~Bölüm Şarkıları~
Gazapizm~Sağı Solu Kes
Sibel Can&Tarkan~Çakmak Çakmak
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalım???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERR VE YORUMLARR atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!!
Bu arada wp kanalına da gelmenizi öneririm, kitaplar hakkında konuşurken oldukça eğleniyoruz…
“Yine başımda kavak yelleri, bacayı sardı yarin alevleri. Dili yansada gönül aldırmıyor… Ama çakmak çakmak o gözleri, tam on ikiden vurdu kalbimi. Olan oldu, bu gönül ferman dinlemiyor…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Bedenim patlamaya hazır bir bomba kadar gerginken bahçeden çıkan arabanın gidişini izliyordum. Neden böyle bir şey yaptığını biliyordum, Nilüfer’i korumak istemişti ama yine de içimdeki kıskançlığı engelleyemiyordum. Bir tane haddini bilmez salakla buluşacaklardı, gidip onu sadece çıplak ellerimi kullanarak parçalamak istiyordum.
Yola koyulan arabayla bende hızla bahçeden çıkarak yan eve yönelmiştim ki Ulvi’nin de arabasına yöneldiğini görmüştüm. Bakışları beni bulduğunda adımları duraksamıştı, o da en az benim kadar gergindi. Neler olduğunu biliyor muydu, yoksa sadece tahmin mi etmişti?
“Nereye?” dediğimde çatılan kaşlarıyla derin bir nefes alarak bana doğru birkaç adım attı.
“Kızların peşinden gideceğim, Nilüfer gergin gibiydi. Aklım kaldı.” dediğinde başımı olumlu anlamda salladım.
“Çünkü bir işler karıştırıyorlar, yürü.” dedikten sonra arkamı dönüp tekrar bahçeye girdiğimde Ulvi de peşimdeydi. “Adamları toplayıp gelin.” diye korumalara seslendikten sonra hiç beklemeden arabama bindiğimde Ulvi de yanıma geçmişti.
“Ne yapmış yenge?” diyen Ulvi’yle hızla gaza yüklenerek yola koyulmuştum.
“Şaşırtıcı ama bu sefer yengen değil.” derken bakışlarım yandan onu buldu. “Fatih diye birini tanıyor musun?” dememle kaşları daha çok çatılırken dizlerinin üstündeki elleri yumruk olmuştu.
“Ne yapmış?” diyen sert sesiyle tanıdığını anlamıştım ve pek tekin biri de olmadığı kesindi.
Bedenim daha çok gerilirken kalbim korkuyla çarptı. Serçem ve kardeşim tekin olmayan bir herifin çağırdığı konuma gidiyorlardı, tek elim sıkıca direksiyonu kavrarken diğeri ise yumruk olmuştu. Ya zamanında yetişemezsem, o zaman ne olacaktı? Tedirginlik zehir misali damarlarımda dolaşırken nefesimi kesiyordu.
“Abi o puşt ne yapmış?” diyen Ulvi’yle az da olsa kendime gelirken derin bir nefes alıp hızla telefonumu elime aldım.
“Biz yokken Lavinia’nın telefonunu verme karşılığında yemek teklif etmiş.” derken hızla girdiğim uygulamayla kulaklığımı kulağıma geçirdim. Bilekliğindeki ses dinleme cihazına bağlanmıştım, aynı zamanda konumunu da açarak arabaya bağlanmasını sağladım.
“Ne?!” diye bağıran Ulvi sinirle arkasına yaslanırken bir eli saçlarına giderek çekiştirmişti. “Amına koyduğumunun orospu çocuğu!” diye sinirle söylenirken yumruk olan eli sertçe torpidoya çarpmıştı. “Elimde fırsatı varken o iti gebertmeliydim.”
Bakışlarımı içeri göçen torpidodan alarak önüme döndüm, kulaklıktan gelen tek ses araba ve nefes sesleriydi. Konuşmuyorlardı.
“Neden? Bir vukuatı mı var?” derken sesimi sakin tutmaya çalışıyordum ama tedirginliğim gitgide artıyordu.
“Nilüfer’e aşıkmış, amını siktiğim.” diye sinirle konuştuğu sırada önümüzdeki tanıdık arabayı fark ederek yavaşladım, onları yakalamıştım. “Yanımda açıldı, Nilüfer reddettiği halde de üstelemeye devam edince bende giriştim buna.”
“Niye bana söylemedin?” dedim kontrol etmeye çalıştığım sinirli sesimle.
“Elimde öldürme beni diye zırlamaya başlayınca veledin teki deyip bıraktım, anlatmaya değer bir konu değildi.” demesiyle bakışlarım sertçe ona döndü.
“Kardeşimle ilgili her şeyi bana anlatmak zorundasın Ulvi!” diye bağırdığım sırada onunda sert bakışları bana dönmüştü.
“Zaten yeterince bokla uğraşmıyormuşsun gibi bir de günlük rapor mu vereceğim?” diyen sert sesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı.
“Konu ailemse evet, vereceksin.” derken bakışlarımı tekrar yola çevirmiştim.
“Konu ikimizinde ailesi ve hayır, boktan bir serseriyi sana şikayet etmediğim için vicdan yapmayağım.” dediğinde ona saniyelik sert bakışlar atarak tekrar önüme döndüm. Kavga etmekle uğraşacak vaktimiz yoktu.
“Şu an kadınlarımız o boktan serserinin yanına gidiyorlar ve ben Nilüfer’in sadece bir yemek sözüyle kalkıp gideceğini sanmıyorum.” dediğimde derin bir nefes almıştı.
“Nereye çağırmış puşt?” derken o da sakinleşmişti.
“Bir restorana.” diye mırıldanırken boynumu sertçe yana eğerek kütürdemesini sağlamıştım. “Üstü otel olan bir restorana.” derken serçemin Nilüfer’le sabahki konuşması zihnimde çınlamıştı, konum hakkında o sıra konuşmuşlardı.
“Bu sefer sikeceğim belasını.” diyen sinirli sesiyle eşzamanlı olarak kulaklığımdaki sesle sessiz kalarak dinlemeye başlamıştım, serçem Nilüfer’le konuşuyordu.
O esnada bakışlarım ilerideki ışıklı mekana çevrilmişti, konuma gelmiştik. Ormanın içinde, şehirden uzak bir oteldi. Sinirlerim daha da gerilirken önümdeki araba park ettiğinde bende fark edemeyeceği yakınlıkta bir yere park ettim.
“Aslında bir sorun var.” diyen Nilüfer’in sesiyle hızla kapısını açan Ulvi’nin kolundan yakalayarak durdurdum. “Bu Fatih’le biz aslında yakın arkadaş gibiydik ama sonra bu benden hoşlandığını söyledi, bende reddettim.” derken derin bir nefes almıştı.
“Noldu abi?” diyen Ulvi’yle elimi kaldırarak onu susturdum.
“Bekle.” dedim kısaca.
“Ee! Sonra?” diyen serçemle bakışlarım birkaç araba önde olan arabasına dönmüştü.
“Şimdi de tehdit ediyor, bugünde o yüzden geldik aslında. Eğer gelmezsek polislere benim zorla tutulduğum hakkında ihbar edecekmiş.” demesiyle kaşlarım hızla çatılırken iki elimde yumruk olmuştu.
Bir serseri benim kardeşimi tehdit etmişti, benim aileme bulaşmıştı. Zaten gergin olan bedenim daha çok gerilirken adeta gözlerimin önüne kırmızı bir sis inmişti, zihnimin içindeki bir ses sürekli aynı tonda haykırmaya başlamıştı.
ÖLDÜR ONU!
Arabadan inen serçem silah tuttuğu elini beline götürmüş ve ardından mekana yönelmişti. Yanında silah mı taşımaya başlamıştı? Benim ürkek serçem ne zamandan beri korkularını tamamen yok saymıştı?
Benim olmadığım o bir hafta içinde her ne olduysa silahlara ve adam öldürmeye karşı olan önyargısı tamamen yok olmuştu. Bu durumdan hoşlanmadığımı söyleyemezdim ama şu an öyle gergindim ki bu durum umrumda bile değildi. Tek düşündüğüm içerideki sikiğin elime bulaşacak kanıydı!
