~Bölüm Şarkıları~
Sena Şener~Teni Tenime
Zeynep Bastık~Sana Bayılıyorum
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalım canlarımmm???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERR VE YORUMLARR atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!!
Bu arada wp kanalına da gelmenizi öneririm, kitaplar hakkında konuşurken oldukça eğleniyoruz…
Bir de size küçük bir öneri, eğer oruç tutuyorsanız bölümü iftardan sonra okuyabilirsiniz. :)
“Bir sana, bir havana bayılıyorum. Sanki fırtınada çiçek gibi dağılıyorum. Yoksan eğer yaraları saramıyorum, derdine bayılıyorum… Senden başka bir bela aramıyorum, sana bayılıyorum…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~
Yazarın anlatımından…
Elindeki her şeyini kaybetmiş bir çocuk nasıl hissederse tam olarak öyle hissediyordu, öfkeli ama bir o kadar üzgün. Sebep arıyordu kendince, o adamda olup kendinde olmayan ne var diye sorguluyordu ama bulamıyordu. Her ne kadar hala kendini kandırmak istese de ne yazık ki artık emin olmuştu, işin içinde ilaç söz konusu değildi. Sevdiği kadın başkasını seviyordu…
Bakışlarını elindeki çalan telefonda gezdirdi, hiç açası yoktu ama mecburdu. Dünden beri defalarca kez aramayı reddetmişti ama daha fazla erteleyemezdi. Arayan kişiye yaşananları anlatmak zorundaydı, tabiki dün yediği dayak hariçti. Çünkü sevdiği kadın haklıydı, bir kadından dayak yemesi hoş karşılanmazdı. Hatırladıkça tekrar sinirlenmeden edemedi, sahi bir kadından nasıl dayak yiyebilmişti? Bu kadar mı acizdi?! Sinirle cevapladığı telefonu kulağına yasladı.
“Güzel haberlerini duymak isterim Baran.” diyen Murat’la Baran derin bir nefes alırken bir eli dünden beri hala zonklayan başına gitti.
“Maalesef abi, yine kurtulmayı başardı.” dedi Baran kısık bir sesle, belki de üzgün olduğu anlaşılsın istedi. Hayatında bir kişi bile onu fark edip sorsun istedi.
“Ne demek kurtuldu Baran? Bütün oklar onu gösterirken nasıl elinden kaçırırsın?!” diye bağıran Murat’la Baran’ın dudakları hafifçe kıvrıldı, tam da tahmin ettiği gibi yine kimsenin umrunda değildi.
“Adam her türlü işin içinden sıyrılmayı başarıyor, içeri attırıp öldürmekten başka bir yol bulmalısın.” derken yerinde dikleşti Baran. “Ayrıca senin şu kıza uyuşturucu verdi lafında düpedüz yalan, oldukça aklı başındaydı.”
“Ben yalan söylemem evlat ama diyelim ki yanıldık, o zaman öncesinde de karar verdiğimiz gibi en yakın zamanda onu da öldüreceksin.” diyen Murat’la Baran derin bir nefes daha alıp düşündü, sevdiği bir kadını başkasıyla görmektense öldürmeyi seçebilir miydi? Kararsızdı.
“Sen neden bu kızın ölmesini bu kadar istiyorsun? Söyle artık, o adam geberdikten sonra sıradan bir kızın sana ne zararı olacak?” dedi Baran defalarca kez sorduğu soruyu yine tekrarlayarak, çünkü artık cevapsız kalmaktan çok sıkılmıştı.
“Çünkü söz verdim ve ben sözümü tutarım evlat, tıpkı seni koruyacağıma dair verdiğim söz gibi.” dediğinde Baran’ın kaşları çatılmıştı. Bu sefer cevap vermişti ama bu sadece daha fazla soruyu açığa çıkarmıştı.
“Kime söz verdin?” diye sordu Baran şüpheli bir sesle, Elvin’i öldürmesini kim istemiş olabilirdi ki? Don mu bu emri vermişti?
“Annesine, benden giderse hiçbirini yaşatmayacağımı söyledim ve ben er ya da geç sözümü tutarım.” demesiyle Baran düşünmeye çalışmıştı ama anlam veremiyordu.
“Onun annesi de başka bir adamı seviyordu ve onun çocuğunu doğurduğu için mi?” diyen Baran’la Murat hafifçe gülmüştü.
“Benden başkasının çocuğunu doğurmasına izin verir miyim sanıyorsun evlat?” dediğinde Baran’ın gözleri yaşadığı şokla irileşirken hızla oturduğu yerden ayaklandı.
“Elvin senin kızın mı?” diyen şok içindeki sesiyle ne düşüneceğini şaşırmıştı fakat anlamadığı bir detay daha vardı, bunca zamandır söylemediği halde neden şimdi söyleme gereği duymuştu?
“Maalesef.” diyen Murat’la Baran birkaç saniye ne diyeceğini bilememişti.
“Sen kendi kızını mı öldürmeye çalışıyorsun?” diye sorarken Baran’ın bile kanı donmuştu, Murat abisinin kötü biri olduğunu biliyordu ama bu kadarını tahmin etmemişti.
“Severim de, öldürürüm de. Kan benim değil mi Baran, sana ne?!” diyen gür sesiyle Baran yutkunarak sessiz kaldı. “Bunları bana hesap sor diye değil, yanımda ol diye anlattım. Düşmanımla evlenen bir kızı sırf kanım diye affetmem evlat, hem de bu kız benim evladımı yarı yolda bırakıp üzmüşken.” demesiyle Baran’ın dudakları kıvrılırken kendini sandalyesine bırakmıştı.
Evladım demişti ona, üzüldüğünü sonunda biri fark etmişti. Murat abisinin onu sevdiğini bilirdi, sonuçta onu küçük yaşta yanına alıp polis olabilmesi için okutmuştu ama yine de bunu çok dillendirmezdi fakat şimdi farklıydı. Baran ilk kez yanında birisinin olduğunu hissetti ve bu kişi yine Murat abisiydi.
“Beni istemediği için mi ölmesini istedin?” dedi Baran umutlu bir sesle, öyleki o an sevgisi bile umrunda değildi.
“Ya ne sandın evlat, tek sebebi annesine verdiğim söz olsa bu zamana kadar çoktan ölmez miydi? Ama seni üzmesi çizgiyi aştı, artık sözümü tutmanın zamanı geldi.” dediğinde Baran’ın dudakları daha çok kıvrılmıştı, birinin önemsemesi onu öyle çok sarhoş etmişti ki kalbindeki sevgisinin varlığını bile unutmuştu.
“Sen nasıl istersen abi.” dedi Baran umutlu bir sesle.
“Şimdi seni eğitip polis yaptığım için beni pişman etme ve bir işe yara evlat. Ya onları içeri tık ya da dışarda işlerini bitir, güzel haberlerini bekliyorum.” diyen Murat’la aynı anda kapı sertçe açıldığında Baran’ın bakışları hızla içeri dalan Melih’e kaymıştı.
“Tamam abi, konuşuruz sonra.” diyen Baran hızla telefonu kapatıp ayaklandı. “Buyurun başkomise…” derken sözü yanağına yediği sert bir yumrukla kesilmişti.
“Sana ne dedim lan ben?! Kimsinde bir kadına istediği dışında sahip olmak istersin sen?! Ne sanıyorsun lan kendini, amın oğlu?!” diye bağıran Melih sertçe diğer yumruğunu da Baran’ın yüzüne geçirdiğinde düşmeden yakasından tutup tekrar havaya kaldırdı.
“Amirim…ben…” diye konuşmaya çalışan Baran’la Melih’in bir eli sertçe boynuna sarılıp onu arkasındaki duvara sabitlerken diğer eli de masanın altına taktığı ses dinleme cihazını çıkartıp göz hizasına kaldırdı.
