~Bölüm Şarkıları~
Yalın~Küçücüğüm
Gazapizm~Pisliğin Üstüne Basmışlar
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Nasılsınız bakalım??? Haliniz keyfiniz yerinde miii???
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERR VE YORUMLARR atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!!
Bu arada wp kanalına da gelmenizi öneririm, kitaplar hakkında konuşurken oldukça eğleniyoruz…
“Ah şu gönül gözünden görmek dedikleri var ya. Seni her halinle seviyorum…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~
Zihnim düşüncelerle dolup taşarken gözümün önünde binbir türlü sahne canlanıyordu ve bunların ana kahramanları hep aynı kişilerdi. Titreyen elim boynuma giderken üstümdeki kazağın yakasını çekiştirerek nefes almaya çalıştım. Aldığım soluklar kulaklarımdaki uğultuya bir yenisini daha eklerken öylece karşıma bakıyordum ama zihnimde durmadan tek bir şey dönüyordu.
Murat’ın elindeki kanıtlar ve Baran’ın Murat’la olan bağlantısı…
Sarsılan bedenimle gözlerimi sıkıca kapatarak kendime gelmeye çalıştım ama kulaklarım hala uğulduyordu, her şey birbiri içine karışmıştı. Her geçen saniye zihnimdeki karmaşaya bir başka ses eklenirken titreyen ellerim sıkıca yumruk olmuştu. Sertçe esen rüzgar her ne kadar beni kendime getirmeye çalışırcasına yüzüme çarpsa da tek odaklanabildiğim zihnimdeki seslerdi.
“Diavolo’nun kim olduğunu gösteren kanıtlar bunlar.”
Gözlerim daha sıkı kapanırken ellerim hızla saçlarımı bularak çekiştirmeye başlamıştı.
“Bu flaşta onun katil olduğunun kanıtları var, polis tarafından aranan azılı bir suçlu dışarıda kol geziyor Elvin.”
Ellerim saçlarıma daha fazla asılırken nefes almayı bile bırakmıştım, sadece zihnimdeki sesler bir an önce sussun istiyordum. Korkum içimdeki stres ve endişemle birleşirken zihnimdeki sesler yankılı bir halde dönmeye devam ediyordu ki yanağımda hissettiğim sızıyla başım hızla yana döndü.
“Nilüfer, ne yapıyorsun?” diyen Ulvi’nin sesi uzaklardan bana ulaşırken gözlerim yavaşça açıldı.
“Onu kendine getiriyorum, transa girdi.” diyen Nilüfer’in sesi daha da yakından gelirken zihnimdeki tüm seslerin yerini tek bir ses almıştı.
“Planlı..”
Sesi zihnimde dönerken yavaşça doğruldum, kaşlarım çatılırken düşüncelerim çarklı misali dönmeye başlamıştı. Hepsi planlıydı, bu yüzden Fatih’i almamışlardı ya da öldürmemişlerdi. Çünkü onun gibi sıradan birisinin böyle bir gücün karşısında kalkıp şikayetçi olmaya bir tarafları yemezdi ve Vidus bir şeylerden şüphelendiği için gitmesine izin verdi.
Dudaklarım kıvrılırken yapboz parçaları zihnimde doğru yerlerine oturmuştu. Baran’la işbirliği yaptığından şüphelenmişti ve doğru çıkmıştı. Ellerim saçlarımdan ayrılırken sertçe yanaklarımdaki yaşları silip omuzlarımı dikleştirdim, eğer işin içinde Baran’ın yanı sıra Murat’ta varsa ikisini de bir odaya kapatıp ateşe vermekten zevk duyardım.
“Bence hala kendine gelmedi.” diyen Ulvi’yle derin bir nefes aldım, asıl şimdi oldukça kendimdeydim.
“Bir tane daha mı vurayım?” diyen Nilüfer elini kaldırdığı sırada Ulvi hızla elini tutmuştu.
“Bir dur yavrum.” diyen sesiyle kalp atışlarım kulaklarımda atmaya başlamıştı, adeta avuçlarım kaşınıyordu. Bakışlarım hızla Ulvi’ye dönerken kaşlarım çatılmışt.
“Sen niye hala burdasın?” dememle tuttuğu nefesini bırakmıştı.
“Korumaları peşinden gönderdim.” diyen Ulvi’yle kaşlarım biraz daha çatılırken başımı olumlu anlamda sallayıp önüme döndüm.
Hızla ilerde korumaların sonradan getirdiği arabama doğru ilerlerken bir elimle belimdeki silahı kontrol etmiştim, polisler geldiği sıra bana sarılırken silahı belime yerleştirmişti. Arabanın sürücü tarafındaki kapıyı sertçe açarken bakışlarım hala beni izleyen ikiliye kaymıştı, ne yapacaklarını bilemiyor gibi bakıyorlardı.
“Gidiyoruz!” diye bağırırken korumalara döndüm. “Hepiniz takip edin beni!” dedikten sonra hızla arabaya geçtiğimde kısa süre içinde Ulvi yanıma, Nilüfer ise arkaya oturmuştu.
Hızla gaza yüklenirken arabayı sertçe bahçede kendi etrafında döndürerek son gaz bahçeden çıktım. Korumalarda hızla peşime takılırken polislerin gittiği yönden ilerlemeye başlamıştım, şu an dünya bile yansa umrumda değildi. Sevdiğim adamı bir avuç salağın içinde bırakmayacaktım, her ne kadar kendi başına da kolayca kurtulacağını bilsem de yapamazdım. Her türlü ihtimali düşünmek zorundaydım.
“Yenge acaba sen evde…”
“Ne planı?” dedim hızla sözünü keserek.
Bakışlarım yoldan ayrılmazken herhangi bir polis arabası arıyordum, çok uzaklaşmış olamazlardı.
“Ne planı?” dedi Nilüfer’de beni taklit ederek, belli ki onunda haberi yoktu.
“Planı bende bilmiyorum ama Fatih’i almama izin vermedi, tam mekandan çıktığımız sırada kaş göz yaptı.” dediğinde tam da tahmin ettiğim gibi olduğunu anlamıştım, Baran’la işbirliği içinde olup olmadığını test etmişti ve bingo! İşbirliği içindeydi!
Karşımda gördüğüm polis arabalarıyla dudaklarım kıvrılırken plakalarda gözlerimi gezdirdim, onun bindiği arabanınkini ezberlemiştim. Yan yana dizilmiş üç polis arabasında gözlerim gezinirken ortada duran olduğunu fark etmiştim, tam o esnada sağ tarafındaki öne geçtiğinde hiç beklemeden polis arabasının yanına yaklaştım.
“Onları yakaladın, abim arkada.” diyen Nilüfer eliyle yandaki arabayı gösterdiğinde benimde bakışlarım oraya kaymıştı, Vidus en arkada ve yanındaki iki polisle oturuyordu. Baran ise öndeydi.
Camımı hafifçe indirirken elimi kornaya bastırıp diğer elimi camdan çıkartarak havaya kaldırdım, dışarıdaki elimi kendi çevresinde çevirerek bir nevi çevresini sarmalarını istemiştim. Korumalar hızla dediğimi anlarken onun içinde olduğu polis arabasının çevresini sarmışlardı.
Diğer polis arabaları o arabadan uzakta kalırken hızımı arabayla sabit tuttum. Camımı sonuna kadar açarken bakışlarım yana döndüğünde camın ardından gülümseyerek bana bakan adamı görmüştüm, benimde dudaklarım kıvrılırken dolan gözlerimi saklamak için önüme döndüğüm sırada gözlerimden birkaç damla süzülmüştü.
Evet, belki suçluydu ama bu hayatta ondan çok daha hapsi hakeden insanlar olduğunu artık kavramıştım. Bu yüzden asla onun içeri alınmasına izin vermeyecektim. Girerse saniye düşünmez, Baran’ı öldürüp peşinden hapse girerdim. Zaten onsuz dışarda bir hayatında artık hapisten farkı yoktu.
