Gözlerim, döner dönmez anında onun endişe içerisinde bakan gözleriyle buluştu. Arada bir de sol gözünün altındaki bene kayıyordu. Ne kadar da güzel bir uyum içerisindeydi böyle? O ben... Onu farklı yaparken, çekiciliğine ayrı bir çekicilik katıyordu resmen.
"Madem Hyunjin geldi. Ben gideyim. Siz de rahat rahat konuşun."
Jeongin de garip. Yani Hyunjin konusunda. Ben en çok ondan nefret etmesini beklerken o, Hyunjin'e herkesten daha yakın davranıyor.
Sürekli beni onunla baş başa bırakıyor. Sanki... İkimizin arasının olmasını istermiş gibi.
Bu meseleyi en yakın zamanda Jeongin ile konuşmalıyım.
Yine baş başa kaldık. Jeongin gitti. Hyunjin gözlerimin içine bakmaya devam ederek benden bir cevap bekledi.
Ne diyebilirdim ki?
Ne cevap verebilirdim?
"İ-iyi olmaya çalışıyorum Hyunjin. Merak etme."
"Benim yüzümden mi?"
"Ne?"
"Yeon Soo... Benim yüzümden mi günlerdir Lee Know ile konuşmuyorsunuz? Benim yüzümden mi günlerdir birbirinizi görmezden geliyorsunuz? En önemlisi... Benim yüzümden mi bu hâldesin? Benim yüzümden mi ağlıyorsun? O gün senin yanında yattığım için mi?"
"Ha-hayır Hyunjin saçmalama. İnan bana seninle bir alakası yok. Minho ile aramızda geçen bir olay yüzünden bu hâldeyiz. Sen... Sadece biraz daha tetikledin o kadar. Ama sebebi sen değilsin. Sen olsan da olmasan da biz Minho ile yine bu hâlde olacaktık."
"O zaman o herifi dövmem için izin verir misin?"
"Yine mi benden izin istiyorsun?"
Düşünür gibi yaptı. Ardından;
"Evet, öyle oldu galiba." dedi ve gülümsedi. Ben de ufacık da olsa onun sayesinde tebessüm edebildim.
Biraz sessizce durduk öyle. İkimiz de konuşacak bir konu bulamadık. Sonra Hyunjin konuşmayı farklı bir yere çekmek amacıyla yeniden söz aldı.
"A... Şey... Bu arada montun hâlâ bende ama sen fark etmedin sanırım."
Montum mu? Ne montu? Hangi montum? Ah! Tabii ya! Hyunjin'in üzerine örttüğüm montum. Yemin ediyorum tamamen aklımdan çıkmış o.
Gözlerimi irileştirdim. Hyunjin'e bakmaya devam ettim.
"Ben onu tamamen unutmuştum."
"Unutmaya devam et o zaman. Söylemedim farz et."
"Ne?"
"Vermeye niyetim yoktu zaten. Ben seviyorum o montu."
Güldüm. Bu tam bir saçmalıktı.
Ben gülünce o da güldü. Çekik gözleri muhteşem bir oranla kısıldı. Ben yine de oldukça merak ederek dalga geçmek maksadıyla da;
"Neden? Neresini seviyorsun Allah aşkına?"diye sordum.
Gülümsemeye devam etti. Dolgun dudaklarının arasından dökülen kelimelerse oldukça ciddi gibiydi.
"Kokun var o montta. Senin kokun... Nasıl sevmem?"
Hyunjin... Kafamı karıştırıyorsun. Zaten şu an darmadağın olan kafamın içini daha da dağıtıyorsun.
Sustum. Herhangi bir şey söyleyemedim. Bu esnada kendisi bana bir adım daha yaklaşarak aramızdaki açığı kapattı.
Boyu benden bir tık daha uzundu.
Benim boyuma gelmek için üzerime doğru hafif eğildi. Yüzündeki muhteşem gülümsemesi sabitti.
"Hatırlarsan yeni oyuncağım,yeni hedefim sen olmuştun. Bunca zamandır hiçbir şey yapmadım. Sana da karışmadım. Ama bunca zaman sonra senden artık istemek yerine emir veriyorum Yeon Soo. Bad boy Hyunjin uzun bir aradan sonra yeniden senin karşında sahalara dönüyor."
Bu gülüsemesi yüzünde dururken tıpkı şirin bir bebek gibi. Nasıl olur da o bu hâldeyken biri onun bad boy olduğuna inanır? Benim de şu an inanasım gelmiyor açıkçası.
Ayrıca... Ne emri ya? Ne isteyecek benden? Pardon. Ne emir verecek bana?
Yine sustum ve kaşlarımı çatarak düşünceli bir şekilde ona bakmaya devam ettim. O da çok geçmeden emrini dile getirdi.
"Üzülmeyeksin Yeon Soo. Ağlamayacaksın."
Bu muydu yani? Ah,ben de bir şey sanmıştım. Resmen beni düşünüyor. Bu çocuk gerçekten nasıl bad boy olabilir? Dediğim gibi,benim bile inanasım gelmiyor.
