~Bölüm Şarkıları~
Hande Ünsal~Lovelandım
Furkan Kızılay~Aşksın Sen
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!!
Nasılsınız bakalımm??
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİ VE YORUM atmayı lütfen ihmal etmeyin!!!
Ve yine hedefler tutulmamış. İki bin küsür okuma var ve 400 beğeni bile gelmiyor, üzgünüm canlarım ama sınır koymak zorundayım.
Bu bölümün beğenisi 450 olmadan yeni bölüm gelmeyecek!!!
“Bak. Ne başı var, ne sonu belli değil. Yağmur bereketi çökmüş aşkın üstüne. Tenim, deli olmuş teninin tiryakisi. Kıramam zincirleri, çıkamam bu aşk kafesi…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
❤️🔥🎨
~~~~~~~~~~~
Zihnimdeki sesler kulaklarımda uğuldarken hızla çarpan kalbim göğsümü delip çıkmak ister gibiydi. Bakışlarımı bir saniye olsun ondan ayıramıyordum, gözlerim boynumdaki bıçak ve yüzündeki kanlı çığlık maskesi arasında gidip geliyordu. İçimden kuvvetli bir ses bana zarar vermeyeceğine eminken neden o kaçmamı istemişti? Kendi ağzıyla kaç seferdir korkmamam gerektiğini söylerken şimdi vaz mı geçmişti?
Hayır, bunların hiçbirinin olacağını düşünmüyordum. O ne olursa olsun bana zarar vermezdi, sonuçta onca yıl çevremde olduğu halde birçok fırsatı varken o dokunmamıştı bile. Peki ya şimdi ki durumun sebebi neydi? O an zihnimde çınlayan sebeple kaşlarım çatılırken bakışlarım sadece maskeye kilitlenmişti, ya kostümün içindeki o değilse?
Geriye doğru attığım küçük bir adımla bıçağı tutan eli tenimden ayrılırken yavaşça kolunu aşağıya indirmişti, onun herhangi bir düşmanı olabilir miydi? Ulvi taksinin peşinden gelmişti, şu anda burada olmalıydı. Bakışlarım çevrede gezinirken resimlere tekrar baktım, herhangi bir yabancı da bu resimlere ulaşabilirdi. Çünkü salak gibi balkondan aşağıya fırlatmıştım! Vişne çürüğü aşkına! Ben niye böyle bir aptallık yapmıştım?!
“Doğru karar mia bella.” diyen boğuk ve kısık sesiyle üçüncü adımı atacakken duraksamıştım, onun sesi miydi? Kahretsin! Maskeden dolayı sesi net duyulmuyordu.
Bakışlarım üzerinde gezinirken herhangi bir ipucu arıyordum, o olduğunu belli eden bir iz bile bulsam gergin bedenim sakinleşecekti. Buna emindim. Ondan ayrılan gözlerimi etrafa çevirdiğimde köşedeki masanın üstünde duran peçete dikkatimi çekmişti, üstünde otelin adı yazıyordu. VAK HOTEL…
O an zihnimde bütün parçalar yerine oturmuştu, VAK onun isimlerinin baş harfleriydi. Vidus Arjin Karsoylar, bunu nasıl düşünememiştim?! Lanet olası otel ona aitti! Çatılan kaşlarımla bakışlarım hızla ona döndüğünde bana doğru bir adım atarken elindeki bıçağı hafifçe havaya fırlatıp elinin içinde çevirmişti.
“Bu son şansın mia bella, kaç.” derken bana doğru bir adım daha attığında aramızda sadece bir adım mesafe kalmıştı, az önceki halimize geri dönmüştük. “Kaç ve kurtul.” diye mırıldanırken bıçağı tekrardan yavaşça boynuma yaklaştırdığında yine bıçağın demir yüzeyi yerine parmağını boynuma yaslamıştı, sanki bıçağın tersinin bile beni yaralamasından korkuyor gibiydi.
Yakınımda sesi artık daha da tanıdık gelirken onun bir yabancı olduğu düşüncesi yavaşça yok olmaya başlamıştı, karşımdaki Vidus’un ta kendisiydi. O zaman bu hallerinin sebebi neydi? Beni korkutup kaçırmaya mı çalışıyordu? Eğer Lavinia savcının dediği gibi bir mafyaysa ve tek zaafı bensem düşmanları tarafından benimde tehlike de olduğum anlamına gelirdi, zarar görmemem için mi ondan kaçmamı istiyordu?
Bakışlarım maskesindeki kırmızı lekelerde gezindi, o zaman bu kan izleri kime aitti? Polise zarar vermesi olası bir tehditti ve kahretsin ki bu bile ondan kaçmam için yeterli bir sebep gibi hissettirmiyordu. Ben artık ondan uzak kalmak istemiyordum, ben artık onu özlemek istemiyordum…
“Madem senden kaçmamı istiyorsun.” derken bu sefer ona doğru adım atan taraf ben olduğumda aramızdaki mesafe kapanmıştı. “Niye beni kendi oteline çağırdın?” dememle başı hafifçe yana eğilmişti, neden içimden bir ses şu an sırıttığını söylüyordu?
“Daha rahat öldürebilmek için.” diyen boğuk sesiyle yüzü bana yaklaştığında maskenin göz oyuntularındaki siyah bez parçalarından az da olsa gözlerini görebilmiştim. “Şimdi de benden kaçmaya çalışmanı izleyerek eğlenmek istiyorum, sonuçta ben ruhsuz bir katilim.”
Sözleriyle zihnimde kendi sesim çınlamıştı, o fotoğrafı gördüğüm gün ona söylediğim sözleri söylemişti. Kalbim istemsizce sızlarken derin bir nefes aldığımda o tanıdık baharatlı parfümü ciğerlerime dolmuştu, bedenim istemsizce gevşerken rahatladığımı hissetmiştim ve bunu sağlayan tek şey varlığıydı. Ne yazık ki korku tüm hissettiklerim arasında şu an en imkansızıydı.
Ondan ayrılan bakışlarım çevrede gezindiğinde o an serginin geri kalanını da merak etttiğimi fark etmiştim, büyük bir alana benziyordu. Öyle ki tüm kat sergiye ayrılmış gibiydi, dolaşmamak ayıp olurdu. Hızlı bir gezmek gerekirdi.
“İyi, eğlenelim o zaman.” derken geriye doğru attığım bir adımla hızla arkam döndüğümde savrulan saçlarımın ona çarpmasını sağlayarak koşmaya başladım.
Bakışlarım serginin kapısında bekleyen iri adama kaydığında dudaklarım kıvrılmıştı, ona doğru koşmamla kapının önünden çekilip geçmem için yolu açsa da umursamadan yanından geçerek serginin diğer tarafına doğru koşmaya başladım.
