İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 31 · 35 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 31

30. İHTİMALLERİN CEHENNEMİ

~Bölüm Şarkıları~

Kalben~Doya Doya

Can Ozan~Öyle Kolay Aşık Olmam

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!

Nasılsınız bakalım? Haliniz keyfiniz yerinde miii??

Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERR VE YORUMLARR atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!!

Bu arada wp kanalına da gelmenizi öneririm, kitaplar hakkında konuşurken oldukça eğleniyoruz…

“Yetmiş kilo derdim var, anne bana simit al. Neden burada değilsin, rahat bir yerde misin? Yetmiş kilo derdim var, baba bana kavun al. Kavunu da hiç sevmem, sen bunu bilir misin?” diyerek sizi bölüme uğurluyorum…

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~

Ateş bakışları ruhuma işlenirken harelerindeki her bir duygu zihnimde çınladı. Bu zamana kadar ailemin varlığını hiç düşünmemiştim, beni bırakıp gittiklerini varsayarak hep yoluma bakmaya çalışmıştım ama sonra karşıma o çıktı. Ailenin ne demek olduğunu bile bilmezken bana aile oldu ve şimdi benden gerçek ailemi mi saklamıştı?

Kulaklarımdaki sesler uğuldamaya başlarken öylece gözlerine baktım, endişeyle irileşen harelerinde takılı kalırken elimdeki not yavaşça yere doğru süzüldü. Yazılanlar gerçek olmasaydı sinirli bakması gerekmez miydi? Neden yalan söyledikleri için öfkeli bakmıyordu? Tek bir söz bekliyordum, sadece hayır dese bile ona inanırdım. Yalanmış ya da gerçekmiş umrumda değildi ama lütfen saklayan kişi o olmasındı.

Elleri yanaklarıma sarılırken dudaklarının hareket ettiğini fark etmiştim, bir şeyler söylüyordu ama hala uğuldayan kulaklarım yüzünden ne dediğini anlamıyordum. İnkar ediyordu değil mi? O benden ailemi saklamazdı, ne olursa olsun söylerdi. Peki ya duyduklarım beni üzecek gerçeklerse, o zaman da söyler miydi?

Gözlerimi sıkıca kapatarak derin bir nefes aldım, ne düşünüyordum ki? Bulduysa bile beni istemediklerini öğrenmişti ve haklı olarak söylememişti. Ne yaparsa yapsın en doğrusunu yaptığına emindim, sonucu benden saklamak olsa bile doğrusunu yapmıştı. Birde benden nefret eden ailemin acısını yaşamamı istememişti.

“Niran’ım, güzelim lütfen bir şey söyle.” diyen sesi zihnimde can bulduğunda gözlerimi yavaşça aralayıp korkuyla beni izleyen ateşlerine baktım. “Yalvarırım dinle beni, gerçek değil.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı. Biliyordum, ne olursa olsun saklamayacağını biliyordum. “Daha dün araştırmaya başladım ve henüz öğrenmedim, yemin ederim güven bana.” diyen titreyen sesiyle elimi yavaşça kaldırarak yanağına yasladım.

“Biliyorum aşkım, sakin ol.” diye mırıldandığımda derin bir nefes almıştı.

Dün Ulvi’nin olayını öğrendiğinde çok etkilenmişti, yüksek ihtimal benimde ailemin belki ölmüş olduğumu sandıklarını düşünmüştü ama hiç sanmıyordum. Hayat bir tek resimlerimin adamını karşıma çıkartırken yüzüme gülmüştü, dahasını da yapmazdı…

“Sonucu zaten biliyorum hayatım, boşuna milleti yorma.” derken yanağımdaki bir elini tutup avucuna dudaklarımı bastırdım. “Düşündüğün için teşekkür ederim ama sonuç Ulvi’nin annesi gibi olmayacak, ben buna zaten alıştım.” dediğim sırada bakışlarını kaçırırken gözlerini sıkıca kapattı, sanki kendi içinde bir hesaplaşma yapıyor gibiydi.

Elleri hafifçe yanaklarımı okşayarak başımı sıkıca kavrarken alnını alnıma yasladığında bende gözlerimi kapatmıştım, içine sıkıntı olan şey neydi? Neden sanki bir şeyi söylememek için kendini zor tutuyor gibiydi?

“Bunu yapamam, gizleyemem.” diyen mırıltısıyla gözlerim aralanırken kaşlarım hafifçe çatılmıştı. “Üstünü giyinip gel, bir yere gitmemiz lazım serçem.” derken geriye çekildiğinde bakışlarım öylece gözlerinde gezinmişti.

“Az önce bilmediğini söylemiştin.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Bilimsel bir kanıt yok ama gördüğünde ne demek istediğimi anlayacaksın, hadi güzelim.” diyerek merdivenleri işaret ettiğinde yanağından sıyrılan elim yanıma düşmüştü.

“Bu…buldun yani?” diye istemsizce kekelerken midem acıyla kasılmıştı, benim gerçekten ailem yaşıyor muydu?

“Niran’ım, lütfen.” diyen mırıltısıyla derin bir nefes alıp başımı olumlu anlamda sallayarak arkamı dönüp merdivenlere yöneldim.

Hızlıca üstümdeki pijamaları çıkartıp klasik ve rahat bir kombin olarak taytla kazak geçirdim üstüme, montumu da elime aldıktan sonra tam odadan çıkacakken onun yukarı gelmediğini fark etmiştim. Sadece altta ki tişörtünü giyecekti ve öyle bu havada donardı. Hızla tekrar dolaba yönelip kocaman ve kalın sweatlerinden birini alıp aşağıya indiğimde onun tam da tahmin ettiğim gibi mutfakta çıkardığı tişörtünü giydiğini ve kapının önünde beni beklediğini görmüştüm.

Montumu üstüme geçirirken yanına vardığımda dolaba yönelip botlarımı almıştı, tek kaşım havalanırken aniden diz çöküp ayağıma uzandığında gülmeden edememiştim. Koskoca italyan mafyasının korktuğu adam önümde diz çöküp ayakkabımı giydiriyordu, hayat gerçekten bazı zamanlar çok komikti.

“Kendimde giyebilirdim.” derken ona zorluk çıkarmamak için giydirmesine izin verirken elimdeki sweati laf etmesine izin vermeden hızla başına geçirdim.

Sweatin şapkası başına geçerken alttan bakışları beni bulduğunda kahkaha atmamak için kendimi zor tutmuştum. Sanırım onu en son beni takip ederken dışarı da böyle spor haliyle görmüştüm, sonrasında hep takım elbise giyinmişti.

“Çıkarmak yok, hava buz gibi. Tişörtle dışarı çıkamazsın.” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılırken kollarını da geçirip tamamen giyerek ayaklanmıştı.

“Kazakta bir seçenekti tabii.” demesini umursamadan sweatin yakasını düzeltmiştim. Dümdüz siyah bir sweatti ama bedeni artık kaçsa ona bile büyüktü.

“Eskiyi yad ederiz demiştim.” dememle belime sarılan elleri beni hızla kendine çekmişti.

“Sana uzaktan baktığım hiçbir anı hatırlamak istemiyorum ama böyle güzel güleceksen çıplak bile gezerim.” dediğinde tekrardan gülmüştüm.

“Aman sakın, ona dünya hazır değil.” dediğimde bakışları bir süre gülüşümde gezindikten sonra tek kaşı havalanırken gözleri gözlerime tutundu.

“Sen hazırsın yani.” demesiyle gözlerim kısılırken elimi hafifçe omzuna çarptım.

“Beni bunca sene istemeyip yetimhaneye bırakan aile üyelerimden birini görmeye gideceğiz, aklımı karıştırma.” diyerek gülsem de onun gülüşü yavaşça solmuştu.

“Daha hiçbir şey belli değil mia bella.” derken dudaklarını yine alnıma bastırarak derin bir nefes almıştı. “Gidelim.” diye mırıldanarak geriye çekilirken iri eli sıkıca elimi kavrayıp açtığı kapıyla ikimizi de dışarı çıkarmıştı.

Arabaya yönelirken bakışlarım yüzündeydi, gergindi. Çenesini kasıyor, kaşlarını çatarak sadece karşısına bakıyordu. Her gergin olduğunda böyle davranırdı ama şimdi bunun için ne sebep vardı onu anlayamıyordum. Sonuçta sadece beni istemeyen aile üyemi görecektim, belki de yanına gidip hesap soracaktım fakat ben bile onun kadar gergin değildim. Acaba üzüleceğimden mi korkuyordu?

“Sakin ol hayatım.” derken diğer elimi de koluna sardım. “Ben alışığım zaten, kafaya takacak bir şey yok.” dediğimde bakışları beni bulurken dudaklarında hüzünlü bir gülümseme belirmişti.

