~Bölüm Şarkıları~
Pera~Anlaması Lazım
Dolu Kadehi Ters Tut~Dilerm Ki
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalım? Haliniz keyfiniz yerinde miii??
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERR VE YORUMLARR atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!!
Bu arada wp kanalına da gelmenizi öneririm, kitaplar hakkında konuşurken oldukça eğleniyoruz…
“Kaybolan bir ruh gibi, kayıp gidersem de bul beni.
Mahvolur da bitersem, tut elimi. Dilerim ki, dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan. Dursun zaman, kalsın yerim derinlerinde saklanan…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~
Çiçek Erden…
Pembe neden çocukluğun o masumiyetini yansıtırdı? Peki ya büyüdükçe o renkten nefret edenler masumiyeti de mi yok sayardı? Bakışlarım önce ellerimdeki boyalarda, ardından da aynadaki yansımamda gezindiğinde kendimi anılara doğru süzülmekten alıkoyamamıştım. Peki ya ben hangi taraftaydım?
Yıllar önce saçlarımı ilk kez bu renge boyadığımda lanetlendiğim gibi bir prensese bürünmek istemiştim, tek amacım buydu ama sonra her şey değişmişti. Masumiyet görüntüsünün altına saklanmak istememiştim, siyah gibi karanlık olmak istemiştim. Düşünmüştüm ki belki o zaman sevdiğim insanları koruyabilirdim, sırf bizi korumak için gitmelerine izin vermezdim.
Bakışlarım aynaya yansıyan mavi bakışlarımla çakıştığında ellerim sıkıca lavabonun kenarını kavramıştı. Sırf önemsenmediğim bir ailenin içindeyken kendimi prenses gibi göstermek için yaptığım rengi şimdi sevdiğim adam için tekrar yapıyordum, saçlarımı tekrar pembeye boyuyordum. İçimde tek bir pişmanlık kırıntısı olmasa bile kendimi anılara kaptırmadan duramamıştım. Zihnimin içinde ilk kez saçlarımı boyadığım sahne dönüp duruyordu…
***
Ellerimdeki kutularca pembe boyayı lavaboya bıraktıktan sonra bakışlarımı aynaya yansıyan sarı saçlarıma götürmüştüm. Bir kısmı çekiştirdikleri için yolunmuş ve karışmış, diğer bir kısmı ise yerde sürüklenmekten dolayı kirlenmişti. Sapsarı ve dokunmaya kıyamadığım saçlarım mahvolmuştu.
Gözlerimden süzülen damlalarla birlikte hızla yandaki makasa uzanıp bir saniye bile düşünmeden belime kadar uzanan saçlarımı boynuma gelecek kadar kesmiştim, daha fazlasını görmeye tahammülüm yoktu. Bakışlarım boyalara kaydığında ise ağlamam hızlansa da umursamadım, boyalardan birini elime aldım.
Sonuçta ben bu krallığın prensesiydim, o zaman her şeyimle pembe olmalıydım. Biricik babamın kumar borcu için beni yaka paça evden alan şerefsizler öyle demişlerdi, bu krallığın güzel prensesi…
Dudaklarımda acılı bir gülümseme oluşurken elime sıktığım boyayı sertçe tuttuğum saçlarıma sürmeye başladım. Bu yaşıma kadar hiç boyatmadığım için bir bilgim olmasa da dümdüz boyamıştım, kötü olması umrumda bile değildi. Kısa bir sürenin ardından saçımda boyanmadık yer kalmadığında kendimi arkamdaki klozetin üstüne bırakmıştım, kutunun üstündeki zamanın dolmasını beklemem gerekiyordu.
O esnada içinde olduğum banyonun kapısı sertçe vurulduğunda hızla ruhumda gezinen korkuyla ayaklanıp geriye doğru kaçmaya çalışmıştım ki açılan kapıyla öylece duraksadım. Gelen kişiyi tanıyordum, oydu. Beni kurtaran adamdı.
Bakışları önce buraya gelirken ondan istediğim boyalara, ardından da saçlarıma kaymıştı. Arabaya bindiğimizde ne istediğimi sormuştu, belki de ilk kez birisi ne istediğimi sorduğu için garipsemiştim ve birkaç kutu pembe boya istemiştim. O ise bunu garipseyip şaşırmak yerine sadece tamam demişti. Sonra ise kalmam için bana verdikleri odanın kapısında bulmuştum boyaları.
Şimdi ise üzerimde zaten kıyafetler olduğu için banyoya dalmasını dert etmesem de o hızla bakışlarını kaçırmıştı.
“Makas istediğini söylediler, ses gelmeyince de endişelendim. Kusura bakma.” derken bakışları aşağıdaydı. “Ayrıca merak etme, sana burada kimse zarar veremez Nilüfer.”
Nilüfer…
“Adım Çiçek.” diyen kısık sesimle bakışları bana dönmüştü, gözlerinde yaşayan bir çift ateş vardı sanki.
“Çok kapsamlı, sevmedim. Sen daha çok bataklığın içinde bile parıldayan bir Nilüfer olabilirsin.” diyen sesi adeta zihnimde çınlamıştı.
Bende ismimden nefret ederdim, çünkü doğumuma bile gelmeyen babamın sadece gönderdiği çiçeklerden gelirdi ismim. Esasında onun için bile çok düşünmemişlerdi, çiçek deyip geçmişlerdi. Belki de annemin nefretinin sebebi buydu, her defasında sevilmediğini hatırlayıp hatırlatmak için…
“Siz kimsiniz peki?” diye sorduğumda dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
“Vidus, bundan sonra abin olarak hep yanında olacak kişi.” dediğinde kalbim amansız bir güvenle dolmuştu.
Daha yeni tanıdığım birine güvenmem ne kadar doğruydu bilmiyordum ama içimden bir ses sözlerinde haklı olduğunu söylüyordu…
***
Yanaklarıma süzülen yaşları elimin tersiyle silerken dudaklarım kıvrılmıştı. Abim gerçekten sözünü tutmuştu, bu zamana kadar yanımda olup beni korumuştu. İlk onunla karşılaştığım o boktan zamanda henüz reşit bile değildim, on yedi yaşındaydım ve o yanımda olup her şeyimle ilgilenmişti. Okutmuştu, o yokken kendimi korumam için silah kullanmayı bile öğretmişti. Hakkını hiçbir zaman yiyemezdim, o çok iyi bir abi olmuştu.
O sırada çalınan kapıyla garip bir dejavu hissi beni sarmalarken dudaklarım daha çok kıvrılmıştı, neredeyse iki saattir banyoda olduğum için korsan adamım endişelenmiş olmalıydı. Derin bir nefes alarak tekrar aynaya döndüğümde tamamen toz pembeye boyanmış saçlarım aynadan bana göz kırpmıştı, her ne kadar eski boyama sebebimi sevmesem de pamuk şeker olmayı çok seviyordum.
“Yavrum iyi misin? Su sesi de kesildi, bir şey mi oldu?” diyen korsancığımın endişeli sesiyle bakışlarım tekrar kapıya dönmüştü. “Müsait misin? Giriyorum.” diyen sesiyle gözlerim irice açılırken tam girmemesini söyleyecektim ki kapı sertçe açılarak arkasındaki duvara çarptı ve sadece üzerimdeki pembe, çiçekli iç çamaşırlarımla duran beni apaçık ortaya sermişti.
Bakışları yavaşça beni baştan aşağı süzerken kendimi gizlemeye çalışmamıştım, sadece onun tepkilerini izliyordum. Her ne kadar geceleri birlikte uyusak ve bazı zamanlar öpüşsekte daha ilerisi henüz olmamıştı, bu yüzden bu beni ilk kez neredeyse çıplak görüşüydü. Düşüncelerini merak etmeden duramıyordum, acaba vücudum hoşuna gitmiş miydi?
Yavaşça hareket eden adem elmasıyla yutkunduğunu anlarken bir eli sıkıca kapının pervazına tutunmuştu ki gözlerime değen bakışlarıyla kaşları hızla çatılmıştı. Hızla elini kapıdan çekerek bana doğru attığı birkaç adımla dibimde bitip ellerini yanaklarıma sarmıştı, yüzü yüzüme daha çok eğilirken bakışları sadece gözlerimdeydi.
“Niye ağladın sen? Bir yerin mi acıdı yavrum?” diyen endişeli sesiyle dudaklarım kıvrılırken ellerim sıkıca yanaklarımdaki ellerine tutunmuştu.
Karşısında tahrik edici bir şekilde iç çamaşırlarımla durmama rağmen gözlemin kızarık olmasına endişelenen bir adamdı. Şimdi ben bu adama nasıl aşık olmazdım ki…
“Ağlamadım korsan adam, sıcak su yüzünden kızarmışlardır.” diyerek küçük çaplı yalan söylesem de pekte yanlış sayılmazdı, gerçekten duştan yeni çıkmıştım.