“Selam Ulvi!” diye bağırarak hızımı arttırdığımda bir yandan da çevredeki resimlere bakıyordum, güzel sergi olmuştu.
“Abi yenge hiç korkuyor gibi değil!” diye gülerek bağıran Ulvi’nin sesiyle omzumun üzerinden bakmıştım ki bana yaklaşan çığlık kostümünü görmemle hızla önüme dönüp daha hızlı koşmaya başlamıştım.
Dudaklarım istemsizce kıvrılırken kollarımdaki kürkü çıkarıp geriye doğru fırlattım, çantamı da bir köşeye atarken elbisesinin eteklerini iki elimle toplayıp rahatça koşmaya devam etmiştim. Ayağımdaki topuklular bana her geçen dakika daha fazla eziyet etse de şu an tek umrumda olan hala peşimden koşan adamdı, kürk onu biraz yavaşlatmıştı ama kendisini hızla toplayıp tekrar bana yaklaşmıştı.
İlerideki dönüşten sağa döndüğümde artık ayaklarımın acısına daha fazla dayanamayarak topuklularımı hızla çıkarıp bir kenara fırlattıktan sonra koşmaya devam etmiştim. Nerede olduğunu görmek için omzumun üstünden arkaya baktığımda kimsenin olmadığını görmemle adımlarım hızla duraksamıştı, bakışlarım diğer tarafıma kaydığında karşımdaki duvarı ve sadece soldan giden yolu görmüştüm.
Birkaç adım atıp soldaki yola girdiğimde önüme çıkabileceği bir yol olmadığını görmüştüm, serginin sonuna gelmiştik ama benim dikkatimi çeken yolun sonundaki büyük ekrandı. Yavaşça televizyona doğru yaklaştığım sırada ekran cızırdayarak aydınlanmıştı, bu da serginin bir sürprizi miydi?
Açılan ekranla bunun bir kamera kaydı olduğunu anlamıştım ve görüntülerde çevresindeki tüm silahların ona çevrildiği Vidus vardı. Öylece görüntüyü izlerken bir elim korkuyla kalbime gitmişti, ondan değil de onun yara almasından korkmuştum. Bakışlarım onda gezinirken ellerinin yumruk olduğunu görmüştüm, sinirlenmişti. Hemen ardından ise önündeki masada duran bilgisayarı ona çevirdiklerinde kendimi görmemle kaşlarım çatılmıştı.
İtalyanca sesler duyularken Vidus’un öylece bilgisayara bakakaldığını görmüştüm, o esnada iki farklı kamera açısı ekranda belirirken onun yüzü hemen karşımdaydı. Onu tanımayan birisi ruhsuz baktığını düşünebilirdi ama ben gözlerindeki korkuyu görebiliyordum. Kaşları çatılmış ve gözleri pür dikkat bilgisayardaydı, sanki düşünceli gibiydi.
Bakışlarım bilgisayar ekranındaki kendime kaydığında balkonda durduğumu görmüştüm ve alnımda kırmızı bir nokta parıldıyordu. Adeta kanım donarken şok içinde anladığım detayla kalbimden vurulmuşa dönmüştüm. Beni öldürmekle mi tehdit edilmişti?
Başını tekrar önündeki adama çevirdiği sırada bilgisayarın ekranında bir hareketlilik olmuştu ama sonra birçok farklı ekran açıldığını görmüştüm. Önündeki masanın arkasında duran yaşlı adama bakan Vidus yavaşça başını olumlu anlamda sallayarak İtalyanca bir şeyler söylemişti, ne söylediğini bilmiyordum ama hemen sonrasında cızırdayarak değişen görüntülerle geriye doğru bir adım atmam gerekmişti.
Fotoğraftaki sahneydi, onun nişanındaki kamera kayıtları oynamaya başlamıştı. Göğsüme yaslı elim yanıma düşerken yüzünde mimik dahi oynamayan adama baktım, yüzükler takılırken bile zerre gülmemişti. Gözlerim istemsizce dolarken bir şeyleri anlayan zihnim yavaşça bana eziyet etmeye başlamıştı.
Yüzükler takıldıktan sonra hızla fotoğrafları çekildiği sırada bakışlarım kamera kaydının sol üstünde gözüken tarihe kaymıştı. Aynı gündü, az önceki görüntülerle aynı gündü…
Bir damla gözyaşı yanağıma doğru yol alırken Vidus kolunu sertçe kızın ellerinden çekip arkasını döndüğü gibi mekandan çıkmıştı, hemen sonrasında ise görüntüler tekrar değişirken bu sefer dışarıdaki bir görüntüye geçmişti. Vidus bir hışımla mekandan çıkarken eli hızla parmağındaki yüzüğe gitmiş ve çıkarıp atmıştı. Sonrasında ise hızla ilerideki arabasına binip uzaklaşmıştı.
Gidişiyle ekran kararırken televizyonun yansımasından arkamdaki duvara yaslanmış adamı görmüştüm, bir eli yavaşça başındaki maskeye giderken çıkarttığında derin bir nefes almıştım. Onu ne kadar özlediğimi bir kez daha fark ederken bir süre siyah ekrandaki yansımasını izledim, o ise sessizce omzunu yasladığı duvarda beni beklemişti.
Bakışlarım yavaşça omzumun üzerinden onu bulduğunda ateş bakışları üşümüş ruhumu hızla ısıtırken boğazım heyecandan kurumuştu. Savcının söyledikleri doğruydu, gerçekten yüzüğü hemen atmıştı ve ben bir şekilde oyuna gelmiştim. Birisi beni o gün bilerek o mekana yollamıştı ve bense sadece o kişinin ekmeğine yağ sürerek çekip gitmiştim.
“Özür dilerim.” diyen mırıltısıyla bedenim tamamen ona dönmüştü, şimdi niye özür diliyordu ki? Ona hakaretler savurup hiçbir şey sormadan terk eden bendim. “Keşke söylediğin gibi gerçekten kalbim demirden olsaydı da benim yüzümden bu kadar tehlike içinde kalmasaydın.” demesiyle dolu gözlerimden birer damla daha süzülmüştü.
“Vidus…”
“Yapamadım, ne kadar boktan bir hayatım olduğunu bile bile kendimi senden uzak tutamadım.” diye sözümü keserken yaslandığı duvardan ayrılıp bana doğru birkaç adım atarak önümde durmuştu. “Çok özür dilerim mia bella.” diyen mırıltısıyla öylece gözlerini seyre dalmıştım.
