~Bölüm Şarkıları~
Murat Dalkılıç~Bir Güzellik Yapsana
Tarkan~Öp
Michele Morrone~Watch Me Burn
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalımmm???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERİ VE YORUMLARI atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!! 😞
GERÇEKTEN İHMAL ETMEYİN VE LÜTFEN BEĞENİN!!
Ayrıca bu bölüm oldukça yetişkin içerikli sahneler içermektedir, rahatsız olanlar için sahne başlarken ve biterken uyarı yaptım. Onlara dikkat edebilirsiniz!!!
Bu arada !!!wp kanalına!!! da gelmenizi öneririm, kitaplar hakkında konuşurken oldukça eğleniyoruz…
“Sütten ak o gerdana, bir çıkar ki meydana. Gel de uyma şeytana. Bak, bak, bak, bak, duramadım…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum. :)
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~~~
Çiçek Erden…
Sırlar, bedeni içten içe çürüten bir virüs misali yayılır çoğu zaman. Zihninizi durmaksızın kemirirken göğsünüzde oluşan yükün asıl sebebidir. Bu hepsi için geçerli değildir, bazılarının söylenmesi gerekir. Buna mecbur bırakılır insan ama en çokta bu mecbur bırakılan sırlar yaralar insanı. Soluğunuzu keser, hatta bazen yaşamak dahi istemezsiniz…
Bakışlarım aynadaki yansımamda gezinirken zihnimde adeta Murat’ın o iğrenç sesi çınlıyordu. Benimde ailem çokta iyi sayılmazlardı, hepsi şerefsizin tekiydi ama bu…bu çok ayrı bir boyuttu. Hangi insan evladı kendi öz çocuklarını öldürmek için bu kadar çırpınırdı? İşte tam bu sebepten içimden güçlü bir ses yalan olması gerektiğini haykırıyordu, Murat onların babası olamazdı. En azından olmamalıydı…
Bir diğer kısım ise beynimin karıncalanmasına sebep oluyordu. Ya bu durum gerçekse ve abim sahiden söylediği gibi biliyorsa diye düşünmeden edemiyordum, sahiden bildiği halde susar mıydı? Hem kardeşi gibi gördüğü bir adamın hemde canından çok sevdiği karısının aslında kardeş olduğunu bile isteye saklar mıydı?
Başımı sertçe olumsuz anlamda iki yana sallarken elimin tersiyle gözlerimden akan yaşları sildim, Murat’ın boktan oyununa gelmeyecektim. Abim eğer biliyorsa bile muhakkak saklamasının bir amacı vardır, buna tüm kalbimle emindim ve ona sormadan hiçbir saçma salak hareket yapmayacaktım. İlk hedefim abimle konuşmaktı, belki de haberi bile yoktu. Emin olamazdım.
“Pamuk şekerim, iyi misin?” diyen Ulvi’nin sesiyle tekrardan dolan gözlerim sıkıca kapanırken derin bir nefes aldım.
“İyiyim korsan adam, çıkıyorum birazdan.” diyerek sesimin titrememesine özen göstererek seslendim.
Dışardan başka bir ses duyulmadığında ise gözlerimden yaşlar hızla boşalmıştı, neyseki bu sefer kapı kilitliydi. Duş almak için banyoya girmiştim ve sadece biraz rol yapmadan düşünmek istemiştim. Şimdi ise Murat’ın boktan sesini duymazdan gelemiyordum.
***
“Bende onu güzelliği gidene kadar dövdüm. Çünkü bu aile onun güzelliğiyle değil, benim gücümle anılmalıydı ve öyle de oldu.”
***
Gözlerim daha sıkı kapanırken ellerim sertçe saçlarımı bulmuştu, çekiştirirken dirseklerimi soğuk lavabo tezgahına yaslayıp öne eğildim. Nefes almaya çalışıyordum ama tek yapabildiğim göğsümdeki baskıya bir yenisini daha eklemekti.
***
“Esasında onu ilk zamanlar öldürmeliydim ama ilk çocuğu erkek doğurmayı başardığı için onu bağışladım fakat ikinci çocukta beceremedi, kız doğurdu.”
***
Gözlerim hızla açılırken bakışlarım aynadaki yansımamla çakıştı, ağlıyordum. Öyleki gözyaşlarımdan sinirimi akıtmak istercesine sadece ağlıyordum. Ulvi’mi terk ettiğini düşündüğüm kadının yaşadıklarına ağlıyordum…
***
“Don’un emriyle Ulvi’yi büyüyene kadar bir yetimhaneye attık, özellikle en kötüsünü seçtim. Bu sayede güçlü bir adam olacağını biliyordum.”
***
Ellerim tam mermeri sıkıca kavramıştı ki sertçe açılan kapıyla hızla arkamı dönüp baktığımda kapı hızla boylu boyunca arkasındaki duvara çarpmıştı. İrice açılan gözlerimle kapının ardındaki iri bedene bakarken az öncenin aksine derin bir nefes aldım, Ulvi’m kapıyı kırmıştı ve hemen karşımdaydı.
Hızla bana doğru adımladığında bu sefer üstümde kıyafetlerim olduğu için rahattım, gerçi önceki sefer de rahatsız olduğum söylenemezdi. Hatta kafam dağınık olmasa giyinik olduğum için üzüledebilirdim.
“Seslendim ama sen…” diyerek duraksayıp derince bir nefes aldı. “Sen ses vermeyince ko…korktum.” demesiyle aramızdaki kısacık mesafeyi kapatıp hızla ona sarıldım. Elleri hızlıca bedenimi kavrarken o da sıkıca bana sarılmıştı.
“Üzgünüm sevgilim, dalmışım.” dediğimde nefesini ıslak saçlarımda hissetmiştim.
“Asıl ben üzgünüm, hemde çok üzgünüm pamuk şekerim.” diyen ağlamaklı sesiyle hızla geri çekilip bakışlarımı yüzüne çevirdim.
“Bunu konuşmuştuk Ulvi’m, sizin bir suçunuz yok. İki gündür baygındım ve kolyem de düşmüştü, sonuçta tanrı değilsiniz.” derken bir elimi yanağına yasladığımda hızla o da yüzünü elime yasladı. “Sadece güçlüsünüz sevgilim ve bununda tabiki sınırları olacak.”
“Benim sınırlarım seninle çizili Nilüfer’im.” derken dudaklarını avucuma bastırdı. “Gücüm de sensin, güçsüzlüğümde.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken göğsümdeki baskı aniden yok olmuştu. “Bir daha asla ama asla böyle bir şey yaşamana izin vermeyeceğim, sana söz veriyorum.”
“Biliyorum korsan adamım.” diyerek biraz daha parmak ucuna kalkıp yüzüne yaklaşırken dudaklarımda çapkın bir sırıtış oluşmuştu. “Hem bu sayede artık sana yapışık ikiz gibi gezebilirim, eminim öyle çok daha korunaklı olurum.”
Onunda dudakları kıvrılırken burnu burnuma çarpacak kadar eğilmişti.
“Sen istemesen de aksi mümkün değil zaten pamuk şekerim, artık mesafe yok.” demesiyle kalbim hızla göğsüme çarparken içim bir sıcaklıkla dolmuştu.
Şimdi sadece güvenli kolların tadını çıkartıp rahatlamak istiyordum, diğer konuyu ise ilk müsait anımızda abime sormayı aklımın bir köşesine not ettim…
~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Kendinizi tek bir kişiye tüm varlığınızla ait hissetmek nasıl bir histi biliyor musunuz? Kalbim sanki onun yanında dakikada milyon kez atmaya çalışır gibi hızlanırken zihnim darmadumandı, nefesimi bile kontrol altına alamazken onun bana sağladığı gücü her bir hücremde hissedebiliyordum. Ondan korkmuyordum ya da zihnimin hiçbir detayında onun bana zarar verebileceği hakkında tek bir kelime geçmiyordu, işte birine güvenmek tam anlamıyla bu demekti.
Ben ona aittim ve o da sadece bana ait olduğunu her bir hareketinde belli etmekten asla çekinmiyordu. Doğruyu söylemek gerekirse bu tavırları aşırı hoşuma gidiyordu, özellikle de şu anda tüm korumalarının önünde önümde diz çökmesi beni delirtmek için yeter ve artardı. Düşük omuzlarıyla aşağıdan bana bakarken kuruyan boğazımı ıslatmak adına derince yutkunmuştum ama pek yeterli olduğu söylenemezdi, kesinlikle bana böyle boyun eğmesi hoşuma gitmemeliydi ama kahretsin ki gitmişti.
Bakışlarım tekrar korumalara döndüğünde hepsinin başının önlerinde olduğunu görmüştüm, tekrardan derince yutkunurken aklımı başıma almaya çalıştım. Evet, bu tavrı oldukça hoşuma gitmişti ama daha fazla öylece durmalarına izin veremezdim. Bakışlarım tekrar ona döndüğünde bir adım daha atarak ona yaklaştığım sırada aldığı derin bir nefesle omuzlarını dikleştirmişti.
“Tamam, anladım ben. Yeter bu kadar.” dediğimde başı hafifçe yana eğildi.
“İşinize dönün.” diyerek bakışlarını benden bir an olsun ayırmadan konuştuğunda korumaların hepsi aynı anda kalkıp hızla işlerine dönmüşlerdi ama o hala aynı yerde, dizlerinin üstünde duruyordu.
“Sende kalk, gerçekten yeter bu kadar.” dememle bakışları gözlerimden ayrılmadan yavaşça ayaklanmıştı, ne yani bir tek ona emir vermemi mi istemişti?
Dibimde yükselen bedeniyle başım yüzüne bakabilmem için geriye giderken ateş bakışları sanki gözlerimin derinlerine gömülmüştü. Yine aynı şekilde bakıyordu, sanki lanet olası zihnimin derinliklerini görüyormuş gibiydi. Bu kendimi karşısında çırılçıplak hissetmemi sağlıyordu, bütün duygularıma iznim olmadan erişebiliyormuş gibi…
“Eve mi geçsek artık? Du…duş almam gerekiyor.” derken titreyen sesime içimden defalarca kez söverken bakışlarımı gözlerinden ayıramıyordum, ki işler böyleyken kekelemem tabiki de kaçınılmaz olurdu.
Gözlerinde yanan bir çift ateşle sessizce beni izliyordu. Gözlerinin kehribarı aşkına! Çıldırmak üzereydim!
O esnada aramızdaki birkaç santimi de aşarak iyice dibime girdiğinde nefes almayı kesmiştim. O ise benim aksime hafifçe boynuma yaklaşarak derin bir nefes aldığında ellerim üstümdeki kıyafeti sıkıca yumruğumun içine hapsetmişti. Siktir! Kendimi neden ilk zamanlardaki gibi hissediyordum ki? Bana kızması yerine böyle sakin olup suyuma gitmesi ayarlarımla mı oynamıştı?!
“Barut ve kan.” diyen boğuk sesiyle tekrar derin bir nefes aldığında bakışlarım hala bana dokunmayan ve arkasında bağladığı ellerine kaymıştı, şu an kesinlikle onlara ihtiyacım vardı. “Benim gibi kokuyorsun mia bella.” diyen fısıltısıyla sanki günlerce susuz kalmış gibi kuruyan boğazım yüzünden derince yutkunmam gerekmişti.
“Evet, biraz öyle oldu.” diyen kısık sesimle burnunu tenimde gezdirerek yavaşça geriye çekildiğinde bakışlarım hızla gözlerine tutunmuştu.
“Önce konuşacağız, kaçamazsın.” derken bir adım geriye çekildiğinde sonunda derin bir nefes alabilmiştim, sanki saatlerce koşmuşum gibi hissediyordum.
“Bir şeyden kaçtığım yok Vidus.” diyerek kollarımı göğsümde bağlayıp ondan etkilendiğimi gizlemeye çalıştım. “İstediğin kadar kızabilirsin ama unutma, yine olsa yine yaparım.” dediğimde kaşları hafifçe çatılırken ateş bakışları gözlerimde gezindi.
“Sana kızabilmek için fazla aşığım.” demesiyle kalbim sertçe göğsüme çarparken dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı, ruhumun adeta bir dondurma misali eridiğini hissedebiliyordum.
“Her neyse işte.” diye mırıldanarak bakışlarımı kaçırdığım sırada çenemi bulan parmakları bakışlarımın tekrar onu bulmasını sağlamıştı.
“O zaman şimdi sence Duman’ın bana yolladığı videoyu mu izlemeliyim?” derken aramızdaki mesafeyi tekrardan kapatarak başımı hafifçe yukarı kaldırdığında ateş bakışlarını saran öfkeyi görmüştüm. “Yoksa sana şansım diyen lavuğu kendi bileylediğim bir kazığa mı oturtmalıyım?” diyen sert sesiyle bakışlarım gözlerine yansıyan ölüm tutkusunda gezindi, tabiki de Cengo’nun sözlerini duymuştu.
“İstediğini yapabilirsin.” dediğim sırada göğsümdeki kollarım çözülürken bir elim çenemdeki elini kavradı.
“Yapacağım zaten.” derken yüzü yüzüme daha çok yaklaşmıştı. “Ama önce detayları öğrenmek istiyorum mia bella.” diyerek başıyla evi işaret etmişti.
Başımı sessizce olumlu anlamda anlamda salladığımda çenemden ayrılan eli hızla onu tutan elimi kavramıştı, arkasını döndüğü sırada tam eve yönelmiştik ki bize doğru koşan korumayla adımlarımız duraksadı.
“Efendim arabayı ellerinden kaçırmışlar.” diyen korumayla Vidus’un kaşları derinden çatılırken boştaki eli sıkıca yumruk olmuştu ama elimi tutan eli hala aynı kibarlıktaydı, tüy kadar hafif bir dokunuşu vardı.
“Ne demek kaçırmışlar Han?” diyen sert sesiyle koruma bakışlarını yere çevirmişti.
“O arabanın ardından iki araba daha ortaya çıkmış ve ateş açmışlar, çatışma anında da diğer araba kaçmış.” dediğinde Vidus’un gözleri sıkıca kapanırken derin bir nefes aldığında boynunda sinirden atan damarı görebilmiştim.
Sonrası çok ani gelişmişti, yumruk olan eli hızla korumaya atılırken sertçe yakasına sarılıp kendine çektiğinde koruma elini itmek için tek bir hareket bile yapmamıştı.
“Söyle o beyinsizlere, o sokuk arabanın içindekileri bulmadan buraya dönmesinler.” diyen sert sesinin ardından sertçe korumayı geriye ittikten sonra ilerlemeye başladığında hala tuttuğu elim yüzünden bende peşinden koşmaya başlamıştım.