Baran’ı, Vidus’u almaya yolladıktan sonra odaya ses dinleme cihazı takmıştı ve dünden beri konuşulan tüm her şeyi duymuştu. Elvin’le olan konuşmaları ve az önceki Murat abi denen adamla olan konuşması da buna dahildi. Murat her kimse Elvin Karsoylar’ın babasıydı ve kendi kızını öldürmek istiyordu, Melih’in artık her şeyden haberi vardı.
Kadınlar her zaman Melih’in kırmızı çizgisi olmuştu, çünkü kendi annesi gözleri önünde öldürülen bir çocuktu. Sonraki hayatında hiçbir kadına zarar gelmemesi için ise yemin etmişti ve bunun için gerekirse ölürdü de, öldürürdü de. Umrunda değildi.
“Sen ne lan, sen ne?!” diye haykırırken ses dinleme cihazını avucunun içine hapsedip yumruk yaptığı elini sertçe tekrardan Baran’ın yüzüne geçirmişti. “Seni uyardım sikik herif, bu konunun altından sen çıkma dedim!” derken tekrar yumruğunu geçirdiğinde bu sefer yere yapışmasına izin vermişti. “Dua et mimliyim de o boktan canını ben alamıyorum.” derken sessizce Baran’ın duyamayacağı şekilde mırıldandı. “Ama yapanı bulurum.”
Geriye doğru bir adım attıktan sonra alttan kanayan burnunu tutan adamı gördüğünde sinirleri daha çok gerilirken sertçe karnına bir tekme atıp geri çekildi. Öfkesi bu kadarla geçmeyecekti ama başka şansı yoktu, buraya gönderilme sebebi bile aslında birini öldürdüğü için bir tür cezayken şimdi tekrar bunu yaşayıp işinden atılmayı göze alamazdı. Yapılacak tek bir yol vardı.
“Pılını pırtını topla ve siktir git, meslekten men edildin.” diyerek hızla arkasını döndüğü gibi odayı terk eden Melih’in öfkeli bakışları çevresindeki polislere dönerken cebinden tesbihini çıkartıp sıkıca yumruğun içine hapsetti. “Bana Vidus Arjin’in numarasını bulun, hemen!”
~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Yüzümdeki gülüşüm yavaşça solarken dişlerimi kamaştıran ölüm hissinin gözlerime yansımasına izin verdim. Bana bakan korku dolu gözleriyle hızla çevresine bakınmıştı, sahiden kapısında hala dikilen polislerin olduğunu mu sanıyordu? Üstelik görevden atılmışken!
Arhan’ın evinden çıktıktan sonra yoldayken bir mesaj almıştım fakat mesajın içeriğinden çok atan kişi beni şaşırtmıştı, bunu gerçekten beklemiyordum. Adamın gözlerindeki korkusuzluğu görmüştüm ama yine de bir polisten bu kadar cesur olmasını beklemezdim, beni yanıltmıştı ve bu yüzden kesinlikle gözüme girdiğini söyleyebilirdim. Onu araştırmam ve yanıma almam için bana sebep vermişti, o esnada mesajlar tekrar zihnimde çınladı.
0567*******: Ben Melih başkomiser, dün tanışmıştık. (23.34)
0567*******: Baran işinden kalıcı olarak atıldı, gerisi sende. Oyun yok. (23.34)
Vidus: Merhaba amirim, tanıştığımıza çok memnun oldum. :) (23.45)
Bu konuşmanın üstünden iki saate yakın geçmişti ve Baran’ın evindeydim. Söylediğinin aksine oyun mu yapmıştı bilmiyordum ama hayatımda nadir de olsa yaptığım gibi hislerime güvenmiştim, o adam oyun oynayacak birine benzemiyordu. Kaldı ki bu beni yakalatmak için bir oyun olsa bile buna değerdi, sevdiğim kadının tenine zarar verecek kadar ona sertçe dokunan birine nefes aldıracak değildim.
Aklıma gelen detayla sinirlerim daha çok harlandı, üzerini değiştirirken gördüğüm morartıyla deliye dönmüştüm. O sikik kim oluyordu da benim kadınıma dokunması yetmezmiş gibi bir de morartabiliyordu? Ölüm fermanını zaten imzalamıştı, bu hareketi ise kanıyla mühürlemesini sağladı.
Araya Neva Hanım’ın olayı girmeseydi meslekten atılması umrumda bile olmadan onu gebertmek için zaten gelecektim, bu olay sadece işimi biraz daha kolaylaştırmıştı ama aynı zamanda sinirlerim daha da gergindi. Arhan’a durumu araştırmasını söylemiştim ve beklemekten başka çarem olmamasından nefret ediyordum. İşte tam olarak o yüzden buradaydım, sinirimi atmak için…
Bakışları çevrede gezinirken kaçacak bir yol aradığı belliydi, çünkü yüzüme vuran ay ışığından dolayı kim olduğumu biliyordu ve tabiki de malum sonunu anlamıştı. Yavaşça ayaklandığım sırada elimdeki kibrit kutusunu cebime atıp cam parçalarının üzerinden ona doğru adımladım, gözleri korkuyla irileşirken hızla yatağın diğer tarafından ayaklanarak kapıya doğru koşmuştu ki birkaç adım sonrasında ensesinden yakalanması bir olmuştu.
“Nereye gidiyorsun polis? Daha eğlenecektik.” derken elimden kurtulmaya çalışan bedenini sertçe odanın ortasına fırlattığımda zar zor ayakta kalmıştı.
“Bak, hata ediyorsun. Bana zarar verirsen içerde çürümekten başka bir şey geçmez eline.” diyen şeref yoksunu it geriye doğru adımlamaya başladığında bende ona doğru adımladım.
Zihnimde durmadan sesleri dönerken görüşüm tamamen öfkenin kızılına boyandı, sinirden titreyen ellerim sıkıca yumruk olurken sert bakışlarım sadece gözlerine odaklıydı.
“Niye? Belki bana da ilaç vermişlerdir.” dediğimde gözleri irice açılmıştı, bunu bildiğime ihtimal vermemişti ama biliyordum. Ses dinleme cihazının tabiki de ses kaydetme özelliği vardı ve söylediği her bir sikik kelimeyi dinlemiştim.
“Ne ilacı bilmiyorum ama yalan…” demesiyle yumruğumun sertçe yüzüne geçmesi bir olmuştu.
“Bir de kadınıma yalancı mı diyorsun lan sen?!” derken hiç beklemeden vurmamın etkisiyle yere devrilen bedeninin üzerine çıkıp yumruklarımı o bayılana kadar yüzüne geçirmeye devam ettim.
Nefesi adeta burnumdan solurken bilinci kapanan bedeniyle üzerinden kalkıp ellerimi saçlarıma atarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım, bedenindeki her bir hücresi acı çekene kadar onu gebertmeyecektim. Gergin boynuma iki yana kütleterek tekrar yerdeki baygın bedene döndükten sonra tek hamlede omzuma atıp geldiğim yönden evden ayrıldım.
Vardığım arabayla bagajı açıp umursamadan bedenini sertçe atmıştım, zarar görmesi zerre sikimde değildi. Kaldı ki benim elimde olduğu sürece zarardan başka bir şey görmesi de mümkün değildi. Yaşattığı her şeyin hesabını verme vakti gelmişti, geçiyordu da!
Bagajdaki temizlik bezlerinden birkaçını ağzına tıkadıktan sonra sürücü tarafına geçip gaza yüklendim, avuçlarım her geçen saniye daha çok kaşınırken zihnimdeki ses dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. Durmaksızın öldürmemi haykırırken sanki bana daha çok acı vermek ister gibi o puştun serçeme söylediği sözleri bozuk plak misali döndürüp duruyordu.
“Seni ilaçlarla boğacağım, amına koduğum.” diye sinirle söylenirken gaza biraz daha yüklendim.