“Emin misin?” dediğinde tek kaşım havalanmıştı.
“Oldukça eminim korsanım.” derken ona biraz daha yaklaştığımda kumaş pantolonu çıplak bacağıma sürtünmüştü. “Ailem yanımda, sevdiğim adam yanımda. Neye üzülecekmişim?” dememle onunda dudakları kıvrılırken gözlerindeki endişe yavaşça yok olup yerini muzip bir ifadeye bırakmıştı.
“Sen iki saat yirmi üç dakika boyunca çıkmayınca korktum.” diyen mırıltısıyla yanağımdaki bir eli belime kaymıştı.
“Böyle konuşursan benden ayrı kaldığın her dakikayı saydığını düşünürüm ama.” diye cilveli bir sesle konuşmamla dudaklarıma düşen bakışları daha aşağıya kayacakken hızla gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Öyle zaten.” diyen boğuk sesiyle kasıklarıma tatlı bir sızı girerken ellerim ensesine yönelmişti. “Tek bir saniye ayrı kalmaya tahammülüm yok.” derken açılan gözleri sanki yeni fark etmiş gibi saçlarıma tutunmuştu.
“Şu sevdiğini bile zorla söyleyen adam nereye kayboldu? Beni şaşırtıyorsun.” dediğim sırada parmaklarına sardığı tutamlardan bakışlarını çekerek bana çevirmişti.
“O adam hayatından korkuyordu ama artık daha fazla korktuğu bir şey var.” derken yüzü bana biraz daha yaklaştığında ferah nefesi yüzüme çarpmıştı, hiç sigara kokmuyordu. “Sensizlik.” diyen boğuk sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılırken ellerim topuz yaptığı saçının içine geçmişti. “Boyamışsın.” diyen mırıltısıyla sesinden bile neredeyse mutluluk akıyordu.
“Sen istersin de yapmaz mıyım?” dememle belimdeki eli sıkılaşırken beni sertçe iri bedenine yaslamıştı. “Ayrıca dilin ne güzel laflar ediyormuş öyle, bu halini de öğrenmiş olduk.” dediğim sırada burnu hafifçe burnuma dokunmuştu.
“Biraz daha kollarımda bu şekilde durursan dilimin başka ne hünerleri olduğunu da yaşayarak öğrenmiş olursun pamuk şekerim.” diyen boğuk ve hırıltılı sesiyle derince yutkunan taraf ben olmuştum, adeta sıcak basmıştı. “Niye kapıyı kitlemedin?” Sorusuyla tekrar yutkunmam gerekmişti.
“Kitlesem duracak mıydın?” derken istemsizce nefesim hızlanmıştı, ondan etkilenmemem mümkün değildi.
Bakışları gözlerimde gezinirken saçımda gezinen eli yavaşça saçlarımın içine girdiğinde tam derin bir nefes almıştım ki sıkıca tutamları kavrayarak yüzümü kendine yaklaştırmasıyla aldığım nefes boğazımda düğümlenmişti. Gözleri dudaklarıma kayarken yavaşça dilini ön dişlerinin arkasına çarparak hafif bir ‘cık’ sesi çıkardı.
“Kırardım.” diyen fısıltısıyla tırnaklarım istemsizce saç derisine geçerken hafifçe dilimi çıkarıp heyecandan kuruyan dudaklarımı ıslatmıştım.
Bakışları bu hareketimle hızla dudaklarıma kayarken adem elması yine derince hareket etmişti. Islak saçlarımın içindeki parmakları canımı acıtmayacak kadar sıkılaşırken belimdeki eli ise beni tamamen kendine yaslayıp adeta ona yapışmamı sağlamıştı ve ne yazık ki bu şekilde her detayını hissedebiliyordum. Şu anda karnımda hissettiğim baskı da buna dahildi.
“Siktiğimin havlusu nerede?” diyen boğuk sesiyle belimdeki eli tam geriye çekilmişti ki hızla yakalayıp tekrardan belime yaslanmasını sağladım.
“Ne gerek var?” derken elim yavaşça sıyırdığı gömleğinin kolunda gezinerek yukarı doğru çıkmıştı. “Bence durumları eşitlemek için sende çıkarmalısın.” dememle hırıltılı bir nefes alırken belimdeki eli daha çok belime sarılmıştı.
“Fanculo!” (Siktir!) diyen boğuk mırıltısıyla aynı anda dudakları sertçe dudaklarımla buluştuğunda bir an için nefes alamamıştım.
Dudakları hızla dudaklarımı yağmalarken yerden kesilen ayaklarımla boynuna daha sıkı sarılmıştım ki soğuk zemine dokunan kalçamla istemsizce irkilerek bacaklarımı beline sarıp hava da kaldım.
“Ne oldu?” diyen nefes nefese kalmış sesiyle ter damlasının ensemden aktığını hissetmiştim, çıplaklığıma rağmen yanıyordum.
“Soğuktu.” dememle belimdeki eli kalçama inerek bir nevi elinin üstüne oturmamı sağlamıştı ama hala kucağında ve havadaydım.
“Sadece tek elimle seni kavrayabiliyorum, daha çok yemelisin la mia principessa.” (…prensesim.) derken parmaklarını hafifçe tenime bastırmıştı.
Bakışlarım dolgun dudaklarından ayrılmazken bir elim hızla saçındaki tokayı çıkartıp dalgalı saçlarının dağılmasına izin vermişti.
“Yoksa pestilim mi çıkar?” diye mırıldanmamla dudakları kıvrılırken dudaklarıma küçük ama etkili bir öpücük bırakmıştı.
“Sence?” diyerek hafifçe aşağıya kaymamı sağladığında bacaklarımın arasında hissettiğim varlığı her şeyi açıklar nitelikteydi, kıyafetlerin ardından bile böyle hissediliyorsa normalini düşünemiyordum.
“Denemeden bilemeyiz.” dediğim sırada kendi sesim zihnimde çınlamıştı, bu azgınlığım nerden çıkmıştı bilmiyordum ama artık ondan uzak kalmaya dayanamıyordum. Sadece yanında olmak yetmiyordu.
“Sen…” derken dudakları sertçe dudaklarıma buluştuğu sırada tekrardan lavaboya yaşlanmamı sağlamıştı ama bu sefer altımda eli vardı. “Sen beni delirtmek istiyorsun.” diye dudaklarımın üstünde mırıldanırken sanki dayanamıyormuş gibi hiç beklemeden tekrardan dudaklarını dudaklarımla buluşturdu.
Alt dudağımı sertçe dudaklarının arasına hapsetmesiyle boğazımdan kaçan iniltileri artık durduramazken kendimi tamamen anın büyüsüne bırakmıştım. Ellerim saçlarında gezinirken dudaklarının sarhoş eden tadında kendimi kaybediyordum ki bedenimde yavaşça gezinen diğer eliyle kasıklarım istekle sızlamıştı, sanki bedenim o malum sona ulaşmak için beni ikna etmeye çalışıyor gibiydi.
Tam o esnada bacağımda hissettiğim titreşimle üst dudağımı çekiştirerek zor bela bırakmıştı. Ne zaman kapandığını anlamadığım bakışlarım aralanırken alnıma yaslanan alnıyla hızlanan soluklarımı sakinleştirmeye çalıştım, şimdi kim arıyor olabilirdi ki? Önemli olmasa geri çekileceğini hiç sanmıyordum.
“Akıl bırakmadın.” diyen boğuk sesiyle telefon susmuş fakat hemen ardından tekrar çalmaya başlasa da ellerini hala benden ayırmamıştı.
“Kim arıyor?” derken sesim az önceki yoğun hislerden dolayı kısık çıkmıştı.
“Abin, dışarı çıkmış ve yengeyi korumamı istemişti.” dediğinde hafifçe gülmüştüm, demek ki öncesinde bunu söylemek için gelmişti. “Yerime başka korumayı koymasını söylerim.” demesiyle hafifçe geri çekilip bakışlarımı gözlerine çevirdim.
“Olmaz öyle korsanım, diğer korumalara güven olmadığını gördük.” dediğimde kaşları çatılsa da haklı olduğum için susmuştu. “Hem ben bir yere kaçmıyorum ya.” derken dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.
“Kaçsan da bulurum.” diyen hırıltılı sesiyle dudaklarını tekrardan sertçe dudaklarıma yaslayıp beni lavabodan uzaklaştırdıktan sonra adımlamaya başladığında banyodan çıktığını anlamıştım.
