İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 3 · 23 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 3

2. GEÇMİŞİN KARANLIĞI

~Bölüm Şarkıları~

Billie Eilish~You should see me in a crown

Model~Sarı Kurdeleler

Yeni bölümden herkese merhabalar efenim!!!

Nasılsınız???

Lütfen beğeni ve yorumları unutmayalım canlarım!!!

“Kimse yeni yara açamaz artık, çok canım yandı acımaz artık. Bugün düşerse yarın kalkar, bu kız kendine acımaz artık…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~~

•••

Sinir, öfke ve tutku…

Genelde duyguları bu kadar yoğun hissetmezdim, hatta hiç hissetmezdim ama şu an hepsinden farklıydı. Benim olana dokunan her bir parmağını kesip o şerefsize yedirmek istiyordum ve bunu yaparken hiç almadığım kadar zevk alacağıma emindim.

Saklandığım yerden sadece onları izlerken onun gülüşünün sesini duymak bedenimde gezinen bir elektrik akımı gibiydi, hele ki güldüğü kişi olamamak… Karşısındaki yerden bitme ibneyi sike sike gebertmek istiyordum ama ne yazık ki henüz bunu yapamazdım, özellikle de az önce bir süre burada olacağını söyledikten sonra bunu yapmak sadece dikkat çekmemi sağlardı.

Önceliğim dikkat değildi, yalnızca onun beni fark etmesini sağlamaktı. Senelerce uzaktan izlemiştim ama artık yetmiyordu, özellikle de o tatlı kokusu ve bakışları bana bu kadar yakınken…

Şerefsizin gözleri bana dokunduğunda elimi kaldırarak sen öldün işareti yapmamak için kendimi zor tuttuğum söylenebilirdi, dua etsin ki iyi günümdeydim. Yoksa bir süre daha nefes almasına asla izin vermezdim. Avuçlarım içgüdüsel olarak karşımda hala bana bakan beyinsize vurmak için kaşınsa da başıyla beni işaret etmesiyle hızla binaya girmiştim.

Koşar adımlarla evime çıkarken tek istediğim o puştun yanından hemen ayrılmasıydı, kendimi daha ne kadar tutabilirdim bilmiyordum. Stres atmam gerekiyordu, yeni bir görev ayarlaması için patrona haber vermeliydim. Birkaç yumruk ve bana bakan boş gözler oldukça iyi gelecekti.

Hızla girdiğim evle camın önüne koştuğum sırada minik serçeminde eve girdiğini görmüştüm, aldığım derin bir nefesle elim hızla cebimdeki telefonuma gitmişti. Beni az önce fazlasıyla germişti, bunun bir karşılığı olmalıydı.

“Üzgünüm cehennem güzeli, artık gizli kalamam.”

Mırıltımın ardından parmaklarım tanıdık numarasını tuşladıktan sonra harflerin üzerinde kayarak mesajı ona yollamıştı, bakışlarım tekrardan ona döndüğünde elindeki telefonuyla öylece kalakaldığını gördüm.