“Ne olduğunu söyleyecek misin?” diyen Ulvi’yle bakışlarım ona dönmüştü.
“Senin boktan serseri Nilüfer’i tehdit etmiş, eğer yemeğe çıkmazsa polise zorla tutulduğu hakkında sahte ihbar yapacağını söylemiş.” dememle gözlerini bürüyen ölüm isteğini anbean görebilmiştim.
“Benim kadınımı tehdit etmiş.” diyen baskın sesi her kelimeyi beynine kazırcasına vurgulamıştı. “Sakın elimden almaya kalkma, onu ben geberteceğim.” dediği sırada tam cevap verecekken kulaklıktan gelen sesle duraksamıştım.
“Tek geleceğini düşünmüştüm aşkım.” diyen erkek sesiyle bakışlarım bulunduğumuz yere bakan camlara kaymıştı. “Ama bana uyar, böyle bir üçlüye hayır demem.” diyen şerefsizle kulağımdaki sesler bile uğuldamaya başlamıştı.
Görüşümü saran kırmızı sis daha da artarken yumruk yaptığım ellerim titreyeme başlamıştı. Tüm bedenim öldürme isteğiyle yanıp kavrulurken birbirine geçen dişlerimi zor bela ayırarak mırıldandım.
“Ben bunu üçe katlar sikerim.” diye dişlerimin arasından konuştuğumda Ulvi öne eğilerek görüş açıma girmişti.
“Yengeye ses dinleme cihazı mı taktın?” demesiyle sert bakışlarım ona döndü.
“Evet, tam da bu sebepten koydum işte.” derken sertçe boş olan telefonumun ekranını gösterdim. “Tehdidi öğrendi ve tek kelime yazmadı, biz burada olmasaydık ne olacaktı?” dediğimde Ulvi sessiz kalmıştı.
Elime aldığım telefonla hızla birine mesaj attıktan sonra sertçe kapımı açarak dışarı çıktım, yüzüme çarpan soğuk rüzgar bile içimdeki ateşi söndüremiyordu. Bir yanım kızgınken diğer bir yanım ise hayal kırıklığıyla dolup taşmıştı. Ben onu korumak için türlü şeylerle uğraşırken onun her defasında kendisini bile isteye ateşe atmasına anlam veremiyordum.
“Biraz daha devam edersen kıyameti ben koparacağım.” diyen kulaklığımdaki serçemin sesiyle derin bir nefes aldım, sesi bile sakinleşmemi sağlarken ona nasıl sinirli kalacaktım?
“Senin gibi kıyamete can kurban güzelim.” diyen puştla sağ gözüm sinirden seğirmeye başlarken elimi hızla havaya kaldırdım.
“Dışarı!” diye haykırmamla korumaların hepsi arabalarından çıkarak yanıma gelmişti.
“Görürsün birazdan.” diyen serçemle sinirime rağmen dudaklarım kıvrıldı, bilmemesine rağmen varlığımı hissetmesine bayılıyordum.
“Tek sıra halinde dizil!” diye haykırmamla tüm korumalar çevremizde dizilmişti. “Nişan al!” diye bağırmamla hepsi silahlarını mekana yöneltti.
Aradan geçen birkaç saniyenin ardından çevreye bakınan serçemin bakışları cama döndüğü sırada beni gören bakışları hızla irileşmişti. Başım hafifçe yana eğilirken derin bir nefes aldım.
“İlk bende, geri kalan sende.” dedikten sonra hızla mekana yönelmiştim…
~~~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Etraftaki uğultular zihnimin içindeki karmaşaya bir yenisini daha eklerken yerinden ayrılan bedeniyle hızla ayaklanmıştım, korumaların silahları hala mekana çevriliydi. Şimdi ne yapacaktım? Bakışlarım tekrar mekana döndüğünde birkaç kişinin korkuyla telefonlarına sarıldıklarını görmüştüm, hassiktir! Kesin polise haber vereceklerdi. Ne yapıp edip Vidus’un ona zarar vermesini engellemem gerekiyordu.
“Niran, ne yapacağız?” diyen Nilüfer’de tıpkı benim gibi ayaklanmıştı.
“Engel olacağız, herkesin içinde olmaz.” dedim derin bir nefes alırken.
“Kimin itleriyse sahibi gitsin, başımızı ağrıttılar.” diyen Fatih’le şok içindeki bakışlarımı ona çevirdiğim sırada yanımdan rüzgar misali bir karartı geçmişti, hemen ardından ise Fatih’i kafasından tuttuğu gibi sertçe masaya geçiren adamla kalbim korkudan teklemişti.
“Seni it yapar, havlatırım. Sikik!” diye bağıran Vidus elini sertçe Fatih’in boğazına dolamıştı. Sert bakışları ölüm saçarken gözlerini bir an olsun korkudan kaçmaya çalışan Fatih’ten ayırmıyordu, kalbim korkuyla teklerken yana doğru bir adım attım.
“Vidus, hayır.” diye bir fısıltı dudaklarımdan dua misali dökülürken derin nefes daha aldım, soluklar sanki az geliyordu. Kalbim korku ve endişeyle sıkışıyordu.
Vidus tek eliyle Fatih’i tuttuğu gibi kaldırdığı sırada nefes almayı kesmiştim, havada tutmaya devam ettiği bedenin ayakları altta sallanmaya başlarken elleri bir umut kendisini kurtarmak için Vidus’un ellerine sarılmıştı. Git gide moraran Fatih’in yüzüyle gözlerim irice açılırken tekrar çevreme bakındım, herkes telefonlarına bakarak birbirlerine korkuyla bir şeyler söylüyorlardı.
“Rahat ol, birazdan ağrıyacak bir başın kalmayacak.” diyen Vidus’un sert sesiyle hızla masanın arkasından çıkıp ona doğru atılmıştım ki kolumdan sıkıca tutulmamla bakışlarım Ulvi’ye kaymıştı, beni tutarken bakışları sadece Fatih’teydi.
“Hayır. Burası olmaz, şu an olmaz.” derken kolumu çekiştirerek tekrar Vidus’a döndüm. “Hayatım lütfen sakin ol, şu an hiç sırası değil.”
“Yardım…edi…” diye mırıldanan Fatih’in ayakları havada çırpınırken sonda nefesi iyice kesilmişti, Vidus’un eli boynunu daha sıkı sarmıştı.
“Benim kadınıma, bana sahip olan kadına…” derken Fatih’i kendine biraz daha yaklaştırmıştı, havaya kaldırdığı için artık aynı boydalardı. “Ahlaksızca konuştun. Seni değil artık buradakiler, tanrı bile kurtaramaz.”
Sözleri zihnimin içinde yankılanırken kaşlarım çatılmıştı, Fatih’in benimle nasıl konuştuğunu nereden biliyordu? Bunu sonradan düşünmek için zihnimin gerisine yollarken Ulvi’nin elindeki kolumu tekrar çekiştirmiştim, herkesin içinde şiddete başvurması sadece polisleri ona çekerdi. Bunu anlayamıyor muydu?
“Aşkım, lütfen!” diye bağırdığım sırada başı hafifçe bana doğru çevrilse de bakışları hala sıkıca tuttuğu Fatih’teydi.
Başımı Ulvi’ye çevirdiğimde onunda pür dikkat Fatih’e baktığını görmüştüm. Bir eli beni tutarken diğer eli ise Nilüfer’deydi, ikimizi de sıkı sıkıya tutuyordu. Bakışlarım Nilüfer’e kaydığında onunda endişeli bakışlarının çevrede gezindiğini fark etmiştim, ona baktığımı anlayınca bana dönen bakışlarıyla sessiz bir konuşma geçti aramızda. Şimdi ne halt edeceğimizi sorgulamıştık ama ikimizde de bir çıkar yol yoktu.
“Bırak kolumu.” diye kolumu çekiştirirken tekrar Ulvi’ye dönsem de faydasız gibiydi, put gibi duruyordu.