“Bende babamı öldürdüğümde bazı şeylere alışmıştım mia bella ama hayat her zaman bize gerçekleri zamanında sunmaz.” derken kapımı açarak hafifçe geri çekilmişti. “Sadece bana güven, gittiğimizde her şeyi anlatacağım.” demesiyle derin bir nefes alarak bende gülümsedim.

“Sen nasıl istersen.” diyerek elimi yavaşça parmaklarının sıcaklığından ayırıp arabaya geçmiştim.

Sözleri sakin bedenimin gerilmesini sağlarken öylece sürücü tarafına geçip arabayı çalıştırmasını izlemiştim. Eli direksiyonu sıkıca kavrarken bir bacağı durmadan sallanıyordu ve bu sessizlik sadece zihnimin içindeki karmaşanın daha da artmasını sağlıyordu. Vidus neden aileme kızmamı istemiyordu? Nasıl bir gerçeği öğrenmişti de kızdığım her an beni durduruyordu?

“Cengo.” dedim hızla düşüncelerimi kesmeye çalışarak. “Cengo ölmemiş miydi?” dediğimde bakışları kısa süreli bana çevrilsede tekrar önüne dönmüştü.

“Öyle olması gerekiyordu ama…” diyerek duraksamasıyla bedenim tamamen ona çevrilmişti.

“Ama?” dedim soran bir sesle.

“Elime kanı bulaşmayan kimsenin öldüğüne inanmam mia bella.” derken bakışları bana dönmüştü. “Onu marine etme işi Ulvi’deydi ama acı içinde ölmesi için kafasına sıkmasına izin vermeyen de bendim.”

Sözleriyle zihnim bir an için geçmişe gitmişti. Onun evine hırsız olarak girdiğim sırada yaptığı telefon konuşmasıydı, marine edilmesini ama pişirmemeleri gerektiğini anlatmıştı. Bende salak gibi gerçekten yemek yapmaktan bahsettiklerini sanmıştım, ne kadar da aptaldım!

“Ulvi’nin o ölmeden bırakacağını sanmıyorum.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.

“O bırakmaz ama korumalar bırakır.” diyerek önüne dönüp yanan yeşil ışıkla gaza yüklenmişti. “Özellikle de ihanet eden korumalar.” derken onun yokluğunda rüşvet alıp ortadan kaybolan korumaları kastettiğini anlamıştım.

“Çünkü Ulvi’nin benim yanımda olması gerekiyordu.” diyerek anladığımı belirtircesine açıkladığımda başını tekrardan olumlu anlamda sallamıştı.

O esnada eli telefonuna gittiğinde sessiz kalarak arkama yaslanmıştım. Hızlıca bir numarayı aradıktan sonra telefonu kulağına yasladı.

“Şu anda nerede?” diyen sert sesiyle kaşlarım hafifçe çatılırken yan gözle ona bakmıştım, yine ürkütücü moduna geçmişti. “Hayır, bir şey söylemeyin. Geliyorum.” dedikten sonra hızla telefonu kapatmıştı.

“Yaklaştık sanırım.” dediğimde derince yutkunurken başını olumlu anlamda sallamıştı.

Tam o sırada bahçe gibi bir yere giren arabayla çevreme bakınmıştım, hiç yabancı gelmiyordu. Bakışlarım bahçenin arkasında gözüken büyük yapıya kaydığında parçalar yerine oturmuştu, otelinin bahçesindeydik. Duraksayan arabayla elim tam kapıya gitmişti ki koluma sarılan parmakları beni durdurduğunda bakışlarım onu bulmuştu.

Başıyla baktığı yeri işaret ettiğinde benimde bakışlarım oraya dönmüştü ki öylece kalakalmıştım. Bankta bir kadın oturuyordu, dudaklarındaki gülümsemesiyle çevreyi izlerken gözlerinde umut vardı. Benimkine benzeyen gözlerinde…

Gözlerim istemsizce dolarken şaşkınca kadına bakmaya devam ettim. Nasıl olurdu da bu kadar çok benzerdik? Aynı dalgalı saçlara sahiptik, aynı gözler ve hatta aynı bakışlar; neredeyse benim yirmi yıl sonraki halim gibiydi. Gözlerimden akan yaşlar yanağıma doğru süzülürken Vidus’un eli destek vermek istercesine sıkıca elime sarılmıştı.

“Bu…bu annem mi?” diye titreyen sesimle konuşurken ona döndüğümde o da acılı bir nefes almıştı.

“Bilmiyorum mia bella ama sanırım öyle.” dediğinde anladığımı belirtircesine başımı olumlu anlamda salladım.

“Adı neymiş?” dediğimde gözlerini kapatarak derin bir nefes alıp önüne döndüğünde kaşlarım biraz daha çatılmıştı. “Vidus?” diye soran bir sesle konuştuğumda eli elimi daha sıkı kavramıştı.

“Neva Özalp.” demesiyle dünya bir an için durmuştu.

Ne düşüneceğimi bile bilemezken sesi zihnimin duvarlarına çarparak yankılanmaya başlamıştı. Kulaklarım tıpkı sabahki gibi uğuldarken görüş açım gözlerime dolan yaşlar yüzünden bulanıklaşmıştı, kalbim ise darmadumandı. Şimdi Ulvi benim…

Gözlerimden yaşlar hızla akmaya başlarken elim sıkıca elini kavradı. Tüm anılar zihnimden birer birer akarken boştaki elim sızlayan kalbimi bulmuştu, bunca zamandır yanımda olup abi sıcaklığı hissettiğim adam gerçekten abim miydi? Bu nasıl gerçek olabilirdi? Onun sadece sevdiğim adamın arkadaşı olması gerekirdi, bu nasıl yaşanabilirdi?

“Serçem…” diyen mırıltısı uğuldayan kulaklarıma ulaşsa da bakışlarımı ona çevirememiştim, öylece bankta oturan kadına bakıyordum.

***

“Annesinin mendiliymiş.” diyen Nilüfer’le bakışlarım onu bulduğunda onun da mendile baktığını görmüştüm. “Her gece çıkartıp uzun uzun bu mendile bakıyor.”

***

Gözlerim sıkıca kapanırken zihnimde çınlayan mendille yaşlar yanaklarıma doğru hızla süzülmeye devam etmişti, cennet çiçeği başından beri ben miydim? Kalbime yaslı elim yumruk olurken zihnimde çınlayan anılara engel olamıyordum.

***

“Kadının çocuklarından haberi yokmuş, öldü sanıyormuş.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı, demek ki kadın terk etmemişti.

“Çocuklar dedin, Ulvi’nin kardeşi mi var?” diyerek aklımı dağıtmaya çalışmıştım.

“Öldü bildiğimiz bir kardeşi vardı ama annesinin iddiasına göre o da yaşıyormuş.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı, Ulvi kaybettiğini sandığı ailesiyle sonunda kavuşacaktı. Onun adına sevinmiştim.

***

Gözlerim yavaşça aralanırken tekrardan bankta oturan kadına baktım, bunca sene kendimi bir yalana mı inandırmıştım? Onca çektiğim acının sebebi aslında hiç ailem olmamış mıydı? Kadının bakışları sanki hissetmiş gibi arabaya döndüğünde filmli camlarından beni göremediğini bilsem de bakışlarımı kaçırmıştım, henüz yüzleşmek için hazır değildim.

Hızla emniyet kemerimi açtıktan sonra tek kelime etmeden yanımdaki adamın kucağına yan bir şekilde oturduktan sonra başımı göğsüne gömüp gözlerimi sıkıca kapattım. Kolları hızla çevreme sarıldığı sırada kendimi daha fazla tutamayıp hıçkırarak ağlamaya başlamıştım, kolları bana daha sıkı sarılırken nefesi saçlarımdaydı.

Orada, onun kucağında ne kadar süre ağladım bilmiyordum ama bu süre içinde sadece sessizce beni bekleyip sırtımı okşamıştı. Aldığım derin nefeslerle sakinleşirken öylece odunsu kokusunu ciğerlerime hapsederek göğsünde soluklanıyordum, çünkü o varken geri kalan her şeyin çözüleceğini biliyordum.

“Güzelim.” diye mırıldanırken dudaklarını saçlarıma bastırdığında gözlerimi yavaşça araladım, ağlamaktan artık yanıyorlardı.

“Bunun gerçek olmama ihtimali var mı?” dediğimde sorumun cevabını bilerek sormuştum, kadın neredeyse benim kopyamken nasıl aksi çıkabilirdi ki?

“Bilmiyorum mia bella.” diyen kısık sesiyle bakışlarım benim rızam olmadan yine kadına döndüğünde yanına gelen küçük bir kız çocuğunu sevdiğini görmüştüm ve buradan bile kıza uzattığı elinin titrediği belliydi.