Maskesini ve üzerindeki pelerine benzer kostümü de çıkarmış, az önce yaslandığı yere bırakmıştı. Şimdi ise siyah gömleği ve aynı renk pantolonuyla karşımda duruyordu ama benim dikkatimi çeken tek bir yer vardı. O da yüzüydü. Morarmış göz altları, uzamış sakalları, uykusuzluktan olduğu belli olan kızarmış gözleri; adeta benim birkaç saat önceki halim gibiydi. Hiçbir farkımız yoktu.
“Eğer bunu öğrendiğini bilsem asla bu kadar beklemezdim, hemen gelip gerçeği anlatırdım ama ben…” derken duraksayıp derin bir nefes almıştı. “Katil olduğumu öğrendiğin için gittiğini sandım ve bu durumda karşına çıkıp seni daha fazla korkutmak istemedim. Beni istemediğin halde seni hiçbir şeye zorlamaya hakkım yok.” dediğinde derince yutkunmam gerekmişti.
O an kaçmak yerine elimdeki resmin sebebini sorsam belki de ikimizde iki aydır bu kadar acı çekmeyecektik, sadece salak kafamı bulduğum en sert zemine çarpmak istiyordum. Neden ona sormak dururken kaçmıştım ki? Çünkü canım o an öyle çok yanmıştı ki aklıma sebep sormak bile gelmemişti.
“Az önce de gerçekten korkup korkmadığımı test ettin.” derken ağladığım için akan burnumu çekmiştim. Dudakları hafifçe kıvrılırken gözleri yüzümün her yanında geziniyordu, bakışları özlem doluydu.
“Kendi gözlerimle de görmem gerekiyordu.” diyen boğuk sesiyle bir eli hafifçe havalanmıştı ki hemen sonrasında hızla yumruk yaparak geri indirdi. “Ağlama, lütfen. Silemediğim hiçbir yaşın yanaklarından süzülmesine katlanamıyorum.” demesiyle bir eline bir de ona bakmıştım, neden dokunmaktan kaçınmıştı? Yoksa hala ona kızgın olduğumu mu düşünüyordu?
Bakışlarım ellerinde gezindiğinde kanlı olduğunu görmüştüm ki kendi sesim tekrardan zihnimde çınlamıştı, kanlı elleriyle bana dokunmamasını söylemiştim ve o hala bu dediğimi mi uyguluyordu?
“Ya gitseydim?” dedim sessizce mırıldanarak. “Korkup kaçsaydım, o zaman ne olacaktı?”
“Katil olmamdan korktuğun anlamına gelirdi ve bende bir daha gözünün gördüğü yerlerde durmazdım.” dediğinde istemsizce hafifçe gülmüştüm.
“Görmediğim yerlerde takip etmeye devam ederdin yani?” dediğimde onun da dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
“Bu bağımlılık uzak duramayacağım kadar keskin serçem, sadece özgür kalmanı sağlayabilirim ama ne yazık ki sen ömrünün sonuna kadar bana sahip olacaksın.” demesiyle bakışlarım kızıl harelerinde gezinmişti.
Bana sahip olduğunu söyleyip üzerimde hakimiyet kurmak yerine benim ona sahip olduğumu söyleyerek ipleri elime bırakıyordu ve bu kalbim için hiç iyi değildi. Dışarıdan duyulabilecek kadar hızlı atıyordu meret!
“Beni öldürmekle tehdit ettikleri için nişanlandın.” diyerek kafamdaki gerçekler gün yüzüne çıkarmıştım. Başını yavaşça olumlu anlamda salladı. “Ve bu yüzden kapımda aniden sürüsüyle adam durmaya başladı.” dediğimde tekrar başını olumlu anlamda sallamıştı, bir yandan da pür dikkat yüzümü izliyordu.
Sanki korkmamı bekliyor gibiydi ama şaşırtıcı şekilde içimde korkunun zerresi yoktu. Hala oldukça heyecanlıydım.
“Sen bir mafyasın.” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.
“Celladım.” demesiyle bu sefer kaşları havalanan ben olmuştum.
Harika, katillerden korkan ben tek işi öldürmek olan adama aşık olmuştum!
“Cellatsın.” dememle başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Yani öyleydim, iki ay önce bıraktım.” dediğinde kaşlarım normale inerken savcının söyledikleri zihnimde çınlamıştı, ortalığı ayağa kaldırdığını söylemişti.
“Şu sözleşmeyle alakalı mı?” dediğimde başını tekrar olumlu anlamda sallamıştı.
“Soruların bittiyse sıra bende.” demesiyle hızla elimi kaldırıp konuşmasına izin vermemiştim.
“Son bir tane daha.” dememle duraksadığında devam ettim. “Polisi öldürdün mü?” dediğimde az önceki sakin ifadesi hızla yok olurken kaşları çatılmış, gözlerini saf bir öfke sarmıştı.
“Niye sordun?” diyen sert sesiyle benimde kaşlarım çatılmıştı.
“Adam polis Vidus, kafayı mı yedin?” dediğim sırada bana doğru attığı bir adımla iyice dibime girmişti.
“Bana ne bundan?” demesiyle gözlerimi devirmeden edememiştim. “Ayrıca sana ne o yavşaktan?” dediğinde ters bakışlarım ona dönmüştü. Tamam, biraz haklı olabilirdi. Polis yavşağın tekiydi.
“İfşa olmuşsun zaten, bir de polis öldür de tuzu biberi olsun Vidus.” dememle kaşları daha çok çatılmıştı.
“Ne ifşası?” diyen meraklı sesiyle şaşırmadan edememiştim, bunu bilmiyor olamazdı değil mi?
“Öldürdüğün insanların cesetleri bulunmuş, lakabını bilen herkes sen olduğunu anlayabilir.” dediğimde gözleri kısılmıştı.
“Birincisi, cesetleri bulamazlar. İkincisi, bulsalar da lakabımla alakası ne?” demesiyle benimde tuhafıma gitmişti. Baran cesetlerin üzerinde şeytan boynuzu olduğunu söylemişti ve onda da benzer bir dövme vardı.
“Şeytan boynuzu kazılıymış cesetlerde.” dememle gözlerini kapatıp derin bir nefes almıştı.
“Ben ipucu bırakmam Niran, çömez değilim.” derken gözleri tekrar aralandığında parçalar yerine oturmuştu, birisi birilerini öldürüp suçu ona atmaya çalışıyordu.
“O zaman bu daha kötü Vidus, peşinde seni yakalatmak isteyen birisi varken gidip polis öldürdün.” diye hissettiğim endişeyle telaşlı bir şekilde konuşurken ellerimi saçlarıma atıp çekiştirmiştim, kendini içeri attırmak mı istiyordu bu?
“Öldürmedim.” diyen sesiyle bakışlarım hızla onu buldu. “Henüz.” diyen sert sesiyle bakışlarım kanlı ellerine dönmüştü.
“Bu ne o zaman?” dediğimde onun da bakışları ellerine döndü.