“Korsan adam, lütfen. Şu an gerçekten sırası deği…” diyen Nilüfer Ulvi’nin yüzüne uzanmaya çalışmıştı ki kendini geriye çeken Ulvi’yle eli öylece havada kalmıştı. Bakışları bir kez olsun Nilüfer’e dönmezken gözlerinde gördüğüm tek şey koca bir hayal kırıklığıydı.
Bakışlarım tekrar ona döndüğünde aklını dağıtmam gerektiğinin farkındaydım. Bir şekilde bana bakmasını sağlarsam odağını dağıtabilirdim, belki o zaman bu kadar kalabalık bir yerde öldürmemesi gerektiğini fark ederdi.
“Sen çok zeki bir adamsın, lütfen kullan şu aşık olduğum zekanı!” diye haykırmamla gözleri hızla bana dönerken onunda sert bakışlarına gizlenen hayal kırıklığı yüreğimi paramparça etmişti.
Hemen ardından gözleri saniyelik olarak Ulvi’yle çakıştığında her şey çok hızlı gelişmişti. Vidus tuttuğu Fatih’i hızla yanımızdaki cama doğru fırlatırken Ulvi, ben ve Nilüfer’i kendine çekerek sırtını parçalanan camlara siper etmişti. Siktir kere siktir! Fatih’i herkesin içinde camdan fırlatmıştı!
“Gerisi sende.” diyen Vidus’la Ulvi geriye çekilirken bakışlarım hızla ona dönmüştü, gözleri hiç bana dokunmadan önümden hızla geçerken elimi ona uzatmıştım ki kolunu çekip benden kaçmıştı.
Kalbim tam acıyla dolacakken bir adım sonra duraksayan bedeni derin bir nefes alıp elini arkaya uzatmıştı. Dudaklarım kıvrılırken Ulvi’nin kolumdan sıyrılan parmaklarıyla hızla ileri atılıp sıkıca elini tuttum, ne kadar sinirli olursa olsun benden kaçmamıştı. Bu adamı sevmemek nasıl mümkün olsundu ki?
Elimi kavrayan parmaklarıyla hızla ilerlemeye başladığında bende peşine takılmıştım, bunlar yaşanırken mekandakiler ise sessizce her şeyi izlemişlerdi. Sırf bu yüzden ağzımdan onlarla ilgili herhangi bir isim çıkmaması için oldukça dikkat etmiştim. Buradaki herkes gözümde potansiyel şikayetçi konumundaydı ama sonuçta ölmemişti, şikayetçi olmaları bir şey ifade etmezdi değil mi?
Arabalara doğru ilerlerken bakışlarım yerde acı içinde inleyen Fatih’e kaymıştı, cama çarptığı için yüzü kesiklerle doluydu. O sırada bakışlarım yanımıza yaklaşan Ulvi ve Nilüfer’e kaymıştı, Ulvi de ondan uzak durmamıştı. Yanımıza vardığı sırada tuttuğu Nilüfer’in eli bırakıp Fatih’e yöneldiğinde tam ileri atılacaktım ki elimi sıkıca tutan adam beni hızla geri çekmişti.
“Öldürmeyecek.” diyen Vidus’la bakışlarım ona dönmüştü. “İkimizin farkı bu. Ben uğraşmam, o eğlenir.” dediğinde bakışlarım tekrar Ulvi’ye dönmüştü.
Fatih’i saçlarından tuttuğu gibi yüzüne yaklaştırırken dudakları kıvrılmıştı, göz bandı olmayan yüzüyle ise bu hareketinin daha da korkutucu olduğunu söyleyebilirdim.
“Sana ondan uzak duracaksın dedim ve dinlemedin.” derken sertçe yere itip tepesinde ayaklanmıştın. “Şimdi hangi gece geleceğimi düşün, çünkü artık yaşamıyorsun.” diyen Ulvi dudaklarındaki ürkütücü sırıtışla geriye çekilerek arkadaki arabalardan birine yöneldiğinde Nilüfer’de hızla peşinden gitmişti ki elimden çekiştirilmemle bedenim yana çevrilirken bakışlarım kapıyı açıp bekleyen adama kaymıştı.
Dudaklarından tek kelime dökülmezken gözleri de bana dokunmuyordu, sadece karşıya bakıyordu. Suçlulukla önüme eğilen başımla sakince arabaya binmemin ardından kapımı sertçe kapatıp kendi yerine geçmişti. Kaçamak bakışlarım onu izlerken hızla gaza yüklenmesiyle yola koyulmuştuk, arabaya hakim olan sessizlik beni iyice bunaltırken direksiyona çarptığı parmağı zihnimde yankılanıyordu.
“Çok mu kızdın?” diye mırıldanırken ona döndüğümde parmağı hızla duraksarken hala aynı şekilde karşıya bakmaya devam etmişti. “Vidus…”
“Evet.” diyen sert sesi hızla cümlemi keserken derince yutkunmuştum, gerçekten kızmıştı.
“Nilüfer’i yalnız bırakamazdım ama Vidus, sadece derdini öğrenip…” derken duraksamıştım. Ne diyecektim? Issız bir yere çekip kafasına sıkacaktım mı? Issız kelimesini söylediğim an daha fazla sinirlenmesi kaçınılmaz olurdu ve şu an bunu istemiyordum.
“Öğrenip ne?” diyen sert sesiyle bakışlarımı önüme çevirip arkama yaslandım.
“Sana söyleyecektim.” diyerek hızla konuyu çevirmiştim.
Dudaklarından histerik bir gülüş döküldüğünde bakışlarım tekrar ona dönmüştü, elleri sıkıca direksiyonu kavrarken bedeni kaskatı bir haldeydi. Bana sinirli olmasına rağmen bağırmamak için hala kendini tutmaya çalışıyordu.
“Ne zaman? Size zarar verdikten önce mi, yoksa sonra mı?” derken gaza biraz daha yüklenmişti, boş sokakta adeta uçuyorduk.
“Biz bu kadar aciz miyiz Vidus?” dememle ters bakışları yandan beni bulurken bende gözlerimi kaçırmadan ona bakmıştım. “Hem yanımda Nilüfer vard…”
“Ben aciz miydim Niran? Niye peşimden İtalya’ya geldin?” diye sözümü keserek yaptığı karşılaştırma zihnimde çınlamıştı.
Onu benimle tehdit edip yakalayabilmişlerdi ve şimdi Nilüfer benzer bir sebeple tehdit edildiği için gelmiştik, peki o bunu nereden biliyordu?
“Nereden biliyorsun?” dediğim sırada aniden durmasıyla tam öne doğru savrulacakken göğsüme siper olan eli beni tutmuştu.
“Şu an lanet konumuz bu mu?” diyen sert sesi arabanın içinde yankılanırken çenemi bulan parmakları yüzümü kendisine yaklaştırdı. “Bana yalan söyleyip bir sikikle yemeğe geldiniz ve yetmezmiş gibi tehdit edildiniz, bana ne zaman haber vermeyi düşünüyordun?”
“Üzerimde ses dinleme cihazı mı var?” dedim sert bir sesle onu duymazdan gelerek. Gözleri sıkıca kapanırken sinirle verdiği nefesi yüzüme çarpıyordu.
“Niran o iti gidip gebertmemek için kendimi çok zor tutuyorum, daha fazla zorlama.” dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı. “Bana yalan söyledin.”
“En azından bayıltıp arkamda bir not bırakarak kaçmadım.” dediğimde sesim acımasızdı.
Sözlerim sessiz arabanın içinde çınlarken verdiği nefesiyle omuzları düşmüştü. Aralanan gözleri gözlerime tutunurken bende bakışlarımı cayır cayır yanan ateşlerinden ayırmadım, haklı olduğumu o da biliyordu.
“Peşimde istediğin gibi korumalarla ve sana attığım konumdaki yere geldim, tıpkı söylediğim gibi Nilüfer’le.” derken benimde ellerim yakasını sıkıca kavramıştı. “Bana sakın yalan söylediğimi iddia etme.”
“Bana söylemek zorundaydın, hayatın çocuk oyuncağı değil.” diyen sert sesiyle gözlerimi devirerek geri çekildim, çenemdeki elini iterken tekrar arkama yaslanmıştım.