O sırada önüme uzatılan kumaş bir mendille bakışlarım uzatan Ulvi’ye dönmüştü, Nilüfer’in de eli omzumu destek verircesine kavrarken derin bir nefes alıp mendili aldım. Yanaklarımı sildikten sonra mendili avucumun içine hapsedip yola odaklanmıştım.
“İyi gelecekse bu onun için ilk tutukluluk değil.” diyen Ulvi’yle hafifçe ona bakıp tekrar önüme döndüm. “Ergenliği çok deli doluydu ama hiç sabıkası yok.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılırken tekrar Ulvi’ye döndüm. “Yüce Cosa Nostra sağolsun.” derken gözlerini devirmişti.
Tekrar önüme dönerken bakışlarım yine Vidus’u bulmuştu, sert bakışları karşıdaydı. Hemen ardından sanki hissetmiş gibi bakışları beni bulduğunda sert bakışlarının hızla yumuşadığını görmüştüm, dudakları yine hafifçe kıvrılırken tek gözünü kırptığında bende gülümsedim…
~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Aklımda dönen anısıyla iki yanımdaki polisin arasındaydım. Ağlarken onu öylece bırakmak zorunda kalmıştım, sırf bu yüzden bile içinde olduğum arabayla birlikte tüm karakolu yerle bir edesim vardı. Bacağım durmaksızın sallanırken benim yüzümden iyice yanlarındaki kapılara yapışan adamlar umrumda bile değildi, otururken cüssemi hesaba katmış olmaları gerekiyordu.
Gelen korna sesiyle dikkatim dağılırken bakışlarım sese döndüğünde nefes aldığımı hissetmiştim, kalbim gururla dolarken sevdiğim kadına baktım. Elini camdan çıkartmasının ardından bakışlarım polis arabasının çevresini saran tanıdık arabalara kayınca dudaklarım kıvrılmıştı, korumalara emir vermişti benim minik patroniçem.
Bakışlarım tekrar ona döndüğünde yüzü bana dönüktü. Yanakları kızarmış, gözleri dolu doluydu. Dudaklarım hafifçe kıvrılırken ona güven vermek istemiştim ki bakışlarını tekrar önüne çevirmişti, gözlerim sıkıca kapanırken arkamdaki ellerim sıkıca yumruk olmuştu. Hemen şu an bileğimdeki sikik kelepçelerden kurtulup polisleri teker teker öldürdükten sonra serçeme gidip sıkıca sarılabilirdim, önümde beni durdurabilecek hiçbir engel yoktu.
“Çek lan gözlerini kızın üstünden.” diyen sesle gözlerim yavaşça aralanırken sağ gözüm seğirmeye başlamıştı, adeta sabrımın sınırlarını tırnaklarıyla kazıyordu.
Bakışlarım ona dönerken omzunun üstünden bana baktığını görmüştüm. Yavaşça öne doğru eğildiğimde geriye doğru kaymıştı, bu hareketiyle bakışlarım onu süzerken yüzümde tiksinen bir ifade oluşmasını dikkat ettim. Sözde birde vatanı koruyan insanlardan olacaktı!
“Karım o benim.” derken öne doğru biraz daha eğildiğim de iki yanımdaki polisler omuzlarımdan tutmuştu ama geri çekmeye güçleri yetmiyordu. “İster bakarım, ister içime sokar severim. Sana ne?” dediğim sırada çenesi daha çok gerilirken kucağındaki elleri titremeye başlamıştı, istediğim de tam olarak buydu. Önce işinden men edilmeliydi…
“Zorla evlendiğin kadın, karın falan değil ve onu senin pis ellerinden kurtaracağım.” diyen sesiyle kaşlarım çatılırken beynimdeki tüm düşünceler tek bir ses haline gelmişti.
ÖLDÜR!
Derin bir nefes alıp sakinleşmek için bakışlarımı tekrardan serçeme çevirdiğim sırada onunda bana bakan gözlerini görmemle zihnimdeki ses biraz olsun kısılmıştı. Dudaklarım kıvrıldığında onunda gülümsemesiyle önümdeki it bile şu anlık çekilir hale gelmişti, ta ki çeneme sarılan bir el başımı öne çevirene kadar.
“Sana bakmayacaksın dedim lan!” derken çenemi sıkmaya çalışan eliyle bir ona birde eline baktım, sadece ellerimdeki kelepçeye güvenecek kadar aptalın tekiydi işte!
“Adım adım yaklaşıyorsun aynasız.” dedikten sonra devamında sadece dudaklarımı oynatmıştım. ‘Ölüme.’ derken çenemi sertçe geri çekerek arkama yaslanmıştım.
Dudakları kıvrılırken bakışları beni süzmüştü, bedeni daha çok arkaya dönerken az önce havada kalan elini koltuğun arkasına yasladı.
“Onu senden kurtardıktan sonra bu çevremizdeki tüm itlerini de içeri atacağım, o dediğini de anca rüyanda görürsün.” demesiyle sinirime rağmen gülesim gelmişti, hayaller aleminde yaşıyordu.
“Ender diye bir savcı vardı eskiden, bilir misin?” dediğimde gülüşü solarken kaşları çatılmıştı, tabiki de biliyordu. “Seni yanına çağırıyor.” derken bu sefer sırıtan ben olmuştum.
Ender denen it Lavinia’ya takık delinin tekiydi ve sonu her deliye olduğu gibi deliler hastanesi olmuştu ama ne yazık ki ben adaleti sağlayan bir savcı ya da o savcı için dünyayı yakacak bir adam değildim. Sonu bu kadar kolay olmayacaktı.
“Seni…” diyen sesiyle tam tekrar bana doğru atılmıştı ki duran arabayla uzattığı eli havada yumruk olurken hızla dışarı çıkmıştı.
Gözlerimi devirerek yanımdan kalkan polisle bende dışarı çıktığımda hemen birkaç adım ilerimde duran kadınıma kaymıştı bakışlarım. Omuzları dik, dudaklarında bir gülümseme ve gözlerinde güven vardı.
“İşte benim kadınım.” diye mırıldanırken kıvrılan dudaklarımla kollarımdan çekiştiren polislere ayak uydurarak içeri girdim…
~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
Uzaklaşan bedeniyle gülüşüm solarken ellerim iki yanımda yumruk olmuştu. Hızla peşine takılarak karakola girdiğimiz sırada kapıdaki dedektör bile umrumda olmamıştı, ötmesine rağmen hızla geçtiğimde arkamdaki polislerden biri seslenmişti ama önümde sırıtarak beni bekleyen şerefsiz elini kaldırarak onları durdurmuştu.
Kaşlarım daha çok çatılırken hızla attığım birkaç adımla Baran’ın önünde duraksamıştım, ellerim sertçe yakasına sarılırken hala gülmeye devam ediyordu. Onun o boktan suratını dağıtmak için elimden gelenin fazlasını yapacaktım.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun lan?!” diye bağırdığım sırada birkaç polis bize yönelse de Baran yine elini kaldırıp onları durdurmuştu, hemen ardından ise elleri ellerime yönelmişti ki onu sertçe iterek ellerimi geri çektim.
“Sakin ol Elvin, artık korkmana gerek yok.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı, neyden bahsediyordu bu mal?!
“Ben korkmuyorum ama yemin ederim ki sana korkman için sebepler vermeme çok az kaldı.” derken işaret parmağımı tehditkar bir ifadeyle ona doğru sallamıştım. “Kocamdan uzak dur polis.” diyen sert sesimle gülen yüzü solarken onunda kaşları çatılmıştı, bakışlarını kaçırırken başını olumsuz anlamda sallıyordu.
“Tam da tahmin ettiğim gibi.” demesiyle ona anlamaz bakışlar atarken bakışları arkamdaki bir yere dönmüştü. “Adli tıptan kimse var mı?” dediğinde bakışlarım yanımda dikilen Ulvi’ye dönmüştü, bir elini önüme doğru uzatarak beni hafifçe arkasına doğru çekmişti.
“Ne saçmalıyorsun lan ruh hastası?” diyen Ulvi’yle Baran bu sefer ona dönmüştü.
