İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 25 · 38 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 25

24. AFFIN YANGINI

~Bölüm Şarkıları~

Oya Küçümen~Ah Kalbim Darmaduman

Göksel~Kıskanıyorum

Sezen Aksu~İlk Gün Gibi

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!!

Nasılsınız bakalım??? (Özlem dolu olduğunuzu düşünüyorum)

Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERR VE YORUMLARR atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!!

“Kim severdi seni benim gibi böyle? Kim tapardı sana tanrı gibi öyle? Kim seni kendinden iyi tanırdı? Elini vicdanına koy da söyle…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

SINIR: 415 BEĞENİ!!!!

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~~~

Vidus Arjin Karsoylar…

Ömrüm boyunca hissetmediğim kadar korkuyu şu birkaç saat içinde hissetmiştim, adeta ömrümden ömür gitmişti. Onu gördüğüm ilk saniye öncekiler gibi hayal olması için tanrıya yalvarmıştım ama yine tutulmayan dualarımdan biri olmuştu, gerçi bu yaşantımla aramın onunla da iyi olmadığına emindim. Çok sevgili bir kul olduğum söylenemezdi ama yine de onun hiçbir suçu yokken zarar görmemeliydi.

Uyandığımda ise onu tekrardan yanımda görememek şu birkaç gündür yaşadığım eziyetlerin en büyüğü olmuştu, özellikle de Duman’ın bile oda da endişeli bir şekilde volta attığını görmek benim için son noktaydı. O yataktan nasıl kalktım ve sonrasında üstümü giyinip o malikaneden kendimi nasıl attığımı bile bilmiyordum, tek hatırladığım önüme geçen birkaç kişinin ellerimdeki kanlarıydı.

Şimdi ise serçem kasayı açarken başında dikilerek onu izliyordum. Elleri öylesine hızlıydı ki demir bir kasanın kilidini açması bile sadece saniyelerini almıştı, bu işte gerçekten çok iyiydi. Dudaklarım kıvrılırken bakışlarım yavaşça üstündeki elbisesinde gezinmişti, buraya gelerek beni delirtmesi az gelmişti sanırım. Bir de aklımı tamamen darmaduman etmek istemiş olmalıydı ki karşımda böylesine delirtici bir şekilde duruyordu.

Aldığı paralarla kasayı kapatıp ayaklandıktan sonra bana döndüğünde bedeninde yavaşça gezinen bakışlarımı aynı yavaşlıkla gözlerine çıkardım, kızaran yanaklarıyla bakışlarını kaçırdığında dudaklarım biraz daha kıvrılırken yaslandığım yerden doğrularak ona doğru bir adım atmıştım.

Her ne kadar buraya gelmesini asla tasvip etmesem de içten içe onunla gurur duymadan da edemiyordum. Sırf benim için hiç bilmediği bir ortama girmiş ve yetmezmiş gibi Don’a kafa tutmuştu. Ona neden bu kadar aşık olduğumu tekrar anlamıştım. O benim minik güçlü kadınımdı ve artık hep yanımda olacaktı…

Bunların yanı sıra karım olması ise işin tek sevdiğim kısmı olabilirdi, ayrıca en beklemediğim detayı olmuştu. Bu fikir benimde aklıma gelmişti ama onu zorlamaktansa kendimi ateşe atmayı tercih etmiştim fakat o buna izin vermemişti, benimle evlenmeyi kabul etmişti. Bu düşünceyle keyiflenmeden edemiyordum, serçem artık sebebi her ne olursa olsun benim karımdı!

“Burada istenilenden fazla para var, ne yapacağız?” diyen kısık sesiyle bakışları tekrar bana döndüğünde aşık olduğum okyanus gözleri çekingendi. Bilmediği bir mecra olduğu çok belliydi ama benim anlamadığım başka bir detay vardı, birkaç gün içinde nasıl bu kader değişmişti? Ben kaç gündür buradaydım?

“Fazlasını bırak, mekanla birlikte yanacaklar zaten.” dediğimde gözleri irileşmişti.

“Yakacak mısın?” dediğinde ona doğru bir adım atarak iyice dibine girdim.

“Sana zarar verdiler, başka şansları yok.” dememle tam itiraz etmek için dudaklarını aralamıştı ki işaret parmağımı kırmızı dudaklarının üstüne yaslayarak ona engel oldum. “Şhh! İtiraz yok, kimse benim kadınıma dokunamaz.” diyen boğuk sesimle kaşları çatılırken parmağımın yaslı olduğu dudakları büzüldüğünde bakışlarım istemsizce kırmızı boyalı dudaklarına odaklanmıştı.

Tüm bedenim içimdeki arzuyla gerilirken onu hemen arkasındaki duvara yaslayıp dudakları parçalanana kadar onu öpmemek için kendimi çok zor tutuyordum. Kasıklarım bedenimdeki yaraları bile unuttururcasına sızlarken elimi saran soğuk parmakları parmağımı dudaklarından ayırmamı sağlamıştı ki tüm odağım aniden eline kaymıştı, niye soğuktu? Üşümüş müydü?

“Senin olanı bırakıp giderken de bu kadar düşünüyor muydun?” dediği sırada hızla elimi çevirip üşümüş parmaklarını iki avucumun arasına hapsetmiştim.

“İyi hatırlattın, çevrendeki elli küsür korumanın ölümünü izlemek ister misin?” derken elini dudaklarıma yaklaştırıp sıcak hava üflerken bakışlarım çıplak omuzlarına düşmüştü, kasımın ortasında böyle giyinirse tabiki de üşürdü.

“Elli tane koruma mı vardı?” diyen şok içindeki sesiyle elinin üstüne küçük bir öpücük bıraktıktan sonra yavaşça bırakıp hızla üstümdeki ceketi çıkartarak onun omuzlarına bıraktım. “Onların bir suçu yok, Arhan’ın yanında olduğum için ses etmemişlerdir.” demesiyle üstündeki ceketimin yakalarını bırakmadan sıkıca tutup onu daha çok kendime çekmiştim.

“Ya da birilerinden rüşvet aldıkları için ortadan kaybolabileceklerini sanmışlardır mia bella.” dediğimde gözlerinden düşünceli bir bakış geçmişti, ona da mantıklı geldiğine göre gerçekten ortada hiç gözükmemiş olmalılardı. “Seni yalnız bıraktığım için bana istediğin gibi kızabilirsin ama onların yaşaması artık mucize bile olamaz.” dememle bakışlarını kaçırırken ses etmemişti. Hayret, polis zırvalamasını tekrar yapmayacak mıydı?

Elinde tuttuğu para destelerini göğsüme bastırdığında paraları elinden aldığım gibi geriye çekilerek elimden kurtulmuştu. Üstündeki ceketime sarınarak yukarı çıktığında kıvrılan dudaklarımla onu izlemiştim, her ne olduysa iyi olmadığını söyleyemezdim. Ayaklarının üzerinde durması çok hoşuma gidiyordu.

Elimdeki paraları sayarak o itin istediği kadarını alıp geri kalanını yere fırlattıktan sonra bende üst kata çıkmıştım. Bana kalsa bu paraları bile almazdım, çünkü basbaya onları pusuya düşürmüştü. 110 bin dolar kadar az bir para onun umrunda dahi olmazdı, en fazla mekanı basar ve istediğini alırdı ama bunun yerine benim kadınımı göndermeyi seçmişti. Çünkü o sokuk buraya geldiklerinde ölümle burun buruna kalacaklarını biliyordu ve öldüklerinde ise suçlu olarak buradakileri gösterecekti. Ne zeka ama!

Sorun şuydu ki atladığı çok önemli bir detay vardı, ben senelerdir bu insanların içindeydim. Oyunlarını, zekalarını ve en önemlisi de zihinlerini anlayacak kadar fazla yakınlarında bulunmuştum, beni kandıramazlardı. Bu sadece onların ne kadar aptal olduğunu açığa çıkarırdı ve çıkarmıştı da…

Yukarı çıktığımda bakışlarım yarısı ölmüş ve yarısı da dizlerinin üzerine çöktürülerek kafalarına silah dayanmış adamlara dönmüştü. Başım hafifçe yana eğilirken adamların karşısında durarak gözlerimi teker teker hepsinde gezdirdim, liderleri olacak puşt yoktu.

“Enzo nerede?” dedim sert bir sesle.

Bakışları birbirlerinde gezinse de hiçbirinden ses çıkmadığında tam belimdeki silahımı elime almıştım ki bakışlarım yan tarafta beni izleyen serçeme dönmüştü, silahlı işlerden haz etmezdi.

“Siz dışarı çıkın.” dedim yanyana duran kızlardan bakışlarımı ayırıp önüme çevirirken.

“Biz çevreyi kolaçan edelim. Nilüfer, sende gel.” diyen Duman’la kaşlarım çatılırken bakışlarım hızla onlara döndüğünde yanındaki Ateş ve Nilüfer’le beraber ilerlediğini görmüştüm. Serçem ise kenardan çektiği bir sandalyeye oturarak beni izliyordu.

“Duman.” diye seslenmemle kapıdan çıkmadan önce durarak bana döndü.

“Ortağım sana emanet Diavolo.” dedikten sonra sırıtarak arkasını dönüp çıktığında kaşlarım daha çok çatılmıştı.

“Ben ne zamandır yokum?” derken adamların başında dikilen Ulvi’ye döndüğümde o da sırıtarak bana bakıyordu.

