Bürodan ayrılmamdan bu yana tam bir yıl geçti. Elbette, bir yılı uzun uzadıya anlatmayacağım. Kısa kesiyorum; ilk önce beni bilmediğim biri beni aradı, bu büyük babamın avukatıydı, nağmı değer profesör mavi kutunun bana iki yüz bin dolar yani tüm mal varlığını devrettiğini söyledi. Ben o parayıda aldıktan sonra, Mavi kutu kasabasının kalbindeki "Mavi kutu malikanesi" ni buldum. Orada neredeyse hiç kimse ile tanışamadım. Herkes, bana ters davranıyor ve benimle iletişim kurmuyordu. En kötüsü de; doğup büyüdüğüm yer olan Londra'dan fazlasıyla uzaklaşmıştım. Brezilya elbette nefret ettiğim bir yer değildi, ancak burası yerine Londra'da olmayı tercih ederdim.
Yaklaşık bir aydır zamanımın çoğunu laboratuvar ve kütüphanede geçiriyordum. Aralık ayının son günleriydi, yeni yıla çok yakındık. Tabii, ben bunu umursamıyordum bile ama yene de huzurluydum... Bu huzurlu saatlerimi bölen şey, üç gündür uçak modunda olan telefonumun çalması oldu. Arayan kişi ise, hem eskiden çalıştığım bürodan, hem de okuduğum üniversiteden arkadaşım Lena'ydı. Onu olabildiğince az bekleterek telefonumu açtım;
— Üç gündür seni arıyorum neredesin?
— Kendime bir yer buldum ve galiba gerçekten ait olduğum yeri...
— Peki, orası neresi?
— Bir kütüphane...
— Benim için ayırabilecek vaktin var mı?
— Her zaman bunun için vaktim var.
— Güzel, dinle; bir ev buldum, eğer yılbaşı için bir planın yoksa, bu yıl başına birlikte girebilir miyiz?
— Hayır, bir planım yok, seninle bir yılbaşı geçirmek güzel bir fikire benziyor. Peki; oraya nasıl gelebirim.
— Sana bir konum attım, burası benim yeni evim. Yeni işimiz içinde bir yer buldum, belki oraya birlikte bakmaya gidebiliriz.
— Yeni işimiz? Lena, gerçekten hiç bir şey anlamadım.
— Mon emi*, ben senin hala dedektif olduğunu sanıyordum. Yoksa yanılıyor muyum?
— Yanılmıyorsun, mesleğimden vaz geçmedim. Yani, sen bir büro mu açalım diyorsun?
— Demiyorum, karar verdim, bana yardımcı olmak isteyip, istemediğini merak ediyorum.
— ... Evet, galiba istiyorum.
— Peki, en kısa sürede yanıma gelmeye çalış seni bekliyor olacağım...
— Görüşmek üzere, Lena.
— See you later**, Mon emi...
Galiba gerçekten Lena'yı özledim. Bu teklifte oldukça güzel, yani en azından yalnız bir yılbaşı geçirmeyeceğim. Her ne kadar on bir saatlik bir yolculuk beni beklesede gideceğim. En iyisi; şu an bir bilet almak ardından da bavulumu hazırlamak.
..............