Sinirden tüm bedenim daha çok gerilirken adeta patlamaya hazır bir bomba olduğumu hissediyordum, eklemlerim istekle sızlarken zihnimde kan kokusu can bulmuştu. İçimdeki cani tek bir şey istiyordu, kan… Çok fazla kan…
ÖLDÜR ONU!
“Ölecek.” diye mırıldanırken zihnimdeki sese cevap vermiştim.
KADINIMA ZARAR VERDİ, YAŞATMA!
“Yaşayamaz.” derken gaza daha çok yüklenmiştim.
Ellerim bile hissettiğim sinirden titrerken görüşüm gitgide bulanıklaşıyordu, sınırımı yavaştan geçtiğimi hissediyordum. Sakinleşmek zorundaydım, onu hemen öldüremezdim. Önce hesap verecekti, sonrasında ise o boktan sözlerinin cezasını çekti. Benim kadınımı sevmek ve yetmezmiş gibi zarar vermenin sonuçlarını görecekti.
Bir elim hızla arabanın ekranına giderken zaten bağlı olan ses kayıt cihazını açtım, düzenli nefes sesleri araba da yankılanırken dudaklarım kıvrılmıştı. Bedenim hızla sakinleşirken zihnim sessizleşmişti, o esnada deponun önüne geldiğimizi fark ettiğimde hızla arabayı durdurarak arkama yaslandım. Arabanın içinde sadece düzenli nefes sesleri yankılanırken gözlerimi kapatıp bende derin bir nefes almıştım, sakinleşmemi sağlayan tek şey oydu. Onun varlığıydı…
Zihnimde durmaksızın dönen gerçekler bile sesiyle sakinleşse de düşünmeden edemedim, ondan gerçekleri saklamam haksızlık mıydı? Kesinlikle öyleydi ama benim amacım saklamak değildi, gerçeklere ulaşır ulaşmaz her şeyi anlatacaktım. Sadece Arhan’a araştırması için biraz zaman vermem gerekiyordu ve bu süre zarfında bir DNA testi yaptırmam gerekiyordu. Buna saklamak denemezdi.
Orada ne kadar süre kalıp nefes seslerini dinledim bilmiyordum ama gözlerimi araladığımda kendimi daha dinç hissetmiştim, zihnim kızıl bir öfke bulutunun içinde değildi. Mantığım benimleydi ve kendimi çok daha iyi hissediyordum, benim ilacım yine ve yine o olmuştu. Her zamanki gibi…
“Vidus…” diyen serçemin mırıltısı arabanın içinde yankılandığında dudaklarım daha çok kıvrılmıştı, devamında gelen derin nefes seslerine bakılırsa sanırım rüyasında beni görüyordu. Sabah ne gördüğünü sormak için şimdiden sabırsızlanıyordum.
Yüzünün alacağı şekli zihnimde yankılanırken hafifçe güldüm, kesin yanakları yine tatlı bir şekilde kızaracaktı. Sonra bakışlarını kaçırıp alttan bana kaçamak bakışlar atacaktı, ardından da sinirlenip hızlı hızlı soruma cevap verecekti. Her haline aşıktım ama bu hali ayrı bir hoşuma gidiyordu, öyle tatlı oluyordu ki içimde kızaran yanaklarını ısırma isteği oluşturuyordu.
“Benim minik serçem, acaba rüyanda ne görüyorsun? Umarım seni utandıracak bir şeydir, çünkü o tatlı haline ihtiyacım var.” derken kafamı olumsuz anlamda salladım. “Hayır, benim her haline ihtiyacım var. Ömrümün sonuna kadar sadece sana ihtiyacım var mia bella.”
Tam o esnada bagajdan bir patırtı sesi yükselmişti, bedenimdeki huzur hızla yok olurken uzanıp serçemin güzel nefes sesini kapattım. Bir ihtimal duymasına bile izin veremezdim. Derin bir nefes alırken ellerimin yumruk olmasına izin verdim, sinirlerim hızla gerilirken mantığım hala yerli yerindeydi ve bu kesinlikle çok daha tehlikeliydi.
Dudaklarımda ürkütücü bir sırıtış belirirken yavaşça arabadan ayrıldım, bakalım Baran iti de eğlence anlayışımızı beğenecek miydi…
~~~
Şaheserime bakarken dudaklarım keyifli bir şekilde kıvrılmıştı. Bileklerinden tavana bağlamıştım ve yere değmeyen ayakları ise birbirlerine bağlılardı, bir tür canlı kum torbası olmuştu. Yandaki masanın üstündeki sargılarıma yönelirken üstümdeki kabanımı ve ceketimi çıkartıp köşeye bıraktım, ardından gömleğimin kollarını yukarı sıkalamaya başlamıştım.
Konuşmaya benzeyen boğuk mırıltıları duyulsa da onu umursamadan sargılarıma uzanıp elime sarmaya başlamıştım, ağzına tıkılı bezler yüzünden sesi anlaşılmıyordu ve benimde anlamak gibi bir çabam asla yoktu. Söylediği hiçbir şey onu elimden kurtaramazdı.
Diğer elimi de sarmaya başlarken kalçamı masanın kenarına yaslamıştım, bakışlarım deponun hafif aralık kapısına döndüğünde havanın yavaşça aydınlamaya başladığını görmüştüm. Sanırım arabada biraz fazla vakit geçirmiştim, birkaç saat içinde evde olmalıydım. Serçemin uyandığında beni göremeyip korkmasını istemiyordum.
Sarma işlemi bittikten sonra bakışlarım asılı bedene dönerken yüzümdeki gülüşüm hızla solmuştu, bakışlarım ölümü arzularken ona doğru adımladım. Gelişimi gördüğünde sertçe yerinde çırpındı, kurtulmaya çalıştı ama hiçbir yolu yoktu. Demir zincir koparmak her yiğidin harcı değildi.
“Demek benim kadınımı seviyorsun.” derken elim sertçe karnına geçtiğinde boğuk çığlığı depoda çınlamıştı. “Demek ben onu zorlayarak yanımda tutuyorum ve sen onu kurtaracaksın.” diyerek bu sefer diğer elim karnına çarpmıştı. “Demek benim dokunmaya kıyamadığım kadının tenini morarttın!” diye bağırırken bu sefer birkaç kez üst üste ve daha sert yumruklar atmıştım.
Yumruklarımın ardından elim sertçe suratını bulurken bana bakması için onu zorladım, gözlerim sadece gözlerine odaklıyken çenesini tutan elim sıkılaşmıştı. O esnada ağzındaki bezlere uzanıp sertçe çekerek yere fırlattım.
“Bedenindeki her bir sikik ten rengi mora dönene kadar durmayacağım Baran, anladın mı?” dediğimde sessiz kalmasıyla kaşlarım daha çok çatılırken çenesinden elimi çekip yumruğumu sertçe yüzüne geçirdim. “ANLAŞILDI MI?!” diyen haykırışım depoda çınlarken tekrar çenesini tuttuğumda bu sefer korkuyla başını olumlu anlamda sallamıştı. “Güzel, belki işin sonunda affederim Baran. Sabret.” derken dudaklarım alaycı bir ifadeyle kıvrıldı.
Gözlerindeki korkunun ardında gördüğüm umut oldukça gülünçtü. Tabi o da haklıydı, sonuçta benim kimseyi affetmeyeceğimi nereden bilebilirdi ki…
Aradan geçen birkaç saatin sonunda yüzü tanınmayacak hale gelirken beşinci kez acıdan bayılmıştı. Nefes nefese geri çekilirken dudaklarım yarattığım manzarayla kıvrılmıştı, işte şimdi hak ettiği yerdeydi. Hızla alıp verdiğim solukların arasında elimdeki kana bulanmış sargıları çıkarıp masanın üstüne fırlattım, ardından uyanması için ilaç döktüğüm bezi tekrardan alarak yanına gidip sertçe tuttuğum çenesiyle koklamasını sağlamıştım.