“Seninki de değildi, ödeşmiş olduk.” derken önüme bakmaya devam etmiştim ki arkamızdan çalan kornalarla öylece yolun ortasında durduğumuzu fark etmiştim. Birinin bu adama trafik kurallarını açıklaması gerekiyordu, ikide bir yolun ortasında duramazdı!
“Ödeşmedik.” diyerek önüne dönüp gaza yüklendiğinde bakışlarım tekrardan yandan onu bulmuştu. “Ve bunun gerçek olmaması için tüm canımla savaşacağım.” dediğinde ne demek istediği hızla zihnimde can bulmuştu, ödeşmemiz için benim de işkence görmüş olmam gerekiyordu.
“Onu kastetmediğimi biliyorsun.” derken sakin çıkan sesimle her şey dank etmişti, onun yaşadıklarıyla bu durum asla aynı değildi. “Tamam, haklısın. Haber vermem gerekirdi, özür dilerim.” diye mırıldandığım sırada derin bir nefes almıştı.
“Dileme mia bella, sadece beni bir daha canımla korkutma.” diye mırıldanırken gaza yüklenmişti.
Canımla…
Sesi zihnimde çınlarken az önceki tüm sinirim bile yok olmuştu.
“Bir daha yapmayacağım, söz.” derken başımı hafifçe aşağıya eğip gözlerimi büyüterek ona bakmıştım, bakışları yandan bana dönerken gülmemek için kendini tutarak tekrar önüne dönmüştü. “Güldün, gördüm.” diye sırıtmamla o da kendini tutmayı keserek gülümsemişti.
“Sana kızgın kalmak, bir tankı sırtlamaktan bile daha zor.” diye ağzının içinde mırıldanmasıyla dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
“O zaman affedildim.” diyerek ona uzanıp koluna sarılırken çenemi de omzuna yasladığımda hafifçe kıvrılan dudaklarını hızla düzeltmişti.
“Hiç küsmedim ki, sadece kızdım.” derken bakışları beni bulmuştu. “Korktum, geç kalacağım diye aklım çıktı.” demesiyle vicdanım tekrar içimde haykırmıştı ki duran arabayla eve geldiğimizi anlamıştım.
“Benimde tehdit kısmından gelince haberim oldu, yoksa söylerdim.” dediğimde derin bir nefes alırken dudaklarını alnıma bastırmıştı.
“Lütfen bir daha yapma mia bella, her şeyi bana söyle. Yoksa seni koruyamam.” dediğinde başımı uslu uslu olumlu anlamda sallamıştım.
“Peki kocacığım.” diyerek suyuna gitmeye çalışırken cilveli bir edayla sırıtmıştım.
“Keşke hep şöyle uslu olsan.” demesiyle tek kaşım havalanmıştı. “Ya da dün geceki gibi.” derken bu sefer sırıtan taraf o olmuştu ki yanaklarıma hızla bir ateş yayılmıştı, konu ne ara ona dönmüştü ki?!
“Sen şimdi konuyu değiştirme de ses dinleme cihazı nerde, onu söyle.” dediğimde kaşları havalanmıştı.
“Konuyu değiştirenin ben olduğuma emin miyiz?” dediğinde hafifçe geri çekilip ters bakışlarımı ona yönlendirmiştim.
“Nerede dedim Vidus.” diyen sert sesimle dudakları biraz daha kıvrılmıştı.
“Bilmem, üstünde herhangi bir yerde olabilir.” derken yüzü bana yaklaşmıştı. “Belki de dün parmaklarım gizli bir yerlere itmiştir.” diyen boğuk sesi hızla kasıklarıma etki ederken istemsizce bacaklarımı birbirine bastırmıştım.
“Yok artık.” diye bir mırıltı dudaklarımdan döküldüğünde gülüşü arabanın içinde yankılanmıştı. “Ya, uf! Dalga geçme benimle Vidus.” derken koluna hafifçe vurduğum sırada belimi yakalayan eli beni hızla kendisine çekmişti ki elinin hemen altında hissettiğim silahla gözlerim kısık bakan ateş bakışlarına tutundu.
Geriye çektiği elini belime sokarak silahı çıkardığında suçlu bir çocuk edasıyla sırıtarak alttan ona bakmıştım, acaba odasından çaldığımı anlar mıydı?
“Silah?” diye soran sesiyle gözlerimi devirmeden edememiştim.
“Niye her gören aynı tepkiyi veriyor? Sanki hayatınızda ilk kez görüyorsunuz.” derken bir nevi üste çıkmaya çalışmıştım ama hiç yemiş gibi durmuyordu.
“Sende ilk kez görüyoruz, ayrıca sen kullanmayı biliyor musun?” dediğinde yavaşça kaşlarımı hayır anlamında kaldırıp indirmiştim. “Yani bunun hangi silah olduğunu bilmiyorsun?” demesiyle hafifçe gülerek tekrar kaşlarımı kaldırıp indirmiştim.
“Kullanımı çok zor değil ama.” dememle kaşları hafifçe çatılmıştı. “Yani değildir herhalde.” dediğimde bana inanmaz bakışlar atmıştı. “Of! Tamam, Duman öyle dedi.”
“Sen bana polis polis diye söylenirken belinde silahla mı girdin oraya? Hemde ruhsatı sana ait olmayan.” dediğinde gülüşüm hızla solmuştu. Siktir! Bunu hiç düşünmemiştim.
“Benim olmadığını nerden çıkardın?” derken daha çok sıçtığımı hissediyordum.
“Silah benim mia bella.” diyen sesiyle bakışlarım göz hizama getirdiği silahına kaymıştı, uç kısmında belli belirsiz şeytan boynuzuna benzeyen bir simge vardı. Ensesindeki dövmesine benziyordu. “Benim olanı alman sorun değil ama yabancı birinin silahını sakın üstünde taşıma.”
Evet, kesinlikle büyük sıçmıştım!
“Yanımda bulunsun istemiştim sadece.” diye adeta içime kaçan sesimle mırıldandığımda boştaki eli yanağımı bulmuştu.
“O zaman iste benden mia bella, çekinme.” derken burnu burnuma dokunmuştu. “Emret ve bende anında yapayım.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı.
“Emrettiğimde dinliyorsun sanki, az önce mekanda kaç sefer durmanı söyledim.” dediğimde dudaklarıma kayan bakışları hızla gözlerime odaklanmıştı.
“Çünkü sen bir şeyi inatla anlamıyorsun serçem.” derken dudakları dudaklarımın üstünde duraksadı. “Polisler sikimde değil.” dediğinde sinirle verdiğim nefesim dudaklarına çarpmıştı. “Özellikle işin içinde sen varsan.”
“Ama sen onların oldukça sikindesin.” diye mırıldandığım sırada dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
“Bu da onların problemi.” derken her kelime de dudaklarıma çarpan dudakları odağımı kaydırıp duruyordu.
“Sebep veriyorsun.” derken soluklarım istemsizce hızlanmıştı. “Silahlı adamlarla mekan bastın.” diye mırıldanırken derince yutkunmuştum, gözlerim istemsizce kapanırken ellerim göğsüne tutunmuştu.
“Hıhım…” diyen mırıltısıyla dudaklarını dudaklarıma bastırdığında mantık falan kalmamıştı.
Hızla alt dudağımı dudaklarının arasına hapsettiğinde ellerim yavaşça ensesine kayarken onu daha çok kendime çekip öpüşüne karşılık vermiştim. Dudaklarımın arasındaki üst dudağına dişlerimi sertçe geçirdiğimde boğazından gelen hırıltı kulaklarımda çınlamıştı, sonrasında yavaşça dudağını emerek serbest bırakmıştım.
“Çok uzaktasın.” diyen hırıltılı sesiyle bir eli hızla bacağıma sarılırken aniden havalanmamla beni kucağına oturtmuştu.
İki yanından sarkan bacaklarımla kucağında otururken tekrar sertçe dudaklarıma atıldığında hızla ona ayak uydurmuştum. Elleri bedenimde yavaşça gezerken kazağımın içine girdiğinde derin bir nefes almam gerekmişti, kalbim adeta kasıklarımda atmaya başlamıştı.