Gözlerim tekrar dolarken başımı göğsüne biraz daha yasladığımda saçlarımdaki eli hızla gözlerimin önüne gelerek görüşümü engellemişti.

“Yapma güzelim, daha fazla üzülmene katlanamıyorum.” diyen titreyen sesiyle derin bir nefes daha almıştım, kendimi toparlamam gerekiyordu.

“Şimdi Ulvi benim…” derken yine devamını getirememiştim.

“Abin.” diyerek benim söyleyemediğim cümleyi tamamladığında sanki kalbimdeki bir yer sızlamıştı.

“Öz abim bana yenge diyor.” diye mırıldanmamla hareket eden göğsünden derin bir nefes aldığını anlamıştım.

“Bilmiyor.” dediğinde sessiz kalmıştım, bunu az buçuk tahmin etmiştim. Ona söylemeden önce benim bilmemi istemişti. “Öğrendiğinde de bana enişte der artık.” diyerek konuyu değiştirmeye çalıştığında hafifçe gülmüştüm.

“Biraz daha öğrenmese olur mu? En azından ben alışana kadar.” dediğimde dudaklarını tekrardan saçlarıma bastırmıştı.

“Sen ne zaman istersen güzelim.” dediğinde o sakinleştirici kokusundan derin bir nefes daha aldım.

“Peki babam kim?” diye aklıma gelen detayı sorduğumda sessiz kalmasıyla başımı yavaşça göğsünden kaldırıp yüzüne baktığım sırada bakışlarını kaçırmıştı.

“Bugün yeterince şey yaşadın mia bella, onu sonra…”

“Kim dedim Vidus?” diyen sert sesim hızla sözlerini kestiğinde ateş bakışları gözlerime tutunmuştu.

“Güzelim…”

“Vidus, kim?” diye tekrar sözünü kestiğimde derin bir nefes almıştı.

“Murat.” diyen kısık sesiyle kaşlarım daha çok çatılırken tahmin ettiğim kişi olmaması için tanrıya defalarca kez yalvarmak istemiştim. Her şeyi kabul edebilirdim, annemi ya da abimi kabul edebilirdim ama o olmazdı. Olmamalıydı…

“Hayır, yanlış anladığımı söyle bana.” dediğimde başını hafifçe olumsuz anlamda sallamıştı.

“Doğru anladın mia bella.” demesiyle gözlerim tekrardan dolarken zihnimde can bulan yüzüyle kendi benliğimden bile tiksinmiştim.

“Seni öldürmeye çalışan adamın kızı mıyım ben?” dememle elleri hızla yanaklarımı bulurken başını hızla olumsuz anlamda sallamıştı.

“Hayır, sen onun hiçbir şeyi değilsin mia bella. Sen sadece benim biricik meleğimsin, tamam mı? Onun hiçbir şeyi değilsin.” diyen telaşlı sesiyle ellerim ellerine sarılırken sıkıca kavradım. “Kan bağı hiçbir anlam ifade etmez, kendini böyle suçlamana izin vermem.”

“Vidus…” diye mırıldandığım sırada alnını alnıma yaslayarak derin bir nefes almıştı.

“O gözyaşlarının sebebi olduğu için gidip hepsini öldürmek istiyorum, tüm dünyayı yakıp ayaklarına sermek istiyorum.” diyen sesiyle gözlerim kapanırken ellerim onun yanaklarını bulmuştu. “Her şeyden haberi olan o puştu canlı canlı ateşlerin içine atıp yakmak istiyorum.”

Her şeyden haberi olan…

Sesi bir süre daha kafamın içinde çınladığında gözlerim yavaşça aralanmıştı, Murat’ın her şeyden haberi var mıydı? Ve buna rağmen o gece hedef Vidus olsa bile ona siper olan bana ateş etmelerine ses etmemişti. Bir insan kendi çocuğundan neden nefret ederdi ki? Ölmemi isteyecek kadar ne yapmış olabilirdim ki?

“Ama hesap sorma hakkınızı elinizden alamam.” derken hafifçe geri çekilip ateş bakışlarını gözlerime çevirmişti. “Şimdi şoktasın ama sakinleştiğinde sende fark edeceksin, Ulvi çok iyi bir abi. Annen ise gerçekten suçsuz ve sizi çok seviyor.” dediğinde bakışlarını kaçıran taraf ben olsamda yanaklarımdaki elleri buna izin vermemişti. “Her ne kadar şu anda gidip o itin tüm kemiklerini kırıp eline vermek istesemde hepinizin o şerefsizden intikam alma hakkınızı elinizden alamam.”

Dudaklarım hafifçe kıvrılırken ona yaklaşıp dudağına küçük bir öpücük bıraktıktan sonra alnımı az önceki gibi alnına yaslamıştım.

“İyi ki varsın resimlerimin adamı, seni çok seviyorum.” diyen mırıltımla o da derin bir nefes almıştı.

“Özür dilerim mia bella, daha önce bulmam gereki…” demesiyle hızla elimi dudaklarının üstüne kapatarak konuşmasını engellemiştim.

“Şhh! Senin hiçbir suçun yok, o şerefsizin suçunu üstlenmene izin vermem.” derken hafifçe geri çekilip bakışlarımı gözlerine diktim. “Kimse bunu tahmin edemezdi hayatım ama o karaktersiz biliyordu, belki de beni yetimhaneye bırakan da oydu. Bu yüzden tek suçlu o, biz değiliz.” dediğimde bakışları gözlerimde gezinmişti.

Her şey yerli yerine oturmuştu, bütün o karmaşık hislerimin artık bir cevabı vardı. O kadın için her ne kadar içimde şüphe kırıntıları olsa da Vidus’un kolay kolay birini masum olarak görmeyeceğine emindim, her ne yaşandıysa Vidus onun acısını hissetmişti ve bende tüm hücrelerimle ona güveniyordum.

“Senden tek bir isteğim var.” derken elimi dudaklarından çekerek tekrar yanağına yasladım. “Bana onu bul.” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılmıştı.

“Sen yeter ki emret mia bella.” dediğinde onunda bu anı beklediğini anlamıştım, hesap sormamı istiyordu. Güçlü durup o şerefsize ne kaybettiğini göstermemi istiyordu ve bende tam olarak bunu yapacaktım.

“Şimdi eve gidelim lütfen, yoruldum.” diyerek kucağından kalkmaya çalıştığımda belime sarılan eli buna izin vermemişti.

“Burada kal.” derken belimi tuttuğu tek koluyla beni hafifçe kaldırıp bir bacağımı diğer tarafına attığında tıpkı ata biner gibi kucağına oturmuştum. “Biraz daha seveyim seni.” diyerek beni kendine çekip sıkıca sarıldıktan sonra saçlarıma küçük öpücükler bırakmaya başladığında hafifçe gülmüştüm.

Sessizce bende kollarımı beline sarmıştım ki aniden hareket eden arabayla gözlerim irileşmişti, kucağındaki benimle mi yola çıkmıştı o?!

“Vidus böyle olmaz.” diyerek uzaklaşmaya çalışsam da sıkıca bedenime sarılı kolları bana izin vermemişti.

“Şu an kollarımdan uzaklaşmanı hiç istemiyorum ve böyle de sürebilirim.” dediğinde gülmeden edememiştim.

“Ceza yersin deli kocam.” dememle o da gülmüştü.

“Her bir kuruşuna değer.” demesiyle gözlerimi devirsemde yinede gülmüştüm. “Ayrıca kocan seni yer.” derken dudaklarını boynuma bastırdığında gülerek geri çekilmiştim. “Hey! Kaçmak yok.” diyerek belimdeki elini enseme çıkartıp boynuma küçük öpücükler bırakmaya başladığında daha çok gülmüştüm.

“Ya Vidus, araba kullanıyorsun.” diye gülüşlerimin arasında konuşurken araba yavaşlamıştı, çevreme bakındığımda kırmızı ışık yandığını fark etmiştim.

“Aynı anda birden fazla işi yapabilirim.” derken boynuma yasladığı dudaklarıyla küçük bir öpücük bırakmıştı. “Mesela seni öperken mis kokunu içime çekebilirim.” diyerek derin bir nefes aldığında bende hafifçe kıkırdayarak kollarımı tekrardan beline sarmıştım.

“İkisi aynı şey değil ama hoşuma gittiği için susuyorum.” derken başımı daha çok göğsüne yaslamıştım.

“Susma mia bella, sen hep konuş. Konuş ki bende yaşadığımı hissedeyim.” demesiyle ruhum sıcakta kalan dondurma misali erirken az önceki öğrendiklerimin acısı bile bir anlığına yok olmuştu. “Sesin cennetimin en güzel şarkısı.” diyen mırıltısıyla başımı hafifçe kaldırarak boynuna dudaklarımı bastırıp geri yerime dönmüştüm.