Evin kapısını anahtarla açıp ittiğinde kapı sertçe arkasındaki duvara çarpmıştı, beni de ardından içeri soktuktan sonra kapıyı tekrardan aynı sertlikle kapatıp içeri doğru adımlarken parmaklarını elimden ayırmıştı. Merdivenlere doğru adımlamaya başladığında yokluğuyla hızla ruhumu bir soğuk hava dalgası sarmıştı, kaşlarım çatılırken sinirlerim istemsizce gerildi.
“Kaçan hangimiz acaba?” diyen sesimle merdivenin dibindeki adımları duraksadı.
“Sinirliyim mia bella.” dediğinde hızla ona doğru adımlayıp bir adım gerisinde durdum.
“İyi, yine içine atıp kaç. Anca bundan anlarsın zaten.” dememle ters bakışları hızla omzunun üstünden bana dönerken kaşları çatılmıştı. “Ne, yalan mı? Sıkıştığında kaçmak gibi bir hobin yok mu?”
Sözlerimle birlikte bedeni hızla bana dönerken attığı bir adımla iyice dibime girdiğinde ne korku ne de kaçma hissi asla zihnimde can bulmuyordu, sadece bende sinirliydim. Sırf belki beni üzer diye sözlerini sakınmasından çok sıkılmıştım, içine atmasını istemiyordum.
“Sen buna kaçmak mı diyorsun?” diyen sert sesiyle bakışlarımı gözlerinden ayırmadan onu dinledim. “Sana lanet olası evden çıkmaman için yalvardım, peki sen ne yaptın?” derken yüzü biraz daha yüzüme eğildi. “Kaçtın, işte kaçmak bu Niran.” diyen kısık ve sert sesiyle bende başımı ona doğru kalmıştım. Ne yani, bu sözleriyle çekineceğimi düşünüyor olamazdı değil mi?
“Evet, eğer senin nezdinde kaçmak buysa ben kaçtım Vidus ve tekrar ediyorum.” derken parmağımı göğsüne vurarak konuşmaya başladım. “Yine olsa yine yaparım, siz tehlikedeyken beni dört duvar arasına sıkıştıramazsın!” derken sonda yükselen sesimle derin bir nefes aldı.
“Öyle mi?” diyen imalı sesiyle kaşlarım daha çatıldı.
“Öyle.” dedim sert bir sesle.
O esnada aniden boğazıma sarılan parmakları beni geriye ittiğinde sırtım hızla duvarla bütünleşirken iri bedenini bana yaslayıp yüzüme eğildi.
“O zaman bundan sonra yok, bitti!” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı. “Bir daha yanımdan ayrılmayacaksın, siktiğimin katliamını bile yapsam yanı başımda duracaksın!” diyen yüksek sesiyle eş zamanlı olarak boştaki eli sertçe arkamdaki duvara çarptı. “Madem ölüme çok meraklısın, o zaman ölümle birlikte çalışacaksın!” demesiyle içten içe gülesim gelmişti, bu halinden etkilenmem ne kadar saçmaydı?
“Burada ki ölüm sen mi oluyorsun?” diyen mırıltımla sert bakışları gözlerimde gezinirken boğazımdaki eli biraz daha sıkılaşmıştı ama hala nefesimi kesecek ya da canımı acıtacak kadar değildi.
“Ta kendisi.” diyen boğuk ve sert sesiyle birlikte alnı yavaşça alnıma yaslandı. “Sikeyim! Beni ne kadar korkuttuğundan haberin var mı?” diyen mırıltısıyla benimde gözlerim kapanmıştı. “Güvende olmadığın her bir saniye beynime kurşun yedim sanki, nefes alamadım ben Niran.” demesiyle içimdeki sinir hızla yok olurken gözlerim yavaşça aralandı.
“Artık bana güvenmen gerek Vidus, lütfen.” dediğimde onunda gözleri açılırken bakışlarının kızardığını fark etmiştim, gözleri dolmuştu.
“Mesele güven değil, tüm mesele kalbimin sende atıyor olması. Sen gidince o da duruyor.” diyen sözleri zihnimin içinde çınlarken hafifçe geri çekilip bakışlarını bana çevirdi. “İstediğin kadar güçlü ol mia bella, yine de seni korumak için her daim önünde olacağım.” demesiyle gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum.
“Bana siper olmana değil, yanımda durmana ihtiyacım var.” dediğimde bakışları gözlerimde gezinirken yavaşça aşağı doğru kaymaya başlamıştı.
“Merak etme, artık fazlasıyla yanındayım.” derken boğazımı saran eli hafifçe yana kaydığında baş parmağı dudaklarımı bulmuştu. “Beni ne kadar delirttiğin hakkında en ufak bir fikrin var mı?” dediği sırada değişen ifadesiyle derince yutkunmam gerekmişti, bakışlarında hala öfke olsada aynı zamanda derin bir tutku da harelerini sarmıştı.
“Ne gibi?” dedim kısık çalan sesimle.
“Kilit yeri olmayan bir kelepçeyle seni kendime bağlamak istedim, öyleki tek bir salise bile benden ayrılmana tahammülüm kalmadı.” diyen sert sesiyle yüzü yüzüme daha çok yaklaştığında sıcak nefesi tenimde gezinmeye başlamıştı. “Bunca zaman seninde bir hayatın olduğu için sana izin vermeye çalıştım ama sen izni yakıp kül ettin mia bella, artık her saniye yanında olmama alışmak zorundasın.”
Derince yutkunurken içimde bir yerlerde sözlerinden rahatsız olan bir taraf aramıştım ama yoktu, aksine tam da benim istediklerimi söylüyordu. Zaten yanından ayrılmak isteyen yoktu.
“Artık tüm hayatın benim.” diyen boğuk sesiyle eş zamanlı olarak kaşları daha çok çatılmıştı. “Şansın da benim, şansızlığın da.” derken daha da sertleşen sesiyle bakışlarımı kaçırmıştım, sanırım asıl konuya geliyordu.
“Zaten öyleydin, bir şey değişmedi.” diye konuşurken parmağına çarpan dudaklarımla derin bir nefes almam gerekmişti, bu kadar yakınımda dururken odaklandığım tek şey bel altı oluyordu!
“Kim o mia bella?” diyen sert sesiyle eli tekrar duvara çarptığında bu sefer hafifçe yerimden sıçramıştım. “Benim karıma şansım diyebilecek cesareti nereden buluyor?” dediğinde bakışlarım gözlerine döndüğünde tekrar derince yutkunmuştum, ateş bakışları daha da harlanmıştı.
“Eski bir arkadaş sadece.” dememle kaşları derinden çatılırken ellerini tamamen çekerek geriye doğru birkaç adım atıp benden uzaklaştığında onu yakasından tutup tekrar aynı yere çekmemek için kendimle cebelleşmiştim.
“Sadece bir arkadaş sana niye şansım diyor serçem?” derken elleri sertçe saçlarını bulmuştu, yine kendini tutmaya çalışıyordu. “Ormanın içinde gizli olan bir kulübenin yerini sen nasıl biliyordun?” dediğinde zihnimde yine o kulübedeki halim canlanmıştı.
***
“Burada ne işimiz var Cengo? Hani yeni bir ev vardı.” derken bakışlarımı çevrede gezdirmiştim, eski püskü bir evdi ve yeni olan tek şey odanın ortasındaki yataktı.
“Biraz yalnız kalmak istedim.” dediğinde kaşlarım çatılırken o tanıdık korku bütün bedenimde gezinmeye başlamıştı. “Artık gizlemenin bir yararı yok şansım.” derken bana yaklaşan adım sesleriyle hızla geri çekilip ona döndüm.
“Ne saçmalıyorsun sen?” diyen sert sesime rağmen dudakları kıvrıldı.
Cengo benim hem en yakın arkadaşımdı, hemde bu işler için hocamdı. Bana ayakta durmayı o öğretmişti ama daha fazlası asla olmazdı, ben ona hiçbir zaman o gözle bakmamıştım.
“Birbirimizi seviyoruz işte, anlasana. Biz bir bütünüz şansım.” diyerek aramızdaki mesafeyi hızla kapattığında geri çekilmeye çalışmıştım ki kolumu tutarak bana engel oldu. “Şimdi benim olursun, sonra da on sekiz olduğun an evleniriz. Seni o yetimhane köşesinden kurtarırım.” demesiyle zaten bulanan midem daha kötü olmuştu.
“Cengo, hayır.” diyen zor bela sesimle onu itmeye çalışsam da beni daha çok kendine çekmişti.
“Seni seviyorum Elvin, seni çok seviyorum.” diyerek hızla dudaklarıma atılmıştı ki dokunmasına izin vermeden sertçe geri ittiğimde bu sefer birkaç adım gerilemek zorunda kalmıştı ki tek bir saniye düşünmeden elimi sertçe yanağına geçirdim.
“Sen sadece arkadaşsın Cengo, fazlası yok!” diyen bağırtımla midem daha da kötüleşmişti.
Yediği tokadın etkisiyle başı yana savrulmuş bir halde kalakalırken iyice ağzıma gelen midemle hızla arkamı dönüp odanın köşesine kusmaya başlamıştım.
***
“Cevap yok anlaşılan.” diyen sesle bakışlarım hızla ona dönerken ağzıma gelen iğrenç tatla yutkundum, hatırlayınca yine midem bulanmıştı.
“Vidus…” dememle hızla elini kaldırıp beni durdurdu.
“Bana aklımı toparlamam için süre ver serçem, yoksa bu sinirle gerçekten kalbini kıracağım.” dedikten sonra tam arkasını dönmüştü ki duraksadı. “Kaçmıyorum, sadece sakinleşmem gerekiyor.” diyerek merdivenlere yönelip hızla yukarı çıktığında öylece yaslandığım duvarda kalmıştım.
Ellerim saçlarımı bulurken tokayı sertçe çıkarıp rastgele bir yere fırlatmıştım. Dağılan saçlarım yüzüme düşerken derince bir nefes alıp ellerimi yüzüme kapattım, Vidus kesin ondan bilerek Cengo’yu gizlediğimi düşünmüştü. Bu yüzden sinirlenmişti ama asla böyle bir şey yoktu, sadece zihnim yine aptal gibi anılara kaymıştı. Yoksa o malı savunduğum falan yoktu.
Başımı geriye yaslayarak birkaç kez derin bir nefes aldım, haklı olmadığını söyleyemezdim. Bir anda bir evin konumunu veriyordum ve Nilüfer orada çıkıyordu, nereden bildiğimi bilmeye hakkı vardı. Tabi öğrendikten sonra çıkaracağı kıyamet için de hakkı vardı, ona engel olamazdım. Şimdi aklıma takılan tek şey onun kalbinin kırılmış olma ihtimaliydi, yine her şeyi yanlış anlamıştı.
Orada ne kadar süre düşüncelere daldım bilmiyordum ama artık sakinleşen midemle derin bir nefes alarak yaslandığım yerden ayrılıp hızla merdivenlere yöneldim, ona anlatmam gerekiyordu. Odaya girer girmez bakışlarım su sesi gelen banyoya kaymıştı, sakinleşmek için duşa mı girmişti? Gemi işine yöneleceğini sanmıştım, genel de öyle yapardı.
Bir elim banyo kapısına uzanırken dokunmadan elimi geri çekmiştim, onu çıplak görmeye hazır mıydım? Kalbim hızlanırken nefesim ciğerlerime sığmıyor gibiydi, sanırım henüz hazır değildim. Hızla arkamı dönerken bakışlarım kendi üstüme kaymıştı, hala dövüştüğüm kıyafetlerle duruyordum. Bedenim tamamen kapalı olduğu için sanırım sadece üstümü değiştirmem yeterli olacaktı.
Giyinme odasına geçip hızla üzerimdekileri çıkardıktan sonra normal bir ev kombini yapmıştım, tişört ve tayt. Kıyafetleri üzerime geçirirken yine sinirim bozulmuştu, ben şimdi niye kocamın yanına girmekten çekinmiştim ki? Sonuç olarak adamı çok istiyordum, o zaman bu neyin nazı derlerdi adama?!
“Sen salaksın kızım.” diye kendi kendime mırıldanırken bakışlarım aynadaki yansımama kaymıştı. “Ne bu utangaçlık tripleri hala, adam senin için tüm korumaların önünde diz çöktü.” derken elimi havaya kaldırmıştım ki bileğimdeki kalpli bileklik parıldamıştı. Siktir! Ses kayıt cihazı!
Başımı olumsuz anlamda sallarken omzumu silktim, duyarsa duysundu. Artık abuk sabuk utanmalardan çok sıkılmıştım, madem tüm korkularımı yeniyordum o zaman bunu da göz ardı edecektim. Ona olan sevgim bu kadar büyükken susup geri planda kalmam aşırı saçmaydı.
“Evet, kesinlikle çok mantıklı.” derken hızla arkamı dönüp kendime düşünme fırsatı vermeden banyonun kapısını açıp hızlıca içeri girdiğimde banyo da olan tek şey Vidus hızla alıp verdiği nefes sesleri ve suyun sesiydi.
“Mia bella?” diye soran boğuk sesiyle derince yutkunduğumda yanaklarımın sıcaklığını hissedebiliyordum. Siktir kere siktir! Tam o anda mı girmiştim?! “Bir şey mi oldu?” diyen soluk soluğa kalan sesiyle gözlerimi sıkıca kapatıp açarak konuma odaklanıp tamamen içeri girerek kapıyı ardımdan kapattım.
“Az önce beni yanlış anladın, kimseyi koruduğum ya da savunduğum yok.” derken buzlu cama doğru adımladım, onu net göremesemde silüetinin nerede olduğu görüyordum.
“Biliyorum mia bella, ben sadece o itin bulunmamasına sinirliydim. Seninle bir ilgisi yok.” dediğinde derin bir nefes akıp klozetin kapalı kapağının üstüne oturmuştum.
“Tamam ama sorularına cevap vermek istiyorum, zaten alttayken de verecektim ama bir an geçmişe daldım.” dediğimde hırıltılı bir nefes almıştı.
“Bunu çıkınca konuşuruz olur mu?” dediğinde dişlerimi dudaklarıma geçirmiştim, sanırım burada durmak hoşuma gitmişti. Bir şeyler yapmak istiyorsa sonuçta yanımda da yapabilmesi gerekti!
“Hayır, şimdi anlatacağım. Sen işine devam edebilirsin.” dememle tekrar derin bir nefes almıştı.
