.” dediğinde derin bir nefes almıştım.
“Bende gelmek istiyorum.” dediğimde omzunun üstünden bana dönmüştü. “Her şey ortaya çıksın artık, kimse daha fazla acı çekmesin.” dememle dudaklarında hüzünlü bir gülüş belirmişti.
“Sen nasıl istersen serçem.” diyen naif sesiyle kapı tıklatıldığında bakışlarım omzumun üstünden arkaya kaymıştı, Nilüfer açık kapının kenarında gözleri kapalı bir şekilde duruyordu. Bu haline gülmeden edememiştim.
“Müsait miydiniz acaba?” diyen sesiyle başım hafifçe yana eğildi.
“Gel Nilüfer, müsaitiz.” dediğimde gözlerini hızla açarak yanımıza gelmişti ki bakışları Vidus’un sırtında gezindi.
“Yuh! Ne güzel olmuş.” derken bakışları bana döndü. “Senin bacağındakinin aynısı değil mi bu?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallarken bende sırtındaki ejderhaya dönmüştüm, tek farkla bu ejderhanın gözleri elaydı.
“Sen niye gelmiştin?” derken bakışlarım tekrardan ona döndüğünde gülüşü yavaşça solmuştu.
“Şey…” diye mırıldanırken derince yutkundu.
“Karımdan gizlim yok Nilüfer, burada konuşabiliriz.” diyen Vidus’la Nilüfer derin bir nefes almıştı.
“Tamam o zaman.” derken bakışları Vidus’a döndü. “Murat bana bir şeyler anlattı abi ve seninde bildiğini söyledi.” dediği sırada Vidus’un bedeni gözle görülür bir şekilde gerilmişti.
“Ulvi’nin abim olduğunu mu?” dediğim sırada Nilüfer’in sert bakışları hızla bana dönmüştü.
“Ne zamandır biliyordunuz?” diyen sert sesiyle boyalarımı toplamaya başlamıştım.
“Sen kaçırılmadan bir gün önce öğrendik.” dediğimde yüzü hızla yumuşamıştı.
“Olaylar girdiği içinde söyleyemediniz tabi.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım ki dudakları hızla kıvrılırken kollarını bana sardığında öylece duraksamıştım. “Dünyanın en tatlı görümcesine sahibim.” demesiyle benimde dudaklarım kıvrılsada zihnimde çınlayan başka bir detayla gülüşüm yüzümde donuvermişti. “Ulvi’m bunu duyduğunda çok sevinecek, buna eminim.” diyerek geri çekildiğinde bakışları asılan yüzüme çarpmıştı.
“Başka bir şey daha var.” derken yavaşça Vidus’un üstünden kalkıp yana geçtiğimde Vidus’ta doğrulmuştu. “Bir kardeşimiz daha varmış sanırım ama henüz kesin değil.” dediğimde Nilüfer’in kaşları çatılmıştı.
“Kimmiş?” diyen sesiyle derince yutkunmam gerekmişti.
“Maria Murat’ın kızıymış.” dememle Nilüfer’in gözleri irice açılmıştı. “Malikaneye gittiğimizde kızı bunu öğrendiği için idam etmek istiyorlardı ve bizde izin vermedik, şimdi de diğer uçakta.”
“Bir saniye, hiçbir şey anlamadım. Maria Murat’ın yeğeni değil miydi?” dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım.
“Murat yengesine tecavüz etmiş.” dediğimde eli dudaklarına kapanırken mavileri buğulanmıştı.
“Bu adam nasıl bir şerefsiz? Hiç mi kalbi, ruhu yok?” diyen şok içindeki sesiyle bakışlarımı kaçırmıştım.
“Demek ki yok.” diyen mırıltım Ulvi’nin hoparlörlerden çıkan sesiyle kesilmişti.
“Sayın yolcularımız inişe geçmekteyiz, yerlerinize geçip kemerlerinizi bağlamanız önemle rica olunur.” dediğinde Nilüfer hızla derin nefesler alarak dudaklarına bir gülümseme yerleştirdi. “Ayrıca yardımcı pilotumu da yanıma alabilirsem çok memnun olacağım.” demesiyle benimde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Merak etme, bu akşam ona da söyleyeceğim.” dediğimde Nilüfer başını olumlu anlamda sallayıp uçuş kabinine doğru gitmişti.