“Bir hafta.” demesiyle daha çok anlam verememiştim, bu değişim sadece bir hafta içinde mi olmuştu?

“Sen hangi sikimdeydin?” dediğimde gülen suratı solarken derince yutkunmuştu. “Buradaydın değil mi? Peşimdeydin.” dememle bu sefer bakışlarını kaçırmıştı, tabiki de öyleydi.

“Şu işi halledecek misin artık?” diyen sesle bakışlarım hızla serçemi bulmuştu, bacak bacak üstüne atarak sıkkın bir ifadeyle beni izliyordu.

Bakışlarım istemsizce yukarı sıyrılan elbisesine ve hatrı sayılır kadar gözüken dövmesine kaydığında derince yutkunarak kuruyan boğazımı ıslatmam gerekmişti. Her ne kadar dövmesinin varlığından haberdar olsamda hiçbir zaman yakından incelememiştim ve şu an bu istek hiç olmadığı kadar fazlaydı.

“Yorgunum ve eve gidip uyumak istiyorum.” demesiyle arkama sakladığım silahı yanıma getirirken gözlerimi sıkıca kapatıp açarak kendime gelmeye çalışmıştın, şu an hiç sırası değildi.

“Birinizde sözümü dinlese dişimi kıracağım.” derken kaldırdığım silahımla hiç bakmadan bakışları serçemin bacaklarına kayan iti alnından vurmuştum.

Bu olay esnasında gözlerim ondan bir saniye bile ayrılmamıştı ama ne bir korkma ibaresi vardı, ne de ürkmüştü. Sadece pür dikkat beni izliyordu, bu nasıl olmuştu? Tüm korkuları bir hafta içinde nasıl yok olmuştu? Nasıl benim gibi bakar olmuştu?

“Enzo nerede?” derken tekrardan önüme dönmüştüm. Tekrardan kimsenin sesi çıkmadığında az önce sıktığımın hemen yanındakine de sıkmıştım. “Tekrar sormayacağım, konuş!” diye bağırmamla hepsi ürperirken yan gözle serçemin ayaklandığını görmüştüm.

“O dediğin sarışın adam mı?” diyen sesiyle tüm bedenimi bir sinir dalgası sarmıştı, bakışlarım yanımdaki bedenine dönerken silahı yavaşça aşağıya indirdim.

“Sana bir şey mi yaptı?” dedim adeta ölümü andıran sesimle.

“Hayı…”

“Gözleriyle yedi.” diyen Ulvi’yle başım öyle hızla ona dönmüştü ki boynumdaki kesik acı içinde sızlamıştı ama umrumda bile değildi.

“Ulvi!” diye bağıran serçemi umursamadan tamamen Ulvi’ye döndüm.

“Sonra tam ben buna dalmıştım ki itlerini üstüme atıp kaçtı.” dediğinde bakışlarım bu seferde kıstığı gözleriyle Ulvi’ye bakan hırçın serçeme döndü.

“Ve sen hayır diyordun?” dedim sert ve soran bir sesle.

“Konuşturmuyorsunuz ki.” diyen sinirli sesiyle kaşları daha çok çatılmıştı. “Of! Ne haliniz varsa görün.” dedikten sonra yanımdan hızla geçip gitmesiyle derin bir nefes alarak silahımı tekrardan belime yerleştirdim.

“Yakın mekanı.” dedim Ulvi’ye ve arkasındaki Arhan’ın birkaç korumasına, ardından hızla serçemin peşine takılmıştım.

Şu bir hafta da bile onsuzluk damarlarımda zehir misali gezinmişti ve tekrar anlamıştım ki asıl işkence buydu. En büyük eziyet onsuzluktu ve bu bir daha yaşanmayacaktı…

~~~~~~~~~

Niran Karsoylar…

Sinir tüm zihnimi ele geçirirken kendimi bir hışımla dışarı atmıştım. Sanki başka şansım varmış gibi ikide bir buraya geldiğim için söylenmesine ayrı sinir olurken birde beni hiç dinlememe durumu vardı, sanki ondan bir şey saklamaktan zevk alıyormuşum gibi davranıyordu ama asıl saklamayı seven oydu. Bir anda defolup giden de, kendini işkencelerin içine atıp beni mahveden de sadece oydu!

“Niran!” diye seslenen adamı duymazdan gelerek ilerlemeye devam etmiştim. “Niran Karsoylar!” diye bağırmasıyla adımlarım benden izinsizce duraksamıştı, bu isme hala alışabilmiş değildim ama onun dudaklarından duymak çok tuhaf hissettiriyordu.

Arkamı yavaşça dönerek ona baktığımda çoktan dibime geldiğini anlamıştım, bakışlarım istemsizce üstündeki siyah gömleğe kaymıştı. Ceketini bana vermişti ama bu şekilde de o üşüyecekti.

“Amacım seni konuşturmamak değildi, sadece detayları öğreniyordum.” diyen sakin sesiyle bedenim elimde olmadan gevşerken gözlerimi hızla ateş bakışlarından kaçırmıştım, bu kadar yakınımda durunca ona sinirli kalamıyordum ve bu hala çok sinir bozucuydu. “Şimdi burada ne halt ettiğini açıklar mısın lütfen?” demesiyle kalbim hızla göğsüme çarpmıştı, ses tonu sanki kendisini zor tutuyormuş gibi bir sakinlikteydi.

Sorusuna nasıl cevap vereceğimi bilmiyordum, sonuçta sinirlenmekte haksız sayılmazdı. Beni korumak için bunca işkenceye göğüs germişti ve ben ise hepsini boşa çıkarıp buraya gelmiştim ama onunda beni anlaması gerekiyordu. O sevdiği için buraya geldiyse bende aynı sebepten gelebilirdim.

“Parayı almaya…”

“İtalya’da ne yapıyorsun?” diyerek hızla sözümü kestiğinde ters bakışlarım tekrar gözleriyle buluşmuştu. “Ben seni hepsinden korumaya çalışırken sen kendini nasıl açık hedef olarak gösterirsin? Duman’ın aklına uyup buraya…”

“Benim kimsenin aklına uyduğum yok.” derken bu sefer ben onun sözünü kesmiştim. “Ayrıca hesap vermesi gereken kişi ben değilim, sensin.” dediğimde tam dudakları aralanmıştı ki elimi kaldırarak onu durdurdum. “Boktan bir mektup ve…” derken zihnimde dönen anılarla dolan gözlerimden birer damla yaş yanaklarıma süzüldüğünde gergin omuzları hızla düşmüştü. “Ve hiç umrumda olmayan paranla, o çiçekleri bırakırken aklından ne geçiyordu?”

Gözleri yanaklarımdan süzülen yaşları izlerken başını olumsuz anlamda sallamıştı. Elleri hızla yanaklarıma doğru havalanırken havada yakalayarak bana dokunmasına izin vermedim.

“Unut beni deyip durmuşsun. Ya sen yıllarca başkasını izledin ya da o kadar salaksın ki izlediğin insanı bile tanıyamadın Diavolo.” derken ona doğru bir adım daha atarak iyice dibine girip işaret parmağımı göğsüne vurmaya başladım. “Ben sevdiğimi bırakmam, her ne olursa olsun bırakmam.”

Gözleri kapanırken aldığı derin bir nefesle alnını alnıma yasladığında esen rüzgarın soğukluğu bile yok olmuştu. Sanki çevresini saran o güç kalkanı yakınlığıyla beni de içine almıştı ve her türlü zarara karşı korumak için ant içmişti.

“Annem aradı, buraya gelmeden bir hafta kadar önce.” dediğinde moralinin bozulduğu o haftayı hatırlamıştım. “Baban o dedi ve ben ne yapacağımı bilemedim mia bella, ben ilk kez o çıkmaz sokağa girdim. İlk kez tüm yollarım kapandı.” derken elleri yavaşça üstümdeki kendi ceketinin içine girerek belime sarılmıştı, sanki bu seferde benim gitmemden korkuyor gibiydi. “Bende seni de kendimle o sokakta tutsak etmemek için duvarın arkasına kaçtım, çünkü böyle yaparsam beni takip ederler ve seni bırakırlar diye düşündüm.”

“Ama öyle olmadı.” dediğimde kızaran ateş bakışları aralanmıştı. “Hem sen gittin, hem de beni bırakmadılar.” dememle kaşları çatılırken başını hafifçe geri çekip yüzümü inceledi.

“Bu izler nasıl oldu mia bella?” diye sorarken bakışları boynumda ve çenemin kenarında olan cam kesiklerinde gezinmişti.

Bir kez daha anlamıştım ki Vidus kesinlikle salak bir adam değildi, leb demeden Çorum’u anlayacak kadar zekiydi ama işin içine kalbi girdiğinde afallıyordu.

“Biri arabama çarptı ve bu planlı bir hareketti.” derken o kaza anını hatırlamıştım, önümde aniden duran arabaya kadar her şey planlıydı. “Son anda Agah yetişti.” dediğimde kaşları daha çok çatılırken harelerinde adeta yangınlar çıkmıştı ve herkesi içine çekip yakmak ister gibi bakıyordu.

“Sen iyi misin? Başka bir yerine bir şey oldu mu?” derken biraz daha geriye çekilip bakışlarını sanki elbisenin içini de görebilirmiş gibi üstümde gezdirmişti.

“İyiyim, sadece birkaç kesik.” dediğimde tekrar gözlerime çıkan ateş bakışlarıyla bir eli de yanağımı bulmuştu.

“Çarpan arabayı gördün mü? Ya da içinde olan kişiyi?” dediğinde başımı olumsuz anlamda sallamıştım.

“Sadece kadın olduğunu anımsıyorum, uzun saçlıydı.” diye anlatırken gözümün önüne gelen sahneyle benimde kaşlarım çatılmıştı. Uzun ve siyah saçlıydı, Maria…

“Kadın mı? Emin misin?” dediğinde başımı olumsuz anlamda sallamıştım ama kesinlikle emindim. Bu işi o değil, ben halledecektim.

“Hayır, yanlış hatırlıyor da olabilirim. Emin değilim.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Tamam, sen yorma kendini. Türkiye’ye döner dönmez ben hallederim.” dediği sırada arkamızdan bir öksürük sesi duyulduğunda ikimizinde bakışları oraya dönmüştü, öksüren kişi Arhan’dı.

“Hipotermiye son üç, farkındasın değil mi?” diyen Arhan’la Lavinia yandan ona ters bir bakış atmıştı.

“Siktirip gidebilirsin, kal diyen olmadı.” diyen Vidus’la Arhan’ın tek kaşı havalanmıştı. “Gerçi gel diyen de olmadı.”

“İnsan bir teşekkür eder Diavolo, seni kurtaracağım diye götüm çatladı.” demesiyle istemsizce dudaklarım kıvrılmıştı. Hakkı vardı, Lavinia’nın anlattığı kadarıyla gerçekten şu evlilik konusunda baya uğraşmıştı.

“O seninle karın arasında Fuoco, fantezilerin bizi hiç ilgilendirmiyor.” diyen Vidus’la gözlerim irileşirken ona döndüğümde sırıtarak Arhan’a baktığını görmüştüm.

“Seni de karım yapmamı istemiyorsan kapa o sikik çeneni.” diyen Arhan’la kaşlarım havalanırken bakışlarım bu sefer Lavinia’ya dönmüştü, gülerek ikiliyi izliyordu ama yorulduğu her halinden belli oluyordu. Her ne kadar çok güçlü olsa da bu birkaç hafta önce doğum yaptığı gerçeğini değiştirmiyordu.

“Muhabbete arabada mı devam etseniz? Çünkü bazı kıymetli yerlerim dondu da.” dediğimde hepsinin bakışları bana dönerken ben ise önümdeki adama bakmıştım.

“Neden acaba?” diye mırıldanırken bakışları yine elbiseme kaymıştı. “Belki de üstündekinin yarısını giymeyi unuttuğun için olabilir.” demesiyle kaşlarım çatılırken alttan ona bakmıştım.

“Sana sinirim daha geçmiş sayılmaz Diavolo, bence kaşınma.” dediğim sırada yanımızdan duyulan adım sesleriyle Arhan’ların arabaya geçtiklerini anlamıştım.

“Hmm!” diyen mırıltısıyla belimdeki eli beni hızla kendisine çektiğinde bedeni bedenime tamamen yaslanmıştı, normalde bu kadar yakın durmamaya dikkat eden adamın şu an hiç umrunda değil gibiydi. “Üç gün beklemekte inatçıyım diyorsun, bana uyar.” demesiyle gözlerim kısılırken omuzlarından onu sertçe geriye ittiğimde bana karşı çıkmadan geri çekilmişti.

“Rüyanda görürsün diyorum Diavolo, anca rüyanda.” dedikten sonra hızla arkamı dönüp arabaya doğru ilerlerken onun erkeksi kıkırtısını duysam da dönüp bakmadan arabaya binmiştim.

Üç günmüş, gerçekten rüyasında görebilirdi. Çünkü sinirim bu kadar çabuk geçmeyecekti! Yani, umarım…