“Hiçbirinin telefonu çekmiyordu.” diyen mırıltısıyla nefes nefese bir şekilde dudaklarından ayrıldığımda sözlerini idrak etmeye çalışmıştım.
“Ne?” dedim anlamayarak, tüm aklımı karıştırmıştı.
“Baz istasyonunda ufak bir arıza çıktı.” demesiyle hafifçe geri çekilip şaşkın bakışlarımı ona dikmiştim. Bu yüzden herkes korkuyla sadece telefonuna bakıyordu, çünkü hiçbirinin telefonu çekmiyordu.
“Sen…nasıl?” diye kekelerken kıvrılan dudaklarıyla beni daha çok kendine çekmişti.
“Ben her şeyi düşünürüm, sen sadece bana güven mia bella.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılırken kollarımı boynuna sarmıştım.
“Zekana aşık olduğumu söylemiş miydim?” diyen cilveli sesimle bakışları dudaklarıma kayarken derin bir nefes almıştı.
“Evet, hemde herkesin içinde bağırarak.” diyerek sırıtmasıyla hafifçe kıkırdamıştım. “Ama sanırım çok net duyamadım, tekrara hayır demem.” demesiyle gülüşüm arabanın içinde yankılanmıştı.
“O zaman…” diye mırıldanırken dudaklarım dudaklarına dokunacak kadar yaklaşmıştım. “Çok beklersin.” diyerek hızla geri çekildiğimde gülmeye devam ediyordum.
Gözlerindeki sahte bir sinirle bana bakarken yaslandığı koltuktan doğrulduğunda yüzüme yaklaşan yüzüyle gülüşüm sakinleşmişti.
“Alamayacağıma emin misin mia bella?” diyen mırıltısıyla belimdeki elleri yavaşça kalçama inerek beni sertçe kendisine çektiğinde altımda hissettiğim varlığıyla derince yutkunmam gerekmişti.
“Vidus, arabadayız.” dememle bir eli enseme çıkarken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı.
“Sence bu ne kadar umrumda?” diyen boğuk sesiyle öpücükleri boynuma doğru ilerlediğinde bedenimi adeta ateş basmıştı.
“Evin hemen yanındayız Diavolo, çıldırma istersen.” diye eğlenen bir sesle konuştuğum sırada kulağıma çarpan nefesiyle tırnaklarım istemsizce tenine batmıştı.
“Çıldırtma o zaman.” diyen boğuk sesi zihnimde çınlarken boynumda hissettiğim dişleriyle dudaklarımdan hafif bir inleme kaçmıştı.
Yavaşça geri çekildiği sırada ateş bakışları hızla gözlerime tutunmuştu, hızla alıp verdiği solukları yüzüme çarparken dudakları kıvrıldı. Bakışları saniyelik olarak yan taraftaki koltuğa bıraktığı silaha kaydığında benimde bakışlarım silaha dönmüştü.
“Hadi sana bir şeyleri öğretelim.” derken hızla silahı aldıktan sonra kucağındaki benle dışarı çıkıp aynı şekilde ilerlemeye başlamıştı, beni kucağından indirmeden!
“Korumalara beni rezil etmekten zevk aldığını düşünmeye başlayacağım.” diye mırıldanırken başımı boynuna gömmüştüm.
“Onlar sadece koruma bebeğim, özel hayatımız umurlarında değil.” derken arka bahçeye geldiğimiz sırada beni yavaşça kucağından indirmişti, bakışlarım çevreye kaymıştı ki hızla içeri giren bedeni birkaç dakika ardından elindeki birkaç tane cam şişeyle geri geldi.
“Atış mı yapacağız? Akşamın bir vakti?” diye soran bir sesle konuştuğumda köşedeki masayı bahçenin karşısına koyduktan sonra şişeleri de üzerine dizip yanıma geldi.
“Bizim evimiz, bizim hayatımız. Kim laf edebilir?” derken elindeki silahın alt kısmını çıkartarak içine bakmıştı, sonrasında ise cebinden çıkardığı birkaç mermiyi içine itti. Şarjörüne bakmıştı.
“Gerçi çevrende pek konu komşu yok.” diyerek bakışlarımı çevredeki ormanlık alana çevirmiştim, yanımızdaki tek ev Ulvi’nindi.
“Tercih etmiyorum.” diyen sesiyle bakışlarım ona döndüğünde elindeki silahı bana uzatıp hemen arkama geçti. “Bakalım atışın da hırsızlığın kadar iyi mi?” derken silahı kavradığım elimi tutup havaya kaldırmıştı.
Kalbim heyecanla çarparken bakışlarımı şişelere çevirip silahı sıkıca kavradım…
~~~~~~~~~
Ulvi Özalp…
Sinirle direksiyonu kavrarken bir yandan da derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum, onun kalbini kırmak isteyeceğim son şey bile değildi. Son sürat yolda ilerlerken pamuk şekerimin bendeki bakışlarını hissetsem de ona dönmedim, sadece yola bakıyordum.
“Korsan adam.” diyen kısık sesini duymazdan gelerek yola bakmaya devam ettim.
Tek elim sıkıca direksiyonu kavrarken diğer elim dizimin üstünde yumruk olmuştu, arabayı geriye döndürüp o şerefsizi öldürmek istiyordum. Normalde eğlenmeden kimseyi öldürmezdim ama onu hemen oracıkta döve döve öldürmek istemiştim. Benim bakmaya kıyamadığım kadını benimle tehdit etmişti, onu inlete inlete gebertecektim.
“Lütfen bir şey söyle.” diyen sesini de duymazdan geldim.
Direksiyonu sertçe sağa kırarak evin olduğu yola döndüğümde boğazımdaki yumru gitgide büyüyordu. Ona hesap sormak istiyordum, neden bana yalan söylediğini öğrenmek istiyordum ama şu an o kadar sinirliydim ki sesim yükselir de korkar diye ağzımı bile açmadım.
Evin önüne geldiğimizde arabayı yavaşça bahçeye park edip tek kelime etmeden arabadan çıktıktan sonra anahtarı arkamızdan gelen korumaya atmıştım. Aldığım derin bir nefesle eve yöneldiğimde peşimdeki küçük adım sesleri de hızla beni takip etmişti.
“Ulvi!” diye seslenen sesi de duymazdan gelerek kapıyı açıp eve girdim, açık bıraktığım kapıyla içeri yöneldiğimde peşimden gelerek sertçe kapıyı kapatmıştı. “Yeter, konuş artık!” diye haykıran sesiyle adımlarım duraksamıştı, hızla attığı birkaç adımla önümde durduğunda bakışlarımı ona çevirmesem de ağladığını anlamıştım. “Kız, bağır, çağır ama bir şey de. Beni sessizlikte bırakma.”
“Neden?” diye dudaklarımdan dökülen kelimeyle bakışlarım ona döndüğünde içimdeki tüm sinir toz bulutu misali uçup gitmişti. “Neden bana söylemedin?” dedim sakin bir mırıltıyla.
“Çünkü korktum, delinin teki yüzünden polislerle uğraşmandan korktum.” diye titreyen sesiyle yaşlar her yanaklarından süzüldüğünde ruhum biraz daha kanıyordu sanki, canımı yakıyordu. “Sadece gidip halledecektik, önemsizdi.”
“Önemsiz?” diye soran bir sesle konuşurken daha fazla dayanamayıp elimi kaldırarak yaşlarını yavaşça sildim. “Tehdit edilmen mi önemsiz?” dediğimde gözleri şaşkınlıkla irileşmişti.
“Niran söyledi mi?” dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım.
“Tek kelime etmedi.” derken yanaklarından silinen ıslaklıkla elimi tekrar aşağıya indirmiştim. “Eğer bu durum onun başına gelseydi çaresizliğini anlardım, çünkü bu dünyada çok yeni ama sen…” derken yüreğimi kaplayan hayal kırıklığıyla bakışlarımı gözlerinden ayırmadım. “Sen neyden korktun?”
Bakışlarını kaçırarak ağlamaya devam ettiğinde elim çenesini bulurken tekrar bana bakmasını sağladım.