Acı içinde inleyerek gözlerini açmaya çalıştığında sadece tek gözünü kısık bir şekilde açabilmişti, diğeri tamamen şiş olduğu için kapalıydı. Dudaklarım biraz daha kıvrılırken başım hafifçe yana eğildi, gözlerim kısık bakan gözünden bir saniye bile ayrılmazken yüzüne biraz daha yaklaştım.
“Seni uyardım, benim olana yaklaşmamalıydın Murat’ın iti.” derken çenesini daha sıkı kavradım. “Şimdi burada uslu uslu beni bekle ve sakın geberme, seninle işim henüz bitmedi.” dedikten sonra başını sertçe geriye iterek bırakmıştım.
Arkamı dönüp kabanımı ve ceketimi aldıktan sonra kapıya yönelmiştim ki duyulan kısık sesli mırıltıyla adımlarım duraksadı.
“Murat…kızı…”
Yüzümdeki gülüşüm hızla solarken çatılan kaşlarımla omzumun üstünden ona baktım, Murat ona anlatmış mıydı?
“Ne biliyorsun?” derken hızla ona doğru adımladığımda nefes almaya çalışmıştı ama bu sadece acı içinde inlemesini sağlamıştı, kaburgalarının çoğu kırık olduğu içindi yüksek ihtimal. “Anlatırsan yaşamanı sağlarım.” dediğimde tek gözü tekrardan beni buldu.
“Si…zi öldü…re…cek…” diyen zor bela sesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı, elim tekrardan sertçe çenesini bulduğunda iniltisi umrumda olmadan sıkıca kavradım.
“Bana bilmediğim bir şey söyle.” diyen sert sesimle başını olumlu anlamda sallamaya çalıştı.
“Anne…söz ver…miş.” demesiyle anlamayarak ona bakmıştım, Neva’ya mı söz vermişti?
“Ne sözü lan?” dediğimde tekrardan dene bir nefes almaya çalışmıştı.
“Ö…lüm.” dediğinde söylediklerini zihnimde birleştirmeye çalıştım.
“Murat kadına kızı öldüreceği konusunda mı söz vermiş? Neden?” dediğimde başını zor bela olumlu anlamda sallamıştı. “Neden lan?!” diye bağırmamla bu sefer başını olumsuz anlamda sallamaya çalışmıştı.
“Bi…bilmi…yorum…” diyen sesiyle başını sertçe geriye iterek bırakıp derin bir nefes aldım.
Murat’ın başından beri tüm gerçekleri bildiğini zaten anlamıştım ama bu söz işi nereden çıkmıştı bilmiyordum. Belli ki kadının yıllardır çocuklarını ölü olarak bilmesinin sebebi buydu, bir olay olmuştu ve şerefsiz Murat çocukları öldürmekle tehdit etmişti. Bu yüzden Neva Hanım ölü olduklarını düşünmüştü ama o olay ne olabilirdi? Çokta bir önemi yoktu ama yine de nefretimi daha fazla körüklemek için öğrenmek istiyordum, o şeref yoksunu pezevengi elimden hiç kimse alamayacaktı.
“Tamam, ben ambulansı arıyorum.” diyerek arkamı dönüp kaşıya yaklaştıktan sonra duraksayarak tekrar ona dönüp belimdeki silahımı kavradım, hızla emniyetini kapatırken alnına nişan aldığım silahı ateşlediğimde alnının ortasındaki delikle başı önüne düşmüştü. “Ya da ambulans geç kalır şimdi, boşver.”
Kıvrılan dudaklarımla arkamı dönüp depodan çıkarken silahı tekrardan belime yerleştirip cebimdeki telefonumu çıkartarak Ulvi’yi aradım.
“Emret abi.” diyen sesiyle zihnimde gerçekler dönüp dursa da derin bir nefes aldım.
“Depoyu temizlemeleri için birilerini yolla.” derken arabaya binmiştim.
“Neye sinirlendin abi? Bir şey mi oldu bugün?” dediği sırada tekrardan serçemin sesinin araba da yankılanmasını sağlamıştım, hala uyuyordu.
“Kaşınanları kaşıdım Ulvi, çok bile geç kalmıştık.” dediğimde Ulvi derin bir nefes almıştı.
“Baran’ı geberttin yani, şükür be abi.” dediğinde hafifçe gülmüştüm.
“Temizlik için adam yolla, geliyorum ben.” dedikten sonra aramayı kapatıp yola koyulmuştum, bir an önce serçemin kollarının arasına girmek istiyordum. Bu günün yorgunluğunu başka türlü atamazdım…
~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Evin içinde adımlarken kalbim neredeyse ağzımda atıyordu, içim heyecanla dolup taşarken adımlarımı daha da hızlandırdım. Üstümdeki kırmızı sabahlığın etekleri ardımda uçuşurken çatı katındaki kapının önünde duraksadım. Gözümü sensöre okuttuktan sonra yanan yeşil ışıkla kapı aralanırken sanki daha fazla bekleyemiyormuşum gibi kapıyı hızla açarak içeri girdiğimde gördüğüm manzarayla adeta boğazım kurumuştu.
Bedenim sanki bir ateş çemberinin içindeymiş gibi yanıp tutuşurken odaya doğru bir adım attım. Vidus odanın ortasında çırılçıplak bir şekilde duruyordu, tıpkı bir tür Yunan tanrısı misali dikilirken elinde tuttuğu şeye bakıyordu. Bakışlarım kanlı ellerinde tuttuğu kalbe dokunurken başı yavaşça bana döndüğünde arkasındaki duvara yansıyan ve tıpkı bir şeytan gibi boynuzları olan gölgesi de hareketlenmişti.
Gözlerine çarpan bakışlarımla derin bir nefes almam gerekmişti, tamamen kızıla bürünmüş hareleri lakabının hakkını verir nitelikteydi. Her ne kadar bu halinden korkmam gerektiğini düşünsemde hissedebildiğim tek şey tutkuydu, onu delicesine istiyordum.
“Vidus…” diye iniltiyle karışık mırıltımla bedenini tamamen bana çevirmişti, elindeki tuttuğu kalpten akan kanlar yere damlarken ayaklarının altında kandan bir gölet oluşmuştu. Başı hafifçe yana eğilirken kızıl bakışları yavaşça beni süzdüğünde kasıklarım istekle sızlamıştı.
“Sen sadece benimsin, yalnızca benim.” diyen boğuk sesiyle tuttuğu kalbi yumruğunun içine hapsederek ezdiği sırada bakışlarım odanın köşesindeki erkek yığınına kaymıştı, hepsi ölüydü ve hepsinin kalplerinin olduğu yerde koca bir delik vardı.
“Öyleyim.” derken hızlanan soluklarımla bakışlarım onu bulmuştu, cesetler umrumda bile değildi. “Ömrümün sonuna kadar seninim.” diyerek ona yaklaştığımda kanlı eli yanağımı bulmuştu.
“O zaman bana sadakatini göster mia bella, diz çök.” dediğinde bir saniye bile düşünmeden önünde dizlerimin üzerine çökmüştüm, dudaklarında çapkın sırıtışı oluşurken yanağımdaki eli enseme giderek sıkıca saçlarımı kavrayıp beni kendisine çekti.
Ellerim varlığını yakalamak için havalandığında benimde ellerimin kanla kaplı olduğunu görmüştüm ama umrumda değildi. Varlığını kavradığımda beni kendimden geçiren iniltisi oda da yankılanırken tadına bakmak için dudaklarımdan içeri ittim, tadı yanan bir ateşi yutmaya çalışmak gibiydi. Sıcacık ama bir o kadar da tehlikeli…
Saçlarımdaki eli tarafından sertçe çekilene kadar işime devam etmiştim, bırakmak gibi de bir niyetim yoktu ama hızla ayaklanmamı sağladığında mecburen bırakmak zorunda kalmıştım. Kaşlarım hafifçe çatılırken kızılın daha koyu bir tonuna bürünen gözlerine baktım, dayanamıyormuş gibiydi.