“Kıza zorla verdiğiniz uyuşturucuyu biliyorum diyorum, artık kaçamazsınız.” demesiyle hepimizin kaşları havalanmıştı.
“Sana önerim…” diyen Ulvi Baran’a doğru bir adım atarak beni tamamen arkasına saklamıştı. “Film izlemeyi hemen kesmelisin, çok etkisinde kalıyorsun.” derken ona üstten bakacak kadar yaklaşmıştı.
“Ne yapacaksın? Patronun gibi sende beni mi döveceksin?” diyen Baran sırıtarak iki elini havaya kaldırdığında çevremizi saran polisler hızla silahlarını çıkarmıştı.
“Hadi, ateş etmelerini söyle.” diyen Ulvi’yle Baran’ın kaşları çatılırken bakışları Ulvi’de gezinmişti.
“Yeter artık, kes şunu Baran!” diye bağırmamla Baran’ın bakışları beni bulduğunda iğrenç gözleri yavaşça beni süzmeye başlamıştı ki hafif yana kayan Ulvi görüş açısını hızla kesmişti.
“Dua et, Elvin’in ifadesini almam lazım. Yoksa elimden kurtulamazdın.” derken geriye doğru adım atan Baran’la çevredeki polisler silahlarını indirmişlerdi ama hala ellerindeydi, bakışları bana dönerken başıyla arkasını işaret ettiği sırada yanımdaki Nilüfer sıkıca elimi kavradı.
“Tek gidemezsin.” diyen Nilüfer’in mırıltısıyla bakışlarım ona döndü.
“Derdini öğrenmem lazım, bir sorun çıkmayacak.” dediğimde Nilüfer hızla başını olumsuz anlamda sallasa da elimi elinden zorla kurtardım. “Vidus’u sorgu odasına aldılar, onun kapısında bekleyin. Konuşup geleceğim.” dedikten sonra birkaç adım atmıştım ki Ulvi’de önüme geçmişti.
“Niran.” diyen endişeli sesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılırken elimi koluna koyup hafifçe güven verircesine sıktım.
“Sorun yok, siz Lavinia’ya haber verin.” dediğimde gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Şu anda gidip o iti gebertmek istediğine emindim ama karakolda olmamız hepsine engel oluyordu.
“Verdim, geliyorlar.” derken endişeli bakışları yüzümde gezinmişti. “Kapıda bekleyeceğim, en ufak bir yanlışta bağır. Kırar girerim.” dediğinde başımı olumlu anlamda salladıktan sonra elim yavaşça kolundan düşerken şerefsizin yanına ilerledim.
Eli sertçe kolumu yakaladığında bakışlarım eline kaymıştı, canımı acıtacak kadar sıkı tutuyordu. İşte Vidus’la en büyük farkları buydu, o masum bir kadının canını asla acıtmazdı. Beni çekiştirerek ilerlemeye başlayan Baran’la arkamdaki Ulvi’ler daha çok telaşlanmasın diye sesimi çıkarmadım ama kolumun moraracağına emindim.
Bir odanın önünde durduğumuzda kolumu bırakıp kapıyı açarak içeri girmiş, kapının kolunu tutarak bana dönmüştü. Sert bakışlarım gözlerinden ayrılmazken başım hafifçe yana eğildi, tıpkı Vidus’un sinirlendiğinde yaptığı gibi…
Onu yavaşça süzdükten sonra içeri doğru bir adım atmamın ardından kapıyı sertçe kapatıp masasına yöneldi. Bakışlarım hızla çevrede gezinirken herhangi bir kamera ya da ses dinleme cihazı var mı diye yoklamıştım, görünürde yoktu ama emin olmazdım. Bunu anlamanın tek yolu vardı.
“Noldu? Murat patronun tasmanı mı sıktı da böyle saçma bir plan yaptın?” dediğimde bana dönen yüzü sert bir ifadeye bürünmüştü, kaşları çatılırken masaya yasladığı elleri yumruk oldu.
“Demek biliyorsun ama hayır, Murat abiyle hiçbir alakası yok.” dediğinde en azından ses dinleme cihazı olmadığına emin olmuştum. “Biz sadece seni korumaya çalışıyoruz Elvin.” derken masanın arkasından çıkıp tekrar bana doğru adımlamıştı. “Seni bir katilden koruyoruz bebeğim ve merak etme, çok yakında sende her şeyin farkında olacaksın.” diyerek elini bana uzattığında hızla geri çekiştim.
“Sakın bana dokunma.” diyen sert sesimle elini yavaşça aşağıya indirirken bozulduğu belliydi.
“O dokunuyor ama.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı, ardından gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. “İlacın etkisinden, normal.” derken daha çok kendi kendine konuşuyor gibiydi. Tamamen aklını kaybetmiş gibiydi, ruh hastası!
“Bak, seninle sakince konuşacağım.” derken elimi yan taraftaki bacakları demir olan sandalyeye yaslayıp sıkıca kavradım. “Bana ilaç falan verilmedi Baran, ben Vidus’a aşığım ve evlendik. Gerçek olan bu.” diyen sert sesimle dudakları kıvrılmıştı.
“Ah! Bebeğim, sana nasıl bir ilaç verdilerse zihninle oynamışlar ama hiç merak etme. Ben hep yanındayım.” demesiyle ona anlamaz bakışlar atmıştım.
Ruh hastasının tekiydi. Kendini düşündüklerine öyle bir inandırmıştı ki hayal dünyasında yaşamaya devam ediyordu ve söylenilen hiçbir şeyi duymuyordu. Midem hissettiğim iğretiyle bulanırken sandalyeye doğru dönüp iki elimle sıkıca kavradım, başka türden anlayacak gibi değildi. Aklını kaybetmişti.
“Zor olduğunu biliyorum ama birlikte atlatacağız, ben… seni seviyorum Elvin.” diyen sesiyle midem daha çok bulanırken bana doğru attığı bir adımla sandalyeyi tuttuğum gibi arkamı dönerek kafasına geçirdim.
Bu hareketi beklemiyor olacak ki başını tutarak geriye doğru sendeledi, beklemeden hızla tekrar ona yaklaşıp ikinci kez başına geçirdiğimde bedeni sertçe dizlerinin üstüne düşmüştü. Üçüncü kez sandalyeyi ona savurduğumda bu sefer hızlı davranıp havada yakaladığı sandalyeyi sertçe kendine çekerek ellerimden koparmıştı. Sandalyeyi yana fırlattığı sırada tam yüzünün ortasına attığım tekmeyle geriye yıkılmıştı.
İçimde anlamlandıramadığım bir enerji akışı beni çepeçevre sararken yana attığı sandalyeyi tekrar alarak ona yöneldim, ayaklanmasına izin vermeden hemen sandalyenin ayaklarından birini kasıklarına yaslayıp bastırmıştım. Bağırışı odanın içinde yankılanırken hemen kapının önünde düştüğü için Ulvi tarafından hızla açılan kapı sertçe kafasına çarpmıştı.
Kapının aralığından bakışları önce bana ardından da yerdeki kasıklarına baktırmaya devam ettiğim sandalyeyi çekmeye çalışan şerefsize kaydığında dudakları kıvrılırken kapıyı geri kapatmıştı ama sesleri duyuluyordu.
“Önemli bir şey yok, polis bacağını çarpmış. Sorgunun bölünmesini de asla istemiyor.” diyen Ulvi’yle gülerek dikkatimi önümdeki ite çevirdim.
“Kes şunu!” diye bağırmasıyla biraz daha bastırdım.
“Hayır, istediğini biliyorum Baran. Acı çekmeye bayılıyorsun, sadece farkında değilsin.” derken elimdeki sandalyeyi yana bırakmıştım. “Ama merak etme, sana doğruları göstereceğim.” dedikten sonra bacaklarının arasına sertçe bir tekme geçirdiğimde iniltisi odada yankılanırken suratı kıpkırmızı olmuştu.
Hızla ona uzanıp ağzını kapattığımda bağırtısının çok çıkmasına engel olmuştum ama hala sırıtmaya devam ediyordum. Delilik öyle değil, böyle olurdu.