“Niye korktun Nilüfer?” dediğimde iki eliyle çenesindeki elimi yakalayıp yanağına yaslamıştı.
“Polisler geldiğinde yanlarında öfkeden delirmenden.” demesiyle kalbim daha çok sızlamıştı.
“Delirmemden? Gözünde bu kadar cani miyim ben?” derken acıdan adeta nefes alamamıştım, o da herkes gibi canavar olduğumu mu düşünüyordu?
“Hayır, hayır o yüzden değil.” derken hızla başını olumsuz anlamda sallamıştı. “O şerefsiz bilerek damarına basardı, polisler olduğu içinde susmazdı.”
“Sende bu yüzden onunla yemeğe çıktın.” dediğimde gözlerinden tekrar damlalar süzülmüştü.
“Tek değildim.” diye mırıldandığı sırada yine dayanamayıp diğer elimi de yanağına sardım.
“Niran hayır deseydi gitmeyecek miydin?” dememle başını tekrardan hızla olumsuz anlamda sallamıştı.
“Ondan önce ben Kuzey’e yazmıştım, ne olursa olsun tek gitmeyecektim. Hatta mesajlara bak…” derken bir elini hızla cebine soktuğunda elimi eline atarak telefonu çıkarmasına izin vermedim.
“Sana güveniyorum.” dediğimde bana dönen bakışları tekrar dolu dolu olmuştu. “Tamam, ağlama artık.” diye mırıldanmamla yaşlar tekrar yanaklarına akın etmişti.
“O zaman sende böyle bakma.” diyen sesiyle bakışlarım gözlerinde gezindi.
“Nasıl?” derken yaşlarını tekrar silmiştim.
“Canın çok yanıyormuş gibi.” diyerek burnunu çektiğinde derin bir nefes aldım.
“Yandı çünkü.” derken onu göğsüme çekip kollarımı sıkıca bedenine sardım. “Ama ağlaman daha çok yakıyor.” dediğim sırada o da küçük ellerini hızla bedenime sarmıştı.
“Özür dilerim, çok özür dilerim.” diyen titreyen sesiyle dudaklarımı saçlarına bastırıp derin bir nefes aldım.
“Bana söz ver, bir daha ne olursa olsun bir şey saklamak yok.” dediğimde göğsüme yaslı başını hızla olumlu anlamda sallamıştı.
“Yemin ederim yok.” dediğinde mis kokusundan derin bir nefes aldım. Yanımdaydı, kollarımdaydı ve güvendeydi, o puşt ise artık sadece kocaman bir ölüydü.
O esnada gelen silah sesiyle hızla silahımı elime alıp Nilüfer’i arkama sakladığımda bakışlarım çevrede gezinmişti, tekrar duyulan silah sesiyle kaşlarım çatıldı. Bir baskına göre çok yavaş atışlardı, Vidus birine ceza veriyor olabilir miydi?
“Ne oluyor?” diyen pamuk şekerimle omzumun üstünden ona döndüğümde onunda elinde silah olduğunu görmüştüm, küçük mafyam benim…
“Bilmiyorum, bir bakalım.” derken elini sıkıca tuttuktan sonra bahçeye yöneldiğimde sessizce yanımda ilerlemişti. “Ne oluyor burada?” diye korumalara yönelik konuştuğumda hepsi hızla hazır ola geçip karşıma dikilmişti.
“Vidus bey atış talimi yapıyor efendim.” diyen korumayla kaşlarım çatılmıştı.
“Atış talimi? Bu saatte?” diye soran bir sesle konuştuğumda koruma hızla başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Evet efendim.” dediğinde bende başımı olumlu anlamda sallamıştım.
Bu korumaların hepsini Arhan yollamıştı, çünkü öncekilerin hepsi Vidus’un yokluğunda ya öldürülmüşlerdi ya da fazla parayı görünce ihanet etmişlerdi. İhanet edenleri teker teker bulup işini bitirmiştim ama şimdikilere de pek güvenemiyordum. Hepsinin bir ihanet payı mutlaka oluyordu.
“Abimde durumu biliyordu değil mi?” diyen pamuk şekerimle bakışlarım ona dönerken başımı olumlu anlamda salladım. “Çok sinirlenmiş olmalı, benim yüzünden Niran’ın da başı yandı.”
“Vidus sinirliyken atış talimi yapmaz güzelim, birilerini öldürür.” derken tekrar silah patlamıştı, bu işin içinde başka bir iş olmalıydı.
“Niran’ın yanında birilerine sıkmıyordur değil mi? Tamam, korkusunu yenmiş olabilir ama bu kadar alışmadı.” diyen pamuk şekerimin korku dolu sesiyle benimde içimi tedirginlik sarmıştı, ceza vermek için önünde birilerini öldürüyor olabilir miydi?
“Sanmıyorum ama yine de bir bakalım.” diyerek sıkıca tuttuğum eliyle yana doğru adımlamıştık…
~~~~~~~~~
Yazarın anlatımı…
Karakolda yine her zamanki gibi gergin bir hava hakimdi. Baran odasında volta atarken aniden giden hatta küfürler yağdırıyor, bir yandan da düşünüyordu. Ya olaylar tahmin ettiği gibi gelişmezse o zaman ne olacaktı? İçinde her ne kadar kendine tarif edemese de oldukça büyük bir korku hakimdi, o adamdan deli gibi korkuyordu ama yapmak zorundaydı. Çünkü konu artık Murat’ın emirlerinin de dışına çıkmıştı, konu gururu ve en önemlisi kalbiydi.
Murat hala o adamı içeri attırması için emirler yağdırsa da Baran’ın tek düşündüğü kadındı, aklından bir türlü çıkaramıyordu. Gülüşü, kokusu, sesi; kadına ait her şey bir zehir misali kafasının içinde dönüp duruyordu ve bunun adının ne olduğunu çok iyi biliyordu. Baran kadına aşık olmuştu, ondan başka bir şey düşünemiyordu ve kadınında ona karşı hisleri olduğuna emindi. Sadece o katil bozuntusundan korktuğu için yanındaydı, hepsi buydu.
O esnada karakolun içinde yükselen seslerle Baran hızla odasından çıkmıştı ki zar zor yürüyen Fatih’i gördü, dudakları zevkle kıvrılırken hızla Fatih’in yanına ilerleyip kolundan tuttuğu gibi kendi odasına sokmuştu. Onun yara alması da, zor durumda olması da umrunda değildi. Tek isteği o katili suçlayabilecek kanıtı olmasıydı.
“Ne oldu? Anlat.” diyen Baran’ın sert sesiyle Fatih zar zor nefes alarak kendini koltuğa bırakmıştı.
“Şu senin anlattığın adam, o yaptı.” dediğinde Baran’ın dudakları biraz daha kıvrılmıştı.
“Hemen şikayetçi olacaksın.” derken Baran polisleri çağırmak için tam doğrulmuştu ki Fatih kolunu tutarak onu durdurdu.
“O adam beni iki saniye yaşatmaz, direk gebertir.” diyen Fatih’le Baran’ın sert bakışları ona dönerken hızla ellerini boynuna sarıp sıkıca kavradı.
“Şikayetçi olmazsan da ben yaşatmam Fatih, anlaşmayı unutma.” diyen Baran’ın sesi netti.
Fatih korkuyla yutkunurken anlaşmayı hatırladı, birkaç gün önce Baran onun yanına gelmişti. Çiçek’e karşı olan hislerini bildiğini ve ona büyük bir intikam şansı verdiğini söylemişti, Fatih ise hiç düşünmeden kabul etmişti. Çiçek’ine kavuşmak söz konusu olduğunda geri kalanlar umrunda bile olmamıştı, ta ki şu ana kadar. O adam asla normal değildi.
“Sen Çiçek’e kavuşacaksın, bende Elvin’ime. O iki suçluyu da içeri tıkıp kurtulacağız.” diyen Baran’la Fatih derince yutkundu.
“İkisi de bizi değil, onları seviyorl…” diyen Fatih’in sesi Baran’ın yumruğuyla kesilmişti.
