İçeriğe geç

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 21 · 33 dk okuma

SÜFL-İ AŞK

Bölüm 21

20. CANIMIN CANI

~Bölüm Şarkıları~

Tuana~Cümlelerim

Barış Akarsu~Kimdir O

Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!!

Nasılsınız bakalımm??

Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİLERR VE YORUMLARR atmayı lütfen ama lütfen ihmal etmeyin!!!

Ayrıca o hedeflerin asla tutulmadığının farkındayım, neden sınır koyduğumu şimdi anladınız mı? Son kez hedef koyuyorum, bu da olmazsa bir daha hedef koymam canlarım. Sınır koyarım!

Hedef: 450 beğeni!!!

“Tepede beyaz bir saray, sarayda soytarı bir kral. Kara haber onun işi, sıra kimde? Kanlı resimler ressamı, sergide insan mezarı. Satılık olan karanlıktır çerçevede…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🎨❤️‍🔥

~~~~~~~~

Acı tüm bedenimi esiri altına alırken nefesim boğazıma düğümlenmişti. Gözlerim sıkıca kapanırken kollarım beni kendisinden çekmesine izin vermemesi için boğarcasına boynuna sarılıydı ki tam o esnada iki kurşun daha sırtımı saplanmıştı. Gözlerimi daha sıkı kapatarak ona sarıldığım sırada bedenim bir rüzgarla savrulmuştu, hızla arkasını dönmüştü.

Ellerimin altındaki titreyen bedenini hissederken bedenimdeki acı adeta zihnime vuruyordu ama buna rağmen kollarımı boynundan ayırmıyordum. Her ne olursa olsun onun zarar görmesine izin vermezdim, o yaşamalıydı. Her şeye rağmen yaşamalıydı ve yaşayacaktı da.

“Hayır…” diyen mırıltısı kulağıma ulaşırken aynı zamanda yakınımızdan bir silah sesi daha duyulmuştu, gözlerim korkuyla hızla aralanırken bakışlarım önümdeki uzun saçlı bedene kaymıştı. Ulvi keskin nişancıyı vurmuştu.

İri eller sırtıma sıkıca sarılırken çevreyi tarıyan Ulvi’nin bakışları benim gözlerimle çakışmıştı.

“Niran…” diye mırıldanan Ulvi’nin irileşmiş tek gözündeki telaş yüreğime işlerken ilk defa ismimi söylemişti, ilk kez adımla seslenmişti.

“Hayır, hayır sana bir şey olmasına izin vermem. İyileşeceksin serçem, yaşayacaksın.” diyen kulağımın hemen yanındaki sesle Vidus hızla arkasını dönmüştü. “Bizim için yaşayacaksın mia bella.” diyerek hızla ilerlerken aniden durmuştu.

“Arabanın altında bomba var.” diyen Nilüfer’in sesi duyulurken derin bir nefes almaya çalıştım ama bu sadece canımın acısını daha çok arttırmıştı.

“Vidus…” diye küçük bir mırıltı dudaklarımdan döküldü.

“O zaman başka bir araba hazırlayın, bir şey yapın lan!” diye haykıran Vidus’un sesi zihnimin içinde çınlarken kendimi zor bela boynundan uzaklaştırmayı başarmıştım.

“Vidus…bir dur.” derken sesim acı doluydu.

“Şhh! Yorma kendini birtanem, hemen hastaneye gidiyoruz. İyileşeceksin.” diyerek hızla tekrardan ilerlemeye başladığında elleri hala sıkıca sırtımı kavrıyordu, hala anlayamamış olmasının tek sebebi korkusu olmalıydı.

“Vidus, ben iyiyim.” dediğim sırada biraz daha geriye çekildiğimde korku dolu ve yaşlı ateş bakışlarıyla gözlerim çakışmıştı.

“Olacaksın serçem, yemin ediyorum olacak…”

“Çelik yelek var içimde Vidus.” diyerek hızla sözünü kestiğimde arabanın yanına gelen adımları hızla duraksamıştı.

Boynuna sarıldığım için havada olan bedenimi yavaşça yere bırakırken sırtımdaki bir elini kaldırıp avucuna baktığında beklediği gibi bir kanla karşılaşmamıştı, çünkü içimde evden çıkmadan önce girdiğim cephane odasından aldığım çelik yelek vardı. Hatta bir tane de Nilüfer’e giydirmiştim, şu anda o da bu yüzden sakindi.

“Çelik yelek?” diye soran bir sesle konuşurken hızla havadaki elini üstümdeki montun içine soktuğunda kendisi de teyit etmiş olsa bile yine de başımı olumlu anlamda sallamıştım.

“İyiyim ben sevgilim.” dediğimde titreyen elleri hızla yanaklarıma sarılırken dudaklarını alnıma bastırıp derin bir nefes alırken gülmeye başlamıştı.

“Çelik yelek.” derken gülmeye devam ediyordu. “Senin aklına kurban olurum ben kızım.” diyerek dudaklarını tekrar alnıma bastırmıştı.

“Sen, sen iyi misin?” dememle alnını alnıma yaslarken başını olumlu anlamda sallamıştı.

Bir elim artık acının dayanılmaz olduğu koluma giderken dudaklarım kıvrılmıştı, ilk kurşun kolumu sıyırmıştı ama umrumda değildi. O iyiydi, hepimiz iyiydik. Gerisi artık hiç önemli değildi, sonuçta deri üstündeki yaralar elbet iyileşirdi.

“Kolun...” diyen sesiyle hızla geri çekildiğinde dudaklarımdaki gülümsemeyle ona bakmaya devam ettim.

“Sadece sıyırdı, önemli bir şey yok.” dediğimde beni duymazdan gelerek hızla üstündeki ceketini çıkartıp yere fırlattıktan sonra siyah gömleğinin yakalarından tutup iki yana ayırarak düğmelerin aniden kopmasını sağlamıştı.

Gömleği üzerinden yırtarcasına çıkardıktan sonra koluma uzanıp yavaşça yarayı tutan elimi çekmemi sağladı, hemen ardından ise gömleğini koluma dolamıştı.

“Bu biraz acıtacak.” derken hala tedirginlik dolu bakışları gözlerime döndüğünde başımı olumlu anlamda sallamıştım.

Onay alır almaz yaranın üzerine attığı bir düğümle gözlerim sıkıca kapanırken boştaki elim koluna tutunmuştu, acısı öyle kötüydü ki adeta gözlerim kararmıştı. O sırada havalanan bedenimle gözlerim aralandığında beni kucağına alıp arabaya yöneldiğini görmüştüm.

“Hemen hastaneye gidiyoruz.” diyen Vidus beni arkaya bıraktıktan sonra kapımı sertçe kapatıp diğer tarafa yöneldiğinde artık korkusunun yerini öfkesinin aldığını fark etmiştim, sinirlenmeye başlamıştı.

Ulvi’yle Nilüfer’de hızla arabaya bindiklerinde sızlayan kolumu umursamamaya çalışarak bakışlarımı yanımda diken üstünde gibi oturan adama çevirmiştim. Bakışları dümdüz karşıya bakarken çıplak üstüyle öylece oturuyordu, bir eli yumrukken diğer eli ise sıkıca yumruğunu tutuyordu. Arabanın içi soğuk olmasına rağmen sanki bunu hiç hissetmiyormuş gibi duruyordu ama içten içe üşüdüğüne emindim.

Hemen aramıza attığı ceketine sağlam tarafımdaki elimle uzanıp kucağına bıraktığımda bakışları öylece cekete düşmüştü, ardından hiç umursamadan başını aksi yöndeki cama çevirdiğinde kalbim kolumdaki yaradan bile daha çok sızlamıştı. Bana kırgındı ve sebebini ne yazık ki biliyordum, ona evde duracağıma söz verdiğim halde buraya gelip ona siper olmuştum. Bana yapmamasını söylediğim şeyi ben yapmıştım.

“Hastaneye gidemeyiz.” diye sırf bana bakması için hiçbir fikrim olmayan bir konu da çıkarım yapmıştım, sonuçta vurulma durumlarını o daha iyi biliyordu.

Tamda tahmin ettiğim gibi sert bakışları yavaşça beni bulduğunda dolu gözlerimle kızıl harelerinin en içine bakmaya başlamıştım.

“Gideceğiz.” dedikten sonra tekrar önüne döndüğünde hafifçe yaslandığım yerden doğrulmuştum ki bir eli hızla önüme gelip göğsümden beni geri itmişti. “Hareket etme, canın daha çok yanacak.” demesiyle gözlerim sanki bu anı bekliyormuş gibi daha çok dolmuştu. Bakmamasına rağmen beni görüyordu, hemde her anlamda…

“Vidus…”