“Sesim ve ben hep yanında olacağız.” diyerek güldüğümde o da gülmüştü.

“O zaman ölümsüzlüğü buldum.” demesiyle kollarımı ona daha sıkı sarmıştım.

“Aksi mümkün mü resimlerimin adamı?” dediğimde dudaklarını saçlarıma yaslamıştı.

“Asla mia bella, asla.” diyen boğuk sesiyle bir eli saçlarımı bulurken okşamaya başlamıştı. “Kimsenin seni benden almasına izin vermem.”

“Alamazlar da zaten.” diyerek bilmiş bir şekilde konuştuğumda hareket eden göğsünden güldüğünü anlamıştım.

“Çok belli ediyorsun.” dediğinde anlayamamıştım.

“Neyi?” diye sorduğum sırada duran arabayla iki eli de yine sıkıca bana sarılmıştı.

“Diavolo’nun karısı olduğunu.” demesiyle hafifçe güldüm.

“İyi ki de olmuşum.” diyerek geri çekildiğimde bakışlarım hızla parıldayan ateş bakışlarla çakışmıştı. Saçlarımdaki eli yanağımı bulurken onunda dudakları kıvrılmıştı.

“İyi ki mia bella.” derken eli yanağımı okşadığında başımı eğerek yanağına yasladım. “Biraz daha iyi misin?” dediğinde gülümseyerek başımı olumlu anlamda salladım.

“Çok daha iyiyim hayatım.” dediğimde bana yaklaşarak dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı.

“O zaman sıkı tutun küçük maymun.” dedikten sonra aniden kapıyı açıp sıkıca sarmaladığı kucağındaki benle dışarı çıktığında gülerek kollarımı sıkıca boynuna sarmıştım.

“Oha.” diyen bir sesle gülüşüm hızla kesilirken gözlerim irileşmişti.

“Ben demiştim.” diyen Nilüfer’in sesiyle hızla inmek için çırpındığımda Vidus gülmemek için kendini tutarak beni bırakmıştı.

Bakışlarım hızla arkama döndüğünde bize şok içinde bakan Kuzey’i ve sırıtarak izleyen Nilüfer’i görmüştüm, Ulvi ise ortalarda gözükmüyordu. Bu iyiydi, henüz yüzleşmek için hazır değildim. Bakışlarım tekrardan yanımdaki adama döndüğünde sırıtan dudaklarıyla gözlerim kısılmıştı, beni kucağında dışarı çıkardığında kimlerin geldiğini görmüştü. Rezil olmamdan zevk aldığını düşünmeye başlıyordum!

“Aşk olsun, insan bir söyler.” diye ona yaklaşıp fısıldadığımda dudakları daha çok kıvrılırken parmakları çenemi bulmuştu.

“Sen varsan aşk hep var güzelim.” diyerek normal bir sesle konuştuğunda yanaklarım daha çok kızarsa da gülmeden edememiştim. “Şimdi istersen arkadaşlarını bekletmeyelim.” derken dudaklarını yanağıma bastırıp kolunu omzuma atarak ikimizi de ilerlettiğinde şok halinden son anda çıkabilmiştim.

Kuzey buradaydı ve Vidus’un yanımdaki herhangi bir erkeğe ne kadar sabrı olduğunu biliyordum. Gözlerim irileşirken bakışlarım hızla Nilüfer’e dönmüştü, kaş göz yaparak Kuzey’i gösterdiğinde omzunu silkerek kulağıma yaklaştı.

“İnat etti seni görmek için.” demesiyle gözlerimi devirerek bu sefer ben onun kulağına eğilmiştim.

“Vidus zaten gergin, gönder şunu. Sonra buluşuruz.” dediğim sırada omzumdaki kolla yana çekilmemle Nilüfer’den uzaklaşmak zorunda kalmıştım.

“Kimmiş gergin olan?” diyen sesiyle bakışlarım alttan onu bulduğunda dudaklarıma bir gülüş yerleştirmiştim.

“Hiç, hiç kimse.” diyerek güldüğümde tek kaşı havalanırken bana inanmaz bakışlar atmıştı.

“Öyle olsun bakalım.” derken bakışları Kuzey’e döndüğünde Kuzey iyice Nilüfer’in arkasına saklanmaya çalışmış, kaçamak bakışlarla Vidus’a bakıyordu. “Merhaba, Kuzey’di değil mi?” diyerek elini uzattığında Kuzey refleksle geriye kaçmıştı ki sadece elini uzattığını görünce sırıtarak hızla elini sıkmıştı.

“Evet, ta kendisi. Sizde kocası oluyorsunuz.” demesiyle gözlerimi devirerek gülmüştüm, korktuğu için Vidus’a yaranmaya çalışıyordu.

“Ta kendisi.” diyen Vidus elini geriye çekerken bakışlarını bana çevirmişti. “Sen istersen arkadaşlarınla ilgilen mia bella, benimde bitirmem gereken bir çizim vardı. Ona bakayım.” dediğinde tek kaşım istemsizce havalanmıştı, hiç sinirlenmiş gibi durmuyordu.

“Eve geçelim o zaman.” dediğimde hep birlikte eve geçtiğimizde Vidus dudaklarını saçlarıma bastırmıştı.

“Ben üstteyim güzelim.” dedikten sonra Kuzey’e son kez baş selamı verip yanımdan ayrıldığında kaşlarım çatılmıştı.

Merdivenlere doğru yönelen adımlarıyla bir süre arkasından şaşkınca bakakalmıştım, bir şey söylemeyecek miydi? Kuzey’in neden burada olduğunu sorup sinirlenmeyecek miydi? Tabi ki bunu yapmasını istemiyordum, sonuçta Kuzey sadece arkadaşımdı ama bu hali her zamankinden oldukça farklıydı.

“Siz salona geçin, ben geliyorum.” dedikten sonra hızla peşinden ilerlediğimde Kuzey ve Nilüfer’de salona geçmişlerdi.

Adım seslerimi duymuş olacak ki merdivenin ortasında duraksayan adımlarıyla omzunun üstünden bakışları bana dönmüştü. Hızla yanına vardığımda önüne geçerek ondan birkaç basamak üste çıktım, bu şekilde daha iyi göz kontağı kurabiliyordum.

“Bir şey mi oldu mia bella?” diyen sesiyle hafifçe yutkunmuştum.

“Niye bir şey demedin?” dediğimde tek kaşı anlamadığını belli edercesine havalanmıştı. “Yani Kuzey için.” dedikten sonra hızla toparlamaya çalışmıştım. “Tabi ki dememen daha iyi, sonuçta sadece arkadaşım ama yani merak ettim.” dememle hafifçe güldüğünde kaşlarım çatılmıştı, gülecek ne vardı ki şimdi?

“Çünkü onun ilgisini çeken cinsiyet sen değilsin mia bella.” demesiyle gözlerim irileşmişti.

“Kuzey gay mi?” diyen şok içinde sesimle Vidus’un dudakları daha çok kıvrılmıştı.

Yavaşça başını olumlu anlamda salladığında bir süre sessiz kalmıştım. Kuzey eşcinseldi ve ben bunca sene anlayamamış mıydım? Gerçi şimdi düşününce her şey rayına oturuyordu. Hiç yanında yakınlaştığı bir kadın görmemiştim, hatırı sayılır bir yakışıklılığı olmasına rağmen kadınlarla sadece arkadaş oluyordu. Demek ki sebebi buydu…

“Bilmiyor muydun?” diyen sesiyle başımı hafifçe olumsuz anlamda salladım.

“Hayır, hiç bahsetmemişti. Sen nasıl öğrendin?” dediğimde dudakları bilmiş bir şekilde kıvrılmıştı, bir eli yanağımı bulurken hafifçe okşadığında ateş bakışları gözlerimdeydi.

“Yakınında olan herkesi araştırırım mia bella, konu sen olduğunda ihtimallere yer veremem.” demesiyle kalbim sıcacık olurken benimde dudaklarımda istemsizce bir sırıtış oluşmuştu. “Ayrıca ben her şeyi bilirim serçem, bunu daha öğrenemedin mi?” demesiyle gözlerimi devirerek hafifçe gülmüştüm.

“Bende egon ne zaman konuşacak diyordum.” diyerek güldüğümde o da gülmüştü.

“Doğru olmadığını söyleyebilir misin?” derken aramızdaki birkaç basamağı çıkarak aramızdaki boşluğu kapatıp belime sarılan boştaki eliyle beni kendisine çekmesiyle kollarım hızla boynuna sarılmıştı.

“Ne haddime kralım, siz en iyisini bilirsiniz.” diyen cilveli sesimle yüzümü ona biraz daha yaklaştırdığımda burnunu hafifçe yanağıma sürterek boynuma kaymıştı.