Sırtım yumuşak bir yere değene kadar dudakları dudaklarımdan ayrılmamıştı, en son telefonu tekrar titremeye başladığında İtalyanca bir şeyler söylenerek alnını alnıma yaslayıp derin bir nefes aldı.
“Üstünü sıkıca giyin yavrum, ben hemen yanda olacağım.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra yavaşça kulağıma yaklaşmıştı. “Ayrıca seninle de işim henüz bitmedi pamuk şekerim, devam edeceğiz.” diyerek boynuma dudaklarını bastırdıktan sonra derin bir nefes daha alıp geriye çekildiğinde yattığım yerden sırıtarak onu izlemiştim.
“Bizi korumanıza ihtiyacımız var korsan bey!” diye bağırmamla gözleri kısılırken bana yaklaşıp saçlarıma dudaklarını bastırdıktan sonra tekrardan geri çekildi.
“Benim çok başka şeylere ihtiyacım var ama, o nasıl olacak?” diyerek arkasını dönüp odanın çıkışına doğru adımladığında hafifçe kıkırdamıştım, daha fazla durursa gidemeyeceğini bildiğinden kaçıyordu. “Üstünü giyin, üşüme!” diye bağırırken odadan tamamen çıkıp alt kata indiğinde bir süre daha arkasından gülüp tavanı izlemiştim.
Bu akşam yüksek ihtimal yarının hazırlıklarıyla uğraşacaktık ama içimden bir ses yarın gecenin oldukça hızlı geçeceğini söylüyordu ve bunun için gerçekten sabırsızlanıyordum…
~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Aşk garip bir duygu karmaşasıydı. Bir yandan varlığı sizi huzur verirken diğer yandan yokluğunda için için kendinizi yerdiniz, korku yavaşça tüm bedeninizi ele geçirirdi. Zihniniz bir savaş alanı misali çığlıklarla dolup taşarken oturmak bile elzem bir davranış haline gelirdi, çünkü tek isteğiniz onu sağ salim yanınızda görmekti. Peki bu hissin sebebi aşk mıydı, yoksa sadece benim öngörülemez kuruntularımın sebebi miydi?
Ne isim verildiğini bilmiyordum, tek bildiğim yerimde duramayacak kadar çok endişelendiğimdi. Evde dolaşmadık yer bırakmamıştım. Bir yandan telefonumdaki ses uygulaması açıkken diğer yandan da evde dolaşıp duruyordum, en son çalışma odasında boş boş dolanırken masadaki gözlüğünü takmıştım ki konuşma sesleri duyulur duyulmaz hızla salona geçip kendimi koltuğa attım. Sonunda başkomiserin yanına varmıştı, ses rüzgar yüzünden uğultulu gelse de az çok anlaşılıyordu.
“Baran’ın Murat denen biriyle olan konuşması.” diyen polisin sesiyle zihnimde çınlayan iğrenç gerçek tekrardan midemin bulanmasını sağlamıştı.“Sanırım bu adam karının babası ve onu öldürmek istiyor, dikkat etmen için getirdim.” dediğinde kaşlarım çatılmıştı, ne getirmişti?
“Sağol ama anlamadığım bir detay var, neden bana yardım ediyorsun?” diyen Vidus’un sesiyle bunu aslında benimde merak ettiğimi fark etmiştim, bir polis neden bir mafyaya bile isteye yardım etmek isterdi ki?
“Her mecrada sana iyilik borcu olan birilerinin olması iyidir, insanı canlı tutar.” diyen polisle kaşlarım havalanmıştı, bu ileride Vidus’a işi düşebilir mi demekti? Ama neden?
Tam o esnada çalan kapıyla bakışlarım telefondan ayrılırken hızla ayaklanıp kapıya yöneldim. Vidus gelmiş olamazdı, o zaman kapıda olabilecek iki seçenek vardı. Düşünceler zihnimde bir kasırga oluştururken elim kapı kolunun üstünde öylece duraksamıştı, ya gelen Ulvi’yse? O zaman ne yapacaktım?
Kapı deliğine yaklaşarak baktığımda doğru çıkan tahminimle hızla geriye doğru bir adım atıp kapıdan uzaklaştım. Kalbim hızla göğsüme çarparken derince yutkundum.
***
“Adı neymiş?” dediğimde gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı.
“Neva Özalp.”
***
Zihnimde çınlayan seslerle geriye doğru bir adım daha atarak kapıdan iyice uzaklaşmıştım, onunla karşılaşmak için hazır mıydım? Ellerim iki yanımda yumruk olurken bir süre evin sessizliğini dinlemiştim, vurmayı kesmişti. Gitmiş olmalıydı…
***
“Şimdi Ulvi benim…”
“Abin.”
***
Gözlerimden birer damla yaş süzülürken öylece kapıya bakmaya devam ettim. Hayır, buna hazır değildim. Senelerce kimsesiz olduğumu kendime inandırdıktan sonra aslında bir ailem olduğunu ve beni ölü sandıkları düşüncesine henüz hiç hazır değildim. Aslında bunca zaman yakın korumalığımı yapan kişinin öz abim olduğu gerçeğine hiç ama hiç hazır değildim.
Kapıya arkamı dönüp salona giderken bakışlarım koltuğun üstüne bıraktığım telefona kaymıştı, sesler kesilmişti. Tek duyabildiğim araba sesiydi, ne olmuştu? Pusuya mı düşürülmüştü? Neden ses gelmiyordu? Yüreğim korkuyla kasılırken hızla koltuğa doğru atılıp telefona uzandım, ellerim hissettiğim endişeyle titremeye başlarken herhangi bir ses duyabilmek için telefonu daha çok kulağıma yaklaştırmıştım.
“Serçem.” diyen sesiyle derin bir nefes alarak kendimi koltuğa bıraktım.
“Ödüm koptu, niye ses etmiyorsun?” diye kendi kendime mırıldanırken sesim yankılı bir şekilde telefondan duyulduğunda gülmeden edememiştim, o da beni dinliyordu. İki manyak birbirimizi bulmuştuk!
“Geliyorum dedim ama duymadın mia bella.” dediğinde kendime kızmadan edememiştim, kapı çalınca bir an için tüm devrem kaymıştı. “Niye ağladın sen?” diyen sesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılırken başımı geriye yaslayıp derin bir nefes daha aldım.
“Ağlamadım.” derken gözlerimi de kapatmıştım, kameradan bakıyorsa bile bu mesafeden gözlerimi göremezdi.
“Sesin titriyor mia bella, beni kandıramazsın. Niye döküldü inciler?” dediğinde gözlerimin önünde bana tek kaşını kaldırarak bakan yüzü canlanmıştı.
“Ulvi kapıyı çaldı ama açamadım.” derken gözlerim yine dolsa da elimi yumruk yaparak kendimi kastım, daha fazla ağlamak istemiyordum.
“Biliyorum, mesaj attı bana. Kapıda durduğunu söyleyecekmiş ama kapı açılmayınca uyuduğunu düşünmüş.” demesiyle gözlerim daha çok dolarken kendimi daha fazla tutamamıştım ve birkaç damla yine firar etmişlerdi.
“Ben…yapamadım.” derken titreyen sesime daha çok sinir olmuştum.
“Şhh! Bu gayet doğal mia bella, çok önemli şeyler öğrendin. Alışmak için kendine zaman vermelisin.” dediğinde gözlerim yavaşça aralanırken öylece beyaz tavana bakmıştım.
“Sen nasıl alışmıştın?” diye sorduğumda karşı tarafta bir sessizlik olmuştu. “Babanın Don olmasına.”
Aldığı derin nefesin sesi telefonda çınlamıştı, bense çıt dahi çıkarmadan cevabını beklemiştim.
“Alışmadım ki, yok saydım.” diyen kısık sesiyle adeta kalbim sızlamıştı.
Benim hayatım için o kadar uğraşmıştı ki kendi hayatını tamamen yok saymıştı, öyleki babasını öldürdüğünü sandığı için senelerce çektiği vicdan azabının bile bir hiç olduğunu dahi umursamamıştı. Tüm hayatının merkezine yalnızca beni koymuştu.
“Ama senin için aynı şeyler geçerli değil mia bella. Ne Ulvi ne de annen benimkiler kadar kötü değil, onlar seni gerçekten hak eden insanlar.” dediği sırada elimin tersiyle hızla gözlerimi silmiştim, benim için bu kadar uğraşan bir adamı ağlayarak daha fazla üzmek istemiyordum. Bir şekilde alışacaktım, duygularımın bu kadar yoğun olmasının tek sebebi yeni olmasıydı.
“Biliyorum, alışacağım.” dedikten sonra derin bir nefes alıp çevreme bakındığımda buğulu gördüğümü fark etmemle ellerim gözlerime gitmişti, dokunduğum gözlük camıyla dudaklarım kıvrıldı. Gözlüğü taktığımı tamamen unutmuştum.