“Kes lan o sikik sesini!” diye bağıran Baran’ın eli sertçe Fatih’in yakasına sarılmıştı. “Onlar bizi seviyorlar, sadece korktukları için söyleyemiyorlar.” demesiyle Fatih korkuyla yutkunmuştu.
“Sen…delirmişsin.” diyen Fatih’le Baran’ın bedeni daha çok gerilirken yumruğunu tekrar yüzüne geçirmişti.
“Ben değil, onlar deli. Hepsi katil, senelerdir de sapık gibi kızın peşinde. Ben sadece onu kurtarıyorum.” derken bir yumruğunu daha geçirmişti. “Sende şikayetçi olacaksın, yoksa yemin ederim ellerimle gebertirim seni.” dediği sırada aniden açılan kapıyla Baran hızla Fatih’i bırakıp arkasına dönmüştü.
“Ne oluyor burada?” diyen Melih başkomiserle Baran derince yutkundu, bu adamla da başı beladaydı. Adalet diye zırvalayıp duruyordu.
“Darp edilmiş başkomiserim.” diyen Baran’ın bakışları korkuyla ona bakan Fatih’e dönmüştü. “Vidus Arjin Karsoylar tarafından.” dediğinde Fatih korkuyla başını olumlu anlamda sallamıştı, Baran’ın bakışları tekrar Melih’e döndü. “Size demiştim başkomiserim, o adam tekin biri değil.”
“Kanıt var mı?” diyen Melih’le Baran’ın sinirleri iyice gerilmişti.
“Adam nefes alamıyor başkomiserim, daha nasıl bir kanıt gerek?” diyen Baran’ın sert sesiyle Melih’in öfkeli mavileri hızla ona döndü.
“Sana güvenmiyorum, var mı itirazın polis?” diyen Melih’in sert sesiyle Baran’ın elleri yumruk olmuştu.
“Sizi utandıracağıma emin olabilirsiniz, bu sefer haklıyım. Kanıt bile var.” diyen Baran Fatih’i göstermişti. “O herifi almamız lazım.”
“Bir polis tek bir kişiye bu kadar takıntılı olmaz, olursa da tek amacı adalet olmaz.” diyen Melih’in sert sesiyle Baran içinden küfürler savurmuştu, o adamdan sonra bununda ayağını kaydırması gerektiğine artık emindi.
Melih’in şüphe dolu bakışları önce Fatih’te ardından da Baran’da gezinmişti, bu herifte onu rahatsız eden bir şeyler vardı ve Melih hiçbir zaman yanılmazdı.
“Sen şikayetçi misin?” diyen Melih’in bakışları Fatih’e döndüğünde Fatih ise Baran’a bakmıştı.
“Korkma kardeşim, polisler yanındayken sana kimse zarar veremez.” diyen Baran’ın uyarı dolu bakışları sözleriyle tezatlık oluştururken Fatih korkuyla yutkundu.
“Şikayetçiyim.” diye mırıldanan Fatih’le Melih komiser derin bir nefes aldı.
“Biz bunun ifadesini alırken sizde şu adamı getirin, bir de onu dinleyelim.” diyen Melih’le Baran’ın dudakları kıvrılmıştı.
“Emredersiniz başkomiserim.” dedikten sonra tam kapıya yönelmişti ki Melih'in eli sertçe onu kolundan yakalamıştı.
“Ben buraya neden gönderildim biliyor musun Baran?” diyen Melih’in sert sesiyle Baran başını olumsuz anlamda sallamıştı. “Bir kadını taciz eden salakları geberttiğim için.” dediğinde kolunu tutan parmakları sıkılaşırken boy itibariyle sert bakışları üstten Baran’ı bulmuştu. “Eğer sende de böyle bir durum varsa mesleğin sikimde bile olmaz.” dedikten sonra sertçe Baran’ı duvara itip koltuktaki Fatih’e yöneldi.
Baran zor bela kendine gelerek aldığı derin bir nefesle Melih’e bir daha bakmadan hızla odayı terk etmişti. Kalbi korkuyla dolsa da şu anda onu kimse mutsuz edemezdi, sonunda biricik Elvin’ine kavuşuyordu.
~~~~~~~~~
Elvin Niran Karsoylar…
Bakışlarım hedeflerdeyken arkamdaki bedenin sıcaklığını düşünmemeye çalışıyordum ama aklım mütemadiyen oraya kayıyordu, hemen dibimdeyken nasıl odaklanabilirdim ki?!
“Hedefin biraz altına nişan alacaksın.” derken tuttuğu elimi hafifçe aşağıya indirmişti. “Odaklanırken nefesini tutup tek gözünü kapatırsan daha rahat olursun.” dediğinde söylediklerini harfiyen uyguladım.
Tek gözümü kapatırken nefesimi tutup söylediği gibi ateş ettiğimde mermi sertçe şişenin üst kısmını parçalayarak geçmişti.
“Yaptım, vurdum onu.” diye sevinçle konuşurken arkamı döndüğümde onunda dudakları kıvrılmıştı.
“Hiç şüphem yoktu zaten.” derken dudaklarını derince yanağıma bastırmıştı. “Sadece birazcık daha altına nişan alman lazım.” dediğinde başımı hızla olumlu anlamda sallayıp önüme döndüm.
Bu sefer nişan alırken elini elime getirmeden tüm işi bana bırakmıştı, tam nişan almıştım ki belime sarılan koluyla silahı tutan elim titremişti.
“Ama böyle yapamam ki.” diye söylenmemle başı omzuma yaslanırken derin bir nefes almıştı.
“Bazen odağın kaybolduğu anlarda da ateş etmen gerekir, hazırlıklı olmalısın.” derken elleri kazağımdan içeri girdiğinde derince bir nefes alıp odaklanmaya çalıştım.
Ellerim istemsizce hissettiğim arzudan dolayı titrerken tenimdeki ellerini görmezden gelmeye çalışıp ikinci şişeye odaklandım. Söylediği gibi şişenin biraz altına nişan aldıktan sonra tek gözümü kapatıp nefesimi tutarak tam ateş edeceğim sırada bacaklarımın arasında hissettiğim eliyle elim hızla titremişti ve mermi şişeye dokunmamıştı bile.
“Of! Vidus, haksızlık yapıyorsun.” diyerek sertçe ellerinden kurtulamaya çalışsam da yerimden milim bile oynayamamıştım.
“Sadece öğretiyorum mia bella.” derken dudaklarında çapkın sırıtışı hakimdi, kulağıma yaklaşan nefesiyle bedenim yine kasılmıştı. “Tekrar dene.” derken dişlerini hafifçe kulağımın kenarına geçirdiğinde dudaklarımdan hafif bir inleme kaçmıştı.
“Gıcıklık yapıyorsun.” diye söylenirken soluklarım istemsizce hızlanmıştı.
“Öyle mi?” dediği sırada elimdeki silaha uzanan eli kolaylıkla silahı elimden aldıktan sonra hafifçe geri çekildiğinde bakışlarım ona dönmüştü.
“Öyle…” derken dudaklarıma yaslanan dudakları hızla sözümü keserken üç el silah sesi ortamda çınlamıştı.
Geriye çekilen yüzüyle bakışlarım hafifçe şişelere döndüğünde geri kalan üç şişeyi de tam ortadan parçaladığını görmüştüm, hemde hiç bakmadan yapmıştı bunu.
“Kendini koruyabilmek için böyle olman gerek mia bella.” dediğinde ters bakışlarım ona dönmüştü.
“Görürsün sen, bekle burada.” dedikten sonra hızla içeri girip mutfağa yöneldim, buzdolabına yönelip maden suyu paketini kaptığım gibi dışarı çıkmıştım.
Masaya ilerledikten sonra paketten çıkardığım şişeleri sırasıyla masaya dizmiştim. Diğerleri büyük süt şişeleriydi, bakalım bunları vururken de odağı yerinde olacak mıydı?!
“Sahiden küçülürse vuramayacağımı mı düşündün?” diyen Vidus’un kendini beğenmiş sesiyle benimde dudaklarım kıvrılırken yanına doğru adımladım.
Bakışları benden bir saniye bile ayrılmazken parmak ucuna kalkarak dudaklarımı dudaklarının hemen önünde tutup göğsüne tutundum.