“Suni kan, gerçek değil.” demesiyle dudaklarım tekrar kıvrılmıştı, sırf beni korkutmak için organizasyon bile yapmıştı!
“Güzel, öldürme de zaten.” dediğimde sinirle verdiği nefesi yüzüme çarpmıştı.
“Sana dokundu o it.” derken tekrar bana doğru bir adım attığında mecburen geriye doğru gitmem gerekmişti. “Seni düşündü, seni hayal etti.” dediği sırada sırtım duvara yaslanmıştı, elleri iki yanımdan duvara yaslanırken nefesim hızlanmaya başlamıştı. “Ve sen ona karşı hiçbir şey hissetmiyorsun.” dediğinde kendimi adeta yakınımdaki ateş bakışlarının etkisi altına girmişim gibi hissederken başımı olumlu anlamda salladım. “Sence yaşayabilir mi?”
“Ben artık gitsem…” diye mırıldanırken yakınımdaki yüzünden dolayı heyecandan sesim titremişti. “İyi olacak.” derken bakışlarımı kaçırmıştım, yoksa birazdan düşüp bayılacaktım!
“Bir soru sordum Niran’ım.” derken boynumda hissettiğim nefesle ellerim yanlarımda yumruk olmuştu. “O puşt yaşayabilir mi?” diyen fısıltısıyla görüş açımdaki boynuna bakmıştım, boynuna damarı gergin bir şekilde belli oluyordu. Sinirlenmişti.
“Yaşayacak, çünkü içeri girmeni istemiyorum.” diye hızlıca konuştuğumda bir süre sessizlik olmuştu, hemen ardından ise boynumdan uzaklaşan başıyla bakışlarımız çakıştı. Kızıl harelerinde belirgin bir hayranlık vardı.
“Neden beni şikayet etmedin minik serçem?” demesiyle ilk başta anlamasamda cebinden çıkardığı flaş bellekle her şey dank etmişti. “Neden bu görüntüyü o ite vermedin?”
“Söyledim ya işte, içeri girme…”
“Neden Niran, neden istemiyorsun?” diyerek hızla sözümü kesmesiyle yutkunmam gerekmişti.
İstemiyordum, çünkü onu seviyordum. Hemde aptalca bir istekle, salakça bir aşkla seviyordum ama henüz bunu ona söyleyecek cesaretim yoktu. Benim azından biraz daha düşünmeye ihtiyacım vardı, çok az daha…
“Bana düşünmem için biraz zaman ver Vidus.” derken hızla flaşı almak için indirdiği kolunun olduğu tarafa doğru adım atmıştım ki hızla kolunu tekrardan duvara dayayıp buna izin vermedi.
“Tüm gerçekleri bildiğin halde korkup kaçmadın, o zaman sence de zamanı gelmedi mi?” dediğinde kalbim daha da hızlanmıştı.
“İki aydır başkasıyla nişanlı olduğunu, hatta belki de evlendiğini düşünerek geçirdim. Kesinlikle zamana ihtiyacım var Vidus.” derken yandaki kolunu sertçe ittiğimde bu sefer geçmeme izin vermişti.
Birkaç adım atmıştım ki aniden arkadan bedenime sarılan kollarla duraksamak zorunda kalmıştım. Başı boynuma yaslanırken aldığı derin solukları tenime çarpıyor ve beni daha çok delirtiyordu.
“Üzgünüm mia bella ama sen o şansı kaybettin.” demesiyle kaşlarım çatılırken tam ona doğru dönmeye çalışmıştım ki aniden burnumun üstüne kapatılan bir avuçla beynimdeki alarm çanları çalmaya başlamıştı.
Avucunun içindeki bezi burnuma bastırırken elini sertçe itip ondan kurtulmaya çalışmıştım ama yerinden bile kıpırdamamıştı. Orada ne kadar süre çırpındım bilmiyordum ama gözlerim gitgide kararmaya başlamıştı, bedenim yavaşça geriye düşerken tamamen kararan gözlerimle sert kolların beni kavradığını hissetmiştim.
“Artık sende benimsin mia bella.” diyen sesi son hatırladığım detaydı, sonrasında ise zihnim tamamen karanlığa gömüldü.
~~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Kollarımdaki serçemin narin bedenini yatağına bıraktıktan sonra alnına küçük bir öpücük bırakarak hafifçe doğruldum, melekler gibi uyuyordu. Bakışlarım yüzünde gezinirken dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım, benden korkup kaçmamıştı. Tam tersi üstüme gelerek bana karşı çıkmıştı.
Bir elim yanağına giderken hafifçe okşadım, belki o an korkmamıştı ama uyandığında ne tepki vereceğini kestiremiyordum. Onu bayıltmıştım, çünkü yapmam gereken bir işim vardı ve bu yaşanırken onun yanında olamama fikri artık hiç cazip gelmiyordu. Ayrıca biraz da emrivaki yapmak istemiş olabilirdim, sabah gerçekleri öğrendiğinde oluşan tepkisini çok merak ediyordum.
Dudaklarım daha çok kıvrılırken hızla geriye çekildim, biraz daha durursam dakikalar saatlere evrilirdi. O yüzden hızlıca arkamı dönüp odadan çıktıktan sonra evin kapısının önünde duran Ulvi’ye doğru ilerledim, hemen yanında duran Nilüfer’le birlikte beni bekliyorlardı. O an Nilüfer’in hala sergideki yabancı insan taklidine devam ettiğini fark etmiştim, başındaki küt ve siyah saçlı peruğu çıkarmamıştı. Üstünde ise ona tezat olan siyah bir elbise vardı.
“Nilüfer, Niran’ın üzerini çıkartıp pijamalarını giydir.” dediğimde Nilüfer hızla beni onaylayarak içeri girmişti. “Sende benimle geliyorsun, işimiz var.” diyerek Ulvi’ye döndüğümde Nilüfer’in arkasından bakmayı keserek bana döndü.
“Emredersin abi.” diyen Ulvi’yle hızla yanından geçip apartmandan ayrılmıştık. “Nilüfer iyi mi abi?” diyen sesiyle arabanın kapısına giden elim duraksamıştı.
“Kızın ismi Çiçek.” derken bakışlarım Ulvi’ye dönmüştü.
“Sen Nilüfer diyorsun.” dediğinde arabadan elimi çekerek ona doğru adımladım.
“Sen ben misin?” derken önünde durmuştum.
“Her neyse işte abi, kız iyi mi? Değil mi?” dediğinde gözlerindeki endişe çok tanıdık gelmişti. Yoksa bu it Nilüfer’e mi aşık olmuştu?
“Niye sordun?” diyerek arabaya yaslandığımda dudaklarım kıvrılmıştı, Ulvi’nin yerinde başka birisi olsaydı kardeşimi sevdiği için dayak manyağı yapardım ama Ulvi onu hak edebilecek biriydi.