“Seni istiyorum.” derken kanlı ellerimi boynuna sarıp yüzüne yaklaştım. “Adımı unuttur bana, sik beni l'uomo dei miei dipinti.” (…resimlerimin adamı) dememle boğazdan gelen hırıltısı kulaklarımda çınlarken dudakları sertçe dudaklarıma yaslanmıştı.
Elleri beni hızla kucağına alırken sırtımın duvara yaslandığını hissetmiştim, dudaklarımdan ayrılan dudakları boynuma kayarken sertçe dolan içimle ruhumdaki arzunun taştığını hissetmiştim. Kanlı ellerim sıkıca saçlarına tutunduğu sırada bakışlarım cesetlerdeyken orada kendimden geçmiştim…
***
Gözlerim hızla açılırken nefes nefese kalmıştım, bedenim terden sırılsıklam olurken bakışlarım çoktan aydınlanmış oda da gezindi. Yatakta tektim ama şu an buna şükredecek haldeydim, o nasıl bir rüyaydı öyle?! Ben iyice kafayı yemiş olmalıydım, bunun başka bir açıklaması olamazdı. Kanlar içinde sevişmek nedir?!
Ellerimi sıkıca yüzüme kapatırken sessiz bir çığlık atmıştım, o esnada tekrar gözümün önüne gelen anlarla hızla gözlerimi açıp doğruldum. Yok, bu böyle olmazdı. Ben adamın suratına nasıl bakacaktım?! Umarım bugün çok önemli toplantıları olurdu da bir süre kendime gelebilirdim. Yoksa rezilliğim kesinlikle diz boyuydu, çünkü rüyanın her bir saniyesi aklımda dönüp duruyordu. Özellikle de çıplak bedeni…
“Sus Niran, sus.” diye hızla kendime kızarak bacaklarımı yataktan dışarı sarkıtmıştım ki köşedeki çiçek buketiyle kaşlarım havalandı, kırmızı kasımpatı buketiydi. Kırmızı…
Başımı hızla iki yana sallayıp buketin üstündeki nota uzanarak elime aldım, aklımı hemen dağıtmam gerekiyordu. Hızlıca notu okumaya başladım.
‘Bu çiçekler benim güzeller güzeli karıma, günaydın günışığım…
(Beyaz istemediğin için şansımı kırmızıdan yana kullandım, umarım sevmişsindir. Ayrıca yüzüğüm de hiç çıkmamak üzere parmağımda, dilediğin her an beni dinleyebilirsin. Uygulamayı telefonuna kurdum. ;) )’
Dudaklarım kıvrılırken çiçekleri kucağıma alıp derince koklamıştım, çok güzellerdi. Rengi her ne kadar rüyamı hatırlatsa da gayet güzeldi, hoşuma gitmediğini söyleyemezdim. Sonrasında ise hızla telefonuma uzanıp uygulamalara baktım, yeni iki uygulama var gibiydi. Hızla birine girdiğimde bir tür ses kayıt sistemi gibi bir arayüz çıkmıştı.
Hızla kaydı açtığımda bir ıslık sesi duyulmuştu, dudaklarım daha çok kıvrılırken arkadan gelen cızırtı sesleriyle mutfakta olduğunu anlamıştım. Sırıtarak çiçeğimi kenara bırakıp ayaklandığım sırada aklıma diğer uygulama gelmişti, hızlıca bu seferde ona girdiğimde karşıma çıkan kamera görüntüleriyle kaşlarım havalandı. Evdeki kameraların görüntüleriydi, bakışlarım mutfaktaki bedene kaydığında zihnimde yine hızla rüyam çınlamıştı.
Gözlerimi sıkıca kapatıp açarak kendime gelmeye çalıştım, adamı yiyecek gibi bakmayı acilen kesmeliydim. Hızla telefonumu ve çiçeğimi kenara bırakıp derin bir nefes alarak ayaklandıktan sonra odadan çıkmıştım, aşağıya doğru inerken burnuma dolan güzel kokularla dudaklarım kıvrılmıştı. Hamarat bir kocaya sahip olmakta şanslarımdan biriydi sanırım.
Mutfağın önüne geldiğimde gördüğüm bedenle dudaklarım daha çok kıvrılırken kapının pervazına yaslanıp bir süre onu izledim, tüm dikkatini omlet olduğunu düşündüğüm şeye vermişti. Bakışlarım yavaşça bedeninde gezindi, üstündeki siyah tişörtü ve altındaki gri eşofmanıyla bile nasıl bu denli sanki az önce defileden çıkmış gibi durabiliyordu? Gördüğüm rüyanın üstüne bir de bu hali daha çok aklımı karıştırıyordu, düşünmemi engelliyordu.
“Manzara hoşuna gitti sanırım.” diyen sesiyle hafifçe gülmüştüm, tabiki de hiç bakmadan burada olduğumu anlamıştı. Artık bunlara şaşırmıyordum, garip bir şekilde varlığımı her an hissetmekte ustaydı.
Bakışları bana döndüğünde ise yine zihnim suspus olmuştu, gamzesini göstererek gülümsüyordu ve sanki az yakışıklıymış gibi bir de üstüne tatlılık ekleniyordu. Bu adam kesinlikle kalbime zarardı ama bir o kadar da tek ilacımdı.
“Günaydın.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılmıştı, başı hafifçe yana eğilirken ateş bakışları yavaşça beni süzdüğünde yerimde kıpırdanmamak için kendimi zor tutmuştum. Tam da rüyamdaki gibi bakmıştı gıcık!
“Günaydın mia bella.” diyen boğuk sesiyle bakışları gözlerime tutunurken gözlerini benden ayırmadan ocağın altını kapatmıştı. “Erkencisin, biraz daha uyusaydın keşke.”
“Uyku tutmadı.” derken bakışlarımı kaçırarak masaya geçmiştim. Zihnimde ikide bir rüyam dönüp duruyordu ve ateş basmıştı, kesin yanaklarımın kızardığını anlayacaktı. Of, kan kırmızısı aşkına! Rezil olmalara doymuyordum!
“Hmm! Neden peki?” diyen sesiyle elindeki omlet tabağını önüme bırakıp yerine geçtiğinde bakışlarımı hiç ona çevirmeden çatalıma uzandım.
“Ne neden ya? Uyku tutmadı işte, kaçmış uyku. Uyandım bende , ne var ki bun…” derken çeneme sarılan parmaklarıyla sözlerim bölünürken bakışlarım zoraki olarak onun sırıtan yüzüne dönmüştü.
“Şu güzel rüyanı bana da anlatmak ister misin mia bella?” demesiyle gözlerim istemsizce irice açılmıştı, rüya gördüğümü nasıl anlamıştı? Yoksa gece yanında sayıklamış mıydım? Siktir! Ne sayıklamıştım ben?! O rüyanın sayıklanabilir yanı yoktu çünkü!
“Rüya görmedim ki ben.” diyerek hafifçe güldüm. “Gördüysem de hatırlamıyorum, rüya sonuçta bu.” dediğimde tek kaşı imalı bir edayla havalanmıştı.
“O zaman niye kızardın?” dediğinde kendimi hızla en yakın çatıdan atmak istemiştim. Hep böyle oluyordu işte, lanet yanaklar beni ele veriyordu!
“Sıcak çünkü burası, ondan.” derken bakışlarımı kaçırma isteğimle güç bela savaşmıştım, bana böyle dikkatli bakan ateşleri dikkatimi dağıtıp duruyordu. Bu kesinlikle haksızlıktı!