Bakışlarım Vidus’a kaydığında aynadan kendine baktığını görmüştüm, sırtındaki dövmeye bakıyordu.
“Şimdi üstümü giydiğimde silinecek.” derken bana döndüğünde gülümseyerek omzumu silktim.
“Silinsin, tekrar yaparım.” diyerek gömleğine uzanıp onun için açtığımda o da dudaklarındaki gülümsemesiyle hızla giymişti.
“Dövme işini kesinlikle yapacağız.” derken elimdeki ceketini aldıktan sonra parmakları elimi sıkıca sararak ikimizi de koltuklara yönlendirmişti.
Kısa süre içinde inişe geçen uçakla derin bir nefes alıp başımı yanımdaki adamın omzuna yasladım, gözlerim kapanırken kendimi istemsizce yine ve yine zihnimdeki o amansız seslere bırakmıştım…
~~~
Derince yutkunurken ensemden akan bir ter damlası sırtıma doğru yol almıştı, oldukça gergindim. Sonuçta yıllarca beni terk ettiğini düşündüğüm annemle tanışacaktım ve şu anda hemen oteldeki odasının önündeydik. Maria’yı da buraya getirdiğimiz için eve geçmeden direk gelmiştik. Derin bir nefes daha alıp bakışlarımı Vidus’a çevirdiğimde sessizce beni izlediğini görmüştüm, benden bir emir bekliyor gibiydi. Yapamam, gidelim desem hemen hiç düşünmeden kabul ederdi kesin ama bunu yapmayacaktım. Benimde artık bir annem olacaktı…
Gözlerimden birer damla süzülürken hızla arkasına saklandım, önce bir sadece gizlendiğim yerden onu dinlemek istiyordum. Acaba sesi nasıldı? Benimkine benziyor muydu, bunu merak ediyordum. Derin bir nefes daha aldıktan sonra sıkıca Vidus’un ceketine tuttunduğum sırada gözlerim ateş bakışlarıyla çalıştığında başımı olumlu anlamda salladım.
Hareketimle o da derin bir nefes alıp boştaki elini kapıya uzatarak üç kez tıkladı, bense tamamen iri bedeninin arkasına saklanmıştım. Birkaç saniye içinde kapı yavaşça açıldığında adeta nefes almayı keserek dinlemeye başladım.
“Vidus, oğlum hoşgeldin.” diyen sesle gözlerim sıkıca kapanırken gözyaşlarım hızla yanaklarıma doğru süzülmüştü.
Çok naifti sesi, yumuşacıktı. Aynı bir anne şefkati gibiydi, masumdu. İnsanın annesi olması böyle mi hissettiriyordu?…
“Merhabalar efendim.” diyen Vidus’ta en az benim kadar gergindi.
“Merhaba oğlum, gel içeri. Hem bak, kaynanan seviyormuş. Çok güzel yemekler yaptım.” diyen sesiyle elim ceketini daha sıkı kavramıştı, çığlıklar içinde ağlamak istersen kendini tutmak çok zordu.
“Ben…şey…” diyen Vidus bile ne söyleyeceğini şaşırmıştı.
Gözlerim aralanırken derin bir nefes aldım, artık vakti gelmişti.
“Bir sorun mu var oğlum?” diyen sesle Vidus’un sırtından ayrılıp yavaşça görünür olduğumda kadının bakışları beni bulmuştu.
Gözleri irileşirken bakışları yavaşça beni süzdüğünde elleri hızla kalbini bulduğu sırada gözlerinden süzülen damlalar yanaklarına doğru akmıştı. Kim olduğumu anlamaması mümkün değildi, adeta onun bir kopyasıydım. Gözlerimden saçlarıma kadar birebir aynısıydım.
“Se…sen.” diyen sesiyle hızla kapının kenarına tutunduğunda Vidus ileri atılıp koluna sarılmıştı.
“Neva hanım, iyi misiniz?” diyen Vidus’la o hala bana bakıyordu.