“Merak.” diyen kısık sesiyle kaşlarım havalanmıştı.
“İyi, git kendisine sor o zaman.” derken tam arkamı dönmüştüm ki koluma sarılan parmaklarıyla ters bakışlarım ona döndü.
“Senelerdir senin sevdiğin kadını koruyorum, en azından bana bunu borçlusun.” dediğinde bedenimi tekrar ona çevirmiştim.
“Doğru, sevdiğim kadını koruyorsun. Peki ya Nilüfer senin neyin?” dediğimde bakışlarını kaçırırken kolumdaki eli yanına düşmüştü. “Sen beni salak mı sandın Ulvi? Aylardır kafanın nasıl karışık olduğunu ya da o yanındayken senelerdir yaptığın işini bile onu düşünmekten yapamadığını anlayamıyor muyum ben?” dememle Ulvi derince yutkunmuştu.
“Abi yanlış anla…”
“Kes lan, hala kendine itiraf edememişsin bile.” derken ona doğru bir adım atarak çevredeki korumaları gösterdim. “Buraya bu kadar adam yığmama gerek var mıydı Ulvi? Yoktu, çünkü sen bu kadar adama değerdin. Bu yüzden senelerdir sadece sen sevdiğim kadını koruyordun ama Nilüfer geldiğinden beri her şey sarpa sardı.” dediğimde gözünü gözlerime dikmişti. “Avm de elinden kaçırdığında da, keskin nişancıların hepsini fark edemediğinde de yanında o vardı.”
Sözlerimle tekrar yutkunduğunda bir elimi omzuna koyarak hafifçe sıktım.
“Kendi düştüğüm bataklığa sende düştün diye yargılayacak değilim ama o man kafana gerçekleri itiraf etmek zorundasın.” derken onu hafifçe sarsmıştım. “Sen Nilüfer’i seviyorsun.”
Sesim aramızda çınlarken Ulvi bu sefer beni inkar etmemişti, sadece öylece beklerken bir eli gözündeki korsan bandına gitti ve çıkardı. Bir gözü daha açık bir maviydi, üstüne darbe aldığı için o gözü neredeyse hiç görmüyordu ve üzerindeki yara izleriyle başkasına bu görüntü ürkütücü gelebilirdi ama ben alışkındım.
“Bu adamı niye sevsin ki?” dediğinde bakışlarım yüzünde gezinmişti. “Yarı kör ve çocukların bile canavar diyerek korktuğu bir adamı niye sevsin abi?” demesiyle zihnimde geçmiş belirmişti.
Gözünü benim yüzümden kaybetmişti. Niran’a karşı ilk kez bir şeyler hissettiğim sırada yakalanmıştım ve o da beni kurtarmak için Don’un adamlarına saldırmıştı, bu yüzden onu da eziyet çektirmek için yanıma koymuşlardı. Gözünü ise bana bazı gerçekleri kabul ettirmeye çalışırken elinden almışlardı ve ben o an onu kurtarabilecek bir halde değildim.
“Özür…”
“Dileme abi, senin bir suçun yoktu.” derken bu sefer o elini omzuma koymuştu. “Biz o yetimhaneden kaçarken bir söz verdik ve ölsem de o sözü çiğnemem.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.
***
“Ulvi, koş.” diye fısıldarken bir yandan da incecik koluna parmaklarımı sarmıştım, öyle zayıftı ki yürümekte bile zorlanıyordu.
“Bırak beni, sen kendini kurtar. Ben sadece seni yavaşlatıyorum.” diyen Ulvi’yi umursamadan koşmaya devam ettim.
“Seni bırakmayacağım.” derken kapıya yaklaştığımız sırada arkadan bize bağıran hademeyi duymuştum.
“Voi due! Venite subito qui!” (Siz ikiniz! Çabuk buraya gelin!) diye bağıran hademeyi umursamadan kapıya doğru koştuğumuz sırada Ulvi’yi tutan elim geriye çekilmişti.
Bakışlarım hızla arkama döndüğünde hademenin Ulvi’yi yakaladığını görmüştüm, kaşlarım hızla çatılırken konuşan hademeyi bile duymuyordum. Yine aynısı oluyordu, babamı öldürmeden önce hissettiğim öfkenin aynısını hissediyordum. Ulvi’nin kolunu bırakıp elimi cebime atarak geçen gün yemekhaneden çaldığım kibriti çıkardım ve hiç düşünmeden içindeki son kibrit çöpünü ateşleyerek adama doğru fırlattım.
Tanıdık gelen alkol kokusuna ve üstündeki ıslaklığa bakılırsa üzerine dökmüştü, bu sayede ateş hızla bedenini sarmaya başladığında Ulvi’nin kolunu yakalayıp kendime çekerek yetimhaneden çıktık. Adamın bağırtıları duyulurken uzaklaşabildiğimiz kadar uzaklaşmıştık ki tahta tavandan oluşan yetimhanenin kısa bir süre içinde alevlerle kaplandığını görmüştük.
“Özür dilerim.” diyen Ulvi’yle ona dönmüştüm, ağlıyordu. “Benim yüzümden yine o nefret ettiğin durumu yaşadın, katil oldun.”
“Dileme Ulvi, senin suçun yok. Zaten ha bir eksik ha bir fazla, ne fark eder ki?” derken kolumu onun zayıf bedenine sarmıştım. “Bundan sonra ben senin abinim ve abiler kardeşlerini her zaman korur.”
“Abimsin ve kardeşte her zaman abisini koruyacak.” dediğinde gülerek başımı sallamıştım.
***
“Sen benim için ikinci kez katil oldun, yetmedi o mafyanın teklifini kabul ettin. Şu an hala yaşıyorsam ve bu kadar güçlüysem senin sayende abi, bir gözü feda etmişim çok mu?” diyen sesiyle anılardan sıyrıldığımda dudaklarım kıvrılırken kollarımı ona sarmıştım.
“Sağol kardeşim.” dediğimde o da bana sarılmıştı.
“Her zaman abi.” dediği sırada geri çekilmiştik.
Bakışlarım evin camına kaydığında Nilüfer’in bizi izlediğini görmüştüm, gözlerim Ulvi’ye döndüğünde onun da bakışları cama dönmüştü ve ardından hızla kafasını çevirip göz maskesini geri takmıştı.
“Nilüfer insanları yargılayacak biri değil Ulvi, o yüzden ne olursa olsun hislerini söylemelisin.” derken omzuna son kez vurup arkamı dönmüştüm ki yeni dank eden durumla tekrar ona döndüm. “Sen bugün Niran’a sarıldın.” dememle gözü hızla irileşirken geriye doğru bir adım atmıştı.