“Haşa, en iyisini kraliçem bilir.” diyerek boynuma minik bir öpücük bıraktığında dudaklarımdan küçük çaplı bir kıkırtı dökülmüştü.

“Artık süper güçlerin olduğunu falan düşünmeye başlayacağım, yoksa bu kadar her şeyi bilmen mümkün değil.” dediğimde o erkeksi gülüşü kulağımda yankılanmıştı.

“Bir süper kahraman olduğumu sanmıyorum mia bella.” derken boynumdan çektiği başıyla bakışları gözlerime tutunmuştu. “Daha çok bu hikayenin kötü adamı olabilirim.

“Diğerlerine nasıl olduğun umrumda değil, sen benim kahramanımsın.” diyerek dudaklarına küçük bir öpücük bıraktığımda belimdeki eli sıkılaşırken beni daha çok kendine yaslamıştı.

Gözlerim ateş bakışlarında takılı kalırken adeta gözlerinin parıldadığını görmüştüm, bir insan nasıl harelerine kadar aşkla bakabilirse öyle bakıyordu ve bu ateşleri her gördüğümde bende daha fazla aşık olmaktan kendimi alıkoyamıyordum.

“İçeridekileri kovmamam için bana tek bir sebep söyle kraliçem.” diyen boğuk sesiyle hafifçe gülmüştüm.

“Çünkü ayıp.” dememle gözleri kısılmıştı.

“Asıl senin beni tek sözünle böyle deli divane etmen ayıp mia bella.” derken yüzü nefes kadar uzağımda duraksamıştı. “Ve bu şekilde içeridekiler zerre umrumda olmaz.”

“O zaman çizimin umrunda olsun. Sabah baktım, hala geçenki çizimi bitirmemişsin.” dediğim sırada dudaklarını hafifçe dudaklarıma sürtmüştü.

“Sen kollarımdayken de çizebilirim.” diyen boğuk sesiyle kuruyan boğazımı ıslatmak için derince yutkunmam gerekmişti.

“Ben yanındayken odaklanamıyorsun.” diye mırıldarken aklımın bir köşesi uzaklaşıp salona gitmem gerektiğini söylese de kalbim ve tüm bedenim nefes dahi almadan onun diğer bir hamlesini bekliyordu.

“Denemekten zarar gelmez.” derken dudaklarıma yaslanan dudaklarıyla hafifçe inleyerek onu daha çok kendine çekmiştim.

Bu ne tür bir açlık bilmiyordum ama ona hiçbir zaman doyamıyormuşum gibiydi. Öyleki bana yaklaştığında yer ve zaman kaybolup gidiyordu, aklım sadece onunla doluyordu. Tüm bedenim ısınıyor, varlığım varlığıyla yanıyordu ama buna rağmen sanki söndürebilecek tek kişiymiş gibi onu daha çok kendime çekip içime hapsetmek istiyordum. Varlığıyla yanmak istiyordum…

“Oha! Bunlar hep böyleler mi?” diyen Kuzey’in sesiyle kaşlarım çatılırken dudaklarım dudaklarından ayrılmıştı.

“Ben sana dedim Niran eski Niran değil diye.” diyen Nilüfer’in sesiyle karşımdaki adam hafifçe gülmüştü, tabi ki o da her şeyi duyuyordu!

“Niran’dan böyle bir libido beklemezdim. Şuna bak, iki saniye ayrı kalamıyor.” diyen Kuzey’le gözlerim aralandığında bakışlarım hızla ateş bakışlarla çakışmıştı. “Bir de bize sevmiyorum ben temas palavraları sıkıyordu, iki saattir adamı vakumluyor.” demesiyle Vidus’un tek kaşı havalanmıştı.

“Demek sevmezdin.” diye mırıldanan Vidus’la ona ters bakışlarımı atarak tam arkada kapının kenarından bizi izleyen iki dangalağa kızacaktım ki hızla dudaklarıma yasladığı dudakları konuşmama engel olmuştu.

“Ya hepsi yalan dolan, sözde ben kimseyi sevmem de diyordu. Şimdi adamı iki saniye görmeyince ortalığı ayağa kaldırıyor.” diyen Nilüfer’le geri çekilmeye çalışsam da enseme sarılan parmaklar beni daha çok kendine yaslamıştı.

Ben burada utancımdan mora dönerken paşam hala bilgi alma derdindeydi, gıcığın tekiydi işte!

“Ama ben dedim ona. Karşına biri çıkar, far görmüş tavşan gibi kalırsın dedim ama dinlemedi.” diyen Kuzey’le eşzamanlı olarak bir şeye vurulma sesi gelmişti. “Ah! Ne vuruyorsun be, deli karı?!” diye bağıran Kuzey’le her ne kadar gülesim gelse de alt dudağımı yavaşça dudaklarının arasına alan adam dikkatimi dağıtıyordu.

“Duyan da her söylediği doğru çıkıyor sanır he, en son sizinkiler sizi bırakıp kaçtı da demiştin.” diyen Nilüfer’le içimden hak vermiştim, Vidus’lar yokken iki saniye susmamıştı.

“Arada bir yanlışlar çıkabilir canım, müneccim boku da yemedik yani.” diyen Kuzey’in yüksek sesiyle ikinci bir vurma sesi duyulmuştu. “Lan vurup durma, olan iki gram da yok oldu senin yüzünden zaten!”

“Ulan bağırıp durma, duyacaklar. Sonra sıkacak topuklarıma diye ağlıyorsun.” diyen Nilüfer’le aynı sırada dudaklarımın arasından süzülen diliyle tırnaklarımı istemsizce ensesine geçirmiştim, kasıklarıma giren ağrıyla kafamı yerli yerinde tutmak çok zordu.

“Yav şimdi boşver onu da bunlar hala ayrılmadılar, nefessiz kalacaklar. Kız birazdan fotosentez yapmaya başlayacak.” diyen Kuzey’le yanaklarım daha çok ısınırken dişlerimi sertçe diline geçirmemle boğazdan gelen kısık hırıltısıyla birlikte geri çekilmek zorunda kalmıştı. “Hayır yani her an ağaçlanıp budaklandığını görebiliriz.”

“Sen dua et de yeğenlerimizin nasıl var olduklarını görmeyelim.” diyerek gülen Nilüfer’le hızla geri çekilip sert bakışlarımı kapının kenarından kafalarını uzatarak bizi izleyen dingillere çevirdim.

“Geçin lan içeri!” diye bağırmamla ikisi de yerlerinden sıçramışlardı.

“Siktir! Basıldık.” diyen Kuzey’le kaşlarım daha çok çatılırken Nilüfer hızla onu yakasından tutup geriye çekmişti. Gözleri irice açılan Kuzey boğazını tutarak geriye çekildiğinde her ne kadar gülesim gelse de bir hayli sinirli olduğum için bunu geri plana atmıştım.

“Niran topuklarımıza sıkmadan kapa çeneni.” diyen Nilüfer’i umursamadan önümde sırıtan adama döndüm.

“Sanırım kanadı.” diyerek sırıtmaya devam etmesiyle gözlerim kısılırken hafifçe omzuna vurmuştum, hala yaraları tam olarak iyileşmediği için sert vurmaya kıyamazdım.

“Sen niye bırakmıyorsun beni? Bak, rezil olduk.” diyen sinirli sesime rağmen sırıtarak tekrar bana yaklaşmıştı.

“Çok özlemişim, bırakamadım. Öpmekte mi suç?” diyen boğuk sesiyle dudaklarıma yaklaştığında heyecandan titreyen bedenime lanet okuyarak tekrardan hafifçe omzuna vurmuştum.

“Deli etme insanı Vidus, bilmiyoruz sanki neden yapıştığını.” diyerek geri çekildiğimde hızla yine yaklaşarak boşluğu kapatmıştı.

“Niyeymiş?” diyen mırıltısıyla bakışlarım dudaklarına kayarken derince yutkunmam gerekmişti, kesinlikle bilerek yapıyordu. Bel altına oynuyordu!

“Vidus…” diyen mırıltımla burnunu hafifçe burnuma dokundurmuştu.

“Hmm! Dinliyorum.” diyen boğuk sesi ayarlarımla daha çok oynarken tekrar derince yutkunmuştum.

“Of! Kafamı bulandırıyorsun.” derken hızla omuzlarından ittiğimde bana izin vererek bir adım çekilmesiyle yanından koşarak geçip salona yönelmiştim ki ardımdan gelen kahkasını duymuştum.

“Şimdilik bırakıyorum ama sadece şimdilik.” diyen sesiyle dudaklarım kıvrılsa da ses etmeden salona girip sertçe arkamdan kapıyı kapatmıştım. Gülüşüm hızla solarken çatılan kaşlarımla karşımdaki ikiliye baktım.