~~~

Mekandan ayrıldıktan sonra sahiden dediği gibi binayı havaya uçurmuştu, bu konularda hiçbir türlü şakası yoktu. Ardından parayı verebilmek için tekrar malikaneye döndüğümüzde Vidus içeri bile girmeden parayı kapıdaki korumalara atıp arkasına yaslanmıştı, şimdi ise inen uçağımızla en sonunda Türkiye’deydik.

Bu yolculuklar esnasında Vidus hiçbir konu açmamıştı ama içten içe sormak için kıvrandığını biliyordum. Bu evlilik konusunun nereden çıktığını ve neden kabul ettiğimi öğrenmek isteyecekti ama şöyle bir sorun vardı ki ben ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Çünkü sebep bir tek korku değildi, eğer öyle olsaydı kağıt üstünde bir şeyler de yapabilirlerdi ama gerçek olmasını ben istemiştim.

Belki de onun sadece bana ait olmasını isteyen kıskanç bir tarafım olabilirdi, bilmiyordum. Gittiğini öğrendiğim de her ne kadar geri planda olsada zorla nişanlandırılma durumu da zihnimde çınlamıştı, bunu inkar edemezdim. Belki de sırf bu yüzden evlilik dediklerinde reddetmek asla aklıma gelmemişti.

“Niran.” diyen Lavinia’nın sesiyle bir el omzuma dokunduğunda bakışlarım ona dönmüştü.

Arhan’ın şahsi uçağından indikten sonra havaalanından çıkarak vedalaşma kısmına geçmiştik ve gerilmeden edemiyordum. Çünkü geri kalanda onunla yalnız olacaktım.

“Onu çoktan affettiğini biliyorum.” demesiyle bakışlarım istemsizce birkaç metre ilerimizde, Arhan ve Ulvi’yle konuşan adama kaymıştı.

Konuşurken aniden bakışları sanki ona baktığımı hissedercesine bana döndüğünde hafifçe kıvrılan dudakları ve ateş bakışlarındaki çapkın bir ifadeyle göz kırpmasıyla kalbim sertçe göğsüme çarparken önüme dönmüştüm.

“Çok mu belli ediyorum?” diye mırıldanmamla kızların ikisi de gülerek başlarını olumlu anlamda sallamışlardı.

“Biz olmasak içine düşecek gibisin yenge.” diyen Nilüfer’le kısılan gözlerimi ona çevirmiştim.

“Seni de gördük, gözlerinle yiyip duruyorsun çocuğu.” dememle gülüşü solarken onunda kaçamak bakışları Ulvi’ye dönmüştü.

“İkinizde seviyorsunuz kızlar, olur o kadar.” diyen Lavinia’yla tekrar ona dönmüştüm. “Ama biraz delirtmekten zarar gelmez.” demesiyle kaşlarım havalanırken bedenimi tamamen ona çevirmiştim, işte şimdi ilgimi çekmişti.

O sırada çalan telefonla bakışlarım Nilüfer’e döndüğünde hızla telefonunu cebinden çıkartıp ekrana baktı.

“Of! Bir de bu vardı.” diye kendi kendine mırıldandıktan sonra bize döndü. “Siz konuşun, ben geliyorum birazdan.” dedikten sonra birkaç adım geriye gittiğinde bakışlarım Ulvi’ye dönmüştü, pür dikkat Nilüfer’i izlediğini görmemle sırıtarak önüme döndüm.

“Delirtmek derken?” diye sorduğumda Lavinia erkeklere arkasını dönecek şekilde önümde durmuştu.

“Çok iyi dudak okuyorlar, aklında bulunsun.” dediğinde başımı hızla olumlu anlamda sallamıştım, aklımda bulunsundu. “Sen onun evine temelli taşınmadan önce bu Arhan’ın şirketlerinden biri olan güvenlik şirketine gitmiş, evin her yerine kamera taktırmış.” demesiyle gözlerim irileşmişti.

“Her yerine derken?” dedim şaşkın bir sesle. O kadar evde kalmıştım, bir tane kamera bile görmemiştim.

“Yatak odaları ve banyolar hariç her yerde var.” dediğinde az da olsa rahatlamıştım, en azından hala küçük bir sapıktı. “Bende diyorum ki sen hala bilmediğin bu bilgiyi neden kullanmayasın ki?” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı.

“Kameralara oyna diyorsun?” dememle o da benim gibi sırıtarak göz kırpmıştı.

“İntikam güzeldir diyorum, neyi bıraktığını görse fena olmaz sanırım.” dedikten sonra aniden ciddileşmişti. “Tabi bu durum seni rahatsız etmeyecekse, henüz ne kadar yakınlaştığınızı bilmiyorum.” dediğinde iyi yürekliliğine gülesim gelmişti, normal bir insan buna takılmazdı.

“Rahatsız olmam.” dediğimde bir an için gerçekten düşünmüştüm.

Bu tür yakınlaşmalar normalde pek hoşuma giden durumlar değildi ama her şeyi değiştirdiği gibi tabiki de bunu da değiştirmişti. Bedenime çok yabancı olan bu duygu onun yanındayken her geçen gün beni daha çok sarıyordu ve bu arzuyu artık nasıl baskılayacağımı bilmiyordum. Belki de sorun buydu, tutmama gerek yoktu…

“O zaman eğlencene bak, hem artık Don’da sana dokunamaz. Sadece rahatla.” derken elleri omuzlarıma tutunmuştu. “Ayrıca haftada en az bir kere yanıma geleceksin, derslere başlayacağız.” demesiyle kaşlarım yavaşça çatılmıştı.

“Ne dersi?” dememle benden çekilen ellerini ceplerine sokarak sırıttı.

“Dövüş ve silah, sonuçta Duman’ın ortağı olmak kolay değil.” dedikten sonra arkasını dönüp kocasının yanına gittiğinde bende gülerek arkasından ilerlemiştim.

