~Bölüm Şarkıları~
Bora Duran~Gül Senin Tenin
Skapova~Bin Pişman
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!!
Nasılsınız bakalımm??
Umarım çok iyisinizdir ve benimde iyi olmamı isterseniz çokça BEĞENİ VE YORUM atmayı lütfen ihmal etmeyin!!!
Önceki bölümün hedefi olmamış canlarım ve bu böyle devam ederse sınır koyarım, tekrar haber edeyim de…
Bu bölümün beğeni hedefi: 432
Bu arada yarın yazarınızın doğum günü, 3 Kasım…
“Söyle aşkım, senden uzak ne fark eder nefes almak. Vazgeçtim ben her şeyden, bak. Bir canım var, o da senin olsun, al…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🎨❤️🔥
~~~~~~~~~
Tedirginlik hissi aklımda fırtına misali dönerken öylece karşımdaki savcıya bakıyordum, ne için gelmişti? Önce polisin, ardından da savcının evime gelmesi ne kadar tesadüf olabilirdi? Cebimdeki flaş belleğin ağırlığı yüreğime çökerken derince yutkundum, her şeyi o markette gördüğüm adam planlamış olabilir miydi?
Boynumdan sırtıma doğru akan teri hissederken ruhumda gezinen korkunun yüzüme yansımaması için elimden geleni yapıyordum ama savcının gözlerime diktiği dikkatli bakışları sanki her şeyi görüyor gibiydi. Siyah bakışları gözlerimden asla ayrılmazken bana doğru küçük bir adım attığında başımı dikleştirip ona baktım, onun bendeki sırrı ilelebet bende kalmaya devam edecekti. Her ne kadar canımı acıtmış olsa da ona bu kötülüğü yapmayacaktım. O benim düşmanım değildi…
“Arama emrinizi görebilir miyim?” dediğimde savcının dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
“Eğer bunun için gelseydim arkamda kocam değil, polisler olurdu Niran.” demesiyle kaşlarım çatılırken başımı eğip arkasına baktığımda aşağıya inen merdivenlerin birkaç basamak altında duvara yaslanan adamı görmüştüm, yeşil ve sert bakışları sadece bize odaklıydı. Çiçek’in aylarca ağzından düşürmediği isim o an zihnimde çınladı, Arhan Araf Demir…
“Siz…” diye mırıldandım sonunda dank eden durumla. Lavinia şu anda savcı kimliği için değil, onun arkadaşı kimliğiyle mi gelmişti? Ama neden? Bunca ay sonra neden arkadaşları yanıma gelmişti?
“Evet, biz. Şimdi geçebilir miyim?” dedikten sonra omzumdan beni hafifçe yana itmişti. “Teşekkürler.” diyerek kendi yarattığı boşluktan içeri girdikten sonra duraksayarak arkasını döndü, hemen peşinden gelen kocasına. “Burada bekliyorsun Araf, tıpkı konuştuğumuz gibi.” dediğinde adamın kaşları daha çok çatılmıştı, Vidus’tan bile daha ürkütücü baktığını söylebilirdim.
“Seni yalnız bırakmam.” diyen adamın soğuk ve sert sesiyle istemsizce geriye doğru bir adım atıp onlardan uzaklaşmıştım, adamdan ürkmemek elde değildi.
“Kız katil olanlardan korkuyor, zarar verecek hali yok.” diyen savcıyla bakışlarım hızla ona dönmüştü, ben görünmez mi olmuştum acaba? Benim yanındayken hakkımda rahatça konuşuyorlardı.
O an sözleri tekrardan kafamda çınlamıştı. Siktir! Onun katil olduğunu biliyor muydu?!
“Katillerden korkan bir katil.” diyen adamla gözlerim irice açılmıştı.
Siktir! Beni de mi biliyorlardı? Kahretsin, ben yine nasıl bir cehenneme düşmüştüm?! Karşımda bir savcı vardı ve bu savcı bile bile katilin arkadaşıydı, hangi sikik kamera şakasındaydım ben?!
“Hey! Ben hala buradayım.” dememle ikisininde sert bakışları beni bulduğunda geri adım atmak yerine bende bakışlarımı onlarda gezdirmiştim, sonuçta onun katil olmasına laf etmiyorlarsa benimkine de edemezlerdi. Sahi hiçbir kanıt yokken benim katil olduğumu nereden biliyorlardı?!
“Bir taneyle katil denmez.” diyen savcı tekrardan kocasına döndüğünde adamda ona dönmüştü.
“Kaç taneyle denir güzelim?” diyen adamın alaycı sesiyle savcının kaşları çatılmıştı.
“Dışarıda bekliyorsun hayatım.” derken geriye doğru bir adım atan savcının eli kapıyı yakaladıktan sonra sertçe kapatmıştı. İrice açılan gözlerimle savcıyı izliyordum, güçlü kadın tanımının vücut bulmuş haliydi. Özenmemek elde değildi.
Sert bakan bakışları bana döndüğünde aslında kocasıyla ne kadar çok benzediklerini fark etmiştim, ikisininde bakışları ürkütücüydü. Omuzlarımı dikleştirerek bende ona baktığımda gözleri beni boydan boya yavaşça süzmüştü.
“Seni anlıyorum, zor bir durum.” derken bakışları gözlerimle buluşmuştu, her bir hareketimi kontrol eder gibi bakıyordu.
“Nasıl oluyor da bir savcı bir katile göz yumuyor?” dediğim sırada bakışları hızla evin içine dönmüştü, yavaş adımlarla salonumun ortasına doğru ilerlerken cebinden çıkardığı telefonuyla bir şeyler yapmıştı. Sese bakılırsa arama yapıyordu.
“Emret patron.” diyen bir kız sesi evde yankılandığında bakışlarım telefonuna kaymıştı, ne yapıyordu?
“Sasha, tara.” dedikten sonra telefonunu açık bir şekilde ileri doğru uzatmıştı. Sasha demişti ama kızın sesi hiç aksanlı çıkmıyordu. O esnada telefondan bazı mekanik sesler duyulmaya başlamıştı ki birkaç dakika sonrasında sesler kesildi.
“Temiz, hiçbir şey yok.” diyen telefondaki kızla savcı telefonu kendisine yaklaştırmıştı.
“Sağol Sasha.” dedikten sonra telefonu kapattığında hala çatık kaşlarla onu izliyordum, az önce ne olmuştu öyle?!
“Bu da neyin nesiydi?” dediğimde bana hiç dönmeden yavaş adımlarla koltuğa gidip oturmuştu, şişkin karnıyla ayakta durmak zor olsa gerekti. Bakışlarım istemsizce karnına düşmüştü, normale göre karnı sanki biraz daha büyük gibiydi. İkizleri olacağını duymuştum bir haberde, ondan dolayı olabilirdi.
“Evinde kamera ya da ses kayıt cihazı yok.” dediğinde gözlerimi donuk bakan gözlerine çevirerek aynı bakışlarla ona bakmayı sürdürmüştüm, rahatlamam mı gerekirdi? “Otur lütfen, ayakta kaldın.” demesiyle gözlerim kısılmıştı.
“Soruma cevap verecek misiniz artık?” dediğimde derin bir nefes alırken yüzünü buruşturup cama bakmıştı. Tabi ya, ev oldukça havasızdı ve kadın hamileydi. Hızla cama doğru yönelip güneşliği çektikten sonra camı da açmıştım.
“Perdeyi geri kapa.” diyen savcıyla bakışlarım ona döndüğünde sert bakışlarının camda olduğunu fark etmiştim, ikiletmeden tül perdeyi geri çektim. Ev aydınlıktı ama içerisi gözükmüyordu.
“Bu ne içindi?” diyerek ona döndüğümde tek kaşı havalanmıştı.
“Karşı dairenin balkonundaki kamerayı görmediğini söyleme.” demesiyle kaşlarım tekrardan yavaşça çatılmıştı, karşı evin balkonunda kamera mı vardı? Bakışlarımı çaktırmadan tekrar cama çevirdiğimde balkonun köşesindeki çok küçük kamera ışığını görmüştüm, dikkatli bakmadıkça anlaşılacak gibi değildi. Peki o nasıl saniye de görebilmişti?!
Gözlerimi tekrar ona çevirdiğimde tek kaşım havalanmıştı. Her şeyi geçmiştim, o neden kameraya gözükmek istememişti?
“Siz neden kameradan saklandınız?” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
“Çünkü geldiğimizden sevgilinin haberi yok.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılırken kalbimdeki sızı adeta nefesimi kesmişti.
“O benim hiçbir şeyim değil ve siz de buraya onun için ge…”
“Sana gerçekleri göstermek için geldim Niran.” diyerek sözümü kestiğinde gözlerimi kapatıp derin bir nefes almıştım, görmediğim ne gerçek kalmıştı ki daha? Artık evli bile çıksa şaşırmazdım.
“Adım Elvin.” diye sert bir tonla konuşarak gözlerimi araladığımda yine beni süzdüğünü fark etmiştim ama gözlerinde acıma ya da tiksinme ifadeleri yoktu, daha çok beni tanımak ister gibi bakıyordu.
“Peki, Elvin.” derken hemen yanına bıraktığı çantasını açmıştı.