Bir eli yavaşça havalanarak bana doğru uzandığında sanki buhar olup uçmamdan korkuyormuş gibiydi, dudaklarıma bir gülümseme yerleştirerek havadaki elini tuttuğumda hıçkırarak ağlamaya başlarken beni hızla kendisine çekip kollarını bedenime sarmıştı.
“Kızım!” diyen haykırışıyla kolları beni daha sıkı sararken saçlarımdan derin nefesler almaya başlamıştı. “Cennet çiçeğim benim.” diyen sesiyle gözlerim sıkıca kapanırken ellerim iki yanımda yumruk olmuştu. “Mis kokulum benim, yaşıyorsun. Yaşıyorsun.” derken dudaklarını saçlarıma bastırmıştı.
Gözlerim yavaşça açılırken bakışlarım bizi izleyen Vidus’a kaydığında onunda gözlerinin dolduğunu görmüştüm, dudaklarındaki gülümsemesiyle bizi izliyordu. Sonunda derin bir nefes aldığımda ciğerlerime dolan kokuyla sanki kollarımın buzu çözülmüş gibi bende ona sıkıca sarılmıştım.
“Rabbime şükürler olsun, yaşıyorsun.” diyen sesiyle hafifçe geri çekilip ellerini yanaklarıma sardı. “Çokta güzel olmuşsun, genç kız olmuşsun.” derken titreyen elleri yanaklarımı okşamaya başlamıştı. “Özür dilerim bu yaşına kadar yanında olamadığım için, çok özür dilerim kızım.”
“Hayır, hayır senin bir suçun yok.” derken başımı hızla olumsuz anlamda sallamıştım. “Bunların suçlusu sen değilsin, anne.” dememle gözleri kapanırken dudaklarında acılı bir gülüş oluşmuştu.
Anne…
Dudaklarımdan dökülen tek bir kelime bile gönlümün huzurla dolmasını sağlamıştı, annesi olan herkes böyle mi hissediyordu? Ve ben bu hisse bu kadar geç mi kalmıştım?
“Şhh! Ağlamak yok artık güzel kızım, bundan sonra hep güleceğiz.” diyen annem yanaklarımdaki yaşları yavaşça silmeye başlamıştı. “Bir tane de abin var, biliyor musun? O da yaşıyormuş, seni öyle çok seviyordu ki.” dediğinde ağlamam istemsizce şiddetlenirken hiç planlamadığımız bir şey yaşandı.
“Abi.” diyen sesle gözlerim irice açılırken annemin bakışları omzumun üstünde arkama kaydığında gözleri irileşmişti. “Yenge telefonunu uçakta unutmuş, onu getirdim.” diyen Ulvi’yle annemin bir eli kalbine yaslanırken benimde bakışlarım arkama kaydığında Ulvi’nin bakışları teker teker hepimizde gezinirken annemde duraksamıştı.
Vidus onunda annesini büyüdükten sonra sadece uzaktan gördüğünü söylemişti ama kalp hissederdi değil mi? Tıpkı şu anda annemin ağlayarak ona baktığı gibi hissederdi…
“Ulvi’m…” diyen annemin mırıltısı koridorda çınlarken benim bakışlarım ise yanımıza gelen adama çevrilmişti.
Vidus’la gözlerimiz çakışırken ikimizde derin bir nefes almıştık, sırlar buraya kadardı…
~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonu…
Sondaki kavuşma sahnesinde ağlamayanımız var mı??? 🥹
Peki ya Vidus’un Niran mutlu olsun diye bu bölüm ki tatlılığı…
Hala gidip Vidus’u ısırasım var!!!
Ayrıca önümüzdeki hafta sınavlarım olduğu için bölüm olmayacak, bizi çokça özleyin olur muuu???
Bu arada bölüm diğer bölümlerimiz kadar, sadece önceki bölüm uzundu. Sonra bu niye kısaaaa demeyin!!!
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Ulvi son sahne de nasıl bir tepki verecek???
Sizce Vidus, Murat ve Cengo’yu saklandıkları yerden alabilecekler mi???
Ve son olarak siz şu dövme konusunda ne düşünüyorsunuz??? :)
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