“Ateş et.” dediğimde bakışları dudaklarıma tutunurken hızla silahı ateşlemeye başlamıştı.
Üçüncü atışından sonra aniden göğsünden ayrılan elim bacaklarının arasındaki varlığını kavradığında boğazından gelen hırıltıyla ateşlenen silah cam şişeye isabet etmemişti. Dudaklarım zevkle kıvrılırken burnumu burnuna dokundurdum.
“Noldu Diavolo? Hedef mi kaçtı?” derken elimi varlığından çektiğimde tuttuğu nefesini bırakmıştı, hızlanan solukları yüzüme çarparken gözlerim ateş bakışlarında gezindi.
“Bella…mia bella.” diyen boğuk sesiyle boştaki eli sertçe belime sarılırken beni kendisine yaslandığında az önce hissettiğim sertliği kasıklarıma yaslanmıştı. “Evet, odağımı dağıttın ve şimdi benimde çalışmam gerek.” derken bakışları dudaklarıma düştüğünde ikimizde aynı anda yutkunmuştuk. “Belki de dudakların bana yardım eder.”
Kasıklarım istekle sızlarken duyduğum adım sesleriyle ikimizinde bakışları gelenlere kaymıştı. Vidus hafifçe geri çekilirken hızlanan nefesimi kontrol altına almaya çalışıp bize doğru gelen Ulvi ve Nilüfer’e dönmüştüm.
“Akşam akşam atış mı yapıyorsunuz lan?” diyen Ulvi’yle dudaklarım kıvrılırken yanımda sinirle bakan adama dönmüştüm.
“Vidus bana sözde atış yapmayı öğretiyor ama daha kendisi odaklanamıyor.” dememle ateş bakışları hızla bana dönerken dudakları kıvrılmıştı, gözleri adeta ödeşeceğiz der gibi bakıyordu.
“Vidus? Odaklanamıyor?” diyen Ulvi’nin soran sesiyle bakışlarım ona dönerken başımı olumlu anlamda salladım. “Kıyamet falan kopacak herhalde.” diyerek sırıtan Ulvi’yle yanımdaki adam derin bir nefes almıştı.
“Benim cehennemim yanımdayken kıyamete gerek yok.” derken dudaklarını saçlarıma bastırmıştı.
“Abi…” diyen Nilüfer’le bakışlarım ona kaydığında aklımdan çıkan tüm olaylar tekrar akın etmişti. “Özür dilerim.”
“İkinize de diyorum, bir daha gizli iş yaparsanız kötü bozuşuruz. Haberiniz olsun.” diyen Vidus’un bakışları ikimiz arasında gezinmişti ama benim bakışlarım sadece Nilüfer’deydi.
“Yemin ederim ben söylemedim Nilüfer, üzerime koyduğu ses dinleme cihazıyla duymuş.” derken sert bakışlarım yanımdaki adama döndüğünde hiç umursamadan göz kırparak sırıtmıştı. Gıcıktı işte!
“Biliyorum yengem, tahmin ettim zaten.” diyen Nilüfer tekrar Vidus’a dönmüştü. “Söz abim, bir daha gizli iş yok.” dediğinde Vidus hafifçe gülümseyerek başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Sorunu hallettiğimize göre artık gidebiliriz, deli gibi uykum var.” diyen Ulvi arkasını dönüp ilerlerken Vidus’un sesiyle duraksamıştı.
“Siz ayrı odalarda uyuyorsunuz dimi?” demesiyle ben dahil olmak üzere hepimizin bakışları ona dönmüştü.
“O nerden çıktı Vidus?” dediğimde sert bakan ateşleri bana dönmüştü. “Biz ayrı odalarda mı yatıyoruz?”
“Biz evliyiz.” dediğinde tek kaşımı kaldırarak ona inanmaz bakışlar atmıştım. “Ayrıca o benim kardeşim, aynı konumda değiliz.” demesiyle sadece gülmüştüm.
“Aynı yatakta yatıyoruz abi, sen çok takılma.” diyen Ulvi göz kırparak dudaklarındaki sırıtışla arkasını döndüğünde Nilüfer hafifçe omzuna vurmuştu.
“Korsan adam.” diyen uyarı dolu sesiyle Ulvi daha çok gülerken Vidus ise sadece sinirli bakışlar atmakla yetinmişti.
“Dua etsin Nilüfer mutlu.” diyen Vidus’la kolundaki benimle içeri girdiğinde kahkaha atmaya başlamıştı.
“Bu abi yanın hep içinde saklı mıydı?” dediğimde ters bakışları bana dönerken elleri hızla belime sarılmıştı.
“Öz olması onun kardeşim olmadığı anlamına gelmez ama sorun şu ki Ulvi de kardeşim, o yüzden laf edemiyorum.” derken alnını alnıma yaslamıştı. “Ama çokta zorlamaya gerek yok.” dediğinde tekrar gülmüştüm.
“Gördüğüm en tatlı abisin Vidus Arjin.” dediğimde onunda dudakları kıvrılırken tam dudaklarıma yönelmişti ki evi saran polis sireninin sesleriyle yüreğim korkuyla çarpmıştı.
Geriye çekilen Vidus’la bakışlarım çakışırken ne olduğunu anlam verememiştim, ikimizde hızla tekrardan bahçeye çıktığımız sırada bahçeye giren polis arabasıyla ellerim hızla koluna tutundu. Korku bedenimi mengene misali sararken bakışlarım ona döndüğünde sert bakışlarının polislerde olduğunu görmüştüm.
Benimde bakışlarım polis arabasına kaydığında içinden çıkan tanıdık suretle kaşlarım hızla çatılmıştı, Baran sırıtarak bize doğru geliyordu.
“Vidus Arjin Karsoylar, adam darp etmek ve hakaretten tutuklusun.” diyen Baran’la gözlerim irice açılırken hızla Vidus’un önüne geçmeye çalışsam da bana izin vermemişti.
“Yalan ihbar, öyle bir şey olmadı.” desemde kimse beni umursamamıştı.
Vidus’un bedeni bana dönerken korku dolu bakışlarım yüzüne tutunmuştu ama o benim aksime oldukça sakindi. Belimdeki eliyle beni kendine çekerken dudaklarını yanağıma bastırdı.
“Korkma güzelim, ifade verip geleceğim.” diye yüksek sesli konuştuktan sonra başını boynuma yaslayarak derin bir nefes alırken sessizce mırıldandı. “Planlı.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılırken geriye çekilen bedeniyle kolları benden ayrılmıştı.
“Ters kelepçe alın.” diyen Baran’la sert bakışlarım ona dönerken ellerim iki yanımda yumruk olmuştu. Vidus en başından beri haklıydı, bu sikik gebermeliydi!
Vidus’un da sert bakışları ona dönse de kollarını arkada kelepçelemelerine ses etmemişti. Onun bu haliyle gözlerim istemsizce dolarken arkadan gelen Ulvi ve Nilüfer hızla yanımıza gelmişti. Tam arabaya bindirilecekken yanındaki Baran onu durdurmuştu.
“Merak etme, sen içeride çürürken karın bana emanet.” demesiyle sinir tüm bedenime yayılırken hızla ileri atılmıştım ki Nilüfer’in belime sarılan kolları beni zorla durdurmuştu.
“Güzel, kıyamete hoşgeldin de o zaman.” diyen Vidus kıvrılan dudaklarıyla arabaya binmişti.
Gözlerimden süzülen yaşlarla öylece arkalarından bakarken iki yanımda yumruk olan ellerim titremeye başlamıştı, o şerefsizin kıyameti ben olacaktım…
~~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuuu…
O nasıl bir sondu öyle, tüylerim hala diken diken…
Peki ya Vidus ve Ulvi’nin sevgilerine ne demeli, ben yerim bu adamlarıııı!!!!
Melih başkomiserim yine alev ateşti!!!
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Vidus’un sonda söylediği plan ne olabilir???
Sizce Melih Baran’ın sebebini öğrenirse ne yapar???
Ve son olarak sizce Fatih’in durumu ne olacak???
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