“Bakın, ben yeteri kadar gerçekleri biliyorum ve inanın ki daha fazlasına ihtiyacım yok. Lütfen evimden gider misiniz?” dediğimde beni duymamış gibi yaparak çantasından dava dosyası olduğunu düşündüğüm pembe kapaklı birkaç tane dosya çıkarmıştı.
“Zor bir hayatın olmuş. Önce yetimhane, sonra ise hırsızlıkla geçen birkaç sene.” demesiyle kalbim adeta ağzımda atmaya başlamıştı, hırsızlık yaptığımı da mı biliyordu? Kahretsin, bu kadın savcı değil miydi? Neden yapılan suçları bildiği halde sessizliğini koruyordu?!
“Ne dediğinizi anlamıyorum.” dediğim sırada çantasından birkaç dosya daha çıkarıp dizinin üstüne bıraktıktan sonra bakışlarını bana çevirmişti.
“Yetimhane müdirenin kocasının sana yaptıklarını ya da Andre’yi biliyorum Elvin ve diğer insanların bunlara nasıl sustuklarını da biliyorum.” dediğinde adeta donakalmıştım, öylece ona doğru bakarken midem stresten bulanmaya başlamıştı. Zihnim geçmişe dönmek için inat etse de zorlukla onu anda tutmayı başarmıştım.
“Buraya bunları söylemek için mi geldiniz?” diye zor bela çıkan sesimle konuştuğumda derin bir nefes almıştı.
“Buraya Vidus’a olan borcumu ödemek için geldim, yani sana gerçekleri anlatmak için. Bir zamanlar o da bana aynısını yapmıştı.” demesiyle bakışlarımı bu sefer ben onda gezdirmiştim, sözlerinde dürüst gibi gözüküyordu.
Sessiz kaldığımda elindeki dosyalardan birini önündeki sehpanın üstüne atarak devam etti.
“Tahsin Güneş, 2008 yılında bir öğretmen tarafından öğrencisine taciz edildi iddialarıyla şikayet edilmiş ve ne yazık ki delil yetersizliğinden ötürü çocuğun hayal gücünden uydurduğu kanısına varılarak serbest bırakılmış.” dediğinde az önce ördüğüm bütün setler darmadağın olurken zihnimde anılar birer birer canlanmaya başlamıştı.
Bir elim üstümdeki tişörtün yakasını çekiştirirken daha fazla ayakta duramayan bedenimi onun hemen karşısındaki koltuğa bırakmıştım. Bakışlarımı masanın üstündeki dosyadan ayıramazken o konuşmaya devam etmişti.
“Tahsin Güneş, 2015 yılında öldürüldü Elvin. Bunu biliyor muydun?” dediğinde şaşırmadan edememiştim, çünkü hala yaşadığını sanıyordum. Bakışlarım hızla tekrar savcıyı bulmuştu. “Yani bundan on yıl önce, bu durum sende bir şeyler çağrıştırdı mı?” demesiyle kalbim sertçe göğsüme çarpmıştı, o barda onu görmemin üstünden de on yıl geçmişti.
“O mu yaptı?” dediğimde öylece omzunu silkmişti.
“Bilmem, herhangi bir delil yok ve delil yoksa suçlama da yok. Bunu en iyi sen bilirsin.” derken elindeki başka bir dosyayı masaya fırlatmıştı. “Andre Galli, göğsüne ve boynuna aldığı makas darbeleriyle öldürülmüş.” dediğinde bakışlarım o ve dosya arasında gezinirken sözlerinin devamını beklemiştim. “Geçmişi oldukça kabarık, sabıkalı itin tekiymiş ve kim tarafından öldürüldüğü bulunmamış.” demesiyle her geçen saniye daha çok geriliyordum.
“Bunun benimle ne ilgisi var?” dediğimde bakışları gözlerimde gezinmişti.
“Cengizhan adındaki biri tahmini yedi sekiz ay kadar önce hakkında bir şikayette bulunmuş Elvin, bir video yollamış ama sonra her şey silinmiş ve yine delil yetersizliğinden sen aranmamışsın bile.” demesiyle adeta kanımın donduğunu hissetmiştim, Cengo bana hırsızlık için geldiği sırada zaten beni çoktan şikayet mi etmişti? Şerefsiz, nasıl bu kadar ileri gidebilmişti?
Öfkem saman alevi misali hızla tutuşurken sağ bacağım sallanmaya başlamıştı, hırsızlık için tehdit ettiği konuyla çoktan şikayet etmişti. Ben parayı alacaktım, o da beni içeri attırıp paranın tamamına konacaktı. Şerefsiz piç kurusu!
O sırada başka bir detay zihnimde çınladığında midemin daha çok kasıldığını hissetmiştim, eğer görüntüleri sildiren kişi Vidus’sa o zaman gerçekleri o da görmüş demekti. Aslında o da her şeyi biliyordu, ona katil olduğu için nefret kusarken aslında benimde katil olduğumu bildiği gibi…
“Bunları bana neden anlattığınızı hala anlamıyorum, amacınız tutuklamak olsaydı bunu çoktan yapmanız gerekirdi.” diyerek hızla zihnimdeki düşünceler geri plana yollamıştım ki elindeki beş altı dosyayı aynı anda sertçe masaya atmasıyla yerimden bir küçük zıplamıştım.
“Bunlarda senin peşine takılan ama haberin bile olmadan yakalanan şerefsizlerin dosyaları.” dediğinde bakışlarım masaya dökülen kağıtlarda gezinmişti, otuzdan fazla insan vardı. Bazılarının yüzleri tanıdıktı, gerçekten barda salça olan tiplerdi. “Sana fiziksel temasta bulunanlar hastaneye kaldırıldıktan sonra çok yaşamamışlar, laf atanlar ise birkaç uzuvları eksik bir şekilde hapisteler ve hepsinin son bulunduğu yerdeki kamera kayıtlarındaki ortak tek kişi sensin.”
Aldığım derin bir nefesle ellerim yüzüme giderken gözlerimi sertçe ovaladım, duyduklarımı aklım bir türlü almıyordu. Gerçekten söylediği gibi her an beni mi korumuştu? Peki bunları duymama rağmen neden hala kalbim sızlıyordu? Hatırladığım gerçekle ellerim yüzümden düşerken göğsümdeki o ağırlık geri gelmişti, hayal kırıklığının ağırlığı…
“Katil olduğu için ondan nefret ettiğini düşünüyor. Söylesene, bu adam sana bir kere zarar verdi mi?” dediğinde bakışlarım ilerideki çekmeceme dönmüştü, atamadığım nişan fotoğrafının hala durduğu çekmeceye.
“Verdi.” derken bir gözyaşı yanağıma doğru yol almıştı. “Tek zarar fiziksel yoldan verilmez savcım, sizde bunu çok iyi biliyorsunuz.” diyerek bakışlarımı ona çevirdiğimde gözlerindeki anlayışı görmüştüm.
“Asıl sorun katil olması değildi dimi?” dediğinde bakışlarımı kaçırmıştım, her ne kadar kendime itiraf etmek istemesem de gerçek buydu. “Sorun ne o zaman Elvin? Neden katil olmasını bahane ederek gittin?”
“Nişanlı birinin yanında durup ne yapacaktım?” derken gerçeklerin dudaklarımdan hızla dökülmesini sağlamıştım. “Göz göre göre metresi mi olacaktım?” dediğimde onunda kaşları çatılmıştı.
“Bu durumu nereden biliyorsun?” dediğinde gözlerim daha çok dolmuştu, içimde belki de gerçek değildir diye sızlanan umut kırıntıları da yok olmuştu.
Hızla ayağa kalkarak çekmeceye gidip içinden hala o günkü gibi buruşuk olan fotoğrafı elime aldım, arkama döndükten sonra aynı hızla ona ilerleyip resmi yanına atarak yumruk olan ellerimi gizlemek için kollarımı göğsümde bağladım.
“Katil olduğunu öğrendiğim gün, harabe yerin girişindeki zeminde bu fotoğraflar vardı.” dediğim sırada fotoğrafı açıp bakmıştı.
“Don bizi de davet etmişti o gün.” demesiyle ona anlamadığımı belli eden bakışlar atmıştım, Don’da kimdi?
“O kim?” dediğimde bakışları bana dönerken resmi kenara bırakmıştı.
“İtalyan mafya lideri.” dediğinde gözlerim irileşirken bir anlığına üzüntümü bile unutmuştum, mafya mı demişti o? Bir saniye, Vidus mafya mıydı? Ben daha çok seri katil gibi bir şey düşünmüştüm.
“Bir dakika lütfen, benim aklım tamamen karıştı. Vidus İtalyan mafyasından mı?” dediğimde savcı başını olumlu anlamda sallamıştı. “Ve sende savcısın?” diye soran bir sesle konuştuğumda dudakları kıvrılmıştı.
“Oralar biraz karışık ama evet, savcıyım.” dediğinde derin bir nefes alırken açılan kollarımla kendimi yanına bırakmıştım, her ne olursa olsun bu nişanlı olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.
“Anladım.” diye mırıldandığım sırada bakışlarım karşı binaya dönmüştü, evi yine boş gözüküyordu.
