Öğretmen bir iki adım daha atıp omzuma elini koydu. Şaşkın bakışlarım başımı bu çocuklardan çevirmemle onu buldu.
"Stray Kids ile tanışıyor musun?"
"Stray Kids?"
Bu çocuklara toplu olarak Stray Kids mi diyorlar? Serseri, başıboş çocuklar mı? İyi ama neden? Gerçekten serseri mi bunlar?
"Her neyse, boş bir yere oturur musun? Derse devam edelim."
Gözümle etrafımı taradım ancak şu beni kurtaran, gözünün altında ben olan çocuğun yanından başka boş yer falan yoktu.
Öğretmene saygıyla başımı eğdikten sonra ortada bulunan sıraların en arkasına, o boş yere doğru ilerledim.
Yeni öğrenci olduğumdan dolayı galiba, herkesin yani tüm öğrencilerin gözü benim üzerimdeydi.
Aslında daha çok sanki bana merakla bakıyor gibiydiler. Bir şeyi merak ediyor ve sonucunu görmek istiyormuş gibi.
En arkaya geldiğimde gözünün altında ben olan çocuk bir süre bana baktı. Sırıttı. Ardından başını sırıtarak başka yere çevirirken tam oturacağım sırada oturacağım yere çantasını bıraktı.
Konuşmasa da oturmamı istemediği belliydi.
Demek ki bu çocuklara boşuna stray kids demiyorlar. Ben de beni kurtarmak için seferber olduklarında onların bir halt olduğunu zannetmiştim. Hiç sevmem böyle serseri tipleri.
Ah, neyse.
Ben de o çocuğa gıcık bir şekilde sırıttıktan sonra sol elimle çantasını hızla yere fırlattım.
Çantasının yere düşerken çıkardığı tok sesle beraber bana döndüğünde yüzündeki sırıtış silinmişti. Ben de oldukça ciddi bakıyordum. Bir göz devirmeden daha sonra çantasını ayağımla biraz daha geri itekledim. Ardından yanındaki boş sıraya oturdum.
"Ne yapıyorsun?" diye sordu sinirden tek gözü seğirmeye başlamışken.
Ona bakmadan dümdüz tahtaya bakmaya devam ettim. Daha sonra cevabını verdim.
"Oturuyorum, kör müsün?"
Böyle kişileri ancak kendi dilleriyle konuşursan anlayabilirsiniz değil mi?
Ben de öyle yapıyordum. Gerçi ben hayatımda hep böyle yapardım. Kim bana nasıl yaklaşırsa ben de ona aynı şekilde yaklaşırdım.
"Oturmanı istemiyorum."
Kucağıma aldığım çantamdan defterimi ve kalemliğimi çıkarıp sırayla sıranın üzerine koyarken cevap verdim.
"Babanın malı mı? Ayrıca oturacak başka yer yok görmüyor musun? Çok rahatsız oluyorsan kendin kalk."
"Yah, senin bize bir minnet borcun yok mu? İyiliğimizin karşılığını neden bizi dinleyerek ödemiyorsun?"
"Her yaptığın iyilikten bir karşılık mı bekliyorsun?"
Sustu. Sonunda diye içimden geçirdiğim an ise yeniden konuşmaya başladı.
"Her neyse, sonuç olarak ben buraya oturmanı istemiyorum."
Sabır dilercesine derin bir nefes alıp verdim. Ancak konuşmaya devam etti.
"Hemen kalk buradan. Nereye oturacağın,ne yapacağın umurumda falan değ-"
Sözünü tamamlayamadan bu sefer keserek, "Hocam!" diye sesimi yükselttim.
Tahtaya soru yazıyordu. Benim ona seslendiğimi işitince yazmayı bırakarak elindeki kalemle beraber bana döndü.
"Bu arkadaşın çenesi çok düşük. Sadece sesiyle değil, varlığıyla da rahatsızlık veriyor artık. Dersinizi dinleyemiyorum."
Lee Know güldü. O da en sol taraftaki, pencere kenarındaki sıraların en arkasında bir arkadaşıyla beraber oturuyordu.
O gülünce ben dahil herkes ona döndü.
"Sonunda şu çocuğun çenesinin düşük olduğunu fark eden biri daha çıktı. Doğru cidden hocam. Bize de yıllarca sadece sesiyle değil, varlığıyla da rahatsızlık verdi."
Lee Know'un yanındaki ve önünde oturan 2 arkadaşı da ona katılarak güldüklerinde yanımdaki kişi sırasının üzerindeki ellerini yumruk yaptı.
Giderek gerilen bir ortam hissediyorum. Galiba Lee Know ve bu çocuk hiç iyi anlaşamıyor. Birbirlerine garezleri varmış gibi bakıyorlar.
"Çocuklar, sorunlarınızı dersten sonra hâlledin. Hyunjin, sen de arkadaşına saygı göster lütfen."
"O benim arkadaşım falan değil."
Teneffüs zili çaldı. Öğretmenimiz de bu çocuğa 'senden adam olmaz' der gibi baktıktan sonra kitaplarını toplayarak konuştu.
"Yazdığım soruyu yarınki dersimize kadar çözmüş olun. Şıklarını yazamadım. Ama cevabı bulabileceğinizi umuyorum. İyi dersler."
Topladığı kitaplarıyla beraber sınıfın ön kapısından çıktı. Onun çıkmasıyla da öğrencilerin büyük bir çoğunluğu ayaklanarak sınıftan ayrıldılar.
İsminin Hyunjin olduğunu öğretmenden öğrendiğim bu çocuğun yanından kalkarak Lee Know'un yanına doğru ilerledim. Benim ona doğru ilerlediğimi görünce trip atarmış gibi pencereye dönerek dışarıyı izlemeye başladı.
Acaba beni gerçekten beklemiş olabilir miydi?
Yanında oturan arkadaşının sırasının üzerine ellerimi koyarak, "Yaralı ceylan," diyerek ona seslendim.
Gözlerini hâlâ bakmış olduğu pencereden çekmedi. Bana bakmadı. Ancak konuştu. Tek kelime dahi olsa konuştu.
"Bekledim," dedi sadece. Bu bana yetti de arttı bile.