“Yaz kızım, iki kilo çimento.” diyen Kuzey kollarını göğsünde bağlayarak ciddi bir ifadeyle yere bakarken Nilüfer’de sanki elindeki hayali kalemle eline bir şeyler yazıyor gibi yapıyordu. “Yazdın mı kız?”

“Evet evet.” diyerek onu onaylayan Nilüfer’le gözlerimi devirerek çaktırmadan yandaki yastığa uzandım.

“Aynen, yaz kızım. Bir kutu mermi.” dememle ikisininde bakışları bana döndüğü sırada hızla yastığı Kuzey’in suratına fırlatmıştım. “Size ne lan benim ilişkimden?!” diye bağırırken hızla koltuktaki diğer yastığa uzanıp onu da fırlatmıştım.

“Ya biz şaka şey etmiştik Niroşum.” diyen Nilüfer’le hızla diğer yastığa koşup elime aldığımda ikisi de geriye doğru kaçmıştı.

“Şaka öyle mi? Şaka! Ben gülüyor muyum peki?!” derken elimdeki yastığı sertçe Nilüfer’e fırlattığımda kafasına çarpmıştı. “Bir de koca karılar gibi dedikodu yapıyorsunuz ya!” diye bağırırken diğer yastığı elime almıştım.

“Aa! Lütfen, dedikodu değil. Bilgi aktarımı.” diyen Kuzey’le kaşlarım daha çok çatılırken elimdeki yastığı ona attığımda tam zamanında arkasını döndüğü için sırtına çarpıp düşmüştü.

“Seni bilgi aktara aktara döverim Kuzey!” diye bağırdığım sırada Kuzey gülümseyerek bana dönmüştü.

“Ama bak, beni seni çok özlediğim için vurulmak pahasına evine geldim. Yazık değil mi bu hayırlı arkadaşa?” diyen sesiyle yüzümde mimik dahi oynamamıştı.

“O yüzden hiç arayıp sormuyorsun dimi? Götümün hayırlı arkadaşı.” derken nefes nefese kalan bedenimi arkamdaki koltuğa bırakmıştım.

“Kocandan biraz tırstığım için güzel götüm yememiş olabilir, ne var yani? Hem ben bu pembe pantere seni hep soruyorum.” diyerek o da karşı koltuğuma oturduğunda Nilüfer benim yanıma gelmişti.

“Doğru valla, başımın etini yiyip durdu ama topuklarından vurulma korkusu yaşadığı için bir türlü getirememiştim.” demesiyle tek kaşım havalanırken Kuzey’e döndüm.

“Doğru, mafyayla evlisin şimdi. Her an güzel topuklarıma sıkabilirdi.” dediğinde gözlerimi devirmeden edememiştim.

“Şimdi sıkmayacağı ne malum?” dediğimde gülüşü solarken bakışları çevrede gezinmişti.

“Abime mesaj ettim, o gelsin deyince geldik.” diye yanımda mırıldanan Nilüfer’le bu sefer ona dönmüştüm.

“Benim her şeyimi ulu orta serdiniz madem, senin Ulvi’ye yapışmalarını ne yapacağız?” dediğim sırada söylediğim isimle zihnimde bugün öğrendiğim gerçekler çınlamıştı, sahi ona ne zaman söyleyecektim?

“Ne?! İnanmıyorum, skandal!” diye abartılı bir şekilde bağıran Kuzey’le bu sefer de ona dönmüştüm.

“Asıl sana ne demeli lan? Eşcinsel olduğunu ne zaman söyleyecektin?” dememle gözleri irileşirken derince yutkunmuştu.

“Sen…onu nasıl öğrendin ki?” diyerek gözlerini kaçırdığında derin bir nefes alıp arkama yaslandım.

“Ben bir şekilde öğrendim de senin çekinmen gereken bir konu yok Kuzey, ayağımız boktan çıkmıyorken bunu yargılayacak değiliz. Hayatını istediğin gibi yaşayabilirsin, sonuçta senin hayatın.” dediğimde bakışları beni bulurken dudakları tekrardan kıvrılmıştı.

“Ben zaten biliyordum ama Niran haklı, sonuçta senin hayatın.” diyen Nilüfer’le bu sefer ona dönmüştüm.

“Lan biliyordun madem bana niye söylemedin?” dediğimde o da gülmüştü.

“Bazen magazinci olduğumu unutuyorsun Niroş, stalk benim işim.” demesiyle gülerek önüme döndüğümde Kuzey’in de gülerek bize baktığını görmüştüm.

“Teşekkür ederim kızlar, ben bir an için beni yargılarsınız sanmıştım. O yüzden hiç söyleyemedim.” diyen titreyen sesiyle Nilüfer’le bakışlarımız çakışırken ikimizde aynı anda ayaklanıp Kuzey’in yanına giderek ona sarılmıştık.

“Biz hep yanındayız mavi boncuk.” diyen Nilüfer’le bende gülmüştüm.

“İyi ki varsınız be deli karılar.” diyen Kuzey’le hepimiz gülüşmüştük ki gelen öksürük sesiyle Kuzey kollarını hızla bizden çekerek ayaklanıp salonun diğer ucuna kaçmıştı.

Bakışlarım çevrede gezinirken kimseyi görememiştim, kaşlarım çatılırken ayaklandığım sırada bir ses daha duyuldu.

“Böyle daha iyi.” diyen cızırtılı sesle dudaklarım kıvrılırken gülmeden edememiştim, demek ki kameranın ses özelliği de vardı. Bunu bildiğim iyi olmuştu.