“Bu arada o fotoğrafta gördüğün yerden çıkar çıkmaz yüzüğü attı, yani nişanlı falan değil.” demesiyle başım öyle bir hızla ona dönmüştü ki boynumun acısını hissetmiştim ama umursamadım. “O gün parmağında yüzük olmadığını fark etmedin mi?” dediğinde zihnimde o gün çınlamıştı ama sinirden hiç ona dikkat etmediğimi fark etmiştim.
“Peki siz nereden biliyorsunuz bunu?” diye sorarken yerimden heyecanla dikleşmiştim.
“Yanımda attı çünkü.” dediğinde kaşlarım havalanmıştı. Acaba gerçeği mi söylüyordu? Aklım daha çok karışmıştı. “İki aydır ise iyice delirdi. Manyak, kendini öldürtmeye çalışıyor.” demesiyle kaşlarım tekrar çatılmıştı, sahi iki aydır neredeydi?
Telefonda her yerden o sinirle engellemiştim ama onun evime gelmeyeceğini hiç düşünmemiştim, ayrıca defalarca kez hat alıp yazan adamdı ama bu sefer yazmamıştı.
“Ne oldu ki?” dedim meraklı bir sesle.
“Ne olacak, sen götüne tekmeyi basınca o da gidip rest çekmiş herkese. Şu zorla nişanlandırdıkları kızın amcasının birkaç tane mülkünü bombalatmış, sevkiyatlarını denize döktürmüş.” dediğinde ona anlamaz bakışlar attığımı yakalamıştı, zorla nişan mı demişti o? “Kısaca racon kesmiş yani, kiminle düşman olduklarını göstermiş.” demesiyle zihnimde marketteki adam çınlamıştı, o da düşmanıyım demişti.
“Bu tehlikeli değil mi?” derken yüreğimi bir endişe kaplamıştı, demek ki o yüzden iki aydır sesi soluğu çıkmıyordu. Belki de şu an bile İtalya da olabilirdi.
“Zorla nişanlandırıldı kısmına değil de onun tehlike de olmasına takıldın.” diyerek sırıtmasıyla bakışlarımı kaçırmamak için kendimi zor tutmuştum. “Sen ona aşıksın Elvin.” demesiyle kalbim dörtnala koşmaya başlamıştı, bunu ilk kez başkasının ağzından duymuştum ve pek iyi hissettirdiği söylenemezdi. Kendimi aciz gibi hissetmiştim.
“Aşık falan değilim.” diye mırıldanırken sesim öyle kısık çıkmıştı ki ben bile zor duymuştum.
“Bu söylediğine sen bile inanmadın.” derken gülen sesiyle bakışlarımı kaçırmıştım, ne yazık ki haklıydı…
Elim yavaşça aylar sonra ilk kez o fotoğraf karesine gittiğinde kendime yine ilk kez incelemek için fırsat vermiştim. Yüzü asla gülmüyordu ve elleri iki yanında yumruk olmuştu, kızdan bilerek uzak duruyor gibiydi. Bedeninin nasıl kaskatı kesildiğini resimden bile fark etmek mümkündü, neden o kızla nişanlanmak zorunda bırakılmıştı?
“Gamzeleri gözükmüyor.” diye mırıldanırken yine gözlerim dolduğunda derin bir nefes alıp gözlerimi tavana diktim, tanımadığım birinin yanında yeteri kadar ağlamıştım. Daha fazlasını istemiyordum.
“Vidus’un gamzesi mi var?” diyen savcıyla bakışlarım ona dönerken başımı olumlu anlamda salladım.
“Evet, iki yanağında hemde.” dediğimde kaşları havalanmıştı.
“Kaç aydır tanıyorum, bir kere görmedim.” demesiyle bu sefer şaşıran ben olmuştum, oysaki yanımda oldukça güleç duruyordu. İçimdeki amansız heyecana engel olamamıştım.
Bir tek bana mı o kadar içten gülüyordu?…
“Az önceki soruma cevap vermediniz, o tehlikede mi?” dediğimde siyah bakışları gözlerimde gezinmişti.
“Evet Elvin, oldukça tehlikede ve bu haldeyken bile sadece seni korumaya çalışıyor.” dediğinde yine anlamamıştım. “Kapındaki yirmi küsür korumadan da mı haberin yok? Sen kaç gündür dışarı çıkmıyorsun Elvin?” diyen imalı sesiyle hızla ayaklanıp cama koşmuştum ki aşağıya bakmamla sözlerinin doğru olduğunu görmüştüm.
Takım elbiseli adamlar apartmanın çevresini sarmıştı, demek marketteki adam bu yüzden bize etten bir duvar örerek konuşmuştu. Diğer korumaları evden çıkarken hiç fark etmemiştim bile ama o adam anlamıştı.
“Tehlike de olan oysa beni neyden korumaya çalışıyor?” derken tekrardan ona döndüğümde yavaşça ayaklanmıştı.
“Çünkü onun en büyük zaafısın.” dediğinde kalbimdeki endişe daha çok büyümüştü, neden içimden bir ses sırf bu yüzden beni korumak için her şeyi yapabileceğini söylüyordu? “Sadece şunu bil, o seni dünya üzerindeki her şeyden daha çok seviyor ve sana asla zarar vermez.” dedikten sonra çantasını alıp dosyalara uzandığında hızlıca yanına gidip ona yardım etmiştim.
“Ama sonuçta o bir mafya.” derken elimdeki toplanmış dosyaları ona uzatmıştım, hala kendime bahaneler arıyor gibi hissediyordum.
“Her mafya zarar vermez Elvin.” diyerek dosyaları elimden alıp çantasına koyduktan sonra tekrar bana dönmüştü. “Bak, bir saattir hayattasın.” dedikten sonra hafifçe gülümseyerek arkasını dönüp kapıya ilerlediğinde arkasında şok içinde kalmış bir ben bırakmıştı.
Lavinia savcı da mı mafyaydı? Ben ne karışık işin içine düşmüştüm böyle?! O an kafamda asıl olay çınlamıştı, neden zorla nişanlandığını söylememişti!
“Hey! Dur.” diye bağırmamla adımları duraksarken kapının üstündeki eliyle omzunun üzerinden bana dönmüştü. “Neden zorla nişanlandı? Ya da yüzüğü attıysa neden fotoğraflar ondaydı?”
“Bunları bana değil, iki ay önce kaçmak yerine sevdiğin adama sormalıydın Elvin. Tıpkı şimdi de yapman gereken gibi.” derken araladığı kapıyla hızla arkasını dönüp dışarı çıkmıştı.
Bense bakışlarımı kapanan kapıdan ayırmadan öylece kalakalmıştım. Cidden, ben neyin içine düşmüştüm böyle?!
~~~~~~~~~~~
Lavinia Demir…
Yola çıkan arabayla bakışlarım akıp giden yolda gezinmişti, git gide büyüyen karnımla artık nefes almak zor olsa da aklım hala Elvin’in tavırlarındaydı. Sanki bir konu hakkında endişeli duruyordu ama çözememiştim.
“Kıza yalan söyledin.” diyen Araf’la bakışlarım yanımdaki adama dönmüştü, kapının dibinde durduğu için her şeyi duymuştu.
“Yalan değil, sadece eksik söyledim.” dediğimde tek kaşı imalı bir edayla havalanırken yeşilleri bana dönmüştü.
“Nişana gitmedik Sâye’m.” dediğinde ters bakışlarımı ona yollamıştım.
“Neyse ki kamera kayıtlarına erişebilen bir kocam var.” dememle dudakları kıvrılırken önüne dönmüştü. “Diğer hiçbir söylediğimde de yalan yoktu, Vidus mekandan çıkar çıkmaz yüzüğü attı. Gördük.”
“Yüzüğü atmış ama nişan fotoğraflarını alıp gelmiş mi?” demesiyle bende düşünmeye başlamıştım, o kısım bana da saçma gelmişti.
“Nişan fotoğrafları orada olsaydı Vidus Elvin’in onları gördüğünü anlardı, sonuçta fotoğraflar hemen girişteymiş ama Vidus sadece katillik durumundan gittiğini sanıyor.” derken zihnimde geçen günkü konuşma çınlamıştı.
Bu mafya durumları Araf’ın kulağına kadar geldiğinde işlerin büyüdüğünü anlayıp Vidus’u aramıştık ve o ise baygın bir sesle sadece Niran’ın katil olduğunu öğrenip gittiğini söyleyerek telefonu kapatmıştı. Sonrasında da başka hiçbir aramayı açmamıştı, eğer fotoğraf işini bilseydi en azından kıza açıklamaya çalışırdı diye düşünüyordum.
“O zaman fotoğrafları başkası koydu.” dediğinde zihnimde tahmini bir olay senaryosu yaratmıştım.
Niran, yani Elvin, mekana girerken fotoğrafları görecekti fakat hemen sonrasında fotoğraflar ortadan kaybolacaktı. Yani bu da demek oluyordu ki koyan her kimse onları bir köşeden izleyen biriydi ve tecrübelerime dayanarak aklıma tek bir kişi geliyordu.
“Kız yaptı.” dememle Araf’ın orman bakışları tekrar beni bulmuştu. “Şu nişanlandığı kız yaptı.”
“Olabilir ama emin olamayız, kız yirmi yaşında bir çocuk sadece.” dediğinde kaşlarım yavaşça çatılmıştı, o başka bir kızı mı savunmuştu az önce?