Dudaklarım kıvrılırken başımı hafifçe yana yatırarak gözümü bile kırpmadan onu izlemeye koyuldum. Aslına bakarsanız asla üzgün değildim, tam aksine hiç bu kadar mutlu olmamıştım…

~~~~~~~~~

Elvin N. Varnalı…

Ürperti ve korku tüm bedenimde bir zehir misali gezinirken kafam allak bullak olmuştu, öyle ki yorgunluğuma rağmen gözüme tek parça uyku bile girmemişti. Kimdi şimdi bu mesaj atan? Okuldan dalga geçmek isteyen bir grup ergen mi? Yoksa yetimhaneden beni bulan bir grup salak mı? Her ne olursa olsun tüylerimi diken diken yapmak için yeterli olmuştu.

Yatakta diğer bir tarafa döndüğümde düşünmemeye çalışmıştım ama bir türlü beceremiyordum. Mesajı görür görmez yazan kişiyi engellemiştim ama merakımda gerilerden bir yerden beni gıdıklayıp duruyordu. Birine gülmemden bahsetmişti ama bu herkes olabilirdi. Otobüs şöförü, okulun hademesi, güvenlik görevlisi hatta gece bara gelen herhangi bir müşteri bile olabilirdi; genel olarak sevmesem de tebessüm eden biriydim. Özellikle işçi durumdaki amca ve teyzelere kibar davranırdım, peki bu yazan kimi kastetmişti?

Başımı sertçe yastığa bastırarak tekrardan yerimde dönmüştüm, tek bir mesajla kimsenin katledildiği yoktu. Sadece bir grup aptal benimle dalga geçmek istemişlerdi, hepsi buydu. Numaramı bile akıllarından salladıklarına neredeyse emindim, boşu boşuna geriliyordum.

Bir süre daha yatakta debelendikten sonra son çareyi kalkmakta bularak örtünün altından çıkmıştım. Eve geldiğimden beri kafamı dağıtmak için yemek hazırlayıp ardından yemiş, sonrasında ise birkaç bölüm dizi izlemiştim ama buna rağmen gerginliğim tek bir an bile azalmamıştı. En son yatağa girersem uykum gelir umuduyla kendimi yatağa atmıştım ama onda da bir gram uykumun geldiği söylenemezdi.

Bakışlarım dolabıma kaydığında aklıma gelen fikirle dudaklarım kıvrılırken hızla ayaklanıp dolaba koştum, neyin bana iyi geleceğini çok iyi biliyordum. Suyun işe yaramadığı hiçbir konu olamazdı. Hızla üzerimdeki pijamalarımı çıkartıp siyah bikinimi giydikten sonra üzerine en kalın kazaklarımdan birini, altıma ise yine kalın bir eşofman geçirmiştim; telefonumu ve çantamı almamın ardından ise hızla kapıya doğru yöneldim. Bu kesinlikle bana çok iyi gelecekti.

Derin bir nefes alarak botlarımı ve montumu giyip kendimi dışarı atmıştım, son yaşananlardan sonra evde durmak bile beni bunaltıyordu. Sanki hayatım çok kolaymış gibi bir de başıma telefon şakacıları çıkmıştı, hayatın bana garezi olabilir miydi?!

Kulaklığımı da unutmadığım için kendimi tebrik ederek kulağıma geçirip şarkının sesini sona getirmiştim, işte şimdi rahatlık yavaştan bedenimi sarıyordu. Beni ikilemde bırakan çoğu konudan biri de buydu sanırım. Notalar mı daha çok rahatlatıyordu, yoksa boyalar mı? Bu soruya kısaca sanat diyebilirdim sanırım…

Karanlık sokakta adımlarken saate hiç bakmadığım yeni dank etmişti ama umrumda değildi, hızlı koşup peşimden gelen birinden kaçabilirdim. En azından buna güvenmek istiyordum. O esnada sırtımdan süzülen ürperti adeta ruhuma kadar işlemişti, izleniyormuş hissiyatı tüm bedenimi ele geçirirken istemsizce adımlarımı hızlandırdım. Kulağımdaki kulakları çıkarsam sanki adım seslerini de duyacakmışım gibi hissediyordum ve yavruağzı aşkına! Bunu istemiyordum.

Adımlarım ara ara gittiğim o havuz tesisinin önünde duraksadığında derin bir nefes aldım ve korkumun beni yenmesine izin vermeden hızlıca arkamı döndüm. Görebildiğim tek şey karanlıktı, ardımda tek bir kedi bile yoktu. Aptalın biri numaramı sallayarak tutturmuştu ve bende bunu kafaya takarak tıpkı o aptala benzemiştim, saçmalığın daniskasıydı. Gülerek tekrardan önüme döndüğümde bakışlarım yine tesise kaymıştı, küçük bir kaçamağın ne zararı olurdu ki?

Hırsızlık yaptığım sıralarda bazen evlere de girmemiz gerekirdi, bu yüzden her türlü kilidi açmak benim için çocuk oyuncağıydı ama kameralara yapacak bir şeyim yoktu. Neyse ki burada kamera olmadığını biliyordum, oldukça eski bir tesis olduğu için kamera olmazdı burada.

Sahibi de zaten yaşlı bir amcaydı, ara sıra gündüzleri de geldiğim için beni tanırdı. Bu yüzden şu anda gizli girişim pekte suç sayılmazdı değil mi?

Temkinli adımlarla kapının önüne geldiğimde bakışlarım ne olur ne olmaz diye çevrede gezinmişti, hiç kimse yoktu. Kıvrılan dudaklarımla kolumdaki çantamı kenara bırakıp elimi cebime atarak genel olarak her cebimde olan tel tokalardan birini çıkardım, anahtar deliğine soktuktan sonra yaptığım birkaç hareketle kilidin açılma sesi kulağımı doldurduğunda dudaklarım daha çok kıvrılmıştı. Yüzmek kesinlikle gerginliğime iyi gelecekti.

Yavaş adımlarla içeri girerek ardımdan kapıyı kapattıktan sonra bakışlarım karanlık mekana ve büyük havuza takılmıştı, sanırım öncelikle hem ışıkları hemde ısıtmayı açmam gerekiyordu. Yoksa bu aralık ayında donmam kaçınılmaz olurdu. Açtığım telefonumun ışığıyla ilerleyerek suyun yanından geçecekken gelen sıcaklıkla duraksamıştım, dudaklarım tekrardan kıvrılırken dizlerimin üzerine çöküp elimi havuza soktum. Su sıcaktı, bu da demek oluyordu ki amca yine kapatmayı unutmuştu.

Sırıtarak hızla kalkıp şartelin bulunduğu küçük odaya girdim, yerini zaten bildiğim şalterleri kaldırdıktan sonra tekrardan salona yöneldiğimde havuzun içindeki ışıklandırmaları doğru bir şekilde açtığımı görmüştüm. Geri kalan yerlere gerek olmadığı için her gizlice gelişimde sadece havuzu açardım, loş bir ortamda yüzmeyi daha çok seviyordum. Loş ve sessiz…