“Mia bella…” demişti ki hızla sözünü keserek onu susturdum.
“Cengo gerçekten sadece arkadaşımdı, bana bu işleri öğreten kişiydi.” dememle su aniden kesildiğinde duraksamıştım.
“İsim anmak yok.” derken her bir kelimeyi boğuk sesiyle vurguladığında derince yutkunup devam ettim.
“Bir gün iş olduğunu söyleyip beni o eve götürdü, evin içi dökülüyordu ama sadece ortada yeni bir yatak vardı.” dediğim sırada eli sertçe buzlu cama yaslandığında kırılmaz cam olduğunu anlamıştım, yoksa şimdi net patlaması gerekiyordu.
“Devam et.” diyen sert sesiyle kafamın içindeki çıplaklık içeren tüm hayalleri susturup önüme döndüm.
“İşte sonra bir şeyler saçmaladı, bende onu itip odaya kustum.” dediğimde bu sefer elleri camdan çekilip saçlarına gitmişti. O an tekrardan dank etti, camın ardında çırılçıplaktı.
“Ne saçmaladı mia bella?” dediğinde yavaşça ayaklandım, şimdi şu camı açsam ne olurdu ki?
“Bana karşı hisleri olduğunu ve reşit olunca evleneceğini söyledi, sonrada öpmeye çalışınca izin vermedim. İtip tokadı yapıştırdım.” dediğimde derin bir nefes daha almıştı.
“İşte benim kadınım.” derken sesinden dudaklarının kıvrıldığını anlamıştım.
“Sonrada zaten ben ondan daha iyi olduğum için kendi ekibim oldu, çoğunlukla denk gelmezdik.” dediğimde bir süre sessiz kalmıştı.
“Andre’de işler nasıl oldu?” dediğinde zihnimde o dönemler çınlamıştı.
“İlk birkaç sene yine ekiple giderdik ama sonra tek çalışmaya başladım, onunla da uzak bir arkadaş gibiydik. İşi bırakınca zaten tamamen kestim konuşmayı.” diyerek bakışlarımı silüetinde gezdirdim. “Suyu açsana, üşürsün.” dememle hızla tekrar açılmıştı.
“Anladım.” diyen boğuk sesiyle onunda adımları buzlu cama yaklaştı. “Onu da, Murat denen o iti de geberteceğim mia bella. Benden asla kurtuluşları yok.”
“Öldür Diavolo, yanındayım.” diyen net sesimle boğazdan gelen hırıltısı duyulmuştu.
“Az önce neden yukarı çıktım biliyor musun?” diyen sorusuyla kaşlarım hafifçe çatılırken sessiz kaldım. “Sinirli olduğum tek şey o puşt değildi, aynı zamanda kendime sinirliydim.” demesiyle anlam verememiştim.
“Neden?” dediğimde bir eli cam kapıyı açan yere gitmişti, bu hareketiyle kalbim sertçe göğsüme çarparken boğazım yine kurumuştu.
“Çünkü senden o soruların cevaplarını zorla almak istedim, sen konuşana kadar acımasızca içini doldurmak istedim ve bunu defalarca tekrarlamak istedim.” derken cama yasla diğer eli yumruk olduğunda bakışlarım yavaşça aşağıya kaymıştı, silüet olduğunu için çok belli olmasada büyüklüğü kesinlikle anlaşılıyordu. “Şimdi bile şu lanet camı parçalamamak için kendimi çok zor tutuyorum.” diyen boğuk sesiyle adeta tenim yanmaya başlarken dişlerimi sertçe dudağıma geçirdim.
“O zaman parç…” derken çalan telefonun sesi hızla sözümü kesmişti, bakışlarım arkama kayarken odadan çaldığını fark etmiştim. “Senin telefonun çalıyor.” diyerek derince yutkundum, kesinlikle hiç iyi değildim. Özellikle de sızlayan kasıklarım!
“Fanculo tutte le chiamate.” (Sikeyim bütün aramaları.) diyen sesiyle kaşlarım havalanmıştı, sanırım küfür etmişti. “Lütfen benim için bir bakar mısın mia bella? Belki önemlidir.” dediğinde hızla arkamı dönüp odaya döndüm, bakışlarım çevrede gezinirken yatağın üstünde hala çalan telefona uzandım.
“Şef diye biri arıyor.” diyerek elimdeki telefonla banyoya döndüğümde bakışlarım telefonun ekranında gezinmişti, paramparçaydı. Geçen yere attığında olmuş olmalıydı ve yenisini alacak vakti de olmamıştı.
“Gemi inşaatının şefi, bir aç bakalım ne olmuş?” dediğinde kaşlarım havalanmıştı.
“Ben mi?” dediğim sırada telefon susup tekrar çalmaya başlamıştı, belli ki gerçekten önemliydi.
“Evet mia bella, karımsın sonuçta. Bende hızlıca durulanıp geliyorum.” dediğinde sırıtarak aramayı cevaplayıp odaya geçtim.
“Buyurun.” dediğimde karşıdan bir süre ses gelmemişti.
“Ben Vidus beyi aramıştım.” diyen erkek sesiyle derin bir nefes aldım.
“Karısıyım, kendisi müsait değil. Niye aramıştınız?” derken dudaklarım nerdeyse kulaklarıma değecekti, bunu sesli söylemeyi çok seviyordum.
“He, memnun oldum yenge. Bende çalışanların şefi Mustafa.” dediğinde arkadan başkasının sesi gelmişti.
“Şef söyle şunu artık, patlayacağız.” diyen sesle kaşlarım çatılmıştı.
“Heh! Doğru, yenge hanım şey…” diyerek duraksadığında sinir olmaya başlamıştım, bir anlatamamıştı. “Makine dairesinde yakıt sızıntısı var. Hatlardan biri kaçırıyor ve tam yeri net değil.” dediğinde kaşlarım çatılmıştı, tek anladığım yakıt sızıntısı olduğuydu.
“Yakın sızıntısı mı var?” dememle hızla telefonun kulağımdan çekilmesi bir olmuştu.
Bakışlarım hızla yana döndüğünde Vidus’un belindeki beyaz havluyla yanımda durduğunu görmüştüm, hala üzerinden süzülen damlalarla kesinlikle başa bela bir görüntüsü vardı. Elimi kendine doğru çekerek kulağına yasladığında kaşlarım havalandı, telefonu elimden almak yerine benim tuttuğum telefonu direk kulağına yaslayıp elimi tutuyordu. Bu kadarı da şovdu artık be adam!
“Sorun ne?” diyen sert sesiyle bakışları yere odaklıyken adamı dinlemişti, ben ise tamamen yanıyordum. “Tamam, beni iyi dinle. Kaynak, taşlama ne varsa hemen kesin. Makine dairesinde kıvılcım istemiyorum, her şeyi durdur.” dedikten sonra tekrar dinlemeye başlamıştı, sırıtarak onu dinlemekten kendimi alıkoyamıyordum. “Orayı boşalt, meraklı kim varsa dışarı çıkart. Havalandırmayı da full aç, içeride gaz birikmemeli.”
Karşımdaki gemi mühendisini dinlerken bir yandanda Yunan tanrısı bedenini izlemeden yapamıyordum, pürüzsüz kaslarından su damlaları süzülürken belindeki havluda yok oluyorlardı. Boştaki elim ona dokunmak için kamaşırken yine ve yine yutkunmam gerekmişti, kasıklarım kalp misali atarken odaklanamıyordum.
“Hatta kimse dokunmasın, valf falan kurcalamayın. Yangın tüplerini de hazır edin, ne olur ne olmaz.” dediği sırada bakışlarım karnındaki boğumlarda geziniyordu, dokunsam ne olurdu ki? Bir kereden bir zarar gelmezdi, zaten şu an telefondaki konuya odaklıydı. Çok hissetmezdi. “Ben gelene kadar kimse kafasına göre iş yapmayacak.” dediği esnada elimi uzatarak hafifçe karın kaslarına dokunduğumda tüm bedenimin titrediğini hissetmiştim.
Parmaklarım yavaşça boğumlarda gezinirken Vidus’un yutkunuşunu duymuştum ama umursamadan keşfime devam ettim.
“Bu iş şakaya gelmez…” derken duraksayıp tekrar derin bir nefes almıştı. “Orası patlarsa hepiniz gidersiniz.” dediğinde elimi elinin arasından kurtarıp telefonu tamamen ona bırakıp elimi boynunun sağ yanına yasladım.
Diğer elim yavaşça yukarı çıkarken ona daha çok yaklaştığımda zihnimi ve mantığımı kaldırıp fırlatmıştım, şu anda bedenimi tamamen isteklerim yönetiyordu. Parmaklarımın ucuna yükselerek boynuna yaklaştığımda hedefimde dışardan atışı belli olan damarı vardı, genelde gergin olduğunda belli oluyordu.
“Ben hemen geliyorum…” dediği sırada dudaklarımı boynuna bastırdığımda nefes almayı kesmişti. “Dediklerimi…aynen uygulayın.” diyen kesik kesik konuşmasıyla dudaklarım daha çok kıvrılırken boynunun ince derisini dudaklarımın içine hapsederek emdiğimde inilti misali hafifçe verdiği soluğunu duymuştum. “Mia bella, gi…gitmeliyiz.” dediğinde telefonu kapattığını anlamıştım.
“Nereye?” diyen mırıltımla boştaki eli hızla belime sarılırken bedenim tamamen bedenine yapışmıştı ama buna rağmen dudaklarım hala boynundaydı.
“Marinaya, gemi de sıkıntı çıkmış.” derken eli yavaşça kalçama inmişti. “Islandın sende.” dediğinde ıslak bedenine yaslanmamı kastetmişti ama benim zihnimde çınlayan kesinlikle başkaydı.
“Kesinlikle.” diye fısıldarken asla kıyafetlerimi kastetmemiştim.
Tenine öpücük bırakarak çenesi boyunca ilerlediğimde boğazdan gelen o erkeksi hırıltılarını duyabiliyordum. Kahretsin! Çok kötü bir haldeydim ama o benden de kötü bir haldeydi, şu anda karnıma değen varlığını hissedebiliyordum. En az bedeni kadar gergindi, canını yakıyor olmalıydı.
“Gitmemiz lazım mia bella.” diye hızlıca konuşurken elimin altındaki omuzları daha da gerilmişti, bedeni kaskatıydı. Konuşmasa heykel olduğunu bile düşünebilirdiniz. “Önemli bir şey olduğunu sanmıyorum, yoksa çoktan patlarlardı ama yine de bir bakmamız lazım.”
“Önce rahatlaman lazım, böyle odaklanamazsın.” derken kendimden beklenmeyecek bir özgüvenle elimi havlusuna atmıştım ki elimi hızla yakalayarak beni durdurdu.
“Hayır, zamanı olmadığını söyledim serçem. Onun için hazır değilsin.” dediğinde başımı hafifçe geri çekerek ters bakışlarımı yüzüne çevirdim.
“Zamanı ben istediğimde gelir Vidus ve bil bakalım şu an ne?” dememle dudakları kıvrılsada elimi bırakmamıştı.
“Hırçınlığın beni daha çok tahrik ediyor, yapma.” derken elimi yavaşça aşağıya indirdiğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı ki bana yaklaşıp dudaklarını alnıma bastırdı. “Merak ediyorsun ama devamında hem sen korkarsın hem de ben kendimi tutamam mia bella, en iyisi başta durmak.”
“Demek öyle.” diyerek hızla onu itip geri çekildiğimde bana izin vermişti. “Sen görürsün.” diye mırıldanarak hızla arkamı dönüp giyinme odasına girdiğim gibi kapıyı arkamdan çarpmıştım.
Sertçe kıyafetleri karıştırırken sinirlerim gergindi ve neye sinirlendiğimi bile anlamamıştım, adam aslında haklıydı. Böyle işlere oldukça uzak olduğum için ilkten önünde diz çöküp kendimi korkutmamı istemiyordu ama neyden korkacaktım ki? Hani en fazla ne olabilirdi ki? Acaba onun davranışlarından ürkmemden mi korkuyordu? Çünkü banyo da söylediklerine bakılırsa normalde ilişkilerde hoyrat gibiydi ama bana daha önce hiç öyle davranmamıştı.
O dakika dolaptaki eteğe uzanan elim havada duraksamıştı, bu adamın hayatına kaç kadın girmişti ki her şeyin bu kadar farkındaydı? İçim durduramadığım bir kıskançlıkla sarılırken sinirle uzandığım etekli takımı askıdan çekip aldım, hızla yandaki küçük koltuğa kıyafetleri atarken yerimde bile duramıyordum. Acaba hayatına kaç kadın girmişti? Hepsiyle yatmış mıydı? Ah, bordo aşkına! Kafayı yiyecektim!
Önümdeki bordo ve dantelli iç çamaşırı takımı gözüme çarparken onları da hızla almıştım, üstümdekileri sinirle çıkartırken bakışlarım kapıya kaymıştı. Odanın içinde de bir dolap vardı ve orada bazı kıyafetlerimiz vardı, yüksek ihtimal oradaki takımlardan birini giyecekti. Sinirle tekrar önüme dönüp anadan üryan kalana kadar soyunup çıkardıklarımı giydim, ardından aynanın karşısına geçip şöyle bir kendimi süzmüştüm.
Üzerimde dizlerime kadar, oldukça dar bir kalem etek ve beyaz gömlek üzerine siyah ceketli bir takım giymiştim ama asıl olay içimdeydi. Dantelli bordo bir takım giymiştim, dudaklarım kıvrılırken bacaklarıma ince ve ten rengi bir külotlu çorap geçirip ayaklarıma da tabanı kırmızı olan siyah topuklularımı giymiştim. Bu üzerimdekiler de dahil olmak üzere gardırobun çoğunu o alıp düzmüştü ve hepsi de üst düzey markalardı, biraz da zenginliğin tadını çıkarmak gerekti tabi!
Üstten gömleğin ilk iki düğmesini açıp yakalarını hafifçe çekiştirdiğimde içimdeki bordo sütyen gözükmesede göğüslerimin hatırı sayılır kısmı belli oluyordu. Umursamadan köşedeki çekmeceden saat ve küpelerimi taktığımda bakışlarım neredeyse birkaç aydır takmadığım piercingime kaymıştı, artık eskisi kadar takasım gelmiyordu. Zaten kaşımdaki deliği de kapanmıştı. Önceden erkeklerden korunmak için daha erkeksi görünmek amacıyla takıyordum ama şu an öyle bir şeye ihtiyacım yoktu, şahsi korumam her an yanımdaydı.