“Yirmi yaş küçük değil Araf, hapse girebilecek kadar büyük.” dediğimde bir eli şişkin karnımı bulurken hafifçe okşamıştı.
“Sakin ol güzelim, sadece bu yaşta onu akıl edemeyeceğini söyledim.” demesiyle sinirle nefesimi vererek önüme dönmüştüm.
“Kadınlar tehlikeli varlıklardır Ateş, özellikle lakabı Duman olanlar.” diyerek tekrar ona döndüğümde kırmızı ışıkta duran arabayla çapkın bakışları beni bulmuştu.
“Bakın siz benim küçük mafyama.” derken bana yaklaştığında hormonlarım yine arşa yükselmişti. “Kocasını tehditte edermiş, sanki onsuz nefes alamadığını bilmezmiş gibi.” diye mırıldanırken yanağına bastırdığı dudaklarıyla gözlerim hafifçe kapanmıştı. Üzerimdeki bu etkisine bayılıyordum ama hiç sırası değildi.
“Vidus’un evine gitmeliyiz koca adam, kendini akşama sakla.” diyerek geriye çekildiğimde sinirle verdiği nefesi yüzüme çarpmıştı.
“Vidus’un aşkının ızdırabını si…”
“Araf!” diyerek hızla sözünü kestiğimde tam karnımdan elini çekecekken yediğim hafif bir tekmeyle dudakları kıvrılmıştı, bu seferki atan Sare’ydi. Arden’in tekmeleri daha sert oluyordu, ikizlere hamile olunca az buçuk tahmin edebiliyordunuz.
“Evet Sare’m, anne nefesimi vermediği için sinirlenmekte çok haklıyım. Bence de kızım.” derken bana kaçamak bakışlar attığında sırıtarak arkama yaslanmıştım.
Onun için beni öpmek nefes almaktı ve az önce izin vermediğim için yine sinirlenmişti. Benim koca adamım da böyle bir deliydi işte ve ben bu adama karşı konulamaz bir şekilde aşıktım...
Biz bir şekilde zor da olsa kavuşmuştuk ve şimdi sırada diğer aşıkları kavuşturmak vardı, hızla yola devam eden arabayla arkama yaslanıp beklemeye başladım.
Bakalım Vidus ne alemdeydi?…
~~~~~~~~~
Vidus Arjin Karsoylar…
Her geçen gün daha fazla sızlayan kalbim ve özlemden deliren zihnimle öylece her şeyi salmıştım. Ölüm, öldürmek, mafya; hiçbiri umrumda değildi, tek düşünebildiğim benden nefret eden serçemdi. O gün söylediği hiçbir söz aklımdan çıkmıyordu, bozuk bir plak misali kafamın içinde dönüp duruyordu.
Haklı olması canımı her şeyden daha çok yakıyordu, çünkü söyledikleri doğruydu. Ben bir katildim, ruhsuz bir katil. Ta ki onu görene dek…
Kalbimin olmadığını söylemişti, son on yıldır bende kendime bunu iddia edip duruyordum ama ne yazık ki siktiğimin kalbi seneler sonra atmaya karar vermişti. Hiçbir zaman sevgi görmeyen adam, hiç bilmediği bir duygu için yanar olmuştu. Şimdi ise küllerine kadar yanmış vaziyetteydi ve hala için için yanmaya devam ediyordu.
“Bana bunun bir şaka olduğunu söyle!” diye bağırarak içeri giren Neriman’ı umursamadan karşımdaki tabloya bakmaya devam ediyordum, sadece okyanus bakışlarını izlemek istiyordum. “Abi kime diyorum ben?” dediğinde sesi daha yakınımdan gelmişti ama hala umrumda değildi.
Oturduğum koltukta kolumu bile kıpırdatmadan öylece tabloya bakıyordum, serçemin gülen bir anının fotoğrafını büyütüp tablo yapmıştım. Aslında çatı katındaki odamda duruyordu ama iki aydır yerini değiştirip salonuma getirmiştim. Zaten fazlasıyla kendimi kaybetmiştim, içimde kalan direncin birkaç kırıntısı içinde onu her an görmem gerekiyordu. Bu yüzden tablo hemen karşımdaydı.
“Nişanlanmışsın abi, doğru mu bu?” diyen Nilüfer’le derin bir nefes aldığımda yaktığım vanilyalı tütsünün kokusu ciğerlerime dolmuştu.
“Evet.” diyebildim sadece.
“Yüzük yok.” dediğinde zihnimde çınlayan anlarla boştaki elim yumruk olmuştu, diğer elimde saatlerdir yarısı alkol dolu olan bardağım vardı. Ne olduğunu bile bilmiyordum, elime geçen ilk şişeyi dökmüştüm.
“Attım.” derken bakışlarım hala tablodaydı, ne güzel gülmüştü o karede. Oysaki hafızamdaki son anda gözyaşları benim ciğerimi dağlayarak akıyordu.
“Yani şu an nişanlı değilsin.” demesiyle bakışlarım hafifçe ona dönmüştü. Yüzüğü mekandan çıkar çıkmaz atmıştım zaten, sadece o anlık kabul etmek zorunda kalmıştım. Hepsi buydu ama Nilüfer bunu nasıl öğrenmişti?
“Evet.” diyerek başımı tamamen ona çevirdim. “Sen nerden biliyorsun?”
“Kız dün gece Zirve’ye geldi.” demesiyle kaşlarım hızla çatılmıştı, yaptıklarımdan sonra nasıl hala karşıma çıkmaya cesaretleri vardı? “Kafası güzeldi, telefonunu çıkartıp sizin nişan fotoğraflarınızı göstermeye başladı ve işin boktan kısmı benim seni tanıdığımı biliyordu.” dediğinde derin bir nefes daha almıştım, geceden beri kaç şişe bitirmiştim bilmiyordum ama doğru düzgün odaklanamıyordum. Yine de zihnim hala ayıktı.
“Niran…” derken boştaki elimle sertçe yüzümü ovuşturdum. “Niran orada değildi dimi?”
“Değildi ama beni bilen Niran’ı da bilir abi.” dediğinde elimi yüzümden çekerek yine tabloya dönmüştüm, iki aydır evden çıkmıyordu serçem. Hatta perdesini bile açmıyordu, bana en büyük cezayı veriyordu. Onsuzluk…
“Ona da söylemiş olabilir mi?” dedim bir umut, sadece hayatımda ilk kez umut etmek istedim. Katil olduğum için değil de nişanlandığımı düşündüğü için gitmiş olsun istedim.
“Söylemiş.” diyen başka bir sesle kaşlarım çatılırken başım hızla arkaya döndüğünde hiç beklemediğim ikiliyi görmüştüm, Duman ve Ateş. Yani Lavinia ve Arhan…
“Ev yol geçen hanına döndü amına koyayım.” diye ağzımın içinde mırıldansam da Arhan’ın sert bakışları beni bulmuştu.
“Kapında bir tane koruma olsaydı giremezdik Vidus ama yok.” diyen sert sesi ve bakışlarıyla gözlerimi devirerek önüme döndüm. “Hem git herkese savaş aç, hemde tüm korumalarını kıza yolla. Götünde ölüm bağırırken tüm korumaları niye kızın evine yolladın lan?”
“Korumalar değerli varlıkları korumak için vardır, o benim tek değerlim.” dediğimde Arhan’ın bıkkınlıkla verdiği nefesi duymuştum, umursamadım. Sanki onun başına gelse farklı bir şey yapardı göt!
“Bir saniye, asıl önemli detayı kaçırıyorsun abi. Söylemiş dedi.” diyen Nilüfer’le kaşlarım tekrar çatılırken omzumun üzerinden Lavinia’ya baktım.
“Neyi söylemiş?” dememle Nilüfer’de bıkkınlıkla nefesini vermişti, sanırım hala odaklanamıyordum.
“Vidus kendine gel, yoksa çarpacağım bir tane.” diyen Lavinia’yla tekrar derin bir nefes alarak zor bela yerimden kalkıp karşısına dikildim.
“Söyle.” diyen sert sesimle Arhan hızla karısının karşısına geçmişti, gözlerinde o kadar mı kötü biriydim? Hamile bir kadına zarar verebileceğimi düşünecekleri kadar…
“Niran’ın yanından geliyorum Vidus.” diyen Lavinia’yla bakışlarım hızla ona dönerken üstümdeki sersemlik hali de yok olmuştu, beynim sadece alarm veriyordu. Duman’ın kadınımın yanında ne işi vardı?
“Şunları tekte anlatacak mısın artık Duman?” diyen sinirli sesimle Arhan’ın boğazdan gelen hırıltısını duysam da umursamadım, gözlerim sadece Lavinia’daydı.
“Sonunda kendine gelebildiğine göre tabi, anlatırım.” diyerek gülümsemesiyle bedenim daha çok gerilmişti, ona zarar vermezdi değil mi? “Senin yanına geldiği gün içeri girmeden önce yerde nişan fotoğraflarını görüyor.” demesiyle gözlerim kısılmıştı, bu mümkün değildi. O fotoğraflar hiçbir zaman elime geçmemişti, hatta o gün Maria getirdiğinde bile reddetmiştim.
O an kafamda parçalar yerine oturmuştu, Maria yanımda durduğunda oraya yeni gelmemişti. Her şeyi biliyordu, planlayan da oydu. O yüzden elinde fotoğraflar vardı.