“Tövbe haşa, adam cin oldu.” diyen Kuzey hızla ellerini kaldırıp dua okumaya başladığında Nilüfer’le kahkaha atarak gülmeye başlamıştık…

~~~~~~~~

Vidus Arjin Karsoylar…

Çizimi yaparken bir yandan da bilgisayardan alt kattaki serçemi izliyordum, sesini duymam bile daha iyi odaklanmamı sağlarken onu izlemek bende bağımlılık yapan başka bir yönüydü. Çizimin son aşamalarını kontrol ederken bakışlarım yine ekrana kaydığında bir şeyler içtiklerini görmüştüm, o Kuzey denen hergele ise serçemin en uzağında kalan koltukta oturuyordu. Aferin, erken öğreniyordu.

Eşcinsel olduğu için çok takılmıyordum konuşmalarına ama yine de sabrımı zorlaması onun için hiç iyi olmazdı. Bu uzaklık gayet iyiydi. Ayrıca kaldı ki her ne kadar onu araştırmış olsamda ve sadece normal biri çıkmış olsada ihtimalleri kafamdan def edemiyordum. Her türlü kötü senaryo bir bir kafamın içinde dönüp duruyordu ve iş böyleyken o aşağıda bir yabancıyla oturduğu sırada ben onu izlemeden işime asla odaklanamazdım. Güvende olduğunu bilmem gerekiyordu.

Bu Cengo işi ise tamamen karmaşıktı. Yukarı çıktığım sıralarda Ulvi’yi arayıp sormuştum, bıraktığında zar zor nefes aldığını ve korumalara öldüğünde bir ormana bırakmalarını söylediğini söylemişti. Eğer düşündüğüm gibi o itin arkasında da Murat varsa yaşaması olağandı. Belki de o zamandan beri korumalarım arasında adamı vardı ve Cengo itini Murat’a elleriyle teslim etmişlerdi ya da her şey bir kurmacadan ibaretti. Cengo yaşamıyor da olabilirdi, hepsi sadece birer ihtimaldi.

Tekrar çizime döneceğim sırada serçemin salonda olmadığını fark etmiştim, kaşlarım hafifçe çatılırken tam mutfağın kamerasına geçiyordum ki tıklatılan kapımla dudaklarım kıvrıldı. Hemen ardından yavaşça aralanan kapıyla önce aşık olduğum saçları görünürken sonrasında derin okyanusları bana dönmüştü.

“Kahve getirdim sana.” diyen sesiyle içimdeki yangınlara bir yenisi daha eklenirken kalbim sertçe göğsüme çarptı. O tatlı sesiyle ruhum hızla ısınırken derince bir nefes alıp arkama yaslandım.

“Teşekkür ederim mia bella.” dediğim sırada hızla içeri girip elindeki kahveyle yanıma doğru adımlamıştı.

“Aslında senin sevdiğin gibi sade yapmıştım ama tadına bakınca biraz acı geldi, o yüzden azıcık vanilya şurubu eklemiş olabilirim.” diyerek kahveyi masanın köşesine bıraktığında dudaklarım daha çok kıvrılırken daha fazla dayanamayıp belinden yakaladığım gibi onu kendime çekmiştim.

“Dudaklarının dokunduğu hiçbir şeyin acı olma ihtimali yok mia bella.” derken onu bacaklarımın arasına hapsederek çenemi göğsüne yaslayıp o güzel yüzünü izlemeye başlamıştım.

“O aşağıdaki hareketini bu tatlılıklarla unutturabileceğini düşünüyorsan daha çok beklersin.” demesiyle gülerek burnumu boynuna yaslayıp o tatlı kokusundan derin bir nefes aldım, işte artık cennetteydim. Geri kalan her şeyin canı cehennemeydi, burada olduğum sürece hiçbir sorun umrumda olamazdı.

“Hmm! Bir kere daha öpsem peki?” diye mırıldanmamla hızla aldığı soluğunu ve elimin altında titreyen narin bedenini hissetmiştim. Etkilenmişti ve bu hali bile beni tahrik etmek için oldukça yeterliydi.

“Çocuklar hala aşağıda Vidus, uslu dur.” demesiyle dudaklarımı boynuna bastırırken elimi bilgisayara uzattım.

“Kovabilirim.” dememle hızla elimi yakalayıp geri çekmişti.

“Dur Vidus, zaten çocuğun az önce aklı çıktı. Seni hala cin sanıyor.” diyerek gülmesiyle hafifçe geriye çekilip gülüşünü izlemiştim, nefes aldığımı hissederken öylece gülüşünü izledim bir süre. “Ha bir de topuklarına sıkacağını sanıyor, insanlar üstünde ürkütücü bir etkin var.” demesiyle bende hafifçe gülmüştüm.

“Sana zarar vermeyi aklından bile geçirirse bu kadar kolay kurtulması imkansız mia bella.” dediğimde kolları boynuma sarılırken bir eli saçlarıma daldığında tıpkı bir kedi gibi mırıldanmamak için kendimi zor tutmuştum, her bir dokunuşu beni kendimden geçiriyordu.

“O zarar verecek biri değil hayatım.” dediğinde gece boyunca uyanık kalan bedenim elinin altında iyice mayışmaya başlamıştı.

“Bir erkeği savunduğun kısmını duymazdan geliyorum.” diyerek başımı tekrardan göğsüne yasladığımda kalp atışları kulağıma ninni gibi geliyordu.

“Gece hiç uyumadın değil mi?” diyen sesiyle ona daha sıkı sarılmıştım.

“Galiba.” diyen boğuk sesimle gözlerim daha çok kapanırken başımın üstünde sıcak nefesini ve dudaklarını hissettiğimde dudaklarım kıvrılmıştı.

“Aşağıdakileri gönderip geliyorum, sende o zamana kadar çizimine bak. Gemiyi bekleyen kişi ağaç oldu.” diyerek tekrar dudaklarını bastırdıktan sonra geri çekildiğinde mecburen gitmesine izin vermiştim.

Esnerken hızla kapıya doğru koşup aşağıya inişini izlemiştim, kadınımın varlığı kesinlikle yaşama sebebimdi. Aksi konuşulamazdı bile. Tekrardan esnerken gözlerimi ovuşturarak çizime döndüğümde hızlıca bir kontrol etmiştim, bittiğine kanaat getirdiğim sırada çalan telefonumla bakışlarım ekrana kaymıştı. Arhan arıyordu, hızla cevaplayarak kulağıma yasladım.

“Bir şey mi buldun?” dedim hızla konuşmasına izin vermeden.

“Kadın doğru söylüyormuş Vidus, gerçekten Murat’la evliymiş ve kızının yeni doğduğu sıralarda boşanmışlar, hemen ertesi günü ise kadının evine baskın yapılmış ve kızı kayıtlara öldü olarak geçmiş.” dediğinde düşünmeye başlamıştım, Ulvi’yi kaçırdıkları gibi onu da kaçırmış olmalılardı ama neden Türkiye’ye yollamıştı?

“DNA testinin sonucu çıktı mı peki?” derken kahvemden büyükçe bir yudum almıştım. Neva hanımın saçından ve gizlice tarağından aldığım serçemin saçlarından götürmüştüm.

“Çıktı.” diyerek derin bir nefes aldığında ben tam aksine nefesimi tutup beklemiştim. “Pozitif kardeşim, Niran onların kızı.” demesiyle tuttuğum nefesimi bırakmıştım.

Bir ihtimal belki aksi olur diye beklemiştim ama görünen gerçeklerden yine kaçamamıştım, sevdiğim kadın gerçekten kardeşim dediğim adamın ölen kız kardeşiydi…

“Sağol Arhan.” derken elimdeki kahveyi masaya bırakmıştım.

“Kafana takacağın bir durum yok, Ulvi’nin de bu duruma sevineceğine eminim. En azından Ömer gibi bir kardeşi açığa çıkmadı.” demesiyle hafifçe gülmüştüm.

Ömer dediği adam babasının diğer oğluydu ve bu adam aynı zamanda karısının da başka anneden bir kardeşiydi. Yani Arhan ve Lavinia’nın kan bağları yoktu. Ömer, Arhan’ın babasının ve Lavinia’nın annesinin ilişkisinin boktan bir eseriydi. İşleri çok karmaşıktı ve böyle düşününce kendi halimize şükretmek istemiştim. Ömer denen it şerefsizin tekiydi ve bildiğim kadarıyla Lavinia onu hapse tıkmıştı.

“Sanırım buna şükretmeliyim.” diyerek güldüğümde o da gülmüştü.

O esnada ağlayan bir bebek sesiyle hızla vedalaşarak telefonu kapatmıştık ama benim aklım hala bebekteydi. Elinde her gördüğümde bir yanım onun için çok mutlu olsada diğer bir yanım kıskanmadan edemiyordu, böyle bir felaketin içinde bile serçemin tıpkısı bir çocuğum olmasını istemem çok mu garipti? Neyse ki bende çok normal sayılmazdım.

Tam o sırada titreyen telefonumla eşzamanlı olarak serçem içeri girmişti ki bakışlarım gelen mesaja kaymıştı.

Başkomiser Melih: Konuşmamız lazım, karınla ilgili. (16.04)

Kaşlarım çatılırken telefon tekrar titrediğinde konum olduğunu görmüştüm, bu da neydi şimdi? Konuma girdiğimde evime yakın bir sahil kenarında olduğunu görmüştüm, çokta ıssız bir yer sayılmazdı. Herhangi bir oyun gibi durmuyordu ama yine de gerilmeden edememiştim, beni evden çıkarmak için bir komplo olabilir miydi?

“Ne oldu hayatım? Bir sorun mu var?” diyen serçemle yavaşça ayaklanarak ona döndüm.

“Şu geçenki başkomiser çağırıyor, bir şeyler söyleyecekmiş.” dediğimde onunda kaşları çatılmıştı.

“Niye çağırıyor ki şimdi?” diyen tedirgin sesiyle elimi beline yaslayıp hızla kendime çektim.

“Bir sorun yok mia bella, Baran konusunu konuşmak için çağırıyordur.” desemde bakışları hala değişmemişti.

“Bende geleceğim o zaman.” dediğinde kaşlarım hafifçe çatılmıştı.

“Hayır mia bella, bugün yeterince yoruldun zaten. Hem evde güvende olmana ihtiyacım var, her ne kadar sorun olmasa da seni ihtimaller dahilinde bile tehlikeye atamam.” dediğimde tam itiraz etmek için konuşacaktı ki dudaklarımı hızla dudaklarına yasladığımda duraksamıştı. “Hayır dedim mia bella, konu kapandı.”

Hala dudaklarının üzerinde duran dudaklarımla nefesi yüzüme çarparken elleri sıkıca kollarıma tutunmuştu. Bu durumda kalınca itiraz edemediğini keşfetmiştim ve kullanmaktan hiç çekinmiyordum, dudaklarına yakın olmak oldukça işime geliyordu.

“Korumalardan yanıma alacağım, merak etme.” derken dudaklarına küçük bir öpücük bırakmıştım. “Hem yarın akşam için sana bir sürprizim var, belki yokluğumda bunu tahmin etmeye çalışırsın.”

“Ne sürprizi?” diyen mırıltısıyla hafifçe geri çekilip güzel gözlerine baktım.

“Sürpriz söylenir mi mia bella?” dedikten sonra iki yanağına da dudaklarımı bastırmıştım. “Sen güzel güzel dinlen, bende birkaç saate yanında olacağım.” diyerek son kez dudaklarına küçük bir öpücük bırakıp zor bela ondan ayrılarak yatak odasına geçmiştim.

Hızlıca üzerime siyah bir takım geçirdikten sonra siyah kabanımı da alıp yatakta oturan serçeme döndüğümde dudaklarını büzerek kollarını göğsünde bağlamıştı. Sanırım bu bir tür trip haliydi ama bende daha çok onu yeme isteği uyandırmıştı, kesinlikle tehlikeli sularda yüzüyordu.

“Hemen döneceğim serçem, yemin ederim.” diyerek önünde diz çöktüğümde tedirginlik ve korku dolu bakışları gözlerime tutunmuştu.

“Silahını aldın mı?” diyen mırıltısıyla onu arkasındaki yatağa yatırmak isteyen tarafımı zor bela sakinleştirip üstümdeki ceketimi iki yana ayırmıştım, gömleğin üstüne giydiğim deri kayışlarda iki silah takılıydı. “Güzel.” diyen sesiyle daha fazla dayanamayıp ona yaklaşarak dudaklarımı dudaklarına bastırdım.

“Ben gelene kadar uslu uslu evde oturup beni bekle mia bella, dışarı çıkmak yok.” diyerek son kez dudaklarımı bastırıp geri çekilirken burnumu burnuna dokundurmuştum. “Peşime takılmak asla yok.” dediğimde oflayarak geri çekilmişti.

“Tamam, takılmayacağım peşine ama sende hasar almadan döneceksin.” dediğinde kıvrılan dudaklarımla ayaklandım.

“Korkma mia bella, bana kimse zarar veremez.” diyerek son kez doyasıya ona baktıktan sonra arkamı dönüp evden ayrılmıştım.

Kısa bir süre içinde attığı konuma vardığımda bakışlarım çevrede gezinmişti ki bankta tek başına oturduğunu gördüğüm adamla hızla yanına ilerledim. Tek kelime etmeden tepesinde dikildiğimde bakışları yavaşça bana dönmüştü, düşünceli gibi bir hali vardı.

“Hoşgeldin, otursana.” dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı.

“Gerek yok, konuş.” dedim sert bir sesle.

“Peki, hemen sadede gelelim.” derken elini cebine soktuğunda çevreye konuşlanan korumalar hareketlenmişlerdi ki çıkardığı flaş bellek ile elimi kaldırarak onları durdurdum.

“Ne bu?” dedim yine aynı sert tonla.

“Baran’ın Murat denen biriyle olan konuşması.” derken flaş belleği bana uzatmıştı. “Sanırım bu adam karının babası ve onu öldürmek istiyor, dikkat etmen için getirdim.” demesiyle belleği elinden almıştım.

“Sağol ama anlamadığım bir detay var, neden bana yardım ediyorsun?” dediğimde dudakları kıvrılırken üstündeki deri ceketini çekiştirerek ayaklandı.

“Her mecrada sana iyilik borcu olan birilerinin olması iyidir, insanı canlı tutar.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı. Aslında iyi bir bakış açısıydı, sevmiştim ama yine de kimsenin bana racon kesmesine izin vermezdim.

“Kafes dövüşünü neden bıraktın Melih?” dememle gülüşü solarken şaşırdığını belli etmemeye çalışmıştı ama bariz bir şekilde sinirlenmişti.

“Lisanslı bir dövüşçü olmamı istediler.” diyerek gülümsediğinde bariz bir şekilde yalan söylediğini anlamıştım ama irdelemedim.

“Neden olmadın?” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.

“Birini yumruklarımla öldürebilme gücüm varken neden bunu engelleyeyim?” dediğinde benimde dudaklarım kıvrılmıştı, bu adam sahiden benim kalemimdi.

“Polis olman engellememiş hali mi?” dediğimde tekrardan gülmüştü.

“O görünen tarafıdır belki de, Diavolo.” demesiyle onun aksine benim dudaklarım daha çok kıvrılmıştı, demek ki tek araştıran ben değildim. “Baran’ın cesedini ver, intihar deyip kapatalım. Savcılık işin içine girerse suç üstüne kalabilir.” dediğinde hafifçe gülmüştüm.

“Üzgünüm amirim ama o çoktan uçtu.” dememle kaşları çatılmıştı. “Kimse bulamaz yani, merak etmeyin.” dedikten sonra bakışlarım elimdeki belleğe dönmüştü. “Bunun içinde tekrardan teşekkürler, unutmayacağım.”

Sözlerimin ardından hızla arkamı dönüp arabama ilerlerken korumalar da saklandıkları yerden çıkıp peşime takılmışlardı…