Çıkartıp camlarını sildikten sonra tekrar taktığım sırada telefondan erkeksi bir kıkırtı duyulmuştu. Dudaklarım kıvrılırken bakışlarım salonda gezindi, demek ki sadece dinlemek yerine aynı zamanda da izliyordu.
“Yakışmış.” diyen sesiyle doğru düşündüğümü anlamıştım, tatlı bir sapıktı ama benimde ondan aşağı kalır yanım yoktu.
“İnsanları gizlice izlemek çok ayıptır hocam.” diyerek sırıttığım sırada bahçeden gelen araba sesini duymuştum, gelmişti.
“Hocan öyle mi?” diyen imali sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
“Evet, hocam.” diye cilveli bir sesle konuştuğum sırada derin bir nefes almıştı.
“Bakalım ne kadar ayıpmış.” dediği sırada kapı kapanma sesi geldiğinde hızla yerimden kalkıp kapıya koşmuştum.
Elim tam kapının koluna gittiğinde yine duraksamıştım, Ulvi hala kapının önünde olmalıydı. Elimi hızla geri çekerek kapı deliğine yaklaşıp dışarıya baktığımda Vidus’un Ulvi’yle konuştuğunu görmüştüm, arka bahçeyi göstererek bir şeyler anlatıyordu. Kaşlarım çatılırken ne anlattığı hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. O sırada zihnimde gitmeden önce dediği şey çınlamıştı, şu malum sürpriz hakkında konuşuyor olabilir miydi? Ama arka bahçemizle ne alakası olabilirdi ki?
O esnada Vidus’un konuşması bitmiş olacak ki Ulvi’nin koluna hafifçe vurduktan sonra eve yönelmişti. Hızla geriye çekilip kapının arkasına saklandım, az önce ona kapıyı açmadığım halde şimdi beni görmesini istemiyordum. Çok ayıp olurdu. Gözlerim istemsizce kapanırken derin bir nefes aldım, kimi kandırıyordum ki? Ben sadece hala yüzleşmeye hazır değildim, hepsi buydu.
Gelen anahtar sesiyle gözlerim aralanırken hızla içimdeki hüzünlü ifadeyi yok etmeye çalıştım, onu daha fazla kendi dertlerimle üzmek istemiyordum. Kapı yavaşça açılırken dudaklarıma küçük bir tebessüm yerleştirdim, hemen ardından ise iri bedeni gözüktüğünde bakışları salona kaymıştı ki kapanan kapıyla başı hızla bulunduğum yere döndü.
Tek kaşı havalanırken az önceki ciddi ifadesi hızla yok olmuş, yerini küçük bir gülümsemeye bırakmıştı. Ateş bakışları beni süzerken attığı bir adımla aramızdaki mesafeyi hızla kapatarak ellerini iki yanımdan duvara yasladığında başımı daha çok geriye yatırıp gözlerimi gözlerinden ayırmadım.
“Demek hocan.” diyen sesiyle gülüşüm daha çok büyürken başımı olumlu anlamda salladığımda onunda gülüşü büyümüştü. “Demek karımı izlemem ayıp.” derken yüzü yüzüme yaklaştığında heyecandan kuruyan boğazımı ıslatmak için derince yutkunmam gerekmişti.
“Ne? Yalan mı?” diyen cilveli sesimle kısılan ateş bakışları gözlerimde gezinmişti. “Hocam değil misin?”
“Şu an okulda mıyız?” dediğinde kaşlarımı kaldırıp indirirken dudaklarımdan ‘cık’ sesi dökülmesini sağladım. “Neredeyiz mia bella?” diyen sorusuyla hala önümde duran ellerimi yavaşça ona uzatıp ensesine sardığımda derin bir nefes almıştı.
“Evimizde.” diye mırıldanmamla dudaklarında çapkın bir sırıtış oluşmuştu.
“O zaman neyin oluyorum?” demesiyle dudaklarımdan hafif bir kıkırtı dökülürken omzumu bilmiyorum dercesine silkmiştim.
“Sapık bir hocam mı?” dememle kaşları yalandan çatılırken gülmemek için kendini kasıyor gibiydi.
“Serçem.” diyen uyarı dolu sesiyle gülmeye başladığımda bakışları hızla dudaklarıma düşmüştü.
“Şaka yaptım ya.” derken gülüşümün arasında parmak ucuna yükselip yüzüne daha çok yaklaştım. “Benim canım kocam.” diyen mırıltımla dudakları hızla kıvrılırken duvardan ayrılan elleri sıkıca belime sarılıp beni daha çok kendine çekmişti.
“Hmm! Kocan seni yer.” derken dudaklarını boynuma bastırıp derin bir nefes aldığında gözlerim istemsizce kapanmıştı.
Ellerim saçlarının içine dalarken hafifçe okşamaya başladığımda mırıltısı kulağıma dolmuştu, nasıl da yırtıcı gibi gözükürken bir kediden farksızdı…
“Siz hangi kedigillerdensiniz bayım?” diye gülerek sorduğum soruyla dudakları yavaşça kulağıma doğru yönelmişti.
“Aslan.” diyen fısıltısıyla dişlerini hafifçe kulağımın kenarına geçirdiğinde istemsizce avucumun içindeki saçlarını çekiştirmiştim.
“Sarı kırmızı aşkına diyorsun.” dememle erkeksi kıkırtısı kulağımda çınlarken kazağımın altında hissettiğim elleriyle anlık olarak nefes almayı kesmiştim.
“Ormanların kralı diyorum ama o da büyük bir etken tabi.” derken bir eli kalçama indiğinde saçlarını kavrayan elim daha da sıkılaşmıştı. “Sıkı tutun.” diyen sesiyle eş zamanlı olarak beni hızla kucağına aldığında bacaklarım refleksle beline sarılmıştı.
“Benimde yürüyebildiğimi biliyorsun değil mi?” diyerek hafifçe güldüğümde boynumdaki ince deriyi dudaklarının arasına hapsettiğinde gülüşüm yüzümde donmuştu. Siktir! Kasıklarım istekle sızlıyordu!
“Kollarımın arasında olman varken neden uzaktan gitmeni seçeyim ki?” diyen sesiyle derince yutkunurken duraksadığında başı hafifçe geriye çekilmişti. “Sen evin ısısını mı düşürdün?” dediğinde ilk birkaç saniye ne demek istediğini anlamamıştım, aklımı öyle çok karıştırıyordu ki insani tüm detaylar zihnimden siliniveriyordu.
“Evet, çok sıcaktı.” diye zor bela bulduğum sesimle konuşmamla kaşları hafifçe çatılırken kalçamdan uzaklaşan eli yana uzandığında evin ısısını arttırdığını anlamıştım.
Bakışlarım yana kaydığında gördüğüm dereceyle gözlerim irileşirken bir ona bir dereceye bakmıştım.
“Vidus elli ne? Buharlaşalım mı?” diyen şok içindeki sesimi umursamadan elini tekrar kalçama yaslayıp hareketlenmişti. “Vidus çok sıcak oluyor öyle.”
“Tenini hissederek güzel bir uyku çekmek istiyorum mia bella ve bunu soğuk bir evde yapamam.” derken merdivenleri hızla çıkmaya başladığında sözleri zihnimde çınlamıştı.
Tenini hissetmek derken ne demek istemişti? Çıplak mı uyuyacaktık? Kafamın içinde binbir farklı sahne dönerken şimdiden sıcak basmaya başlamıştı, bu gerçekten yaşanırsa ne yapardım bilmiyordum. O yanı başımda çıplakken sapık zihniyetimi nasıl susturacaktım? Ateş kızılı aşkına! Manken gibi bir adamla evlenirken aklımdan ne geçiyordu ki?!
“Ne düşünüyorsun yine?” diyen sesiyle düşüncelerim hızla bölünürken girdiğimiz odayla derin bir nefes aldım.
“Hiçbir şey.” diye mırıldanmamla tek kaşı havalanırken hızla odanın kapısını kapatıp adımlamaya devam etmişti, kısa bir süre içinde ise sırtım yavaşça yatakla buluştuğunda ateş bakışları gözlerimde gezinirken yüzümdeki gözlükleri çıkarıp hızla yandaki masaya fırlattı.
“Öyle olsun mia bella, bende kendim öğrenirim.” diyerek aşağıya kaymaya başlamasıyla hızla saçlarından kavrayarak onu tekrar kendime çektim.
“Her konuda oraya başvuramazsın.” diyen sert sesime rağmen dudakları kıvrılırken sanki ateş bakışları daha da harlanmıştı.