“Yani bu durumda kendini açıklaman gereken bir kadın var gibi duruyor.” diyen Lavinia’yla zihnimde tekrardan sözleri çınlamıştı.
***
“Şimdi o ruhsuz demirden kalbini de al, defol hayatımdan. Bir katilin hayatımda yeri yok.”
***
Bakışlarımı kaçırırken kalçamı koltuğun köşesine yaslamıştım, ayakta durmak bile zor geliyordu artık. Sahi ben kaç gündür uyumuyordum? Onu bile bilmiyordum artık, zaman kavramını yitirmişti.
“O benden nefret ediyor, yanına gitmem sadece onu daha fazla korkutur.” dediğim de Lavinia önündeki Arhan’dan kurtularak bana doğru bir adım attı.
“O katil olmandan değil nişanlı olmandan nefret ediyor seni aptal. Kalk, toparlan ve kıza git.” demesiyle gözlerim irice açılmıştı. Ben doğru mu duymuştum?
“Nasıl yani? Niran benden korkmuyor mu? Ya da katil olduğum için nefret etmiyor mu?” derken yaslandığım yerden hızla doğrulmuştum. Niran’ım benden korkmuyordu, dualarım ilk kez kabul mü olmuştu?
“Etmiyor ama biraz daha durmaya devam edersen yerini başkaları zevkle alır.” diyen Arhan’la bakışlarım bu sefer onu bulurken gözlerim kısılmıştı, başkaları derken?
“Bir dur Araf, şu an sırası mı?” diyen Lavinia’yla Arhan’ın dudakları kıvrılmıştı.
“Tam sırası güzelim, onun kafa başka türlü yerine gelmez. Kendimden biliyorum.” derken Arhan’ın bakışları bana dönmüştü. “Biz gittiğimizde polis oradaydı.”
“Biliyorum. Üst komşusu iki aydır evden çıkmadığı için korkup polise haber vermiş, giden puştta birkaç dakika durduktan sonra inmiş.” dedim Ulvi’den gelen mesajları zihnimde canlandırarak.
Ben evinin her yerini gören adamlar yerleştirdiğim için ışıklarını takip edebiliyordum, yoksa bende ona zarar geldiğini düşünüp kafayı daha çok yerdim. Gelen polis ise aylar önce barda yavşaklık yapan itti, daha önemli işlerim olmasaydı ben bilirdim onun beynini dağıtmayı!
“Yarın gelip seninkini alacakmış, çok hevesli gözüküyordu.” diyen Arhan’la ellerim yumruk olurken başım hafifçe yana eğilmişti.
“Hevesli?” dedim soran bir sesle. Arhan yavaşça başını olumlu anlamda salladı.
“Öğlen alırım dedi.” demesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı, demek bir de öğlen gelip alacaktı. Benim kadınımı alacaktı!
Serçemin ne dediği hiç önemli değildi, eğer rızası varsa aradan çekilirdim ama eğer yoksa o polis olacak puştun elimden çokça çekeceği vardı.
“Alsın bakalım.” derken koltuğun kenarına bıraktığım bardağa uzanıp hepsini kafaya diktim. “Eğer serçem benimse zaten onun şansı yoktur.”
Son kez derin bir nefes alıp vanilya kokusunu içime çektikten sonra yanlarından hızla geçip odama yöneldim, yarın uzun bir gün olacaktı…
~~~~~~~~~
Elvin N. Varnalı…
Yatakta uzanmış öylece tavanı izlerken zihnim yine oldukça sesliydi, adeta çığlık çığlığa bağırıyordu. Lavinia sözlerinde haklı mıydı? O nişanı gerçekten atmış mıydı? Bunca sene beni her beladan koruyan kişi miydi? İki aydır başı belada olduğu için mi gelmemişti? Ve en önemlisi, katil olması niye umrumda değildi?!
Boğuk bir çığlık dudaklarımdan dökülürken yatakta dönerek yüzümü yastığa bastırdım, dün geceden beri toplasanız birkaç saat anca uyumuştum. Hem aklımı çepeçevre saran sorular, hemde yatmadan önce kendime yenik düşerek izlediğim video yüzünden uyku falan kalmamıştı. Marketteki adamın verdiği flaş belleğe bakmıştım, sahiden dediği gibi onu içeri attırabilecek bir kanıt vardı. Bir video…
Videodaki Vidus oldukça küçük duruyordu, yirmilerinde bile değildi belki de. Önünde çeşit çeşit bıçaklar vardı ve o bir insanın canlı canlı derisini yüzüyordu. Yüzü donuktu, sanki yapması gereken olağan bir işmiş gibi davranıyordu ama gözlerindeki o duygu kırıntılarını seçebilmiştim. Bunu yapmak istemiyordu ama zorunda bırakılmış gibiydi, gözlerindeki o acıma duygusu hala zihnimde dönüp duruyordu.
5 dakika 12 saniyelik bir videoydu ama ben 3 saat boyunca aynı videoyu izlemiştim, her defasında daha çok ağlayarak. Her izleyişimde başka bir detay yakalamıştım. İlk saniyelerde elinin nasıl titrediğini, karşısında bağıran adama bakmamak için sadece eline odaklandığını, geri çekilmek için fırsat kollarken bakışlarını nasıl çevrede gölgeleri gözüken kişilerde gezdirdiğini; hepsini görmüştüm.
Gözlerim tekrar dolarken derin bir nefes alarak yataktan doğrulmuştum ki titreşimde olan telefonumun sesiyle bakışlarım hemen yanı başımda duran telefona döndü. Ekranda gördüğüm yabancı numarayla kalbim hızla göğsüme çarpmaya başladığında ileri doğru atılıp telefona uzanmıştım, o olabilir miydi? Belki de Lavinia dünkü konuşmayı anlatmıştı ve o da aramaya karar vermişti. Böyle bir şey mümkün olabilir miydi?
Derin bir nefes daha alarak bakışlarımı hala titreyen telefonumda gezdirdim, peki ya ben bu telefonu açmak istiyor muydum? Belki nişanlı olmayabilirdi ama hala bir katildi, zorunda bırakılmış bir katil. Gerçekleri öğrendikten sonra aklıma şu yetimhane haberi gelip durmuştu, sahiden o yangını da o mu yapmıştı? Gözlerimi sıkıca kapattıktan sonra hızla aramayı cevaplayıp kulağıma yasladım, onunla konuşmadıkça zihnimdeki soruların hiçbirine cevap bulmazdım.
“Alo?” dedim kısık bir sesle.
“Günaydın Elvin, umarım uyandırmamışımdır.” diyen farklı bir sesle gözlerim hızla açılırken kaşlarım çatılmıştı, Fehmi hoca şimdi beni niye aramıştı ki?
“Yok uya…”
“Uyandıysan da iyi etmişim, saat kaç oldu kız? Kalk artık.” diye aniden sözümü kesmesiyle gözlerimi devirerek derin bir nefes aldım. Şu ilk dönem mankenli ödevleri veren deli hocaydı, ne istiyordu benden?!
“Buyurun hocam, niye aramıştınız?” dediğimde hafifçe gülen sesi kulağımı doldurmuştu.
“Talih kuşu ayağına geldi kız.” dediğinde baygın bakışlarım karşımdaki aynaya dokunmuştu, göz altlarım berbat bir haldeydi. “Bu akşam çok önemli bir sergi var ve dersimden en yüksek notu alan sen olduğun için senin gitmeni istiyorum.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı, hiç sergi çekecek kafa da değildim.
“Hocam gerçekten hiç iyi…”
“Sormadım Elvin, o sergiye gideceksin. Bu sene de size dersim olduğunu unutma.” diye tekrar sözümü kestiğinde elimi sinirle saçıma atıp çekiştirmiştim. “Bu önemli bir davet, sakın paçoz gibi gitmeyi düşünme. O kaşındaki çiviyi de çıkar, şık olmak zorundasın.”
“Bu kadar önemliyse siz gitmeye ne dersiniz?” derken ayaklanarak dolabıma gitmiştim, illaki şık bir şeyler bulurdum.
“Öğrenci olan sen misin, ben miyim?” demesiyle tekrar gözlerimi devirmiştim, deliler başımdan eksik olmuyordu. “Yok, ben sana güvenmedim. Kesin eşofmanla falan gidersin sen, ben birkaç saat içinde sana giyeceklerini yollayacağım. Vücut ölçüleri yaz bana.” dediğinde dolabın kapağındaki elim duraksamıştı.
“Anlayamadım?” dedim soran bir sesle. Kıyafet yollamakta nerden çıkmıştı?!
“Konumu ve saati atarım.” dedikten sonra konuşmama izin vermeden aniden kapanan telefonla öylece aşağı indirdiğim telefona bakakalmıştım, birkaç saniye içinde ise konum ve saatin mesajı gelmişti ve beni istediği gibi mecburen vücut ölçülerimi yazmıştım.
“Of! Akıllısı beni bulmaz, delisi dibimden ayrılmaz amına koyayım!” diye kendi kendime bağırarak salona geçmiştim ki elimdeki telefon tekrar çalmıştı ve yine yabancı bir numaraydı. “Yok, bu sefer umut etmeyeceğim. Aramıyorsun çünkü.” diye sinirle mırıldanırken aramayı cevaplayıp kulağıma yasladım.