Üzerimdeki kıyafetleri hızlıca çıkartıp kenara bıraktıktan sonra havuza doğru yürürken salonun soğuk havası iğne misali tenime batmaya başlamıştı. Titreyen dişlerim birbirine çarpmaya başladığında daha fazla beklemeden kendimi hızla sıcak suyun içine bırakmıştım, işte en güzel kısmı burasıydı. Bedenim sıcak suyun içinde gevşerken derince bir nefes alıp düşünceleri zihnimden kovmak için kendimi tamamen suyun içine bıraktım.

Havuzun içinde birkaç tur attıktan sonra dinlenmek için sırt üstü dönmüştüm, uyku tüm bedenimi mengenesi altına almaya çalışır gibi sararken kapanmaya başlayan gözlerimi zor bela açık tutuyordum. Ne olursa olsun buraya gizlice girmiştim ve uyumak yapmak istediğim son şey olurdu, üstelik kapısı kilitli bile değildi.

Hatırladığım bu detayla gözlerim hızla açılırken bakışlarım çevrede gezinmişti, görünürde kimse yoktu. Kendi kendime kızarak bedenimi tekrardan suyun altına bıraktım, iyice paranoyak olup çıkmıştım. Hemde ne yüzünden? Saçma salak bir ergenin attığı mesaj yüzünden. Su içinde ilerlerken dudaklarım kıvrılmıştı, saçmalığın zirvesini yaşıyordum.

O esnada suyun altında olduğum için hafiften duyduğum patırtı sesiyle bedenimi hızla suyun yüzüne çıkarmıştım, bakışlarım tekrardan çevrede gezinse de kimse yoktu. Kapı bile bıraktığım gibi kapalıydı. Elimi saçlarımdan geçirerek sertçe çekiştirdim, artık gerçekten kendime gelmem gerekiyordu. Bu dünyaya geldiğimden beri zaten yalnız yaşıyordum, bu olaylara artık alışık olmam gerekiyordu.

Kendimi her ne kadar telkin etmeye çalışsam da içimdeki izleniyormuş hissini bir türlü atamamıştım. Son kez suyun altına bedenimi bırakarak havuzun karşısındaki kıyafetlerime doğru yüzmeye başladım, gözlerim içimdeki endişe hissinin artmasıyla aralandığı sırada havuzun bitmesine az kalmıştı ki üzerime düşen gölgeyi hayal meyal seçebilmiştim ve bu kuruntu olamayacak kadar gerçek duruyordu.

Bedenim hissettiğim ürperti ve korkuyla titrerken hızla suyun yüzüne çıktığımda ruhum daha çok korkuyla dolmuştu, çünkü kimse yoktu ya da vardı ama ben göremiyordum. Hızlıca havuzdan çıktıktan sonra evden çıkmadan son anda çantama attığım havlumu çıkartıp hayatımın en hızlı kurulanmasını yapmıştım, bir yandan da bakışlarım herhangi birini görmek için çevrede geziniyordu.

Sanırım deli olduğumu düşünmektense birini görmeyi de tercih edebilirdim, öyle bir durumda en azından en kötü polise gidebilirdim ama sorun eğer zihnimdeyse…o zaman ne yapardım bilmiyordum…

Hızlıca üzerimi de giydikten sonra şartelin bulunduğu odaya gidip ışıkları ve amcanın unuttuğu kombiyi de kapatıp telefonumun ışığıyla hızlıca dışarı koşmuştum. Kapıyı tekrardan kilitlerken hala kimsenin olmayışı sanırım benim deli olduğum gerçeğini gün yüzüne getiriyordu, bu düşünceyle boğazım daha çok kururken hallettiğim kapıyla arkamı dönüp ilerlemeye başladım.

Yolda adımlarken sırtımda hissettiğim aynı ürpertiyle arkamı döndüğümde bomboş sokakla karşılaşmıştım, bu durum gitgide daha çok sinirlenmemi sağlarken adımlarımı hızlandırdım. Ben deli falan değildim, sadece mesaj aklımı karıştırmıştı. Hepsi buydu!

Delirebileceğim onca şeyden aklı başında kurtulmuşken tam hayatım düzene girdiğinde o batağa düşemezdim, buna izin vermeyecektim. Ne olursa olsun en önemli gücüm hep benimle kalmalıydı, zihnim benim tek varlığımdı.

Esen rüzgar ıslak saçlarımın kırbaç misali yüzüme savrulmasını sağlarken dişlerim soğuktan birbirlerine çarparak titremeye başlamışlardı, bu havada havuza gelmem bile sadece saçmalıktan ibaretti. Belki de peşimdeki sapık benimle uğraşmak konusunda haklıydı, ne güzel kendisine bir aptal bulmuştu. Onu eğlendirebilecek, saçma salak davranan bir aptal! Senelerdir yalnız yaşamasına rağmen tek bir mesajdan korkacak kadar ödlek! Kim 28 yaşına kadar yalnız yaşamış bir yetişkin olduğuma inanırdı ki…

Zihnim durmaksızın kendi benliğimi aşşağılamaya devam ederken evimin önüne geldiğimi apartmanın kapısına toslamaktan son anda sıyrıldığımda fark edebilmiştim, aklım öylesine dağılmıştı ki belki de nefes almam bile bir mucizedeydi. Anahtarımla kapıyı açarak hızla merdivenleri tırmandığım sırada karnıma giren sancıyla dairemin olduğu kata çıkarken iki büklüm olmuştum.

Kasıklarım acıyla sızlarken aslında sabahtan beri olan hüznümün sebebini birazda olsa anlamıştım, regl olmuştum. Neyseki havuzdayken olmak gibi bir rezillik yaşamamıştım ama bu buz gibi havada suya girmemin cezasını çekmeyeceğim anlamına gelmezdi, karnım delicesine ağrımaya başlamıştı. Nefesimi zor bela düzenleyerek dairemin kapısını açıp içeri doğru adımladığım sırada montumun cebindeki telefonum bildirim sesiyle çınlamıştı.

Elim kapının üzerinde öylece kalırken korku tüm benliğimi tekrardan ele geçirmişti. Bu saatte bana yazabilecek bir arkadaşa sahip değildim ve emindim ki Vidus hocada beni bu saatte rahatsız etmezdi. Hızla dış kapıyı ardımdan kapattıktan sonra kilitlerin tamamını kapatmıştım, bu eski kapı beni ne kadar korurdu bilemezdim ama yine de küçükte olsa güvenli hissetmemi sağlamıştı.

Arkamı dönerek evin içine doğru adımlarken malum sona yaklaştığımı hisseder gibiydim.Titreyen parmaklarım montumun cebine giderek telefonumun soğuk yüzeyini kavradığında derince yutkunmuştum, gözlerim kapanırken karnıma tekrardan giren sancıyla sinirlerim daha çok gerilmişti.