“Hayır Niran, hastaneye gideceğiz. Konu tartışmaya kapalı.” diyen sesi hızla titreyen sesimi böldüğünde bir yaş yanaklarıma doğru süzülmüştü.

“Çok mu kızdın?” dememle derin bir nefes alırken ellerini yüzüne yaslayıp sıvazlamıştı.

“Korktum.” derken ellerini yüzünden çekip bana döndüğünde gözlerinin dolu olduğunu görmemle gözyaşlarım daha da hızlanmıştı. “Köpek gibi korktum lan, sana bir şey oldu diye delirdim. Kollarımın arasında olduğun halde korumayadığımı düşündüğüm her saniye geberdim Niran.”

“Ama iyiyim, sakin ol artık.” dediğimde dudaklarından sinirli bir gülüş dökülmüştü.

“Benim dokunmaya kıyamadığım kadın vuruldu ve sakin mi olmalıyım?” derken gülerek arkasına yaslanmıştı. “Tabi, sakin olayım ben. Aşkından geberdiğim kadın kendini koşa koşa ölüme atsın ama ben sakin olayım.”

“Tehlikede olduğunu düşünürken evde duramazdım Vidus.” dememle ters bakışları beni bulmuştu. “Hiç bakma bana öyle, sen seviyorsan bende seviyorum ve sevdiğim adamı koruduğum için bana kızamazsın.” diyen sert sesimle bedeni tamamen bana dönmüştü.

“Bu korumak değil Niran, bu beni öldürmek.” diyen sinirli sesiyle istemsizce bakışlarımı kaçırmıştım. “Sana zarar gelmesi demek benim ölümüm demek Niran, bir üstü yok.”

“Bu yüzden içimde çelik yelek vardı.” diyerek ona döndüğümde bir eli başımın arkasını bulurken yüzünü bana yaklaştırmıştı.

“Burayı da koruyor muydu çelik yelek? Ya başından vurulsaydın, o zaman ne olacaktı?” diyen kısık sesinden bile korku akarken bakışlarımı gözlerinde gezdirdim.

“İhtimaller için kızmaya devam mı edeceksin?” dediğimde aldığı derin bir nefesle omuzları düşmüştü, sinirli ifadesi dağılırken dolu gözlerinden bir damla yaş yanağına doğru süzüldü.

“Evet.” diyen titreyen sesiyle sağlam tarafımdaki elimi yavaşça yanağına yasladığımda hızla başını elime yaslamıştı. “Sana çok kızacağım.” diyen mırıltısıyla dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.

“Yalancı.” dememle boştaki eli yanağındaki elimi kavrarken daha çok yanağına bastırmıştı, sanki yaşadığımı iyice kendine kanıtlamak ister gibiydi.

“Korkusuz olmanı istediğim aklımı sikeyim.” derken hafifçe geri çekilip gözlerini gözlerime dikmişti. “Tekrar korkmaya başlasan olmaz mı? O zaman en azından kaçmasını biliyordun.”

“Artık çok geç.” diyerek bir zamanlar onun beni kaçırırken söylediği sözü tekrar etmiştim. Dudakları hafifçe kıvrılırken başını yana eğip tuttuğu elime tıpkı bir kedi gibi yavaşça sürtünmüştü.

“Lütfen bir daha bunu yapma.” diyen mırıltısıyla sesimi çıkarmadığımda kaşları tekrardan hafifçe çatılmıştı. “Niran çok ciddiyim.” derken yaslandığı elimi kendinden uzaklaştırıp aşağıya indirdikten sonra başımdaki eli çeneme kaymıştı. “Eğer bir daha kılına zarar gelirse ve bu bana siper olduğun için olursa sana yemin ederim ki gözlerinin önünde kendime sıkarım, çok ciddiyim.”

Sözleriyle kanım donarken bu sefer kaşları çatılan taraf ben olmuştum, bunu nasıl bu kadar kolay söyleyebilirdi? Kendi canının hiç mi önemi yoktu?

“İyi, al şimdiden sık o zaman. Çünkü yapacağım.” derken bu sefer ben ona yaklaştığımda hareket ettiğim için kolum sızlasa da umursamadım. “Karşımda sana bir silah doğrultulduğu her anda seni korumak için siper olmaya devam edeceğim, çünkü bende sensiz yaşayamam lanet herif.” diyerek ona iyice yaklaştım. “Bunu o kafana sok, benim iyi olmamı istiyorsan önce sen iyi olacaksın.” dediğimde yine onun sözleriyle konuşmuştum.

Bakışları gözlerimde gezinirken çenemdeki parmakları boğazıma inmişti, nabzım adeta avucunda atarken baş parmağı yavaşça tenimi okşadığında sinirinin azaldığını hissedebiliyordum.

“Sence ben o keskin nişancıyı fark etmemiş miydim mia bella? Ya da beni öldürmek için her yolu arayan bir itin yanına ben sadece Ulvi’yi alıp gelmiş olabilir miyim?” dediğinde kaşlarım biraz daha çatılırken hafif geri çekilip ona anlamadığımı belli eden bakışlar atmıştım. “Bak bakalım arkaya.” dediğinde bakışlarım arka camı bulmuştu ki bizi takip eden en az beş tane aynı arabadan görmüştüm. O an her şey dank etmişti.

“Hepsini biliyordun değil mi?” derken bakışlarım yavaşça ona dönmüştü, kaşları yine çatılmıştı.

“Dört keskin nişancının yerini de, arabadaki bombayı da biliyordum Niran.” demesiyle suçluluk duygusu tüm bedenimi sarmaya başlamıştı. “Bir keskin nişancı hedefi belirledikten on saniye sonra atış yapar, çünkü emin olması gerekir. İşin kuralı budur ve bende o saniyeler içinde geri çekilecektim, hepsinin farkındaydım.” dediğinde bakışlarımı kaçırmıştım.

“Ama ben çıkınca dikkatin dağıldı.” diye mırıldandığımda çenemdeki parmakları ona bakmam için başımı havaya kaldırınca mecburen bakışlarımı tekrar ona çevirmiştim.

“Bu yüzden evde kalmanı istedim mia bella, evde güvende kalmanı istedim.” derken iki eli de yanaklarıma sarılmıştı. “Onca senenin ardından sana kavuşmuşken kendimi ölüme atar mıyım sanıyorsun? Senelerimi verdim ben bu boktan işe, onların her hareketini ezbere bilmez miyim sanıyorsun?”

“Özür dilerim, ben tahmin edemedim.” dediğim sırada dudaklarını sıkıca alnıma bastırmıştı.

“Dileme serçem, hata bende. Başına ne olursa olsun Ulvi’yi bırakmam gerekirdi.” dediğinde sesimi çıkarmamıştım, şimdi düşününce sinirlenmekte biraz haklı gibiydi.

“Hadi yenge bu işleri bilmiyor, korktu ve gelmek istedi.” diyen Ulvi’yle Vidus hafifçe geri çekildiğinde ikimizin bakışları da ön tarafa dönmüştü. “Sen hangi akla hizmet onu alıp geldin?” derken bakışlarını yanında oturan Nilüfer’e çevirmişti.

“Vericinin sinyali aniden kesilince korktum.” diyen Nilüfer’in kaçamak bakışları yanımdaki adama dönmüştü. “Niran’ın da bir suçu yok, ben ona haber verip korkuttum.” demesiyle tam itiraz etmek için dudaklarımı aralamıştım ki Vidus elini hızla dudaklarımın üstüne kapatarak buna izin vermedi.

“Ulvi haklı, sen bilmiyor musun bizi Nilüfer? Nasıl böyle bir hata yapabilirsin?” derken sesini sakin tutmak için çabalıyor gibiydi. Elini dudaklarımdan çekmek için ellerimle hızla elini çekiştirmeye çalışsam da beni hafifçe geri iterek yerime sabitlemişti, eli bir milim bile oynamamıştı.

“Bir anlık korkuyla aklım gitti abi, özür dilerim.” diyen Nilüfer’le Vidus başını yukarı kaldırarak derin bir nefes almıştı, sakin kalmaya çalışıyordu. Nilüfer’e verdiği değer çok güzeldi, gerçek bir abi gibiydi.

“Ya daha kötü bir şey olsaydı Nilüfer? Ya da sana olsaydı? İkinizi de nasıl böyle bir tehlikeye atarsın?” diyen Vidus’la Nilüfer’in başı aşağıya eğilirken önüne dönmüştü ama gözlerindeki o suçluluk duygusu ruhumun derinliklerine kadar işlemişti, benim gibi bakıyordu.

Elimin tersiyle düşünmeden susması için Vidus’un karnına hafifçe vurmuştum ki unuttuğum bir detay vardı, yaralı kolumu kaldırmıştım. Keskin bir acı hızla bedenimi sararken dudaklarımdan acı dolu bir inleme döküldüğünde Vidus’un bakışları hızla beni bulurken dudaklarımın üstündeki elini çekmişti.