Bakışlarım parmağımdaki yüzüklerime kaydığında dudaklarım daha çok kıvrılmıştı ki az önceki reddedilişim zihnimde çınladı, gıcıktı işte! Kim bilir kaç kadın bu zamana kadar önünde diz çökmüştü ama paşam bana izin vermiyordu. Yoksa benim yapamayacağımı mı düşünüyordu? Gözlerim kısılırken sertçe yandaki saç kremine uzanıp buklelerimi daha belirgin yaptım, sonuçta sinirlerimi bir şeyden çıkarmam gerekiyordu.
Aynadan baktığım saçlarım hoşuma gittiğinde bu işlemi de bitirip makyaj masasındaki makyaj çantamı alıp kapıya doğru yöneldim, araba yapardım artık. Benimde yeni yeni kafama dank etmişti, Vidus patlama falan demişti. Her ne kadar önemli bir şey olmadığını söylesede hızlı gitmekte fayda vardı ama bu hala bana izin vermediği için kızgın olmadığım anlamına gelmezdi. Hem kızgındım hemde azg… neyse!
Odadan çıktığım sırada saatini takan Vidus’un bakışları bana dönmüştü ki gözleri beni süzerken yavaşça irileşmişti. Oh olsundu, daha bu iyi saatleriydi!
“Gidebiliriz.” derken odanın içindeki dolaptan siyah çantamı da alıp içine telefonumu ve diğer gerekli eşyaları atmıştım, Lavinia’nın bana verdiği silahlardan biri gibi.
“Onu almana gerek yok.” dediğinde duymazdan gelerek çantanın ağzını gözlerine baka baka kapatmıştım, bir yandan da onu süzüyordum. O da tıpkı benim gibi siyah takımını giymişti ama benim aksime içindeki gömleği de siyahtı.
“Sormadım.” diyerek tam yanından geçecekken aniden belimden tutulmamla sırtım kapının yanındaki duvara yaslanmıştı.
“Bana bak minik serçem, senin o triplerini yerim.” diyen boğuk sesiyle bakışlarım çapkınca kıvrılan dudaklarına kaydı. “Ama kötü bir şey söylemiyorum.” derken bana yaklaşan yüzüyle burnunu hafifçe burnuma dokundurdu. “Acı bu adama, zaten iki gündür deli olmuş sensizlikten.” diyen fısıltısıyla boğazım heyecandan yine kurusada tepki vermemeye çalıştım. Kesin reglim yaklaşmıştı, yoksa bu durumun başka bir açıklaması olamazdı.
“Trip atmıyorum ki, sen yanlış anlamışsın.” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.
“Hmm! Emin misin güzelim?” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktığında bacaklarımı sıkıca birbirine bastırmam gerekmişti. “Bu arada çok güzel olmuşsun, hatta fazla güzel. Bakan herkesi tek hamlede öldürebileceğim kadar güzel.”
“Sanki normalde onu yapmazmışsın gibi.” dememle dudaklarımın üstündeki dudakları daha çok kıvrılmıştı.
“Her zaman güzel olman senin suçun.” derken yavaşça kulağıma doğru kaymıştı. “Mia bella.” (Benim güzelim.) diyen boğuk sesiyle inlememek için kendimi çok zor tutmuştum.
“Hani gitmemiz gerekiyordu?” dediğim sırada dudakları yavaşça boynuma indiğinde bakışlarım az önce öptüğüm boynuyla çakışmıştı, gözlerim istemsizce irileşti. Siktir! Morartmıştım!
“Birkaç dakikamı karıma ayırsam patlamazlar herhalde.” diyen sesiyle eli bacağıma kaydığında hızla elini tuttum.
“Hayır Vidus.” dedim net bir sesle.
Başı yavaşça geriye çekilirken kaşlarının çatıldığını görmüştüm.
“Ne demek hayır?” diyen sesiyle elini geri ittiğimde kaşları daha çok çatılmıştı.
“Sen dokundurmuyorsan bende izin vermiyorum demek.” dememle derin bir nefes alırken kaşları düzelmişti ama onu umursamadan hızla yanından tutmasına izin vermeden geçerek merdivenlere yöneldim.
“İkisi aynı şey değil mia bella, önemli olan sensin.” diye arkamdan seslenmesini umursamadan merdivenleri indim.
“Bla, bla, bla. Asla duymuyorum.” diyerek kapıya yönelirken dudaklarım kıvrılmıştı.
“Bunu ne kadar çok istediğini biliyorum hırçın serçem.” diyen sesiyle hızla arkamı dönüp geri geri kapıya doğru yürümeye başladım.
“Bende senin ne kadar çok istediğini görebiliyorum.” derken bakışlarımla bel altındaki şişliği işaret ettiğimde dudakları kıvrılmıştı ki hızla tekrardan arkamı dönüp kapının kolunu kavradım.
“Aksini iddia eden olmadı ki?” dediği sırada o da bana yaklaşmıştı.
“O zaman çırpın, umrumda değil.” derken kapıyı hızla açıp dışarı çıktım, benim arabama doğru yönelirken omzuma bırakılan siyah kabanla bakışlarım yanımdaki adama kaymıştı.
“Ben çırpınabilirim, sıkıntı değil ama senin üşütmeye kıyamam.” diyerek göz kırptığında kalbim sertçe göğsüme çarpmıştı, ağzı da iyi laf yapıyordu gıcığın!
Ses etmeden önüme dönüp arabama baktım, bordo bir Porsche. Seviyordum bu rengi…
“Arabanı sevdin sanırım.” dediğinde dudaklarıma kıvrılmıştı.
“Bordoyu severim.” diyerek sorusunu havada bırakıp sürücü tarafının yanındaki yere geçtim, sürme işini bugün ona bırakmıştım.
Hızla yerine geçtiğinde bakışlarının yavaşça beni süzdüğünü hissetsem de ona dönmeden makyaj çantamı kucağıma bırakıp diğer eşyaları arkaya atmıştım, ardından önüme dönüp makyaj çantamı açtığım sırada araba yola koyulmuştu. Yavaşça makyajımı yaparken bir süre sonra bir şey dikkatimi çekmişti, yavaş gidiyordu. Kaşlarım çatılırken elimdeki rimelle ona döndüğümde o da yan gözle bana bakmıştı.
“Bir sorun mu var?” dediğinde gözlerim kısıldı.
“Yavaş gidiyorsun.” dedim durumu belirterek.
“Evet, bitirmeni bekliyorum. Gözlerine çok yakın uğraşıyorsun.” dediğinde dudaklarım kıvrılırken hafifçe gülmüştüm.
“Her kadının hayalindeki o adam olabilirsin.” derken işime devam etmiştim.
“Sadece makyaj yaparken yavaş gittiğim için mi?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Bence tek sebep bu olamaz mia bella.” demesiyle gülerken gözlerimi devirmiştim, kadınların hayallerindeki adam olduğunu çoktan kabul etmişti de sebebe takılmıştı.
“Beyefendi egonuzu çeker misiniz? Yüzünüzü göremiyorum.” derken bende yandan ona bakmıştım.
“Ego değil serçem, gerçekler.” dediğinde ona alaycı bir bakış atıp tekrar önüme dönmüştüm, sırada bir tek ruj kalmıştı.
Çantanın içini karıştırırken yanıma üç renk aldığımı görmüştüm, biri pembe tonlarındaydı. O olmazdı. Diğerini elime aldım, bu parlak bir kırmızıydı. Dudaklarım kıvrılırken tam kapağını açmıştım ki yandan gelen sesle bakışlarım ona döndü.
“Hayır.” diyen sesiyle tek kaşım havalanmıştı. “Kırmızı olmaz mia bella.” dediğinde dudaklarım biraz daha kıvrılırken ruju tekrar çantaya bıraktım.
“Peki.” diyerek diğer ruja uzanıp direk sürmeye başladığımda yan taraftan hafif bir inilti dökülmüştü. “Ne? Bu bordo.” derken dudağımın tamamına sürüp ona döndüm. “Nasıl oldu?” dememle zorla nefes aldığını görmüştüm.
“Beni sınıyorsun mia bella.” diye zor bela çıkan sesiyle sırıtarak makyaj çantasının ağzını kapattım.
“Amacım o.” diyerek sağ elimi bacağına yaslayıp ona doğru yaklaşarak arkamı dönüp çantayı arka koltuğa bıraktığımda nefes alış verişi kesilmişti, kaskatı duruyordu.
Geri çekilirken bilerek hafifçe şişkin varlığına dokunarak arkama yaslandığımda derin bir nefes almıştı, alnından boncuk boncuk terler akarken bir eliyle sertçe yakasını çekiştirdi. Dudaklarım kıvrılırken rahatça arkama yaslanıp eteğin daha çok yukarı sıyrılmasını sağladım, neredeyse bacaklarımın çoğu dışarıdaydı. Beni geri çevirirse sonuçlarına da katlanmak zorundaydı.
Yolculuğun geri kalanı büyük bir sessizlik içinde geçmişti, ardından limanda duran arabayla arkadaki çantamı ve kabanımı alıp dışarı çıktım. Bakışlarım çevrede gezinirken gördüğüm yatlarla gözlerim neredeyse yuvalarından çıkacaktı, kocamanlardı. Genelde filmlerle gördüğüm o koca bir otel kadar olan yatlar hemen karşımdaydı.
“Görende senin değiller sanır mia bella.” diyen yanımdaki sesle ona döndüğümde kabanımı elimden alarak arkama geçip giymem için açmıştı.
“Değiller.” derken kollarımı kabanın kollarına geçirdiğimde Vidus arkadan bana sarılmıştı.
“Benim olan her şey senin mia bella.” derken yanağıma dudaklarını bastırdıktan sonra yanıma geçip sıkıca elimi kavradığında hala şaşkınca yatlara bakıyordum, en az beşten fazla kocaman yatlar vardı ve bunun dışında daha küçük gemilerde görüyordum. Ayrıca yan tarafta da kocaman bir bina vardı. Anlaşılan parçalar orada yapılıyordu.
“Bu yatların hepsi senin mi?” dediğimde dudakları kıvrılmıştı.
“Marina bizim mia bella.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı, yani bu şu anda üstünde durduğumuz her şeyin ona ait olduğu anlamına mı gelirdi? Tamam, zengin olduğunu zaten biliyordum ama bu çok ayrı bir boyuttu. “Ağzını kapat serçem, sinek kaçacak.” dediğinde hafifçe omzuna vurarak önüme döndüm.
“Ne yapayım? İlk kez görüyorum.” dediğim sırada henüz yapımı daha bitmemiş bir yata doğru yönelmiştik.
“O zaman seni buna alıştırmamız gerek.” diyen keyifli sesiyle tek kaşım havalanırken tam bunu nasıl yapacağını soracaktım ki bize doğru gelen adamlarla susmak zorunda kalmıştım.
“Efendim dediğiniz gibi kimseyi sokmadım, havalandırma da açık.” diyen sesle bakışlarım Vidus’a döndüğünde onun yine ciddi patron ifadesine büründüğünü anlamıştım, dudaklarım hafifçe kıvrılırken diğer elimi de üst koluna yaslayıp bir nevi koluna sarıldım. Bu sayede kolu her hareket ettiğinde gögüslerime çarpacaktı.
“Tamam Mustafa.” derken bakışları hafifçe beni bulduğunda ne yaptığımı fark ettiğini anlamıştım. “Bir gidip bakalım.” diyerek adımlamaya başladığında Mustafa da peşimize takılmıştı.
Bende hızla yanında ilerlerken bir yandanda çevreye bakınmadan edemiyordum, gerçekten büyük bir otel gibiydi ve en az dört, beş katlıydı. Merdivenlerden aşağı inerken tam topuklulara sövecektim ki elimi bırakan parmakları hızla belime sarılıp beni tek koluyla taşıyarak tüm merdivenlerden indirmişti. Şaşkın gözlerle ona bakarken burnumun ucuna küçük bir öpücük bırakıp tekrardan elimi tutarak ilerlemeye devam etmişti, dudaklarım daha çok kıvrılırken küçük bir çocuk gibi kıkırdamamak için kendimi çok zor tutmuştum.
O esnada girdiğimiz odayla gaz kokusunu almıştım, gerçekten kaçak var gibiydi. Vidus hızla elimi bırakıp odanın ortasındaki makinelere yöneldiğinde bir usta edasıyla bakınmaya başlamıştı. Kısa bir süre bakındıktan sonra üstündeki kabanını ve ceketini çıkartıp bana uzatarak gömleğinin kollarını yukarı katladığında bakışlarım bir süre kollarındaki damarlarda gezinmişti, bu adamın her hali bir fenaydı!
Hızlıca arkasını dönüp şefin verdiği aletlerle makineye giriştiğinde sırıtarak onu izliyordum, kendi işini yaparken izlemekte ayrı bir keyif veriyordu. Yalan yoktu. Sanki ünlü bir manken yeni bir konsept fotoğraf çekiminde gibiydi ve hiç sıkılmadan günlerce bu manzarayı izleyebilirdim. Elinde aletle bir şeyleri sıkarken kasılan kolları ve işine odaklanmış ciddi bakışları kesinlikle kalbe zarardı.
“Tamamdır, halloldu.” diyerek elindeki aleti kutusuna atarken şefe döndü. “Önemli bir sıkıntı yokmuş ama gaz tamamen çekilene kadar buraya yine de girmeyin, tüm yatı havaya uçurmayın şimdi.” derken ellerindeki yağı bir bezle silerek yanıma geldi.
“Emredersiniz efendim, birde hazır buraya gelmişken birkaç tane bakmanız gereken belge vardı. Odanıza bıraktım.” dediğinde Vidus başını olumlu anlamda salladı.
“Bakarım şimdi.” derken elini belime yaslayıp kapıya yönlendirmişti.
“Bu gemideki odan yapılmış mıdır ki?” dedim çevredeki boyaları falan göstererek.
“İlk benim odam yapılır mia bella.” dediğinde anladığımı belli edercesine başımı olumlu anlamda salladım, kesin uyuz patronun tekiydi. Bu çok belliydi.
Kısa süre içinde tekrar merdivenlere vardığımızda ondan önce davranarak kollarımı boynuna sardığımda kıvrılan dudaklarıyla tekrardan beni tek koluyla kaldırıp yukarı taşımıştı.
“Çok yanlış yaptın, şimdi alıştım buna.” dediğimde saçlarımdan derin bir nefes alarak sırıttı.