“Hmm! Bana kim engel olacakmış?” diyen boğuk sesiyle titrememek için kendimi bir hayli kasmam gerekmişti.
“Ben.” derken sesim bile aksini iddia edercesine içime kaçmıştı.
Yüzü yüzüme daha çok yaklaşırken bakışları bir an olsun gözlerimden ayrılmamıştı, sanki düşüncelerimi görebilirmiş gibi bakıyordu ve biraz daha devam ederse gördüğüne tüm kalbimle inanabilirdim.
“Şu anda bile benim için sırılsıklam olduğuna eminim mia bella, kasıklarının nasıl kasıldığını ve o tomurcuğun nasıl istekle sızladığını biliyorum.” diyen boğuk sesiyle nefes almayı bile keserken aniden uzaklaşıp üstümden kalkmasıyla dumura uğramıştım. “Ama madem istemiyorsun, seni zorlayamam.” diyerek ayaklanıp üstünü çıkarmaya başladığında şok içinde ona bakakalmıştım.
Bakışları bana dokunmazken hızla üstündeki kabanı ve ceketini çıkardıktan sonra gömleğini de açmaya başladığında yavaş yavaş kafamda her şey oturmaya başlamıştı. Onu engellediğim için bilerek önce etkileyip sonra kaçmıştı, güya bana ceza kesiyordu ve kahretsin ki çok haklıydı. Söylediği her bir söz doğru olsa da sesimi çıkarmadan uzandığım yatakta onu izledim, çünkü şu anda yakınlaşmadan çok uykuya ihtiyacı vardı. Sırf onu deliler gibi arzuluyorum diye biraz daha uykusuz kalmasını sağlamayacaktım.
“Melih ne verdi sana?” dediğimde sert bakışları alttan beni bulmuştu, kaşlarım havalanırken neden sinirlendiğini anlamamıştım. Ne demiştim ki şimdi ben?
“Dudaklarından dökülen her bir erkek ismini dünya üzerinden silmek istiyorum mia bella, o yüzden beni daha fazla zorlama.” diyen sert sesiyle gömleğini de hızla çıkardıktan sonra eli kemerine gittiğinde aklım tekrar bulanmak üzereydi.
“Tamam, başkomiser ne verdi?” diyerek üstelemeden hızla konuyu değiştirmiştim.
“Flaş bellek.” derken düğmesini açtığı pantolon yerle buluştuğunda bakışlarım istemsizce alta kaymıştı. “İçinde Baran’ın Murat’la olan bir konuşması varmış.” dediğinde sadece başımı olumlu anlamda sallayabilmiştim.
Zihnimde hızla geçenki rüyam çınlarken oldukça belli olan varlığından gözlerimi alamıyordum. Kendimi sapık gibi hissetmem normal miydi? Ah! Kesinlikle normaldi! Çünkü adeta sapık gibi adamın bedenini izliyordum, bir ağzımın suyu akmadığı kalmıştı!
“Çok mu ilgini çekti?” diyen sesiyle bakışlarım yavaşça gözlerine çıktığında sırıttığını görmüştüm.
“Şey…” diye kekelememle dudakları daha çok kıvrılırken yandaki masaya yaslandığında bedenindeki her bir kasın nasıl kasıldığını görmüştüm.
“Ney?” diyen sorusuyla derince yutkunmam gerekmişti.
“Yaraların.” diyerek aklıma ilk geleni söylediğimde kaşları havalanmıştı. “Yaraların iyileşmiş, ona bakıyordum.” dememle dudaklarında çapkın bir sırıtış belirmişti.
“Oradaki yara iyileşeli bir otuz yıl kadar oldu mia bella.” demesiyle kaşlarım hafifçe çatılmıştı, ne demek istemişti ki şimdi?
“Neredeki yara?” diye sormamla gülerek arkasını dönüp giysi odasına yönelmişti.
“Sünnet diyorum mia bella, altı yaşında oldum.” diyen sesiyle gözlerim irice açılırken hızla yüzüstü dönerek yüzümü sertçe yastığa bastırmıştım.
“Rezil olmalara doymuyorsun Niran.” diye kendi kendime fısıldarken yanaklarım ateş misali yanıyordu, adam tabiki de nereye baktığımı anlamıştı. Rezilliğin daniskasıydı!
“Utanmış mı benim minik serçem?” diyen sesi gitgide yaklaşırken belimde hissettiğim eliyle yüzümü daha çok yastığa bastırmıştım. “İstersen tamamen çıkartayım, daha detaylı bak.” demesiyle artık tüm bedenimin yandığını hissediyordum. Bilerek yapıyordu, gıcık!
“Ya Vidus!” diyen sesimle kahkahası kulaklarımda çınladığında başımı hafifçe yana çevirip saçlarımın içinden ona bakmıştım, çok güzel gülüyordu namussuz!
“Efendim, güzelim benim.” diyen sesiyle yatağın bir tarafı göçtüğünde dizini dayadığını anlamıştım. “Tamam, yeter bu kadar.” derken aniden tuttuğu belimle beni kaldırıp ters çevirdiğinde tekrardan sırt üstü yatağa uzanır olmuştum. “O güzel yüzünü benden gizleyemezsin.” diyerek yüzüme dağılan saçlarımı da geriye çektiğinde kızaran yanaklarım tamamen görüş açısına girmişti.
“Gıcıksın Diavolo.” dememle dudakları daha çok kıvrılırken bir eli yanağıma yaslanmıştı.
“Aşığınım Bella.” derken bana yaklaşıp dudaklarını yanağıma bastırdığında gülmeden edememiştim, ilk kez sadece lakabımla seslenmişti. Sanırım o da bu mecrada olduğuma artık alışmıştı.
“Kaç gündür uykusuzsun, uyuman gerek artık.” diyerek elini tutup yatakta yana kaydığımda ona gelmesi için yer açmıştım ama o sadece beni izliyordu.
“Sen o yüzden kaçıp duruyorsun.” derken tekrardan bana yaklaştığında sesimi çıkarmamıştım, bu da bir nevi haklısın demekti. “Benim sensiz yıllarım uykusuz geçmiş, bu ne ki mia bella?” demesiyle dudaklarım kıvrılırken kolumu yana açıp onu çağırmıştım ki bakışları üstümdeki kazağa kaydı.
Benimde bakışlarım kazağa kaydığında gitgide ısınan evle gerçekten ateş almak üzereydim. Yavaşça yattığım yerden doğrulduktan sonra elimi kazağın eteklerine atarak tek hamlede çıkartıp onun gömleğinin üzerine attığımda karşısında siyah sütyenimle kalmıştım, utanç her ne kadar her yanımı sarsada sesimi çıkarmadan kendimi tekrardan yatağa bıraktığımda kıvrılmış dudaklarıyla beni izlediğini görmüştüm.
Bakışlarım onu süzdüğünde altına siyah bir eşofman geçirdiğini fark etmiştim ve bunu beni daha fazla utandırmamak için yaptığına emindim. Dudaklarım daha çok kıvrılırken az önceki gibi kolumu uzattığımda bu sefer bana yaklaşmıştı, bir eli hızla bacaklarımın arasından geçerek kalçama uzanıp beni kendine çekerken başı ise göğsümün üstüne yaslanmıştı.
“İşte huzur.” diyen mırıltısıyla dudaklarını göğsüme bastırıp tekrardan başını yasladığında hafifçe gülerek bende ona sarıldım.
“Bu yarınki sürpriz ne Vidus?” diye sorarken bir elim saçlarının arasına girerek okşamaya başlamıştı.
“Sürpriz söylenmez mia bella.” diyen sesi artık derinden gelmeye başlamıştı.
“Peki benim Ulvi’ye gerçekleri anlatabileceğim bir organizasyon mu?” dediğimde başı hafifçe geri çekilirken bakışlarını bana çevirmişti.
“Söylemeye mi karar verdin?” dediğinde başımı yavaşça olumlu anlamda salladım.
“Ne seni, ne de onu zora sokmak istemiyorum. Sonuçta öldü bildiği kardeşinin yaşadığını bilmeye hakkı var.” dediğimde dudakları kıvrılmıştı.
“Kimseyi zora soktuğun yok mia bella, sen ne zaman istiyorsan o zaman söyleyebilirsin.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Yarın söyleyebilir miyim peki?” dememle bu sefer o başını olumlu anlamda sallamıştı. “Yani bir organizasyon var.” diyerek sırıtmamla hızla başını tekrardan göğsüme yaslamıştı.
“Ben hiç öyle bir şey demedim.” derken sıkıca bana sarıldığında bende gülerek ona sarılmıştım.
“Ama hayır da demedin.” desemde tek kelime etmeden yatmaya devam ettiğinde daha fazla zorlamamıştım.