Bakışlarım tek kaşı havalanmış bir şekilde bizi izleyen adama takıldığında yavaşça yanına ilerleyip bir adım kadar uzağında durmuştum, Lavinia ise benim aksime kocasına sarılmıştı. Ulvi ise yanımıza doğru gelen Nilüfer’den hala bakışlarını ayırmıyordu.

“O iş sende.” diyen Lavinia’yla gülümseyerek başımı olumlu anlamda sallamıştım.

“Bende.” diyerek sırıttığımda Nilüfer ikimize de anlamadığını belli eden bakışlar atıyordu.

“Siz ne işler karıştırıyorsunuz yine?” diyen Vidus’la bakışlarım ona döndüğü sırada yanıma yaklaştığını fark etmiştim, aradaki bir adımlık mesafe yok olmuştu.

“Seni ilgilendirmiyor.” dediğimde başı hafifçe yana eğilirken bakışları yüzümde gezinmişti.

“O yüzden mi konuşurken Duman seni görmemi engelledi?” demesiyle kaşlarım havalanmıştı, durumu fark etmişti ama yanlış bir yerden ele almıştı.

“Ortağımla konuştuğum şeyden sana ne Diavolo?” diyen Lavinia’yla bakışları ona kaydığında çaktırmadan derin bir nefes almıştım, kızıl harelere yalan söylemek çok daha zordu.

“Ortağın? Ne bu, ikidir ağzınızdan eksik olmuyor.” diyen Vidus’la Lavinia sırıtarak onu umursamadan bana dönmüştü.

“Tanıştığıma memnun oldum Bella.” diyerek yumruğunu bana doğru uzattığında bende hızla yumruğumu yumruğuna çarpmıştım.

“Bende memnun oldum Duman.” diyerek sırıttığımda Lavinia son kez göz kırparak yanındaki eşiyle birlikte arkasını dönüp ilerlemeye başlamışlardı.

“Dur.” diyen Vidus’la ikili duraksayarak arkalarına dönmüşlerdi ki elime sarılan parmakları yüzükleri çıkartıp hızla Duman’a fırlatmıştı. “Seninkiler evde zaten.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı. Bana yüzük mü almıştı? Ne ara yapmıştı peki bunu?!

“Almana gerek yokt…”

“Yeni almadım mia bella, senelerdir evdeki kasa da duruyordu. Belli ki vakti gelmiş.” diyerek hızla sözümü kestiğinde şaşırmadan edememiştim, odasında bir kasa olduğunu biliyordum ama içinde yüzük olabileceğini hiç tahmin etmemiştim.

“Öyle olsun bakalım, iyi eğlenceler ortak.” diyen Duman az önce havada yakaladığı yüzükleri yumruğunun içine hapsederken sırıtarak arkasını dönmüştü.

“Bu neydi şimdi?” diyen Vidus’la tekrar ona dönmüştüm.

“Sen çok zeki bir adamsın, bunu da anlarsın.” derken elimi yanağına hafifçe birkaç vurduktan sonra yan tarafımızdaki arabanın arka kapısını açıp içeri oturmuştum.

Birkaç dakika sonra herkes arabaya doluştuğunda yola koyulmuştuk, her ne kadar önüme baksam da yanda beni süzen adamı görebiliyordum ve bu şu halime rağmen heyecandan terlememe sebep oluyordu.

“Ben yokken neler oldu?” diye soran sesiyle ona dönmeden karşıyı izlemeye devam etmiştim, gözlerinin hakimiyeti altına bir kez girersem çıkması çok zor oluyordu.

“Bir şey olmadı, Arhan’lardan yardım istedim ve geldik.” demiştim ki çeneme sarılan parmaklar yüzümü kendisine çevirdiğinde ona engel olamamıştım.

“Evlilik durumu nereden çıktı?” diyen baskın sesiyle yutkunmamak için kendimi zor tutmuştum. O beklenilen konuşma gelmişti!

“Seni orada tutmalarının sebebi beni istememeleriydi ve zaten işin işten geçtiğini gördüklerinde böyle bir sorun kalmayacaktı.” diyerek asıl sebebi söylesem de tek kaşı imalı bir şekilde havalanmıştı.

“Ve sende bunun için gerçek bir evliliği kabul ettin, öyle mi?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım ki aniden yüzüme yaklaşan yüzüyle nefes bile alamamıştım. “Kendimi zaten bir hayli zor tutuyorum mia bella, o yüzden beni daha fazla kışkırtma da söyle.” derken yüzü daha çok yüzüme yaklaştığında önde oturan ikiliyi bile unutmuştum. “Neden kabul ettin?”

Kalbimin atışı adeta zihnimin içinde çınlarken bakışlarım karanlıkta bile parıldayan ateş bakışlarında takılı kalmıştı. Ne söylemem gerekiyordu? Kafamın içindeki her bir düşünceyi dökülmeli miydim, yoksa sadece geçiştirmeli miydim?

“Çünkü seni o canilerin elinde bırakamazdım, gerekirse ölü…” dememe kalmadan eli hızla dudaklarımın üstüne kapanmıştı.

“O kelimeyi tek bir kez daha senden duyarsam…” derken yavaşça kulağıma yaklaşmıştı. “Kelime zihninden tamamen yok olana kadar yataktan çıkamazsın.” demesiyle bakışlarım göz hizamdaki boynunda atan damara kaymıştı.

Hızlanan soluklarım eline çarparken kasıklarıma giren ağrıyla titreyen ellerimi omuzlarına getirip bedenini geriye itmiştim. Bana karşı çıkmadan geri çekilen bedeniyle dudaklarımdaki elini de iterek geri çekilip arkama yaslandım, bakışlarımı ise hızla diğer tarafımdaki cama çevirmiştim. Hissettiğim duygu utançtan çok arzu gibiydi ve henüz ona sinirim geçmemişken buna izin vermek istemiyordum.

“Sorup durma sende o zaman.” derken kollarımı göğsümde bağlamıştım.

“Yani konunun Maria…” demesiyle başım öyle bir hızla ona dönmüştü ki saçlarım geriye doğru savrulmuştu. “Tamam, anladım.” diye sırıtarak önüne döndüğünde arkasına yaslanmadığını fark etmiştim, dimdik oturuyordu.

Siktir! Sırtı ve göğsü yaralarla kaplıydı, ben ise bunu tamamen unutmuştum. Kaçtır adamın omuzlarından itip duruyordum. Bakışlarım bedeninde gezindiğinde gergin çenesini ve yorgun bakışlarını da görebilmiştim, dinlenmesi gerekiyordu ve arkasına bile yaslanamıyordu. Yaralarının sızladığına emindim.

Arkama iyice yaslandıktan sonra koluna hafifçe dokunduğumda bakışları beni bulmuştu ki elimi göğsüme birkaç kez çarparak onu çağırdım. Bakışları elime kaydığında dudakları kıvrılırken konuşmamı bile beklemeden hızla bana doğru eğilip başını göğsüme yaslamıştı, hemen kalbimin üzerine. O esnada bakışlarım dikiz aynasından bizi izleyen Ulvi’nin bakışlarıyla çakışmıştı, dudaklarındaki gülümsemesiyle bizi izliyordu.

Bir elim göğsümde derin soluklar alan adamın saçlarına giderken bende Ulvi’ye gülümseyerek yan tarafını işaret ettiğimde bakışları yolu izleyen Nilüfer’e dönmüştü. Omzunun üstünden bakışları tekrar bana döndüğünde başımı olumlu anlamda sallamıştım, bu kısaca seninde onun gönlünü alman gerek demekti. O da beni onayladıktan sonra önüne döndüğünde derin bir nefes alıp tamamen arkama yaslandım.

“Parfüm sonunda gitmiş.” diyen göğsümdeki adamla dudaklarım biraz daha kıvrılırken saçını okşamaya başlamıştım.

“Dinlen.” diye mırıldandığımda bakışlarım cama vuran yansımamıza kaymıştı, açık tutmaya çalıştığı gözleri kapanıp duruyordu. “Ben buradayım l'uomo dei miei dipinti.” (…resimlerimin adamı) diye Lavinia’ya sorup öğrendiğim kelimeleri mırıldandığımda gözleri kapanırken dudakları kıvrılmıştı.

“L'uomo accanto a lui.” (Yanındaki adam.) diyen mırıltısıyla kaşlarım çatılmıştı, bunun ne demek olduğunu bilmiyordum. “E l'uomo che sarà sempre al tuo fianco.” (Ve her zaman yanında olacak adam.) derken kolları sıkıca belime sarılmıştı, dudaklarını başının yaslı olduğu göğsüme bastırdıktan sonra başını boynuma gizleyerek rahat bir pozisyona geçti.