“Amacım o.” demesiyle gülerek gözlerimi devirmiştim, arabadaki sözlerimi taklit etmişti güya!
“Hangi odaya gidiyoruz patron?” diyerek ona yaklaştığım sırada hafifçe varlığına dokunduğumda istemsizce boğazından dökülen hırıltıyla dudaklarım kıvrılırken sırıtarak geri çekildim. “Tüh! Elim çarptı.” derken geri çekilip koridora doğru adımladığımda ardımdan adeta sinirli bir kükreyiş duymuştum.
“Sen kesinlikle çok tehlikelisin.” diyen yanımdaki sesle sadece sırıtmıştım.
Beni yönlendirerek bir odanın önüne geldiğimizde hızla kapıyı açarak geçmem için kenara çekildi, içeri girdiğimde bakışlarım çevrede gezinmişti. Sahiden bir patronun odası gibiydi; bir masa, önünde karşılıklı ve ikili deri koltuklar, masanın arkasındaki büyük kitaplık. Her şey oldukça düzenli gözüküyordu.
“Sen geç, ben ellerimi yıkayıp geliyorum.” diyerek odanın içindeki başka bir odaya girmişti ama kapısı açıktı.
Koltuklara yönelirken masada gördüğüm sürahiyle dudaklarım daha çok kıvrıldı, kesinlikle hain planlarım vardı.
“Hayatım bu masadaki su mu?” diyerek banyoya doğru seslendiğimde başını uzatıp neye dediğime baktı.
“Evet serçem, yanında bardakta olmalı.” derken tekrar işine dönmüştü.
Bardağa uzanıp suyu doldurduktan sonra üstümdeki ceketi hızla çıkarıp koltuğun kenarına bıraktım, ardından sudan bir yudum aldıktan sonra geri kalan tüm bardağın üstümdeki beyaz gömleğe dökülmesine izin vermiştim.
“Hih!” diye dudaklarımdan sahte bir korku nidası dökülürken Vidus hızla banyodan çıkmıştı.
“Ne old…” derken bakışları önüme kaydığında sesi kesilmişti.
“Hay aksi, su döküldü.” dememle bir eli hızla kapının pervazını bulurken sıkıca kavramıştı. “Peçete var mıydı?” dediğimde bakışlarını zor bela gözlerime çıkarmıştı, boynundaki damar daha da belirginleşirken solukları hızlanmıştı.
“Ne için?” diyen sorusuyla dudaklarım kıvrılırken yakamı hafifçe çekiştirdiğimde bakışları hızla aşağıya kaymıştı.
“Sikmek için.” dediğimde bakışları hızla gözlerime döndüğünde kahkaha atmamak için kendimi zor tutmuştum. “Silmek.” dedim sanki öncekini o yanlış anlamış gibi tekrar ederek.
Anladığını belirtircesine kaşlarını indirip kaldırdıktan sonra derince bir nefes alıp masasına yöneldiğinde oldukça yavaş ilerliyordu, sanırım bazı durumlar yürümesine izin vermiyordu. Bunu o istemişti, kesinlikle kaşınmıştı. İçimdeki hırçın kadını çıkartmayacaktı.
Masasının arkasındaki sandalyesine otururken çekmeceden bir tomar peçete çıkarıp hızla bana yakın yere bıraktığında sırıtarak peçeteleri aldım. Önümdeki masaya bıraktıktan sonra en üstündeki alıp göğsümü silmeye başladığımda derin bir yutkunuş sesini duymuştum, dudaklarım daha çok kıvrılırken bir düğmeyi daha açıp göğüslerimi iyice gözler önüne serdim.
“Biraz daha devam edersen dokunmana bile gerek kalmayacak.” diyen oldukça boğuk ve zorla çıkan sesiyle dişlerimi dudaklarıma geçirerek alttan ona bakıp bir düğmeyi daha açtım.
“Niye ki? Anlayamadım.” derken silmeye devam ettiğimde hızla nefes alıp vermeye başlamıştı.
Sütyeni hafifçe kaldırıp içine de sildiğimde sertçe masanın kenarını kavramıştı.
“Tamam!” diye haykırmasıyla bakışlarım tekrar ona döndüğünde tek kaşım havalandı. “Fanculo, tamam. Al, bütün bedenim sana ait. İstediğini yap mia bella, yeterki sana dokunmama izin ver.”
Dudaklarım keyifle kıvrılırken rahatça arkama yaslandım, işte adamı böyle yola getirirlerdi!
“Duyamadım sevgilim.” dememle gözleri sıkıca kapanırken masaya doğru eğilmişti.
“Yalvarırım sana dokunmama izin ver.” diyen acı dolu sesiyle gözleri aralandığında dudaklarım daha çok kıvrılmıştı, sanırım çekmesinden zevk duyduğum tek acı buydu.
“Aferin, uslu çocuk seni.” diyerek yavaşça ayaklandığımda gözleri sadece beni izliyordu, hatta bunu yaparken göz bile kırpmıyordu. “O zaman ne diyoruz, en güçlümüz kimmiş?” derken önünde duraksadığımda elleri tam belime sarılacakken ikisini de havada yakaladım.
“Sensin mia bella.” dediğinde onu onaylarcasına başımı salladım.
“O zaman bir daha benim isteklerime karşı çıkıyor musun?” derken dizimle hafifçe varlığına dokunduğumda yüksek bir sesle hırlayarak ellerimi sıkıca kavradı, biraz fazla mı zorlamıştım acaba?
“Asla efendim.” demesiyle tek kaşım havalanırken ellerimi ellerinin arasından çekerek boynuna sardığımda onun elleri ise hızla kalçamı bulmuştu…
~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Nabzım adeta bacaklarımın arasında atarken mantığım falan kalmamıştı, tek düşündüğüm şu an kollarımdaki bedeniydi ve bir kez daha anlamıştım ki serçemi tutan tek şey korkularıydı. Onlar olmadığında yenilmez oluyordu ve kahretsin ki bu hali çok hoşuma gidiyordu. Güçlü kadınımın her hali aşırı hoşuma gidiyordu ama bugün daha da değişikti, yine beni şaşırtmaya devam ediyordu.
“Canım kocam.” diyen mırıltısıyla pantolonuma boşalmamak için kendimle çok büyük bir savaş vermiştim, öyleki delirmek üzereydim. Alttaki canavarı daha ne kadar tutabilirdim bilmiyordum.
O sırada dudaklarıma sadece küçük bir öpücük bırakıp çekilen serçemle dudaklarım itiraz dolu bir inilti dökülmüştü, saatlerdir o inatla bordoya boyadığı dudaklarını parçalamanın hayalini kurarken küçük bir öpücükle yetinemezdim ama ne yazık ki bugün emir komuta sadece sevgili karımdaydı. O ne isterse onu yapacaktı, tabi sıra bana geçene kadar. Bu iş illaki bana dönecekti ve o zaman bu küçük oyunlarının hepsinin hesabını soracaktım.
Yavaşça aşağıya eğilmeye başladığında hızla onu kendime çekerek buna engel olmuştum, önce gördüğüm andan beri nevrimi dönen bordoya bir gömülmem gerekiyordu.
“Bana bir dakika izin ver.” dedikten sonra hemen görüş açımda olan göğüslerinin arasına başımı yaslayıp derin nefesler aldım, işte yine cennetteydim.
O kadar beladan sonra yine bu cennetteydim ve sikeyim ki bu harikaydı, dişlerim daha fazlası için şimdiden kamaşıyordu ama lanet olası izin yüzünden birkaç küçük öpücükten sonra kendimi zor bela geri çekmiştim.
“Merak etme aşkım, bir yere kaçmayacaklar.” dediğinde bakışlarım ona dönerken rahatça arkama yaslanıp sertçe oturduğum sandalyenin kollarını kavradım, ona zarar verecek hiçbir şey yapmayacaktım.
“Keyfine bak.” diyerek kendimi tamamen ona bıraktığımda dudakları keyifle kıvrılırken hızla dizlerinin üzerine çöktüğünde sadece bu görüntüyle bile boşalabilirdim.
(Bazı sahneler mevcuttur.)
Tüm bedenimi onun merakını daha uzun süre giderebilmek için kasarken asla rahat değildim ama onun için her şeye değerdi. Eli yavaşça kemerime giderken bir yandanda tepkilerimi izliyordu, çözdüğü kemerin ardından pantolonun düğmesine geçtiğinde nefes almayı bile kesmiştim. Canavar damar misali atarken adeta acı çekiyordum.
“Şimdi şöyle küçük bir durum var ki ben daha önce hiç bunu yapmadım.” diyen sesiyle onca acıma rağmen keyiflenmiştim, ilkleri olmayı seviyordum. “Ve bana göstermen lazım.” dediğinde derince yutkunarak bir elimi zorla sandalyeden ayırdım.
“Arala dudaklarını.” derken sertçe canavarı kavradığımda Niran irileşen gözleriyle hızla elime atıldı.
“Dur, ne yapıyorsun? Canını acıtacaksın.” dediği sırada hızla çenesini yakaladım.
“Sadece geciktiriyorum, sıkıntı yok.” dememle kaşları çatılırken tam konuşmak için dudaklarını aralamıştı ki iki parmağımı hızla dudaklarından içeri ittim, şaşkınca bana baktığında dudaklarım kıvrılmıştı. “Dişlerini dokundurmadan em mia bella, şeker emer gibi.” dediğimde hızlıca sözlerimi uygulayıp parmaklarımda ileri geri yaptığında diğer elim sandalyeyi daha sert kavramıştı, umarım işin sonunda kırmazdım.
Bir süre devam ettikten sonra elimi geri ittiğinde bakışlarım gözlerine çarpmıştı, içlerindeki tutkuyu görebiliyordum. Gerçekten istiyordu ve diğer yaşadıkları gibi benden iğrenmiyordu. Ah! Fanculo, hayır oğlum. Hayır, bu patlaman için gerekli sebep değil!
“Bence artık öğrendim.” dediğinde başımı olumlu anlamda salladım, kendimi o kadar çok boşalmamaya odaklamıştım ki konuşamıyordum bile.
Yavaşça fermuarımı da indirdikten sonra elini baksırımdan içeri soktuğunda başım sertçe geriye yaslanırken ellerim öyle sıkıca sandalyeyi kavramıştı ki çatırtı gelmeye başlamıştı ama zerre umrumda değildi, zihnim sadece şu an yavaşça elinin dokunduğu yerdi.
“Ah! Ragazza, ti scoperò così forte!” (Ah! Kızım, seni öyle sertçe sikeceğim ki!) diyen sesimle artık ne söylediğimi bile şaşırmıştım, tüm odağım alttaydı.
“Türkçe konuşmalısın, anlamıyorum.” derken canavarı tamamen eline aldığında kaymaya başlayan gözlerimle buğulu bir şekilde onu görmüştüm, iki eliyle bile tamamen kavrayamıyordu.
“Morirei pur di vedere questo spettacolo.” (Bu görüntüyü izlemek için gerekirse ölürüm.) diyen boğuk sesimle bana daha çok yaklaştığında gözleri irileşmişti.
“Bu şey değil mi?” derken sanki doğru kelimeyi arıyor gibiydi. “Fazla.” demesiyle dudaklarımda acılı bir sırıtış belirdi.
“Te l'avevo detto che avresti avuto paura.” (Sana korkarsın demiştim.) dediğimde sert bakışları gözlerimle çakışmıştı.
“Şunu yapıp durma, anlamıyorum.” dediğinde ellerimle saçlarını sıkıca kavrayıp onu kendime çekmemek için kendimi oldukça zor tutuyordum.
“Korkarsın demiştim.” diyerek Türkçeye çevirdiğimde dudakları kıvrılırken hızla hazırlanmama bile izin vermeden başını ağzına aldığında hırıltım odanın içinde yankılanmıştı.
Şu anda gemi de hala çalışan adamlarım bile umrumda değildi, hepsinin canı cehennemeydi. Elim benden izinsizce saçına sarıldığında artık bedenimdeki tüm hakimiyetimi kaybetmiştim. Onu biraz daha kendime doğru çektiğimde başına değen sıcak diliyle bir inilti daha dökülmüştü dudaklarımdan. Sikeyim! Bu çok iyiydi.
“Ho intenzione di strapparle a pezzi quelle labbra maliziose.” (O yaramaz dudaklarını parçalayacağım.) diyen sesimle bu sefer bana kalmadan o hareket etmeye başlamıştı ve tüm bir evrene lanet olsun ki sona çok yaklaşmıştım.
Ne zamandır bana bir kadın eli değmiyor bilmiyordum, onu gördüğüm ilk andan beri kadınlarla ilişkimi kesmiştim ve sikeyim ki bu tam tamına on bir sene yapıyordu. Gözlerim kayarken saçlarına daha sertçe asılıp tüm kontrolü elime aldım, hızla ileri geri yaparken bir yandanda boğazının derinliklerini zorlayıp saliselik olarak nefesini kesiyordum.
“Ağzın fazlasıyla iyi mia bella.” diyen nefes nefese sesimle son kez onu soluksuz bırakacak kadar kendimi derine ittiğimde tıpkı vahşi bir hayvana dönmüştüm, iniltilerimi tutamıyordum. Oysaki hatırladığım kadarıyla ben inlemezdim. “Harikasın serçem, harikasın bebeğim, sei meraviglioso il mio paradiso!” (…harikasın cennetim!) diye sondaki haykırmamla onu serçe geri çektiğimde dudaklarından itiraz dolu bir inilti dökülmüştü.
“Hayır, bırak beni.” diyerek tekrar atıldığını daha sıkı kavramıştım.
“Geleceğim, olmaz.” diye nefes nefese konuştuğum sırada elini daha hızla hareket ettirmeye başladığında saçını tutan elim gevşemişti ki aniden tekrardan ağzına aldığında kendime engel olamamıştım.
Hayatımda yaşadığım en etkili boşalmayı yaşarken menim ağzına dolup dudaklarının kenarından akmıştı. Kısık bakışlarım onu izlerken kendimi geriye bıraktığımda serçemde geri çekilip ağzındaki her şeyi yutmuştu, bunun ne kadar tahrik edici bir hareket olduğundan haberi var mıydı acaba? Yavaşça elinin tersiyle dudaklarının kenarını sildiğinde bakışları önümdeki varlığa dönmüştü.
(Küçük bir ara :) )
“Tüh! Her yerine ruj bulaşmış.” diyerek çevresine bakındığında alt taraf artık umrumda bile değildi, olayın bana dönmesinin keyfini çıkaracaktım.