“Kahretsin Elvin, sadece dalga geçen birkaç veletten korkuyor olamazsın. Cam göbeği aşkına! Sen yetişkin bir kadınsın, kendine gel.” diyerek kendi kendime konuşurken telefonumu hızla cebimden çıkarıp ekrana baktım.

Gözlerim tekrardan hızlıca kapanırken telefonu tutan parmaklarım sıkılaşmıştı. Onca derdin arasında bir de bu eksikmiş gibi lanet olası bir telefon sapığı dadanmıştı başıma, aman ne hoş! Aralanan bakışlarım yine ekranı bulmuştu, ekranımdaki tek bir mesaj neon misali parıldarken içimdeki korku öfkemle birleştiğinde telefonu tutan parmaklarım daha da kasılmıştı.

0542*******: Karanlıkta havuza gitmemelisin. ( 01.45 )

Elimdeki telefonu sinirle koltuğa fırlattıktan sonra dolan gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Harika, bir de başıma takipçi bir sapık çıkmıştı. Dünyadaki her bokluğu itinayla üzerime çektiğim için en kısa zamanda bir plaket almalıydım, bunu kesinlikle haketmiştim.

Üstümdeki montu yırtarcasına çıkartıp yere fırlattım, şimdi ne yapacaktım ben? Delirmediğim için sevinmeli miydim, yoksa evimi bilen bir sapığın peşime takıldığı için korkmalı mıydım? Gözlerimden yaşlar süzülürken daha fazla ağrıya dayanamayan bedenim dizlerimin üzerine çökmeni sağlamıştı.

Yalnızlığımın uğultusu evin içinde yankılanırken kollarımı karnıma sararak kendimi karanlık salonun zemine bırakmıştım. Biliyordum ki eğer bir ailem olsaydı şu anda korkmam içinde bir sebep olmazdı, sahi ne istemişlerdi küçücük bir bebekten? Ne yapmış olabilirdim ki benden hemen kurtulmak istemişlerdi?

Bacaklarımı daha çok kendime çekerek gözlerimi açık camdan yansıyan ışığa çevirmiştim, sokak lambasının ışığı evi aydınlatan tek şeydi. Karnım bıçak saplanırcasına ağrırken hiçbir şeyi umursamadan yüzüme çarpan rüzgarla öylece yerde uzanıyordum, sanırım bu sefer gerçekten delirmiştim.

Gözlerimin önünden anılar birer birer süzülürken içimdeki öfke yerini tekrardan korkuya bırakmıştı, geçmiş her defasında tekerrür eder miydi? Bilmiyordum ama bu sefer etmemeliydi, bir gerçekliği daha kaldırabilir miydim bilmiyordum. Lanet olsun ki ben hiçbir bok bilmiyordum.

Karnıma tekrardan saplanan sancıyla bacaklarımı daha çok kendime çekerek iki büklüm olmuştum, gözlerim kapanırken uykuya yenik düşmeden önce son gördüğüm şey yıllardır boş olduğunu zannettiğim evin hemen salonuma bakan camından yansıyan silüetti…

***

Yetimhanenin koridorunda adımlarken karanlıktan korkmamak için kendi içimde mırıldanmaya başlamıştım. Büyümüştüm artık ben, tam 10 yaşındaydım. Artık karanlıktan korkmamam gerekiyordu. Sadece yemekhaneden bir bardak su alıp odama geri dönecektim, öyle çok susamıştım ki bunun için uykumdan bile uyanmıştım.

Yemekhanenin olduğu kata çıktığımda sessizce koridorda ilerledikten sonra yemekhanenin kapısını açıp köşede dizili sulardan birini aldım, hızla açıp tamamını içtikten sonra boş paketini çöp kutusuna atıp yanıma bir tane daha alarak yemekhaneden çıkmıştım. Eğer tekrar susarsam bu karanlığa bir daha girmek zorunda kalmazdım.

Elimdeki suya sıkıca sarılarak koridorda ilerlerken duyduğum başka adım sesleriyle bakışlarım hızla arkama kaymıştı, koridor aralarındaki camların hemen önünde olduğumuz için yansıyan ayın ışığıyla kim olduğunu tanımıştım. Müdiremizin kocasıydı, aynı zamanda o da müdürdü. Müdire hanım bazı zamanlar gelmediğinde o burada dururdu, bugün yine öyle olmuştu demek ki.

“Sen bu saatte niye uyanıksın?” diyen sert sesiyle düzgün ayakta bile duramadığını fark etmiştim, ayrıca yaklaştıkça onunla beraber çok kötü bir koku da geliyordu. Hasta mı olmuştu?

“Susamıştım da müdürüm.” derken elimdeki suyu gösterdiğim sırada müdür hemen önümde durmuştu.

“Demek susadın.” diye mırıldandığında kelimeleri de düzgün söyleyemediğini fark etmiştim.

“Evet efendim, hemen gidip yatacağım. Lütfen kızmayın.” diyerek geriye doğru bir adım attığımda müdür hızla kolumu yakalamıştı.

“Madem uyandın, gel sana bir masal anlatayım.” derken kolumdaki parmakları yavaşça elime doğru kaydığında içim kötü bir hisle dolmuştu ama yine de masal dinlemek istemiştim, okuldaki kızlar hep babalarından dinledikleri masalları anlatırlardı. Artık benimde onlara anlatabileceğim bir masalım olacaktı.

Heyecanla başımı olumlu anlamda salladığımda müdür tuttuğu elimle beni götürmeye başlamıştı. Karanlık koridorda ilerlerken müdürün parmakları elimi daha da sıkı tutmaya başlamıştı, canım yanıyordu ama ses edersem masal okumaktan vazgeçer diye hiçbir şey söylememiştim.

En sonunda odasının önüne geldiğimizde kapıyı yavaşça açtıktan sonra ışıkları yakıp hala sıkıca tuttuğu elimle bizi odasındaki deri koltuğa götürmüştü. Odası da aynı onun gibi çok pis kokuyordu, sanki içeride bir şey çürümüş gibiydi. Fazla nefes almamaya çalışarak bakışlarımı müdüre çevirdiğimde dudaklarındaki gülümsemeyle bana baktığını görmüştüm, ardından bende gülümsedim. Her defasında bağırdığı için ondan korkardım ama sanırım o iyi biriydi, yanlış anlamış olmalıydım.

“Ne masalı anlatacaksınız?” diye heyecanlı bir sesle sorduğumda diğer eli saçlarıma giderek hafifçe okşamıştı.

“Kıvırcıkların ne güzelmiş.” diye mırıldanırken dudaklarım kıvrılmıştı, ilk kez biri başımı okşamıştı. Tıpkı arkadaşlarımın babası gibi…

“Teşekkür ederim efendim ama hemen masala geçebilir miyiz? Çok merak ettim de.” diye heyecanla konuşmuştum, acaba hangi masalı anlatacaktı?