“Abi valla o geldi bir anda sarıldı.” demesiyle gözlerim kısılırken ona doğru bir adım attığımda tekrar geri kaçmıştı.
“Senin reflekslerini sikerim Ulvi.” diyen sert sesimle Ulvi hafifçe gülmüştü.
“Ama kafam dağınık abi, az önce sen söyledin.” derken arabanın diğer tarafına doğru koştuğunda aynı şekilde bakmaya devam etmiştim.
“Kafanı ayrı, seni ayrı sikerim Ulvi. Bir daha temasını görürsem diğer gözünü de ben oyarım, bu sefer iki kör gözümle kimse beni sevmez diye oturur ağlarsın.” derken sertçe sürücünün yan tarafındaki kapıyı açıp oturmuştum, hemen sonra da Ulvi sürücü tarafına geçmişti. Hala sırıtıyordu.
“Sen bana kıyamazsın ki.” demesiyle ters bakışlarım onu bulmuştu. Haklıydı pezevenk!
“Nilüfer’e oydurturum.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılmıştı.
“O oysun.” demesiyle tek kaşım havalanırken bana dönen bakışlarıyla hızla öksürerek arabayı çalıştırmıştı. “Yani şey…”
“Anladım ben Ulvi, anladım.” derken bende önüme dönmüştüm. “Dua et şu anda sırada dövülecek başka bir it var, yoksa bu kadar çabuk kurtulamazdın.” dediğimde dudaklarında tehlikeli bir sırıtış belirirken bakışlarını önüne çevirmişti.
“Kime gittiğimizi anladım.” diyerek gaza daha çok yüklenmişti.
Bir elimi yumruk yapıp açarken yolu izliyordum, aradan geçen bir sürenin ardından ara sokağa giren bedenle araba sokağın diğer ucunda durarak puştun önünü kesmişti. Sinirden tüm bedenim gerilirken arabanın karşısında bize bakan şerefsizden gözümü ayırmadan arabanın kapısını açıp dışarı çıktım.
“Hayırdır, rahatlık mı battı gençler?” diyen polisle başımı iki yana yatırarak sakinleşmeye çalıştım ama zihnimde dönen anılar sadece daha fazla gerilmemi sağlıyordu ve bu it elimde geberene kadar da rahat etmeyecektim.
“Bilmem, sana sormak lazım.” derken arabanın yanan farlarının önüne geçerek beni görmesini sağladım. Sert bakışlarım sadece yüzüne odaklıyken başım hafifçe yana eğildi. “Canına mı susadın polis?”
“Kimsiniz lan siz?!” diye bağırırken elini beline atıp hızla silahını bize doğrultmuştu. “Tehditten hepinizi içeri almamı istemiyorsanız defolun!”
“Tehdit?” diye soran bir sesle konuşurken hafifçe güldüm. “Ben tehdit etmem polis.” derken hızla ileri atıp silahını tuttuğum gibi yumruğumu yüzüne geçirdim. “Uygularım.” diye boğuk bir sesle konuşurken elinden aldığım silahı ona çevirdim.
“Lan! Seni buna pişman edeceğim!” diye haykırarak bana doğru koşan polisle sertçe göğsüne tekmeyi geçirdiğimde inleyerek geriye savrulmuştu.
“Seni şimdi öldürmeyeceğim ama beni zorlamak istemezsin.” diye ona doğru adımlarken elimdeki silahı parçalarına ayırıp yere fırlattım.
“Kimsin lan sen?” diyen sinirli sesiyle doğrularak yumruğunu bana doğru savurmuştu ki sertçe elini yakaladıktan sonra boştaki elimi boynuna sarıp bedenini hızla yandaki duvara çarptım.
“Yavşadığın kızın sahip olduğu adam.” derken tuttuğum elini çevirmeye başlamıştım. “Ve sende bu elinle ona dokunmaya cüret eden sikiğin tekisin.” diyerek elini sertçe aksi yönde çevirirken boynundaki elimi bağırtısı duyulmasın diye ağzına yaslamıştım.
Boğuk inlemesi avucumun içinde kaybolurken aksi yöne dönmüş elini sertçe bırakıp geriye çekilerek yumruğumu tekrardan yüzüne öyle sert geçirmiştim ki bedeni hızla yere devrilmişti. Kırılmış elini tutarak inlerken bilerek kırık eline basıp önünde eğildim.
“Sen kimsende benim kadınıma güzelim diyorsun lan sikik?!” diye haykırırken sertçe çenesini tutup bana bakmasını sağladım. “O benim!” derken kafasını kaldırıp sertçe yere çarptığımda gözleri gitmeye başlamıştı.
“Se…sen Elvin…”
“KES!” diye haykırırken elim sertçe boğazını bulmuştu. “Bir daha değil yanında durmak, onun ismini bile ağzına alırsan kırılmadık hiçbir uzvunu bırakmam!” derken kafasını tekrar yere çarpmıştım.
Sinirle üstünden doğrularak ayaklandıktan sonra eserime bakarken dudaklarım kıvrıldı.
“Beni gördüğünü de unutacaksın polis, yoksa andım olsun ki o yaşlı annenle babanı gözlerinin önünde gebertirim.” dedikten sonra hızla arkamı dönüp arabaya geri binmiştim, Ulvi hızla gaza yüklenirken yanından geçerek yola koyulduk.
“Abi iyi ettin de bunu yengeye söylemeyelim, sonra küsüyor bize.” dediğinde ters bakışlarım ona dönmüştü. “Birde bayıltma durumu var tabi, ağzına iki kere sıçmasın şimdi. Gerek yo…” demişti ki kafasına sertçe geçirmemle inleyerek bana dönmüştü.
“Sürüyle mi veriyorlar bana sizi, anlamıyorum ki amına koyayım.” diye bağırırken önüme döndüm. “Arhan bitiyor, bu başlıyor. Soktuğumun doğrucu davutları!”
“Ne dedim ben şimd…” dediği sırada sert bakışlarım ona dönmüştü. “Sustum abi.” diyerek hızla önüne dönmüştü.
“Sus ve hızlı sür Ulvi, biraz daha onsuz kalırsam tüm dünyayı sikerim.” derken arkama yaslanmıştım.
Siması gözlerimin önünde belirirken birkaç saat önceki gülüşü kulaklarımda çınlamıştı. Serçem artık her şeyi biliyordu ve benden korkmuyordu. Sanırım artık biraz olsun sakinleşebilirdim, huzur beni çağırıyordu…
~~~~~~~~~~~
Elvin Niran Varnalı…
Kuruyan boğazımla gözlerim aralanırken tanıdık beyaz tavanla anlam vermeye çalışmıştım, zihnimde geçmişin emareleri belirirken hızla uykunun sakinliğinden kurtulan zihnimde alarm çanları çalmaya başlamıştı. En son sergiye gitmiştim ve Vidus beni bayıltmıştı. Hızla çevreme bakındığımda kendi odamda olduğumu görmemle kaşlarım hızla çatılırken bakışlarım üstüme kaymıştı, pijamalarım vardı.