Sözlerinden bir şey anlamasam da sorgulamadım. Birkaç dakika sonra ise derin solukları tenime çarpmaya başlamıştı, uyumuştu. Bende başımı geriye yaslayarak yolu izlemeye başlamıştım ki tüm bedenimi saran yorgunlukla fazla direnmeden kendimi uykunun kollarına bırakmıştım.

~~~~~~~~

Çiçek Erden…

Kalbim de tıpkı aklım kadar karmakarışıktı, ne hissetmesi gerektiğini bilemiyordu. Gittiği için ona kızamazdım ama bir yanım darılmadan edemiyordu. Yanıma gelip ilk söylediği an bende gelmek istemiştim, abimi kurtarırken yanında olmak istemiştim ama net bir şekilde karşı çıkmıştı. Beni de tehlikeye atmak istemediğini söylemişti ama kendisi bodoslama tehlikenin kucağına atlamıştı.

Bir hafta boyunca acaba yakalandı mı ya da ona bir zarar geldi mi diye kendimi yememe rağmen tek bir mesaj bile atmamıştı. Çok bir şey istememiştim, iyiyim dese bile kafiydi ama dememişti. Beni bilinmezlik içinde öylece bırakıp gitmişti. Şimdi ise hala tek kelime etmiyordu, sadece öylece bakıyordu. Belki de yine gözlerinden anlamamı istiyordu ama bu sefer o kadar kolay değildi.

Duran arabayla düşüncelerim kesilirken bakışlarım arka tarafa dönmüştü ki sarılarak uyuyan çifti gördüğümde dudaklarım kıvrılmıştı, ikisi de gerçekten bir hayli yorulmuşlardı ve sonunda birbirlerindeki huzura kavuşmuş gibilerdi.

“Pamuk şekerim.” diye mırıldanan sesle bakışlarımı ona çevirmeden önüme döndüm.

“Artık pamuk şeker değilim Ulvi, yeni bir şey bulman gerekecek.” diye fısıldadığımda yan gözle bana uzanan elini görmüştüm ki dokunmasına izin vermeden havada yakalayarak aşağıya indirdim.

“Sen benim hep pamuk şekerim olacaksın, gerisi umrumda değil.” dediğinde onu umursamayarak tam elini bırakıp kapıya uzanmıştım ki elimi tekrar tutup beni hızla kendisine çektiğinde bedenim hızla ona doğru savrulmuştu.

Aniden çekmesiyle ona çarpmamak için hızla boştaki elim göğsüne yaslanırken bakışlarım oldukça yakınımda duran gözlerine kaymıştı, ne ara yaptığını anlamasam da göz bandını da çıkarmıştı. Yaralı gözü de hemen görüş açımdayken içimden atamadığım korkum ve telaşım tekrardan kalbimi sarmalamıştı.

“Geri döneceğim dedim ve döndüm, niye böyle davranıyorsun?” derken diğer eli de yanağımı bulmuştu. “Niye pembelerimi benden aldın?”

“Bir haftadır ben neler çektim haberin var mı?” diye sinirli bir fısıltı dudaklarımdan dökülmüştü. “Öldün mü, kaldın mı bilmeden koskoca yedi gün geçirdim ben. Bu kadar mı zordu bir iyiyim demek?”

“Çünkü iyi olmayabilirdim Nilüfer’im, içeri dalmak için bir yol arıyordum ve bulduğumda iyi olur muydum bilmiyordum.” derken gözleri gözlerimde gezinmişti. “Ve biliyorsun, sana yalan söyleyemiyorum.” dediğinde dolan gözlerimden birkaç damla yaş yanaklarıma doğru yol almıştı.

“Çok korktum.” diye titreyen sesimle mırıldandığımda diğer eli de yanağımı bulmuştu.

“Şhh! Kurban olurum her yaşına, yapma yavrum. Bak, buradayız. Hepimiz iyiyiz.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktığında benimde ellerim ellerine sarılmıştı.

“Bir daha gitme.” diyerek burnumu çektiğimde dudaklarımın üstündeki dudakları kıvrılmıştı.

“Asla pamuk şekerim.” diye mırıldanırken tekrar dudaklarıma atılmıştı ki gelen öksürük sesiyle bakışlarımız arka koltuğa kaydığında abimin ters bakışlarını fark etmiştim.

Yanaklarım istemsizce kızarırken utandığımı hissetmiştim, sanırım bir küçük basılmış olabilirdik. Hafifçe geriye çekildiğimde Ulvi’nin yanaklarımdaki elleri hareketlenerek yaşların izlerini silmişti. Bakışlarım tekrar ona döndüğünde burnuma küçük bir öpücük bırakıp geri çekildi.

“Çık lan, kapıyı aç.” diyen abimin sert sesiyle bakışlarım yine ona döndüğünde sert bakışlarının Ulvi de olduğunu görmüştüm, Niran ise hala uyuyordu.

“Sen dur, ben alırım yengeyi.” diyerek hızla kendi kapısını açan Ulvi’yi umursamadan Niran’ı kucağına çeken abimin bakışları bana dönmüştü.

“Saçlar yakışmış.” dediğinde dudaklarım kıvrılmıştı.

“İyi misin?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.

“İyiyim abim, sen iyi misin?” dediğinde bende başımı olumlu anlamda sallamıştım ama gözlerim yine dolmuştu.

“Lütfen bir daha gitmeyin.” dememle bir eli bana uzanırken yanağımdan akan yaşı silmişti.

“Artık gitmek yok abim.” derken bakışları kucağındaki Niran’ı bulmuştu. “Asla yok.” diye mırıldanırken dudaklarını Niran’ın saçlarına bastırarak derin bir nefes almıştı ki yandaki açılan kapıdan Ulvi tam Niran’a uzanmıştı ki abim ona izin vermeden kucağındaki bedenle dışarı çıktı.

“Abi yaralısın.” diyen Ulvi’yle bende dışarı çıkmıştım.

“O beni acıtmaz.” diyen abim kucağındaki Niran’la eve yöneldiğinde arabaya yaslanarak arkalarından bakmıştım.

Hadi ben çabucak erimiştim, bakalım yengem ne zaman eriyecekti? Bu adama fazla dayanabilmesi pek mümkün gözükmüyordu...

~~~~~~~~~

Niran Karsoylar…

Gözlerimi yanında açtığım adamla bir süre sessizce onu izlemiştim, sonrasında ise yanından aynı sessizlikle kalkıp üstüme hızlıca bir şeyler geçirdikten sonra evden çıkmıştım. Bir kazak ve klasik bir kot pantolon. Dün İtalya’ya gitmeden önce eşyalarımı getirtmesi için Arhan’dan rica etmiştim, o da halletmişti. Bunun yanı sıra evde toplanmıştı, en son bıraktığım cam kırıkları yoktu.

Kapının önünde gördüğüm arabamla dudaklarım kıvrılırken hızla sürücü koltuğuna geçmiştim, onun gitmeden önce bıraktığı arabaydı. Agah tamir ettirip bırakmış olmalıydı. Çantalarımı yan koltuğa bırakarak yola koyulmuştum, bir haftadır gitmediğim okula gitme kararı vermiştim. Çünkü evde durdukça ona sinirli kalmam pek mümkün olmuyordu, bende okula gittiğimi belirten bir not bırakıp çıkmıştım.

Bir sürenin ardından çalan telefonumla ekrana bakmadan dudaklarım kıvrılmıştı, kimin aradığını tahmin etmek zor değildi. Bunu bile ne kadar özlediğimi fark etmek kalbimin korkuyla kasılmasını sağlamıştı, neyseki artık güvendeydi. Hızla telefonu arabaya bağlayarak cevapladım.

“Beni niye uyandırmadın?” diyen sesiyle dudaklarım kıvrılsada hafifçe öksürerek kendime gelmeye çalıştım, hemen koy veremezdim.

“Dinlenmen gerek.” dedim soğuk bir ses tonuyla.

“Bana sadece sen gerek mia bella.” diyen sert ve boğuk sesiyle direksiyonu okulun sokağına doğru kırmıştım.

“Bunu kendine kısa süreli aralıklarla tekrar et, bir daha bırakmak istediğinde aklına gelir belki.” dedikten sonra konuşmasına izin vermeden telefonu kapatıp arabayı park ettikten sonra okula yönelmiştim.

İlk ders hızlıca biterken onun dersi gelip çatmıştı, arkama yaslanıp çevreye bakarken derin bir nefes aldım. Hakkımdaki söylentiler biraz da olsa azalmıştı, sadece bir haftadır nerede olduğumu konuşup duruyorlardı ama o da umrumda değildi. Önüme dönerken telefonumu elime aldım, gruba onun okulda olmadığını ve dersin boş olduğunu yazmalıydım.

Tam mesajı yazmıştım ki açılan kapıyla bakışlarım oraya döndüğünde içeri giren tanıdık bedenle gözlerimi devirmeden edememiştim. İyi ki dinlen demiştim, ne güzel de dinleniyordu!

Üstüne giydiği boğazlı siyah kazağı ve onun üzerindeki blazer ceketiyle her zamanki gibi çok şık ve çok yakışıklı duruyordu. Bu sinirlerimi daha çok bozarken bana dönen ateş bakışlarıyla gözlerimi başka bir yere çevirip kollarımı göğsümde bağlamıştım, klasik trip modunda gibi gözüktüğüme emindim.

“Hocam nerelerdesiniz ya? Özledik.” diyen bir sesle bakışlarım en önde oturan kıza dönmüştü. Her ders susmayanlardan biriydi ve bu sinirle her an o yılışık kızın üstüne atlayabilirdim.

“İzlidik.” diye ağzımın içinde kızın taklidini yaparak bakışlarımı önümdeki masaya çevirmiştim.

“Bende sizi özledim çocuklar. Ufak tefek sıkıntılar oldu ama yine buradayım.” dediğinde istemsizce gözlerim devirmiştim, olmaması gereken tek zamanda buradaydı. Evde yatıp dinlenmeliydi. “Aranızda yeni isimler görüyorum, bu seferlik yoklama alıp tanışalım.” demesiyle zihnimde bir şimşek çakmıştı, soyadım listede de değişmiş olabilir miydi?