“İyi misin Niran’ım? Noldu, ben mi çarptım?” diye korku ve telaş dolu sesiyle hızlı hızlı konuşan Vidus’la yavaşça kolumu tutarken başımı olumsuz anlamda salladım, acıdan konuşamıyordum. “Ulvi hızlı sür şu sokuk arabayı!” diye bağıran Vidus’la Ulvi elindeki telefonu kenara bırakıp dikiz aynasından Vidus’a dönmüştü.

“Doktor hastane de değilmiş. Siz eve geçin, ben gelirim dedi.” diyen Ulvi’yle Vidus başını olumlu anlamda sallamıştı, tanıdık bir doktorları olmasına tabiki de şaşırmamıştım.

“Nilüfer’e yüklenme, ben onu gidelim diye darladım. Hem o gelmese de ben yalnız başına yine gelirdim.” dediğimde Vidus’un sert bakışları bana dönmüştü.

“O sinyal durumunu söylemese haberin olacak mıydı? Ya da mekanı biliyor muydun?” dediğinde tek kaşım imalı bir edayla havalanmıştı.

“O zamanda çıkıp her yerde sizi arayacaktım ve belki de başıma daha kötü şeyler gelecekti.” dememle kaşları iyice çatılırken bedeni tekrar bana yaklaşmıştı.

“Kötü bir olayı daha kötü bir durumun ihtimalini söyleyerek fes edemezsin minik serçem.” diyen boğuk ve sert sesiyle bu sefer bende ona yaklaştığımda burun buruna gelmiştik.

“Sen ihtimaller dahilinde kızarken iyiydi ama.” dediğim sırada bakışları dudaklarıma düştüğünde hızla geri çekilmişti.

“Aynı şey değil.” dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı.

“Tam da aynı şey.” dediğimde tam konuşacakken ona izin vermeden devam ettim. “Tamam, kabul. Hatalıyız ama iyiyiz de işte, uzatma artık.”

“Bir ay boyunca o kolunu kullanamadığında göreceğim ben seni.” derken derin bir nefes alıp arkasına yaslanırken başını akıp giden yola çevirmişti.

“Altı üstü sıyırdı Vidus, abartma.” dediğimde dudaklarından alaycı bir gülüş dökülürken bakışlarını bana çevirmemişti, hala yola bakıyordu.

“Kurşun yarası bu serçem, kâğıt kesiğine benzemez.” dediğinde aklımda başka bir soru çınlamıştı.

“Sen kaç kez tattın bu acıyı?” diye sorduğumda bu sefer cevap vermemişti, bakışlarım yavaşça çıplak bedenine düştü.

Yara izlerinde gezinen bakışlarımla kalbimin acısı adeta kolumun acısını bastırmıştı, eminim ki o kolumun acısından çok daha fazlasını yaşamıştı. Bedenindeki her bir iz adeta bunu haykırıyordu. O esnada gözlerim dizine dokunduğunda platini zihnimde çınlamıştı, dizinde platin vardı ama onun evinde kaldığım süre boyunca bile aksadığını görmemiştim. Bu nasıl bir otokontroldü?

“Bu da mı kurşun yarasıydı?” derken sağlam taraftaki elimi dizine uzattığımda bakışları yavaşça beni bulmuştu.

“Evet.” diyen kısık sesiyle gözlerim ateş bakışlarında gezindi, niye bu kadar telaşlandığını anlayabiliyordum. Korumak istiyordu, kendisinin çektiği acıları çekmemem için korumaya çalışıyordu. Tıpkı benim o an hiçbir şeyi düşünmeden ona siper olmam gibi.

“O iki yıllık süreçte mi oldu peki?” dediğimde bakışları iki gözüm arasında gezinmişti, bahane arıyordu. Ne zaman bahane arasa aynı hareketi yaptığını fark etmiştim.

“Şu an konumuz bu değil.” dediğinde doğru tahmin ettiğimi anlamıştım, o iki yıl içinde olmuştu. Ne olmuştu o süre içinde? Neden inatla söylemekten kaçıyordu?

“O zamanlar içinde olmuş.” diye mırıldandığım sırada duran arabayla bakışlarım çevreye döndüğünde geldiğimizi anlamıştım.

Vidus hızla kaçarcasına kapıdan çıktıktan sonra Niran’la Ulvi de çıktığında gözlerimi devirerek tam kapımı açmıştım ki önümde biten Vidus eğilerek bana uzandı. Bir kolunu sırtıma, diğer kolunu ise bacaklarımın altından geçirerek kucağına aldığında sesimi çıkarmamıştım. Başımı göğsüne yasladığımda bakışlarım sadece göğsündeki küçük serçedeydi, keşke bende o serçe kadar şanslı olabilseydim. Ne güzel, hep göğsündeki yuvadaydı.

“Yan ev benim, geç ve beni bekle.” diyen Ulvi’yle başımı hafifçe kaldırıp onlara baktığımda Ulvi’nin Nilüfer’in kolundan tuttuğunu ve eline anahtarı bıraktığını görmüştüm.

“Niye? Bir posta da sen azar çek diye mi?” dediğinde sesi titremişti.

“Evet.” derken Ulvi Nilüfer’e biraz daha yaklaştı. “Ne kadar korktuğumdan haberin var mı?”

“Bir koruma olarak fazla telaş etmişsin, namına kötü laf gelir diye mi korktun?” diyen Nilüfer’le kaşlarım havalanırken hala ilerlemeye devam eden Vidus’la arkaya bakmaktan yakında boynum çıkacaktı.

“Vidus bir dur.” diye mırıldanarak göğsünü dürttüğümde adımları duraksamıştı.

“Ne namı kızım? Ödüm koptu lan orada bir kurşun sana sekecek diye, ne namı?!” diye bağıran Ulvi’nin sesi sertti.

Bir aydır Ulvi Nilüfer’in korumalığını yapıyordu ama bildiğim kadarıyla Nilüfer sadece korumalık yaptığını söylemişti, doğru düzgün konuşmamışlardı bile. Nilüfer’de tam olarak buna sinir oluyordu, tüm karşı cinsten kıskandığı halde hala tek kelime etmemişti.

“Kimimsin ki sen korkuyorsun? O abim.” derken Vidus’u göstermişti. “Bu yüzden korkuyor, peki sen kimsin? Abim misin?”

“Üşüyeceksin.” diyen kulağımdaki fısıltıyla elimi hızla dudaklarına kapatmıştım, en heyecanlı yerinde bölüyordu.

“Şunu söyleyip durma, abin falan değilim.” diyen Ulvi’yle Nilüfer alaycı bir şekilde gülmüştü.

“O zaman ne yaptığım seni zerre ilgilendirmez.” diyen Nilüfer elindeki anahtarı sertçe yere attıktan sonra arabasına doğru yönelmişti ki Ulvi’nin bize doğru dönen bakışlarından dudaklarım kıvrılırken Vidus’un dudaklarına kapattığım elimi gözlerine çıkartıp görmesini engelledim.

Ulvi’nin bakışları beni bulduğunda başımı hızla olumlu anlamda sallamamla Ulvi’nin arkasını dönüp Nilüfer’i kolundan tutması bir olmuştu. Sertçe kendine çektiği bedenle dudaklarını dudaklarına yasladığında gülüşüm büyümüştü, sonunda bunlarda olmuştu be!

“Gözlerimi kapatman bir işe yaramaz biliyorsun dimi?” diyen sesle hafifçe kıkırdasam da elimi gözlerinden çekmemiştim ve evet, hala sapık gibi onları izliyordum. Bir nevi ödeşmiştik, sonuçta onlarda bizi izlemişti. Hatta Nilüfer fotoğraf bile çekmişti!

“Abisi olarak görmemen daha iyi.” dediğimde homurtusu duyulsa da ses etmemişti.

Bir süre sonra Ulvi geri çekildiğinde Nilüfer şok içinde ona bakakalmıştı.

“Anladın mı neyin olduğumu?” diyen Ulvi’yle gözlerimi devirmeden edememiştim, seni seviyorum dese orta yerinden çatlayacak gibiydi. Hiç abisine çekmemişti!

“Tuhaf bir…açıklama tarzı.” diyen Nilüfer nefes nefese kalmıştı.

“Evet ve şimdi eve gidip beni bekliyorsun.” derken cebinden başka bir anahtar çıkarıp Nilüfer’e uzattığında Nilüfer bu sefer sessiz kalarak anahtarı olmuştu. Şu öpücük nelere kadirdi işte!

“İçeri girebilir miyiz artık?” diyen Vidus’la sonunda ona döndüğümde adamın çıplak olduğu gerçeği sonradan dank etmişti, donmuştu kesin.

“Evet, evet.” derken elimi gözlerinden çektiğimde bıkkın bakışları gözlerime çarpmıştı.

“Kaan!” diye bağıran Ulvi’nin sesiyle aynı anda Vidus’ta eve yöneldi. “Evde duran korumaların hepsini alıp gel, geri kalanı da çevreye dağıt!” diye bağırırken arka bahçeye doğru ilerlediğinde kaşlarım çatılmıştı.