~~~~~~~~~

Yazar anlatımından…

Murat sinirle oturduğu yerden bacağını sallarken gerginlikten orta yerinden çatlamak üzereydi. O Baran salağına gerçekleri söyledikten hemen sonra ulaşamaz olmuştu, normalde en azından çalan telefonları bile artık çalmıyordu. Kendisine ihanet edilmiş olma düşüncesi bile Murat’i delirtirken karşısındaki adama döndü.

“Bir haber var mı?” diyen Murat’la adam kafasını olumsuz anlamda sallamıştı.

“Maalesef efendim.” diyen sesiyle Murat sertçe elini masaya çarptı.

“O zaman ne işin var karşımda? Defol!” diye haykıran Murat’la koruma hızla dışarı çıkarken açtığı kapıdan başka biri girmişti.

Elindeki bastonu ve aksayan adımlarıyla içeri girip kendine koltuğa bıraktığında Murat’ın sert bakışları onu bulmuştu.

“Neredesin sen? Kimseye görünmeyeceksin dedikçe götün mü kaşınıyor senin?!” diye bağıran Murat’la adamın bakışları ona döndü.

“Sakin ol ihtiyar, buradayım işte.” diyerek sırıtan adamla Murat içinden sabır çekmeye başlamıştı, işine yarıyor olmasa kurtardığı gibi gebertmesini de bilirdi.

“Sen durumun farkında mısın lan? Baran yok, ya gidip her boku öttüyse?” diyen Murat’in sert sesiyle adam oflayarak arkasına yaslanıp gözlerini kapadı.

“Ötmüşse ötmüş, bize ne? Kızın her koşulda ölecek zaten.” demesiyle Murat sinirle ayaklanmıştı.

“Bana ne lan ondan?! Don üstüne basa basa emretti kimse duymayacak diye, ayrıca sen Vidus’un kim olduğunu unuttun sanırım.” diyen Murat’la adamın gözleri hızla aralanırken sert bakışları Murat’a döndü.

“Unutmam ne mümkün.” diyen mırıltısıyla Murat başını olumlu anlamda sallar.

“O zaman sıkça kendine bunu hatırlat, çünkü eğer o Baran salağı öttüyse Don’un başıma çökmesi an meselesidir ve ben yanarsam senide zevkle yakmadan bırakmam.” diyen Murat’la aynı anda kapı tıklatıldığında Murat’ın bakışları kapıya döndü. “Gir!” diyen gür sesiyle içeri elinde üzeri hediye paketi yapılmış bir kutu tutan hizmetçi girmişti.

“Kutu sizeymiş efendim.” diyen kızla Murat’ın kaşları çatılırken bir kıza bir kutuya baktı, zehirli olabilirdi.

“Sen aç.” diyerek masadaki rakı bardağına uzanıp büyükçe bir yudum almıştı, bakışları ise kızdaydı. Güzel bir şeye benziyordu, belki de gecenin geri kalanında biraz rahatlayabilirdi.

O esnada kutuyu açan kızın çığlığı odada yankılanırken elinden düşürdüğü kutu yan dönmüştü ve içinden çıkan kesilmiş kafa yuvarlanarak Murat’ın önüne geldiğinde Murat tuttuğu bardağını sıkıca kavradı. Bakışları önündeki Baran’ın kesilmiş kafasından bir an olsun ayrılmazken içindeki öfkesi büyüyerek mantığını bile yok etmişti, her ne kadar umrunda olmasa bile kimse maşasını ondan alamazdı. Hemde hiç kimse!

Bakışları Baran’ın alnına yapıştırılmış nota kaydığında hızla eğilip almıştı, sinirleri daha çok gerilirken kâğıt parçasını yumruğunun içine hapsetti.

‘Tik tak. Zaman doldu Murat…’

Elindeki bardağı sertçe duvara fırlatırken haykırışıyla ağlayan hizmetli odadan hızla kaçmıştı ama şu an o Murat’ın en son umrunda olan şey bile değildi. Elleri sertçe saçlarına giderken artık onun için son damla olmuştu, her şey buraya kadardı. Artık hakettiğini alma zamanı çoktan gelmişti.

“O orospu çocuğunu da, tüm ailesini de geberteceğim!”

Murat’ın haykırışı odada yankılanırken oturan adam ise kıvrılan dudaklarıyla yerinden doğrulmuştu, asıl eğlence şimdi başlıyordu…

~~~~~~~~~

Vee bölüm sonuu!!!

Yine duygudan duyguya geçtiğimiz bir bölüm oldu ha ne dersiniz???

Vidus’umun Niran’ın aklını dağıtmak için uğraşları beni benden aldı, şimdi bu adam nasıl istenmez kiiii?!!!!

Peki ya sondaki Vidus’un jesti, sanırım Baran cidden uçmuş… :)))

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Murat kiminle konuşuyordu???

Sizce Melih bize niye yardım ediyor???

Ve son olarak sizce Vidus her şeyi öngörebilir mi???

Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.

Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

3 yorum