Bakışlarım hızla ona döndüğünde dudaklarındaki sırıtışla elindeki listeye baktığını görmüştüm. Siktir! Kesin değişmişti ve o da bunu fark ettiği için yoklama zırvalığını çıkarmıştı. Millet daha yeni yeni susmuşken onun yüzünden tekrar söylenmeye başlayacaklardı. Elim hızla telefonuma giderken onun mesajlarını açtım.

Elvin Niran: Sakın böyle bir saçmalık yapma!!! (15.30)

Bakışlarım tekrar ona döndüğünde gözlerinin kolundaki akıllı saatine kaydığını görmüştüm, kağıdın üstünden bakışları bana döndüğünde dudaklarındaki gülümsemesi silinmeden yandaki telefonuna uzandı. Birkaç saniye içinde ise benim telefonum titremişti.

Resimlerimin adamı❤️‍🔥: Affettin mi??? (15.31)

Ters bakışlarım ona döndüğünde sinirlerim daha çok bozulmuştu, böyle bir şeyin beni korkutacağını mı düşünüyordu? O zaman kesinlikle yanılıyordu.

Elvin Niran: Hayır. (15.31)

Mesajım hızla görüldü olurken telefonunu bırakıp tekrar listeye dönmüştü, isimleri teker teker okuyordu ve itinayla hepsini isim soyisimle okuyordu. Gıcıktı işte, ne olursa olsun o huyu değişmiyordu.

“Elvin Niran…” derken bakışları yine beni bulduğunda omzumu umursamaz bir tavırla silkmiştim. “Karsoylar.” diyerek kağıdı masaya bıraktığında sınıftaki tüm bakışlar bana dönmüştü. Milletin sesleri sınıfta bir uğultu oluşturmaya başlamıştı.

“Oha! Evlenmişler mi?”

“Kesin o yüzden ikisi de bir haftadır yoktu, balayı yapmışlar demek ki.”

“İnsan çirkin şansı versin işte, kaptı güzelim adamı.”

“Büyü falan mı yaptı acaba? Bu adam nasıl bu kadar kör olabilir?”

“Kız haklı, benimde böyle bir sevgilim olsa kaçmasın diye yapıştırırım nikahı.”

Ve daha niceleri…

Bacağım sinirden sallanmaya başlarken gelen patırtıyla tekrar ona dönmüştüm, elini sertçe masaya çarpmıştı.

“Sessiz ol!” diye bağıran sesiyle herkes suspus olmuştu. “Tebrik eden etsin, onun dışında tek bir söz duyarsam söyleyenle uğraşırım.” diyen sert sesiyle birkaç kişi tebrik etmişti, onun dışında sınıf sessizleşmişti.

Bir süre sonra ise derse geçmişti, sınıf şimdilik susmuş olsa da onun olmadığı her yerde konuşacaklardı ve o da bunu bile bile söylemişti. Sırf blöf yapmadığı belli olsun diye böyle bir saçmalık yapmıştı. Ders boyunca sessizce önümdeki masayı izlemiştim, biittiğini söylediği an ise çantamı aldığım gibi sınıftan çıkmıştım.

“Niran!” diye arkamdan gelen sesi umursamadan koşar adımlarla bahçeye çıkmıştım ki koluma sarılan parmaklarla beni kendisine çevirmişti. “Neye sinirlendin? İmza atarken zaten adını göreceklerdi.”

“Bilmelerine değil, senin saçmalığına sinirlendim.” derken kolumu sertçe kendime çektiğimde bırakmıştı. “Kendini gerçekten böyle mi affettireceksin? İstemediğim her şeyi yaparak mı?” diyen sert sesimle onunla kaşları çatılmıştı.

“Bu kadar umrunda olduğunu düşünmemiştim.” demesiyle dudaklarımdan imalı bir gülüş dökülmüştü.

“Sen neyi düşündün ki zaten? Her şeyi sen biliyorsun, bizim hissettiklerimiz kimin umrunda ki? Gel, git, konuş; istediğini yap. Ben kimim ki?!” diye bağırdıktan sonra tam göğsünden geriye itecekken zihnimde çınlayan yaralarıyla ellerimi ona çarpmadan yumruk yaparak geri çekip arkamı döndüğüm gibi arabama ilerledim.

“Niran, bir dinle!” diye arkamdan gelen adamı umursamadan koşar adımlarla arabama binip kapıları hızla kilitlemiştim, hemen ardından ise gaza yüklenmiştim.

Arkamdan gelen bağırışlarını duymamazlıktan gelerek yola koyuldum, bir bacağım hala sinirden titriyordu. Ben günlerce onu kaybetmekle burun buruna yaşamıştım ve o ise gelip hala inatlaşarak kendini affettirme derdindeydi. Normal bir zamanda olsak dediği gibi umrumda olmazdı ama şu an asla normal bir zamanda değildik.

O esnada arkamdan gelen korna sesiyle yan aynaya baktığımda takip eden arabasını görmüştüm. Gaza biraz daha yüklenerek önümdeki arabaların arasından makas atarak geçmeye başlamıştım, en sonunda eve giden orman yoluna döndüğümde boşalan yolla tam daha fazla gaza yüklenmiştim ki aniden yanımdan hızla geçen araba önüme kırdığında ona çarpmamak için hızla frene basmıştım.

Araba dönerek tam önümde durduğunda aldığım derin soluklarla kapımı sertçe açıp dışarı çıktığım sırada o da çıkmıştı. Hissettiğim tüm sinir telaşımla birleşirken önüne gelene kadar durmadım.

“Ne yaptığını sanıyorsun sen? O hızla arabaya girseydim pertin çıkardı.” diye sinirle konuştuğum sırada yanaklarıma sarılan elleri beni hızla kendisine çektiğinde bir nefes kadar uzağımda durmuştu.

“O salakların ne düşündüğünü umursamadığını biliyorum ve konu affetmen değildi, benim olduğunu hepsinin bilmesi gerekiyordu.” derken hızla alıp verdiği solukları yüzüme çarpıyordu. “Tamamen benim olduğunu ve benimse senin olduğumu bilmeleri gerekiyordu.”

“Sana yapma demiştim.” diye mırıldandığım sırada arabalar yanımızdan korna çalarak geçiyordu ama bu umrumuzda bile değildi.

“Ulu orta benim olduğunu haykırmak isterken mi? Kendimi tutamazdım.” demesiyle içimden gelen gülme istediğini zor bela zaptetmiştim. Bu kadar çabuk sakinleştiğime inanmak istemiyordum!

“Gıcığın tekisin.” dediğimde benim aksime onun dudakları rahatlıkla kıvrılmıştı.

“Öyle derler.” diye mırıldanırken geriye çekildiğinde öpmediği için içimdeki bir yanım adeta çığlık çığlığa haykırmıştı. “Hala mı affetmedin?” demesiyle ters bakışlarımı ona yolladığımda dudakları küçük bir çocuk misali büzülmüştü. “Özür dilerim sevgilim, kızmakta haklısın ama acı bu adama. Özleminden zaten kurudu kaldı.” derken ellerime kayan parmaklarıyla aniden önümde dizlerinin üstüne çökmesiyle gözlerim irileşmişti. “Yalvarırım affet beni mia bella.”

“Vidus ne yapıyorsun? Kalk şurdan, yolun ortasındayız.” desemde sadece omzunu silkmişti.

“Affet, kalkayım.” dediğinde başımı gökyüzüne çevirerek sabır dilemiştim.

“İyi, ne halin varsa gör.” dedikten sonra ellerimi sertçe kendime çekerek arkamı dönüp arabama ilerledim.

“Peki, sen affetme.” diyen sesiyle omzumun üstünden ona bakmıştım ki yere boylu boyunca uzandığını görmemle kaşlarım çatılmıştı. “Affedene kadar buradayım.” demesiyle şok içinde ona bakarken el mecbur geri dönmüştüm.

“Ezileceksin be adam, kalk artık şurdan.” derken tepesine dikildiğimde bakışları gözlerimi bulmuştu.

“Ha ezilmişim, ha affetmemişsin. İkisi aynı şey.” dediğinde gözlerimi devirmeden edememiştim.

“Vidus, kalk dedim.” desemde omzunu silklerek yatmaya devam etmişti.

“Affettin mi?” diye tekrar sormasıyla sinirimden üstümü başımı yırtmama çok az kalmıştı.

“Çocuk musun Vidus? Yere yatmak ne?” dediğimde yüzümde gezinen bakışlarıyla dudakları kıvrılmıştı.

“Alıştırma yapıyorsun işte.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılırken gözlerimi kaçırmıştım, doğru mu anlamıştım ben? Çocuk mu istiyordu? Bunu daha önce hiç düşünmemiştim ve bir süre daha düşünmeme gerek yoktu, hiç sırası değildi.

“Kafana fazla vurmuşlar ve boş yapıyorsun.” derken elimi uzattığımda bakışlarım tekrar ona dönmüştü.

“Neden? İstemem çok mu saçma?” dediğinde kalbim sertçe göğsüme çarpmıştı.

“Ailesi hiç olmamış birinin anne olmasını beklemen mi? Evet, çok saçma.” dediğim sırada elimi tutarak hızla ayaklanmıştı.

“Hayatımda gördüğüm en güzel anne olacaksın mia bella, belki şu an erken ama bir gün kesinlikle olacaksın.” derken elleri yine yanaklarımı bulmuştu. “Hatta öyle güzel bir anne olacaksın ki herkesi kendine hayran bırakacaksın.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.