“Ne yapacak onlara? Öldürmeyecek dimi?” dediğim sırada eve girmiştik.

“Yok, onları da öpecek.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı.

“Dalga geçme, onların bir suçu yok. Ben istemediğim sürece anlamaları mümkün değildi.” dediğimde bakışları beni bulurken evin ışıklarını açmıştı. Aydınlanan yüzüyle bakışlarım hızla gözlerini buldu.

“Onlar seni korumak için para alıyorlar mia bella ve gördüğüm üzere pek korunmuş durmuyorsun.” derken girdiği salonla beni yavaşça koltuğa bırakmıştı.

“Ama bu ölmeleri için bir sebep değil.” dememle bir eli koltuğun arkasına yaslanırken yavaşça yüzüme eğildi.

“Bu ölmeleri için tek sebep.” diyen ürkütücü sesiyle tüylerim adeta diken diken olurken çalan kapıyla geri çekildiğinde derin bir nefes almıştım.

Gerçekten konu ben olduğumda asla sınırı yoktu ve bu beni biraz da olsa korkutuyordu ama bu ona karşı olan bir korku değildi, onun yapacaklarına karşı olan bir korkuydu. Beni korumak için gerekirse kendini feda ederdi ve ben bunu asla istemiyordum.

“Kargalar bile bokunu yemeden burada ne işimiz olduğunu anlatacak mısın Diavolo?” diyen erkek sesiyle kaşlarım çatılırken bakışlarım salonun kapısına dönmüştü.

“Ee, yaralı sende değilsin. Niye geldik o zaman?” diyen kadın sesiyle aklım daha çok karışmıştı, doktor konuşanlardan biri miydi?

“Bir susun da geçin lan, dert mi anlatacağım on saat?” diyen Vidus salona girdikten sonra arkasından bir kadın ve buz gibi bakışlara sahip bir adam girmişti. Mavi gözleri sahiden buzu andırıyordu.

“Niran mı yaralı?” diyen kadının şok içindeki sesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı, beni nereden tanıyordu? Vidus’un gördüğü herkese beni anlattığını sanmıyordum.

“Çok zekisin yine.” diyen Vidus’un bıkkın sesiyle kızın sert bakışları ona dönmüştü ki gözlerim karnına düştüğünde şişkin olduğunu görmüştüm, hamileydi.

“Sokarım M82’yi götüne, içinde patladığında anlarsın zekayı.” diyen kadınla Vidus hiç etkilenmemiş gibi tek kaşını kaldırarak kadına dönmüştü.

“Boş yapma da kıza bak, canı acıyor.” dediğinde kadının bakışları tekrar beni bulurken hızla yanıma gelmişti, o sırada bakışlarım saçlarının arasından gözüken mavi tutamama kaymıştı. Tuhaf bir doktordu.

“Sende git üstüne bir şey giy lan.” diyen arkadaki adamla Vidus bu sefer ona dönmüştü.

“Niye, etkilendin mi?” diyen Vidus’la adam ona doğru bir adım attığında Vidus yine umursamamıştı.

“Telaşını göstermemek için piç adam rolü bana işlemez Vidus, siktir git üstünü giy.” diyen adamla Vidus’un alaycı gülüşü yavaşça solmuştu.

“Yabancılarla onu yalnız bırakacağımı da nerden çıkardın?” dediğinde adam gözlerini devirerek yanımda duran kadına döndü.

“Ben dışardayım bebeğim, işin bitince seslen.” dedikten sonra kadın onay verdiğinde adam hızla salondan ayrılmıştı, peşinden de Vidus salondan çıkmıştı.

“Selam, Kayra ben. Lavinia’nın arkadaşıyım.” diyen kadınla bakışlarım tekrar ona döndüğünde kolumdaki gömleği çözmeye başladığını görmüştüm.

“Niran bende.” derken acıdan dolayı sesim zar zor çıkmıştı.

“Aynı zamanda da bir doktorum, korkma yani.” dediği sırada gömleği tamamen çıkarıp yere atmıştı. Yaraya iyice yaklaşarak kolumu kavradığında gözlerim sıkıca kapanırken diğer elim hızla yumruk olmuştu, nefesimi kesecek kadar kuvvetli bir acıydı. “Merak etme, sıyırmış sadece. Birkaç dikiş ve düzenli pansumanla hiçbir şey kalmaz.” derken yanında getirdiği çantasına uzandığı sırada gözlerim aralandığında Vidus içeri girmişti.

“Nedir durum? Parçası falan kalmamış değil mi?” diyen Vidus hızla önümde durmuştu ki çantasını karıştıran kadın eline aldığı iğneyle ayaklanmıştı.

“Görünürde yok ama detaylı bakabilmem için bayıltılması gerek, yoksa acıdan bayılır.” dediğinde Vidus’un kaşları çatılmıştı.

“Bayılt o zaman, neyi bekliyorsun?” diyen Vidus’un sesi sertti.

“Çünkü küçük bir sorun var, Ulvi Alp’e yaralı var deyince ben sen sandım.” demesiyle Vidus sanki sabrının sınırlarındaymış gibi derince bir nefes almıştı.

“Ee, yani?” diyen sinirli sesiyle Kayra elindeki iğneyi havaya kaldırdı.

“Size düşük doz etkili olmuyor diye daha etkili bir ilaç getirmiştim, şu Arhan’a vurduğumuzdan. Öküz uyutan yani.” dediğinde benimde kaşlarım çatılmıştı, hiçbir şey anlamıyordum.

“Şunu doğru düzgün açıklayacak mısın artık doktor?” derken Vidus’un sesi gitgide yükseliyordu.

“Bu iğneyi ona yaparım ama bedeni sizin kadar dayanıklı olmadığı için sonrasında farklı etkiler yaratabilir.” dediği sırada bakışları beni bulmuştu. “Herhangi bir zararı yok ama birkaç saat baygın kaldıktan sonra uyandığında sarhoş gibi hissedebilirsin. Sanki şişelerce içmişsin gibi bir süre kafan yerinde olmaz.”

“Zararı yoksa vur, bu şekilde acıdan bayılmasından iyidir.” diyen Vidus’la Kayra’nın sert bakışları onu bulmuştu.

“Sana mı sordum ben?” dediği sırada Vidus’un da kaşları daha çok çatılmıştı ki sağlam taraftaki elimi uzatıp kadının elini tuttum.

“Sorun değil, bedenim o konu da sağlamdır. Alkol bile etki etmez.” dediğimde sesim iyice kısık çıkmaya başlamıştı, alnımdan akan terler boynuma doğru süzülüyordu.

“Aynı şey değil Niran, bu bir nevi uyuşturucu. Bedenin ne kadar kuvvetli olursa olsun bu ayılar gibi olmadığın sürece etkisinden kaçamazsın.” derken kaşlarıyla Vidus’u gösterdiğinde kaşlarım tekrardan çatılmıştı.

“Sevgilim hakkında düzgün konuşursan sevinirim.” dememle Kayra’nın dudakları kıvrılırken başını hızla olumlu anlamda sallamıştı ama Vidus sadece gözlerimin içine bakmakla yetinmişti, sonradan bunu hatırlatıp dalga geçeceğine yüzde yüz emindim.

“O zaman kabul ediyorsan günah benden gitti.” derken elindeki çantasını kenara bıraktı. “Şöyle uzan koltuğa.” diyerek bana yaklaşıp uzanmama yardım ettikten sonra o da yanıma diz çökmüştü. “Sana bu elimdeki dozun bile sadece bir kısmını vereceğim, bu da birkaç saat baygın kalmanı sağlayacak ama uyandığında bir süre kafan yerinde olmaz.” derken çantadan çıkardığı makasla önce kolumdaki montu, sonrasında içimdeki uzun kollu tişörtün kolunu yaraya kadar kesmişti.

“Narkoz mantığı yani.” dediğimde dudakları daha çok kıvrılmıştı.

“Aynen, tıpkı narkoz gibi. Bu da onun başka bir türevi zaten, bedenin o maddeye alışana kadar kafan biraz dalgalanacak.” dedikten sonra koluma çıkardığı lastiği sarıp iğneyi yavaşça tenime geçirdiği sırada bakışlarım ateş bakışları bulmuştu, telaşlı bir şekilde beni izliyordu. “Yarında uyandığında hastaneye bana pansumanı geleceksin, pansumanı evde kendin yapabilmen için ilaçların reçetesini yazmam lazım.”

Gözlerim gitgide kararmaya başladığında dudaklarım kıvrılırken onun gözlerine bakmaya devam ettim.

“Sorun yok resimlerimin adamı, iyiyi…” diye mırıldanırken cümlemi bile bitiremeden zihnim karanlığa gömülmüştü.