“Neden hiç ikna olmadım acaba?” diye sırıtarak elini tam geri çekmişti ki göz ucuyla gördüğüm elinin üstündeki kızarıklıklarla hızla elini havada yakalayıp kendime çektim.
Yumruklarının üstü kızarmıştı, sanki birini dövmüş gibiydi. Araba da olsaydı kesin duyardım, eve gelip yatağıma yatırdığını ve pijamalarımı giydirdiğini hatırlıyordum ama başka bir detay yoktu. O zaman ben uyurken gitmiş olmalıydı.
“Sen ben uyurken gidip birini mi dövdün?” derken sert bakışlarım onu bulmuştu. Dudaklarındaki gülümsemesi hala yerli yerinde dururken masaya doğru biraz daha eğilmişti.
“Küçük bir anlaşma yapalım.” dediğinde sessiz kalarak onu dinlemeye devam ettiğim sırada elini geri çekmişti. “Sen bana rüyanı anlat, bende neler yaptığımı anlatayayım. Nasıl fikir?” demesiyle kaşlarım biraz daha çatılmıştı.
“Birini dövmüşsün Vidus ve bu birkaç yumruk değil, elinin üstü hasar alacak kadar çok vurmuşsun. Benim saçma rüyamla ikisi aynı kulvarda değiller.” diyen sert sesimle gülüşü biraz daha büyürken ateş bakışları yüzümü inceledi.
“Kime göre, neye göre?” diyen mırıltısıyla kaşlarım daha çok çatılmıştı.
“Vidus delirtme insanı da söyle, ne yaptın dün gece?” diyerek elimdeki çatalı sertçe masaya bıraktığımda başı hafifçe yana eğildi.
“Rüya yoksa, bilgi de yok mia bella. Üzgünüm.” derken sözlerinin aksine sırıtıyordu, tam gıcığın tekiydi işte! O esnada aklıma gelen kayıtlarla tek kaşım havalanırken dudaklarım kıvrıldı.
“İyi, bende sesleri dinlerim.” diyerek arkama yaslandığımda yüzünde mimik dahi oynamadan bana bakmaya devam etmişti.
“Kurulumu sabah yaptım minik serçem, dün gece kayıtta değildi ama sen istiyorsan yine de bir dene.” demesiyle gülüşüm hızla solarken kaşlarım derince çatıldı.
“Gıcığın tekisin Diavolo.” diyerek kollarımı göğsümde bağladığımda bakışları yine beni süzmüştü.
“Ah! İtalyanca konuşurken ki sesine bayılıyorum biliyor musun?” diyen boğuk sesiyle dirseklerini masaya yaslayıp öne doğru eğildi. “Diğer hitap şeklini de söylesene.” derken ateş bakışları sanki daha da koyulaşmış gibiydi, aynı rüyamdaki gibi…
“Aklımı bulandırma.” diye hızla cevap vererek gözlerimi kaçırdım, tenimin alev alev yandığını hissedebiliyordum.
“Şimdi rüyanı anlatıyor musun? Yoksa kendi yöntemlerimle mi öğrenmem gerekiyor mia bella?” dediğinde ters bakışlarım alttan onu bulmuştu.
“Rüya gördüğümü nerden çıkardın? Gece boyu yanımda bile değilmişsin.” dediğimde başı hafifçe yana eğildi.
“Yanında olmamam seni dinlemediğim anlamına gelmiyor, ayrıca gece boyu falan değil. Sadece birkaç saat.” dediğinde ona inanmaz bakışlar attım.
“Yani gece boyu.” dememle tek kaşı havalanmıştı.
“Anlaşılan gecenin birkaç saatten uzun olduğunu görmek istiyorsun, bana uyar mia bella.” diyerek hızla ayaklandığında gözlerim irice açılmıştı, şimdi niye kalkmıştı ki? Dediğini mi yapacaktı? Ama gece demişti, kafam yine allak bullaktı!
Önümde duran bedeniyle derince yutkunarak alttan ona bakmıştım ki masaya uzanan eliyle hızla oraya döndüğümde bardağıma vişne suyu doldurduğunu görmüştüm. Kalbim adeta kasıklarımda atarken kendime gelmeye çalıştım, sadece meyve suyu doldurmak için gelmişti. Sabahları meyve suyu içmeyi sevdiğimi biliyordu. Hepsi buydu, heyecana gerek yoktu.
O esnada oturduğum sandalyenin sırtına yaslanan eliyle nefesi yüzüme çarpacak kadar bana yaklaşmıştı, boğazım hissettiğim heyecanla kururken oldukça yavaş bir şekilde döktüğü vişne suyunu izledim. Gıcık, bilerek yavaşça döküyordu. Kesin gece bir şeyler sayıkladığımı duymuştu, o yüzden şimdi keyifle işkence çektiriyordu. Tam bir gıcıktı!
“Hmm! Demek söylemeyeceksin, o zaman tahmin etmem gerekecek.” derken dudakları kulağıma çarptığında sandalyenin kenarlarını sıkıca kavramıştım, inlememek için kendimi zor tutuyordum.
“Vidus…” diye bir mırıltı dudaklarımdan döküldüğü sırada eli hızla saçlarıma giderken başımı geriye yatırmamı sağlayıp dudaklarını boynuma yasladı.
“Imm! Aynı ses, sanırım yaklaştım.” derken boynumdaki ince deriyi dudaklarının arasına hapsettiğinde bacaklarımı sıkıca birbirine bastırdım.
“Taştı.” diye mırıldanırken nefes nefese kalmıştım, bakışlarım ise sadece çoktan taşan ve yere damlayan vişne suyundaydı. Kana benziyordu…
Elindeki şişeyi sertçe masaya bıraktığında adeta yerimden sıçramıştım, o ise yavaşça geri çekilerek saçımdaki elini çeneme getirip ona bakmamı sağladı.
“Yemeğini ye mia bella.” diyerek baş parmağıyla alt dudağımı okşadıktan sonra yerine geçtiğinde dumura uğrayan bir ben bırakmıştı.
Hipnoz olmuş gibi çatalımı elime alıp küçük parçalara bölünmüş omletimden bir parça ağzıma attığımda o da hızlıca yemeğini yemeye başlamıştı. Kaçamak bakışlarla onu izlerken bir yandan da yavaşça yemeğimi yiyordum, az önceki durum da neydi şimdi? Beni iki saniye içinde etkisi altına almıştı, cidden bu kadar mı kolaydım?! Bu biraz sinir bozucuydu ama hala hissettiğim arzu yüzünden şu an umrumda bile değildi.
Kuruyan boğazımla vişne suyuna uzandığımda bardağın çevresine taşmış olan meyve suyu yüzünden elim kırmızıya boyandığında derince yutkunmuştum, her şey bu kadar rüyama benzemek zorunda mıydı?! Kendi kendime sinirlenerek kavradığım bardağı dudaklarıma yaklaştırıp birkaç yudum aldığımda bardağın altından damlayan vişne suyu üstüme damlamıştı.
Umursamadan yarısına kadar içilmiş bardağı tekrar masaya bıraktıktan sonra çatalıma uzandığım sırada onun çoktan tabağını bitirip arkasına yaslandığını görmüştüm, masanın altından sallanan bacağıyla beni izliyordu. Bakışlarımı hızla kaçırarak omletimden bir parça daha ağzıma attığımda kalbim sertçe göğsüme çarpıyordu, masadan kalkıp üstüne atlamamak için kendimi zor tutuyordum ve bu tamamen saçmalıktı. Bu ne azgınlıktı böyle?!
“Baran’ı öldürdüm.” diyen sesiyle çatal elimden düşerken şok içinde ona döndüm.
“Ne?!” diyen sesimle eşzamanlı olarak hızla ayaklanmıştı.