Yavaşça ayaklanan bedeniyle hızla boynundan kavrayıp onu kendime çektiğimde zor bela göğsüme tutunmuştu, bakışlarım yüzünde gezinirken aynı yavaşlıkla onu bırakmadan ayaklandığımda başı yüzümü görebilmek için geriye düşmüştü. Bana alttan bakmasını seviyordum ama az önceki ağzı doluyken olan bakışı kesinlikle ilk sırayı kapmıştı.
“Tüh! Sıra bana geçti.” diyerek onu taklit edip ürkütücü bir tonda konuştuğumda derince yutkunmuştu.
Sikeyim! O küçük ağzını kesinlikle parçalamadan bırakmayacaktım…
~~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Boynumdaki eliyle beni kendisine çekerek kendisiyle birlikte beni de döndürdüğünde kalçam masaya çarpmıştı, bakışları hiç hayra alamet durmuyordu. Acaba bana izin versin diye onu fazla mı delirtmiştim? Aman canım, en fazla ne olabilirdi ki? Sonuçta o bana asla zarar vermezdi.
O sırada diğer eli saçlarımı bulduğunda hafifçe saç diplerimi okşamaya başlamasıyla kaşlarım havalanmıştı.
“Biraz sert çektim, affet.” diyen boğuk sesiyle dudaklarım kıvrılmıştı, şimdi bu adamdan nasıl korkulurdu ki?
“Acımadı, sorun yok aşkım.” dediğimde onunda dudakları hafifçe kıvrılırken bana yaklaşıp başımın üstüne dudaklarını bastırdı.
“Ve birazdan yapacaklarım içinde affet.” demesiyle gülüşüm yavaşça solarken boynumdaki eli başımı geriye yatırıp ona bakmamı sağlamıştı. “Şu birkaç gün fazlasıyla yorulacaksın.” derken bana yaklaştığında bakışları sanki daha da delirmişti. “Ve ondan sonraki bir ömür.” dediğinde derince yutkunmam gerekmişti, sanırım o sınırını gerçekten geçmiştim.
Tam o esnada aniden ters çevrilmemle masaya doğru yatırılmam bir olmuştu, nefes nefese bir şekilde üstüme eğilen bedeni hissederken dudaklarım yaşadığım heyecanla kıvrıldı. Kesinlikle evden beri bu anı bekliyordum ama artık ciddi anlamda alev atmak üzereydim.
(Tekrardan bazı sahneler vardır.)
“Şimdi senden birini seçmeni istiyorum mia bella, bir mi? İki mi?” diye kulağıma çarpan sesiyle sıkıca masanın kenarlarını kavramıştım, ayakta duran bacaklarım şimdiden titremeye başlamıştı.
“Neden?” diye sorduğum an sertçe kalçama yediğim şaplakla dudaklarımdan küçük çaplı bir çığlık dökülmüştü, eteğimi ne ara yukarı sıyırdığını bile anlamamıştım.
“Seçenekler de o yok mia bella, oyun bozanlık yapma.” derken aniden parmaklarını bacaklarımın arasına bastırdığında gözlerim kayarken sıkıca masaya tutundum.
“İki…” diye adeta inlediğimde kulağımın yakınındaki sesi hafifçe gülmüştü.
“Yavaşı seçtin.” diyen mırıltısıyla dudaklarımdan itiraz dolu bir inilti dökülürken parmakları hızlandığında alnımı masaya yaslamıştım. “Ama ikincisi yavaş.” derken eli daha da hızlandığında birkaç dakika içinde titreyen bacaklarımla hızla sona ulaştığımda saçlarıma yasladığı burnuyla derin bir nefes almıştı. “Aferin benim kadınıma.” diyen boğuk sesiyle dilini hafifçe kulağımın kenarında gezdirerek geri çekildi.
Hızla nefes alıp verirken başımı hafifçe yana çevirip ona bakmaya çalıştığım sırada parçalanan kumaş parçasının sesi oda da yankılanmıştı, külotlu çorabı yırtmıştı. Vahşiliğine gülerek doğrulmaya çalışmıştım ki beni hızla tekrar yatırmıştı.
“Bordo seversin demek.” derken iç çamaşırımın belini hafifçe çekiştirip bıraktığında tenime çarpmasıyla derin bir nefes almıştım.
“Evet, hemde çok.” dediğim esnada kalçama tekrar çarpan eliyle yerimden hafifçe sıçramıştım.
“Konuşabileceğini söylemedim.” demesiyle intikam aldığını anlamıştım.
“Vidus…” dememle eli tekrar çarptığında bu tokatların acı vermekten çok haz verdiğini fark etmiştim, kahretsin ki her türlü dokunuşu hoşuma gidiyordu.
İnleyerek tek elimi havaya kaldırıp sanki dersteymişiz gibi izin istediğimde bu sefer parmakları yavaşça bacak arama doğru kaymıştı ve iç çamaşırımın üstünden yavaşça ileri geri hareket ediyordu.
“Ne kadar da hızlı öğreniyormuş benim güzeller güzeli karım, konuşabilirsin.” dediğinde tam konuşacakken aniden içime giren parmağıyla tüm nefesim kesilmişti. “Ah! Siktir, çok darsın mia bella. Bu şekilde beni alman imkansız.” diyen iniltili sesiyle elini bir süre alışmam için hareketsiz tutmuştu ve bu süre oldukça kısa sürmüştü, alışmak kolaydı.
Kalçalarımı hareket ettirdiğimde sinyali almış olmalı ki yavaşça parmağını hareket ettirdiğinde dudaklarımdan kaçan iniltiyi tutamamıştım, başım serçe masaya yaslandığında elim öylece havada kalmıştı.
“Sorunu hala sormadın mia bella.” derken parmağını hızlandırdığında ortamı dolduran sesler benim iniltimle karışmıştı, o sırada içimden ayrılan parmağıyla sızlanarak küçük çaplı bir haykırmıştım.
“Ben sana böyle yapmamıştım.” diye sinir ve dolmuşlukla yakındığımda gülüşünü duymuştum.
“Cezalar aynı olursa ne anlamı kalır mia bella?” derken eli yine kadınlığımı bulduğunda ayakta duran bacaklarım titriyordu, aynı zamanda topuklu ayakkabı içinde olan ayaklarım artık isyan etmeye başlamışlardı.
“Vidus.” dediğimde eli duraksamıştı. “Ayaklarım acıyor.” dememle hızlıca eğilip ayakkabılarımı çıkarması bir olmuştu.
“Daha iyi mi?” dediğinde gülerek başımı olumlu anlamda salladım. “Bir yerin acıdığında ya da durmamı istediğinde hemen söyle mia bella, emir komuta sende.” demesiyle hafifçe omzumun üstünden dönerek arkamdaki iri bedene baktım.
“O zaman becer beni.” dememle dudakları kıvrılırken elini tekrardan bacaklarımın arasında hissetmiştim.
“Bende onun için uğraşıyorum mia bella.” dediği sırada öyle çok ıslanmıştım ki bacaklarımdan aktığını hissedebiliyordum.
“Uğraşma, yap…” dememle parmakları tekrar içime girmişti ama bu seferki daha fazlaydı.
“O küçük mabedini kendime uyarlamam lazım serçem, yoksa çok fazla canın acır.” derken parmaklarını biraz daha içime ittiğinde bacaklarım artık zangır zangır titremeye başlamışlardı.
Kısa süre içinde bu parmaklara da alıştığımda hareket etmeye başlamıştı ama hala çok yavaştı, tüm bedenim artık titrerken alnımda biriken terle zar zor nefes alıyordum.
“Vidus…lütfen…” diyen mırıltılarımla eş zamanlı olarak parmakları hızlandığında tam sona ulaşacakken yine duraksamıştı. “VİDUS!” diyen haykırışımla ardımdan gülüşü duyulduğunda hızla omzumun üstünden ona döndüm. “Bırak, ben hallederim ya. Bırak!”
“Rüyanda bile göremezsin mia bella.” derken parmaklarını tekrar içime soktuğunda yine genişlik artmıştı, her defasında parmak arttırıyordu. “Bu son, buna da alışman lazım.”
Öyle ıslaktım ki hareket eden parmaklarına bu sefer kısa süre içinde alışmıştım, bacaklarım daha çok titrerken yandan gelen kumaş sesi ve sonrasında kadınlığıma tamamen çarpan rüzgar bile umrumda değildi. Tek düşünebildiğim içimde yavaşça hareket eden parmaklarıydı. Bordonun tüm tonları aşkına! Kesinlikle hızlanmalıydı, yoksa zevkten bayılacaktım.
“Ah! Vidus, hızlan. Lütfen, lütfen, lütfen.” diye kendimden geçmiş bir halde mırıldandığımda dudakları yine kulağıma yaklaşmıştı.
“Güçlü olan hala sensin mia bella ama kontrol kimdeymiş?” diyen sorusuyla parmaklarını içimde kıvırdığında gözlerim kaymaya başlamıştı ki aniden geri çektiği parmaklarıyla ağlama istediği içimde çığ gibi büyümüştü. “Duyamadım karıcığım.”
“Sensin.” diyen mırıltımla saçlarımı boynumdan çekerek dudaklarını boynuma bastırdı. “Ama sakın benim elime düşme Vidus.” dediğimde dudakları yine kulağıma çarpmıştı.
“Zevkle düşerim mia bella.” diyen boğuk fısıltısıyla geri çekildiğinde derin soluklar alıp veriyordum, tüm şaftım kaymıştı. Yüzümden akan terlerle makyajın bile birbirine girdiğine yemin edebilirdim.
O sırada ayağıyla iki ayağımında iç kısmına hafifçe vurarak bacaklarımı ayırdığında derin bir nefes almıştım, alnımdan akan terler masaya damlarken hiç iyi değildim. Gözlerim buğulu görüyordu, başım ise artık dönmeye başlamıştı. Sahiden zevkten bayılırsam şaşırmayacaktım.
Tekrar parmaklarını hissettiğimde gözlerim sıkıca kapanmıştı. Parmakları yine yavaşça hareket ettiğinde itiraz dolu bir iniltiyle kendimi parmaklarına doğru ittirmiştim, artık hızlanmalıydı. Tam yine ona kızacakken hissettiğim sıcak nefesle derince inlemiştim.
“Imm! Şimdi sıra tatlımda.” diyen boğuk sesinin ardından dudaklarını hissetmemle eğer belimden tutmasaydı yere yığılabilirdim, bedenim öyle çok titriyordu ki her an patlayabilirdim.
“Vidus…” diye inlerken ağzı ve dudakları beni tüketmek istercesine hızlanmıştı.
Titreyen bacaklarımdan birini kaldırıp masaya bıraktığında daha derinlerime giden diliyle artık daha fazla dayanacak gücüm kalmamıştı. Şiddetli bir şekilde boşalırken iniltim ve çığlığım odanın içinde yankılandı, titreyen bedenim sertçe masaya düşerken artık gözlerimi bile açamıyordum. Zaten günlerdir uykusuz olan bedenim böyle bir rahatlamanın etkisiyle iyice mayışmıştı.
(Kısa bir ara dahaaa :) )
Nefes nefese kalan bedenimle öylece masanın üstünde uzanırken geri çekilen dudaklarıyla küçük çaplı bir inilti dudaklarımdan dökülmüştü, hemen ardından belimi kavrayan parmakları beni kaldırdığında bedenimi ona yaslayıp üstümü düzeltmesine izin verdim.
“Sakın uyuma mia bella, seninle işim henüz bitmedi.” diyen sesiyle kısık bakan gözlerimi ona çevirdiğimde gömleğimin düğmelerini bağlayıp eteğimi aşağıya indirmişti, bu sayede yırtılan külotlu çorabım gözükmüyordu.
“Yormasaydın o zaman.” diyen mırıltımla sırıtarak beni kendine çevirdiğinde esneyerek ona baktım.
“Daha yormadım bile.” dediğinde alttan ona ters bir bakış atmıştım.
“İflahımı kuruttun be.” dememle dudaklarında çapkın bir sırıtış belirmişti.
“Bana hiç kuru gibi gelmedi.” diyen imalı sesiyle kasıklarım tekrar sızlarken hızlıca beni bırakıp koltuğun üstündeki eşyalarımıza yönelmişti.
Kendi ceketini ve kabanını giydikten sonra benimkileri de getirip beni giydirdiğinde gülerek onu izliyordum, bu temkinli halleri çok hoşuma gidiyordu. Hemen ardından beni kucağına almak için eğilmişti ki hızla geri çekildim.
“Gemi adamın kaynıyor sevgilim, zaten çoğu şeyi duymuşlardır. Bir de kucağında çıkıp daha çok rezil olamam.” dediğimde kaşları havalanırken sessizce ayakkabılarıma uzanıp önümde dizlerinin üstüne çökmüştü.
“Bence evli olduğumuzu bildikleri halde yalnız kalınca kitap okuduğumuzu düşünmüyorlardır mia bella.” dediğinde gözlerimi devirirken gülmüştüm.
“Kitap değil ama senin belgelere bakman gerektiğini düşünmüş olabilirler.” derken giydirdiği ayakkabılarımla yerden bir şey alarak ayaklandığında tam ne olduğunu soracakken gördüğüm bordo kumaş parçasını cebine atmıştı, iç çamaşırımı parçalamıştı. Bende diyordum niye hala alttan bir serinlik geliyor!
“Fanculo! Onları unuttum.” derken masanın üstüne bakınıp dağılan belgelere uzanıp bir şeylere bakmıştı. “Ek malzeme için izin istiyorlar, onca malzemeyi ne taraflarına soktular?” diye kendi kendine konuşarak kağıtlara bakarken kaşları çatılmıştı. “Neyse, buna geri dönüşte bakarız.” dedikten sonra tekrardan elimi tutup hızla odanın çıkışına doğru ilerlediğinde benimde kaşlarım çatılmıştı.
“Nereye gidiyoruz ki?” desemde beni duymazdan gelerek odadan çıktığında neredeyse koşar adımlarla ilerlemeye başlamıştık. “Vidus, nereye gidiyoruz?”
“Bence zamanı kesinlikle gelmiş mia bella.” diyen sesiyle yattan çıkıp yandaki başka yata doğru ilerlemeye başladığımızda boğazım heyecandan ve az önceki eğlencemizden dolayı iyice kurumuştu.