“Bir daha ailemden birine karıştığını duyarsam şu anki haline şükredersin Baran.” derken dizimi az önce tekme attığım değerlisine yaslamıştım. “Ve bu sefer sadece tekmeyle kalmam, kökten keserim.” dedikten sonra ağzını bırakmadan hafifçe geri çekildim. “Ulvi, kapıyı sertçe aç.” derken hızla geri çekildiğim sırada Ulvi de kapıyı sertçe açmıştı, Baran başına aldığı darbeyle nerdeyse bayılacak kadar sersemlemişken bende yavaşça ayaklandım.
Ulvi’nin bakışları yerdeki şerefsizce kaydığında dudakları daha fazla kıvrılmıştı, benimde dudaklarım kıvrılırken polisten iyice uzaklaşıp ellerimi üstüme sildim.
“Polis seninle de konuşmak istiyormuş Ulvi.” dediğimde bakışları bana dönmüştü.
“Tabiki.” diyen Ulvi gülerek içeri girip kapıyı hızla arkasından kapatmıştı. “Helal olsun kız.” diyerek hızla omuzlarıma sarıldığında bende kollarımı ona sarmıştım ki kendimi çok tuhaf hissetmiştim, sanki gerçek bir aile gibi hissettirmişti…
“Bunu sandalyesine taşımak lazım.” derken geriye çekildiğimde Ulvi de boğazını temizleyerek yerdeki ite yönelip tek eliyle yakasından tuttuğu gibi havaya kaldırmıştı.
Elindeki bedeni sertçe sandalyesine fırlattığında Baran acı içinde inlemişti, malum yerleri hala acıyor olmalıydı ama zerre umrumda değildi.
“Ah! Ne kadar da çok seviyorsun acı çekmeyi, değil mi Baran?” derken saçlarından tutup sertçe çekerek bana bakmasını sağladım. “İlacın etkisindesin Baran, yoksa bu acıdan çok zevk alıyorsun. Farkında değilsin.” diyerek başını sertçe geri ittim. “Koduğumun salağı.” derken geri çekilmiştim.
“Sana böyle mi söyledi?” diyen Ulvi’yi umursamadan masanın karşısına geçip ellerimi sertçe çarparak şerefsize doğru eğildim.
“Sen deliysen, ben daha deliyim lan!” derken ellerim sertçe masaya çarpmıştı. “Ne sanıyorsun lan kendini? Siktiriboktan Murat’ın maşası olmaktan başka hiçbir vasfın yok lan senin, kimsinde yanımda olacaksın?!” diye haykırırken derin bir nefes alıp geri çekildim. “Şimdi de o lanet çeneni kapalı tutacaksın, yoksa Murat’la yediğin tüm bokları bütün karakol öğrenir. Sadece mesleğinden atılmakla kalmazsın, özgürlüğünde gider.” dedikten sonra arkamı dönüp kapıya yönelmiştim.
Ulvi de hızla peşime takılırken birkaç adım sonra duraksayarak tekrar sessizce dinleyen şerefsize döndüm, gözlerinde bariz bir korku kol gezerken iki büklüm duruyordu.
“Ayrıca Murat’ta bir kadından dayak yediğini bence duymasın, beceriksizliği pek sevdiğini sanmıyorum.” diyerek arkamı dönüp kapıyı sertçe açarak dışarı çıktım.
Bakışlarım bize doğru gelen Nilüfer’e kaydığında derin bir nefes alıp üstümü başımı düzelttim.
“Nerdesiniz siz? Savcı geldi, birazdan seninle de görüşecekmiş.” diyerek bana baktığında başımı olumlu anlamda salladıktan sonra hızla koridorun sonunda gözüken sorgu odasına koşar adımlarla ilerledim.
Hızla karşımdaki sorgu odasının kapısını açmıştım ki karşımda dikilen polise çarpmadan son anda durabilmiştim. Sorgulayan mavi bakışları yüzümü incelerken tek kaşı havalanmıştı, boyu Vidus kadar olmasa da uzundu ve bu sayede bana rahatça üstten bakabiliyordu.
“Ben Vidus Arjin’e bakmıştım.” dememle polisin dudakları kıvrılırken kollarını göğsünde bağlayıp kapının pervazına yaslandığında bir nevi içeriyi görmemi sağlamıştı, oda boştu.
“O yok, önemliyse Melih verelim.” diyen sesiyle kaşlarım çatılırken ona döndüğümde gözleri arkamdaki bir yere dokunurken dudakları biraz daha kıvrılmıştı. “Sadece şaka sayın Karsoylar, eşiniz yan tarafta. Savcıyla konuşuyor.” diyerek bakışlarıyla yan odayı işaret ettiğinde başımı olumlu anlamda sallayarak hızla oraya yönelmiştim.
Tuhaf bir adamdı ama asla bir art niyet hissetmemiştim, gerçekten bir arkadaşıyla şakalaşır gibiydi. Baran’dan sonra tüm polislerden tiksinmediğimi iddia edemezdim ama şu an bu polis o kadar rahatsız etmemişti. Boynumu gevşetmeye çalışarak yandaki diğer sorgu odasına yöneldiğimde kapısındaki polisler beni durdurmuştu.
“Savcı Hanım sizi çağıracak.” diyen polisle başımı olumlu anlamda sallayıp geri çekildiğim sırada Ulvi ve Nilüfer’de yanıma gelmişlerdi.
“Yazık, yürüme sanatında yerlerdesin.” diyen sesle sırtımı duvara yaslarken az önce karşıma çıkan polisle konuşan kadına çevirdim.
“Hayırdır, kıskandın mı?” diyen polisin dudakları kıvrılırken tek kaşı imalı bir ifadeyle havalanmıştı.
Yiğidi öldürüp hakkını yememek gerekirdi, adam yakışıklıydı. Açık kumral saçları ve mavi gözleriyle kalbi boş olan her kadını kısa sürede etkisi altına alabilir türden biriydi.
“Seni mi? Rüyamda görsem cinler bastı deyip korkarım be, neyini kıskanacağım ben senin?” diyen kızla hafifçe gülesim gelmişti, bu komikti.
“O zaman sana ne kiminle, nasıl konuştuğumdan hemşire?” diyen polisin yüzü biraz daha kıza doğru eğilirken son kelimeyi vurgulamıştı.
“Ben hemşire değilim.” diyen kız her kelimeyi vurgularken bu kelimeye sinir olduğu belliydi. “Ayrıca sadece devletimin polisine yardım etmek istedim, o kadının kocası seni çiğ çiğ yer.” dediğinde bahsettiği kadının kendim olduğunu anladığımda dudaklarım biraz daha kıvrılmıştı, ne yazık ki çok doğruydu!
“O zaman bana bir şey olmasından korktun.” diyen polisin sesiyle tekrar çaktırmadan onlara baktığımda polis elini hafifçe kızın yüzüne düşen tutama atarak geri itti. “Lale hemşire.” diye yine vurgulayarak söylediğinde kız sertçe polisin eline vurup itmişti.
“Of! Kime, ne anlatıyorum ki ben? Geber ya!” diyerek hızla arkasını dönüp giden kızla bende gülerek önüme dönmüştüm, göz ucuyla gördüğüm kadarıyla poliste gülerek kızın arkasından bakıyordu.
Derin bir nefes alırken üşüyen ellerimi cebime sokmuştum ki elime değen kumaş parçasıyla yavaşça alıp gözümün önüne getirdim, Ulvi’nin verdiği mendildi.
“Ben şu kapıdaki korumalara bakacağım, dışardan bir şey istiyor musunuz kızlar?” diyen Ulvi’yle bakışlarım ona dönerken Nilüfer’le ikimiz de başımızı olumsuz anlamda sallamıştık.
Cevabımızla Ulvi arkasını dönüp giderken bakışlarım yine mendile kaymıştı, eski bir şeye benziyordu. Yavaşça kare kumaşı açtığımda üstünde yazılar işlenmiş olduğunu görmüştüm. Bir köşesinde ‘Neva’ yazarken diğer bir köşesinde ‘Ulvi’ yazıyordu, ikisinin ortasında ise küçük mor çiçekler vardı.
