Yanağımda olan elleri beni iyice gererken okşadığı yer cayır cayır yanıyordu.
Tüm vücuduma yayılan bu hoş ürperti de neyin nesiydi? Allah'ım... Kafayı yiyorum galiba.
Hyunjin bu esnada yanağımda olan elini saçlarıma attı ve bu sefer de saçlarımı okşamaya başladı.
Burnum kokusunu buram buram solurken ciğerlerim âdeta bayram ediyordu.
Hatta burun deliklerimden teki tıkanık olduğu ve ben o kokuyu zar zor alabildiğim için bir yandan içimden lanetler savuruyor, bir yandan da yine de her hâlükârda soluyabildiğim için şükrediyordum.
Tüm dengelerim bozulmuştu.
Az önce sadece beynim error vermişti. Ancak şimdi... Hem kalbim, hem vücudum. Ahh! Hyunjin...
Çocuk resmen son atışı da yaptı.
Ve ben o son atışta daha fazla dayanamadım.
Ne mi oldu?
Hyunjin saçlarımı okşarken bir an durdu.
Yatakta çok hafif bir eğim hissettim.
Bu esnada nefesinin yüzüme çarpmasıyla üzerime eğildiğini anlamış, alnıma kondurduğu uzun öpücüğüyle de resmen erimiştim.
Yine koklaya koklaya,uzunca öptü alnımı. Sonra geri çekildi ve yeniden eli saçlarımı okşamaya devam etti.
"Resmen doyamıyorum. Her şeyini özlüyorum. Seni tekrar tekrar öpmek, her zaman kokunu solumak istiyorum Yeon Soo. Yüzünü bir saniye dahi görmesem özlüyorum. Ne yapacağım ben? Ne yapmam gerekiyor? Huh? Ne yapacağım?"
Ardından yeniden yükseldi ve alnıma koklaya koklaya,bir uzun öpücük daha kondurdu.
Daha sonra yanağım... Bu dolgun dudakların uzun baskısını bir kere de yanağımda hissettim. Yine kokluyordu.
Buna daha fazla dayanamadım.
Gözlerim istemsizce açıldı.
Hyunjin yanağımı öpüp geri çekilirken gözlerim hâlâ açıktı.
Sonunda beni gördü ve gözleri şaşkınlıkla açıldı. Bu sefer de o... Öylece donakaldı. Gözlerimin içine bakarak...
"Yeon Soo sen... Sen..."
Hemen araya girip cevap gererek sözünü tamamladım.
"Uyanıktım, Hyunjin."
"Ne?! A... Şey... Ne... Ne zaman.... Ne zamandan beri?"
Utanmıştı.
Gerçekten bu hâliyle oldukça şirindi. Sevimli bir bebek gördüğümüz zaman yapmak istediklerimizi yapmak istiyorum şu an.
Ama duruşumu bozmadım. Düz bir şekilde ona cevap verdim.
"Sen uyandığın andan beri. Hatta daha önce."
"Cidden mi? O zaman..."
"Evet,her şeyi duydum."
Sustu. Yutkundu. Hatta sesli bir şekilde.
Tebessüm etmekten kendimi alıkoyamadım.
Normalde olsa yatağımda bir yabancının uzanıyor olmasına aşırı tepki gösterir,onu haşat ederdim.
Ama şu an neden bu kadar uysalım ve neden Hyunjin'e müsaade ediyorum bilmiyorum.
Yatak tek kişilik. Zaten küçük. Hyunjin yanımda,duvar ile benim aramda. Dibimde yahu dibimde!
Tebessüm etti.
Ben de zaten ona ediyordum. Ama onun bu seferki tebessümü biraz daha gülümsemeye doğru giden bir tebessümdü.
Bir anda bu tebessümünün nedenini yine aynı şekilde tebessüm edip gözlerimin derinine dalarak dillendirdi.
"Sen bana müsaade ettin. Yanında olduğum,yanında uyuduğum için bana kızmak yerine susmayı tercih ettin. Üstelik uyanık olduğun hâlde uyuyor gibi yaparak onca şey söyleyip,seni öpmeme de karşı çıkmadın. Yeon Soo... Ümitlenebilir miyim?"
"Ne zamandır bir şey yapmak için benden müsaade alıyorsun?"
Daha güzel güldü. Bu sefer gerçekten gülüyordu. Üstelik gülmek de esnemek gibi bulaşıcı olmalıydı.
Neye güldüğümü bilmesem de ben dahi ona eşlik ederek gülmeye başladım.
Bu esnada bir anda hiddetle odamın kapısı açıldı.
Hyunjin de ben de aniden açılan kapıyla yattığımız yerden o tarafa döndük.
Lee Know...
Gözleri ateş saçarak bir bana bir de Hyunjin'e bakıyordu.