Yandaki yata yöneldiğimizde bunun halihazırda çalışan bir yat olduğunu anlamıştım, içeri insanlar girip çıkıyordu. O sırada dank eden şeyle elim hızla yüzüme gitmişti, siktir! Yüzüm ne haldeydi benim şimdi?! İlerlerken bir yandanda çantamdan zor bela telefonumu çıkarıp ekranından kendime baktığımda sadece birkaç yerin dağıldığını görmüştüm, hızla oraları düzelttiğimde bakışlarım dudaklarıma kaymıştı. Ruj falan kalmamıştı.
Yatın önüne geldiğimiz sırada bir adam koşarak bize doğru gelmişti ama Vidus’un onu pek önemsediği yok gibiydi, benim binmeme yardım ettikten sonra yata yönelmiştik ki adam konuşmuştu.
“Efendim yat doldu, yola çıkmak için emrinizi bekliyoruz.” dediğinde şaşırmamak için kendimi zor tutmuştum, bu büyüklükteki bir yat tamamen dolmuş muydu? Ülke kesinlikle zenginlerle doluydu!
“Tamamdır, çekin çapaları. Yola çıkıyoruz.” diyen Vidus’la bakışlarım hızla ona döndüğünde yine beni umursamadan içeri girip ilerlemeye başlamıştı.
“Vidus, ne demek gidiyoruz? Nereye gidiyoruz?” dediğimde omzunun üstünden sırıtan yüzü bana dönerken hızla koridorun sonundaki asansörde durmuştuk. Evet, yatta asansör vardı!
“Dalgalar nereye götürürse.” demesiyle ona anlamadığımı belli eden bakışlar atmıştım, sahiden bu yatta seyahat mı edecektik? Hemde şimdi, Nilüfer daha yeni bulunmuşken?!
“Vidus, Nilüfer…” dediğim sırada gelen asansörle beni hızla içeri çektiğinde konuşmam bölünmüştü.
“Nilüfer emin ellerde.” derken boş asansör de beni sertçe kendine çekmesiyle bedenim iri bedenine çarpmıştı.
“Ama…” derken dudakları hızla sözümü bölmüştü.
Hareket eden asansörle dudakları hoyratça dudaklarımı yağmalarken hızına yetişmek bile benim için oldukça zordu. Ellerim ensesine sarılırken dudaklarımı araladığımda onun iki eli ise sıkıca kalçamı kavramıştı, nefessizce öperken aniden geri çekilip beni yanına çektiğinde şok içinde kalakalmıştım. Asansöre başka insanlarda bindiğinde alttan ona baktığımda sırıtarak bana baktığını görmüştüm. Yok, bu adam iyice beni aptal etmişti!
O sırada duran asansörle Vidus hızla ileri doğru adımladığında elimi kavrayan parmakları yüzünden bende hızlıca peşine takılmıştım, koridorda yine koşmaya başladığımızda artık gülüyordum. Adamı artık ne kadar delirttiysem sabrı falan yok olmuştu sanırım, tutamıyorduk!
Durduğumuz odanın önüyle Vidus cebinden bir kart çıkartıp kapıya okutarak açtığında bakışlarım kapının üstündeki yazıya kaymıştı, kral dairesindeydik. Havalanan kaşlarımla içeri girdiğimde bakışlarım büyük odada gezindi, o esnada bakışlarım cama kaydığında çoktan hareket etmeye başladığımızı görmüştüm. Hızla gidiyorduk.
“Sevdin mi?” diyen sesiyle kolları belime sarıldığında ona yaslanarak başımı olumlu anlamda salladım.
“Çok güzel.” derken bakışlarım odada gezinmişti, genel olarak sadece tonlarda döşenmişti. Köşedeki fransız mutfağıyla ise küçük bir evden farksızdı, hatta benim önceki evden daha büyük olduğunu bile söyleyebilirdim.
“Beğenmene sevindim.” diyen boğuk sesiyle boynumdaki saçlarımı diğer tarafa atıp dudaklarını tenime bastırdığında derin bir nefes almıştım. “Canavarı serbest bırakmama izin var mı?” diye kulağıma çarpan nefesiyle konuştuğunda kasıklarım şimdiden sızlamaya başlamıştı bile.
“Durman hata.” dememde aniden ona çevrilmem bir olmuştu.
(Ve yine bazı sahneler vardır. :) )
Sertçe dudaklarıma yaslanan dudaklarıyla kollarım hızla boynuna sarılırken kalçamı kavrayan elleriyle ona daha çok yaslanmıştım. Ellerim üstündeki kabanını ve ceketini hızlıca çıkardığında tam gömleğinin düğmelerine geçmiştim ki dudaklarıma geçirdiği dişleriyle inleyerek duraksamıştım, hızla geri çekilip eserine baktığında benim elim ise sızlayan dudağıma gitmişti. Kanatmıştı gıcık!
“O yaramaz dudaklarının parçalanmaya ihtiyacı vardı.” diye sırıtarak tekrar dudaklarıma atıldığında hafifçe omzuna vurmamla daha çok gülmüştü.
Elleri bu seferde benim üstümdekileri çıkardığında gömleğin düğmeleriyle uğraşmak yerine sertçe iki yana çekiştirdiğinde tüm düğmeler kopmuştu.
“Kıyafetlerimi parçalamaktan vazgeç.” derken üstündeki gömleği çıkardığım sırada beni hızla kucağına almıştı.
“Yenilerini alırız.” diyerek adımladığında alt dudağını dudaklarımın arasına alarak sertçe emip tadının damağıma yayılmasına izin vermiştim.
Sırtım yatağın yumuşak kumaşına dokunduğu sırada dudaklarımdan ayrıldığında aralanan bakışlarım hızla ona dönmüştü. Hızlıca üstündeki diğer şeylerden de kurtulduğunda bakışlarım yavaşça aşağıya inmişti, gerçekten kocamandı ve bunu nasıl içime alacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Ağzıma alırken bile çok zorlanmıştım ve orayı düşünemiyordum bile!
“Biraz acıyabilir.” diyerek bana yöneldiğinde hızlıca bende de kalan son parçaları çıkarmıştı.
“Ne kadar biraz?” dediğim sırada üzerime uzandığında bakışları çıplak göğüslerimdeydi.
“Birazcıcık.” dediğinde tam dudaklarım kıvrılmıştı ki aniden dudaklarını yasladığı göğsümle gülüşüm iniltiye dönmüştü. “Ama önce biraz keyif.” derken göğüs ucumu dudaklarının arasına hapsettiğinde kadınlığım kalp misali atmaya başlamıştı.
Bir eli de diğer göğsümle oynarken boştaki eli aşağıya kaymaya başladığında dişlerimi sertçe dudaklarıma geçirdiğimde zaten yara olduğu için daha çok acımıştı ama umursamadım. Diğer göğsümle de tıpkı ilki gibi oynadığında gözlerim artık kaymaya başlamıştı, hissettiğim her dil darbesinde bedenim daha çok titriyordu. O sırada kadınlığımı bulan parmakları hiç beklemeden içime kaydığında iniltim dudaklarımdan hızla firar etmişti.
Birkaç dakika hızlanan eliyle tam gözlerim kayarken geri çektiğinde tam itiraz edecekken göğsümden ayrılan dudakları hızla dudaklarıma yaslandı. Ensesindeki ellerim saçlarını bulup çekiştirmeye başladığı sırada bacaklarımın arasında çok daha büyük bir şeyi hissetmiştim.
“Derin bir nefes al ve kendini kasma mia bella, söz veriyorum çok acıtmamaya çalışacağım.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallayıp derin bir nefes almıştım ki kendini hafifçe bana ittiğinde tüm nefesim kesilmişti.
Gözlerim irileşirken hırıltısı odada yankılandığında dudaklarını tekrardan sertçe dudaklarıma yaslamıştı, öyle hırçın davranıyordu ki öperken dişleri dişlerime çarpıyordu ama buna rağmen hala sadece başını soktuğu halde hareket etmemişti. Derin nefesler alarak alışmaya başladığımı hissederken kalçamı istemsizce ona doğru kaldırmıştım.
Mesajı alarak kendini biraz daha bana ittiğinde o kadar dolu hissediyordum ki sanki birazdan ortadan ikiye ayrılacak gibiydim, gözlerim kayarken kendini yavaşça biraz daha ittiğinde nefes almak falan yok olmuştu. Sadece içimdeki bu garip doluluğa alışmaya çalışıyordum. Tırnaklarım sertçe ensesine geçerken hala dudaklarımda duran dudaklarından derin bir nefes almaya çalışmıştım ki aniden kendini tamamen bana ittiğinde çığlığım dudaklarının arasında kaybolmuştu.
Bir süre hareketsizce alışmam için beklemişti ama kendisi pek iyi gözükmüyordu, alnından akan damlacıklar yüzüme damlarken tüm bedeni kaslatıydı. İki yanımdaki kolları bile titrerken dudaklarımdan ayrılan dudakları boynuma gittiğinde derin nefesler almaya başlamıştı.
“İyi misin…mia bella?” diyen nefes nefese kalmış sesiyle cevap verecek halde değildim, doluluk öyle fazlaydı ki zihnim istemsizce geçmişe kayıyordu. “Serçem.” diyen sesiyle hızla boynumdan geri çekilip yüzüme baktığında gözleri telaşlı bakıyordu. “Güzelim sakin ol, benim. İçinde olan benim.” derken eli yanağımı bulduğunda yavaşça okşamaya başlamıştı. “Yanındayım mia bella, yalvarırım bana odaklan.” dediğinde bakışlarım gözlerini bulmuştu.
Yanımda olan Vidus’tu, resimlerimin adamıydı. Ben küçük değildim ve o boktan müdür ölmüştü, aynısı değildi. Gözlerim sıkıca kapanırken sonunda derin bir nefes aldığımda acı kendini yavaşça tutkuya bırakmıştı. Dudaklarımdan bir inilti dökülürken kalçamı daha fazlası için hareket ettirdiğimde Vidus’tan hafif bir gülüş duyulmuştu.
“Aferin benim güzelime.” diyen sesiyle gözlerim aralandığında bakışlarım cayır cayır yanan ateşleriyle çakışmıştı, gözleri patlamaya hazır bir yanardağ gibi bakıyordu.
“Hareket et.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken emrimle yavaşça geri çekilip tekrar içimi doldurduğunda artık acı tamamen yok olmuştu. “Ah, Vidus!” diye inlerken başım geriye düştüğünde hırıltılı aldığı bir nefesle biraz daha hızlanmıştı.
“Fanculo! Beni öyle sıkı kavrıyorsun ki şimdi bile boşalabilirim.” derken alnını sertçe alnıma yaslamıştı.
Bir süre sonra ikimiz artık bir ritim yakaladığımızda kesinlikle sona ulaşmıştım, bir eli hızla aramıza girerken dudakları dudaklarıma yaslandığında kilitorisimi bulan parmaklarıyla iniltim dudaklarına çarparak odada çınlamıştı. Ellerim sertçe saçlarına asılırken bedenim titreyerek sona ulaşmıştı. Boğazdan gelen kükreyişi kulaklarımda can bulurken daha da hızlanmıştı ki aniden ikimizi çevirdiğinde kendimi üstünde bulmam bir olmuştu.
Dudaklarım dudaklarından ayrılırken ellerimi göğsüne yaslayıp dengede durmaya çalıştığımda bu pozisyonda onu daha da derinde hissettiğimi fark etmiştim. Kalçama sarılı elleri beni hareket ettirdiğinde bir nevi kucağında zıplıyor gibiydim, tırnaklarım sertçe göğsüne geçerken iniltilerimi artık tutamıyordum. Tamamen kendimden geçmiştim, sadece içimdeki doluluğa odaklanabiliyordum.
“Fanculo! Sei davvero come un angelo, mia bella.” (Siktir! Gerçekten de bir meleksin mia bella.) diyen sesiyle kısık gözlerim aralanırken bakışlarım ateşleriyle çakıştığında inleyerek hızla bana uzanmıştı, dudakları yine sertçe dudaklarımı bulurken eski halimize bizi geri çevirdiğinde bu sefer çok daha hızlı ve sertti.
Tenin tene çarpışının sesi odada yankılanırken çığlık, inilti ve kükreme karşımı seslerimiz dudaklarımızın arasında kayboluyordu. Bedenim yine titremeye başlarken hissettiğim zevkle gözlerim kayarken tenini sertçe kavradığımı hatırlayabiliyordum. Titreyen bedenlerimizle kendini son kez bana ittiğinde ikimizde oldukça yüksek sesle sona ulaşmıştık, içime akan sıcak hisle kendini kucağıma bıraktığında ikimizde nefes nefese kalmıştık.
(Ve sahne bitmiştir.)
Göğsümde soluklanan adamla dudaklarım kıvrılırken hafifçe gülmeden edememiştim, yaşadığım en iyi deneyim olabilirdi. Yavaşça saçlarını okşarken o da göğsüme öpücük kondurup duruyordu, dudaklarım daha çok kıvrılırken hafifçe kıkırdadığımda bakışları alttan bana dönmüştü.
“Çok acıtmadım dimi? İyi misin?” dediğinde endişeli sesiyle eğilip dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.
“Hiç bu kadar iyi olmamıştım.” dediğimde o da sırıtarak yavaşça içimden çıktığında dudaklarımda bir inilti dökülürken kendini yanıma attı.
Şöyle küçük bir detay vardı ki içime boşalmıştı ama senelerdir regl düzensizliğim için ilaç kullanmamdan dolayı bir sıkıntı yoktu, sanırım bunu o da bildiği için ses etmemişti. Yani şu anlık herhangi bir bebek konusu mümkün değildi, o yüzden daha da rahattım.
Beni göğsüne çekerek sıkıca sarıldığında dudaklarımdaki gülümsemeyle sonunda kendimi huzurlu bir uykuya bırakmıştım…
~~~
Elimdeki kahvemle camdan dışarı bakarken gülmeden edemiyordum, tam üç gündür gemideydik ve hiç durmadan hareket ediyorduk. Tabi durmayan tek şey gemi değildi, Vidus kendini öyle bir açmıştı ki artık durdurmak pek mümkün değildi. Üç gün içinde kaç kez yapmıştık saymayı bırakmıştım, şimdi bile kasıklarımdaki sızıyı hissedebiliyordum ama dayanılmayacak bir ağrı değildi.
Kahvemden büyükçe bir yudum alıp denizi izlerken bir kıyıya yanaştığımızı fark etmiştim, sanırım sonunda gideceğimiz yere varmıştık. Denizin kokusunu içime çekerek tam uyuyan Vidus’a dönmüştüm ki beni izleyen ateş bakışlarıyla karşılaşmıştım.
“Günaydın serçem.” diyen boğuk sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılırken yanına doğru adımladım, bakışları yavaşça üstüme kaydığı sırada yanında duraksadım. Onun tişörtünü giymiştim.