“Herkesin içinde sen yok musun?” dediğimde alnı alnıma yaslanmıştı.

“Ben sana hep hayranım mia bella.” diyen mırıltısıyla dudaklarımdaki sırıtışa daha fazla engel olamamıştım.

“Eve gidelim, yaralarına pansuman yapmamız gerekiyor.” dediğim sırada dudaklarıma küçük bir öpücük bırakıp geri çekilmişti.

“O zaman affettin.” demesiyle gülerek elini tutup onu arabasına doğru çekiştirmiştim.

“Hayr başımın belası, hayır.” derken kapısını açıp ona bakmıştım. “Şu arabanı düzgün bir yere park et, sonra adamlara aldırırız.” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.

“Emredersin hanımım.” diyerek yanağıma hızlıca bir öpücük bıraktıktan sonra arabasına bindiğinde bende gülerek çekilmiştim.

“Deli ya.” diye mırıldanarak geri çekilip dudaklarımdaki gülümsemeyle arabama ilerlemiştim…

~~~

Eve gittiğimizde güzelce yemek yiyip ardından da birlikte film izlemiştik, bunlar olurken ise yine ikide bir affedip affetmediğimi sormuştu ve bende inatla hayır demiştim. Gerçi hiç öyleymiş gibi davrandığım söylenemezdi, bakışları gözlerime dokunduğu an içimdeki bütün sinir yok oluyordu. Doğru düzgün trip bile atamıyordum.

Gece ise yine birlikte uyumuştuk, şimdi ise yüzyüze görüşmesi gereken birkaç toplantısı vardı ve inatla gitmemek için çıkar yol arayıp duruyordu. Bu halleri kesinlikle çok tatlı gelse de planımı gerçekleştirmem için evde olmaması gerekiyordu, o yüzden bu toplantı benim yararıma olmuştu.

“Yerime Ulvi gidebilir.” derken kapıdan çıkmadan son anda bana dönen adamla neredeyse bininci kez gözlerimi devirmiştim.

“Vidus evdeyim işte ben, dışarı da çıkmayacağım. Git, ne yapıyorsan yap.” dedim sinirle.

“Ama senin yanından ayrılmak istemiyorum.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı.

“Gitmeden önce ayakların kıçına vura vura gidiyordun, noldu?” dediğimde bir kolu kapının pervazına yaslanırken bana doğru eğilmişti.

“Arhan’la şu DNA işini araştırıyorduk mia bella, o yüzden gidiyordum.” dediğinde kollarım göğsümde bağlanmıştı.

“İşe de gitmiyordun yani?” dememle bakışlarını kaçırmıştı.

“O da işti.” demesiyle gözlerim kısılırken geriye doğru bir adım atıp kapıyı tuttum.

“Şu işe git, yoksa ben kovacağım seni Vidus.” derken kapıyı sertçe yüzüne kapatmıştım. Arkamı dönüp salona doğru ilerlerken duyduğum sesiyle adımlarım duraksamıştı.

“Seni çok seviyorum!” diye bağıran sesiyle dudaklarım kıvrılırken gülerek salona girdim. Gerçekten delinin tekiydi ama bende onu böyle seviyordum, yapacak bir şey yoktu.

Birkaç saat evde boş boş gezinip kameraların nerede olduğunu anlamaya çalışmıştım ama hiçbir şekilde gözükmüyorlardı, baktığımı fark etmesin diye çokta detaylı bakmamıştım ama yine de görünen yerlerde olmadığı kesindi. Evi gezerken aynı zamanda hala bana vermediği yüzüklerin kasasına da bir süre bakınmıştım, istesem açardım ama onun bana vermesini istiyordum. O ise döndüğümüzden beri konusunu bile açmamıştı, bende çok meraklıymış gibi gözükmemek için sormamıştım.

Sonrasında ise Nilüfer gelmişti, ona Lavinia’nın söylediklerini kısaca anlatmıştım. İlk başta dalga geçip dursa da sonradan ciddi olduğumu anlayınca şaka yapmadığımı fark etmişti.

“Bizim evde de var mıdır acaba?” dediğinde bilmediğimi belli edercesine omzumu silkmiştim.

“Oladabilir, buradakiler de hiç gözükmüyor.” dediğim sırada bakışları hızla bana dönerken hafifçe yaklaşmıştı.

“Ya kameraların ses dinleme özelliği de varsa?” dediğinde kaşlarım çatılmıştı.

“Yok canım, olsa Lavinia söylerdi.” diyerek arkama yaslandım. Bakışlarım yine çevrede gezinirken kendi kendime omzumu silkmiştim, olsa kesin Lavinia söylerdi.

“Tamam o zaman.” diyen Nilüfer’de arkasına yaslanmıştı. “Sen dediğini yapacak mısın peki?” dediğinde bakışlarım ona dönmüştü.

“Yaparsam işin ucu tek bir yere gider.” dediğimde bedenini tamamen bana çevirmişti.

“Ve? Hazır mı değilsin?” dediğinde gözümün önünde ateş bakışları çınlamıştı.

“Aslında o da değil, sadece…” derken duraksayıp derin bir nefes aldım…

~~~~~~~~~

Vidus Arjin Karsoylar…

Önümdeki toplantı zerre umrumda değildi, pür dikkat telefondan açık olan kamera kayıtlarını izlerken bir yandan da kulağımdaki kulaklıkla onları dinliyordum ve şu anda öyle bir konu hakkında konuşuyorlardı ki dünya yansa umrumda olmazdı.

Sadece serçeme odaklanırken dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı. Kameralarda ses dinleme özelliği olmasına ihtimal vermemişti, acaba bileğindeki kalpli bileklikte GPS ve ses dinleme cihazı olduğunu bilse ne yapardı?

“Aslında o da değil, sadece…” diyerek duraksayan serçem derin bir nefes aldığı sırada ben nefesimi tutmuştum. “Sanırım biraz korkuyorum.”

“Vidus Bey?” diyen önümdeki adamlardan biriyle ters bakışlarım hızla onu bulmuştu. “Ne diyorsunuz bu konu hakkında?”

“İlk olduğu için mi?” diyen Nilüfer’le derince yutkunmuştum.

“Evet, çok iyi. Yapalım onu.” diye asla dinlemediğim bir konuya yorum yaptıktan sonra tekrar telefona odaklanmıştım.

“Hem o, hem de bilmiyorum. Ona yeterli olamamaktan sanırım.” dediğinde bu söylediğine kahkaha atasım gelmişti, bu dediği mümkün bile değildi. Tek bir bakışı bile beni kendimden geçirmek için yeterli oluyorken ilerisini düşünemiyordum bile.

“Bence bunlar çok yersiz korkular, abim sana tapıyor.” diyen Nilüfer’le derin bir nefes almıştım, güzel bir yere parmak basmıştı. “O yüzden bence sadece akışa bırak, biraz rahatlamak sizinde hakkınız.”

“Bilmiyorum Nilüfer, bu işler bana çok yabancı.” diyen serçemle arkama yaslanmıştım ki bakışlarım beni izleyen adamlarıma kaydığında tek gözümü kırparak başımı sallamıştım.

“İmza atmanız gerekiyor Vidus Bey.” diyen adamla önümdeki kağıtlara uzanmıştım.

“Haklısın aslında, kendimi fazla kasıyorum. Zaten gerilirsem durmasını isterim.” diyen serçemle az kalsın tuttuğum kalem bile elimden düşüyordu, bu beni affettiği anlamına mı geliyordu?

“Heh! Şöyle be yenge, rahat ol.” diyerek gülen Nilüfer’le derince yutkunup önümdeki kağıtlara hızlıca göz attıktan sonra imza atıp geriye doğru itmiştim.

“Toplantı bitti, çıkabilirsiniz.” derken arkama yaslanıp telefonumu elime almıştım.

“Beni boşver de sen anlat, moralin bozuk gibi. Ne oldu?” diyen serçemle herkes odadan çıkarken telefona odaklanmıştım.

“Ya şu Lavinia’nın numarasını öğrenmek için bir salağa yemek sözü vermiştim ya, o mesaj attı. Yarın gidelim diyor ve ben bu konudan Ulvi’ye hala bahsetmedim.” diyen Nilüfer’le tek kaşım havalanmıştı, kimdi o sığır?

“Hmm! O zaman şöyle yapalım, sen çocuğa tek geleceğim mi dedin?” diye soran serçemle yerimden doğrulmuştum.

“Hayır, öyle bir bilgi vermedim.” dedi Nilüfer.

“O zaman birlikte gideriz, biraz oturup kalkarız.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı.

“Bok gidersin.” diye kendi kendime mırıldanırken tüm bedenim gerilmişti.

“Ee, abimlere ne diyeceğiz?” diyen Nilüfer’le serçem omzunu silkmişti.

“Birlikte dışarı çıkacağız, bir sorun olmaz.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı.

“Bak sen.” diye söylenerek tekrar arkama yaslandım.

“Ay çok iyi olur valla, canım yengem benim ya.” diyen Nilüfer serçeme sarıldığında serçem de ona sarılmıştım.

“Her sorun itinayla halledilir.” diyerek gülen serçemle bakışlarım sadece gülüşüne takılmıştı, ekranı hızla büyüterek gülüşünü izledim. “Ama şimdilik seni evine alalım, hazırlanmam lazım.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı, ne hazırlığı yapacaktı?

