Aklımı daha da kurcalayan bu düşünceler sebebiyle Hyunjun'in arkasından çıktım ve yüzüme soğuk maskemi takarak ciddi bir şekilde konuştum.
"Bir dakika,bir dakika! Sen ne dedin az önce? İki kişi derken? Patronun olacak adi herifin aradığı diğer kişi Lee Know mu?"
Sorum üzerine Dok Soo yüzünü buruşturdu. Bana... Bana acıyormuş gibi bakıyordu.
Gözlerim üzerinde onun verdiği tepkileri izlerken bir süre sonra;
"Yazık."diyerek söze girdi.
"Hiçbir şey bilmiyor. Lee Know sana hiç mi bir şey anlatmadı gerçekten?"
Anlamıyorum! Anlamıyorum! Anlamıyorum!
Çıldıracak gibiyim,yeter artık!
İçimde yükselen siniri daha fazla tutamayarak Dok Soo'ya bağırdım.
"Ne demek istiyorsun?! Daha açık konuş! O patronun olacak adam Lee Know'u neden arasın ki?!"
Bana biraz daha yaklaştı. Sessiz bir şekilde de diğer sorusunu yöneltti.
"Neden bunu öğrenmek için patrona gitmiyorsun?"
Benden önce Hyunjin bağırarak araya girdi. Beni yine kendisine doğru çekerek Dok Soo'dan uzaklaştırdı.
"Yah! Dok Soo defol git buradan! Ne saçmaladığını bilmiyorum. Açıkçası merak da ediyorum ama gidişatı beğenmedim. Sonunu bekleyemeceğim."
Hyunjin'in tepkisi üzerine ellerini teslim olurmuş gibi havaya kaldırarak sırıtmaya devam etti. Yanındaki arkadaşları da gülüyor ve daha çok sinirlerimi bozuyorlardı.
"Peki,şimdilik gidiyorum. Patronun yanına. Bu güzel haberi duyunca oldukça sevinecektir. Ah,bu arada sen de..."diyip işaret parmağıyla beni gösterdi. Ardından sözlerine kaldığı yerden devam etti.
"...Öğreneceğin gerçeklerin karşısında hazırlıklı ol. Aksi takdirde... Öğrendiklerinin yükünü kaldıramayacağından hiçbir şeyden emin olmadığım kadar eminim."
📚
"Sence o ne demek istedi Hyunjin?"
"Bilmiyorum Yeon Soo. Moon Dok Soo işte,saçmalıyor diyecektim ama nedense anlattıkları bana bile ciddi geldi. "
Sesli bir şekilde derin bir nefes verdim.
Şu an Hyunjin ile birlikte dans odasındayız. Yerdeki renkli pufların ikisinin üzerine karşılıklı olarak oturmuş ve sohbet ediyorduk.
Hyunjin daha iyi olursun diyerek beni buraya getirdi. İyi ki de öyle yaptı. Aradan geçen yarım saat boyunca burada kendimi biraz daha huzurlu hissettim. Kafam biraz daha dinlendi.
Ben dizlerimi kendime doğru çekmiş,başımı da çektiğim dizlerimin üzerine koymuştum. Hyunjin de aynı şekilde. Dizlerimizin üzerine yatırdığımız başlarımızla birbirimize,daha doğrusu gözlerimizin içine anlamsızca bakıyorduk.
Bir süre sonra Hyunjin gülümsedi. Onun gülümsemesini görünce yemin ederim yine gülümseme isteğiyle dolup taştım.
Başını, yasladığı dizinden kaldırdı ve ayağa kalktı. Tam karşıma tek dizini kırarak çömeldi. Gülümsemesi daha çok yayılmıştı yüzüne.
Ben de durum böyle olunca başımı dizimden kaldırıp ona baktım.
Sağ elini tutmamı istermişçesine uzattı.
Bana uzattığı ele bakarken de elini uzatmasının arkasındaki sebebi açıklayarak teklifini sundu.
"Hadi,gel. Moralini yerine getirmek için dans edelim. Birlikte. Hem de... Hangi şarkıyı istersen. Ne olduğu fark etmez. Hadi..."
O kadar güzel bakıyordu ki gözlerime, reddedemedim. Ben de tebessüm etmeye çalışarak söz aldım.
"Hangi şarkı olursa olsun kabul mü?"
"Kabul. Ahhh! Lanet olsun kabul. Hem bu durum ikimizin arasında kalıyor nasıl olsa? Kalmıyorsa da ne olacağını biliyorsun zaten değil mi?"
Gülümsemeye devam ettim. Sorusunun cevabını son günlerde o kadar çok yineliyordu ki unutmamak elde değildi.
"Biliyorum."dedim. O da gülümsemesine devam etti. Gözlerim yine arada bir gözünün altında bulunan muhteşem bene gidiyor,onun yüzünü keşfe çıkmaya başlıyordum.
"Öyle mi? Ne yaparım ben?"diye sordu.
Bekletmeden cevap verdim.
"Beni öpersin."
"Bravo. Çabuk kavramışsın. Zeki olduğun belliydi zaten. Ama... Eğer ağladığını görürsem öptüğüm yer başka yer olur ona göre."
Sözleri karşısında oldukça utandım. Nereyi kast ettiği belliydi. Eski Yeon Soo'yu yeniden ortaya çıkardı beyefendi. Ona irileştirdiğim gözlerimle bakarken;
"Yah!"diye bağırıp omzuna yumruk geçirdim. Ardından çok da sert olmayan şekilde içimdeki siniri de atabilmek maksadıyla vurmaya devam ettim.
Vuruyordum.
Ama buna tezat o, ben her vurduğumda gülüşünü artırıyordu. Gören; onu dövmüyorum, seviyorum sanır. Şu an resmen kahkahalara boğulmuş şekilde gülüyor ya!
"Ah! Tamam tamam,dur! Yah! Yeon Soo dur,tamam. Dur,ah!"
O esnada tek dizinin üzerinde duran Hyunjin dengesini kaybetti. Arkaya doğru düşerken sağolsun,beni de kolumdan yakalayarak kendisine doğru çekti.
Ağzımdan ufak çaplı bir çığlık çıktı.
Çünkü böyle bir hamle beklemiyordum.
Hyunjin'in sırtı yere,başı da az önce kalktığı renkli pufa gelirken; ben onun üzerine yığıldım.
Başım bir anlığına onun göğsüne düştü. Ancak kendime gelir gelmez başımı kaldırarak yüzüne sinirle baktım. Göğsüne de bir tane geçirerek bağırdım.
"Yah! Madem düşüyorsun beni ne diye kendine çekiyorsun?!"
"Anca beraber kanca beraber Yeon Soo-sshi."
Omo!(Aman Allah'ım!)
Hyunjin bana Yeon Soo-sshi mi dedi? İnanmıyorum! Bu çocuk kesinlikle benim tanıdığım Hyunjin olamaz. Kesinlikle!
Ağzımdan şaşkınlıkla dökülen kelimelere engel olamadım.
"Yeon Soo-sshi mi? Hyunjin... Sen iyi misin?"
"Daha önce hiç bu kadar iyi olduğumu hatırlamıyorum."
Burnumu kırıştırdım ve üzerinden kalktım. Olduğum yere bağdaş kurdum. Hyunjin de doğruldu ve o da aynı şekilde olduğu yere bağdaş kurup derin bir nefes verdi.