“Günaydın resimlerimin adamı.” derken elimdeki kahveye dikkat ederek ona doğru eğilip dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.
“Ağrın var mı güzelim?” diyerek yavaşça doğrulduğunda bende yanına oturmuştum.
“Azıcıcık ama iyiyim.” derken kahveyi ona doğru uzattığımda itiraz etmeden büyükçe bir yudum almıştı. “Bu arada bir kıyıya yaklaşıyoruz, nereye geldik?”
“İtalya’ya.” demesiyle kaşlarım çatılırken o ise yatak başlığına yaslanmıştı.
“Niye geldik buraya şimdi?” dediğimde derin bir nefes alarak yanağıma uzandı.
“Don’la konuşmam lazım mia bella, o Murat itinin hala arkasında olduğuna eminim. Yoksa bu kadar kolay saklanamazdı.” dediğinde dudaklarımı büzerek ona baktım.
“Tamam ama bende geleceğim, burada bırakmak yok.” dediğimde dudakları kıvrılırken yüzü hızla bana yaklaşıp büzdüğüm dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı.
“Bıraksam sanki duruyorsun küçük cadı.” demesiyle kaşlarım havalanırken hafifçe geri çekilip ona baktım.
“Senin yaşlı olman beni küçük yapmaz kocacığım, neredeyse otuz yaşındayım ben.” dememle yüzünü ekşitmişti.
“Evet, yaşlanmışsın. Hemen doğurman gerek.” dediğinde gözlerim irileşirken sertçe omzuna vurduğumda gülerek elimdeki kahvemi yandaki masaya bıraktıktan sonra beni hızla kucağına çekmişti. “Haksız mıyım mia bella? Daha on tane yapacağız, zaman dar.” demesiyle şok içinde ona bakmıştım.
“Yok artık Vidus, istersen bir daha ekleyelim. Futbol takımına tamamlarız.” dememle dudaklarında çapkın bir sırıtış olurken burnunu burnuma dokundurdu.
“Olur, bana uyar.” dediğinde ona sırıtarak gözlerimi devirmiştim.
“Sana uyar tabi, doğuran sen değilsin.” dediğim sırada aniden beni çevirmesiyle kendimi yatakta bulmuştum.
“Sen bir sıcak mı baktın sanki bu duruma?” dediğinde bakışlarımı kaçırarak sırıttığımda kaşları havalanmıştı.
“Şu anlık bir şeye baktığım yok ama işler biraz da olsa normale döndüğünde neden olmasın?” dememle dudakları daha çok kıvrılırken adeta gözlerinin içi parıldamıştı.
“Sana öyle aşığım ki mia bella.” derken dudaklarını dudaklarıma yaslandığında kıkırdayarak hızla ona karşılık vermiştim.
Bende ona kesinlikle deliler gibi aşıktım…
~~~
Kıyıya varan gemiyle üstümüzü giyinip çıkmıştık ve yine takım giyinmiştik. Altımda kumaş siyah bir pantolon varken üstümde bordo ince bir kazak vardı ve en üstte ise yine siyah kabanım vardı, Vidus ise farklı olarak siyah kazak giymişti. Bu adamdaki simsiyah giyinme sevdasını bir türlü anlamıyordum, mafyalığın bir getirisiydi sanırım.
Duran arabayla bakışlarım yanımdaki adama kaydığında kaşlarının çatık olduğunu görmüştüm, gergindi. Nasıl olmasındı ki? O da bunca yıl sonra babasını öğrenmişti, ben Murat’la denk gelmediğim halde bile aklıma geldikçe geriliyorken onun sakin olmasını bekleyemezdim. Bu en doğal hakkıydı.
“Bu işleri hiç sevmiyorsun değil mi?” dediğimde bakışları beni bulurken derin bir nefes aldı.
“Hiçbir zaman sevmedim, sadece mecbur kaldım ve şimdi beni daha büyük bir şeye mecbur bırakıyorlar.” dediğinde elimi uzatarak sıkıca elini kavradım.
“Don henüz sağlıklı, yani düşünmek için daha çok zamanımız var Diavolo.” dememle dudakları hafifçe kıvrılırken elini tutan elimi kaldırıp üstüne dudaklarını bastırmıştı ki çevredeki sesler arabanın içinde çınladı.
İkimizinde kaşları çatılırken arabadan indiğimizde Vidus hızla yanıma gelip sıkıca elini belime sarmıştı, korumalar ise çevremizde bir kalkan gibiydi. Evet, gemiye bizimle birlikte bir koruma sürüsü de binmişti ve bunu inene kadar ruhum bile duymamıştı. Artık çokta dert etmiyordum, koruma bizim hayatımızda önemliydi.
Bakışlarım çevrede gezinirken ileri de bir topluluk olduğunu görmüştüm ve ortalarında beyaz, uzun bir elbise giydirilmiş bir kadın duruyordu. Kaşlarım daha çok çatılırken topluluğun hep aynı şeyi bağırdığını fark etmiştim.
“MORTE!” (Ölüm!) diyen seslerle bakışlarım yanımdaki adama döndüğünde onunda anlamaya çalışır gibi baktığını görmüştüm.
“Ne diyorlar?” dediğimde derince yutkundu.
“Ölüm.” diyen mırıltısıyla adeta kanım çekilmişti, bir kadını herkesin içinde idam mı ediyorlardı? Ama neden?
“Don, ti prego, non farlo! Perdonami!” (Don, yalvarırım yapma! Affet beni!) diye haykıran kadın sesiyle adımlarım öylece duraksamıştı, bu sesi tanıyordum.
“Maria.” diye bir mırıltı dudaklarımdan döküldüğünde öylece bakakalmıştım.
İdam edilecek kadın oydu, benimde öldürmek istediğim kişiydi. Peki ya o zaman neden vicdanım şimdi acıyla sızlıyordu? Sonuçta o daha küçük bir genç kızdı, böyle idam edilmesi gerektirilecek ne yapmıştı ki?
“Evet, sanırım o.” diyen Vidus’la derin bir nefes aldığımda yandan koşarak gelen adamları görmüştüm, ellerinde yanan meşaleler vardı.
“Vidus onu yakacaklar mı?” diyerek hızla ona döndüğümde yavaşça başını olumlu anlamda salladı.
“Kadınları idam ederken önce öldürüp sonra cesedini yakarlar.” dediğinde istemsizce kalbim sızlamıştı. “Mia bella.” diyen sesiyle tekrar bakışlarına odaklandığımda elini yavaşça belimden çekmişti. “Ne istiyorsan yapabilirsin, arkandayım.” dediğinde dudaklarım kıvrılmıştı.
İsterse en azılı düşmanım bile olabilirdi ama yine de hiçbir kadının bunu yaşamasına izin vermezdim. Kadın her daim kadının yurdu olarak kalacaktı…
Hızla belimdeki silahı elime alıp kalabalığa doğru ilerlediğimde Vidus’ta arkamdaydı, emniyetini hızla kapattığım silahımı havaya kaldırarak iki el ateş ettim. Herkesin bakışları bana döndüğünde hızla adımlarla ikiye ayrılan kalabalığın ortasına doğru ilerlemiştim, Maria’nın hemen önünde ise Don duruyordu.
“Çek o silahı!” diye haykırırken hızla Maria’yı kolundan tuttuğum gibi kaldırıp arkama geçirdiğimde korkuyla koluma sarılmıştı.
“Bu ne cüret!” diye bağıran Don’u umursamadan havadaki silahımı tekrar ateşledim.
“Geri çek itlerini Don, yoksa yemin ederim ki herkesin içinde seni öldürür yeni Don ben olurum!” diye haykırdığımda Don’un kaşları derinden çatılmıştı.
“Niente esecuzioni, disperdetevi!” (İnfaz yok, dağılın!” diye haykıran Vidus’un sesi de hemen arkamdan duyulsada ona dönmedim.
“Seni aptal! Sizi bir beladan kurtariyorum, anlamiyor musun?!” diyerek bana doğru bir adım attığında silahımı hızla ona çevirdim.
“Bırakta kadın olarak o belayı ben düşüneyim Don, sen değil!” dediğim sırada çevremizdeki herkes dağılmaya başlamışlardı, Vidus gerçekten burada korkulan biriydi anlaşılan.
“Diavolo, çek şu karini!” demesiyle iri bedeni hızla önüme geçmişti ama silah yan tarafından hala Don’a çevriliydi, silahı indirmemişti.
“Karım ne yapacağını bilir, sen geri bas.” diyen baskın sesiyle Don sinirle bize baksada ses etmeden arkasını dönüp gittiğinde bakışlarım hala koluma sarılarak ağlayan kıza dönmüştü. “İçeri geçelim.” diyen Vidus’la silahımın emniyetini açarak tekrar belime yerleştirip uzattığı elini tuttum.
Malikanenin içine girdikten sonra hızla merdivenlere yöneldiğimizde buraya en son gelişimiz gözlerimde canlanmıştı, Vidus’u kurtarmak için gelmiştim. Başımı iki yana sallayarak kolumda titreyen kıza baktım, yüzü de yara içindeydi. Daha beni dövdürmesinin üstünden ne kadar geçmişti ki? Ne ara bu hale gelmişti?
Önünde durduğumuz odayla hızla içeri girdiğimizde Maria’yı yavaşça koltuğa oturtturdum, ardından hızla masadan bir bardak su alıp ona yaklaştığımda bakışlarım kapıda dikilen Vidus’a kaymıştı.
“Ben bir Don’la konuşacağım, gelecek misin?” dediğinde başımı olumsuz anlamda sallamıştım, kızı tek bırakmak istemiyordum.
“Sen git, buradayım.” dediğimde başını sallayarak çıkıp kapıyı ardından kapatmıştı.
“Özür dilerim.” diyen ağlamaklı sesle önümdeki kıza döndüm, omuzları çökmüş ve saçları çekildiği belli olurcasına dağılmıştı. “Çok özür dilerim, yalvarırım affet beni.” diyerek daha güçlü ağlamaya başladığında derin bir nefes aldım. “Başka şansım yoktu, daha ilkokuldayken getirip elime kocanın resmini verdiler. Bunun karısı olacaksın, ona göre çalış dediler. Toplasan hayatım boyunca beş kere bile görmemişimdir ama başka çarem yoktu.”
Ellerini yüzüne yaslayarak ağlamaya devam ettiğinde elimi uzatarak yavaşça saçlarını okşadığımda alttan acı dolu gözleriyle bana bakmıştı.
“Beni senelerce sadece mafya karısı olmak için eğittiler, başka bildiğim hiçbir şey olmadığı için bende ona tutundum. Belki…” derken duraksayıp önüne bakmıştı. “Belki istediklerini yaparsam beni de sevip sayarlar sandım.”
“Sende beni öldürüp ortadan kaldırmak istedin.” dediğimde başını olumsuz anlamda sallamıştı.
“Sadece zarar görmeni istedim, belki o zaman korkup kaçarsın sandım.” dediğinde derin bir nefes daha almıştım.
“Şu an hangimiz daha çok korkuyor Maria?” dediğimde bakışları yine bana dönmüştü, gözlerinde samimiyet vardı.
“Çok özür dilerim.” diyerek ağlamaya devam ettiğinde elimi çenesini yaslayıp yüzüne baktım.
“Seni niye bu hale getirdiler? Bir tek bizimle alakalı olduğunu sanmıyorum.” dediğimde dudaklarında acılı bir gülüş oluşmuştu.
“Çünkü öğrenmemem gereken bir şeyi öğrendim.” derken gözleri sıkıca kapanmıştı. “Ve sonra aptal gibi hesap sormak istedim, sanki buna gücüm varmış gibi.” dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı.
“Ne öğrendin?” dediğimde gözleri aralanırken titreyen elleri ellerimi kavramıştı.
“Onlar değil ama nolur sen al canımı, ben bu bilgiyle yaşamak istemiyorum.” dediğinde diğer elimi de ellerine yaslamıştım.
“Ne öğrendin Maria?” dediğimde ağlamalarının arasında alnını ellerime yasladı.
“Ben tecavüz eseri olmuşum.” diyen sesiyle anlık olarak kanım donmuştu. “Annem tehdit edildiği için kimseye söyleyememiş, sadece bir mektup bırakmış. Onu da Don’a vermiş, ben büyüdüğümde bana vermesi için ama Don bunu yapmadı. Bende gizlice odasını kurcalarken buldum.” derken derin bir nefes almıştı. “Sonrası da malum işte, odasını karıştırdığım ve ona hesap sorduğum için infaz emrim verildi.”
“Mektupta sadece bu mu yazıyordu?” dediğimde başını olumsuz anlamda sallamıştı.
“Meğerse bunca yıl beni büyüttüğü için minnet duyduğum kişi annemi tecavüz eden adamın ta kendisiymiş.” derken bakışları beni buldu. “Amcam aslında babammış.” diyerek ağlamaya devam etmişti ama benim için zaman bir süreliğine durmuştu.
“Ha…hangi amcan?” diyen endişe dolu sesimle kalbim sıkışmaya başlamıştı, başım hızla dönerken boştaki elim sıkıca yumruk oldu.
“Bir tane vardı zaten, o da hayatımı sikip attı.” dediğinde sesi kulaklarımda çınlamaya başlamıştı. “Don’un en sevgili caposu olan Murat aslında babammış.”
Ona dokunan elim hızla geri çekilirken bir adım geriye doğru sendelemiştim, bu ne demek oluyordu? Benim öldürmek istediğim kız aslında kardeşim miydi? Midem kasılırken tüm dünya başımda dönmeye başlamıştı, sesi durmaksızın zihnimde dönerken elimi ağrıyan kalbime yasladım.
Olamazdı değil mi? Beni öz kardeşimi öldürmek zorunda bırakmaya çalışmış olamazlardı değil mi?…
~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonu!!!
Bu kitap için yazdığım en uzun bölüm oldu, sakın bir daha benden bu kadar uzun bölüm beklemeyin… :))
Bu bölüm Vidus’a düşmekten dizlerim yara bere içinde, hala ayağa kalkabilmiş değilim…
Peki ya o sahne, Neva’ya tek çocuğumun onlar olduğunu nerden biliyorsun diyen Murat acaba gerçekleri söylemiş olabilir mi???
Kafamda deli sorular…
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Vidus Don’dan diğerlerinin yerlerini öğrenebilecek mi???
Sizce Maria yalan mı söylüyor???
Ve son olarak sizce Maria o odaya ilk ne için girmişti???
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