Sonunda Londradayım. Sanki yıllardır buraya gelmemiş gibiyim ancak en son bir sene önce buradaydım. Şimdi Lena'nın konum attığı yere doğru gidiyorum. Hava çok soğuk üzerimdeki, diz kopağımın bir karış aşağısına kadar uzanan paltom bile beni ısıtmıyordu ne kötü! Sonradan düşündüm; iyi ki el sııtıcımı yanıma almışım, çünkü en çok iş gören şeyim bu. Normal bir Londra kışı elbette soğuk olurdu ancak bu kış oldukça kötü, böylesine bir durum, ne acayiptir ki, sadece beni etkiyiyormuş gibi. Benim dışımdakiler çok daha ince giyinmişler. İnsanlar ne garipler... Sonunda Lena'nın evine geldim. Benim malikanemin büyüklüğü bir evdi ve Londra'da görmeye alışkım olmadığım derecede büyüktü, tam olarak merkez sayılabilecek bir yerde değildi. Ama hayatın kağosundan ve karmaşasından oldukça uzaktı, güzeldi. Zile bastım, beni neredeyse hiç bekletmeden kapıyı açtı. Onu özlemiştim, galiba o da beni özlemişti, bana sarıldı, sıcacık bir sarılmadan sonra içeriye davet etti. Ben elimi uzatmıştım ki, o benden önce davranarak bavulumu içeriye soktu, oldukça ağır gelmiş olacaktır ki, bir anda elinden kaydı. Onun yüzüne baktım hiç değişmemişti. " Belki birlikte götürebiliriz" dedim. "Bana uyar!" Dedi Lena. Birlikte dört katlı evin ikinci katına çıktık. Koridorun sonundaki odaya kadar bana eşlik etti. " İşte, burası senin!", " Teşekkürler, Lena", " Umarım hoşuna gider. Üstünü değiştir, eşyalarını yerleştir, eğer ihtiyacın varsa dinlen. Sonra en üst kattaki terasta buluşalım, belki evi gezmek de istersin." , " Benim için uygun, dinlenmeye ihtiyacım yok ancak evi sonra gezdirebilirsin zira biraz dinlenmeliyim.", " Haklısın, ne içersin?" , " Belki bir sıcak çikolata içebilirim!" ," Pekala.". Ardından kapımı kapattı. Üstüme siyah bir sweatshirt giydim, içinin polarlı oluşu ve kısmen biraz uzun olması benim için cezbedici olmuştu, altımada o sweatshirtün altını giydim, bol ve dökümlü bir eşofmandı bu. Saçımdaki tokayı çıkardım. Saçlarım dalgalı bir şekilde sırtıma düştü. Salık bırakmak en iyisi diye düşündüm, ama sanki çıkarmam gereken bir şey daha vardı, kulağımda bir ağırlık vardı, küpelerimi çıkarmayı unutmuştum. Onları da çıkarttım. Telefonumu cebime attım. Odamın kapısını araladım, dışarı çıktım. Kapımı çektim. Ardından merdivenlere yöneldim, en üst kata çıktım. Lena beni orada bekliyordu. Hava oldukça kararmıştı. Saat ondu. Lena ile uzunca konuştuk. O an fark ettim; yeni yıla sadece bir gün vardı, yarın, yarından sonraki gün yılbaşını kutlayacaktık. Lena yarın alışverişe gitmeyi isteyip, istemediğimi sordu, benim cevabım olumluydu. Sonra içimiz geçmeye başladı, yatmaya karar verdik, saat bir buçuk olmuştu. Odama gittim, üstümü değiştirdim ve yattım.
...........
Sabah saat dokuz buçukda kalktım. Siyah perdemi araladım, havada güneş falan yoktu, onun yerine kara bulutlar etrafı sarmıştı. Hava soğuktu, pijama takımımın üstüne sabahlığımı giydim; siyah polarlı ve şapkalıydı ayrıca diz kapağıma kadar boyu uzanıyordu. Yine kapımı araladım, telefonumu sabahlığımın cebine attım, aşağıya indim. Lena henüz uyanmış değildi. Kendi başıma evde kaybolmamaya çalışarak mutfağı buldum. Amerikan mutfak denilen bir mutfağa sahipti, kendime bir kupa aldım ve filitre kahve yaptım. Sonra telefonuma bakarak biraz oyalandım, kahvemi yarıladım. Lena uyandı. O da kendine kahve yaptı. Birlikte içtikten sonra kahvaltı hazırlamak üzere kalktık. Lena bize tost hazırlarken bende, bulaşıkları makineye koydum ve çalıştırdım. Kahvaltı ettikten sonra giyinmek için odalarımıza gittik. Ben; üzerime beyaz bir kazak giydim, altıma siyah pantolon, palto olarak dün giydiğim modelin beyazını giydim. Beyaz eldivenlerimi, beyaz kol çantamı ve beyaz kısa botlarımı giydikten sonra artık hazırdım. Lena kapımdaydı, bana baktı o, çok güzel gözüküyordu. Benimde öyle göründüğümü söyledi. Yanıma geldi ve bana kırmızı bir ruj sürdü, gülümsedi. Onun da dudağında aynı renkten olduğunu fark ettim. Ardından arabaya binip gittik. Poşetlerce şey alıp, dört saat sonra eve döndük, akşam üzeri yılbaşı ağacı kurduk. Lena bana evi gezdirdi. Sonra yine, bana uyanık olmaktan daha iç ısıtıcı gelen uykuya teslim oldum.
*= ( Mon emi) Fransızcadır, Türkçe karşılığı ise; dostum yahut arkadaşım demektir.
**= (See you later) İngilizcedir, Türkçe karşılığı ise; sonra gürüşürüz demektir.
