İçeriğe geç

Suç Defteri 2

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Suç Defteri 2

Bölüm 3

Yeniden Başlamak 2

Bu sabah saat beşte gelen sesle uyandım, pencereme yönelip siyah perdemi araladığımda şimşek çaktı, irkilerek geriye sıçradım. Yeniden bakmaya yertendiğimde yine aynı şey oldu ancak bu sefer refleksi bir tepki vermedim, hava oldukça karanlık ve bulutluydu. Esnedim ve sabahlığımı üstüme geçirdim, telefonumu cebime atıp kapıya doğru yöneldim. Lena'nın kapısı kapalıydı bu da demek oluyor ki; o henüz uyuyor. Aşağıya indim. Kendime bir bardak filtre kahve yaptım ve televizyonu açıp, bir haber kanalını izlemek istedim ancak televizyon acılmıyordu, mükemmel! Yağmurun, en sevmediğim özelliği bu olmalıydı. "Donuyorum" diye düşündüm içimden donuyorum! Ama neden? Yerden ısıtmalı evin neden yerleri buz gibi? Elimi koltuktaki battaniyeye uzattım ve üzerime örttüm. En iyisi telefonumdan haberlere bakmaktı, bende öyle yaptım. O da ne! Bizim oturduğumuz yerde teknik bir arıza varmış, bu kış gününde bunu yaşamak berbat hissettiryor. Sonra bir ses duydum, yine şimşek çakmıştı. Saat yedi buçuk olmuştu, Lena'nın hala uyanmamış olması çok garipti. Lena'ya mesaj gönderdim, iyi olup, olmadığını sordum. Geçen iki dakikanın ardından, başının çok ağrıdığını yazdı. Cevap vermedim ancak mutfağa yönledim. Onun için bir tepsi aldım üzerine; mısır gevreği, su, kahve ve ağrı kesici koydum. Odasının kapısını tıklatım, cevap vermedi. Kapının kolunu kavradığımda yeniden gök gürledi. Kapıyı açıp içeri girdim, uzanan Lena beni görünce gülümsedi ve doğruldu, teşekkür etti. Ona uyandığımdan beri ne olduğunu anlattım. Sabah uyandığından beri başının ağrıdığını söyledi, dört saat sonra giyinip, çıkmak üzere sözleştik. Odama çıktım. Tabii, kendime kahvaltı hazırlayıp. Lena'ya ne yaptıysam kendimede aynısından yaptım. Kahvaltımı yaptıktan sonra telefonumdan bir film açtım. Saat on bir buçuk olduğunda, telefonumun şarjı altmışa düşmüştü. Telefonumu şarja taktım ve giyinmeye başladım yine simsiyah giyinmiştim; siyah sweatshirt, siyah tayt, siyah şişme mont, siyah kısa bot ve siyah, küçük bir kol çantası. Makyaj olarak ise hafif bir rimel ve dudak parlatıcısı tercih ettim. Yeşil gözlerim parlıyordu, kahverengi saçlarım sırtımın sonuna kadar uzanıyordu. Onları yukarıdan atkuyruğu olacak şekilde topladım. On biri elli sekiz geçiyordu. Aşağıda Lena beni bekliyordu. O da benim gibi giyinmişti, ama beyaz renk üzerinde olan tek renkti. Benim aksine...

Yüz elli dolara büromuzu kiraladık. Eşyalarınıda aldıktan sonra, yarın saat on birde istediğimiz şeylerin, istediğimiz yerlerde olacağını öğrendik. Bir temizlik yeri ile anlaştık, saat öğlen birde temizlik bitmiş olacaktı. Saat dörtte bir yerde yemek yeyip, ayrıldık hediyelerimiz de alıp bir yerde buluştuk. Arabaya bindiğimiz esnada yeniden yağmur başladı. Lena direksiyonu bana devretti, başına dokunup duruyordu anlaşılan başı ağrıyordu. Bir şekilde eve kadar sürdüm. Eve gidince ikimizde yıkandık ve tatlı yapmak için mutfağa girdik. Ben tarçınlı ve zencefilli kurabiye yaparken Lena yaş pasta yapmakla meşkuldü. Nihayet yaptıklarımız olunca onları terasa çıkardık. Kütüphanemizden kitaplarımızı da aldık. Teras loş ışıkları ve yılbaşı ağacı ile çok güzel gözüküyordu. Kitaplarımızı okuyarak yeni yıla girdik. Dağınıklıklarımızı topladık, yılbaşı ağacını topladık, bulaşıkları makineye koyduktan sonra, yarın saat ikide oraya gitmeye karar verdik. Birbirimize iyi geceler diyip odalarımıza çekildik. Ben iki saat sonra uyumaya karar verdim. Lena içeri girdi. Biraz utanarak;

— Kate, hava durumu tahminlerine göre yağrın da yağmurlu, istersen sonraki gün gidelim.

Her ne kadar bugünün işini yarına bırakmayı sevmesemde içimden bir ses bunun iyi olacağını söylüyordu. Lena da çok ikna edici konuştuğundan kabul ettim Lena odamdan gitti. Ardından daha fazla dayanamayarak yattım.

................

Ertesi sabah saat onda uyandım. Lena bana mesaj atmıştı, "Kate, başım ağrıyor, bir hemşire olarak kendi ilaçlarımı aldım ve bu gün odamdan çıkmayacağım, ayrıca kahvaltımı yaptım. Birşey olursa sana mesaj atarım." Cevabım söyle oldu, " Peki Lena, geçmiş olsun kendine dikkat et, bende çok yorgunum bence bu günü uyuyorak geçirmenin hiç zararı yok!" Kendime bir kahvaltı hazırlamadım, birşeyler atıştırdım ve termos bardağıma papatya çayı koytum. Papatya çayımı içip yattım. Kendimi yorgun hissediyor olmam gerek ki, on saat boyunca kısa aralıklarla uyudum. Rüyamda, eski büroda çalışıyordum, laboratuvardaydım. Her yerde kan vardı. Bir ceset verdı, kolu bacağı olmayan bir ceset, Lena benim yanımdaydı. Ceset ise, dedektif Alya'ya aitti. Uyandım. Acıktığımı fark ettim. Yine aşağıya inip atıştırdım. Elma çayımı diğer termos bardağa yaptım. Onu içip yattım. Hayatımda hiç bu kadar uyuduğunu hatırlamıyorum...

Bölüm sonu

1 yorum