Hani şey olur ya...?
Bazen çok uyursunuz ve uykunuzu açan şey en başta belinizdeki ve vücudunuzdaki ağrılar olur. Sonra bu ağrıları hissedince uykunuzu da bölmemek için yatakta döner ve başka bir pozisyon alarak uykunuza devam etmeye çalışırsınız.
İşte bende de tam olarak şu an aynı şey oldu. Ben sol tarafımın üzerine yatıyordum. Bu ağrıları hissedince gözlerimi açmadan sadece diğer tarafıma döndüm. Yani duvara bakan sağ tarafımın üzerine.
Ancak döner dönmez elim bir bedene çarptı.
Gözlerimi açmak istemiyordum. Zaten açamayacak kadar da yorgundum. Üstelik elimin çarptığı bu kişinin de kim olduğu belliydi.
Jeongin...
Beni uyuttuktan bir süre sonra uyukalıp yanıma düşmüş ya da uykusu gelince yanıma uzanmış olmalıydı.
Ona biraz daha yaklaşarak uykuma kaldığım yerden devam etmeye çalıştım.
Ancak... Bir dakika!
Bu koku...
Bu kokuyu daha önce de aldım ben!
Kokuyu alır almaz ne olacağını umursamayarak büyük bir şaşkınlıkla gözlerimi açtım.
Sabah olduğu için aydınlanan oda bir süre gözlerimi kamaştırdığı için gözlerimi kısarak bakmaya çalıştım.
Gözlerimi kısarak da olsa baktığımda bu kişinin gerçekten tanıdığım kokunun sahibi olduğunu görünce neye uğradığımı şaşırdım.
Öylece donakaldım.
Hiçbir tepki veremedim.
Onu sonunda irileştirebildiğim gözlerimle şaşkın bir şekilde incelemeye başladım.
Tıpkı bir bebek gibiydi.
Yüzü benden şüphesiz daha pürüzsüz ve bebeksiydi. Hele de şimdi uyurken... Tıpkı masum bir bebeği anımsatıyordu.
Kıvrılmıştı.
Cenin pozisyonunda duruyordu.
Ellerini birleştirmiş ve bacaklarının arasına koymuştu.
Üzeri açık olduğu için üşümüş olmalıydı.
Dolgun dudakları... Aralıktı. Ağzından nefes alıp veriyor gibiydi.
İyi ama... Onun burada ne işi var? En son burada Jeongin vardı. Ama o... O nerede?
Peki ya şimdi? Ben ne yapmalıyım? Onu bu kadar güzel uyurken uyandırıp göndermeli miyim?
Öylece düşüne durup karşımdaki masum bebeği izlemeye devam ederken onun kıpraşmaya başlamasıyla elim ayağıma dolandı.
Tabii elim ayağıma dolandı derken hemen hareketli şeyler yaptım gibisinden algılamayın. Beynim dolandı diyelim. Düşüncelerim o saniyelerde error verdi.
Benim onu incelediğimi görürse yaşayacağım utancı düşünerek refleks ile sadece gözlerimi yumdum. Hareket etmedim.
Bu esnada o sesli bir nefes alıp vererek hareket etmeye devam etti.
Birkaç saniye sonra hareket kesildi.
Ama varlığını hissedebiliyordum. Hem de hemen dibimde.
Büyük bir sessizlik hüküm sürüyordu. Benim kalbim ise heyecandan resmen titriyor ve tüm bedenime bir karıncalanma hissi gönderiyordu.
İkimizin de nefes alıp verişlerinden başka ses yoktu. -Tabii kalbimin sesini de saymazsak. Umarım o bunu duymuyordur.-
-Derken bir tebessüm sesi işittim. Bu sesin ardından da Hyunjin'in fısıldayarak söylediği sözleri...
" Lee Yeon Soo... Keşke her sabah bu şekilde; senin melek yüzünü görerek, eşi benzeri olmayan kokunu soluyarak uyanabilsem."
Sözleri ile kalbimdeki heyecan tavan yapmaya başlamışken Hyunjin bu sefer de derin bir soluk çekti içine.
O... Benim kokumu soluyordu.
"Saatlerce bu şekilde durabilir ve seni izleyebilirim."
Bir süre sustu.
Hemen ardından bir elini yanağıma attı ve baş parmağı ile hafif hafif yanağımda gelgitler yaparak yeniden söze girdi.
"Keşke... Keşke sana güzellikle erişebileceğim bir yol olsaydı. Ben... O yolu bulamadım. Ama senden de vazgeçemedim Yeon Soo. Vazgeçmeyeceğim de. Bana ilk defa bu güzel duyguları tattıran kişiye karşı sahte duygular besliyor olamam. Hatta... Hayatımda ilk defa tek bir şeyden bu kadar eminim. Ben sana âşığım. Seni gerçekten çok seviyorum. Zorla da olsa... Sadece seni istiyorum. Bir tek seni."