“Selam Elvin, ben Baran. Hani şu geçen gelen komiser.” diyen sesle bakışlarım sinirle karşı daireye dönmüştü, demiştim işte. Yine o aramamıştı.
“Selam Baran.” derken cama doğru ilerlediğim sırada karşı evin camına yapıştırılmış kağıtları fark etmiştim, üstlerinde bir şeyler yazıyordu.
“Hazırlan, yarım saate alacağım seni.” diyen Baran’ı umursamadan daha çok cama yaklaşıp kağıtlardaki yazıyı okudum.
‘Polisi seviyor musun???’
Kaşlarım çatılırken kalbim alarmı almış gibi hızlanmaya başlamıştı, sonunda gelmiş miydi? Bakışlarım hızla karşı evin odasında gezinse de perdesinin kapalı olduğunu görmüştüm. O esnada okuduğum yazı zihnimde çınlamıştı, polisi sevmek mi? Bu da nereden çıkmıştı?
“Elvin orada mısın? Sesim geliyor mu?” diyen kulağımdaki Baran’la tek kaşım havalanmıştı. Tabi ya, dün polis gider gitmez Lavinia’lar gelmişti. Duymuş olmalıydılar.
“Şimdi geldi, çekmedi sanırım.” derken dudaklarım istemsizce kıvrılırken arkamı dönmüştüm.
“Heh! Güzel, o zaman geliyorum.” dediğinde bakışlarım tekrar omzumun üstünden karşı eve dönmüştü, bir kahve içsem adamı bulup öldürmeye çalışmazdı değil mi? Gerçi yapadabilirdi, emin olamıyordum ama aynı zamanda polisle buluşup şu şeytan kod adlı katili daha çok araştırabilirdim. O beni bu kadar korumuşken şimdi başı yansın istemiyordum.
“Tamam ama sadece arkadaşça, yanlış anlamanı istemem.” derken odama yönelmiştim.
“Tabiki, yeni ayrılmış bir kadını zorlayacak değilim.” diyen Baran’la kaşlarım yavaşça çatılmıştı, yeni ayrılmış olmasaydım zorlayacak mıydı yani?
“Anladım ama çok duramam, akşama önemli bir işim var.” diyerek dolaptan basit bir kot pantolon ve tişört kombini çıkarmıştım.
“Tamam, bir kahve içeriz o zaman.” dediğinde onu onaylayıp telefonu kapatmıştım.
Üstümü giydikten sonra hızlıca yüzümü biraz renklendirerek dün yaptığım makarnadan kalanı ısıtıp yemiştim. Bakışlarım bir an olsun karşı evden ayrılmazken sadece düşünüyordum, acaba engelini kaldırmalı mıydım? Daha Lavinia’nın sözlerinin doğru olup olmadığını bile bilmiyordum ama onunla konuşmadan da öğrenemezdim.
O sırada çalan kapımla hızla ayakkabılarımı giyerek kapıya yöneldim. Araladığım kapıyla Baran’ın gülen yüzü beni karşılaşmıştı, bugün üzerinde üniforması yoktu. Benim gibi tişört ve kot giymişti o da.
“Ne kadar da uyumlu olmuşuz.” diyerek üzerimi gösterdiğinde dudaklarıma yalandan bir gülümseme yerleştirmiştim, neyseki o tamamen siyah giyinmişken ben beyaz tişört ve mavi kot giymiştim. Çokta aynı durmuyorduk.
“Hadi, gidelim.” dedikten sonra evden çıkarak kapıyı arkamdan kitlemiştim. Merdivenleri hızla inerek binadan ayrılmıştık ki bakışlarım çevrede dizilmiş adamlara kaymıştı, her biri izbandut gibiydi. İri yarı ve takım elbiseli adamların bakışları bizdeyken Baran’ın elinin belindeki silaha gittiğini fark etmiştim.
“Kim bunlar?” diyen Baran’la gözlerim irileşmişti.
“Buralarda bir milletvekili oturuyor da, onun korumaları.” diye hızla aklıma ilk gelen yalanı söylemiştim. Baran’ın bakışları beni bulduğunda elini belinden hızla çekmişti, göt korkusu nelere kadirdi tabi!
“Şimdi anlaşıldı bu kadar korumanın sebebi.” diye güldüğünde bende yalandan gülmüştüm. Tabi canım, ne demezsin!
“Şu yakınlarda bildiğim çok iyi bir kafe var, oraya gidelim.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı, bir de arabasına binip bu adamların hepsini peşime takmak istemiyordum. O zaman çok daha fazla dikkat çekerdim.
“Yenge!” diyen arkamdaki sesle gözlerim hızla irileşirken dudaklarımdaki gülümsememi büyüterek Baran’a çaktırmadan arkamı döndüm.
“Ulvi, canım nerelerdesin sen ya?” diye gülümseyerek hızla Ulvi’ye yaklaşıp kollarımı boynuna sardığımda adeta kaskatı kesilmişti. Kollarını bana sarmak bir yana dursun nefes bile almıyordu.
“Yenge ölmemi bu kadar istiyorsan söyleseydin ben kafama sıkardım.” diyen mırıltısıyla omzuna bir tane geçirmiştim.
“Sus ve dinle Ulvi, dün markette yanıma bir adam geldi. Ellili yaşlarda, benim boylarımda, zayıf ve beyaz saçlı.” diye hızlıca konuştuktan sonra gülümseyerek geri çekilip diğer tarafına sarıldığımda bu sefer Ulvi de kolunu belime sarmıştı ama asla eli bana temas etmiyordu. “İçinde Vidus’un katil olduğunu ispatlayan bir video olan flaş belleği verdi ve onu şikayet etmemi istedi.” derken Baran’a çaktırmadan flaşı Ulvi’nin ceketinin cebine atarak geri çekildim. “Hiç yazmıyorsun ama, darılıyorum bak.” diyerek konuyu hızla değiştirdim.
Ulvi’nin bir eli cebine giderken bakışları Baran’la benim aramda gidip gelmişti. Bu olayı onlara söylemezsem gece rahat uyuyamazdım, sonuçta savcınında dediği gibi onun bana bir zararı olmamıştı. Düşmanlarıyla arasındaki sorunda beni ilgilendirmezdi. O esnada Ulvi’nin kaşlarıyla Baran’ı işaret ettiğini gördüğümde bakışlarım istemsizce onun evine kaymıştı, acaba camdaki sorunun cevabını ona vermeli miydim?
Gözlerimi kısa süreliğine kapatarak derin bir nefes aldım, düşünmekten çok yorulmuştum. Her şeyin canı cehennemeydi!
“Baran da arkadaşım.” derken bakışlarımı Baran’a çevirdiğimde gülümseyerek selam vermişti. “Bu da Ulvi, çocukluk arkadaşım.” dedim yine aklıma gelen ilk yalanı söyleyerek, sonuçta yalandan kim ölmüştü!
“Evet, öyleyim.” diyen arkamdaki Ulvi’yle Baran bize doğru birkaç adım atıp elini Ulvi’ye uzatmıştı.
“Tanıştığıma memnun oldum birader.” diyen Baran’la Ulvi’de elini uzattığında adeta ecel terler döküyordum. Çiçek hepsinin katil olduğunu söylemişti, bir zarar vermezdi değil mi?
“Aynısından.” diyen Ulvi’yle Baran’ın yüzünün kızardığını fark etmiştim, kaşlarım çatılırken bakışlarım birleşmiş ellerine düştüğünde Ulvi’nin Baran’ın elini sıktığını görmüştüm. Hızla elimi ellerinin üstüne atarak gülümsedim.
“Biz de tam gidiyorduk, sonra görüşürüz Ulvi.” diyerek Ulvi’yi göğsünden ittiğimde bana izin verip geri çekilmişti.
“Elim biraz ağırdır, kusura bakma polis.” diyen Ulvi sırıtarak bakışlarını bana çevirdiğinde elini göğsüne koyup başını eğmişti, selam vermişti ama benim gözlerim göğsündeki elinin parmağıyla işaret ettiği cebindeki kaleme takılmıştı. Siktir! Ben doğru mu anlamıştım? Yoksa şu an Vidus’a naklen yayın mı yapıyordu?
“Yok, sorun değil.” diyen Baran elini kapatıp açıyordu, incindiğine yemin edebilirdim. Ulvi kadar iri yarı bir adamın gücünü hesap etmek istemiyordum.
“İyi o zaman, sonra görüşürüz yenge.” derken son kelimeyi vurgulayarak söylemişti. Bakışlarımı kalemden ayırarak gözlerine çevirdiğimde kıvrılan dudaklarıyla başını olumlu anlamda sallayıp hafifçe kulağına dokundu, aynı zamanda her şeyi duymuştu yani.
“Görüşeceğiz.” derken bakışlarımı bilerek kaleme diktikten sonra hızla arkamı dönüp ilerlemeye başladığımda Baran’da beni takip etmişti.
“Ayrıldığını düşünmüştüm.” diye bir süre sonra konuşan Baran’la kafeye varmıştık, boş olan bir masaya oturduktan sonra hızlıca siparişlerimizi verip ona döndüm. “Eğer seni zorluyorsa söyleyebilirsin, ben buradayken sana zarar veremez.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı.