Gözlerim yavaşça kapanırken odunsu kokusunun sıcaklığında kendimi uykunun huzurlu kollarına bıraktım…
~~~
Yüzüme vuran güneş ışığıyla hızla diğer tarafa dönüp üstümdeki yorgana sarılmıştım ki hissettiğim boşlukla gözlerim hafifçe aralanmıştı, Vidus yanımda yoktu. Esneyerek yerimden doğrulduğum sırada şifonyerin üstünde gördüğüm kırmızı kasımpatı demetiyle dudaklarım kıvrılırken hızla yandaki nota uzanıp kendimi tekrardan yatağa bıraktım.
**
Günaydın canparem, günaydın güneşim…
Yanından kalkmak zulümde olsa yüzündeki tatlı gülümsemeyi düşünerek gitmek zorunda kaldım, bakalım sürprizimi sevecek misin Mia Bella…
Biricik Kocan…
**
Dudaklarım daha çok kıvrılırken notu göğsüme yaslayıp gözlerimi kapatmıştım, her ne karıştırıyorsa harika bir şey yapıp beni tekrar ve tekrar kendisine aşık edeceğine emindim. Ara sıra gıcık falandı ama tam bir romantik aşıktı ve bu hallerinin aşırı hoşuma gittiğini söylemeden geçemezdim.
O sırada tıklatılan kapının ardından kapı yavaşça açıldığında gözlerimi açmadan uyuyor numarasına devam etmiştim.
“Ohoo! Sen hala uyuyor musun?” diyen ses başıma çektiğim yorgandan dolayı boğuk gelse de umursamadım.
“Çık Nilüfer.” diyerek gelebilecek tek seçeneği söylemiştim.
“Hep günahımı al işte.” diyen başka sesle kaşlarım çatılırken anlam verememiştim, ikinci ses Nilüfer’se ilki kimdi?
Tek gözümü hafifçe açarak başımda dikilen iki kadına çevirdiğimde gördüğüm yüzle hızla yorganı tamamen başımın üstüne çekip saklanmaya çalıştım.
“Dövüş falan istemiyorum Duman, git başımdan!” diye bağırmamla ikisi de kahkaha atsa da aniden başımdan çekilen yorganla ters bakışlarımı onlara yollamıştım.
“Korkma gelin hanım, bugün dövüş yok.” diyen Lavinia’yla kaşlarım daha çok çatılmıştı, gelin hanım lafı da nereden çıkmıştı?
“Niye geldin o zaman?” dememle tek kaşı havalanırken kollarını göğsünde bağladığında üstündeki oldukça şık yosun yeşili elbisesi dikkatimi çekmişti, makyajı ve takılarıyla birlikte de sanki önemli bir organizasyona gidecekmiş gibiydi.
“Ben senin sadece dövüş hocan mıyım?” diyen Lavinia’yla yavaşça yerimden doğrularak yatakta oturur pozisyona gelmiştim ki bakışlarım Nilüfer’e kaydığında onda da pembe ve derin yırtmaçlı bir elbise olduğunu fark etmiştim, ne oluyordu burada?!
“Hayır tabiki de ama…” derken bakışlarım Nilüfer’in saçlarına dokunduğunda sözlerim yarıda kesilmişti, tekrardan eski haline çevirip pembe yapmıştı. “Eskiye dönmüşsün, çok tatlı olmuş.” dediğimde sırıtarak dalgalı yaptığı saçlarını sallamıştı, göğsünden aşağıya uzanan saçları tatlı duruyordu.
“Teşekkür ederim ama bugünkü konumuz sensin, o yüzden hiç konuyu değiştirme.” diyen Nilüfer’le kaşlarım havalanmıştı.
“Niye benim? Noluyor ya?” dememle Lavinia hızla ellerime uzanarak beni kaldırmıştı.
“Sana kalırsa biz akşama kadar burada kalırız.” diyen Lavinia’yla bakışlarım ona dönmüştü. “Birkaç saate Vidus seni istemeye gelecek ve hala hazır değilsin.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı.
“İstemeye gelecek? Kocam?” diye soran bir sesle konuştuğumda ikisi de gülerek başlarını olumlu anlamda sallamışlardı. “Bence ben hala uyuyorum ve bu da bir rüya, o yüzden geri yatmalıyım.” diyerek kendimi tam tekrardan yatağa bırakmıştım ki Lavinia hızla beni geri çekerek ayakta tutmuştu.
“Rüya falan yok Niran, seninki her anı yaşamanı istediği için tüm ritüelleri baştan yapıyor ve bugünde söz nişan var.” demesiyle gözlerim irice açılmıştı, Lavinia hiç şaka yapıyor gibi değildi.
“Nişan mı?” diye hala kavramaya çalışırken bakışlarım elime kaydığında sadece tek taşımın olduğunu görmüştüm, alyans yoktu. “Sürprizi buydu değil mi?” diyerek tekrar kızlara döndüğümde başlarını olumlu anlamda sallamışlardı. “Vidus nerede peki?” dediğimde kızlar birbirlerine bakarak gülmüşlerdi.
“Onu bilmiyoruz.” diyen Lavinia beni omuzlarımdan çekiştirdiği sırada bakışlarım odanın kapısında bekleyen kadınlara kaymıştı, hiçbirisini tanımıyordum. “Gelebilirsiniz, gelin hazır.” diyen Lavinia’yla daha tek kelime etmeme kalmadan kadınlar hızla ellerindeki çantalarla odaya doluşmuşlardı.
Beni hızlıca bir yere oturttuktan sonra birileri saçlarımla uğraşırken diğerleri de yüzüme bir şeyler yapmaya başlamışlardı. Hala yaşadığım şokun etkisiyle sessizce otururken Nilüfer’de köşeden sırıtarak beni izliyordu, uyanır uyanmaz neyin içine düşmüştüm ben böyle?! O sırada bakışlarım camdan dışarı bakan Lavinia’ya kaymıştı, kaşları çatıktı ve bir yere odaklanmış gibiydi.
“Şimdi tatlım Vidus beyin kesin emirleri var.” diyen önümdeki kadın çenemi tutup kaldırarak yüzüme baktığında mecburen ona dönmek zorunda kalmıştım. “Saçlarının düzleştirilmesini ve toplanmasını kesinlikle reddetti ama tabiki bu senin özel günün, o yüzden sana da soruyorum.” diyen kadınla dudaklarım kıvrılmıştı.
“O nasıl istiyorsa öyle olabilir.” dememle kızlar hep bir ağızdan iç çekmişlerdi.
“Kız abla bu çok aşık.” diyen yan tarafımdaki kızla diğer tarafındaki kızda hafifçe omzuma vurmuştu.
“Yanıyor aşkından ayol, yanıyor.” diyen kızla kaşlarım havalanırken hepsi tekrardan gülüşmüştü.
“Kız bir susun, aşık olmasa niye evlensin canım.” diyerek çenemi tutmaya devam eden ve aralarından en yaşlısı olan kadın bana gülerek göz kırpmıştı. “Hem öyle bir adama aşık olmayan da ne bileyim.” derken yine güldüğünde bende hafifçe gülmüştüm, sözlerinde art niyet sezmediğim için rahattım.
“Başlayın artık, geç kalmayalım. Belki gece çiftimizin planları vardır.” diyen Lavinia’yla gözlerim irice açılırken şok içinde ona döndüğümde kızlar yine gülmüşlerdi.
“O zaman kızım sen alt kattaki iç çamaşırlarını da getir.” diyen karşımdaki kadınla bir kız hızla odadan çıkmıştı.
“Sadece bir nişan, çok abartmasak mı?” dememle kadın bir parmağını dudaklarımın üstüne yaslayıp beni susturmuştu.
“Sen şimdi sessizce kendini bizim sihirli ellerimize bırakıyorsun ve anın tadını çıkarıyorsun tatlım.” dediğinde mecburen başımı olumlu anlamda sallamıştım, kadının mavi gözleri öyle derin bakıyordu ki itiraz etmek çok zordu.
Aradan geçen birkaç saatin sonunda makyajım ve saçım yapılmış, iç çamaşıra kadar seçilmişti. Şimdi ise elbise seçme adımındaydık ve o kadar fazla seçenek vardı ki hangisini seçeceğimi bilemiyordum. İşin garip bir diğer tarafı da Vidus’un bunların hepsini satın almış olmasıydı, iç çamaşırları da buna dahildi. Evde neredeyse yüze yakın ve hepsi oldukça pahalı markalardan oluşan elbiseler vardı, bu adam kesinlikle delirmişti!
“Şu nasıl?” diyerek beyaz bir elbiseye uzandığımda Lavinia elbiseyi hızla diğer tarafa itmişti.