“Rüya görmüş olamam değil mi?” diye söylenerek yataktan kalkıp çevreye bakındım, gelen kıyafetler ya da kutularda yoktu. Hepsi gerçekten bir rüya mıydı?!
Kalbim istemsizce sızlarken düşen omuzlarımla bakışlarımı yerden ayırmadan banyoya yöneldim. Bir rüya nasıl bu kadar gerçekçi olabilirdi ki? Zihnimdeki anılar çok tazeydi, sanki yaşamışım gibiydi ama yaşamış olsaydım o beni niye kendi evime getirsindi ki? Tuvaletteki işimi hallettikten sonra ellerimi yıkarken bakışlarım aynaya kaymıştı.
“Rüyaysa da çok güzel bir rüyaydı.” diye mırıldanırken işimi bitirip suyu kapatmıştım ki bakışlarım aynadaki yansımam da gezindi, piercingim yoktu.
Hızla aynaya yaklaşıp elimi piercingimin olması gereken yerde gezdirmiştim ki bileğimden sarkan bileklikle dudaklarımdan bir çığlık dökülmüştü. Bileğimde ucunda demirden bir kalp olan bileklik vardı ve bu da demek oluyordu ki dün gece bir rüya değildi. Çatılan kaşlarımla bilekliğe bakmaya devam ederken tuvaletten çıkıp salona ilerlemiştim ki tüm bedenimi saran izleniyormuş hissiyle başımı kaldırdığımda koltuğumda oturan adamla göz göze gelmiştim.
“Günaydın minik serçem, iyi uyuyabildin mi?” diyen boğuk sesiyle şok içinde ona bakıyordum.
“Sen…” derken ona doğru bir adım atarak hızla köşedeki kırlenti yakalayıp sertçe ona fırlattım. “Sen beni bayılttın!” diye bağırırken başka bir yastığı daha atmıştım ki hızla onu da yakalayıp ayaklandığında geriye doğru bir adım attım.
“Evet, çünkü gitmeye çalıştın.” demesiyle sinirden tüm bedenim gerilmişti.
“Sen ruh hastası mısın be adam?! Altı üstü zaman ver dedim, ne gitmesi?!” diye bağırdığım sırada hızla bana doğru attığı birkaç adımla dibime girmişti ama bu sefer geri kaçmak yerine dimdik durarak bende ona bakmıştım.
“Hastanım mia bella.” diyen sakin sesiyle benim sinirlerim daha çok bozulmuştu.
“Şimdi ne sanıyorsun sen? Beni bayılttın diye tamam deyip gitmeyecek miyim? Asıl şimdi yokum, defol evimden!” diye bağırırken kapıyı gösterdiğimde havalanan kaşlarıyla dudakları daha çok kıvrılmıştı.
“Burası benim evim mia bella.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılırken ayaklarımı yere vura vura bağırmak istiyordum ama onun yerine geriye doğru bir adım attım.
“O zaman ben giderim.” diyerek hızla arkamı dönmüştüm ki sertçe kolumdan tutulmamla aniden dünyayı ters görmem bir olmuştu. Siktir! O beni omzuna mı atmıştı?!
“O şansını kaybettiğini söylemiştim.” derken ilerlemeye başladığında hızla çırpınmaya başladım.
“Ne yapıyorsun be?! İndir beni!” diye haykırarak sırtından destek alıp hafifçe doğrulduğumda apartmandan çıktığımızı görmüştüm. “Vidus, sana indir dedim!” derken elimi sertçe sırtına çarpmıştım.
O sırada aniden çevrilmemle kollarımı düşmemek için refleksle boynuna sarmıştım, artık kollarında düz bir şekilde duruyordum. Gamzelerini göstererek sırıtırken bir yandan da ilerlemeye devam ediyordu.
“Vidus çıldırdın mı? Bırak çabuk beni, bu yaptığın adam kaçırmaya giriyor farkında mısın?” derken tekrar çırpınmıştım ki kollarını sıkılaştırarak duraksamıştı.
“Bırakamam, ayakkabıların yok.” dediğinde sinirle ona bakmıştım.
“Neden acaba?!” diye bağırmamla ters bakışları beni bulmuştu.
“Çığlık atıp durma, boğazını acıtacaksın.” demesiyle başımı gri gökyüzüne çevirip derin bir nefes aldım, en hızlısından sabır istiyordum!
“Senin şu rahatlığın beni delirtecek.” derken tekrar ona dönmüştüm. “Kaçırılırken ne yapmamı istersin?”
“Kaçırmıyorum, götürüyorum.” demesiyle gözlerimi devirmiştim. Yok, ben kesinlikle delirecektim!
“Aa! Öyle mi? Tamam o zaman.” diye sakin bir sesle konuşarak ona döndükten sonra sertçe yakalarını kavradım. “ADAMI HASTA ETME VİDUS!”
“Sakin ol.” diye gülerken beni sıkıca tutup arabaya bindiğinde beni de kucağına oturtmuştu. “Zaten tüm eşyaların gitti bile.” demesiyle şok içinde ona bakmıştım.
“Nereye gitti?” dememle bana kaçamak bakışlar atmıştı.
“Ben onu söylemeyi unuttum değil mi?” diyerek sırıttığında kaşlarım daha çok çatılmıştı. “Bana yerleşiyorsun.” demesiyle gözlerim hızla irileşmişti.
“NE?!” diye haykırmamla hafifçe gülmüştü. “Bu saçmalık için şeye sordun mu peki?” diyerek bende yalandan güldüğümde tek kaşı havalanmıştı. “BANA!”
“Gerek duymadım. Nasıl olsa burası da benim evim, orasıda. Ne fark eder?” demesiyle ellerim sinirle yüzümü bulmuştu. Yok, ben bence hala uyuyordum ve bu da çok saçma bir rüyaydı. Birazdan uyanacaktım!
“Bu sadece bir rüya.” diye mırıldanırken çıplak ayaklarımın üstünde hissettiğim sıcak elle parmaklarımın arasından ona bakmıştım, ayaklarıma bakıyordu.
“Üşümüşsün.” derken beni yavaşça kenara bırakıp üstündeki ceketini çıkarttıktan sonra üzerime örtmüştü. “Ulvi klimayı kökle.” diyerek ceketine iyice sarılmamı sağlarken dibime giren yüzüne bakmıştım, bu kesinlikle bir rüya olmalıydı. Yoksa bu kadar güzel gözükmesi nasıl mümkün olabilirdi ki?