“Cennet çiçeği.” diye mırıldanırken parmağım istemsizce çiçek işlemelerinin üstünde gezinmişti. Küçükken bir dönem isim anlamlarına kafayı takmıştım, bu çiçeği de oradan biliyordum. İlk ismim olan Elvin, cennet çiçeği demekti.
“Annesinin mendiliymiş.” diyen Nilüfer’le bakışlarım onu bulduğunda onun da mendile baktığını görmüştüm. “Her gece çıkartıp uzun uzun bu mendile bakıyor.” dediğinde bakışlarım tekrar mendile dönerken yazılı kadın isminde bu sefer parmağım gezindi.
Midem istemsizce kasılırken öylece mendile bakabilmiştim. Kalbim hızla çarparken bu hisse anlam verememiştim, hiç olmayan ailem mi aklıma gelmişti? Ne kadar da saçmaydı. Kendi kendime gülerken istemsizce gözlerim dolmuştu, küçükken bu durum çok canımı yakardı ama artık alışmıştım. Ailem beni istememişti, alışmamak dışında yapılacak başka bir şey yoktu.
“Niran.” diyen sesle bakışlarım hızla karşı kapıya kaydığında Lavinia’yı görmüştüm, başıyla işaret ettiğinde elimdeki mendili Nilüfer’e uzattım.
“Sen verirsin ona.” dedikten sonra sorgu odasına doğru ilerlemiştim…
~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Sorgu odasına beni bıraktıktan sonra amirlerinin geleceğini söyleyip gitmişlerdi, oturduğum yerde bakışlarım öylece tavanı izlerken zihnimde durmadan o puşta yapacaklarımı geçiriyordum. Sevdiğim kadını zorla tuttuğumu iddia edecek kadar kafası gidikse o zaman o kafasını omuzlarından sökmem de bir sıkıntı çıkarmazdı, zaten kullanmayı beceremiyordu.
O esnada açılan kapıyla bakışlarım oraya döndüğünde başka bir polis içeri girerken kapıyı arkasından kapattıktan sonra önümdeki masanın karşısındaki sandalyeye geçmişti. Bakışları sertti, gözleri yavaşça beni süzerken hala arkamda kelepçeli olan ellerime baktı.
“Merhaba Vidus Bey, ben başkomiser Melih Akıncı. Neden burada olduğunuzu biliyor musunuz?” diyen polisle başımı olumsuz anlamda sallamıştım.
“Getiren arkadaş birini darp ettiğimi iddia etti sadece ve beni bu halde alıp getirdi.” derken arkamdaki ellerimi işaret ettim.
“Boşu boşuna mı sizi ters kelepçe aldı?” diye soran polisle başımı bu sefer olumlu anlamda salladım.
“Bakın amirim, ben kendi halinde bir iş adamıyım. Birini darp etmekle falan işim olmaz.” dediğimde polisin tek kaşı havalanmıştı.
“Bu yüzden mi bir yığın korumanız var?” dediğinde başımı tekrar olumlu anlamda sallamıştım.
“Sonuçta kendini bilmez rakiplerim olabiliyor, ailemi onlardan korumam gerek.” diyerek arkama yaslandığımda polis derin bir nefes alırken kollarını masaya yasladı.
“Konunun aslı bir polis memurum sizin karınızı zorla yanınızda tuttuğunuzu iddia ediyor.” dediğinde bende öne doğru eğilmiştim.
“Ve sizde bunun asılsız olduğunu biliyorsunuz, yoksa bu kadar sakin olmazdınız.” dediğimde öylece yüzüme bakmıştı, mimiklerimi anlamaya çalışıyordu.
“Zorla tutulan bir kadın kocası polisler tarafından alındığında peşinden gelmez, ayrıca sonrasında karakola girip yargı dağıtmaz. Bunu anlayabiliyorum.” derken gözleri kısılmıştı. “Tek anlayamadığım polis memurumun size niye bu kadar kafayı taktığı.”
Sözlerinin sadece yargı dağıtma kısmına takılmıştım, benim minik serçem ortalığı mı karıştırmıştı? İçimden sırıtmak gelse de yüzümü sabit tutarak başkomisere bakmaya devam ettim.
“Çünkü karıma ilgisi var amirim ve bu tahmin edersiniz ki hiç hoşuma gitmiyor.” derken belimdeki ellerim sıkıca yumruk olmuştu.
Polisin sert bakışları gözlerimden ayrılmazken bende aynı şekilde ona bakmıştım. Şaşırtıcıydı, diğer polisler gibi korkağın teki değildi.
“Peki, Fatih Şanlı’yı siz mi darp ettiniz? Kendisi bu yönde ifade verdi.” dediğinde yüzümde şaşkın bir ifade oluşmasına izin vermiştim.
“Ne?!” dedim şaşkın bir sesle. “Ona dokunmadım bile amirim, sadece karıma terbiyesizce yaklaştığı için uyardım ve sonra mekandan çıktık.” dediğimde polisin gözleri kısılmıştı.
“Niye oradaydınız peki?” dediğinde derin bir nefes alıp arkama yaslandım.
“Karım arkadaşı Nilüfer’le birlikte dışarı çıkmıştı, sonra bende kendi arkadaşım ve aynı zamanda Nilüfer’in sevgilisi olan kişiyle onlara katılacaktık.” derken bakışlarımı polisten ayırmadım. “Sonrasında yanlarına gittiğimizde bu Fatih denen adam kızları rahatsız ediyordu, izinsiz bir şekilde masaya oturup terbiyesizce konuşuyordu. Bizde gelince kendisini uyardık ve mekandan çıktık, hepsi bu.”
“Bu adamı önceden tanıyor muydunuz?” dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım.
“Hayır ama sonradan öğrendiğim kadarıyla Nilüfer’e karşı hisleri varmış ama reddedilmiş.” dediğimde derin bir nefes alarak başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Birazdan savcı da sizinle konuşacak, ardından çıkabilirsiniz.” dedikten sonra ayaklandığı sırada bakışları tekrar beni bulmuştu. “Hiç güven vermediniz ama diğerleri sizden daha çok güven vermedikleri için serbestsiniz, yanlış anlamayın. Gözüm üstünüzde.” diyerek odadan çıktığında kaşlarım havalanmıştı, gerçekten polis gibi polisti ama zerre umrumda değildi.
Kısa bir süre sonra içeri giren Lavinia’yla dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı, savcı bir arkadaşın en güzel yanı buydu işte. Başınız sıkışınca saniye de damlıyordu.
“Üç günde bir görüşmezsek rahat edemiyoruz sanırım Vidus.” derken çantasını sertçe masaya bırakmıştı.
“Huyum kurusun.” diyerek sırıttığımda o da gülmüştü.
“Sen adamı, karın da karakolu dağıtmış.” dediğinde dudaklarım biraz daha kıvrılmıştı, minik mafyam benim!
“Ne yapmış?” dediğimde savcının tek kaşı havalanmıştı.
“Bir polisin üstüne yürümüş, herhalde o da yanına girmek istiyor.” demesiyle gülmüştüm.
“Ben bir yere girmediğime göre o da girmeyecek.” dememle Lavinia’nın kaşları çatılmıştı.
“İnadına içeri attırmak var da işte ortağım üzülür.” derken öne doğru eğilmişti. “Herkesin içinde adamı dövmek ne lan?” diyen sesiyle bakışlarım arkasındaki cam duvara kaymıştı. “Kimse yok.” dediğinde rahat bir nefes aldım.
“Puşt, o Baran denen itle çalışıyor. Dövmedim bile.” dediğimde Lavinia’nın tek kaşı havalanmıştı. “Yüksek giriş olan mekanın camından düştü sadece.”
“Yüzündeki morluklar o ara mı oldu?” dediğinde benimde kaşlarım çatılmıştı. Sadece bir kez masaya çarpmıştım, yüzünde o kadar fazla hasar olmamalıydı.