“Sen yemeğine devam edebilirsin, ben tatlıya geçeceğim.” diyerek lavaboya yöneldiğinde kaşlarım hızla çatılmıştı.
“Baran’ı öldürdüm de ne demek Vidus? Daha tutuklanmanın üstünden ne ka…”
“Adını mı andın sen onun?” diyen sesi hızla sözümü keserken sert bakışları omzunun üstünden beni bulmuştu.
“Vidus!” diye sinirle konuştuğumda benim aksime dudakları kıvrılmıştı.
“Evet, doğrusu bu.” diyerek önüne dönüp ellerini yıkamaya devam ettiğinde şaşkınlık içinde ona bakıyordum.
Tamam, Baran zerre umrumda değildi. Hatta gebermesi çok iyi olmuştu ama aralarındaki husumet bu kadar ortadayken ölmesi sadece şüphe uyandırırdı. Neden bir an olsun kendini düşünmüyordu bu adam?!
“Vidus şunu düzgünce anlatır mısın?” dediğim sırada ağzını da yıkadıktan sonra suyu kapatıp yandaki peçeteye uzanarak ıslak yerlerini kuruladı.
“Tabii.” derken elindeki peçeteyi çöpe atıp ateş bakışlarını bana çevirdi. “Sen rüyanı anlatır anlatmaz.” demesiyle gözlerimi devirerek arkama yaslandım.
“Taktın rüyaya.” dememle dudakları kıvrılırken bana doğru adımlamıştı.
“İçinde sen olan her şeye takığım mia bella.” derken sandalyemin arkasını sıkıca kavramıştı. “Şimdi iznin olursa tatlımı yemek istiyorum.” diyerek tuttuğu sandalyemi hızlıca yana çevirdiğinde düşmemek için masaya tutunmuştum.
Yavaşça önümde dizlerinin üstüne çöken bedeniyle her şey dank ederken hızla bacaklarımı kavrayan ellerini uzanıp sıkıca tuttum. Önce onun ne yaptığını öğrenmeden kendimi teslim edemezdim.
“Anlatacağım.” diyerek aklıma gelen ilk şeyi söylediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken sanki tutmam hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi bacaklarımı iki yana ayırdı.
“Dinliyorum mia bella.” derken beni hafifçe öne çektiğinde kalçam ona daha çok yaklaşmıştı.
“Ama sonra sende anlatacaksın.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Söz mia bella.” derken elleri çıplak bacaklarımda gezinmişti, üstümdeki şortlu pijama takımına lanet etmeme çok az kalmıştı! “Hadi, anlat bana o güzel rüyanı.” dediğinde derince yutkunmuştum.
“Biz…” diyerek duraksadığım sırada bakışları gözlerimden bir an olsun ayrılmıyordu. “Biz vardık işte, ne olduğunu anladın zaten. Uğraştırma beni.” dediğimde kaşları çatılırken bir bacağımı hızla omzuna attığında gözlerim irice açıldı.
“Her reddinde daha çok yaklaşırım.” dediğinde kaşlarım çatılmıştı.
“Gıcığın tekisin!” diye bağırmamla diğer bacağımı da omzuna attığında artık nefesini bile hissedebiliyordum. “Üstteki resimli odadaydık ve sevişiyorduk, hepsi bu.” diyerek hızla konuştuğumda tek kaşı havalanmıştı.
“Hepsinin bu olduğuna emin misin?” derken hissettiğim parmaklarıyla dudaklarımdan kaçan iniltiyi tutamamıştım.
“Kanların içinde sevişiyorduk, bana bakan tüm erkekleri öldürmüştün ve oda kan içindeydi.” dememle kaşları havalanmıştı.
“Ne kadar da doğru bir rüya.” diyen boğuk sesiyle omuzlarındaki bacaklarımı yavaşça aşağıya indirmişti. “Uykunda bile beni hissetmene bayılıyorum.” diyen hırıltılı sesiyle yüzüme yaklaştığında bakışlarımı gözlerinden ayırmamıştım.
“Sıra sende.” dedim nefes nefese bir şekilde, elinin hala orada durması beni çıldırtıyordu.
“Karakoldaki başkomiser Melih mesaj attı.” dediğinde zihnimde şu karşıma çıkan mavi gözlü adam belirmişti, o başkomiser miydi? “Baran’ın işten atıldığını ve gerisini bana bıraktığını söyledi, bende gerisini hallettim.” demesiyle kaşlarım çatılırken hafifçe ona yaklaştım.
“Ya bu bir oyunsa?” dediğimde burnunu hafifçe burnuma dokundurmuştu.
“O zaman onu da öldürürüm.” diyen boğuk sesiyle parmaklarım çenesini yakalarken hafifçe geri çekilip gözlerine baktım.
“Çok canisiniz beyefendi, her olayda ölümü düşünemezsiniz.” dememle dudakları kıvrılırken aniden pijamamın içine giren sıcak parmaklarıyla dudaklarımdan bir inilti kaçmıştı.
(Bazı sahneler mevcuttur…)
“Düşünmediğim olaylar da var, dilerseniz gösterebilirim signora.” (…hanımefendi) diyen sesiyle parmakları hareket etmeye başladığında aklım hızla bulanmıştı.
Uyandığımdan beri zaten oldukça uyarılan bedenim dokunuşuyla beni delirtecek bir hale gelmişti. Bacaklarım zangır zangır titrerken gözlerim kaymaya başlamıştı, tek istediğim o tatlı sondu.
“Sıralamayı hatırlıyor musun?” diyen sesiyle elleri daha da hızlandığında dişlerim sertçe dudaklarıma geçerken birkaç dakika içinde sona ulaşmıştım.
Nefes nefese kalan halimde bakışlarımı ona çevirdiğimde kısık bakan gözleri hala ısırdığım dudaklarımdaydı. Başımı yavaşça olumlu anlamda salladığım sırada dudaklarımı serbest bıraktığımda ateş bakışları gözlerime tutunmuştu.
“Neydi sıralama mia bella?” diyen boğuk sesiyle yüzü bana yaklaştığında bakışlarım cayır cayır yanan ateşlerinde gezindi.
“Önce eller.” dediğimde parmaklarını hala üzerinde tuttuğu kadınlığıma bastırdığında dudaklarımdan kaçan iniltiyi tutamamıştım.
“Sonra?” diye soran bir sesle konuşurken sanki kopya vermek istercesine dudaklarını dudaklarıma sürttü.
“Dudaklar.” diye mırıldandığımda dudakları kıvrılırken ellerini benden ayırdığında bedenim istekle kasılmıştı.
“Aferin benim minik serçeme.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra yavaşça kulağıma yaklaştı. “Şimdi uslu dur ve tatlımı yememe izin ver, bunun için çok bekledim.” dedikten sonra boynuma dudaklarını bastırıp yavaşça aşağıya inmişti.
Sesim soluğum çıkmıyordu, yine o boğuk sesi ve ateş bakışlarıyla beni etkisi altına almıştı. Tek yapabildiğim sessizce onun vicdanının esiri olmaktı ve ne yazık ki bu zerre sinirime dokunmuyordu, tam aksine oldukça hoşuma gidiyordu. Tüm ipleri onun eline vermeyi seviyordum.
Elleri pijama altının kenarını yakaladığında bakışları gözlerime tutunmuştu, yine izin istiyordu. Onun için nasıl yandığımı o da biliyordu ama yine de her ihtimale karşı izin istiyordu ve bu hali kesinlikle ona aşık olan kalbimin çok hoşuna gidiyordu. Başımı yavaşça olumlu anlamda salladığımda kıvrılan dudaklarıyla tuttuğu pijamamı ve iç çamaşırımı aşağıya indirdi.