“Karar verdin demek.” diyen Nilüfer sırıtarak ayaklandığında yaslandığım yerden yine doğrulmuştum. “Hadi, sana iyi eğlenceler o zaman.” diye gülerek kapıya yöneldiğinde serçemde gülerek onu uğurlamış ve ardından odamıza geçmişti.

“Şimdi hangisini seçsek. Heh! Bu güzel.” diyen mırıltısıyla yandaki kahveme uzanıp tam büyük bir yudum almıştım ki duyduğum sesiyle öylece kalakalmıştım. “Sen gideli derdimle yapayalnız yaşıyorum. Nerdesin, kimlesin diye kıskanıyorum.” diye söylemeye başladığı şarkıyla kalp atışlarım atlı koşturur misali hızlanmıştı.

Onca haftadan sonra, hatta onca seneden sonra ilk kez şarkı söylediğini duyuyordum. Ses dinleme cihazını koymamın ikinci nedeni bile belki yalnızken söyler diyeydi ve şu an uzun zaman sonra ilk kez o güzel sesi kulaklarımdaydı.

“Ateş…ateş…ateş gözler, ona buna bakıyor mu? O incecik beli şimdi başka biri sarıyor mu? Pırıl…pırıl…pırıl saçlar, yine dalgalanıyor mu? Yumuk…yumuk…güzel eller, başka bir el tanıyor mu?” diye söylemeye devam etmesiyle arkama yaslanarak melekleri bile kıskandıracak güzellikteki sesini dinlerken gözlerimi kapatmıştım. “Kıskanıyorum, kıskanıyorum. Derdime dalıp ben yanıyorum.”

Sesi tüm bedenimi rahatlatırken dudaklarımdaki gülümsemeyle gözlerim aralanmıştı, şu an tek istediğim onu kollarımın arasına alıp yanımdayken de şarkı söyleyene kadar bırakmamaktı. Evet, şu an tam olarak bunu istiyordum. Hızla telefonumu aldığım gibi yerimden doğrulmuştum ki kulaklığımda duyulan kapı sesiyle bakışlarım ekrana kaymıştı ki gözlerim yaşadığım şokla irileşmişti.

Ellerim bile titremeye başlarken kasıklarıma giren ağrıyı görmezden gelerek hızla toplantı odasından çıkıp çıkışa doğru ilerledim.

“Diğer tüm toplantılar iptal.” diye asistanıma bağırarak hızla asansöre koşmuştum, en kısa süre de o eve gitmeliydim…

~~~~~~~~~

Niran Karsoylar…

Üstümdeki siyah gecelik, üzerine giydiğim ve bana oldukça büyük gelen pelerin ve elimdeki çığlık maskesiyle evin içinde durup durup gülüyordum. Ne halt yediğim konusunda hiçbir fikrim yoktu ama seksi olmak yerine daha çok komik olmuşum gibi geliyordu. Kendimi rolüme veremiyordum, gülmek yerine biraz daha seksi davranmalıydım.

Bakışlarım yine telefona kaydığında neredeyse bir saat olduğunu görmüştüm ve hala tek bir mesaj yoktu, belki de toplantı da olduğu için bakmaya vakti olmamıştı. Bu gayet doğal olurdu. Tam aldığım derin bir nefesle koltukta arkama yaslanmıştım ki vurulan kapıyla gözlerim irileşmişti, o olamazdı değil mi?

“Yok canım, bir ton toplantısı vardı onun. Nilüfer gelmiştir, yabancı olsa korumalar haber ederlerdi.” diye kendi kendime söylenerek ayaklanıp kapıya doğru adımladım. “Hem onun anahtarı var, kapıyı çalmaz ki.” derken önüne geldiğim kapıyla Nilüfer’e göstermek için maskemi de başıma takmıştım, hemen ardından kapıyı hızla açmıştım ki gördüğüm tanıdık yüzle gözlerim irileşmişti. İşte bunu beklemiyordum!

Vidus deli bakışları ve hızla alıp verdiği soluklarıyla hemen karşımdaydı. Kamera kayıtlarını tabiki de görmüştü ve tüm toplantıları siktir edip eve gelmeyi seçmişti, bu kadar delireceğini düşünmemiştim. Geriye doğru attığım birkaç adımla o da içeri girip kapıyı arkasından sertçe kapatmıştı.

Bir adım daha geriye gitmiştim ki üstümdeki bana bir hayli uzun gelen pelerini hesaba katmamıştım, bastığım kumaş parçasıyla geriye doğru kaydığım sırada bir el hızla belimden yakalayıp beni sertçe kendisine çektiğinde ellerim göğsüne tutunmuştu. Evet, üzerinde çığlık kostümü olan bendim ama kesinlikle şu anda korkutucu duran kişi oydu. Biraz delirtmiştim sanırım!

“Ve üç.” demesiyle ona anlamsız bakışlarımı atmıştım ki İtalya’daki sözleri zihnimde çınlamıştı, üç gün vermişti ve bugün gerçekten üçüncü gündü.

“Affettiğimi söylemedim.” dediğimde sesim maskeden dolayı boğuk çıkmıştı.

“Öyle mi?” derken boğazdan gelen sesiyle boştaki eli aniden üstümdeki pelerinin yakasına gittiğinde düğmeyi açmasıyla beni içimdeki siyah, saten gecelikle bir başıma bırakmıştı.

Belimdeki koluyla beni sanki ağırlığım hiç yokmuş hafifçe havaya kaldırıp ayaklarımın altındaki parçasını da çekerek tuttuğu pelerini hızla koridorun bir köşesine fırlatmıştı. Kalbim hissettiğim heyecanla durmaksızın çarparken eli bu sefer de maskeme gittiğinde tek hareketle onu da çıkardığında kıvırcık saçlarım yüzüme doğru savrulmuştu.

“Bence affetmelisin.” derken maskeyi de yanına bıraktıktan sonra enseme sarılan parmakları beni hızla daha çok kendisine çekmişti. “Yoksa bir de onu söylemeni beklememiz gerekir.” diyen boğuk sesiyle heyecandan tüm boğazım kurumuştu.

“Başka neyi beklememiz gerekiyor ki?” diye nefes nefese kalmış bir halde zor bela konuştuğumda kıvrılan dudakları dudaklarımda gezinmeye başlamıştı.

“Öğreneceksin.” derken belimdeki eli kalçama kayıp hafifçe kavradığında inlememek için kendimi zor tutmuştum.

O sırada dudaklarımdan sıyrılan dudakları yavaşça kulağıma ulaştığında tenime çarpan sıcak nefesi beni daha çok delirtirken üstündeki ceketin yakalarını sıkıca kavramıştım.

“Saklamaya çalıştığın tüm o küçük iniltilerin hepsi bana ait.” derken dilini kulağımın kenarında gezdirdikten sonra altına küçük bir öpücük bırakmıştı. “Ve hepsini istiyorum.”

Sırtımdan akan küçük bir ter damlasını hissederken nefes bile alamamıştım, kasıklarım istekle sızlarken ne yapacağım hakkında bile en ufak bir fikrim yoktu. Kendimi bodoslama anın içine bırakmışım gibi hissediyordum. Tam o esnada geri çekilen Vidus’la ben onu izlerken o ise ellerimi yavaşça ceketinden çekip geriye doğru bir adım atmıştı.

“Ama madem bu oyuna başladın.” derken üstündeki ceketini çıkartıp bir köşeye attıktan sonra üstündeki boğazlı kazağın kollarını yarıya kadar yukarı sıyırmıştı. Damarların bezendiği teni açığa çıkarken film izler gibi sessizce onu izliyordum, sesim bile içime kaçmıştı. “O zaman devamını getirelim.” dedikten sonra yavaşça yere eğilip bıraktığı maskeyi geri almıştı.

Aynı yavaşlıkla maskeyi düzelttikten sonra ateş saçan bakışları beni bulurken dudaklarında tehlikeli bir sırıtış belirmişti.

“Kaç mia bella.” diyen boğuk sesiyle başı hafifçe yana eğilmişti. “O tatlı hayatın buna bağlıymış gibi kaç ve sakın durma.” derken elindeki maskeyi başına geçirmişti. “Çünkü yakaladığımda ben asla durmayacağım.”

Boğuk sesinin ardından maskeli yüzüyle tamamen bana döndüğünde kalbim heyecanla göğsüme çarparken geriye doğru bir adım attım ve hemen sonrasında arkamı dönüp koşmaya başlamıştım.

Evet, belki de artık eğlenmek kesinlikle bizimde hakkımızdı…

~~~~~~~~~

Veee bölüm sonuuu!!!!

Sondaki sahnede soluğu kesilmeyen var mı ya?? :))

Benim bile yazarken çığlık atasım geldi. :))

Vidus’um insan biraz yavaştan alır, kalpten gittik burada!!!

BÖLÜMDE BEĞENİ SINIRI VAR VE O DOLMADAN YENİ BÖLÜM GELMEDİĞİNİ BİLİYORSUNUZ ARTIK, LÜTFEN BEĞENİN!!!!

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce arabaya çarpan Niran’ın tahmin ettiği gibi Maria olabilir mi???

Sizce Vidus kendini affettirebildi mi???

Ve son olarak siz Niran’ın yerinde olsaydınız bu kadar tepki gösterir miydiniz???

Merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Sosyal medya hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.

Ayrıca WP KANALIMI da takip etmenizi öneririm, bölümle alakalı her şeyi orada paylaşıyorum!! Bir aksaklık olduğunda ve bölüm atamadığımda da duyuruları oradan yapıyorum, bu yüzden takip etmelisiniz. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

5 yorum