“Sen gördün mü? Ne kadar hasar var?” dememle Lavinia başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Yanağı falan morarıktı ama onları sen yapmadın anlaşılan.” dediğinde bu sefer ben başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Karakola girdiği an Baran onu direk odasına sokmuş, o sıra olmuş olmalı.” demesiyle sinirle nefesimi vererek arkama yaslandım.
“Serçem nerede? Kapının önünde mi?” dediğimde başını olumsuz anlamda sallamasıyla hızla yaslandığım sandalyeden doğrulurken kaşlarım çatıldı.
“Sakin ol, onu da sorguya almışlar. Çağırttırdım, gelmiştir şimdi.” dediğinde sakinleşmem için yeterli olmamıştı. “Bir onunla da konuşuyormuş gibi yapalım, sonra çıkarsınız. Böyle bir sebepten niye aldılar seni o tamamen saçma zaten.” diyen Lavinia ayaklanıp kapıya gitmişti. “Niran.” diye seslenmesinin hemen ardından serçem içeri girdiğinde bakışlarım hızla gözlerine tutundu.
Dolu dolu bakan gözleriyle sınırım hızla aşılırken bileklerimi sertçe iki yana çekmemle kelepçenin parçalanan sesi odaya dağılmıştı, ardından ise hızlıca ayaklanıp serçemin yanına giderken yanaklarını avuçlarımın içine aldım…
~~~~~~~~~~
Niran Karsoylar…
“İyi misin serçem?” diyen Vidus’un telaşlı sesiyle dudaklarım kıvrılırken ellerim yanaklarımdaki ellerine sarılmıştı.
“İyiyim hayatım.” dediğimde bakışları gözlerimde gezinmişti. “Ne zaman çıkacağız?” derken bakışlarım Lavinia’ya döndüğünde çantasından iki kâğıt çıkarıp masaya koymuştu.
“İfadelerinizi yazdıktan sonra çıkabilirsiniz.” dediğinde başımı olumlu anlamda salladıktan sonra gözlerim yine ateş bakışlara dönmüştü, gözleri bir hasar var mı diye beni süzüyordu.
“İyiyim resimlerimin adamı, sadece biraz korktum. Hepsi bu.” dediğimde derin nefes aldıktan sonra beni göğsüne yaslayıp sıkıca sarıldı.
“Korkulacak bir şey yok mia bella, beni içeri atmak öyle kolay değil.” diyen sesiyle hafifçe gülerek bende ona sarıldım.
“Kelepçeleri de kırmasan iyiydi.” diyerek güldüğümde o da gülmüştü.
“Senden daha fazla uzak kalamazdım.” derken dudaklarını saçlarımda hissetmiştim.
“Fingirdemenize evde mi devam etseniz sanki?” diyen Lavinia’yla gülerek masaya doğru yaklaşmıştık.
Tam ben karşıya geçecekken Vidus oturacağım sandalyeyi yanına çekmişti, sırıtarak sandalyeye otururken kağıdı önüme çekip kaleme uzandım. Sonrasında ikimizde benzer ifadeler yazmıştık, Lavinia ise bu süre zarfında duvara yaslanıp bizi izlemişti.
“Ulan sizin yüzünüzden ekibe bir tane de avukat katmam lazım, sağınız solunuz belli olmuyor.” diyen Lavinia’yla yazmayı bitirerek ona dönmüştüm ki Vidus’ta kalemi bırakıp alttan ona bakmıştı.
“Sen varsın ya işte.” diyen Vidus’la Lavinia’nın kaşları çatılmıştı.
“Avukat mıyım lan ben?” diyen sert sesiyle Vidus hafifçe gülmüştü.
“Üzgünüm sayın savcım, benim hatam.” diyen Vidus eğlenceli bir sesle konuşurken elimi sıkıca tutup ayaklanmıştı. “Bunları çıkartacak mısınız, yoksa ben evdeki demir makasını mı zorlayayım?” derken bileklerini gösterdiğinde bu sefer sırıtan Lavinia olmuştu.
“Kim kır dedi sana? Kırmasaydın.” diyerek omuzlarını silktikten sonra kâğıtları alıp kapıya yönelmişti ki kolumla hafifçe Vidus’u dürtüp bana bakmasını sağladım.
“Ben hallederim.” dediğimde dudakları büyükçe kıvrılırken tuttuğu elimi bırakmadan kolunu omuzlarıma atıp beni iyice kendisine çekti.
“Doğru, benim minik hırsızım olduğunu unutmuşum.” derken dudaklarını yanağıma bastırdığında bende gülmüştüm.
Kapıya doğru ilerlerken Lavinia bu sefer de Nilüfer ve Ulvi’yi içeri almıştı, biz çıktıktan sonra kısa bir süre onları beklemiştik. Ardından çıkmalarıyla çıkışa yönelmiştik ki Ulvi ve Vidus birbirlerine bakıp gülmeye başlamışlardı, bakışlarım Nilüfer’e dönerken ikimizde anlamaz bakışlarla onlara baktığımızı fark etmiştim. Ne olmuştu şimdi?
“Dejavu oldum lan.” diyerek gülen Ulvi’yle Vidus boştaki kolunu onun omzuna atmıştı.
“Eskileri anmak iyidir be oğlum.” diyen Vidus’la eşzamanlı olarak dışarı çıkmıştık.
“Tek bir şey eksik ama abi.” diyen Ulvi’yle bakışları karşıya döndüğünde daha çok gülmeye başlamışlardı ki baktıkları yöne baktığımda Arhan’ın elleri ceplerinde ve ters bir şekilde bize doğru baktığını görmüştüm.
“Siz iki ergenden kurtulamayacak mıyım?” diye Ulvi’yle Vidus aynı anda mırıldandıklarında havalanan kaşlarımla onlara dönmüştüm, onları neredeyse ilk kez bu kadar eğlenirken görüyordum.
“Siz iki ergenden kurtulamayacak mıyım?” diyen Arhan’la dudaklarım kıvrılırken bizimkiler kahkaha atmışlardı, demek ki bu durum önceden yaşanmıştı.
“Tek farkla, şu an sarhoş olmamız gerekiyordu.” diyen Ulvi’yle gülüşleri sakinleşirken Vidus’un bakışları beni bulmuştu.
“Öyleyim zaten.” diyen Vidus’la gülüşüm daha çok büyürken alttan ateş bakışlarına bakmıştım. Bir nevi aşk sarhoşu olduğunu iddia etmişti ve düşmediğimi söylemek düpedüz yalan olurdu, adeta erimiştim.
“Ne oluyor, bize de anlatacak mısınız?” diyen Nilüfer’le bakışlarımı kaçırdığımda kıvrılan dudaklarını şakağıma bastırıp derin bir nefes almıştı.
“Ergenken kavgalara çok bulaşırdık, sonu da genelde poliste biterdi.” diyen Ulvi’yle Lavinia’da karakoldan çıkarak Arhan’ın yanına doğru adımlamıştı.
“O zamanlarda bizi çıkartmak için hep Arhan gelirdi.” diyen Vidus’la hafifçe geri çekilip ona baktım.
“Çok mu böyle vukuatın var?” dediğimde hafifçe gülmüştü.
“Biraz vardı diyelim.” demesiyle gözlerim kısılırken bende gülmüştüm. “Onu boşver de sen karakolu nasıl dağıttın, onu anlat.” dediğinde bakışlarım Ulvi’nin gözleriyle çakışmıştı, onunda dudakları kıvrılırken hafifçe gözlerimi belerttim. Her şeyi ötecek gibi duruyordu.
“Niran, yarın müsait misin?” diyen Lavinia beni hızla kurtarırken bakışlarım ona dönmüştü.
“Evet.” diyen sesimle aynı anda Vidus’ta cevap vermişti.
“Hayır.” diyen sesiyle ona döndüğümde kaşlarım çatışmıştı.
“Ne işim var Vidus?” dediğimde onun ateş bakışları bana dönmüştü.
“Okulun yok mu?” dediğinde yeni dank etmişti, yarın hafta içiydi.