“Beyaz giyme şimdi, boşver.” derken kaşları çatılmıştı, beyaz sevmiyordu sanırım.
Elbiselerin arasında gezinirken bakışlarım bir elbise de duraksamıştı. Neredeyse tamamı kırmızı dantellerden oluşan, uzun kollu, boydan da uzun ve balık model bir elbiseydi. Ellerim kumaşında gezinirken derin göğüs dekoltesi de hoşuma gitmişti, hızla uzanarak elime alıp kızlara döndüm.
“Çok iyi.” diyen Nilüfer’le Lavinia da başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Hadi, giy hemen. Seninkini daha fazla tutamıyorlarmış.” diyen Lavinia’yla gülerek giyinme odasına geçip elbiseyi üzerime geçirdiğimde aynadaki yansımama sırıtarak bakıyordum, gerçekten çok güzeldi.
Her ne kadar siyah topuklu ayakkabılarımı giysem de elbiseden gözükmüyorlardı. Umursamadan tekrardan odaya geçtiğimde herkesten beğeni nidaları dökülmeye başlamıştı, dudaklarım daha çok kıvrılırken tekrardan odadaki aynaya döndüm. Düzenli hale getirdikleri kıvırcıklarım sırtıma dökülürken koyu göz makyajım ela gözlerimi daha da ortaya çıkarmıştı, kırmızı ruj ise olayı iyice patlatmıştı. İşte şimdi tamamen kıpkırmızı olmuştum.
“Ay, kız melek gibi oldun.” diyen kuaför ablayla gülerek ona dönmüştüm.
“Teşekkür ederim, ellerinize sağlık.” dediğimde abla da gülmüştü.
“Hep böyle mutlu olun tatlım.” dedikten sonra yanındaki kızlara dönmüştü. “Bizde gidelim artık.” diyerek eşyalarını topladıktan sonra hepimizle vedalaşıp ayrılmışlardı, bildiğim kadarıyla oldukça ünlü bir makyöz ekibiydi.
“Ya Niran, cidden çok güzel oldun. Abim düşüp bayılmasa bari.” diyen Nilüfer’le gülerek kolumu omuzlarına atıp hafifçe sarıldım.
“Sen bir de bana sor.” diyerek güldüğüm sırada çalan kapıyla bakışlarım hızla kızlara dönmüştü. “Geldi mi? Ama benim soracaklarım vardı daha.” diye telaşla konuşmamla kızlar gülmeye başlamışlardı.
“Sor hemen işte.” diyen Lavinia’yla kapı daha şiddetle çalmaya başlamıştı.
“Beni kimden isteyecek?” dememle Lavinia’nın bakışları saniyelik olarak Nilüfer’e kaydığında onunda gerçekleri bildiğini anlamıştım.
“Araf’tan isteyecekler seni canım, kendisi bu konu da ne kadar hevesli anlatamam.” diyen Lavinia’yla istemsizce gülen yüzüm düşmüştü, belki Ulvi’den isterler diye düşünmüştüm. “Seni sanırım Sare’nin yerine koydu, her an Vidus’u evden kovabilir.” diyerek beni güldürmeye çalıştığında hafifçe tebessüm etmiştim.
“Hala, Vidus abiler geldiler.” diyen sesle bakışlarım odanın kapısında dikilen iki çocuğa kaymıştı. Birinin Lavinia’nın yeğeni Arya olduğunu biliyordum ama diğer erkek çocuğunu yeni görmüştüm, sert gece mavisi bakışlarıyla bizi izliyordu.
“Ben ne zaman eve gideceğim savcı abla?” diyen çocukla bakışlarım Lavinia’ya dönmüştü.
“Siz tanışmamıştınız tabi daha.” derken çocuğun yanına geçmişti. “Vulkan, manevi oğlum.” diyerek hafifçe çocuğun saçlarını okşadığında çocukta ona yaslanmıştı.
“Merhabalar.” diyen sesiyle dudaklarım kıvrılmıştı, yaşına göre oldukça olgun duruyordu.
“Merhaba Vulkan, bende Niran. Tanıştığıma memnun oldum.” dediğim sırada kapı daha sert çalmaya başlamıştı.
“Sanırım kapı birazdan kırılacak.” diyen Vulkan’la gülerek yanlarından hızlıca geçip kapıya doğru koştum.
Aldığım derin nefesle birlikte kapıya uzanıp hızlıca açmıştım ki Vidus kapıya nişan aldığı silahını hızla arkasına saklamıştı. Bu hareketine gülesim gelse de sert bakışlarıyla hızla bana yaklaşıp arkama bakındığında kaşlarım havalanmıştı.
“Niye kapıyı geç açtın? Bir şey mi oldu?” demesiyle gülerek kenara çekildim.
“Üstümü giyiyordum hayatım, abartma.” dememle bakışları yavaşça üstüme kaydığında gözlerindeki telaşlı ifade hızla yok olurken yerini muzip ifadeye bırakmıştı. “Onlar benim sanırım.” diyerek ellerindeki çiçek ve çikolatayı işaret ettiğimde sanki beni hiç duymamış gibi süzmeye devam etmişti.
“Yenge biraz daha gelmeseydin abim ortada kapı pencere bırakmayacaktı.” diyen Ulvi’yle bakışlarım ona döndüğünde gülerek bana baktığını görmüştüm, benim ise içimde fırtınalar kopuyordu.
Abimdi o benim, hemen karşımdaydı ama bana yenge diyordu…
O esnada çenemi bulan parmaklar beni kendisine çevirdiğinde gözlerim ateş bakışlarla çakışmıştı, yanan alevleri ruhumu sararken elinin altına eridiğimi hissedebiliyordum.
“Çok güzel olmuşsun.” diyen mırıltısıyla dudaklarım kıvrılırken bana yaklaşıp dudaklarını alnıma bastırdığında gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. “Her zaman güzelsin ama bugün daha çok beni yakmak istiyor gibisin mia bella.”
“Bölmek istemem ama biraz hızlı mı olsanız?” diyen Vulkan’ın sesiyle bakışlarımız ona dönmüştü. “Sare’m uyanır birazdan, yanında olmalıyım. Hızlanın biraz.” demesiyle kaşlarım havalanırken Arhan’ın sert bakışlarının hızla ona döndüğünü görmüştüm.
“Evet, içeri geçelim en iyisi.” diyen Lavinia zorla Arhan’ı içeri ittiğinde gülerek Vidus’a dönmüştüm.
“Kızı şimdiden kaptırmış.” diyen Vidus bana dönerken elindeki çiçek ve çikolatayı kollarıma uzatmıştı, yine kırmızı kasımpatı almıştı. “Sizin kadar güzel olmasalar da.” dediğinde hafifçe gülmüştüm.
“Kızı kaptırmış dedin, ya senin de kızın olursa.” dememle gülüşü büyürken başı hafifçe yana eğilmişti.
“Benim kızım asla yanımdan ayrılmayacak.” derken yanağıma dudaklarını bastırdıktan sonra salona yöneldiğinde arkasında şok içinde bakan beni bırakmıştı.
“Gayet mantıklı.” diyen Ulvi’de onun peşinden gittiğinde Nilüfer’le bakışlarımız çakışmıştı.
“Bizim kızlar yandı elticiğim.” diyen Nilüfer’le bende gülmüştüm.
“Hem de ne yandılar.” diye mırıldanırken bende salona yönelmiştim, hem babası hem de dayısı onu hiç bırakmayacak gibiydi.
Bu düşünceyle mideme bir kramp girerken ellerimdekileri Nilüfer’e uzatıp derin bir nefes almıştım. Dayısı olacaktı, benim çocuğumun bir dayısı olacaktı. Çocuk bile istemeyen ben şimdi neden bu detayı düşünmüştüm ki?
“Niran, iyi misin?” diyen Nilüfer’le dudaklarıma hızla bir gülümseme yerleştirdim.
“Heyecanlandım.” diyerek salona girdiğimde Lavinia hızla yanını işaret etmişti.
“Bugünlük Niran benim kızım.” diyen Arhan bana elini uzattığında bir ona bir Lavinia’ya bakmıştım, başını olumlu anlamda sallayan Lavinia’yla elini tuttuğumda beni ikisinin arasına oturtmuştu. “O yüzden damat bey konuş bakalım, kimsin?” diyen Arhan’la kaşlarım havalanırken Vidus’un kaşları çatılmıştı.
“Kes şakayı da konuya gel.” diyen Vidus’la Arhan’ın kaşları hızla çatılmıştı.
“Bu nasıl konuşma lan? Karşında kim var senin?” derken öne doğru eğilen Arhan’la bakışlarım Lavinia’ya dönmüştü.
“İşin sonunda Vidus’u dövmeyecek dimi?” diye fısıldadığımda Lavinia gülerek omzunu silkmişti.