“Açık abi.” diyen Ulvi’nin sesini umursamadan gözlerine bakmaya devam ettim, kendini yana bırakırken başını koltuğa yaslayıp o da bana bakmaya devam etmişti.
“Bunlar romantik bakışmalara başladı.” diyen Çiçek’in sesini duymamla hızla gözlerimi kırpıştırıp ana dönmüştüm, rüya da falan değildik. Düpedüz gerçek hayattı ve ben az önce kaçırılmıştım!
“Ben evime gitmek istiyorum.” derken geriye çekildiğimde Vidus başını yavaşça olumsuz anlamda sallamıştı.
“Olmaz.” demesiyle kaşlarım tekrardan çatılmıştı.
“Olacak.” dediğimde bakışlarını benden alarak tavana çevirdi.
“Peşinde seni öldürmek için bekleyen sürüyle adam var Niran, olmaz dediysem olmaz.” dediğinde kollarımı göğsümde bağlamıştım.
“Ve kapımda bekleyen sürüyle adam var.” dememle bakışları yandan beni bulmuştu.
“Hiçbirisi benim kadar güçlü değil.” diyen sesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı.
“Senin yüzünden tehlikede olduğum halde sen mi koruyacaksın?” dediğimde bakışlarını kaçırarak önüne dönmüştü.
Sözlerim benim bile canımı yakarken bende sessizce önüme dönmüştüm, ağır konuşmuştum ama beni kaçırarak bunu haketmişti. Haketmişti değil mi? Of! Kafam allak bullak olurken öylece oturmuş hızla akıp giden yolu ve cama çarpan yağmur damlalarını izliyordum. Ne yapacaktım ben? Hislerimi söylememek için ondan kaçarken şimdi nasıl düşünmek için uzak kalacaktım? Başka bir odaya mı gidecektim?
Ceketinden buram buram burnuma dolan kokusuyla bedenim gevşerken girdiğimiz tanıdık yolla bakışlarım yandan onu bulmuştu, hemen karşıya bakıyordu. Burada duramazdım, en azından daha ona söylemeye cesaretim yokken olmazdı.
Hızla kapıya giden elimle açıp üstümdeki ceketini fırlatarak duran arabadan dışarı çıkmıştım, yağan yağmuru ve çıplak ayaklarımı umursamadan koşarken birkaç dakika sonrasında karşımda hızla duran başka bir arabayla bende durmak zorunda kalmıştım. Aceleyle arkamı dönüp farklı bir yöne koşacakken kolumdan hızla tutulmamla bedenim sert bir bedene çarpmıştı.
“Niran, dur artık!” diye bağıran Vidus’la ellerimi omuzlarına koyarak onu sertçe ittiğimde geri çekilmişti.
“Önce bayıltıp sonra beni kaçırmaya çalışamazsın!” diye haykırdım. “Senden düşünmek için lanet olası bir zaman istedim ve onu bile bana çok görüyorsun!” derken ona doğru bir adım attım. “İstemiyorum işte, niye görmüyorsun?!”
Yağmur gitgide hızlanırken buğulu görüşümden bile gözlerindeki hayal kırıklığını görmüştüm, omuzları düşerken bakışlarını kaçırıp geriye doğru bir adım attığında ellerim yumruk olmuştu. Sikeyim! Beni çok yanlış anlamıştı!
“Ben…yanlış anladım seni.” dediğinde kaşlarım çatılmıştı. Evet, anlamıştı ama şu an düşündüğünün daha farklı olduğuna emindim. “Sende benimsin sandım ama yanılmışım, istemediğin hiçbir şeye seni zorlayamam.” derken geriye doğru bir adım daha atmıştı. “Ben ömrümün sonuna kadar sadece senin olacağım ama sende benim olmadıkça seni buna zorlayamam.” diyerek bakışlarını bana çevirdiğinde gözlerindeki hüzünü görmek beni kahretmişti.
Ona doğru bir adım attığım sırada yağmurdan ikimizinde sırılsıklam olduğumuzu fark etmiştim ama bu umrumda bile değildi. Sadece biraz zaman isterken beni yanlış anlamasını kaldıramazdım.
“İstediğin yere gidebilirsin, arkandaki araba seni bırakacak.” diyerek arkasını dönmüştü ki beynimdeki çarklar hızla dönmüştü.
“Aptalın tekisin!” diye bağırmamla adımları duraksamıştı. “Her şeyin bu kadar hızlı olmasını istemiyorum demek istemiştim, aptal!” diye haykırdığımda bakışları beni bulmuştu. “Aylardır seni bekliyorum ben burada! Yaşıyor musun, öldün mü, kaldın mı bilmeden aylardır seni bekledim ben! Şimdi karşıma geçip sende benim değilsin diyemezsin!”
Haykırışımla bedeni tamamen bana dönerken gözyaşlarım yanaklarımdan süzülen yağmur tanelerine karışarak akmaya başladığında ona doğru adımladım.
“Nişanlandığını sanıp günlerce kahrolmuşken bile yolunu bekledim ben!” derken omuzlarından sertçe ittiğimde geri gitmemişti ama ellerimi de tutmamıştı. “Tüm katillerden nefret ederken bir katile aşık oldum ben!”
Bağırışım zihnimde can bulduğunda gözlerim sadece parıldayarak bana bakan ateş bakışlara takılmıştı. Siktir! Ben her şeyi itiraf mı etmiştim? Zaman istemeye ne olmuştu? Bulut grisi aşkına! Ben ne yapmıştım böyle?!
Yağmurlar hala üstümüze yağmaya devam ederken aniden bana doğru attığı bir adımla geriye çekilmeye çalışmıştım ki enseme sarılan parmakları buna izin vermemişti, hemen sonrasında dudaklarımda hissettiğim sıcak dudaklarıyla zaman akmayı bırakmıştı.
Kalbim sertçe göğsüme çarparken tüm dünya durmuştu…
~~~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuuu!!!
Şu an ben bile çığlık atıyorum, sonunda beklenen sahne geldiii!!!!
Ah! Vidus’um yaaa, yine yaptın yapacağını be adam! Hepimiz aşık olduk!!!
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce polis bu dayaktan sonra susacak mı???
Sizce Elvin Vidus’un evine yerleşmeyi kabul edecek mi???
Sizcee bu Vidus yakalansın diye birilerini öldürüp üstüne şeytan boynuzu kazıyan kişi kim???
Ve son olarak, sizce son sahne nasıldı??? :)
Heyecan ve çokça merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda TikTok’tan, İnstagram adresimden ve en önemlisi wp kanalımdan paylaşıyorum.
Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzzz
🎨❤️🔥



