Jeongin ile beraber dışarıdaki basketbol sahasının çevresinde, ağaçların altında kalan tahta tribünlerin üzerinde oturmuş; okullar arasında yapılan basketbol maçını seyrediyorduk.
Gözlerim yanıyordu.
Kalbim sanki yarılıyormuş gibi kıpırdanıyordu içimde.
Minho'yu görmek tetikliyordu içimde kopan sessiz fırtınayı. Aslında... Dışımda sessiz. İçimde o kadar uğultulu kopuyor ki, bir tek ben o uğultuyu işitiyor ve sağır oluyorum. O fırtınanın soğuğu bir tek benim gözlerimi sulandırıp bir tek beni üşütüyor.
Lee Know'un sıcacık kollarına ihtiyacım olduğunu hissediyorum. İçimdeki fırtınanın soğuğunu bir tek onun o sıcacık kanatları altına girersem dindirebileceğimi düşünüyorum. Ama... Ama olmuyor.
Onu gördükçe gözlerime görüş alanımı bulanıklaştıran bir perde iniyor.
Kalbim... Çok acıyor.
Boğazımdaki koca yumru da çok acıtıyor. Yutkunmakta dahi zorlanıyorum.
Birkaç gündür Lee Know tek bir kelime etmedi. Beni gördüğü yerde kaçtı. Sustu,gözlerini devirdi,buz gibi baktı. Ben de ondan farksız davranmaya çalıştım. Ama ne kadar becerikli olduğum meçhul.
Onun gibi,onun kadar olamadım. Şimdiki gibi bir hâle büründüm her karşıma çıktığında.
Neden?
Neden bana bunu yapıyordu?
Yemin ederim anlayamıyorum.
Evet,Hyunjin'i o şekilde yanımda görmesi kendisini sinirlendirmiş olabilir. Ama bu... Bana karşı olan hatasını da affettirmez. Yani... En çok ihtiyacım olduğu zaman,en çok yanımda istediğim adam; kendisi yanımda değildi.
Çok kırıldım.
Bir de bunun üzerine birkaç gündür bu şekildeyiz.
Şimdi turnuvada o da oynuyor. Onu izliyorum.
Bir zamanlar büyük bir heyecan içerisinde ona maç zamanı geldiğinde delicesine tezahürat yapacağımı söyleyen ben, ruhunu ve bedenini öldürmüş şekilde sadece izliyorum.
Dönüp bakmıyor bile.
Ama gözümden de kaçmıyor. Sürekli ufak tefek hatalar yaparak elindeki topu karşı tarafa kaptırıyor.
Acaba bir ihtimal... Onun da kafası dalgın olduğu için kendisini maça veremiyor olabilir mi? Acaba o da beni düşünüyor mudur? Sonuçta erkekler duygularını belli etmeyi sevmez. O da duygularını belli ettirmemek için yüzüne sahte bir maske takmış olabilir mi?
Kimi kandırıyorum ben? Resmen kendimi bu tür düşüncelerle kandırıp oyalıyorum. Belki bir umut böyledir diyorum ama...
Kelimelerim tükeniyor.
Konuşmuyorum. Boğazımdaki düğüm konuşturmuyor ama beynimde dönüp duran ve engel olamadığım düşünceler beni resmen öldürüyor.
"Yeon Soo... Lütfen yapma böyle."
Jeongin'i de kendi derdimle üzüyordum. O da uzun zamandır beklediği bu maçı heyecanla izlemek yerine beni teselli etmeye çalışıyor.
Dolan gözlerimdeki yaşları göndermek için başımı geriye yatırdım ve gitmelerini bekledim.
Gitmediler.
Ben de gözlerimi yumdum ve ellerimin tersiyle gözlerimden akıp yanaklarıma süzülen damlaları silerek bana üzgünce bakan Jeongin'e döndüm.
Dudaklarımın titremesine rağmen güçlükle;
"Görmüyor musun Jeongin?"diye sorabildim.
Sesim de titriyordu.
"Görüyorum. Ama tek kendini yıpratan tarafın sen olduğunu da görüyorum. Dayanamıyorum Yeon Soo. Anladın mı?! Dayanamıyorum!"
Bir anda bana bağırınca neye uğradığımı şaşırdım. Çevremizdekiler ve sahadaki oyuncular da öyle. Hatta... Minho bile. Döndü ve bize baktı. Ancak onunla olan göz temasımı Jeongin bozdu. Sinirle beni kolumdan tuttuğu gibi kaldırdı ve peşinden sürüklemeye başladı.
"Ne oluyor? Jeongin..."
Ses vermiyor,susuyor ve sadece beni götürüyordu. Ben de susmaya devam ettim ve ona ayak uydurdum. Herkesten uzak bir köşeye,yine bahçenin bir bölümüne geçtikten sonra elleriyle yüzümü avuçladı.
"Sen benim en iyi ve ilk arkadaşımsın. Ailemden sonra hayatımda bir tek sen varsın. Benim için çok değerlisin Yeon Soo. Üzülmeni istemiyorum ve üzülmemen için elimden geleni yapacağım. Minho neden böyle davranıyor ben de bilmiyorum. Hah! Hem suçlu,hem de güçlü. Ama hata sende değil. Lütfen kendini suçlama."
"Jeongin..."dedim ama devamı gelmedi. Ağzımdan kaçan hıçkırık tüm kelimeleri düğümledi. Hemen ona sarıldım. Başımı göğsüne gömerek göz yaşlarımı serbest bıraktım.
Jeongin de kollarını bana sararak beni daha çok kendisine çekti. Sımsıkı sarılarak tek eliyle saçımı okşamaya ve beni sakinleştirmeye çalıştı.
Buraya beni neden getirdiğini anlamıştım.
Normalde insanlar arasında ağlayarak kendimi zayıf göstermeyi sevmiyorum. Bu yüzden ağlamamak için kendimi sıkarım. Jeongin... Benim rahat rahat ağlayıp içimdeki zehri dışarı akıtmamda yardımcı olmak için buraya getirmişti.
Beni anlıyor,beni tanıyordu.
Birkaç gün öncesinde ise Jeongin beni uyuturken kapım tıklatılmış. İçeri Hyunjin girmiş. Ben uyumuşum. Nasıl olduğumu çok merak ettiği için gelen Hyunjin'i Jeongin içeri almış. Jeongin işte... Hyunjin'in yanımda kalmasını isteyerek odadan çıkmış. Hyunjin de yanımda kalmış.
Jeongin'in anlattığına göre durum böyle.
"Yeon Soo! Ne oldu? İyi misin?!"
Duyduğum bir başka ses ile başımı Jeongin'in göğsünden kaldırdım ve hızla gözlerimdeki göz yaşlarını silmeye başladım.
Akmaya başlayan burnumu çekerek kendimi toparlamaya çalıştım.
Ancak Hyunjin hızla beni kolumdan tutup kendisine çevirince olduğum gibi kalakaldım.
Bu hâlde... Onun karşısında...