~~~~~~~~~

Vidus Arjin Karsoylar…

Bakışlarım baygın bedeninde gezinirken kaç saattir burada oturmuş onu izliyordum bilmiyordum, doktor işini bitirdikten sonra çıkıp gitmişti ama ben yerimden bile kıpırdayamamıştım. Düşünmekten kendimi bir türlü alıkoyamıyordum, beynim sanki bana işkence çektirmek ister gibi o anı gözümün önüne getirip duruyordu.

Kollarıma atladığında ve hemen ardından o kurşunlar bedenine ardı ardına saplandığında bir an için bende ölmeyi dilemiştim. Onun ölümünü görmektense bana da sıksınlar istemiştim, bu yüzden hızla sırtımı dönmüştüm. Bana da sıkması için…

Şükürler olsun ki içinde çelik yelek vardı, yoksa ne yapardım bilmiyordum. Kolundan yaralandığını gördüğümde bile tüm dünyam başıma yıkılmıştı, ya daha büyüğü olsaydı diye bir türlü düşünmeden duramıyordum. Delirmeme sahiden ramak kalmıştı ama şu an canım o kadar yanıyordu ki deliremiyordum bile.

Üzerime hızlıca bir tişört aldıktan sonra aşağıya indiğimde yüzündeki acı dolu ifadesi adeta zihnime kazınmıştı, canımın canı yanıyordu ve sikeyim ki elimden hiçbir bok gelmemişti. Şimdi ise aynı vasıfsız bir korkuluk gibi sargılı kolunu ve baygın bedenini izliyordum, ne işe yarardım ki ben? Onu korumayı bile beceremezken izlemeye ne hakkım vardı?

Aldığım derin bir nefesle hızla ayaklandıktan sonra salondan ayrıldım. Kendimi zor bela dışarı attığımda gözlerimi sıkıca kapatmıştım, kalbim öyle çok acıyordu ki belimdeki silahı çıkartıp aptal kafama sıkmak istiyordum. Bütün suç bendeydi, sanki benim yüzümden bu tehlikenin içinde değilmiş gibi korumayı bile becerememiştim. Benim yüzümden canımın canı yanmıştı ve ben onu koruyamamıştım, boktan adamın tekiydim işte.

“Abi.” diye seslenen Ulvi’nin sesiyle gözlerim aralanırken ellerim hala iki yanımda yumruktu. “Yenge nasıl?”

“Acı çekiyor ve siktiğimin tek suçlusu benim.” derken dişlerim adeta sinirden birbirlerine geçmişlerdi.

“Bilemezdin.” diyen sesiyle sert bakışlarım hızla ona döndü.

“Bilmek zorundaydım Ulvi, her ihtimali düşünmek zorundaydım!” diye bağırdığımda Ulvi’nin de kaşları çatılsa da sessiz kalmayı seçmişti. “Bu hayatı yaşamayı o kız seçmedi, bir katilin hayatında olmayı o seçmedi. Ben yaptım her şeyi. Ben zorladım onu, ben sevdim ve şimdi korumayı bile beceremedim.” derken ellerim sinirle saçlarımı bulmuştu.

“O kendisi senin yanında kalmayı seçti, sen zorlamadın.” dediğinde dudaklarımdan alaycı bir gülüş dökülmüştü.

“Daha ne yapacaktım Ulvi, gördüğü her yerde ben vardım. Beni sevmesinden başka bir şans bırakmadım, çünkü kahretsin ki ben ruh hastası herifin tekiyim.” derken sinirle gözlerimden birer damla düştüğünde korumaların karşısında yıkılan itibarım bile umrumda değildi, sadece canım acıyordu.

“Kendine hakaret etmeyi kes. Ruh hastası değilsin, sadece aşıksın.” diye söylenirken elleri sertçe omuzlarımı sarmıştı. “Eğer bir mafya olmasaydın da düzgün bir hayatın olsaydı farklı şeyler mi yapacaktın? Hayır, yine onun olduğu yerlere gidecektin. Belki de yakın olabilmek için daha çok takip edecektin.”

“Ama onun ölüm tehlikesi olmayacaktı.” derken kendimi hiç olmadığım kadar aciz hissetmiştim. Öyle ki elimden hiçbir şey gelmiyordu ve bunu bilmek canlı canlı derimin yüzülmesiyle eşdeğer bir acıya sahipti.

“Bir hırsızdı ve barda çalışıyordu.” dediğinde bakışlarım gözlerinde gezinmişti, göz bandını yine çıkarmıştı. “Sen olmasan çoktan ölürdü yada en iyi ihtimalle hapsi boylardı.”

“Bu bugün benim yüzümden yaralandığı gerçeğini değiştirmiyor.” derken omuzlarımdaki ellerini sertçe itmiştim. “Acı çeken ifadesi soktuğumun zihninden gitmiyor.” derken ellerim sıkıca saçlarımı bulmuştu. “Dokunmaya kıyamadım lan ben ona, incinir diye dokunurken bile iki kez düşündüğüm kadını yaraladılar lan!” diye haykırırken bir elimi sertçe kendi başıma geçirdim. “Canımın canını acıttılar Ulvi!”

Bağırışlarım arasında bir el sıkıca omzumu yakaladığında bedenim çevrilirken yanağıma inen sert bir yumrukla başım hızla yana savrulmuştu.

“Kendine gel!” diye haykıran Ulvi’yle gözlerimi sıkıca kapatıp açarak derin bir nefes aldım, her ne kadar sinir olsamda bu iyi gelmişti. Kafamda çığlık atan sesler biraz olsun susmuşlardı. “Böyle mi koruyacaksın lan onu?!” derken yakamı bulan elleri beni hızla kendisine çevirmişti. “Biz bu yüzden mi kendimizi feda ettik abi?! Böyle mi seveceksin onu, hemen yıkılarak mı?!”