“Sadece anlatmayacağım, aynı zamanda canlandıracağız.” diyerek sırıttığında anlamayarak ona bakmaya devam etmiştim, tiyatro mu yapacaktık? “Ama önce çıplak olmamız lazım.” demesiyle gülen yüzüm yavaşça solmuştu.

Okuldaki öğretmenimiz erkeklerin bizi çıplak görmesinin ayıp bir şey olduğunu anlatmıştı ve müdür de bir erkekti. Bu çok yanlıştı, gitmek istiyordum.

“İstemiyorum, ben odama gideceğim.” diyerek bileğimi kendime çeksemde daha sıkı tutarak izin vermemişti.

“Yok öyle önce tamam deyip sonra kaçmak.” derken bedenimi sertçe deri koltuğa ittiğinde ellerinden kurtulmak için çırpınmaya başlamıştım ama üzerime çöken bedeni beni çepeçevre kaplamıştı, hareket edemiyordum.

Üstümdeki pembe pijamamı yırtmaya başladığında çığlık atmaya başlamıştım, bu hiç doğru hissettirmiyordu. Eli sertçe yanağıma indiğinde korkuyla gözlerimi siyah bakışlarına çevirdim, beyaz kısımları kıpkırmızı olmuştu ve yakından çok daha kötü kokuyordu.

“Uyumak istiyorum, lütfen bırakın beni…” diye bağırdım sırada tüm pjamalarım yırtılmıştı, dudaklarımın üstüne yaslanan eli ise sesimi tamamen kesmişti.

Yerimde daha fazla çırpınmaya çalıştım ama bedeni buna izin vermiyordu, bir fermuar sesi kulaklarımı doldurduğunda içimden dualar etmeye başlamıştım.

‘Yemin ederim Allah’ım, bir daha gece su içmeye kalkmayacağım. Yalvarırım yardım et…’

O esnada hissettiğim acıyla çığlığım dudaklarımın üzerindeki avucuna çarparak çınlamıştı, gözlerim yavaşça kararırken son hatırladığım hissettiğim yoğun acı olmuştu…

***

Nefes nefese gözlerimi açtığımda karnım delice sancıyordu, tıpkı o lanet kabustaki gibi. Geçmişimi zehir ettiği yetmezmiş gibi senelerdir gecelerimi de zehir ediyordu. Bunun için terapiye gitmiştim ve rüyalar aslında uzun süredir kesilmişti ama şimdi yine boktan bir şekilde zihnimi ele geçirmeyi başarmıştı.

Elimi ağrıyan karnıma bastırarak koltukta doğrulduğumda bakışlarım çevreye kaymıştı, ben gece yerde uyayakalmamış mıydım? Sanırım uyurken koltuğa çıkmış olmalıydım. Hatırladığım başka bir detayla hızla ayaklandığımda montumun üstüne yattığımı fark etmiştim, bu iyi bir haberdi. Bir de koltuktaki kanı temizlemekle uğraşamazdım. Bakışlarım gece uzandığım yere kaydığında orada da hiç kan izine rastlamamıştım.

Umursamadan ağrıyan karnımı tutarak kan olan siyah şişme montumu elime aldım, o sırada bakışlarım aydınlanan havaya takılmıştı. Kapalı pencereyle kaşlarım çatılırken cama doğru adımladığımda açma kolunun hala yana dönük olduğunu görmüştüm, rüzgardan kapanmış olmalıydı. Pencereyi tekrardan açarak arkamı dönüp banyoya doğru ilerledim, neyseki bugün dersim yoktu.

Montumu makineye attıktan sonra üzerimdekilerden hızlıca kurtulup kendimi sıcak suyun altına bırakmıştım. Sıcak su tüm bedenimin gevşemesini sağlarken gözlerimi kapatmıştım, bir elim hala ağrıyan karnımda dururken gözlerimin önünde çınlayan rüyamla hızla gözlerimi açmıştım.

“Terapistin sözlerini hatırla Elvin, o sadece bir rüya.” derken suya doğru dönerek hızla sabun ve life uzandım. “Geçmiş geride kaldı, rüyalar gerçek olamaz.” diye mırıldanırken titreyen sesimle gözlerim dolsa da umursamadan sabunladığım lifi bedenime sürmeye başladım.

Sertçe bedenimi liflerken kendime gördüklerimin sadece geçmişteki bir anı olduğunu hatırlatıp duruyordum. O sadece rüyaydı, bana tekrardan zarar veremezdi. O şerefsiz artık sadece rüyalarımı zehir edebilirdi, bana yaklaşamazdı…

Bakışlarım bacaklarımda sıcaklıkla yavaşça aşağıya kaydığında gördüğüm kırmızılıkla daha fazla dayanamayan zihnim tamamen geçmişe gömülürken damlalar gözlerimden süzülmeye başlamıştı…

***

Başımdan aşağıya dökülen kaynar suyla sesimi çıkartamazken öylece müdire hanımın beni yıkamasına izin verip bacaklarımdaki kurumuş kana bakıyordum. Canım hala öyle çok yanıyordu ki ama sesimi çıkaramıyordum.

“Ağlama, birde hala ağlıyor.” diyerek müdire hanım sertçe lifi koluma vurmuştu. “Gecenin bir yarısı hem adamı ayart hemde gel ağla, orospu!”

Sondaki kelimenin ne demek olduğunu bile bilmiyordum ama müdire hanım sinirli olduğuna göre yanlış bir şey yapmıştım. Lifi bu seferde yüzüme savurduğunda acıyan yanağımla başım yana dönmüştü.

“Dün geceyi kimseye söylemeyeceksin, yetimhanemde bir orospunun olduğu öğrenilirse rezil olurum.” derken omuzlarımı sıkıca tuttuğunda başımı hızla olumlu anlamda sallamıştım. Bakışlarım gözlerine döndüğünde eli sertçe çenemi bularak başımı çevirdi. “Değdirme o iğrenç gözlerini bana, tiksiniyorum hepinizden. Piç kuruları.”

Çenemi sertçe ittikten sonra beni orada yapayalnız bırakıp banyodan çıkmıştı…

***

Dizlerimin üzerine düşerken suyun aynı o zamanki gibi kaynar olduğunu yeni fark etmiştim ama yine de musluğu çevirmek için hareket etmedim. Öylece tenime çarpan kaynar suyla duşakabinin içine oturmuştum.

Müdire hanıma göre o puşt kocasını ayartan bendim ama kahretsin ki daha 10 yaşındaydım, nasıl bir insan 10 yaşında küçücük bir çocuğun orospu olduğuna inanırdı? Sonrasında okuldaki öğretmenim morartıları görmüştü, anlatmıştım her şeyi ama yine kolaylıkla sıyrılmışlardı işin içinden. Hatta ardından her şey daha da beter olmuştu, yetimhanede bana cehennemi yaşatmışlardı.

Gerçi ne diyebilirdim ki, ailesinin bile sırt çevirdiği bir çocuğu neden bir grup yabancı önemserdi ki?…

O günden sonra müdür denen şerefsiz bir daha yurda gelmemişti ama karısı olacak orospu hayatı bana zindan etmişti, büyüyene kadar yediğim dayakların haddi hesabı yoktu. Sonrasında ise reşit olduğum an kapının önüne koymuştu beni, ruh hastasının tekiydi.