“Boşuna mı hocamla evlendim? Halledersin sen.” diyerek sırıttığımda bu sefer onun gözleri kısılmıştı.
“Dersten kalmak istiyorsun sanırım.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.
“Kendine kalacak yer aramak istiyorsun sanırım.” dememle onunda kaşları havalanmıştı.
“Bak sen.” diyen imalı sesiyle yüzüme eğildiğinde dudaklarım kıvrılmıştı. “Ateş gözlerimi göremezsen üzülürsün ama.” demesiyle kaşlarım çatılırken ona ne zaman böyle hitap ettiğimi düşünmüştüm, hep içimden söylememiş miydim?
Bir tek geçen gün sesli bir şekilde şarkı söylerken söylemiştim ama onda da evde değildi. O sırada her şey dank etmişti, üstümdeki ses dinleme cihazı o zamandan beri mi vardı?
“Nerede o ses dinleme cihazı?” derken boştaki elim sıkıca üstündeki kabanın yakasını kavradığında dudakları biraz daha kıvrılmıştı.
“Bilmem.” demesiyle sinirle verdiğim nefes yüzüne çarpmıştı.
“Bende gizli bir iş yapmak istediğimde tamamen soyunup öyle yaparım.” dediğimde tek kaşı havalanırken bakışları beni süzmüştü.
“Ne kadar soyunup?” diyerek sırıtmasıyla omzuna hafifçe vurmuştum.
“Hem sapık, hem gıcıksın Diavolo.” derken omuzlarımdaki kolunu sertçe itip arabaya yöneldiğim sırada sırıtarak bize bakan Lavinia’ya döndüm. “Yarın iki gibi müsaitim, konum atarsın.” dedikten sonra arabaya yöneldim.
Bu sefer arka koltuğa geçmiştim, kendimi bir hayli yorgun hissediyordum. Vidus’ta yanıma geçerken sürücü koltuğuna Ulvi oturmuştu, Nilüfer ise hemen yanındaydı. Klasik oturuşumuzu yine yaptığımızı görünce dudaklarım kıvrılmıştı.
“Bilekliğinde.” diyen mırıltısıyla yanımdaki adama dönerken bakışlarım bileğimdeki kalpli bilekliğe kaymıştı. “GPS’de var içinde ve evet, ikisi de gerekliydi. Bugün bunu çok iyi anladık.” dediğinde baş parmağım hafifçe demirden kalbi okşamıştı.
“Tamam ama tek şartla.” derken ona döndüm. “Senin üstünde de olacak.” dediğimde dudakları kıvrılırken bakışları ellerine kaymıştı, hemen ardından sağ elindeki yeşil taşlı yüzüğü çıkartmıştı.
“Ulvi, şunların arabasına yaklaş.” derken karakoldan çıkmak üzere olan Arhan’ların arabasını işaret etmişti.
“Tamamdır abi.” diyen Ulvi hızla arabaya yaklaştığı sırada Vidus camını açtığında Arhan’da açmıştı ki Vidus elindeki yüzüğü ona da doğru fırlattığında Arhan havada yakaladı.
“Buna da Niran’a yaptığımızdan eklenecek, yarın alırım.” dedikten sonra arkasına yaslandığında Arhan gözlerini devirerek önüne dönüp ilerlemişti. Kaşlarım havalanırken şaşırmadan edememiştim, tek bir lafımla yapmıştı.
“İtiraz etmeni beklemiştim.” dediğimde bakışları beni buldu.
“Neden edeyim? Ben seni dinleyebiliyorsam bu seninde hakkın, itirazlık bir durum yok.” dediğinde dudaklarım kıvrılırken arkama yaslanıp ona bakmayı sürdürmüştüm.
“Aslında abi hoşuna gidecek bir durum daha var.” diyen Ulvi’yle bakışlarım hızla ona dönerken dikiz aynasından gözlerimiz çakışmıştı. “Hiç bakma öyle yenge, söylemesem olmaz.” dediğinde gözlerimi devirmiştim.
“Ne söyleyecekmişsin bakalım.” diyen Vidus’un eli sıkıca elimi sardığında bakışlarım alyansına çarpmıştı, ardından kendi yüzüklerime de baktığımda sırıtmadan edemiyordum. Harbiden kaşla göz arası adama nikahı basmıştım.
Sonrasında bileklerindeki kırık kelepçeler gözüme iliştiğinde hemen cebimden bir tel toka çıkartıp iki kilidi de açarak onu demir parçalarından kurtardım.
“Yenge Baran itini bir dövmüş var ya, en son köşe de acı içinde inliyordu.” dediğinde Vidus’un gözleri kısılırken bakışları Ulvi ve benim aramda gezinmişti.
“Herkesin içinde mi yaptı bunu?” demesiyle yutkunarak Ulvi’ye dönmüştüm, iyi bok yemişti de söylemişti!
“Sana orada kaş göz yapıyorum. Dur diyorum, durmuyorsun. Sus diyorum, susmuyorsun. Al, açıkla şimdi.” dememle Nilüfer gülerek önüne dönmüştü.
“Şimdi şöyle ki abi.” diyen Ulvi derin bir nefes aldığında gözlerimi tekrar devirmiştim. “Sorgu için çağırmıştı.” demesiyle Vidus’un kaşları hızla çatıltı.
“İkisini yalnız mı bıraktın?” dediğinde hızla devreye girdim.
“Kapının önündeydi, yalnız bırakmadı.” dediğimde bakışları bu sefer beni bulmuştu.
“Yani oda da yalnızdınız.” demesiyle ters bakışlarımı gözlerinde gezdirdim.
“Dövdü dedi, hiç o kısma takılmıyorsun.” derken kollarımı göğsümde bağlayıp önüme dönmüştüm.
“Ona da takıldım tabiki mia bella ama yalnız kalma kısmı daha çok kafamı kurcaladı.” derken boştaki eli çenemi bularak yüzümü tekrar kendisine çevirmişti. “Nasıl dövdün bakayım, benim minik mafyam?” diyen mırıltısıyla dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı.
“Sandalyeyi vurdum.” diyerek sırıttığımda onunda dudakları kıvrılırken burnunu burnuma sürtmüştü.
“Aferin benim kadınıma.” derken dudaklarını yanağıma bastırmıştı. “O sana zarar verdi mi peki?” diyerek geri çekildiğinde gülüşüm büyümüştü.
“Hayır, ağzını bile açamadı.” dediğimde kaşları havalanırken gözlerinde bariz bir hayranlık vardı.
“Abi odaya bir girdim, şerefsiz yerde kıvranıyor. Yenge de ne cevherler varmış, kız karakolda polisi dövdü.” diyen Ulvi’yle hepimiz gülmüştük.
“Valla yenge beni bile geçtin sen.” diyen Nilüfer’le gözlerimi devirerek gülerken büyükçe esnemiştim, saat iyice gece yarısına gelirken uyku bastırmıştı.
“Seni geçmek ne mümkün pembe tehdit.” dediğimde Nilüfer’de sırıtmıştı.
“Eşitiz o zaman kıvırcık tehdit.” dediğinde hafifçe gülerek başımı geriye yaslamıştım ama böyle çok rahatsızdı.
Vidus’un tuttuğum elini bıraktıktan sonra yarım bir şekilde koltukta yatarak başımı dizlerine yaslayıp elini de saçlarıma bıraktığımda anında okşamaya başlamıştı.
“Uyu serçem, yoruldun bugün.” derken eğilip saçlarıma dudaklarını bastırdıktan sonra geri arkasına yaslandığında kıvrılan dudaklarımla gözlerimi kapattım. Kısa bir süre içinde ise kendimi karanlığın kollarına bırakmıştım.
~~~
Gelen hışırtılı kâğıt sesleriyle gözlerim aralanırken bakışlarım hızla masa lambası altında çizim yapan adama kaymıştı, gemi çiziyordu sanırım. Gözlerimi sıkıca kapatıp açtıktan sonra kendime gelmeye çalışarak çevreme bakındığımda odamızda olduğumuzu görmüştüm. Sadece hayal meyal üstümü değiştirdiğini hatırlıyordum ama gerisi yoktu, baya derin uyumuştum.