“Daha kaç kişi zarar görecek benim yüzümden Ulvi? Benim kalbimin ceremesini daha kaç kişi çekecek?” derken yakamdaki ellerini sertçe geri ittim. “İyiyim ama bunu bir süre düşünmem lazım.” diyerek arkamı dönmüştüm ki eli hızla koluma sarıldı.

“Hayır abi.” diyen sesi korku doluydu, omzumun üstünden ona bakmadan başımı hafifçe yana çevirdim.

“Biri daha benim yüzümden acı çekerse başka şansım kalmaz kardeşi…” dediğim sırada duyulan bir ses hızla sözümü kestiğinde bakışlarım aniden eve dönmüştü.

“Aşkım!” diye bana seslenen serçem kapının pervazına yaslanarak sırıtıyordu ama tüm yüzünde bir tuhaflık olduğu belli olan o ifadesiyle kaşlarım hızla çatılmıştı.

Doktorun dediği şu durum sanırım açığa çıkmıştı…

~~~~~~~

Elvin Niran Varnalı…

Gözlerim aralanırken ilk fark ettiğim kalbimin hızla göğsüme çarpmasıydı, hemen ardından ise içimde bastıramadığım bir gülme isteği olduğunu fark etmiştim. Dudaklarım kıvrılırken hızla soluk alıp veriyordum, zihnim ise bomboştu. Tek bir kelime bir can bulmuyordu, sadece saçma bir kuş cıvıltısı duyuyor gibiydim.

İstemsizce kahkaha atmaya başlarken yerimden doğrulduğumda bedenim hiç olmadığı kadar hafifti, sanki istesem uçabilecek gibiydim. Buğulu gören bakışlarımı çevre de gezdirdiğim sırada zor bela tutunarak ayağa kalkmıştım ki dönen başım yüzünden tekrar koltuğa düştüğümde bir kahkaha daha atmıştım, niye her şey bu kadar komikti?

“Buz mavisi aşkına!” diye bağırırken kelimeler dudaklarımdan sanki yuvarlanarak dökülüyor gibiydi ama hiçbir şey umrumda değildi, zihnim sanki artık her şeyi boşvermişti ve düşünmemi yasaklamış gibiydi.

Uğuldayan zihnim ve kuş cıvıltıların arasından sesler duymaya başladığımda tekrardan koltuktan destek alıp bu sefer ayaklanabilmiştim. Aynı yeni yürümeye başlayan bir bebek misali duvarlardan tutunarak salondan çıktığımda soğuk hava tenime kırbaç misali çarpmıştı, ileriyi daha iyi görebilmek için gözlerimi kıstığımda daha çok gülesim gelmişti.

Gülerek ve duvarlardan tutunarak kapının hemen dışında konuşan sevgilime doğru adımlamaya başladığımda yaklaştıkça kalbim daha da hızlı atmaya başlamıştı, sanki yerinden çıkacak gibiydi. Tüm bedenim alev alev yanmaya başladığında dudaklarımdan minik iniltiler firar etmeye de başlamıştı, bu adam niye bu kadar yakışıklıydı? Nevrimi döndürüyordu, bedenimi yakıp kavuruyordu.

“Aşkım!” diye bağırırken zor bela kapıya tutundum.

Onu istiyordum, sadece onu…

~~~~~~~~~

Vidus Arjin Karsoylar…

Çatılan kaşlarımla kapıya yaslanmış serçeme baktım, baygın bakışları sanki bana saldırmamak için kendini zor tutuyormuş gibi beni süzüyordu. Hızlı alıp verdiği nefeslerini ve titreyen bedenini buradan bile görebiliyordum, o lanet ilacın etkileri miydi bunlar? Hızla ona doğru attığım birkaç adımla o da yaslandığı yerden ayrılıp bana doğru bir adım atmıştı ki sendeleyen bedeniyle hızla mesafeyi kapatıp onu kollarımın arasına aldım.

“Aşkım!” diye tekrardan bağırdığında bu sefer kaşlarım havalanmıştı, bana genelde böyle hitap etmezdi.

Hatta ilk kez gündüz o polis itinin yanındayken söylemişti ve hoşuma gitmediğini söyleyemezdim, şimdi ise aynı şekilde bağırıyordu. Bedenim zihnimin ötesine geçmeden önce ondan uzaklaşsam iyi olacaktı, yoksa kendimi daha ne kadar tutabilirdim bilmiyordum.

“Abi yenge iyi mi?” diyen Ulvi’yle hızla onu umursamadan serçemi kucağıma alıp eve yönelmiştim ki bendeki bakışları arkamdaki Ulvi’ye döndü.

“Aa! Korsan Ulvi’de buradaymış, niye burdasın? Kız senin için yanıyor, gidip onu si…” derken sözünü bitirmeden başını hızla göğsüme bastırdığım da devam etmesine izin vermemiştim, sanırım boku yemiştim. Çünkü asla düşünerek konuşmadığına emindim.

“Ulvi hemen Nilüfer’i yolla buraya.” diyerek kucağımda çırpınan serçemle eve yöneldim.

“Uyuyakalmış abi.” diyen Ulvi’yle sabır dilenerek omzumun üzerinden ona baktım, demek ki buraya gelmeden önce kendi evine geçmişti. Bakışlarım üzerinde gezindiğinde sıçramış olan kanları yeni fark etmiştim.

“O ayıldığında korumaları kovduğunu söyle, diğer türlüsünü istemiyordu.” diyerek kucağımda hala çırpınan kadını gösterdiğimde Ulvi başını sallayıp beni onaylamıştı. “Şimdi geç sende eve, kızı uyandırma boşuna.” dedikten sonra içeri girip ayağımla kapıyı kapatıp göğsüme bastırdığım başını serbest bıraktım.

“Uf! Niye tuttun beni? Ne güzel gerçekleri söyleyecektim.” derken yuvarladığı kelimelerle dudaklarım kıvrılmıştı, çok tatlı gözüküyordu.

“Nasıl hissediyorsun? Kolun iyi mi?” diyerek kucağımdaki bedeniyle salona yöneldiğim sırada elini yanağıma yaslayıp yavaşça aşağıya doğru inmeye başlamıştı.

“Hiç bu kadar iyi olmamıştım.” diyen sesiyle eli boynuma ulaştığında tüm bedenim daha çok kasılmıştı ama bu seferkinin sebebi asla korku değildi.

“Ne güzel.” derken girdiğim salonla onun hızlıca koltuğa uzanmasını sağlasamda boynumdaki ellerini daha sıkı sararak benden ayrılmamıştı.

“Gitme, yakınımda olmanı istiyorum.” diyerek beni daha çok kendine çektiğinde üzerine düşmemek için hızla koltuğun arkasından tutundum.

“Buradayım mia bella, yanındayım.” derken dizlerimin üstüne çöküp yavaşça topladığı saçlarından firar ederek yüzüne düşen birkaç tutamı geri ittim.

“Daha da yakınımda olmanı istiyorum, çok yakınımda.” diye mırıldanarak beni tekrardan kendisine çektiğinde dudakları bir nefes kadar uzağıma gelmişti, sadece başımı hareket ettirmem bile onu öpmemi sağlardı.

“Bence uyumalısın mia bella, hemde hemen.” diye artık boğuk çıkmaya başlayan sesimle konuşurken her kelimede dudaklarına çarpan dudaklarımla tuttuğum koltuğu daha sıkı kavramıştım, bana özel tasarlanmış bir işkence gibi karşımda duruyordu ve delirmeme ramak kalmıştı.

“Uyumak istemiyorum.” diye fısıldarken ensemdeki bir eli hafifçe boynumda gezinerek tekrar yanağıma gelmişti. “Seni istiyorum.” diyen sesiyle dişlerimi hızla birbirine geçirerek üstüne atlamamak için bedenimdeki tüm dirayeti kullanmıştım.

“Olmaz.” diyen boğuk sesimle dudaklarını dudaklarıma sürtmeye başladığında alnımda biriken ter damlalarını hissedebiliyordum, kasıklarım patlayacak gibi sızlıyordu.