Bir süre daha ağladıktan sonra suyu ılıtarak ayaklanmıştım, ağlamak iyi gelmişti. İçimi dökmüşüm gibi hissediyordum, rahatladığım bile söylenebilirdi. Hızlıca saçlarımı da yıkadıktan sonra duştan çıkarak kapının arkasındaki havluma sarınıp odama geçtim, tekrardan kan akmaması için kıyafetlerimi hızlıca giyindikten sonra kendimi mutfağa atabilmiştim. İki lokma bir şey yiyip hemen ilaç içmeliydim yoksa bu ağrının geçeceği yoktu.

Su ısıtıcısına suyu koyduktan sonra saçlarımdaki havluyu köşeye bırakarak salona doğru adımlamıştım, zaten evim bir tür stüdyo evdi. Mutfak ve salon aynı yerdeydi. Kendimi koltuğa attığımda bakışlarım masanın üstündeki telefonuma gitmişti, masanın ortasında öylece duruyordu. Gecenin karanlığında koltuk diye tahta sehpanın üzerine fırlatmış olmalıydım.

Parmaklarım telefona giderek sıkıca kavradıktan sonra ekranı açıp gelen mesajlara baktım, dün geceki numaradan bir mesaj daha gelmişti.

0542*******: Korkma, sana asla zarar vermem. (01.56)

Dudaklarımdan histerik bir gülüş dökülürken mesaja cevap vermeden tekrardan engellemiştim, her kimse şu an onunla uğraşamazdım. Yemeğimi yer yemez gidip polise ihbar edecektim, bir de lanet olası bir sapığı çekemezdim. O sırada bakışlarım Kuzey’den gelen diğer bir mesaja düşmüştü.

Kuzey Çetin (iş): Elvin bu gece geleceksin değil mi??? (09.10)

Kuzey Çetin (iş): Lütfen gelll (09.11)

Of! Siktir ya, bir de bu çıkmıştı başıma. Gözlerimi devirerek parmaklarımı harflerin üzerinde gezdirdim.

Elvin: Evet (11.30)

Mesaj anında görüldü olsa da evin içinde yankılanan su ısıtıcısının sesiyle hızla telefonumu bırakarak ayaklandım, şu an yemek ve ilaç ikilisi her şeyden daha önemliydi. Hızlıca yaptığım bir salçalı makarnayla telefondan bir film açarak yemeğimi yemeye başlamıştım. Bir tür dram komedisiydi, hoşuma gitmişti. Kadınların günlük yaşamını anlatıyordu.

Makarnamdan son çatalı alarak dudaklarıma götürdüğüm sırada telefon ekranıma üstten bir mesaj düşmüştü, gözlerim sinirle kapanırken derin bir nefes almıştım. En sonunda kırıp atacaktım lanet olası telefonu!

0537*******: Sadece beni tanımanı istiyorum, lütfen izin ver. (12.46)

Gözlerim aralanırken telefonumu elime alarak hızlıca bu numarayı da engellemiştim, yazan her kimse sanırım harcayarak bolca parası ve zamanı olmalıydı. Her bahsine vardım ki işsiz bir ergendi sadece. Barda beni görmüş ve numaramı bir yerden bulmuş olmalıydı, polise yakalanınca göt korkusundan kaçar giderdi zaten.

Bakışlarım mesajlarında gezindiğinde şaşırmadan edememiştim, bir ergene göre noktalama işaretlerine fazlaca dikkat ediyor gibiydi. Umursamadan telefonu masaya bıraktıktan sonra tabağımı hızlıca yıkayıp ilacımı içerek odama geçtim, ilk işim kıvırcıkları düzleştirmek olmuştu.

Evet, saçlarım bir bonus kafa kadar olmasa da kıvırcıktı ve bundan nefret ederdim. Aklıma geçmişi getirmekten başka bir işe yaramıyorlardı. Bu yüzden ne kadar yoğun olursam olayım mutlaka düzleştirmeden evden çıkmazdım.

Saçlarımı hızlıca hallettikten sonra altıma normal bir kot pantolon ve üzerime de kazak geçirdikten sonra siyah kabanımı da giyerek salona yöneldim, telefonumu ve çantamı aldıktan sonra kapıya dönmüştüm. Kilitleri açarken bakışlarım geçen gün kırılan en üstteki kilide takılmıştı, demir kapan tarzında bir kilitti ve geçen gün kapatırken bir anda elimde kalmıştı. Kapı öylesine eksiydi ki buna şaşırmamıştım, binanın hala ayakta durması bile bir mucizeydi.

Kilitleri açarak evden çıktıktan sonra ardımdan tekrar kilitlemiştim, ne olur ne olmazdı. Sonuçta evimi bilen bir sapığa sahiptim. Anahtarları üzerimdeki kabanın cebine attıktan sonra apartmandan ayrılıp hızla otobüs durağına doğru yürümüştüm, kısa süre içinde gelen otobüsle binerek karakola doğru yola koyuldum.

Kulağıma taktığım kulaklıklarımla otobüsün camından yapan yağmuru izliyordum, umarım çok uzun sürmezdi. Saçlarımın bozulmasını istemiyordum. İçtiğim ilaç etkisini göstererek sancıyı sakinleştirmişti, bu bir nebze de olsa iyi hissetmemi sağlamıştı. O ağrıya katlanmaktan bile nefret ediyordum.

Bakışlarım hala camda olduğu sırada otobüsün yanından lüks bir araba geçmişti, kaşlarım istemsizce havalandı. Ben buradayım ve çok pahalıyım diye bağıran bir arabaydı, doğruyu söylemek gerekirse oldukça da güzeldi. O an küçük resim defterimi yanıma almadığım için kendime kızmıştım, bu arabayı resmetmek isterdim. Siyah bir Porsche…

Araba ilerleyerek gözden kaybolduğu sırada geldiğim durakla bende otobüsten inmiştim, hızla karakola doğru adımlarken derin bir nefes alarak telefonuma baktım. Başka bir mesaj atmamıştı, gerçi umrumda da değildi. Polisler ona ulaştığında iki zırlayıp ellerinden kurtulurdu zaten, sonrada korkudan bana bir daha yaklaşamazdı.

Karakolun içine doğru adımladığımda karşıma ilk çıkan polis memuruna derdimi anlatmıştım ve o da beni komiserine yönlendirmişti.

“Dinliyorum bayan, anlatın.” diyen adamla gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum, bayan anandır demek vardı şimdi ama neyse!

“Dünden beri birkaç tane yabancı numaradan rahatsız edici mesajlar alıyorum.” dediğimde başını anladığını belli edercesine sallayarak beni süzmeye başlamıştı ki adamın yüzünün çok tanıdık olduğunu fark etmiştim.

“Farklı kişiler miydi?” dediğinde başımı olumsuz anlamda sallayarak telefonumu çıkartıp mesajları açtıktan sonra ekranı ona çevirdim.