“Umarım yapmaz.” demesiyle şok içinde ona bakmıştım.
“Vermiyorum sana kız falan, defol git.” diyen Arhan’la Vidus sabır dilenircesine derin bir nefes almıştı.
“Başladı yine bunun babalık hormonları.” diyen Vidus’la Arhan tam ayaklanacakken hızla kolundan yakalayıp durdurdum.
“Babacım sakin mi olsan?” dememle Arhan’ın yeşil bakışları bana dönerken ilk kez bana bu kadar yumuşak baktığını görmüştüm.
Tekrar arkasına yaslanırken bakışları yanımdaki Lavinia’ya döndüğünde dudakları kıvrılmıştı.
“Gözleri de Sare’ninkine benziyor.” diyen Arhan’la Lavinia başını olumlu anlamda sallamıştı ki hızla bana doğru koşan Vulkan’la bakışlarım ona dönmüştü.
“Bakayım.” diyerek küçük ellerini yanaklarıma yaslayıp gözlerime baktığında gülmeden edememiştim. “Yok, Sare’minki daha koyu yeşil ama azıcıcık benziyor.” demesiyle yanımdaki Arhan’ın homurdandığını duymuştum.
“Neyse, devam edelim.” diyen Arhan’la Vulkan tekrar yerine geçmişti. “Ne işle meşgulsün damat?” demesiyle Vidus ona bakmıştı.
“Gemi mühendisiyim.” diyen Vidus’un zoraki sesiyle Arhan’ın tek kaşı havalanmıştı.
“İşsizsin yani.” diyen Arhan’la Vidus’un kaşları daha çok çatılmıştı.
“Gemi yapıp satıyorum, ayrıca otellerim ve birçok alanda şirketlerim var.” diyen Vidus rahatça arkasına yaslanmıştı. “Aynı zamanda sanat tarihi hocası olduğumu da saymıyorum.” derken bakışları bana döndüğünde göz kırpmasıyla dudaklarım kıvrılmıştı.
“Bence bu kadar oyun yeter, Niran’cım sen kahveleri yap. Yoksa bunlar sidik yarıştırmaya devam edecekler.” diyen Lavinia’yla hızla ayaklanıp mutfağa koşmuştum.
Kahveleri Nilüfer’in yardımıyla hızlıca yaparken Vidus’un fincanına biraz vanilya şurubu koymuştum, tuz koyacak halim yoktu. Ben ona kıyamazdım. Hızla tepsiye yerleştirdiğim kahveleri alıp salona yöneldiğimde teker teker herkese uzatmıştım, en son ona uzattığımda bakışlarını gözlerimden ayırmadan kahveye uzandı.
“Tuz mu koydun yoksa?” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı.
“Maşallah, Türk adetlerine de oldukça hakimsin İtalyan bey.” dememle onunda dudakları kıvrılırken kahveden bir yudum aldığında dudakları daha çok kıvrılmıştı.
Yerime geçtiğim sırada Ulvi boğazını temizleyerek kahvesini önündeki sehpaya bıraktı.
“Gelelim sebebi ziyaretimize.” demesiyle mideme bir kramp daha girmişti. “Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kızınız Niran’ı oğlumuz Vidus’a istiyoruz.” diyen Ulvi’yle gözlerim istemsizce dolarken bakışlarım Vidus’a döndüğünde derin bir nefes almıştım, gözlerinin sakinleştirici bir etkisi vardı.
“İçimden hiç vermek gelmese de.” diyen Arhan’la Lavinia arkadan uzanıp koluna hafifçe vurmuştu. “Gençler birbirlerini görmüş beğenmişler, bize de vermek düşer.” desede yüzünde mimik dahi oynamamıştı.
“Sonunda.” diyen Vidus’la herkes gülerek ayaklanırken bende derin bir nefes almıştım.
“Yüzükleri dışarı da takarız, hem fotoğrafta çekilir.” diyen Lavinia’yla başımı olumlu anlamda sallamıştım, gerçekleri yüzükler takıldıktan sonra söyleyecektim. Daha fazla saklamanın bir gereği yoktu.
“Ay! Hediyeyi yanda unuttum. Siz devam edin, ben geliyorum.” diyen Nilüfer hızla dışarı koştuğunda bizde bahçeye geçmiştik.
Bakışlarım çevrede gezinirken her şeyin ayarlandığını görmüştüm, bahçe tam bir nişan alanı gibi süslenmişti. Her yerde beyaz tüller asılıyken kırmızı kasımpatılarıyla donanmıştı, her şey çok güzeldi.
“Seni tek bir andan bile mahrum bırakamazdım.” diyen sesiyle ona döndüğüm sırada Arhan’da elindeki yüzüklerle bize gelmişti. “Bunlar senin en büyük hakkın mia bella.”
Sözleriyle aynı zamanda yüzükler takıldığında ve o kırmızı kurdele kesilirken bile bakışlarımı ondan ayırmamıştım. Ateş bakışları ruhuma işlerken kalbim dört nala koşmaya başlamıştı, sırf ben eksik hissetmeyeyim diye onca işinin arasına bir de bunu sıkıştırmıştı. Onu o kadar çok seviyordum ki sanki içime sokup orada saklasam bile bana yetmezmiş gibi geliyordu. Hızla kollarımı boynuna sarıp sıkıca ona sarıldım.
“Seni çok seviyorum.” diyen mırıltımla eş zamanlı olarak bakışlarım görüş açımdaki Lavinia’ya kaymıştı ki onun bakışlarının bizde olmadığını görmüştüm, gözleri korkuyla açılırken hızla bize döndüğünde kaşlarım derinden çatıldı.
“YERE YATIN!” diyen haykırışıyla aynı anda silah sesleri çevremizi doldururken aniden kendimi yerde ve Vidus’u üstümde bana siper olurken bulmam bir olmuştu.
Korkuyla ona sarılırken üstümüzden seken kurşunlarla içimden dua etmeye başlamıştım, onlara bir şey olursa ben yaşayamazdım. Kısa süre içinde kesilen seslerle Vidus başını kaldırıp endişeli bakışlarla bana bakmıştı, her şey o kadar hızlı gelişmişti ki ne tepki vereceğimi bile kestiremiyordum.
“Serçem iyi misin? Bir şey oldu mu?” diyen Vidus’un elleri hızla bedenimde gezinirken derin bir nefes almıştım.
“İ…iyiyim, sen? Sen iyi misin?” derken bende ona bakındığımda başını olumlu anlamda sallamıştı.
“İyiyim, isabet etmedi.” dediğinde dolan gözlerimle sertçe koluna vurdum.
“Kaç sefer dedim sana, bana siper olma diye.” derken gözlerimden birkaç damla süzüldüğünde hızla dudaklarını alnıma bastırıp derin bir nefes almıştı.
“İyiyiz mia bella, sakin ol.” diyerek ikimizi de ayaklandırdığında çevreye bakınmıştı.
Lavinia çocuklara siper olurken Arhan’da hepsine siper olmuştu, şimdi ise çocukları sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Ulvi ise korumalarla birlikte arabanın içinden bize ateş açan adamlara bakmaya gitmişti, hepsini hızlıca indirmişlerdi.
“Herkes iyi değil mi?” diye sorarken Ulvi hızla yanımıza gelmişti, bakışları çevredeydi.
“Nilüfer nerede?” diyen Ulvi’yle kaşlarım çatılırken bakışlarım tekrar çevrede gezinmişti, yoktu.
“En son yana geçmişti.” dediğimde Ulvi hızla yana doğru koşmuştu, yüreğim korkuyla kasılırken Ulvi’nin Nilüfer’le birlikte geri dönmesini beklemiştim.
Ama beklediğim olmamıştı, Ulvi gözleri yaşlı bir şekilde tek başına dönmüştü. Korku dolu gözleri Vidus’tayken dudakları yavaşça aralandı.
“Nilüfer yok abi.” diyen sesiyle gözlerim dolarken bakışlarım yanımdaki adama döndüğünde bakışlarımız çakışmıştı ve ikimizin gözünde de aynı soru işareti vardı?
Nilüfer’i kim kaçırmıştı?…
~~~~~~~~
Vee bölüm sonuuu!!!
Yine bol eğlenceli ve bol kaoslu bir bölüm oldu ha ne dersiniz???
Bu bölümde Vidus’a düşmediğimiz tek bir an olmadı çok şükür!!! :))
Peki ya o sona ne demeli, Nilüfer’im nerdesinnnn???
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Nilüfer gerçekten kaçırıldı mı???
Sizce bu saldırı kimin başının altından çıktı???
Ve son olarak sizce Ulvi’nin içinden nasıl bir canavar çıkacak???
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