“Beni becermeni istiyorum.” diyen fısıltısının ardından tenime geçirdiği tırnaklarıyla boğazımdan bir hırıltı dökülürken hızla ellerini iterek geri çekilip ayaklandıktan sonra arkamı döndüm.

Derin nefesler alarak kendime gelmeye çalışırken gözlerimi sıkıca kapatıp açıyordum, kelimeleri zihnimde sürekli tekrar edilirken kasıklarım hiç olmadığı kadar sızlıyordu. On yıldır hayatımda kimse olmamıştı ve ondan başka kimseye de yükselmediğim için sorun olmuyordu ama şu an aklımı yitirmek üzereydim. Arkamı dönüp o tatlı dudaklarına saldırmak ve o kendinden geçene kadar onu tüketmek istiyordum ama yapamazdım. Zihni yerinde değilken olmazdı.

O esnada belime sarılan kollarla gözlerimi sıkıca kapatıp kaybolmak için yer arayan otokontrolüme sıkı sıkıya tutundum, lanet ilacın etkisi gidene kadar dayanmam gerekiyordu sadece. Sonrasında zaten uyuyacaktı ve bende gidip duş alacaktım. Hepsi buydu!

“Bebeğim.” diyen kısık sesli mırıltısı anında kasıklarıma etki olarak çarparken elleri karnımda gezinmeye başlamıştı. “Bana istediğimi vermeyecek misin?” diyen tatlı sesiyle elleri daha aşağıya inmeye başladığında hızla tutarak tekrar karnıma çıkardım.

“Kaç sene eziyet gördüm, hiçbiri şu kadar zorlamadı mia bella.” derken sesim tıpkı tehlikeli bir hayvan gibi çıkmıştı, hırıltılı ve boğuk.

“Sende istiyorsun, biliyorum.” derken ellerimin arasından sıyrılan bir eli tişörtümün içine girdiğinde soğuk eli daha çok ürpermemi sağlamıştı.

“Kafan yerindeyken istiyorum minik serçem, şu an değil.” diyerek hızla ellerini iterek ona döndüğümde dolu gözlerini görmemle adeta kalbim acı içinde sızlamıştı. Ne olmuştu? Yarası mı acımıştı?

“Beni istemiyorsun.” diyen ağlamaklı sesiyle yaşlar yanaklarına doğru süzüldüğünde şok içinde ona bakıyordum, elim ayağım birbirine dolanmıştı.

“Hayır güzelim, bu nasıl mümkün olabilir?” derken ellerimi yanaklarına sararak yaşları sildim. “Her şeyden daha çok bunu istiyorum ama şu an olmaz mia bella, aklın yerinde değilken olmaz.”

“Aklım yerinde.” diye bağırarak ellerimi ittiğinde kendini tekrar arkasındaki koltuğa bırakmıştı. Büzülen dudaklarıyla bacaklarını kendine çekip kollarını bacaklarına sardığında elimi sinirle saçıma atıp çekiştirdim, nasıl bir bokun içine düşmüştüm ben böyle?!

“Hadi gel, bir elini yüzünü yıkayalım serçem.” diyerek ona uzanmıştım ki hızla ona uzanan elime vurarak geri itti.

“Siktir git!” diye bağıran sesiyle tekrardan ağlamaya başladığında gerçekten sabrımın sınırlarındaydım.

“Niran’ım, güzelim benim.” derken önünde diz çöktüğümde bakışları alttan beni bulmuştu. “Sen benim bedenime sahip olduğunda bunun her bir saniyesini hatırlamanı istiyorum, her gözünü kapattığında o anı yaşa istiyorum ve şimdi aklın bulanıkken bu yaşanırsa hiçbir şey hatırlamazsın.” dediğimde beni umursamadan omzunu silkmişti.

“Ama ben şu an istiyorum.” derken başını yasladığı dizinden kaldırmıştı. “Zaten senelerdir hiç tatmin olmadım ve şimdi de bu kadar istiyorken sen kaçıyorsun.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı.

“Nasıl hiç tatmin olmadın?” dediğimde burnunu çekerek elinin tersiyle gözlerini sildi.

“Her kendime dokunmak istediğimde o sikik müdür aklıma geldi, bende hiç yapmadım.” derken esnediğinde gözleri gidiyordu, sonunda tekrar bayılacaktı.

“Yani kimseyle de birlikte olmadın?” dememle başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Hiçbirisini seni arzuladığım kadar istemedim, hepsi midemi bulandırdı.” derken tekrar esnemişti. “Öpüşürken bile midem kalktığı için hiç yaklaşmazdım.” dediğinde zihnimde anılar can bulmuştu.

Eziyetlerden sağ çıktıktan ve Arhan saçma sözleşmeyi yaparak beni kurtardıktan sonra kendime geldiğim ilk an Türkiye’ye dönüp onun yanına gelmiştim. Barda yanındaki birkaç kişiyle oturuyordu ve hemen yanındaki puştun kolu beline sarılıydı. Bir süre köşeden sessizce izledikten sonra puşt onu ensesinden tutup dudağına yapıştığında serçem sessiz kalmıştı, geri çekilmemişti. Ona bu yüzden kızamazdım, hakkım yoktu. Sırf beni hatırlamasın diye sarhoşken yanına yaklaşan bendim sonuçta.

Ama sonrasında tahmin etmediğim bir şey olmuştu, serçem geri çekilmeye çalışsa da şerefsiz onu bırakmamıştı. Daha çok kendine çekil durmuştu ve birkaç saniyelik arada serçemin bakışları olduğum bölgeye döndüğünde gözlerinde gördüğüm tiksinti tüm bedenimi ele geçirmişti. Bir süre sonra o it tuvalete gittiği ilk anda peşine takılıp onu gebertmiştim, kimse benim sevdiğim kadına zorla dokunamazdı.

“Bende hiç miden bulandı mı peki?” diye sorduğumda dudakları kıvrılırken kısık bakışları bana dönmüştü.

“Hayır, senin öpüşün benim antidepresanım. Bana iyi gelen tek şey.” dediğinde benimde dudaklarım kıvrılırken yavaşça ona uzanıp dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.

“İyi uykular minik serçem, rüyanda bolca bizi gör.” dememe kalmadan gözleri kapandığında bedenini yavaşça kucağıma alıp odamıza doğru adımladım.