“Bundan aylar önce birinin bana yazıp durduğunu gelip size söylemiştim. Noldu, bulabildiniz mi?” dediğimde bakışlarını kaçırmıştı. “Ya yazan kişi bunca zaman içinde vazgeçmek yerine beni öldürseydi Baran, o zaman zarar vermiş olmayacak mıydı?”
“Çok aradım ama sana yazan tüm numaralar iptal edilmişti ve sahipleri de belli değildi, vazgeçeceği belliydi yani. Dolandırıcının tekiydi, sen polise gelince korktu.” dediğinde dudaklarım kıvrılırken hafifçe gülmüştüm. Aynen, kesin korkmuştur!
“Bunların hepsi ihtimal tabi.” derken önümüze bırakılan kahvelerle kendi kahvemden bir yudum aldım, vanilyalı latte…
“Polisler her ihtimali bilir Elvin’cim, sen rahat ol.” dediğinde havalanan kaşlarımla başımı olumlu anlamda sallamıştım. Her ne kadar kabul etmek istemesem de bu zamana kadar başıma bir iş gelmediyse polisler sayesinde değil, onun sayesindeydi. Dün bunu daha net görmüştüm.
“Eminim öyledir.” derken kahvemden bir yudum daha almıştım ki telefonuma gelen mesaj sesiyle bakışlarım masanın üstünde duran telefonuma gitmişti, ekranda tanımadık bir numara vardı.
Bakışlarım istemsizce çevre de gezinirken kahvemi bırakıp telefonu elime aldığımda açılan ekranla mesaj karşıma düşmüştü, kalbim hızla göğsüme çarparken mesajı detaylıca okumuştum.
0561*******: Polisi seviyor musun??? (13.02)
İçten içe gülesim gelse de hızla klavyeyi açarak parmaklarımın harflerin üzerinde gezinmesine izin verdim.
Elvin: Nişanlını seviyor musun? (13.03)
Mesajı attıktan sonra hızla görüldü olmuştu ama cevap gelmemişti, birkaç dakika beklesemde hala yazmadığında omuzlarım düşerken göğsümü bir sıkıntı kaplamıştı. Seviyor muydu? Savcının söyledikleri yalan olabilir miydi? Gerçi mafya olan bir savcıdan ne bekliyordum ki!
Telefonu sinirle masaya bırakarak kahveme uzanırken bakışlarımı mekana çevirmiştim ki gördüğüm bedenle dudaklarıma yaklaştırdığım kahveyle öylece kalakalmıştım. Hemen karşıda, mekanın köşesinde, çığlık maskesi ve siyah kostümüyle duran biri vardı. Zihnimde sadece korku evindeki hali çınlarken kahveyi yavaşça masaya geri bıraktım.
“Elvin bir sorun mu var? Bembeyaz oldun.” diyen Baran’la bakışlarım ona dönerken başımı hızla olumsuz anlamda salladım.
“Hayır hayır, sadece akşam ki işimi biraz erkene çekmişler. Boşu boşuna geldik gibi oldu, ona gerildim.” diye hızla bir cevap verirken bakışlarım yine az önceki yere kaymıştı ki sadece boşlukla karşılaşmıştım, yoktu. Kaşlarım hızla çatılırken bakışlarım çevre de gezinmişti ama görünürde kimse yoktu, hayal mi görmüştüm yoksa ben?
“Hiç sorun değil güzelim, sonra tekrar buluşuruz.” derken bakışları arkama kaydığında kaşları havalanmıştı. “Cadılar bayramı gösterisi falan mı var? Bu ne böyle?” demesiyle bende hızla arkamı dönmüştüm ki gözlerim irileşmişti, neredeyse yirmiye yakın çığlık maskeli ve kostümlü kişiler kafeye girmişti.
Mekanın içine doğru ilerleyen maskeli insanlarla gözlerimi hepsinde gezdiriyordum ama o içlerindeyse bile bulmak mümkün değildi. Boylarına kadar hepsi benzerdi.
“Korktuysan çıkabiliriz.” diyen Baran’la aynı zamanda elimin üstünde hissettiğim elle bakışlarım hızla Baran’a dönerken elimi çekip elinden kurtardım.
“Korkmak değil de akşamki işim için gerildim.” diyerek hızla çantama uzanmıştım. “Kahveler bu seferlik benden ol…” derken cüzdanımı açmıştım ki gördüğüm kredi kartıyla gözlerim irileşmişti, bu buraya nasıl gelmişti? İki ay önce fırlatıp attığım onun kredi kartıydı, cüzdanıma nasıl gelmişti?!
“Hayır tabiki de Elvin, seni buraya ben çağırdım ve ben ödeyeceğim.” diyen Baran’ın sesiyle derince yutkunarak hızla cüzdanımı geri kapatıp çantama atmıştım, taksici bile onun tehlikeli insanlarda olduğunu biliyorsa bir polis hayli hayli bilirdi.
“Bir sonraki kesin benden ama.” diyerek yalandan güldüğümde o da gülmüştü.
“Onu düşünürüz.” dedikten sonra garsona seslenmek için çevreye dönmüştü ki bende döndüğümde çevremizi saran maskeli insanları görmüştüm, hepsi bizim olduğumuz yere bakıyordu. “Bunlar bize mi bakıyorlar?” demesiyle hızla gülerek ona döndüm.
“Yok ya, maske olduğu için belli olmuyor. Çevreye bakıyorlar.” derken hızla çantama uzanıp ayaklanmıştım. “Teşekkürler kahve için.” dedikten sonra hızla kapıya yönelmiştim ki esen rüzgar yüzünden yanından geçtiğim maskeliyle burnuma tanıdık bir parfümün kokusu çarpmıştı.
Duraksayan adımlarımla bakışlarım yanımdaki maskeliye döndüğünde başı hafifçe yana eğilmişti, oydu. Vidus karşımdaydı!
Bakışlarım kasadaki adama kaydığında tekrardan ona dönüp başımı olumsuz anlamda salladım, kısaca zarar verme demekti. Onunda başı Baran’a döndükten sonra tekrar bana döndüğünde başını olumlu anlamda sallamıştı, gözlerim kısılırken Baran görmeden hızla arkamı dönüp mekandan çıkmıştım. Sözde şu aradıkları katil hakkında bilgi alacaktım ama her şey mahvolmuştu.
O işi sonraya bırakarak hızla eve doğru adımlarken bir yandanda çevreme bakıyordum ama maskeli kimse yoktu, kafenin arka kapısından da çıkmış olabilirlerdi. Dudaklarım kıvrılırken apartmanın önüne geldiğimde kendi kendime gülmeye başlamıştım, biz neler yaşıyorduk böyle ya?!
Evimin olduğu kata çıktığım sırada evin önünde duran büyük kırmızı iki kutuyu görmüştüm, kaşlarım havalanırken kutulara yaklaştım ama üzerinde hiçbir not yoktu. O sırada mesaj gelen telefonumla hızla cebimden çıkartarak ekrana baktım, Fehmi hocadandı.
Fehmi hoca: O kıyafetleri giy, çingene gibi gezip durma!! (13.30)
Fehmi hoca: Çiviyi de çıkar! (13.30)
Okuduğum mesajlarla gözlerimi devirmeden edememiştim, genel olarak piercingimi sevmezdi zaten. Bu olayda tuzu biberi olmuştu demek ki.
Elvin: Tamam hocam. (13.31)
Fehmi hoca: Çok eğlen… :) (13.31)
Son attığı mesaja kaşlarımı çatarken çıkardığım anahtarımla eve girip kutuları da almıştım. Kapıyı arkamdan kalçamla kapatırken odama doğru yöneldim, kutuları bırakır bırakmaz hocaya hızlıca bir cevap yazmıştım.
Elvin: Sağolun hocam. (13.33)
“Gerçekten sağolun hocam, başka derdim yokmuş gibi bir de sergi çıktı başıma.” diye kendi kendime söylenirken telefonu atıp kutuları açmıştım.
İçinden çıkan elbiseyi havaya kaldırdığımda siyah uzun bir elbise olduğunu görmüştüm, sağ bacağında derin bir yırtmacı ve hatırı sayılır bir göğüs dekoltesi vardı. Kaşlarım havalanırken elbiseyi dikkatlice kenara bırakıp kutunun içinden çıkan beyaz kürk misali şala baktım, akşamın serin olabileceğini de mi düşünmüştü yani?
Onu da kenara bırakıp diğer kutuyu açtığımda bundan da siyah, parlak bir topuklu ayakkabı ve ona benzer bir çanta çıkmıştı, şık gözüküyorlardı. Onu da kenara bıraktıktan sonra saate bakmıştım, sergi saat altıdaydı ama karşı da olduğu için yolu da hesaba katmam gerekiyordu. Şimdi hazırlansam iyi olacaktı.
Hızlıca aldığım duşun ardından elbiseyi giymeden önce saçlarımı düzleştirip gözlerimi açığa çıkaran koyu bir makyaj yapmıştım ve tabi ki zor olsa da piercingimi çıkarmayı başarabilmiştim. O kadar uzun zamandır çıkarmamıştım ki yer etmişti, çıkartırken canımı bir hayli acıtmıştı.