Hızla kumaş parçalarından kurtulduktan sonra bakışları varlığımda gezinirken gözlerimi ondan alamıyordum, sahiden yemeği çok sevdiği o yemekmişim gibi bakıyordu. Bacaklarımı kavrayan sıcak elleri titrerken dudaklarını yalayarak derince yutkunduğunda kendini zor tuttuğu belli oluyordu, yemeğine saldırmak isteyen vahşi bir aslan gibiydi.
“Durmamı…istersen söyle.” derken hırıltılı sesi zor bela çıkmıştı.
Bakışları bana döndüğünde tekrar başımı olumlu anlamda sallamıştım, çünkü artık benimde sabrım yok olmuştu. Ne yapacaksa hemen yapmalıydı, bu bakışlarının altında öylece durmak bana dokunmasından bile daha delirticiydi.
Tekrardan derince yutkunduktan sonra yavaşça bana yaklaştığında gözlerimi sıkıca kapatarak beklemeye başlamıştım ki hissettiğim sıcaklıkla dişlerimi sertçe dudağıma geçirsem de iniltim mutfakta çınlamıştı. Elleri sıkıca bacaklarıma tutunurken aldığı derin bir nefesle tekrar az önceki gibi dilini gezdirdiğine bir elim hızla saçlarına dolanmıştı, rüyamın tam aksini yaşıyordum ve bu hali bile rüyamı kesinlikle ikiye katlardı.
“Fanculo! Benden bu tadı nasıl gizlersin?” diyen boğuk sesiyle geriye çekildiğinde tenime çarpan rüzgarıyla daha çok titremiştim, gözlerim hafifçe aralandığında üstündeki tişörtünü tek hamlede çıkardığını görmüştüm. “Sularının tenimde akışını hissetmek istiyorum.” derken tişörtünü bir kenara fırlatıp tekrar bana yöneldiğinde bu sefer bacaklarımı sıkıca boynuna sarmıştı.
“Vidus…” diye mırıldanırken sertçe kolunun tersiyle masanın üstündeki her şeyi yere fırlattıktan sonra kalçamdan sıkıca kavrayarak beni kaldırıp masanın üstüne oturtmuştu.
“O yok, ulaşım dışı.” diyen boğuk sesiyle istemsizce gülesim gelmişti.
“Odaya geçelim diyecek…ahh!” Hızla tenime atılan dudaklarıyla cümlem yarıda kesilirken bir elim yine saçlarını yakalamıştı.
Diğer elim masaya yaslanırken tenimde gezinen diliyle başım geriye düşmüştü. İniltilerim durmaksızın devam ederken kayan bakışlarımın ardından tüm gezegenleri görebiliyordum, bu dokunmasından bile çok daha tuhaftı. Dilinin sıcaklığını hissedebiliyordum ve öyle yerlere dokunuyordu ki saniyeler içinde zirveye ulaşabilirdim, bacaklarımda gezinen elleri ise işkencenin bir diğer kulvarıydı.
Tam o esnada dudaklarının arasına hapsettiği yerle bedenim geriye yıkılırken bir yandan tuttuğum saçlarıyla onu geriye çekmeye çalışıyordum, diğer yandan ise kalçamı daha çok ona bastırıyordum. Zihnim sona ulaşmak için çığlık çığlığa bağırırken tüm hareketlerim karışmıştı, düşüncelerim bile yok olmuştu. Tüm bedenim titrerken gözlerimi sıkıca kapatmıştım ki hissettiğim parmaklarıyla zirveye ulaşmıştım.
(Sahne bitmiştir…)
Gözlerimin önünde yıldızlar kayarken havalanan bedenim sertçe masaya çarptığında nefes nefese kalmıştım. Saçlarım terden alnıma yapışırken yavaşça bacaklarımı serbest bırakan adamla bakışlarım ona döndüğünde önümde ayaklanmıştı, çenesinden akan damlalar öyle şehvetli bir hava oluşturuyordu ki biraz daha enerjim olsaydı belki utanabilirdim ama şu an imkansızdı.
“Tadını bir daha benden asla gizleyemezsin mia bella, bu güzellikten asla uzak kalamam.” diyen boğuk sesiyle eşzamanlı olarak ellerini iki yanıma yaslayarak üzerime eğilirken yavaşça dudaklarını yalamıştı. “Kesinlikle en sevdiğim tatlı sensin, diğerlerinin yanında esamesi bile okunmaz.” derken dudaklarını boynuma yaslamıştı. “Bu arada umarım saymışsındır, yoksa baştan başlamak zorunda kalırım mia bella.” diyen sesi kulağıma çarparken derince yutkunmam gerekmişti.
“İki.” dediğimde erkeksi kıkırtısı kulağıma dolmuştu.
“Yanlış, ilki sayılmaz.” derken boynumda hissettiğim diliyle hafifçe inlediğim sırada evin içine dolan zil sesiyle ne zaman kapandığını anlamadığım gözlerim hızla aralanmıştı. “Çalar çalar, gider.” diyen sesiyle gülmeden edememiştim.
“Bu sesle mi devam edeceğiz gerçekten?” dediğimde oflayarak başını boynumdan çekmişti.
“Ulvi’yse diğer gözünü de ben oyacağım.” diyen sinirli sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılırken üzerimden kalkan bedeniyle bende hızla doğrularak şortumu altıma geçirip peşinden gittim.
Sertçe açtığı kapıyla karşısında duran koruma korkuyla geriye doğru bir adım atmıştı, bu hallerine daha çok gülesim gelirken yanlarına doğru ilerledim.
“Elvin Varnalı adına bir posta gelmiş patron, belki önemlidir diye rahatsız ettim.” demesiyle gülen yüzüm solarken kaşlarım çatılmıştı, bu isim artık kulağıma çok yabancı geliyordu. Yeni soyadıma çok çabuk adapte olmuştum sanırım.
“Koy kapıya, siktir git o zaman. Ne çalıp duruyorsun lan?!” diye bağıran Vidus’un yanından hızla geçerek korumanın elindeki kağıdı alıp geri çekilmiştim.
“Teşekkürler, gidebilirsin.” dedikten sonra Vidus’a fırsat vermeden hızla kapıyı kapatmıştım. “Ne abarttın hayatım, işini yapıyor o da.” derken elimdeki zarfı açmaya başlamıştım, kısa bir mektup gibiydi.
“Düzgün yapacaklar o zaman işlerini.” diyen sesini duymazdan gelerek notu okumaya başladığımda kaşlarım daha çok çatılmıştı.
‘Selam Bella…
Duydum ki evlenmişsin, düğününe çağırmadığın için ne kadar üzüldüğümü anlatamam ama ben yine de sana dargın değilim. Hatta bu not sana benden bir düğün hediyesi.
Çok sevgili kocanın senden sakladığı büyük sırrı biliyor musun? Yoksa sana hala aslında aileni bildiğini söylemedi mi?
Ah! Ne acı ama…
Sevgilerimle, Cengo…’
Şok içinde notu okurken bakışlarım benimle aynı anda notu okuyan adamın bakışlarına çevrildiğinde neye şaşıracağımı bilememiştim. Cengo yaşıyor muydu? Daha da önemlisi Vidus gerçekten bildiği halde ailemi benden saklamış mıydı?…
~~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuu!!!!
Yine bol aksiyonlu, bol ateşli bir bölüm oldu ha ne dersinizz???
Baran’ın anısına gidip bir helva kavuracağım, hızlı geldi çabuk gitti diye :)))
Peki ya o sona ne demeli??? Cengo kim diye sorarsanız kitabın ilk başlarında hırsızlık için Niran’a görev veren ve Vidus’un adamları tarafından yakalanan kişiydi, hani şu küçükken onu hırsızlığı öğreten adam…
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Cengo gerçekten yaşıyor mu, yoksa bir kurmaca mı???
Sizce Baran’ın sonunu öğrenen Murat ne yapacak???
Ve son olarak sizce Vidus’un en sevdiği tatlı hangisi??? :)))
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