Kesinlikle hala soğuk bir duşa ihtiyacım vardı…

~~~~~~~~

Elvin Niran Varnalı…

Uzun bir gecenin ardından uyuduğum deliksiz bir uykuyla enerjik bir şekilde uyanmıştım, tam da tahmin ettiğim gibi ilacın bana hiçbir etkisi olmamıştı. Tüm gece uyumuştum, başka bir detay hatırlamıyordum. Boş bir oda da uyandıktan sonra gelen güzel kokularla aşağıya indiğimde Vidus’un yine bize kahvaltı hazırladığını görmüştüm, adam yeteneğin vücut bulmuş haliydi.

Sessizce yemeğimizi yerken genel olarak havadan sudan konuşmuştuk, dün gece ki olayların konusu pek açılmamıştı ama bakışlarında bir tuhaflık vardı. Sanki bana sırıtarak bakıyor gibiydi ama normal hali de buna oldukça yakın olduğu için çok sorgulamadım.

“Senin bugün toplantın vardı değil mi?” derken onun masayı toplamasını izliyordum, kolum yaralı olduğu için beni zorla oturtmuştu.

“Evet ama iptal edeceğim, doktor randevun var.” dediğinde gözlerimi devirerek ona döndüm.

“Abartma Vidus, Ulvi de beni götürebilir. Hem bu senin için önemli bir toplantıydı, iptal edemezsin.” dediğimde önümdeki tabağa uzanırken bir elini de sandalyemin arkasına yaslayarak bana doğru eğildi.

“Sen her şeyden daha önemlisin.” dediğinde içim ne kadar hoş olsa da alttan bakışlarımı gözlerine çevirdim.

“Sevgilim sadece pansuman yapacak, hepsi bu. Söz, hemen geri geleceğim.” derken bir elim yanağına sarılmıştı. “Merak etme lütfen.”

“Yanında olmadığım her saniye ölüm gibi geçiyor.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken ona uzanıp dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.

“Ama senin çalışıp para kazanman lazım.” derken bir öpücük daha bırakmıştın. “Fakirleşirsen almam seni.” diyerek dalga geçtiğimde kaşları havalanmıştı.

“Dün gece hiç öyle demiyordun.” demesiyle gülüşüm yüzümde donarken hafifçe geri çekilip gözlerine baktım, imalı bakışları yerli yerindeydi.

“Hiç yalan atma, tüm gece uyudum ben.” dediğimde kaşları daha çok havalanmıştı, uyumamış mıydım lan yoksa?!

“Emin misin?” dediğinde tereddüt etsem de yine de başımı olumlu anlamda salladım.

“Evet, deliksiz uyudum hemde.” dediğimde gülerek geri çekildiğinde içime kurt düşmüştü, ulan yoksa uyumamış mıydım? Sadece geceyi mi hatırlamıyordum?

“Sen öyle diyorsan.” derken önümdeki tabağı makineye attıktan sonra makineyi kapatıp mutfaktan çıktığında bende hızla peşine takılmıştım.

“Sen bir şey biliyor gibi konuşuyorsun ama.” diyerek hızla yanına koştuğum sırada elindeki telefonundan bir şeyler yapıyordu. “Ben mi hatırlamıyorum yoksa?”

Beni umursamadan telefonu kulağına yasladığında birini aradığını anlamıştım.

“Ulvi Nilüfer’i de al, yengeni hastaneye götürün. Benim online toplantım var.” dedikten sonra bakışları beni bulmuştu. “Hepiniz bana canlı konum atacaksınız ve hepinizin telefonları açık olacak, yoksa yemin ederim ki hepinizin canını okurum.” derken sözlerinin içine beni de kattığını anlamıştım, sessizce başımı olumlu anlamda salladım.

Bir süre karşı tarafı dinledikten sonra telefonu kapattığında bedenini tamamen bana çevirmişti.

“Seni zerre yanımdan ayırmak istemiyorum ama bu sadece hayatını tamamen kısıtlamak olur, buna hakkım yok.” derken eli yanağımı bulmuştu. “Zaten yeteri kadar mahvettim hayatını, daha fazla seni boğmak istemiyorum.” dediğinde dudaklarım kıvrılırken elimi elinin üstüne yasladım.

“Emin ol ben yaşadığımı yeni hissediyorum, senin mahvetmek dediğin hiçbir şey umrumda değil.” dediğimde dudakları kıvrılırken alnıma bir öpücük bıraktığı sırada kapı çalmıştı. “Hemen döneceğim ve geldiğimde sana yine tatlı yapacağım.” dedikten sonra parmak ucuna kalkarak dudaklarına küçük bir öpücük bırakıp geri çekildiğim sırada hızla esneme sarılan parmakları beni tekrar dudaklarına yaslamıştı.

Aklımı başımdan alan birkaç dakikanın ardından geri çekildiğinde nefes nefese kalmış bir halde bakışlarımı ona çevirdim.

“Hemen dön.” diyen mırıltısıyla dudaklarım daha çok kıvrılırken başımı hızla olumlu anlamda salladıktan sonra arkamı dönüp kapıya ilerledim.

Bu adamın aklımı başımdan almak üzerine artık çalıştığını düşünmeye başlayacaktım, her defasında bu nasıl mümkün olurdu ki?!…

~~~~~~~~~

Vidus Arjin Karsoylar…

Bir yandan bilgisayarımın ekranındaki adamı dinlerken diğer yandan da telefonumdaki konuma bakıyordum, yarım saat kadar önce hastaneden çıkmışlardı ve yoldalardı ama bir yerde durmuşlardı. Bedenim tedirginlik ve korkuyla gerilirken zihnimde alarm çanları çalmaya başlamıştı.

“Vidus bey, duyuyor musunuz?” diyen sesle bilgisayara dönerken hızla yerimden doğruldum.

“Seçenekleriniz bizim için uygundur, detayları sonra konuşuruz. İyi günler.” dedikten sonra hızla aramayı kapatıp ayaklanarak çalışma odamdan çıkmıştım ki çalan telefonumla bakışlarım ekrana kaydığında öylece duraksadım. Bu it şimdi niye beni arıyordu?

Aramayı cevaplayarak telefonu hızla kulağıma yaslarken bir yandan da dış kapıya doğru adımlıyordum.

“Beni oldukça şaşırttın Vidus.” diyen Namık’la kaşlarım çatılırken tekrar duraksamıştım.

Namık, Arhan ve Lavinia’yı eğiten kişiydi. Esasında ise güç için deliren lanet herifin tekiydi. Arhan’ın vurulmasını sağlayan asıl kişiydi ve ikisininde baş düşmanı olmuştu. Peki ya şimdi benden ne istiyordu? Hangi cesaretle beni arayabiliyordu?

“Ne saçmalıyorsun lan?” derken sesim sertti.

“Adamınla uçurduğun haber kulağıma geldi. Merak etme, işbirliğinin karşılığını tabiki alacaksın.” demesiyle anlam vermeye çalışmıştım ama hiçbir şeyi anlamıyordum, neyden bahsediyordu bu piç kurusu?!

“Ne bahsediyorsu…” dememe kalmadan kapanan telefonla sinirlerim daha çok gerilirken hızla tekrar Namık itini aramak için telefonu geri çekmiştim ki başka biri tarafından arandığımı görmemle zihnimde bazı şeyler yerine oturmaya başlamıştı, hızla aramayı cevapladım.

“Nasılsın eski dostum? Görüyor musun, birkaç saat içinde bile seni nasıl da özledim.” diyen Murat itiyle boştaki elim yanımda yumruk olmuştu.

“Kes sesini, Namık’a benim adımla ne söyledin lan? Ne boklar karıştırıyorsun yine?” diyen sert sesimi umursamadan gülmeye başlamıştı.

“Sana dün gece dedim Diavolo, emirlerimizi yapmazsan hoşlanmayacağın şeylerin yaşanacağını söyledim.” dediğinde korku kalbimi bir mengene misali sarmıştı. “Don seni istiyor ve alana kadar durmayacak.”

“Sana bunun asla olmayacağını söyledim. Ben ne oraya gelirim, ne de bir başkasıyla evlenirim. Bunu o aptal beyninize sokacaksınız.” dediğimde tekrar gülmesiyle gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım, aklım hala serçemdeydi.

“O zaman bize başka bir şans bırakmadın Diavolo ama yine de iyi kalbime dua etmelisin ki acılardan sadece birini yaşamanı istedim.” demesiyle gözlerim aralanırken hızla ayakkabılarımı giydiğim gibi dışarı çıktım.

“Konuş lan artık, bu seferki oyununuz ne?” derken arabaya yönelmiştim ki sözleriyle tüm bedenim donarken arabanın yanında öylece kalakalmıştım.

“Ateş ve Duman ile sevdiğin kadın elimizde Diavolo ve sadece ikisinden birini kurtarabilirsin. Ya sevdiğin kadını seçip arkadaşlarının ölümünün sebebi olacaksın, ya da arkadaşlarını seçip sevdiğin kadını öldüreceksin. Seçim senin.” dedikten sonra hızla kapanan telefonun ardından telefona gelen mesajlarla yavaşça ekrana baktığımda iki konum attığını görmüştüm.

Bir yanda kardeşim ve hamile karısı vardı, diğer yanda ise sevdiğim kadın… Ben ne yapacaktım şimdi?…

~~~~~~~~~~

Vee bölüm sonu…

Yine kah güldüren, kah ağlatan bir bölüm oldu ha ne dersiniz?

Bu bölüm Vidus’uma kocaman sarılasım geldi, üzümlü kekim benim ya… Oysaki tek suçu sevmekti…

Peki ya ilacın etkisinde olan Niran’a ne demeli, bir hoşumuza gitti sanki bu halleri???

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Vidus sonda ne yapacak???

Sizce bu Namık nasıl biri??? ;)

Ve son olarak sizce diğer bölüm bizi neler bekliyor???

Heyecan ve çokça merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!

Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda TikTok’tan, İnstagram adresimden ve en önemlisi wp kanalımdan paylaşıyorum.

Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzzz

🎨❤️‍🔥

Bölüm sonu

10 yorum