Aradan yaklaşık 2 ya da 3 saat geçti. Hâlâ gece vaktiydi. Ağlamam biraz daha dinse de iç çekişlerim hâlâ varlığını belli ediyordu. Geçmiş değillerdi.
Yurt odamdayım. Ama yalnız kalmak istemediğim için Jeongin'i de yanımda istemiş ve onun da kızların yurduna girmesine izin verdirtmiştim. Daha doğrusu benim o hâlimi görünce hayır diyemediler.
Başımda yurttan herhangi bir kızın ve hatta kızların yanımda olacaklarını söyleseler de kabul etmedim. Bu durumu anlayışla karşıladılar.
Zaten odamda tek kişi kaldığım için de Jeongin'e müsaade ettiler.
Şu an hâlâ başımda.
Ben yatağımda uzanıyor ve gözlerim açık bir şekilde gece lambasının aydınlattığı odayı inceliyor, her bir köşesini sanki ilk defa görüyormuş gibi izliyordum.
Jeongin ise yatağımın ucuna oturmuş saçlarımla oynuyor,okşuyordu. Biliyordu çünkü böyle sakinleşip mayıştığımı.
"Uyumadın mı hâlâ?"
Uzun bir sessizliğin ardından bana soru yönelten arkadaşıma baktım. O da bana bakıyordu.
Uyumadığımı anlayınca hafif bir tebessüm etti ve yeniden sustu.
Geldiğimizden beri gerçekten tek kelime dahi etmeyerek beni kendi hâlime bırakmış, 'ağlama' demeyerek bana engel olmamış ve içimi dökebilmemde acayip yardımcı olmuştu.
Yine de ben sessizliği bozmak adına kendimi toparlamaya çalışarak aklıma takılanları ona sormaya başladım.
"Bizi duydunuz mu Jeongin? Nasıl oldu da herkes bir anda ayaklandı?"
Yine sırıttı. Bu sırıtışta biraz... Nasıl desem... Bu bakışı artık klişe olan 'yaramazlık yapan çocuğun annesine attığı masum bakış' kelimeleriyle anlatabilirim sanırım.
"A... Şey... Aslında ben yurt odama gidip dinlenmek yerine şey yaptım."
"Ney?"
"Şey işte."
"Ney?"
"Ahh! Şey... Sizi merak ettiğim için yurda girdim ancak odama çıkmayarak içeriden sizi izledim. Hyunjin'in seni alnından öpüşünü ve senin şapşik hâllerini gülerek izliyordum. Göreceğim kadarını gördüğümü düşünüp gidecektim ki o adamları görünce öylece donakaldım. Yüzlerini daha önce görmesem de peşindeki adamlar olduğunu anlamamak imkânsızdı. Hemen koştum ve Stray Kids'i uyandırdım. Odalarına dalıp hepsini uykusundan uyandırdım ve telaş içerisinde, hızlıca durumu anlattım. O karışıklıkta diğer çocuklar falan da işitince böyle bir şey oldu."
Aslında aklıma takılan asıl mesele bu değildi.
Beynimi kemirip duran asıl düşünceyle ne yapacağımı bilemeyerek hâlâ gözleri gözlerimde olan arkadaşıma bakmaya devam ettim.
"Sor hadi,sor. Bekliyorum."
Beni iyi tanıyordu. Soru sormak istediğimi çoktan anlamıştı.
Ben de uzatmadım ve kırık olan sesimle;
"Lee Know..."dedim.
"Lee Know da orada mıydı Jeongin? Onu da uyandırıp durumu anlattın mı?"
Gülen yüzü bir anda soldu.
Yine yüzündeki ifadeye bakacak olursam,bu soruyu da soracağımı tahmin etmiş gibi bakıyordu bana.
Burnundan derin bir nefes alıp yavaş yavaş seslice geri verdi.
"Evet. O da vardı. O da uyandı."
"Ama neden? Neden...? Jeongin-"
"Yeon Soo. Şimdi düşünmesen bu meseleyi. Uyuman gerekiyor."
"Nasıl uyuyabilirim ki? Herkes aşağıdaydı Jeongin. Herkes! Ama en çok ihtiyacım olan kişi orada,yanımda değildi. Üstelik... Bu durumdan haberi vardı,duymuştu diyorsun! Neden gelmedi yanıma?!Neden o sırada yanımda değildi?! Neden şu an burada değil?! Lanet olsun,bir kere aramadı bile! Ben-"
"Yeon Soo,cidden! Bunu yarın onunla konuşursunuz. Ama toparlanman lazım,lütfen. Lütfen artık uyu."
"Konuşur muyuz? Onunla mı? Hiç zannetmiyorum."
"İnsanları bayıltan nokta ensedeydi değil mi?"
"Ne?"
"İnsanları bayıltan nokta diyorum. Ensedeydi değil mi,diyorum."
"Yah! Jeongin cidden-"
"İlla seni uyutmak için bayıltmak mı gerekiyor Yeon Soo? Az daha çene yapar ve uyumazsan yemin ederim ensene geçirir,seni bayıltırım. Cidden yaparım,ona göre."
Yapardı.
Biliyorum.
Bu yüzden ona dil çıkardım ve gözlerimi devirdim.
Karşılığı hemen geldi.
O da tıpkı benim gibi dil çıkardı.
Ama... Ama yine de saçlarımı okşamayı bir türlü bırakmadı.
Bir süre sonra yorgunluğun daha çok üzerime binmesi ve saçlarımın okşanmasının verdiği mayışma hissiyle dayanamayarak kendimi uykunun kollarına bıraktım.