Ama şimdi o ağlamayacaksın, üzülmeyeceksin dedi ya? Sanki ona inat gözlerimde yaşlar doluyor. Lee Know yine aklıma nüfuz ediyor. Onun burada olması gerektiği yerde yine yok! Ve yine yanımda hiç beklemediğim Hyunjin var!
Gözlerime dolan göz yaşlarını akıtmamak için direniyordum.
Hyunjin bu hâlimi görünce biraz daha eğildi.
"Eğer ağlarsan..."dedi ve sustu. Cümlesinin devamını ise kulağıma fısıldayarak getirdi.
"Seni öperim Yeon Soo."
Bir an telaş yaptım. Gözlerimdeki yaşların akmaması için Hyunjin'den biraz uzaklaşarak hızla ellerimle yüzüme yelpaze yapmaya başladım.
Bu hareketim onu keyiflendirmişti.
Sesli bir şekilde güldü. O gülerken ben hâlâ akmak için direnen göz yaşlarımla mücadele ediyordum.
"Hadi ağla,ağla. Lütfen ağla. Lütfen ağla. Ağla Yeon Soo. Hadisene,ağla."
Ellerini birbirine çırparak o kadar heyecanlı ve keyifli bir şekilde söylüyordu ki, ona inat ben de tebessüm ettim.
"Az önce ağlamayacaksın diye emir veren bad boyumuz nereye gitti?"
"O az önceydi. Şimdi ağla,hadi ağla. Hadi Yeon Soo,direnme güzelim. Öpücüğümden kurtulamayacaksın. Ağla."
Güldüm ve burnumu çekerken;
"Ağlamayacağım."dedim.
"Ağlamayacağım tamam mı? Hiç boş yere ümitlenme."
Ardından ona çocukça dil çıkardım. Sinirlerim giderek bozulmuş olmalı ki kendimden geçmiş bir şekilde bu saçma hareketleri sergiliyorum. Yoksa başka bir açıklaması olamaz.
Bir dakika!
O da bana dil çıkardı!
Bu sahneyi görünce gülümsememi bastırmama engel olamadım.
O esnada gözlerim Hyunjin'in arkasından gelen kişilere takıldı. Onları görünce yüzüm istem dışı soldu. Bir anda bendeki bu değişimi fark eden Hyunjin de arkasına döndü ve benim baktığım yere baktı.
Moon Dok Soo ve çetesi. Onlar geliyordu. Ah,inanmıyorum! Üzerlerindeki üniformalar... Bizimkilerin basketbol turnuvasında şu an karşılaştıkları okulun üniforması!
Denk gele gele bunlara mı geldik yani?
Sırıtarak en önde Moon Dok Soo ve yanında bir zamanlar kendisiyle beraber sakatladığım 2 arkadaşı karşımıza geçtiler.
Gözlerimi devirdim. Hyunjin de öyle. O da bir göz devirişin ardından ciddileşti ve kollarını birbirine bağlayarak önümde durdu. Dok Soo'ya ters ters bakmakla meşguldü.
Dok Soo ise Hyunjin'i resmen görmeyerek bir bana baktı bir de uzağımızda kalan sahanın içine. Şaşkın gibi görünüyordu.
"Sen..."dedi. "Uzun zamandır patronun didik didik aradığı Yeon Soo musun yoksa?"
Kaşlarım istemsizce çatıldı. Patron mu?
Duygularıma tercüman olan Hyunjin oldu. Buz gibi bir ses tonuyla, oldukça sert bir şekilde sorusunu sordu.
"Ne saçmalıyorsun sen?! Açık konuş da hepimiz anlayalım!"
Dok Soo sırıttı.
"Vay beee!"dedi. Sonra yanındaki arkadaşlarına bakarak sözlerine devam etti.
"Tesadüfe bakın beyler. Bu kız patronun didik didik aradığı kız. Hani bize fotoğraf göstermişti de biz fotoğrafı elimize alır almaz bir yerden hatırlıyor gibi olmuştuk ya? Bu kız işte. Bakın! Ahh,cidden! Patronun didik didik aradığı iki kişi de meğersem aynı okulda,aynı ortamdaymış. Bir taşta iki kuş. Patron buna çok sevinecek."
Patronun didik didik aradığı 2 kişi mi?
Patronun kim olduğunu anlamak zor değildi. Peşimde sadece tek bir kişi vardı. Dok Soo da patron diye hitap ettiğine göre ona çalışıyor olmalı.
Peki ya diğer kişi? O kim?
Yoksa... Yoksa sahanın içinde sürekli baktıkları Lee Know mu?!
İyi ama ne alaka?
Neler oluyor?
Lee Know... Benden sakladığın ve bir türlü anlatmak istemediğin sırrın ne?
O adam seni neden arıyor?
...
Evet gençler. Sizce Lee Know'un sırrı ne?😏
Lee Know neden böyle davranıyor?
Hyunjin ile Lee Know'un arasındaki mesele ne? Ya da Stray Kids'in gruplar hâlinde dağılmasındaki neden?
Olayların hepsi birbirine bağlı. Bakalım,çözebilecek misiniz?😎