Bakışlarım tekrar ona kaydığında sarı ışığın aydınlattığı yüzünü izledim bir süre, tamamen işine odaklanmış bir haldeydi. Ateş bakışları sarı ışık altında daha çok parıldarken kaşları çatıktı, hep odaklandığında böyle sert bakardı. Elindeki cetvel ve kalemle bir şeyler çizerken derince yutkunduğu sırada bakışlarım hareket eden adem elmasına, ardından da çıplak olan üstüne kaymıştı. Tanrım! Gerçek bir şaheser gibi karşımda oturuyordu!
“Uf be! Analar neler doğuruyor.” dememle bakışları hızla beni bulurken ciddi ifadesi hızla kaybolmuştu.
“Uyandırdım mı?” diyen sesiyle dirseğimi yastığa yaslayıp doğruldum, biraz ona yürüyesim vardı ve bu isteğimi tutmak istemiyordum. Belki de yeni uyandığım için utangaçlık hissim henüz canlanmadığından dolayıydı.
“Hayır ama keşke uyandırsaydın, az kalsın bu manzarayı kaçıracaktım.” derken onu süzdüğümde boğazımın kuruduğunu hissetmiştim, bedeni tamamen kastan ibaretti.
“Hmm!” diye mırıldanarak ellerindekileri bırakıp arkasına yaslandığında karın kasları daha çok ortaya çıkmıştı, sekiz boğumu teker teker sayabilirdim. “İstediğin kadar bakabilirsin mia bella, zaten hepsi sana ait.” demesiyle bakışlarım gözlerine tutundu.
“Biliyorum.” diyerek sırıtmamla o da gülerken yavaşça ayaklanıp bana doğru yaklaşmıştı.
“Sonra istediğinde ben soyunup karşına otururum mia bella ama şimdi uykun daha fazla açılmadan geri yat, çok yoruldun bugün.” derken dudaklarını alnıma bastırdığı sırada ellerimi yorganın altından çıkararak karın kaslarına uzatmıştım.
“Çizebilir miyim peki?” dememle dudakları kıvrılırken elimin altındaki bedeni kasılmıştı.
“İstediğini yapabilirsin serçem.” dediğinde ellerim teninde yavaşça hareket ederek göğsüne gelmişti.
“Ama tenine.” dediğimde kaşları havalanmıştı. “Tuvalim sen olacaksın.” dememle dudakları biraz daha kıvrılırken dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktı.
“Olur serçem ama önce uyku.” dediğinde ellerim ensesine sarılmıştı.
“Sende gel.” derken dudaklarımı küçük bir çocuk misali büzdüğümde bakışları hızla dudaklarıma düşmüştü.
“Az kaldı çizim serçem, bitirip geleceğim.” derken bu sefer dudaklarını sertçe dudaklarıma yaslamıştı. Derince bir öpücüğün ardından geri çekilse de kollarımı daha sıkı sararak uzaklaşmasına izin vermemiştim.
“Ne kadar az kaldı?” dememle dudakları daha çok kıvrılmıştı.
“Çok.” derken dudaklarıma bir öpücük bırakmıştı. “Çok.” diyerek tekrar öptüğünde benimde dudaklarım kıvrılmıştı. “Çok az kaldı.” deyip tekrar öptüğünde hafifçe kıkırdamıştım.
“O zaman bende seni beklerim.” dediğimde kaşları yalandan çatılmıştı. “Hem hani günde üç kezdi?” dememle gözleri kısılırken bir bacağını yatağa yaslayıp üzerime daha çok eğildi.
“Önce oyun yapıp kendini tehlikeye attın, sonrada o şerefsizle oda da yalnız kaldın. Çarpı beş yap sen onu mia bella.” demesiyle istemsizce zihnimde işlem yapmıştım, on beş… Çüş!
“Ama ikisinin sonucunda da zarar görmedim ki.” diyerek sırıttığımda kaşları bu sefer gerçekten çatılırken bir eli boynuna sarılı kolumdan birini tuttu.
“Bu mu zarar görmeyen halin?” derken kolumu işaret ettiğinde benimde bakışlarım koluma kaymıştı ki tam o şerefsizin tuttuğu yerin morardığını görmüştüm. “Ona öyle acılar yaşatacağım ki bedeninde iğne ucu kadar morarmamış yer kalmayacak mia bella.” diyen sesi adeta ölüm diye bağırıyordu ve bu sefer onu durdurmak ise içimden zerre gelmemişti.
“Yaşat sevgilim.” derken dudaklarımı dudaklarına bastırdığımda hızla bana karşılık vermişti.
Kolumdaki eli yavaşça tenimde süzülerek aşağıya kayarken dudakları ise sertti, sanki hala onunla yalnız kaldığım için hesap soruyor gibiydi. Böyle hesap sormaya can kurbandı tabi, orası ayrıydı.
“İşin vardı hani?” diye dudaklarına doğru mırıldandığım sırada bacağını diğer tarafıma atarak üzerimdeki yerini almıştı.
“Sikeyim işi.” derken tekrardan dudaklarıma atıldığında sırıtarak öpüşüne karşılık vermiştim ki odayı dolduran telefon sesiyle Vidus dudaklarıma doğru İtalyanca mırıldanmıştı, sanırım küfür etmişti. “Arayan Ulvi’yse bahçedeki havuzda onu boğmadan bırakmam.”
“Kim arıyorsa önemli demek ki, yoksa bu saatte aramazlardı.” dediğimde sinirle nefesini vererek benden hafifçe uzaklaşıp yandaki telefonuna uzandıktan sonra ekrana bakmıştı. “Kimmiş?”
“Şirketin güvenlik görevlisi.” derken kaşları daha çok çatılmıştı, hızla aramayı cevapladı. Biraz daha ona yaklaşarak bende dinlemeye başladım.
“Efendim bu saatte rahatsız ediyorum ama burada bir kadın var ve acilen sizinle görüşmek istediğini söylüyor, birkaç saat sonra gelmesini söyledim ama hayat memat meselesi deyince size bildirmek istedim.” diyen adamla benimde kaşlarım çatılmıştı, ne oluyordu?”
“Kimmiş gelen?” diyen Vidus’un kaşları çatılmıştı.
“Neva Özalp diye biri.” diyen adamla kaşlarım havalanmıştı, mendil de yazan isimdi. Ulvi’nin annesiydi.
“Tamam, içeri alın. Geliyorum ben.” diyen Vidus telefonu kapatarak hızla ayaklanmıştı.
“Ulvi’nin annesi değil mi?” dediğimde Vidus’un bakışları bana dönerken başını olumlu anlamda salladı.
“Ulvi’yi terk eden annesi.” dediğinde kalbimde bir sızı hissetmiştim, o kadın onu terk etmişti ama o hala mendilini taşıyordu. Aile böyle bir şey miydi?
“Niye gelmiş peki?” dediğimde Vidus omzunu silkmişti.
“Bilmiyorum ama sen şimdilik Ulvi’ye bir şey söyleme mia bella, önce bir derdini öğrenelim.” dediğinde başımı hızla olumlu anlamda sallamıştım, ardından alnıma öpücük bırakarak giyinme odasına geçmişti.
Kısa bir süre sonra ise her zamanki siyah takımını giyip evden çıkmıştı, ben ise aklımdaki sorularla baş başa kalmıştım. Ulvi’yi terk eden annesi neden şimdi bir anda ortaya çıkıp Vidus’la görüşmek istemişti ki?…
~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuuu…
Öncelikle Niran’ım, ellerine sağlık. Valla içimizin yağları eridiiii!!!
Peki ya o mendil?? Ulvi ve annesi arasında sanki köprü misali Elvin olması sizce bir işaret olabilir miii???
Vidus’uma ne demeli peki? Bu kadar tatlı olma be adam, bu da kalp yahuuu!!!!
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Neva Vidus’a ne söylemek için geldi???
Sizce Baran dayağını yedikten sonra uslu uslu oturacak mı???
Ve son olarak sizce onbeş yeterli miii??? :))
Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.
Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