“Aynı kişiler olduğunu düşünüyorum.” diye mırıldandığımda sırada komiserin yanına bizi dinleyen bir başka polis daha gelerek mesajlara bakmıştı.

“Aklınızda böyle davranabilecek tanıdık biri var mı? Eski sevgiliniz ya da eski bir arkadaşınız.” diyen diğer polisle başımı yine olumsuz anlamda sallamıştım.

“Pek sosyal biri değilimdir, sanmıyorum o yüzden.” dediğimde komiserin bakışları tekrar beni süzmüştü, bu rahatsız edici olmaya başlıyordu artık.

“Ne diyorsunuz komiserim, numaraları aratalım mı?” diye mırıldanan polis benim duymayacağımı düşünerek yanındaki komiserine dönmüştü.

“Barda çalışan fahişenin teki işte, kim bilir kim takıldı peşine.” diye fısıldayan komiserle kaşlarım yavaşça çatılırken tüm bedenim kasılmıştı.

***

“Gecenin bir yarısı hem adamı ayart hemde gel ağla, orospu!”

***

Zihnimde çınlayan sesle gözlerim saniyelik olarak kapanırken derin bir nefes almıştım. Ne kadar kolaydı değil mi? Bir insana, özellikle de bir kadına böyle bir yakıştırmayı yapmak ne kadar kolaydı…

Ama üzgünüm, benim ne kolay bir geçmişim vardı ne ben kolay bir kadın değildim…

“Karıştırıyorsunuz. Gittiğiniz genelevdeki bir orospu değil, her gece geldiğiniz barda size içki veren kişiyim ben.” dememle iki polisinde şaşkın bakışları bana dönerken arkadan gelen kıkırtıları duyabiliyordum. “Aynı zamanda bir kadın olarak sizden yardım istediğim halde beni aşağılayarak, yardım ediyormuş gibi yaparak kendinizi nasıl bir devletin koruyucusu mertebesine koyuyorsunuz?” derken masalarına doğru bir adım atarak yaklaşmıştım. “Birkaç gün sonra ölüm haberimi aldığınızda da az önceki gibi sırıtabilirsiniz umarım.”

Sözlerimin ardından büyükçe bir rulet oynayarak arkamı dönüp çıkışa doğru ilerlemeye başlamıştım. İki seçenek vardı, ya umurlarında bile olmayacaktı ya da onları şikayet etmemden korkarak bana yardım edeceklerdi.

“Hanımefendi bekleyin lütfen.” diyen diğer polis memuruyla içimden kahkahalar atmıştım. Ve bingo, ruleti ben kazmamıştım. “Özür dileriz, komiserim öyle demek istememişti. Lütfen gelin, yardım edelim size.” diyen polisle arkamı dönerek konuşan polisin masasına doğru ilerlemiştim.

Aradan geçen bir sürenin ardından bana mesaj atan tüm numaraları onlara vermiştim, ayrıca savcılığa da suç duyurusunda bulunmuştuk. İşimiz bittikten sonra ayaklandığımda polis memuruna teşekkür ederek kapıya yönelmiştim ki aklıma gelen şeyle dudaklarım kıvrılırken duraksayıp masasında oturan komisere döndüm.

“Bu arada içtiğinizde daha az geveze olursanız sevinirim, gecenizi kimlerle söndürdüğünüz hiç umrumda değil.” diyerek tekrardan arkamı dönüp adımladığımda sinirden moraran yüzü daha çok keyiflenmemi sağlarken karakoldan ayrılmıştım.

Keyfim daha çok yerine gelirken eve varır varmaz kendimi yatağa atmıştım, geceye kadar uyumak bana çok iyi gelecekti. Kısa bir sürenin ardından gözlerim kapandığında kendimi uykunun tatlı kollarına bırakmıştım.

Gözlerim gelen takırtıyla hızla açıldığında karanlık odada bakışlarımı gezdirirken hızla telefonuma uzanarak saate bakmıştım, saat çoktan on olmuştu bile. Bir saat içinde barda olmam gerekiyordu, nerden çıkmıştı şimdi yine bu iş?!

Bakışlarım odanın kapısına kayarken başka bir takırtı daha duymayı beklemiştim ama ses yoktu, yavaşça yataktan çıktıktan sonra yastığımın altına hep sakladığım bıçağımı kavrayarak salona doğru adımladım. Birini öldürebileceğimi sanmıyordum ama aksi bir durumda yaralayıp kaçmamı sağlayabilirdi, bu yüzden hep yastığımın altındaydı.

Yavaş adımlarla salona gittikten sonra hızla ışığı açmıştım ama çevrede biri görünmüyordu, o esnada salonun kapanmış olan camı tekrardan açılıp sertçe kapanınca sesin kaynağını anlamıştım. Banyo kapısını da açık unuttuğum için cereyan yapmış olmalıydı. Kendi kendime gülerek salona vardığımda bakışlarım karşı binamın hemen benim katımdaki evine kaymıştı, ışıkları yanıyordu. Şaşırtıcıydı, çünkü ben bu eve taşındığımdan beri o ev öylece dayalı döşeli bir şekilde duruyordu.

Bir keresinde ev sahibime sorduğumda oturan kişinin bekar ve yurtdışında yaşadığını söylemişti, demek ki tatile gelmişti sahipleri. Pencerenin güneşliğini çekerken karşı binaya kaymıştı yine bakışlarım, aramızda üç metre ya var ya yoktu. Bu da evi net bir şekilde görmemi sağlıyordu ve şu anda geniş omuzlu bir adamın silüeti camın önünde durmuştu, güneşliği kapalı olduğu için daha fazlasını göremiyordum.

Umursamadan güneşliğimi çekerek içeri geçtim, komşuculuk oynayacak kadar yoklukta değildim neyseki. Kendi kararımla yalnız olmayı seçmiştim ve bundan oldukça memnundum, bir de salak bir erkeğin çenesini çekemezdim!

Odama geri dönerek hızlıca üzerime baktım, bence gündüz giydiklerim oldukça idealdi. Kaldı ki üzerimde önlük olduğu için içindekilerin pekte önemi olmuyordu. Son kez saçlarımı tarayıp yüzüme biraz renk gelmesi için makyaj yaptıktan sonra siyah kabanımı alarak tam evden çıkacakken gelen bildirim sesiyle elim kapının kolunda öylece kalmıştı.

Eğer yine aynı kişiyse bu sefer istikrarı için onu tebrik edip sonra engellecektim. Her şeyi geçtim, bir insan bu kadar fazla hat almaya bile üşenirdi. Her defasında farklı bir numaradan yazıyordu.

Derin bir nefes alarak elimdeki telefonumu kendime çevirdiğimde aydınlanan ekranla gözlerimi devirmeden edememiştim.

0522*******: Polisler beni bulamaz, boşa uğraşırsın. (22.15)

Harika, artık bir de inatla kıçımdan ayrılmayan bir sapığa sahiptim. Aman ne güzel!!!