Umursamadan aynadaki yansımama baktım bir süre, hızlıca elbiseyi ve ayakkabıyı da giymiştim. Gerçekten güzel gözüktüğümü söyleyebilirdim. Çıplak sırtım ve göğüs dekoltem bana sırıtırken bacağımdaki dövmem açıkça ortadaydı. Uçlarını bu sefer hafif dalgalı yaptığım saçlarım sırtıma dökülürken içine gerekli malzemeler koyduğum çantamı alıp son kez aynaya baktım.
Bakışlarım dudaklarıma kaydığında sırıtmıştım, kesinlikle kırmızı sürerek mantıklı bir hareket yapmıştım. Bu elbiseyle çok iyi gitmişti. Son kez parfümümü sıkarak kürkü de alıp evden ayrıldım, çağırdığım taksi gelmiş olmalıydı. Merdivenleri dikkatlice indiğimde taksinin gerçekten apartmanın önünde beni beklediğini görmüştüm, hızla ilerleyerek taksiye bindim.
“Şuraya gideceğiz.” diyerek konumu adama gösterdiğimde başıyla beni onaylayarak sessizce önüne dönmüştü.
Arkama yaslanırken üstümdeki kürkle elbisenin dekoltesini gizlemiştim, neyseki peşimden gelen bir araba vardı. Ulvi ben taksiye biner binmez kendi arabasına geçmişti, gittikçe bu koruma mevzusuna alışıyor gibiydim ve bu hiç hoşuma gitmiyordu. Daha nişanlılığı hakkında net bir bilgiye sahip değildim ve eğer gerçekten hala nişanlıysa böyle çevremde dolanmalarına asla izin vermezdim.
Birkaç saatin ardından taksi büyükçe bir gökdelenin önünde durmuştu, kaşlarım havalanırken taksicinin parasını ödeyip arabadan indiğimde gözlerim işlek caddeye ve binaya kaymıştı. Bakışlarım binanın üstünde yazan kocaman isimde gezindi.
VAK HOTEL
Kaşlarım havalanırken bakışlarımı tekrar çevrede gezdirmiştim, doğru mu gelmiştim acaba? Sergi bir otelde mi olacaktı? Elimdeki telefondan konuma baktığımda doğru yerde olduğumu görmüştüm, VAK Hotel… İsmi ne kadar tuhaftı, ördek gibi!
Kendi kendime gülerken otele doğru adımladım, içerideki birisine sorardım illaki. Kollarıma düşen kürkümü umursamadan binaya girdiğimde büyükçe bir hol beni karşılamıştı, şaşkınlığıma yenik düşerek çevreye bakınırken resepsiyona doğru ilerlemiştim.
“Merhaba.” dediğimde kadının bakışları hızla beni bulurken ayaklandığında kaşlarım havalanmıştı, zengin mekanlarda genelde hizmet iyi olurdu ama bu kadar beklemiyordum. “Burada sanırım bir sergi varmış.” dememle kız gülümseyerek hızla yanıma gelmişti.
“Evet efendim, 26. katta. Buyrun lütfen, size ben eşlik edeceğim.” diyerek ilerlediğinde bende peşine takılmıştım, hizmet gerçekten çok iyiydi.
Asansöre doğru ilerlerken bir yandan çevreyi incelemeyi de ihmal etmiyordum. Genelde kahve tonlarında döşenmiş ve her metrekaresinde ben lüks bir yerim diye bağıran bir oteldi, sergi olmasa asla adım atacağım bir yer değildi. Hırsızlık yaparken de böyle yerlerden hep kaçınmıştım, fazla paranın olduğu yerde güvenlikte fazla olurdu çünkü.
Vardığımız asansörle ben içeri binmiştim ama kız düğmeye bastıktan sonra gülümseyerek geri çıkmıştı, baş selamı verdiğinde bende gülümseyerek selam vermiştim ki asansörün kapıları kapanmıştı. İçinde bir tek ben vardım. Bakışlarım koskoca asansör de gezinirken her defasında şaşırmadan edemiyordum, kim yaptıysa güzel mekan yapmıştı.
O esnada bakışlarım asansörün köşesindeki kameraya takılmıştı, tam da dediğim gibi lüks mekanlarda güvenlik fazla olurdu. Kıvrılan dudaklarımla derin bir nefes alıp hızla akan rakamlara baktım, asansörü kimse durdurmamıştı. Birkaç dakika içinde serginin olduğu kata çıktığımda açılan kapılarla asansörden çıkmıştım.
Yavaşça karşımdaki camdan kapıya doğru ilerlediğimde içerideki asılmış tabloları görmüştüm, resimler buradan net olmasa da en azından bir sergi olduğu belliydi. Bir an yanlış yere geldiğimi düşünmüştüm oysaki. Cam kapıya doğru adımladığımda sergi de birkaç kişinin olduğunu görmüştüm, onlarda tıpkı benim gibi şık giyinimli insanlardı.
İçeri girerken bakışlarımı insanlarda gezdirmiştim, genel olarak hepsi resimlere bakıyordu. Derin bir nefes alarak bende bakışlarımı hemen yan tarafımdaki tabloya çevirdiğimde gözlerim hızla açılmıştı. Öylece karşısında durduğum resme bakarken üstümdeki hariç sergideki tüm ışıklar kapanmıştı ama benim bakışlarım hala tablodaydı, benim çizdiğim tablo da…
Ödev için onu çizdiğim ilk resimdi, üzerindeki takım elbisesi ve sert bakışlarıyla bana bakıyordu. Bu nasıl olabilmişti? Ben bu resimlerin hepsini atmıştım, şimdi ise sanki hiç hasar görmemiş gibi karşımda duruyordu. Toplatmış mıydı hepsini?
Bakışlarım hızla arkama döndüğünde kapanan ışıklar tekrar açılmıştı, sergi de kimse kalmamıştı ama benim gözlerim sadece resimlerdeydi. Hepsi benim yaptığım resimlerdi ve hepsinde o vardı. Siktir! Attığım tüm resimler buradaydı!
“Mia bella.” diye mırıldanan bir ses zihnimde çınladığında bakışlarımı hızla tablolardan çekerek birkaç adım ilerimdeki bedene çevirdim, çığlık maskeli ve kostümlü bedene…
Bakışlarım üzerinde gezinirken maskesine sıçramış kırmızı lekeleri ve elindeki bıçağı fark etmiştim. Kahretsin! Polisi öldürmüş müydü?! Bedenim hızla kasılırken bana doğru attığı birkaç adımla öylece yüzündeki maskeye bakakalmıştım, benim yüzümden yine birini mi öldürmüştü? Ama beni onaylamıştı, zarar vermeyecekti.
Hemen önümde duran bedeniyle elindeki bıçağı havaya kaldırdığında kalbim adeta ağzımda atmaya başlamıştı, bıçakta kanlıydı. Gözlerim bıçakla onun arasında gidip gelirken bıçağı tuttuğu çıplak elinin tersini yavaşça göğüs dekolteme dokundurarak yukarı doğru kaydırmaya başladığında istemsizce nefesimi tutmuştum.
Bakışlarım ellerinde gezinirken bir yüzük görememiştim ve şu anda karşımda kanlı bir halde dururken bile buna takıldığıma inanamıyordum. Polis iyi miydi? Ya da başına bir iş açmış mıydı bunları bile bilmiyordum ama aptal kalbim sadece heyecanla çarpıyordu.
Aşk mıydı bu boşvermişlik hissinin sebebi? Peki ya ben ona aşık mıydım? Sanırım öyleydim…
“Kaç.” diye mırıldanan boğuk sesi kulağımda çınlarken bıçak boğazıma dayanmıştı ama hala tenime dokunan tek şey parmağıydı, bıçak tenime değmiyordu.
Sözü zihnimde çınlarken bakışlarım maskesine düştü, hani o bana asla zarar vermezdi? Şimdi neden kaçmamı istiyordu? Zihnimde sorular birbiri ardını kovalarken ellerim iki yanımda sıkıca yumruk oldu, artık düşünmek istemiyordum.
Peki o zaman ne yapacaktım? Söylediği gibi kaçmalı mıydım, yoksa yüzleşmeli miydim?…
~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuuu!!!!
Uzun bölüm uzun bölüm dediniz, alın size uzun bölüm!!! :)
Bu arada canlarım ben sahne bazlı düşünerek yazıyorum, her bölüm aynı uzunlukla olmaz. Eğer hep uzun yazarsam otuz da final veririz ve ben bunu istemiyorum. ;)
Şimdi gelelim bölümee, Vidus’um nasıl üzülmüş ama ya. Kıyamam!!!
Peki ya Lavinia ve Arhan çiftine ne demeli? Özlemişiz değil mi??? (Ben şahsen çok özlemişim!)
Hem özlem giderdiğimiz, hemde gerçeklerim açığa çıktığı bir bölüm oldu ha ne dersiniz???
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Vidus’un bir sonraki planı nedir???
Sizce Niran sonda neyi seçecek???
Ve son olarak sizce İtalya da durumlar nedir???
Heyecan ve çokça merakla yorumlarınızı bekliyorummmm!!!!
Lütfen beğenileri ve yorumları unutmayalım canlarımmm!!!
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda TikTok’tan, İnstagram adresimden ve en önemlisi wp kanalımdan paylaşıyorum.
Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzzz
🎨❤️🔥