~~~~~~~

Ve bölüm sonuuu!!!

Aşırı duygu yüklü bir bölümdü ha ne dersiniz???

Peki ya gelen mesajlar… tüylerim hala diken diken…

Polis sahnesinde Elvin’e bir düştük değil mi???

Sizce bölüm nasıldı???

Sizin başınıza böyle bir olay gelseydi nasıl bir tepki verirdiniz???

Sizce bu malum kişi (•••) kim???

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt ve insta adresimden paylaşıyorum. (Artık insta da oldukça aktifim.)

Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

7 yorum

  • Benim başıma böyle bir şey gelse önce korkar sonra Elvinin yaptığı gibi polise giderdim, ve o malum kişi kesinlikle Vidus bu arada bölüm mükemmeldi 💕 yorum yazmış yine bir sorun var yanlış olduğunda siliyorum bu sefer de yanlış şeyleri sildiğim zaman tekrar şey yapıyor tekrar gönderiyor İnşallah bu gider

  • Benim başıma böyle bir şey gelse önce korkar sonra Elvinin yaptığı gibi polise giderdim ve o malum kişi kesinlikle Vidus

  • Benim başıma böyle bir şey gelse önce korkar sonra Elvinin yaptığı gibi polise giderdim ve o malum kişi kesinlikle Vidus

  • Benim başıma böyle bir şey gelse önce korkar sonra Elvinin yaptığı gibi polise giderdim ve o malum kişi kesinlikle Vidus